Günlük arşivler: Kasım 7, 2012

Zahide Uçar: Adalet Şemdin Sakık’ın Kucağına Düştü


2007 Yılından beri darbe ile yatıp darbe ile kalkan yavşaklar. Yıllarca aramızda kırmızı yanaklı bir kız gibi gezip, CİA’nın kucağında telekıza dönen diyalogcular… Kendiniz yazdınız, kendiniz oynadınız. Sonra atalarımızın; “aşağı köyde bir yalan söyledim, yukarı köye çıkınca ben de inandım” sözünde olduğu gibi kendi yalanınıza kendiniz de inandınız.

Birkaç şaibeli ismin gölgesinde ülkenin milli unsurlarını en alçak iftiralarla, sahte delillerle esir aldınız. Listeler ellerinizdeydi. AKP’nin ihtiyaç duyduğu zamanlarda hem kamuoyunu meşgul ettiniz, hem elinizdeki listeye göre insanları derdest ettiniz. Önde CİA-F tiyatrosuna mahkum edilen Türk Milleti, arkada talan edilen devlet.

Sizler; liboşlar, kiralık kalemşörler, badem bıyık takımı, cahilliklerine bakmadan o kanal senin, bu kanal benim gezip konsomasyon toplayan zavallılar… İşte buraya kadarmış ahkam kesmeniz.

Kurdurduğunuz Engizisyon mahkemelerinin adaleti Şemdin Sakık’ın kucağında Sakık’ı tatmin ederken yakalandı.

Bu çadır tiyatrosu davaların kimlerin tanıklığında yürüdüğüne bir bakalım:

Tuncay GÜNEY: Daniel Levi veya Tuncey Özbey(Güney) adında sahte bir haham. Mossad’cı, İslamcı, Ermeni lobisiyle temasta…

Ne güzel değil mi? Uydurduğunuz, “CİA böyle öğretti” başlıklı hikayeniz, sözde Ergenekon örgütünüz bu adamın şemasıyla işleme kondu.

Osman YILDIRIM: Ergenekon savcılarının Osmanım’ı…

1-Ablasını öldürmek suçundan 20 yıl hapis cezası,

2-14 Temmuz 1998 tarihinde öz yeğenine fuhuş yaptırmak suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası,

3-Nüfus kağıdında sahtecilikten ötürü mahkumiyet,

4-30 Aralık 2006 tarihinde kasten adam öldürmeye teşebbüs ve ruhsatsız silah taşımak suçundan 9 yıl hapis cezası.

Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 27 Haziran 2008 tarihli duruşmasında şöyle demişti:

Türkiye Cumhuriyeti Devletini tanımadığımdan suçlamalarla ilgili savunma yapmayacağım. Müslüman vatandaşlar üzerinde laik baskı kurmak isteyen Cumhuriyet Gazetesini üç kez bombalattım. Ayrıca Alpaslan arkadaşıma Danıştay suikastini yaptırdım. İsim vermeden istinkaf ettiğim şahsı, ‘Kurtuluş Savaşı vermemiş, satış savaşı vermiş ‘İngiliz tetikçisi’ ve ‘İngiliz piçi’ olarak sıfatlandırdım.

Bu iğrenç sicile sahip Osman Yıldırım 9 numaralı gizli tanık(!)..

Şemdin SAKIK: Ömür boyu hapse mahkum Parmaksız Zeki kod adlı PKK’lı cani…

PKK’da 18 yıl en kanlı eylemlerin emrini verdi. Sakık’ın yakalandığında verdiği ifadesinden kin ve intikam duygusu ile büyüdüğü, psikolojik sorunlarla dolu bir kişilik yapısına sahip olduğu ortaya çıktı. Babasını öldürmeye kalktı.

Bingöl’de 33 erimizin şehit edilmesinden sorumlu eli kanlı bir katil.

Bu eli kanlı azılı katil, sözde Ergenekon davasında gizli tanık “Deniz” olarak ortaya çıktı.

