Günlük arşivler: Kasım 6, 2012

Flaş!.. Flaş!.. Yargıda Ergenekon operasyonu!


İki yıldır takip ediliyorlardı

İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin gerçekleştirdiği operasyonlarda 25 şüpheli gözaltına alındı.

Gözaltına alınan kişilerin , rüşvet ve şantaj yöntemleriyle yargıyı etkilemeye çalıştıkları bu amaçla şebeke kurdukları ileri sürülüyor. Gözaltına alınanlar arasında 5 avukat ile 10 adliye görevlisi var. Operasyonlar kapsamında bazı ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda 5 tabanca ele geçirildi, bazı bilgisayarlar ile belgelere de el konuldu.

Polisin söz konusu organizasyonu Ergenekon operasyonları sırasında belirlediği, bunu ayrı bir soruşturmaya dönüştürerek hedefteki kişileri 2 yıldır takip ettiği öğrenildi.

İşte rakam rakam Ergenekon Davası! Akıldışı bilanço


3 bini aşkın şüpheli, 65’i tutuklu 287 sanık, 17 bin sayfayı aşan 19 iddianame, 120 milyon sayfa 5 terabayt dava dosyası, 150 yıllık ağır ceza yargılaması… İşte Ergenekon davasının sayısal bilançosu.

DÖKÜMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

Ergenekon tutsakları davanın bilançosunu çıkardı. (Bilançonun tamamını indirmek için lütfen tıklayın) Rakamlara dökülence dava dosyasının geldiği boyut daha da netleşti.

Silivri’de tutuklu yargılanan yurtseverlerin dava dosyasında yaptığı incelemeye göre, Ergenekon’da bugüne kadar 3 binin üzerinde şüpheli takibe alındı. 65’i tutuklu 287 kişi yargılandığı davada bugüne kadar 1.360 kişinin ifadesi alındı.

Toplamı 17 bin sayfayı aşan 19 ayrı iddianame birleştirildi. 6 ek dava ise birleştirme talebiyle sırada bekliyor.

5 terabayta ulaşan dava dosyası ekleri ise yaklaşık 120 milyon sayfaya tekabül ediyor.

Bugüne kadar 60 binden fazla telefon numarası dinlendi, 100 bini aşkın telefonsa izlemeye alındı.

19 ayrı dosyada toplam 600 duruşma görüldü. Türkiye’deki ağır ceza yargılamalarının ortalaması düşünüldüğünde bu rakam 150 yıllık bir yargılamaya denk geliyor.

6 yıldır devam eden yargılama boyunca tutukluğu devam eden yurtseverler aydın, yazar, gazeteci, siyasi parti liderleri arasında 3 de seçilmiş milletvekili bulunuyor.

Türkiye, "gizli tanık" uygulamasıyla da Ergenekon davasında tanıştı. 44 gizli tanık arasında PKK yöneticileri, itirafçılar, çocuk tecavüzcüleri, kadın satıcıları gibi suçlular da bulunuyor. Son olarak, eski PKK Yöneticisi Şemdin Sakık’ın da "Gizli Tanık Deniz" kod adıyla ifade verdiği ortaya çıktı.

ulusalkanal.com.tr

Ergenekon’da flaş gelişme; gizli tanık kimliğini açıkladı


VİDEO LİNK :

http://gundem.milliyet.com.tr/ergenekon-da-flas-gelisme-gizli-tanik-kimligini-acikladi/gundem/gundemdetay/06.11.2012/1622692/default.htm

Ergenekon Davası’nda Gizli Tanık Deniz kimliğini açıkladı: Şemdin Sakık

Ergenekon davasında dinlenen gizli tanık Deniz’in, Şemdin Sakık olduğu ortaya çıktı. Gizli tanığın açık kimliği ile ifade vermek istemesi üzerine bu durum anlaşıldı.

"DEVLET ATEŞKESİ BOZMAK İÇİN OPERASYON YAPIYORDU"

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Ergenekon Davası’nda Tanık olarak dinlenen Şemdin Sakık, Bingöl’de 1993 yılındaki 33 askerin öldürülmesine ilişkin, "33 asker şehit edildi, direkt üzerime atıldı. Olayı benim üzerime yığdılar. Devlet benim o dönemde Kulp kıraslında olduğumu biliyordu. Ruh halimi bile biliyordu. Benim hakkımda, istihbarat almış, ’Yeşil ile ilgisi var’ dediler. O dönem örgüt tek taraflı ateşkes ilan etmişti. Devlet de bu ateşkesi bozmak için her gün operasyon yapıyordu. Örgüt lideri, ’Herkes birbirini korumak için misilleme yapabilir’ diye talimat verdi. Öyle karakol basmak, büyük eylem yapmak imkanı yoktu. Kimlik sorma, yol kesme, mayın döşeme gibi eylemler yapıyorduk. Büyük silahlarımız yoktu. Küçük silahlarımız vardı. Askere yol kesme yapıldı. Götürelim mi , vuralım mı tartışması yapıldı. Güvenlik kuvvetleri olay yerine gidince 2’si öldürülüyor. Ayak üstü karar veriliyor. Kimi öldürülüyor kimini de yanlarında götürüyorlar. Bu olayın tetikçisi PKK’dır. Ancak örgüt liderinin eylem yapın talimatına karşın bu askerler tedbirsiz yola çıkarılmıştır. Neden tedbir alınmadı. Bu planlanmış birşeydir. Ben bu olayda insani olarak sorumluluk kabul ediyorum. Hergün telsizleri dinleyen, nerede ne kadar kişi olduğumuzu bilen, 200 kişi olduğumuzu bilen güvenlik güçleri, bu taburu çıkarırıken, eylem yapılacağını bildiği halde neden tedbir almadılar" diye konuştu.

"DEVLETİN EN KİLİT NOKTALARINDAKİ İNSANLAR GÖTÜRÜLDÜ"

Sakık, bu sürecin bir planlama olduğunu ifade ederek, "Öncesinde Özal, onun öncesinde Cem Ersever, onun öncesinde Eşref Bitlis gitmiştir. Kilit noktaları tutanlar tasfiye edildi. Güçlü bir savaş için bu bahaneyi yaratmaları gerekiyordu. Tek başına 33 asker olsaydı. Kazadır, derdik. Kana susamış timin işidir, derdik. Ama bu zincirin halkasıydı. Savaş talimatı da aynı yıla denk geldi. 1993’te gerçek anlamıyla 12 Eylül’den daha kanlı daha köklü, daha korkunç bir darbe oldu. Sayı olarak, nitelik olarak da daha kanlıdır. Devletin en kilit noktalarındaki insanlar götürüldü" dedi.

"PİYON OLARAK KULLANILDIĞIM İÇİN UTANÇ DUYUYORUM"

Sakık, "2 yıl önce Kürt açılımı ortaya attılar. İnsanlar da umutlanmıştı. ABD, Zübeyir Aydar, Murat Karayılan, Rıza Altun bunları uyuşturucu kaçakçısı olarak listeye aldı. Bu da demek oluruyor ki siz hangi İskandinav ülkesine giterseniz gidin tutuklanacasınız. Siz silah bırakırsanız sizi yargılarım demektir bu. Onlar da mecburen silaha yeniden sarıldılar. Çünkü ABD’nin düşmanı olanın yaşayacak yeri yok. Kürtlerin bazı hakları vardı. Bu hakları saygı gösterilmelidir. Ama mücadelemiz sırasında bazı güçler tarafından piyon olarak kullanıldığım için utanç duyuyuorum" dedi.