Bu gün Silivri’de PKK ile TSK karşı karşıya getirildi.

Bu saatten sonra bu mahkemeleri kurduranların da, 2007 yılından beri bu mahkeme ve davaları kutsayanların da namusu-şerefi;

Tuncay Güney, Osman Yıldırım, Şemdin Sakık’ın şeref ve namusu kadardır.

ADALET HANIMIN Şemdin Sakık’ın kucağına oturtulduğu bir davanın namus ve şerefi gizli tanıkların namus ve şerefi kadardır.

Bu utanç sizlerin 7 göbek sülalenize yetecektir.

Bana; “yazılarınız Ergenekon’un basın ayağı görevi yapıyor gibi” diye ileti gönderen CİA’nın operasyon elemanları. Ergenekon Türk’ün bağımsızlık destanıdır. Bizler demir dağı delip devletler kuran bir milletin çocuklarıyız. Ergenekon onurumuzdur, gururumuzdur. CİA’nın kucağında Türk’e pusu kuran çakal sürüsü… Kırmızı yanaklı kız gibi gezerken CİA’nın kucağında tele kıza dönen ihanet şebekeleri…

Şemdin Sakık’ın kucağında onur ve şerefini teslim edenler…

Yüzünüze tükürülecek günler yakındır.

İLK KURŞUN

Kılıçdaroğlu aradığı Ergenekon’u buldu /// CC : @BalbayMustafa @MustafaBalbay @mbalbay35 @ mustafabalbay35 @BalbayM


Yaşanan her ERgenekon tartışmasında ‘Nerede bu Ergenekon, gidip üye olacağım’ diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu, aradığı Ergenekon’u buldu.

Geçtiğimiz aylarda yaptığı bir açıklamada; "Nerede bu Ergenekon, gidip üye olacağım" diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu, Ergenekon’u buldu.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu Başkanlığı’ndaki CHP heyetinin, Ergenekon sanıkları Mustafa Balbay ile Haberal’i Kurban Bayramında Silivri’de ziyaret etmişti. Bu görüşmenin fotoğrafları CHP’nin sitesinde yayınlandı.

Fotoğrafta, ‘Nerede bu Ergenekon gidip üye olacağım’ diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu, Ergenekon tutuklularının kaldığı Silivri’de, Ergenekon tutuklusu Mustafa Balbay ile birlikte görülüyor.

Fotoğraflarda, Kılıçdaroğlu’nun yanısıra CHP Genel Başkan Yardımcıları Adnan Keskin, Gürsel Tekin, Umut Oran, CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, CHP Milletvekili Mahmut Tanal ve CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı da bulunuyor.

İşte Kılıçdaroğlu’nun Ergenekon’u bulduğu o fotoğraflar…

BAKAN’IN AÇIKLAMASI SAHTEKARLIĞI ORTAYA KOYDU


Meğer 2003’te mevcut değilmiş

(SÖZDE) Balyoz davası belgelerindeki sahtelik Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz tarafından da tescillendi. Savcının ve bilirkişilerin, "2003 yılında tek oturumda oluşturulmuş" dediği Balyoz CD’lerinde ‘CC MAR Naples‘ adlı bir NATO Komutanlığı’ndan bahsediliyordu. Bakan Yılmaz, ‘Suga Harekat Planı’nda adı geçen komutanlığın, planın kaydedildiği 2003 yılında mevcut olmadığını açıkladı.

CHP Muğla milletvekili Nurettin Demir‘in soru önergesini yanıtlayan Bakan Yılmaz, CD’lerdeki sahteliği ortaya koyan önemli bir açıklama yaptı.

CD’lerde, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın Ege Denizinde Yunanistan’la yüksek bir gerilim ortamı yaratmak için hazırlanan ‘Suga Harekat Planı’nda “CC MAR Naples” adlı bir NATO Komutanlığı’nın ismi yer alıyordu. Soru önergesine yanıt veren Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, "CC MAR Naples" NATO Komutanlığı’nın, 1 Temmuz 2004 yılında kurulduğunu açıkladı.

Napoli-İtalya’da bulunan NATO Deniz Karargahının 05 Haziran 1967 – 01 Temmuz 2004 tarihleri arasındaki ismi Güney Bölgesi Müttefik Deniz Kuvvetleri Karargahı’dır. Haziran 2003 ayında onaylanan MC 324 / 1 dokümanıyla NATO’nun komuta yapısında bir değişikliğe gidilmiş, buna bağlı olarak da 01 Temmuz 2004 tarihinde HQ NAVSOUTH ismi Deniz Unsur Komutanlığı Napoli / İtalya (CC-MAR Naples) olarak değişmiştir.

Söz konusu plan, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in hakkındaki iddialara dayanak oluşturuyor. İddianamede, Tuğamiral Cem Aziz Çakmak’ın Deniz Kurmay Yarbay Ahmet Durhan Mertcan’ı CC MAR Naples’da görevlendirdiği iddia ediliyordu.

Tuğamiral Cem Çakmak da, savunmasında hazırladığı iddia edilen listenin sahte olduğunu açıklamıştı.

ASKERHABER / ANKARA

Taşları bağlayıp köpekleri salarsan


Mustafa Mutlu – Ergenekon Davası’nın sırrı dün çözüldü…

Genelkurmay Başkanı’nı, hayatlarını terörle mücadeleye adayan ve 2000’li yılların hemen öncesinde teröre büyük darbe indiren komutanları, terör karşıtı yazarları, hukukçuları, akademisyenleri “terörist” olarak suçlayan “gizli” tanıklardan birinin kimliği, kendi talebiyle açıklandı…

Ve ortaya kim çıktı?

Bir zamanlar terör örgütünün “iki numarası” olan…

Elinde yüzlerce askerimizin ve sivilimizin kanı bulunan…

Bu yüzden de yakalanıp, yargılanan ve idam cezasına çarptırılan…

Ama “idam cezası”nın kaldırılmasıyla “ip”ten kurtulan…

Şemdin Sakık…

Ergenekon Davası’nın görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin çok ciddiye aldığı o “gizli” tanıklardan “Deniz” kod adlı olanı; meğer bu katilmiş!

***

Evet; katiller de tanık olabilir…

Ama tanıklıkları, kendilerini yakalayan ve eğer adalet karşısına çıkaran kişilerle ilgiliyse… Söyleyecekleri her zaman kuşkuyla karşılanır!

Çünkü o sözlerin arkasında “intikam” duygusunun yattığı bilinir!

Vereceği ifadenin, “Beni yaktınız, ben de sizi yakacağım” hırsından kaynaklandığı düşünülür.

Devlet eğer gerçekten devletse… Kendisini korumak için canları pahasına bu örgütlerin üzerine giden askerini, güvenlik görevlisini; enseyi ele veren teröristlerin bu tür saldırılarına muhatap etmez…

Çünkü (Teşbihte hata aranmaz) “taşları bağlayıp, köpekleri salarsan” o köyde huzur kalmaz!

***

Lütfen düşünün:

Genelkurmay Başkanı sanık ve tutuklu…

Kuvvet komutanları sanık ve tutuklu…

Terörle mücadele eden komutanlar ve kahraman askerler sanık ve tutuklu…

Terörün gizli planlarını aydınlığa çıkarmak için gözünü kırpmadan yazan gazeteciler sanık ve tutuklu…

Terör örgünün militanlarını yargılayan hukukçular sanık ve tutuklu…

Yani hepsi “bağlı…”

Kim değil?

Bu ülkeyi kana bulamaktan hüküm giymiş iki numaralı kişi! Döktüğü kanların bedelini cezaevinde ödüyor ama intikam planlarını özgürce uygulayabiliyor.