"ÖRGÜTTEN 1. KOMUTAN OLARAK AYRILDIM"

Sakık, "18 yıl boyunca PKK’da kaldım. Hamal olarak girdiğim örgütten 1. Komutan olarak ayrıldım. Örgüt liderine en yakın olması gereken isimlerden birtanesiydim. Ancak benim Abdullah Öcalan ile bütün konuşmalarımı toplarsanız Yalçık Küçük’ün bir kere konuşması kadar olmaz. Zaman açısından söylüyorum. Bunun saklanacak bir yanı yoktur. Artık ’Gazece’ sıfatıyla görüştüm, ’ikna etmek’ için oraya gittim, ifadeleri kimseyi inandırmıyor" diye konuştu. Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, " Küçük ile Abdullah Öcalan biraya geldiklerine ne görüşüyorlardı" diye sordu. Şemdin Sakık "Görüşmeleri başbaşa ise bizleri yanlarına almazlardı. Tahminin baş başa iken Yalçın Küçük, Türkiye ve Avrupadaki gelişmeler hakkında Abdullah Öcalan’ı bilgilendiriyordu. Yalçın Küçük Avrupa’da örgüt faaliyetinin içindeydi. Öcalan’a istihbarat getiriyordu" dedi.

"YALÇIN KÜÇÜK ÖRGÜT İÇİN ALLAH’IN BİR LÜTFU"

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, Abdullah Öcalan’ı ziyaretinden sonra örgüt militanı sayısında patlama olduğunu söyleyen Sakık, Doğu Perinçek’in çekilmesinden sonra yerini Yalçın Küçük’ün doldurduğunu belirtti. Sakık, "Doğu Perinçek’in Abdullah Öcalan ile ilişkisi ne ise Yalçın Küçük’ün ilişkisi daha fazlaydı. Bize silahlı eğitim veriyordu. İkinci başkanımız mı, diye düşünüyorduk. ’Rüzgara tutunmuş adam’ başlıklı bir makale yazmıştı. Bu yazı, örgütün güçlendirilmesini ve savaşın kızışmasını isteyen bir yapıdaydı. Abdullah Öcalan bize Yalçın Küçük’ün Türkler için bir şans, örgüt için Allah’ın lütfu olduğunu söylerdi" dedi. O dönemde Abdullah Öcalan’ın silahlı mücadelenin bir çıkmaza girdiğini söylediğini belilrten Sakık, bu nedenle ayrı düştüklerini ve örgütten kaçtığını söyledi. Sakık, "Aslında 1993 yılında en büyük darbe oldu. Bu ülke bir değişime uğradı" dedi. Sakık, PKK’nın, silah olarak kullanıldığını belirterek, PKK’nın gerektiğinde Türklere, gerektiğinde ise devlet içindeki dinamiklere yöneltildiğini ifade etti.

GAFFAR OKKAN SUİKASTİ

Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ın suikastine ilişkin açıklamalarda da bulunan Sakık, "Ergenekon Davasıyla ne kadar ilgilidir bilmiyorum. Bu ölçüde faili meçhul olarak kalan, gizlenen olayların hepsi birbirine bağlıdır. Bir gücün işidir" diye konuştu. Yeni yakalandığında Diyarbakır valisi ve emniyet müdürünün kendilerine bir konferans verdiklerini anlatan Sakık, "Emniyet müdürü Gaffar Okkan ile 5 dakika görüştüm. Eşya ve yiyecek gibi sorunlarımı anlattım. Okkan "Ülkeye zarar verdin, hizmet de etmelisin" dedi. Saygı duyduğum insanın ölümü gerçekleşti" diye konuştu.

"HER FAİLİ MEÇHUL CİNAYET YÜZDE YÜZ DEVLET DESTEKLİDİR"

Sakık, "1994’de Tunceli’deyken 2 orman işçisi gençleden birini yanıma aldım. Aramızda baba-oğul ilişkisi oluştu. 1998 yılında örgütten ayrıldım. Bu oğlum dediğim kişide 1 yıl sonra Diyarbakır’da yakalanıp itirafçı oldu. Başvurdum beni görüştürdüler. Zaman zaman göreve çıkıyordu. Dicle’de bir yüzbaşının yanında kalıyordu. Gaffar Okkan şehit düşünce ona sordum. Okkan’a yapılan eylem, dünyanın hiç bir yerinde bu kadar yağdan kıl çekercesine, hedefi yüzde yüz vuran eylem görülmemiştir. Eğer bunlar Lübnan’da eğitilen Hizbullah olsa bomba kullanırlar’ dedim. İran’daki Hizbullah olsa hiç bir zaman sonuca gitmezler, dedim. Bu kesinlike Hizbullah işi değil, dedim. Cezaevinde yan koğuşumda Hizbullah lideri kalırdı. Havalandırmadan konuşurduk. ’Bilmiyoruz’ diyorlardı. Bunlar bunun çeyreğini bile yapamazlar. PKK’nın bile bu kadar başarılı bir eylemi olmamıştır. Her faili meçhul cinayet yüz de yüz devlet desteklidir. Gaffar Okkan’a, askeri, siyasi, istihbarat açısından bakarsanız kesinlikle Hizbullah işi değildir. Bu bölgede bütün silahlar karışıktır. PKK silahları ordunun elindedir. Silahlardan çıkan mermiye bakarsanız tetikçisini bilmek mümkün değildir" dedi. Duruşma Sakık’ın dinlenmesi ile devam ediyor.

İran’ın Suriye Krizindeki Tutumu


Orta Doğu’da 2011 yılında ortaya çıkan Arap uyanışı sürecindeki halk hareketleri kısa süre içinde Suriye’yi de etkilemiş, bu ülkedeki Baas rejimini tehdit etmeye başlamıştır. Esed iktidarı, halkın demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesi yönündeki reform taleplerini dikkate almamış, kitlesel gösterileri şiddete başvurarak durdurmayı tercih etmiştir.

Esed rejimi ilk etapta sivil nitelikli başlayan daha sonra ise silahlı ayaklanmaya dönüşen muhalefet hareketine karşı mukavemetini hala korumaktadır. Rejim bu mücadelesinde en büyük desteği İran’dan almaktadır. Orta Doğu’daki statükoya karşı çıktığını dile getiren ve “İslami uyanış” addettiği Arap uyanışı sürecini destekleyen İran, Suriye’deki krizde farklı bir tutum geliştirmiş, statükonun sürdürülmesine destek olmuştur.

Suriye krizi, İran’ın ideolojik, stratejik ve jeopolitik kazanç sağladığı Arap uyanışının çehresini değiştirmiştir. İran için hayati önem arz eden Esed rejiminin geleceği, İran’ın bölgesel nüfuzunu ve sürdürdüğü siyaseti derinden etkileyebilecek önemdedir. Suriye’deki rejimin değişmesi ile birlikte İran’ın etki alanının Filistin’den başlayıp, Lübnan ve Irak’a kadar gerileyeceği öngörülmektedir.

İran’ın Suriye Politikası

İran’ın dış politika ufkuna tarihi tecrübeleri ile dini ve ideolojik değerleri yön vermektedir. İki dünya savaşında yaşadığı Rus ve İngiliz işgalleri İran’ın tarihi hafızasına ve dış politika vizyonuna tesir etmiştir.(1) 1979 Devrimi’nden sonra ise İran dış politikasında mezhep faktörünün öne çıktığı, Şiiliğin İranlı karar mercilerinin bakış açısını etkilediği gözlemlenmiştir. Nitekim devrimle iktidara gelen yeni rejim kendini bütün Müslüman halkların savunucusu ve koruyucusu olarak tanımlamış, nüfuz alanını genişletmek maksadıyla “rejim ihracı” politikası takip etmiştir. İran dış politikasında Fars milliyetçiliğinin de oldukça güçlü olduğu belirtilmelidir.(2) İran devlet aklını belirgin olmasa da büyük ölçüde bu milliyetçi duruş belirlemektedir. Dolayısıyla İran dış politikasında; işgal sendromu, Şiilik ve Fars milliyetçiliği birlikte değerlendirilmelidir.