Helal olsun; böyle demokrasiye…

***

Eğer mahkemenin sanıkları yıllardır tutuklu olarak yargılamasının ve tahliye taleplerini her defasında “çok önemli suç şüphesi” nedeniyle reddetmesinin dayanaklarından biri de Şemdin Sakık gibi “gizli” tanıkların verdiği ifadelerse…

Eğer bugüne kadar kanıtlanamayan ve “işlendiği varsayılan suçlar”, bu ifadelerdeki suçlamalarsa…

Yüzlerce sanığın özgürlükleri bu yüzden kısıtlanıyor, yakınlarına bu yüzden acı çektiriliyorsa…

Açık açık yazmakta yarar var:

Bu saatten sonra bu ülkede kimse terörle falan mücadele etmez kardeşim!

Bu böyle biline…

*****

DEB…

Eğitim-Sen Adana Şube Başkanı Kâmuran Karaca, Yüreğir İlçesi’ndeki bir ilköğretim okulunun müdürünün, okulu dini kurallara göre yönetmeye çalıştığını iddia etmiş.

Karaca bu okulda öğrencilerin dini ağırlıklı dersleri seçmek zorunda bırakıldığını, müdürün ansiklopedi ciltlerindeki ünlü ressamların çizdiği kadın resimlerini yırttığını, evinden kaçan bir kız öğrencinin “Şeri kurallara göre” yargılanmasını istediğini söylemiş…

Milli Eğitim Bakanı’na üç sorum var:

1) Bu okul müdürünü, ülkemizdeki bütün okulların müdürlerine örnek gösterecek misiniz?

2) Acaba kendisini ne zaman terfi ettirip, bir ilçeye Milli Eğitim Müdürü yapacaksınız?

3) Bakanlığınızın ismini ne zaman Dini Eğitim Bakanlığı (DEB) olarak değiştireceksiniz?

*****

GÜNÜN SORUSU

Ankara büromuzdaki cevval kardeşimiz Kıvanç El’in haberine göre, YÖK Yasa Taslağı belli olmuş… Üniversitelerdeki Atatürk İnkılâpları ve Türk Dili dersleri kaldırılıyormuş. Ayrıca “Yükseköğretimin Amacı” başlıklı bölümden “Atatürk İlkeleri doğrultusunda eğitim” maddesi de çıkarılıyormuş… Sorum, Atatürk’ün adını bir yerlerden çıkarmayı bize “reform” olarak sunan zavallılara:

Bu ülkede 1 milyon 370 bin kişi Mustafa, 428 bin kişi Kemal ve 24 bin kişi de Ata ismini taşıyor… Onların isimlerini de silebilecek misiniz?

*****

Aaaaaa… Bizde petrol mü varmış?

Kilis Su Arıtma Tesisleri’nin deposu için yapılan kazı sırasında petrol bulgusuna rastlanmış…sadece 12 metre derinliği inmişler ki; ne görsünler?

Asfalt gibi bir tabaka…

Durumu hemen Kilis Belediye Başkanı Abdi Bulut’a bildirmişler…

O da kazı yerine gelmiş, tabakadan çıkartılan bir parçayı hemen piknik tüpü üzerine yakmış… Parça, hemen alev alıp yanmış…

Yanarken de petrol kokusu yaymış…

Güneydoğu’nun iki yanındaki üç komşu ülke, yani İran, Irak, Suriye, dünyanın en önemli petrol rezervlerine sahipken ve petrolden milyarlarca dolar kazanırken… Yabancı petrol devleri bizde nedense 80 yıldır petrol bulamıyor…

Görünen o ki; topraklarımızdaki petrolün sabrı kalmamış, artık kimsenin bulmasını beklemeden kendiliğinden fışkırıyor…

Peki; biz bu durum karşısında ne yapacağız?

O yabancı şirketleri ve görevi petrol bulmak olan TPAO’yu sorgulamayı aklımıza bile getirmeden, sadece şaşıracağız:

“Aaaaaaaaaaaaaaa… Biz de petrol mü varmıııııışşş!”

Sakık: Ölenlerden biri Yeşildi


Sakık, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Ergenekon davasında dinlendi. Mahkeme heyetinin Sakık’ı çok ciddiye aldığı gözlendi.

İSTANBUL 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Ergenekon Davası’nda Şemdin Sakık tanık olarak dinlendi. Gaffar Okkan suikastinin hemen ardından 2001’de içinde bordo berelilerin bulunduğu Diyarbakır’dan havalanan casa tipi uçağın Malatya’da düştüğünü hatırlatan Sakık şunları söyledi:

" O UÇAKTA ÖLENLERDEN BİRİ -YEŞİL- "

"Örgütteyken yanımda olan ve cezaevinde görüştüğüm genç bana "İyi ki benim yüzbaşım o uçağa binmedi. İşi çıktığı için binmedi. Binseydi ben de onunla gidecektim. Ben de kurtuldum" dedi. Bu uçakta bulunan iki kişinin adının üstünün çiziliydi. O kasa uçakta ölenlerden birisi Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırımmış. İsmi çizilenlerden birisi oymuş. Bir devlet bu kadar olayın faili olan kişinin yaşayıp yaşamadığını bilmiyorsa, o artık devlet değildir." Kuzey Irak’tan kendisini getiren 5 kişilik ekibin başında Mahmut Yıldırım’ın olduğunu söyleyen Sakık, "Demek ki bu Yıldırım 1998 yılında da kullanılan bir insandı. Bir kişi düşman denilen adamı getiriyor, JİTEM, MİT, emniyetin haberi yok. Bana, beni kimin getirdiğini sordular. ‘Başıma bir iş gelir diye söylemedim. Yıldırım, Tunceli ve Bingöl sorumlusuydu. Demirel döneminde Yıldırım, Çankaya’ya gitti mi, Çiller ile görüştü mü, beni getirmek için kimden emir aldı, kimin emrinde çalıştırıldı? Bilemiyoruz. 1993’te yıldızı parlayan Yıldırım’dır."

"İRAN NEREDEYSE ÖRÜTE UÇAK VERECEKTİ"

1993’te Şam’a Öcalan’ın yanına gittiğini anlatan Sakık, Öcalan’ın kendisine Lübnan’daki faaliyetleri denetleme talimatı verdiğini, ardından Lübnan’a gittiğini söyledi. Sakık, "Orada örgütten Rıza Altun vardı. Evinde balya balya günlerce saysak bitiremeyeceğimiz dolar vardı. Benim gözlerim fal taşı gibi açıldı. Biz o günlerde para sıkıntısı çekiyorduk. Paranın kaynağını sorunca ‘buradaki kaçakçıları gözetliyoruz. Denetliyoruz, bu bizim mücadelemizin amacı değil, aracı’ dedi. Halbuki biz Kürtlerin kurtuluşunun mücadelesini veriyorduk. Diyarbakır Lice’de bir köyde uyuşturucu ekimini yasaklamıştım. Döndüğümde olayı Öcalan’a anlattım, o da bana ‘bu örgütü nasıl idare ediyorsun. Arkamızda devlet mi var?’ dedi. Ben de köylüye yasağı kaldırdım. Örgütün geliri ilk yıllarda Avurapa’daki işçilerin bağışıydı. 1990 sonrası uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığından oldu" dedi.

Sakık, İran’ın neredeyse örgüte uçak vereceğini, 1993’te ateşkes öncesinde bir kamyon silah veren İran’ın ateşkesten sonra "Biz bunları size yerde çürütesiniz veya bakasınız, satasınız diye değil, kullanasınız, diye verdik" dediğini iddia etti.

"AKIN BİRDAL SUİKASTİ"

Akın Birdal suikastine ilişkin iddialarda bulunan Sakık, "Bu işte Mahmut Yıldırım kullanıldı. Benim üstlenmemi istediler. Kabul etmedim hücreye attılar. Yaşar Büyükanıt’ın da haberi vardı. TİT’i yönlendirdiğimi söylememi istediler. Bunu da kabul etmedim. Zaten sonra gerçekler anlaşıldı" dedi.