Suriye, İran’ın Orta Doğu politikasında merkezi bir konuma sahiptir. Bu merkezi konumun izahı için iki ülke arasındaki tarihi, ideolojik ve stratejik temeller incelenmelidir.

Tarihi açıdan değerlendirildiğinde Suriye’de 1970’de iktidara gelen Hafız Esed’le Humeyni arasındaki irtibatın devrimden önce tesis edildiği fark edilmektedir. Şah rejimi karşıtlarını ve sürgünde Humeyni’yi destekleyen Hafız Esed, 1979 Devriminden sonra Tahran’la yakınlaşmaya başlamıştır. 1980-88 İran-Irak savaşında Suriye diğer Arap ülkelerinden farklı hareket ederek İran’ı desteklemiş, 1982 Hama katliamında ise Tahran, Esed rejimini dolaylı olarak müdafaa etmiştir. Hafız Esed iktidarı İran’ın Lübnan’da Hizbullah’ı teşkil etmesine imkân tanımış, Filistinli direnişçi gruplarla irtibatını kolaylaştırmıştır. Süreç içinde askeri boyut da kazanan İran-Suriye ilişkileri istikrarlı bir gelişme trendinin ardından ittifak düzeyine çıkmıştır. 2006’da İran-Suriye arasında ortak savunma ilkesine dayalı bir Ortak Güvenlik Antlaşması imzalanmış, ikili ittifak resmi nitelik kazanmıştır.

İran-Suriye ilişkilerindeki ideolojik temeller Şiilik tutkalı ile açıklanabilir. Ancak iki ülkenin de Şiiliği/Nusayriliği menfaatlerine vasıta olarak kullandığı ifade edilebilir. “Şii hilali’ projesi mezhepsel bir ortak paydada buluşma amacından ziyade İran’ın nüfuz alan tesis etmeye yönelik bir teşebbüsüdür.(3) İran, Şiiliği yayılmacılık hedefiyle kullanırken, Suriye Nusayri azınlığın hâkim olduğu ve çıkar ilişkilerini yönettiği Baas rejimini koruma saikiyle İran’a yaklaşmıştır. Aksi takdirde diğer tüm Arap devletleriyle karşı karşıya kalmak pahasına Şam yönetiminin İran yanlısı bir dış politika izlemesi akılcı olmazdı. İran, Suriye’deki iktidar Nusayri azınlığın denetiminde kaldığı sürece bu ülke ile ittifakını sürdürebilecektir. Baas rejimi de İran’dan aldığı destekle iktidarını Sünni çoğunluğa karşı koruyabilecekti.

İki ülke ilişkilerinin stratejik temelleri Suriye’nin neden İran’ın Orta Doğu stratejisinde merkezi konuma sahip olduğunu açıklamaktadır. İran, bölgesel stratejisini Irak, Lübnan, Suriye ve Körfez Şiilerini kapsayan bir “Şii hilali” projesiyle ikame etmeye çalışmaktadır. İran, Suriye üzerinden Lübnan’a nüfuz etmekte, Hizbullah ve Hamas’la ilişki kurmakta ve böylelikle Körfez’deki ağırlığının yanı sıra Orta Doğu siyasetinin temel meselelerinde de denklemde yer almaya gayret etmektedir.(4) İran savunma stratejisini, caydırıcılık esası üzerinden düşmanın sınırlar dışında karşılanması şeklinde kurmaktadır. Bu stratejide Suriye’nin önemli bir yeri vardır.(5) İran, coğrafi imkânlarını kullandığı Suriye sayesinde İsrail-Filistin ihtilafındaki dinamikleri etkileyerek ve ABD-İsrail’e karşı “direniş hattı” gibi bir söylem inşa ederek kendi rejimini muhafaza etmekte ve bölge halkları nazarında itibar edinmektedir. Baas rejimi de “direniş hattı” söyleminden istifade etmiş, Suriye’nin İsrail’e karşı ön cephede yer aldığını gerekçe göstererek halktaki reform taleplerini uzun süre dizginleyebilmiştir.

İkili ilişkilerin tarihi, ideolojik ve stratejik temelleri göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde İran’ın Suriye krizindeki tutumu anlaşılmaktadır. Esed rejiminin düşmesi ile İran sadece stratejik bir müttefik kaybetmekle kalmayacak, Tahran’ın Hizbullah’la ve Filistinli direnişçi gruplarla bağlantısı zedelenecektir. Suriye’de demokratik hak ve özgürlük hedefiyle gösteriler düzenleyen halk kitleleri bu nedenle İran’ın bölgedeki stratejik çıkarlarını tehdit etmiştir. Gösteri yürüyüşlerinin Esed rejiminin silahlı kuvvete başvurmasıyla silahlı bir ayaklanmaya dönüşmesiyle de Tahran’ın tutumu belirginleşmiş, Baas rejimine doğrudan destek vermeye başlamıştır. İran’ın Suriye politikasının pratikte tek bir hedefi vardır. Bu hedef Suriye’de statükonun korunması ve Esed rejiminin iktidarda kalmasıdır. İran kendisine dost bir rejimin iktidarda kalmasını, böylece bölgedeki stratejik menfaatlerini korumayı hedeflemektedir.

İran’ın Esed Rejimine Verdiği Destek

İran, Nusayri azınlığın iktidarda bulunduğu Suriye’de muhalefet hareketini bastırması için Esed rejimine oldukça güçlü bir destek vermektedir. İran’ın Esed rejimine verdiği destek; siyasi, askeri ve ekonomik destek olmak üzere üç grupta değerlendirilebilir.

İran’ın Esed rejimine sağladığı siyasi destek; diğer ülkelerin Suriye’nin iç işlerine karışmasını önlemek; Suriye’ye dış müdaha¬leyi engellemek ve Baas rejiminin yalnızlaştırılması girişimlerini boşa çıkarmak üzerine kurulmuştur.(6) İran’ın Suriye sorununun çözümü için bölgesel işbirliği arayışları çerçevesinde sa¬dece birkaç ülkeyi işaret etmesi, İran’ın asıl gayesinin hasımlarını Suriye’den uzak tutmak olduğunu göstermektedir. Ancak İran’ın Suriyeli muhaliflerle problemli ilişkisi sorunun çözümünde aktif rol almasını engellemekte ve bölgesel çözüm arayışlarının dışında tutulmasına neden olmaktadır.

Esed rejimine verilen diplomatik desteğin bir boyutu da Suriye’nin yalnızlaş¬masını önlemek ve rejime bölgesel destek sağlamaktır. İran, bölgedeki etkisini kullanarak diğer müttefiklerini Esed rejimine destek vermeleri için yönlendirmektedir. Bu bağlamda İran’dan sonra Esed rejimine en büyük destek Tahran’ın yönlendirmesiyle Hizbullah ve Irak yönetiminden gelmiştir.(7) Maliki iktidarı Arap Birliği’nin Suriye aleyhine aldığı yaptırım kararlarına itiraz etmekte, yaptırım uygulamalarına riayet etmemektedir. Maliki iktidarı Irak hava sahasını Suriye’ye silah taşıyan İran uçaklarına açmakta Esed rejiminin ayakta kalmasını zımnen desteklemektedir. İran, Suriye’nin Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin gündemine alınmasına şiddet¬le karşı çıkmaktadır. Nitekim Güvenlik Konseyi’nde Esed rejimi aleyhine düzenlenen karar tasarılarının Çin ve Rusya tarafından veto edilmesi İran tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.

İran, Suriye’ye silah, mühimmat ve teknik teçhizat tedarik etmektedir. İranlı uzmanlar rejim karşıtı gösterilerin ortaya çıkmasından sonra Esed rejimine bağlı güvenlik güçlerine muhaliflerin gösterileri düzenlemek için kullandıkları iletişim sistemlerinin izlenmesine imkân tanıyan teknik yardım sağlamıştır. Bu yardım sayesinde Baas rejimi; internet, cep telefonu ve sosyal medya ağlarını izleyebilmekte, muhalifleri siber dünyada kolaylıkla tespit edebilmektedir. Suriye’deki muhalefet hareketinin kitlesel yürüyüşlerden silahlı isyan hareketine dönüşmesiyle Tahran’ın Esed rejimine sağladığı destek de artmıştır. İran, Suriye’ye silah sistemleri sevk etmiş, Esed iktidarına bağlı gü¬venlik birimlerine teknik destek sağlamış ve Suriye’ye İran Devrim Muhafızlarına bağlı küçük birlikler göndermiştir. İran’ın telkiniyle Hizbullah militanları da Suriye krizine Esed rejimi lehinde müdahil olmuştur.

Esed rejiminin, siyasi krizin yanında hızla ekonomik bir krize doğru sürüklendiği bilinmektedir. İran, ekonomik yaptırımlarla mücadele eden rejimin imdadına yetişmek için yoğun çaba göstermektedir. İranlı diplomatlar, Suriye’deki ekonomik krizin çözümü için Irak’la görüşmekte, çeşitli projeler üzerinde durmaktadır. Bu görüşmelerde İran, Esed rejiminin Irak’ın hava sahasını kullanmasını ve İran-Suriye demir yolu ve kara yolu projeleri için Irak hükümetinden destek talep etmektedir. Enerji temin etme konusunda zor durumda olan Suriye, Türkiye’den elektrik enerjisi almayı bırakarak bu enerjiyi İran’dan temin edeceğini açıklamıştır. Tahran-Şam arasındaki ekonomik işbirliği alanındaki bir diğer gelişme ise iki ülke arasında 2011’de (Aralık) imzalanan ve 2012’de (Nisan) yürürlüğe giren serbest ticaret anlaşmasıdır. Bu anlaşma sayesinde Esed rejimi ekonomik açıdan nispeten rahatlamıştır.

İran, Esed rejiminin akıbetini aynı zamanda kendi rejiminin geleceğiyle ilişkilendirmektedir. Tahran yönetimi, Esed rejimi devrilirse bölgedeki rejim değişiklerinde sıranın İran’daki rejime geleceği yönünde kaygılar taşımaktadır. Bu nedenle İran Esed rejiminin devamı doğrultusunda bölgedeki diğer aktörlerle ilişkilerinin bozulması pahasına irade göstermektedir.

Suriye Krizinin Türkiye-İran İlişkilerine Etkisi

Arap uyanışı sürecinde Türkiye-İran ilişkilerini etkileyen en önemli değişken iki ülkenin Suriye krizinde izlemiş oldukları farklı politikalardır. Türkiye-İran ilişkileri ABD’nin Irak işgali sonrasında belirgin bir gelişme grafiği yakalamış ise de Suriye’deki krizle birlikte iki ülke siyasi rekabet açısından 1990’lı yıllara geri dönmüştür.

Suriye’deki krizde bölge ülkeleri farklı çözüm önerilerini savunan iki gruba ayrılmış, Türkiye ve İran farklı gruplarda yer almıştır. Türkiye; Suriye’de kitlesel gösteri yürüyüşlerinin başladığı dönemde Esed iktidarına reform tavsiyesine bulunmuş, ancak rejimin sivil göstericileri bastırma hedefiyle silahlı kuvvet kullanmasıyla tutum değiştirmiştir. İran ise Suriye’de gösterilen başlamasıyla birlikte harekete geçerek Esed rejimin ayakta kalması yönünde irade göstermiş, bölgedeki diğer Şii unsurları bu istikamette yönlendirmiştir. Türkiye’nin Suriye’deki değişim konusunda İran yönetimini ikna etme girişimi sonuçsuz kalmış, Ankara’nın Esed rejimine karşı tutumunu sertleştirmesiyle iki ülke arasındaki görüş farkı daha net biçimde ortaya çıkmıştır.

Türkiye; Mısır, Tunus ve Libya örneklerinden farklı olarak Suriye krizinde sadece devrim arayışlarında “ilham kaynağı” olmakla kalmayarak süreçte aktif rol almak istemiş bundan dolayı da Suriye politikalarını sürekli revize etmek zorunda kalmıştır. Türkiye’nin Suriye politikasını genel hatları anayasal reformlar için Esed rejimine baskı yapmak, muhalif grupları tek çatı altında toplamak ve uluslararası yaptırım arayışları olarak açıklanabilir. Türkiye’nin Suriye politikasını belirleyen en önemli faktörlerden birisi de demokrasi ve insan haklarıyla ilgili endişeleridir. Türkiye ayrıca İran’ın bölgedeki etki alanını genişleterek bölgede oluşacak bir Şii kuşağına liderlik etmesinden ve mezhep temelli dayanan kutuplaşmalardan endişe duymaktadır.

İran’ın Suriye krizi bağlamında izlediği politikalar Türkiye ile ilişkilerin kötüleşmesinden endişe duymadığını göstermektedir. İran, Suriye konusunda Ankara’yı ABD ve Batı ile işbirliği yapmakla suçlamakta, Türkiye’nin Suriye’nin iç işlerine müdahale ettiğini iddia etmektedir. Tahran’a göre Ankara; ABD ve Türkiye ile iyi ilişkileri olan Arap ülkelerinin desteğini alarak bölgesel liderliğe oynamaktadır. Türk politikacıların ikili ilişkiler söz konusu olduğunda oldukça dikkatli bir üslup kullanmasına karşın İran’ın aynı hassasiyetle hareket ettiğini söylemek oldukça zordur. İranlı üst düzey yetkililerin Türkiye hakkındaki demeçleri, özellikle İran Genelkurmay Başkanı’nın Türkiye’yi tehdit eden açıklamaları ikili ilişkilerle ilgili ciddi soru işaretleri doğurmuştur.

PKK terör örgütünün bu süreçte Türkiye-İran ilişkilerini zehirleyebilecek bir aktöre dönüştüğü gözlemlenmektedir. İran’ın Suriye krizindeki duruşuna karşı Esed rejimi ile birlikte Türkiye’ye “bedel ödetme” seçeneğine yöneldiği ve PKK terör örgütünü bu hedef doğrultusunda tekrar kullanmaya başladığı değerlendirilmektedir. Türkiye’de yakalanan İranlı ajanlardan elde edilen bilgiler, ajanların Türkiye’nin birçok askeri tesisine ve güvenlik noktasına ait bilgileri PKK terör örgütüyle paylaştığını ortaya çıkarmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri, Güneydoğu Anadolu’da terör örgütüne karşı yürüttüğü mücadelede örgütün cephanelik olarak kullandığı mağaralarda İran yapımı mühimmatlarla karşılaşmaktadır. Tahran’ın PKK terör örgütünün İran sınırları içinde kamp kurmasına müsaade ettiği, örgüte lojistik destek sağladığı, Türkiye sınırındaki karakolların bazılarına örgüte tahsis ettiği basına yansımıştır. Maliki iktidarının da İran’ın etkisiyle PKK terör örgütüne destek gündemiyle örgütle temasa geçtiği iddia edilmiştir.

İran’ın Türkiye ile rekabetini propaganda savaşlarından da öteye taşıyarak menfi eylemler içine girmesi özel bir anlam ifade etmektedir. İran açısından bakıldığında Türkiye, Orta Doğu genelinde en önemli bölgesel rakip olarak görülmektedir. Bu rekabette Türkiye’nin gelişen ekonomisi ve bölgedeki yumuşak gücünün mevzi kazanması İran’ı rahatsız etmektedir. İranlı karar mercilerinde, Suriye’de Esed rejiminin devrilmesiyle bu ülkenin İran’ın etki alanından çıkıp Türkiye’nin etki alanına gireceği yönünde bir kaygı vardır.