"RÖPORTAJ NEDEN BİZ ÖRGÜT YÖNETİCİLERİNDEN SAKLANIYOR"

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, sanıklardan Doğu Perinçek ve terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın Bekaa vadisinde çektirdikleri fotoğrafları tanığa gösterip soru sordu. Fotoğrafların, örgütün spor ve eğitim yaptığı alanda çekildiğini anlatan Sakık, "Perinçek ile Öcalan’ın görüşmeleri gece geç saatlere kadar sürüyordu. Görüşmeler başbaşaydı. Ben içeri alınmadım. Bugörüşme sadece gazetecilik faaliyeti ise dünyaya duyurulacak röportaj, neden biz örgüt yöneticilerinden saklanıyor? Öcalan’ın yanına gelen hiçbir gazeteci yalnızca gazeteci değildir. Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Altan kardeşler, Yasemin Çongar gazetecilik için gelmediler. Onların görüşme amacının örgütün askeri gücünü kullanmak olarak düşünüyorum ve gözlemliyorum" dedi.

"PKK BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR"

Örgüte katıldığı ilk dönemde faaliyetlerini "Silahlı mücadele" olarak tanımladığını belirten Sakık, "Daha sonra mücadeleye savaş dedim. Şimdi ise terör diyorum. PKK bir terör örgütüdür. Biz başta haklı ilerici insanlığa hizmet yürüttüğümüze sanıyorduk ama 1999’da Abdullah Öcalan yakalanınca ‘Silahlı Mücadeleye son veriyorum" demesi ile PKK’nın yürüttüğü savaş, savaş olmaktan çıktı. Çünkü siyasi hedefi kalmadı. Öcalan tek başına örgütü yönetiyordu" dedi. Örgütün tüm faaliyetlerini Öcalan’ın kontrol ettiğini anlatan Sakık, "Eğer gerçek anlamda sorarsanız PKK’nın birinci dönem gerçek koordinatörü Doğu Perinçek’tir. İkinci dönem koordinatörü ise Yalçın Küçük’tür. Bu iki isim PKK’yı kullandı. Ben bu işin içinden geldiğim için söylüyorum" dedi.

"KÜRTLERİN YÜZDE 99’U SAVAŞIN BİTMESİNİ İSTİYOR"

"Dağdaki insanlar inmek istiyor" diyen Sakık, "Ancak kanla beslenenler bunu istemiyor. Bunlar mecliste milletvekili, belediyede başkanlık gibi kademelerde bulunmakta. Bir de Kürtlerin yüzde 99’u bu savaşın bitmesini istiyor. Ölümden beslenenler için kimin öldüğünün önemi yok. Apo yu tanrılaştırıyorlar. PKK’nın olumsuz yanını gizleyerek dokunulur yanını öne çıkarıyorlar. Sorun düşünülenden daha derin. 20 yıl önce dağda ölen kızkardeşimin hala oyu kullanılıyor. Öcalan’ı, Karayılan’ı gazete köşelerinde analiz ediyorlar. Çok sempatik bir diye yazıyorlar. Bu macEracı gençlere yol gösteriyor. Örgütü bu kadar çok işlemeleri ‘Oralara gidin’ anlamına geliyor" dedi.

"PERİNÇEK VE KÜÇÜK, ÖCALAN’I KULLANDI"

Savcı Pekgüzel, Doğu Perinçek ve Öcalan’a ait fotoğrafların göstererek, "Çiçek verme söz konusu. Nasıl oldu bu olay?" diye sordu. Tanık Sakık, "Bu fotoğraf ilişkilerin ne kadar sevgi ve sıcak dolu olduğunu gösterir. Çiçek sevgi olduğunu ortaya koyuyor. Perinçek ve Öcalan çok samimidirler. Benim kimse ile şahsi sorunum yok. Kimseye iftira atma dersim de yoktur. Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük, Öcalan’ı kullandılar. Arkalarında kimler var bilemem" dedi. Bu sırada Yalçın Küçük oturduğu yerden Sakık’ın iddialarına tepki gösterdi.