Sonuç

Suriye’deki kriz, İran’ın Arap uyanışı sürecinde izlediği politikada farklılık arz etmiştir. İran için hayati önem arz eden Esed rejiminin geleceği, İran’ın bölgedeki nüfuzunu ve sürdürdüğü siyaseti dönüştürebilecek öneme sahiptir. Suriye’deki rejimin değişmesi ile birlikte İran’ın Orta Doğu’da stratejik menfaatlerinin zedeleneceği değerlendirilmektedir. Esed rejiminin devrilmesi sonucunda İran’ın Suriye, Lübnan ve Filistin üzerindeki nüfuzu önemli ölçüde azalacak, Şii hilali projesi akim kalacaktır. İran’ın Esed rejiminin devamı yönündeki girişimleri, PKK terör örgütünü kullanmaya teşebbüs etmesi Türkiye ile ilişkilerine zarar vermektedir.

İran dış politikasında ezilenlerin yanında yer alma ilkesi Suriye kriziyle birlikte önemini yitirmiştir. İran, on binlerce vatandaşını öldüren yüz binlerce vatandaşını yurt dışına sığınmaya mecbur bırakan Esed rejimini destekledikçe İslam dünyasının tepkisini çekmekte, Türkiye ve Arap dünyasıyla ters düşmekte ve Esed sonrası Suriye’deki kredisini tüketmektedir.

ORG. HASAN IĞSIZ KONUŞTU


‘Taziye engelleniyor’

Vefat eden annesi Münevver Iğsız‘ın cenazesine katılmak için 2 gün izin alan emekli Orgeneral Hasan Iğsız, annesinin cenaze töreni öncesi gazetecilere açıklamalarda bulundu.

(İLGİLİ HABER) YERLİ İHA’LARI BAŞLATAN KOMUTANDI

(İLGİLİ İZLENCE) IĞSIZ’DAN SAVCILARA SERT TEPKİ

(İLGİLİ GALERİ) CENAZE TÖRENİNDEN FOTOĞRAFLAR

HUKUKUN GEREKTİRDİĞİ MÜCADELEYİ SONUNA KADAR YAPACAĞIZ

Iğsız, 2 gün izin aldığını ancak avukatıyla görüşemediğini söyleyerek "İki gün bana izin verdi mahkeme. Ben avukatımla görüşemiyorum. Bu muameleye maruz kaldım. Bugün yakınını kaybeden tek ben olmayacağım. Bunu yaşayacak çok insanlar olacak. Aynı mağduriyeti yaşamasınlar. Bu amaçla paylaşma ihtiyacı hissettim. Genel süreç açısından söylenecek birşey yok. Çok büyük bölümü söylendi eğer baktığını gören bir insansan işittiğini duyan bir insansan önyargısızca… Biz hukukun gerektirdiği mücadeleyi de sonuna kadar yapacağız" diye konuştu.

Annesinin cenaze törenine katılmak için Fatih Camii‘ne gelen (SÖZDE) Ümraniye Davası‘nın tutuklu sanığı emekli Orgeneral Hasan Iğsız, "Mahkemeye bu kararından ötürü müteşekkirim.Ancak sabahtan beri bir uygulamayla karşı karşıyayım. Beni taziye için arayan dostlarımla konuşma imkanım engelleniyor" dedi.

Iğsız, "Avukatımla görüşmek istedim onunla da görüşemedim. Avukatımla oğlum vasıtasıyla görüştüm. Avukatım bu uygulamanın yasalara aykırı bir sınırlama olduğunu ifade ediyor ve gereken suç duyurusunda da bulanacak" diye konuştu.

"IĞSIZ’DAN GÖREVLİYE TEPKİ"

87 yaşında vefat eden annesi Münevver Iğsız ‘ın cenazesine katılmak üzere Fatih Camiine gelen Iğsız önemli açıklamalar yaptı. Iğsız ikindi namazına müteakip kılınacak cenaze namazı öncesi gazetecilere açıklamalar yaptı. Iğsız, "Son vazifemi icra etmek üzere buradayım. Mahkemeye müteşekkirim bana bu imkanı verdikleri için. Ancak bu fırsatı bana olması gereken şekilde kullanmamızı engelleyecek mahiyette bir husus ortaya çıktı. Sizinle bunu paylaşmak istiyorum" dedi. Bu sırada yanındaki görevlinin, "Komutanım şöyle geçelim" uyarısına sinirlenen Iğsız "Ya bir dakika" diye tepki gösterdi.

"DOSTLARIMLA KONUŞAMADIM, AVUKATIMLA GÖRÜŞEMEDİM"

Iğsız bu gerginliğin ardından konuşmasına şöyle devam etti:

"Mahkeme anneme son vazifemi yapma için bana iki gün izin verdi. Birinci gün defin işlerini karşılayabilmek için. Bugün bu amaçla buradayım. Aynı zamanda taziyeler için de bir gün daha fazladan izin vermiştir. Mahkemeye bu kararından ötürü müteşekkirim. Ancak sabahtan beri bir uygulamayla karşı karşıyayım. Beni taziye için arayan dostlarımla konuşma imkanım engelleniyor. Burada ben görevlendirilmiş kişileri suçlamıyorum. Bu Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’nın aldığı karar gereğidir. Avukatımla görüşmek istedim onunla da görüşemedim. Avukatımla oğlum vasıtasıyla görüştüm. Avukatım, bu uygulamanın yasalara aykırı bir sınırlama olduğunu ifade ediyor ve gereken suç duyurusunda da bulanacaktır. Değerli arkadaşlarım bunu sizinle paylaşmamın seebi bugün yakınını tek kişi ben olmayacağım. Bunu yaşayacak çok insanlar olacak. Aynı mağduriyeti yaşamasınlar. Bu amaçla bunu sizlerle paylaşma ihtiyacı hissetttim"

"Genel süreç açısından sizlere söyleyecek fazla birleş yok" diyen Iğsız, "Söyleneceklerin çok büyük bir bölümü söylendi. Eğer baktığını gören bir insansa işittiğini duyan bir insansa, önyargısızsa, herşey nettir. Biz hukukun gerektirdiği her türlü mücadeleyi de sonuna kadar yapacağı" şeklinde konuştu.

ASKERHABER / İSTANBUL

AKP’Lİ GENERAL TOPU BAŞBAKAN’A ATTI


‘Ayışığı, Yakamoz ve Sarıkız” planları soruldu

(SÖZDE) Ümraniye davasında tanık olarak dinlenen AKP Milletvekili emekli Tümgeneral Şirin Ünal, Genelkurmay eski Başkanı, emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un avukatı İlkay Sezer’in, "Başbuğ’un Anayasal düzeni ve demokratik rejimi cebren devirmeye teşebbüs ettiğine ilişkin somut bir bilginiz, görgünüz var mı?" sorusu üzerine, “Bu soruya en iyi Başbuğ’un amiri olan Başbakan cevap verecektir” diye cevap verdi.

Avukat Sezer de bunun üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın tanık olarak dinlenmesini talep etti.

Ünal’ın sanık ve avukatlarına, "Siz istediğinizi sorabilirsiniz. Ben de istediğim cevabı veriyorum. Kör olan birinin renkler hakkında konuşması doğru değil” diyen Ünal’ın sık sık sorulara sık sık, "Bu soruya cevap vermek istemiyorum”, “Bunu hatırlamıyorum” şeklinde yanıtlar vermesi dikkat çekti.

AKP Milletvekili emekli Tümgeneral Şirin Ünal, ”TSK çalışma gelenekleri içinde her konu genelgeye uygun olmak zorunda değil. Özel kanallarda yürütülen, kişiye özel çalışma olabilir” dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi‘ndeki duruşmada, (SÖZDE) "İrtica ile Mücadele Eylem Planıbelgesi 12 Haziran 2009’da yayınlandığında Genelkurmay Harekat Başkanlığı yapan emekli Korgeneral Mehmet Eröz’ün yerine vekalet eden dönemin Genelkurmay Harekat Başkanlığı Komuta Kontrol Daire Başkanı emekli Tümgeneral Şirin Ünal tanık olarak dinlenildi.

Ünal, 2004’te tümgeneral olduğunu belirterek, 13 Ağustos 2008’de Genelkurmay Komuta Kontrol Daire Başkanlığı yaptığını, 2010 Ağustos ayında da emekli olduğunu, 1,5 yıldan beri de milletvekilliği yaptığını söyledi.

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese‘nin, ”12 Haziran 2009 tarihinde neler yaşandı, verdiğiniz emirler nelerdir?” sorusu üzerine Ünal, dava konusu belge gazetede yayınlandığında, emekli Albay Dursun Çiçek’in altında çalışan davanın sanıklarından emekli albaylar Ziya İlker Göktaş ve Sedat Özüer‘in yanına geldiğini anlattı.

Şirin Ünal, ”Genelkurmay Harekat Başkanının altındaki en kıdemli ben olduğum için defalarca Eröz’e vekalet ettim. Çiçek yoktu. Gazetede haber çıkınca, bu iki subay geldi. ‘Gazetede böyle bir şey var ancak doğru değil’ dediler. Ben de ‘ikinci başkana gidelim ona da anlatın’ dedim. Birlikte Genelkurmay 2. Başkanına (emekli Orgeneral Hasan Iğsız) gittik. O da ‘Zaten ben böyle bir emir vermedim’ dedi. Benim Harekat Başkanı olarak yaptığım bu iki arkadaşı getirip götürmektir” diye konuştu.

Daha sonra dava sanıklarından o dönem Genelkurmay Adli Müşaviri olan Tümgeneral Hıfzı Çubuklu‘nun kendisini arayarak, ”Bu konuyla ilgili askeri savcılık olarak soruşturma açtık, tanık olarak ifadenizi alacağız” dediğini belirten Ünal, ”İfademde, ilgim olmadığını, Genelkurmay Harekat Başkanı ve 2. Başkanın daha bilgili olacağını söyledim” dedi.

Milletvekili Ünal, davada yargılanan asker sanıkların kendi dairesinde çalışmadığını anlattı.

Şirin Ünal, daha önce askeri savcılıkta verdiği ifadede (SÖZDE) İrtica ile Mücadele eylem planını reddetmiş, "karargahta böyle bir çalışma yapılmadığını" söylemişti.

Başkan Özese, sanık avukatlarından Mahir Işıkay‘ın verdiği dilekçede, ”Sedat Özüer hakkında hükümeti devirmeye yönelik çalışmalar yaptığının iddia edildiğini” belirttiğini, bununla ilgili bir bilgisi olup olmadığını sordu.

Ünal da bu tür konularla ilgili bilgisi olmadığını ifade ederek, ”Ben her zaman astlarımı politikadan uzak tutmaya çalıştım. Askerlik yeminime sadık kalmaya çalıştım” diye konuştu.

KİŞİYE ÖZEL ÇALIŞMA

Bu durumu Mehmet Eröz’e nasıl bildirdiği sorulan Ünal, Genelkurmay Harekat Başkanlığı’na vekalet ettiği dönemlerde komutanların haklarını kullanmadığını vurgulayarak, ”Bir evrak geldiğinde komutan gelince bakması için üzerine not yazarak geri gönderirim” dedi.

Ünal, tuttuğu notları Eröz’e arz ederek çalıştığını, gizli konuları telefonla konuşmayıp yazılı verdiğini kaydetti.

Şirin Ünal, Savcı Mehmet Ali Pekgüzel‘in ”TSK içinde farklı bir yapılanma olup olmadığı konusunda bilginiz var mı?” sorusuna, ”Doğrudan bir şey söylenmedi. Dışarıdan takip ettiğim kadarıyla basında söyleniyordu” yanıtını verdi. Ünal, Karargahevleri konusunu da basından duyduğunu anlattı.

Pekgüzel’in, bu tür belgelerin askeri yazışma usulüne uygun olup olmadığı şeklindeki sorusu üzerine ise Ünal, ”TSK çalışma gelenekleri içinde her konu genelgeye uygun olmak zorunda değil. Özel kanallarda yürütülen, kişiye özel çalışma olabilir. Komutan belli subayları yetkilendirebilir. Emri veren komutan bunu şu daireye koordine edin diyebilir” dedi.

KİŞİSEL TAVRIMI BİLİRLER

Savcı Pekgüzel Genelkurmay Bilgi Destek Dairesi‘nde 19 Haziran 2009’daki evrak kırpma işlemi yaşandığını iddia ederek, hafta sonları, gece yarılarını da kapsayacak şekilde arşiv imha işlemi yapılıp yapılmadığını sordu.

Komuta Kontrol Dairesi Başkanlığı’nın 7 gün 24 saat şeklinde, vardiya sisteminde çalıştığını anlatan Ünal, diğer birimleri bilmediğini söyledi.

Ünal, bilgisayarların silinmesiyle ilgili de bilgisi olmadığını, dava konusu andıçtan da haberi olmadığını kaydetti.

Ayışığı, Yakamoz ve Sarıkız” isimli planlardan haberi olup olmadığı sorulan Ünal, o dönemde Ankara’da 6. F 16 üssünün komutanı olduğunu belirterek, ”Milletin seçtiği iktidara, sandıktan çıkan sonuca saygı göstermişimdir. Emrimde çalışan kişileri politikadan uzak tutmaya çalıştım. Askerlik yeminine bağlı görev yapmaları konusunda telkinlerde bulundum. Bu konuları basından duydum” diye konuştu.

Ünal, ”Duyum aldınız mı?” sorusuna ise ”Kişisel olarak tavrımı bildikleri için ben bu konunun dışında kaldım” yanıtı verdi.

Tanığa doğrudan soru sorma işlemi sırasında söz alan tutuklu sanık emekli Kurmay Albay Dursun Çiçek ise Ünal’a ”İrtica ile Mücadele Eylem Planı”ndaki askeri yazım hatalarını hatırlatarak, bu şekilde bir belgenin kurmay albay rütbesindeki asker tarafından hazırlanıp hazırlanmayacağını sordu.

İddianameye konu belge ile kendisinin komutanlığını yürüttüğü Komuta Kontrol Daire Başkanlığının bir ilgisinin olmadığını ifade eden Ünal, ”Bizim ilgimizin bulunmaması bu çalışmanın olduğu anlamına da gelmez, olmadığı anlamına da gelmez” dedi.

Tutuklu sanık Sedat Özüer’in, ”Ergenekon terör örgütü ile ilgili basın dışında herhangi bir tanıklığınız var mı?” sorusu üzerine de Ünal, ”Yasa dışı faaliyetler herkese ilan edilerek yapılmaz” yanıtını verdi.

ASKERHABER / İSTANBUL

İLKER BAŞBUĞ’DAN GİZLİ TANIK SAKIK YORUMU


(SÖZDE) Ümraniye davası ile birleştirilen (SÖZDE) internet andıcı davasında tutuklu bulunan Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral lker Başbuğ, pkklı Şemdin Sakık’ın GİZLİ TANIK OLDUĞUNUN ORTAYA ÇIKMASINI Twitter hesabı üzerinden değerlendirdi.

Komutanların teröristlerin gizli tanıklıklarıyla yargılandıkları görünümü ortaya çıkan (SÖZDE) Ümraniye davası yeni bir mecraya girerken, Başbuğ, Şemdin Sakık’ın gizli tanığlığı ile ilgili bir açıklama yaptı.

"ELİ KANLI TERÖRİST TANIK OLDU"

Başbuğ tepkisini, "Türk Ordusu ve onun eski komutanının yargılandığı ‘dava’da idam cezası almış pkknın 2 numarasının gizli tanık olmasından doğal ne var ki?” sözcükleriyle yansıttı.