"GÜNDE 100 TANE FOTOĞRAF ÇEKİLİRDİLER"

Savcı Pekgüzel, daha sonra Doğu Perinçek ile Öcalan’ın birlikte çekildiği fotoğrafları göstererek sorular sordu. Sakık ise, "Günde 100 tane fotoğraf çekilirdiler. Fotoğrafçıların biri önlerinde biri arkalarından takip ederdi" dedi. Savcı Pekgüzel, "Öcalan ile görüşmeye gelen diğer gazeteciler de bu şekilde militanlar ile tek tek tokalaşır mıydı? Tören yapılır mıydı?" diye sordu. Gülerek cevap veren Sakık da "Gelen her gazeteciye böyle törenler düzenlenseydi örgüt, bütün günlerini törenlerle geçirmesi gerekir. O dönemde Öcalan ile yabancı ve Türk gazetecilere hep mülakat verirdi" diye cevap verdi.

"ÖCALAN’A SUİKAST"

Abdullah Öcalan’a 1996 yılı bahar ayında Şam’da suikast yapıldığını anlatan Sakık, "Bomba patlatıldığı saatte benimle uydu telefonuyla konuşuyordu. Bir ara telefondan uzaklaştı kaldığı yerin yakınındaki Türkçe okulunun önünde patlama olmuş. 15 dakkaka kadar telefondan uzaklaştı. Sonra ‘siz savaşmadığınız için düşman gelip beni Şam’da vurmaya çalışıyor’ dedi. Okulun kırılan camlarından da Cemil Bayık hafif yaralandı. Öcalan tedbirini almış. Ya Öcalan bilgi aldı, böyle birşey olmadı. Ya da, bombacılar Şam yönetiminden bu icazeti alamadılar. Önce öldürmek için planlanan eylem birilerinin müdahalesiyle korkutmaya dönüştü" dedi. Şemdin Sakık’ın yorulduğunu söylemesi üzerine, mahkeme heyeti duruşmayı yarın saat 09.00’a erteledi.

GELİN BU AKARYAKITI DÜŞÜRELİM BAKIN NELER DEĞİŞECEK?


Ülkemizde akaryakıt fiyatları pahalı olunca benimde gözüm nerede ise her gün akaryakıt fiyatlarında. Dün gece (21 Eylül) akaryakıt fiyatlarına baktığımda biraz olsun indirim olduğunu görünce çok mutlu olmuştum. Ertesi gün sosyal medyada bir sitenin paylaşımı gözüme takılınca haberi merak ettim ve haber beni adeta şok etti.

Maliye Bakanlığı bütçe hedefinde sapma nedeni ile 3 kalemde vergi artışına gittiğini öğrendim. Akaryakıt, Tapu harçları, Alkollü içkiler ve 1600 CC’nin altındaki araçların Özel Tüketim Vergisi’nin artırıldığı belirtilmekte idi. Geçtiğimiz zaman içerisinde daha küçük silindirli araçlara binmemizi teşvik etmek için daha küçük silindirli araçlara binin diyen Sayın Başbakan değil miydi? Peki özellikle 1600 CC ‘nin altındaki araçlara getirilen bu Özel Tüketim Vergisi artırımı neyin nesi?

Bilindiği üzere ülkemiz dünyada en pahalı akaryakıt kullanan ülkeler arasında. Bu yeni Özel Tüketim Vergisi artışı ile bu sıralamada sanırım hiçbir şeyde yerleşemediğimiz 1. sırayı almış olmalıyız. Bu günlerde Balyoz davasının açıklanması sonrası herkesin oraya yoğunlaştığı bir anda, ÖTV artışına gidilmesi beklide kimseden tepki