Başbuğ, "Bir tarafta ömürlerini pkk terör örgütüne karşı mücadele ile geçiren ancak bugün haksız ve mesnetsiz suçlamalarla Ergenekon Davası’nda sanık sandalyelerine oturtulan Türk Ordusunun komutanı ve karargahı. Diğer tarafta bir dönem pkk terör örgütünün ikinci adamı durumunda olan Bingöl’de 1993 yılında 33 erimizin şehit edilmesi için emir veren ancak bugün tanık sandalyesinde oturtulan bir terörist.

Bir tarafta Türk Silahlı Kuvvetlerine komutanlık yapmış 26. Genelkurmay Başkanının ‘Terör örgütü Kurmak ve Yönetmekten‘ suçlanması ve yargılanması, diğer tarafta Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile sanıklarlar hasım durumunda olan eli kanlı bir teröristin Türkiye Cumhuriyeti Mahkemesi’nde dinlenen bir tanık olması. Takdir Yüce Türk Milleti’nindir" dedi.

"HER GEÇEN GÜN AĞIRLAŞMAKTA"

Başbuğ, 10 aydır tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden Milliyet gazetesi yazarı Fikret Bila‘ya gönderdiği mektupta ise, "Bu haksızlığın telafi edilmesi de her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır. bu adaletsizliğe bir an önce son verilmelidir" dedi.

İlker Başbuğ,kendisine ‘internet andıcı’ ile ilgili yapılan suçlamaların varsayımlara dayandığını vurgulayarak, "Savcılığa göre andıç kapsamında açılması planlanan sitelerle ilgili çalışmaya son verilmeseydi bu sitelerde suç işlenecekti. Hayret etmeyiniz ileride suç işleneceği iddiasıyla insanlar aylardır tutukludur" dedi.

"İnternet Andıcı"nın Genelkurmay Karargâhı’nda hazırlanan yasal, ancak tamamlanmamış bir belge olduğunu dile getiren Başbuğ, mektubunda şunları söyledi:

"Bu davada üzerinde durulması gereken asıl nokta, söz konusu andıcın içeriğinde suç unsurunun olup olmadığının araştırılması olmalıydı. Andıç sadece iki sayfadan ibaretti ve suç teşkil edecek hiçbir şey yoktu"

ASKERHABER / HABER MERKEZİ

Emekli Org. Kılınç’tan Sakık hakkında ilginç yorum


Ergenekon davasının gizli tanıklarından Deniz’in PKK’nın bir zamanlar iki numarası olan Şemdin Sakık çıkması gündeme bomba gibi düştü. Eski Genelkurmay Başkanı emekli Org. İlker Başbuğ olaya sitem ederken emekli Org. Tuncer Kılınç ise Sakık hakkında “Uzaktan tanıdığım kadarıyla dürüst bir adam” şeklinde konuştu.

Ergenekon davasının tutuklu sanığı emekli Orgeneral Hasan Iğsız 87 yaşında vefat eden annesi Münevver Iğsız ‘ın cenazesine katıldı. Fatih Camiinde ikindi namazına müteakip kılınan cenaze namazına Deniz Kuvvetleri eski komutanı Emekli Oramiral Eşref Uğur Yiğit ile emekli Org. Tuncer Kılınç da katıldı. Cenaze namazı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kılınç, Iğsız için "Davet edildiği zaman gitmiştir. İzin verildiği zamanda görevini yapıp dönecektir " dedi.

“SAKIK DÜRÜST BİR ADAM”

Kılınç, Ergenekon Davası’nda gizli tanık olduğu ortaya çıkan Şemdin Sakık ile ilgili bir soruya ise, "Tabi onu bilemiyorum. Uzaktan tanıdığım kadarıyla dürüst bir adam. Ne biliyorsan onu zannediyorum ki tüm çıplaklığıyla söyleyecektir. Nitekim bugünkü gizli tanıklıktan sahaya çıkmış olması bunu göstermiştir. Eğrisi büğrüsü olmayan bir insandır" diye yanıt verdi.

BAŞBUĞ’DAN SİTEM

Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ yaptığı yazılı açıklamayla ‘sitem’ etti.

İlker Başbuğ, "Bugün Silivri’de Türk Silahlı Kuvvetleri ile PKK terör örgütü karşı karşıya bırakılmıştır. Bugün Silivri’de Türk Ordusu’nun PKK’ya karşı yürüttüğü mücadele yargılanmaktadır" dedi.

YAZILI AÇIKLAMA

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ avukatı aracılığıyla yaptığı bir sayfalık açıklamada şu ifadelere yer verdi:"Bugün Silivri’de Türk Silahlı Kuvvetleri ile PKK terör örgütü karşı karşıya bırakılmıştır. Bugün Silivri’de Türk Ordusu’nun PKK’ya karşı yürüttüğü mücadele yargılanmaktadır."

"TAKDİR YÜCE TÜRK MİLLETİNİNDİR"

"Bir tarafta ömürlerini PKK terör örgütüne karşı mücadele ile geçiren ancak bugün haksız ve mesnetsiz suçlamalarla Ergenekon Davası’nda sanık sandalyelerine oturtulan Türk Ordusunun komutanı ve karargahı. Diğer tarafta bir dönem PKK terör örgütünün ikinci adamı durumunda olan Bingöl’de 1993 yılında 33 erimizin şehit edilmesi için emir veren ancak bugün tanık sandalyesinde oturtulan bir terörist. Bir tarafta Türk Silahlı Kuvvetlerine komutanlık yapmış 26. Genelkurmay Başkanının ‘ Terör örgütü Kurmak ve Yönetmekten’ suçlanması ve yargılanması, diğer tarafta Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile sanıklar hasım durumunda olan eli kanlı bir teröristin Türkiye Cumhuriyeti Mahkemesi’nde dinlenen bir tanık olması. Takdir Yüce Türk Milleti’nindir."

Ergenekon davasında şok gelişme


Ergenekon Davası’nda Gizli Tanık ‘Deniz’ kimliğini açıkladı. Deniz kod adıyla ifade veren kişinin Şemdin Sakık olduğu ortaya çıktı.

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ , CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük ‘ün de aralarında bulunduğu 65’i tutuklu 274 sanıklı “ Ergenekon ” davasının 255. duruşması başladı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ‘nce, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde oluşturulan salonda görülen duruşmaya, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay ve gazeteci Tuncay Özkan ‘ın da aralarında bulunduğu 33 tutuklu sanık katıldı.

Bu davadan tutuksuz yargılanan “ Odatv ” davasının tutuklu sanığı Yalçın Küçük de duruşmada hazır bulundu.

Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese, duruşmada gizli tanık “Deniz”in dinleneceğini belirtti. Gizli tanık kimliğini açıklamak istediğini, sesi ve görüntüsü bozulmadan ifade verebileceğini söyledi. Mahkeme heyetinin talebi kabul etmesinin ardından gizli tanık adını açıkladı.

Gizli tanık odasında ifadesi alınan kişinin Şemdin Sakık olduğu anlaşıldı.

PKK ‘YA NASIL GİRDİNİZ?’

PKK itirafçısı Şemdin Sakık, PKK’ya katılması, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ‘in terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan ‘a ziyareti ve Tuğgeneral Bahtiyar Aydın ‘ın öldürülmesiyle ilgili açıklamalarda bulundu.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada dinlenilen, “devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik eylemler yapmak” suçundan hükümlü Sakık’a Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese, “Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek hakkında beyanlarda bulunmuşsunuz. PKK içinde yıllarca bulunduğunuzu söylemişsiniz. PKK ne zaman, nasıl kuruldu, dosyamız sanıklarıyla ilgisi bulunan var mı, PKK’ya nasıl girdiniz anlatır mısınız?” diye sordu.

Sakık da 1979’da PKK’ya sempati duyduğunu, 12 Eylül darbesinden sonra kendi başına dağa çıkmak zorunda kaldığını belirterek, şunları söyledi:

“Yurt dışına çıkmam nedeniyle PKK’ya bizzat katıldım. 1978’deki kuruluşunu, sonradan aldığım eğitim neticesinde öğrendim. O sürece ilişkin bildiklerim PKK’nın bize öğrettikleriyle sınırlıdır. Doğruluğu konusunda kuşkularım vardır. Hem Abdulah Öcalan kendisi ifade etmiştir. Ancak yapılanları, gelişmeleri değerlendirdiğimde, Öcalan’ın kullandığı ifadeler, sarf ettiği sözler değerlendirildiğinde özgücüne dayanmadığını, gerçek bir Kürt hareketi olarak ortaya çıkmadığını örgütten ayrıldıktan yıllar sonra daha iyi anladım.”

Bekaa Vadisi’nde tanık olduklarının, sonraki süreçte yaşanan bazı konuların aydınlatılmasında “mahkemeye yarayabileceğini umduğunu” ifade eden Sakık, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in PKK ile “daha doğrusu Abdullah Öcalan” ile olan ilişkilerinden sonra, Perinçek’in çekilmesi üzerine Yalçın Küçük ile ilişkilerinin geliştirildiğini anlattı.

Perinçek’in “gazeteci kimliği ile geldim” dediğini bildiren Sakık, Perinçek’in Bekaa’yı ziyaretinde ortaya çıkanların dikkati çekici olduğunu vurguladı.
Şemdin Sakık, şöyle devam etti:

“İnsanlarla tokalaşmayı bile otoritesine bir leke olarak gören Öcalan’ın Doğu Perinçek ile öpüşmesi, günlerce baş başa bir odada görüşmesi, sonra onu kitaplaştırıp, yayınlaması gibi bir çalışma oldu. Barış elçisi olarak, kardeşlik elçisi olarak geldiğini söyledi. O güne kadar pos bıyığı, sesi, ifadeleriyle köylü görümünü ile tanınıyor olmasına rağmen Doğu Periçek ile yayınlanan fotoğrafları sayesinde, elinde çiçek, yüzünde gülücük hoş bir önder kişilik olarak kamuoyuna yansıtıldı. Öcalan, bir lider imajıyla sunularak kabul ettirilmeye çalışıldı.”

‘BİR TANE BİLE ÖRGÜTÇÜ YAKALATMADIM’

Örgütten ayrılmak istediğini, ayrılmanın da ya öldürülme ya da kaçmakla olduğunu belirten Sakık, “Beni öldürmek istediler. Kaçıp cezaevine girdim. Bir tane bile örgütçü yakalatmadım” dedi.

Dava sanıklarından Yalçın Küçük’ün kendisine önceden “kahraman”, şimdi ise “hain” dediğini ifade eden Sakık, “Bir insan 2 gün önce kahraman, sonra nasıl hain olur. Bu insanın yaptığı birşey olmalı. O zaman, silahlı mücadeleyi üst noktaya götürmekti. Silahlı mücadelenin devam etmesini istediği için Abdullah Öcalan’a her zaman kardeşim dedi. Bu yaklaşım halen de devam ediyor” dedi.

TARAF GAZETESİ’NE ELEŞTİRİ

Taraf Gazetesi’ni de eleştiren Sakık, “Taraf Gazetesi’nin, örgüt bülteni mi yoksa ulusal bir gazete mi o olduğu anlaşılmamaktadır. Öcalan’ın her sözü manşetten veriliyor. 2007’den günümüze kadar süren şiddette her kişinin isminin altında Taraf Gazetesi vardır” diye konuştu.

Şemdin Sakık, cezaevlerindeki açlık grevlerini de tahlil ettiğini anlatarak, şunları kaydetti:

“Açlık grevlerinin ölüm grevlerine dönüşebileceğini söyledim. PKK şiddetinin bir boyutunu da böyle algılamamız gerekiyor. Elbette inkar edilen hakların bunda rolü var. Ben çıkışıyla ilgili değil, gelişimiyle ilgiliyim. Bu günlere getirilmesinde dış güçlerin, Amerika , komşu ülkeler hep vardı. Bunların rolü kadar solcu geçinen, liberal solcu etiketi takanlar, Altan’lar buna girer. Bunların hepsinin bir biçimde bu şiddetin sürmesinde katkısı vardır. Bunlar benim yorumun değildir.”

BAHTİYAR AYDIN CİNAYETİ

Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın ölümüyle ilgili açıklamalarda bulunan Sakık, şunları anlattı:

“1993’te Mumcu cinayetiyle başlayan Bahtiyar Aydın cinayetiyle son bulan, 1994’e de yansıyan cinayetleri ve Türkiye ‘de yönetimin değiştiğini dile getirmiştim. Bu cinayetlerin bir sahibi olması gerekir. Bahtiyar Aydın cinayetini örgütün üzerine attılar. Lice ‘de helikopterden iner inmez vuruldu. O zaman Lice yakınlarındaydım. Etrafımız kuşatılmıştı. Adeta bitiş seviyesindeydik. Telsizler vardı. Askerin telsizleri de vardı. Birbirimizi dinler ona göre hareketlerimizi planlardık. Bir anda telsizden ‘paşa vuruldu’ diye bir anons geçti. Telsizden Lice’deki dağlık grubu aradım. Yapmadıklarını söylediler. Askerin telsizine girerek bizim ilgimizin olmadığını söyledim. Bir tuğgenerali vursak bunu dünyaya yayınlarız. ‘Örgütün burada herhangi bir rolü yoktur’, dedim. Bu olay üzerine operasyonu sona erdirdiler. Bunun sayesinde ben o zaman kurtuldum. Olay üzerime yıkıldı. Direkt olarak ben sorumlu tutuldum. Bu olay aydınlatılmadı. Birileri cinayet işliyor, birileri de azabını yaşıyor. Paşayı devletin içinde bir ekip vurdu. Şüphem yok. Paşayı devlet vurdu. Hatta duyduğuma göre vuran asker de öldürüldü. Lice’de çatışma süsü verdiler. Paşa’da helikopterine atlayıp gitmek zorunda kaldı. Derin devlet vardır. Kimi ‘Ergenekon’, kimi ‘derin devlet’ dedi. Bence ayrımı yok. Öteden beri sol çevreler bütün hayallerini ordu üzerinde kuruyorlar.”

PKK’nın kuruluşunda yer alan ve 18 yıl örgütte kaldıktan sonra 1998 yılında örgütten ayrılan Şemdin Sakık, önce KDP peşmergelerine sığınmış, Aynı yıl Duhok’ta düzenlenen bir askeri operasyonda kardeşi Arif Sakık ile birlikte yakalanarak Türkiye’ye getirilmişti. 20 Mayıs 1999’da Sakık ile kardeşi, ölüm cezasına çarptırıldılar. İdam cezasının kaldırılmasıyla Sakık ömür boyu hapse mahkum edildi.

Flaş!.. Flaş!.. Yargıda Ergenekon operasyonu!


İki yıldır takip ediliyorlardı

İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin gerçekleştirdiği operasyonlarda 25 şüpheli gözaltına alındı.

Gözaltına alınan kişilerin , rüşvet ve şantaj yöntemleriyle yargıyı etkilemeye çalıştıkları bu amaçla şebeke kurdukları ileri sürülüyor. Gözaltına alınanlar arasında 5 avukat ile 10 adliye görevlisi var. Operasyonlar kapsamında bazı ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda 5 tabanca ele geçirildi, bazı bilgisayarlar ile belgelere de el konuldu.

Polisin söz konusu organizasyonu Ergenekon operasyonları sırasında belirlediği, bunu ayrı bir soruşturmaya dönüştürerek hedefteki kişileri 2 yıldır takip ettiği öğrenildi.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: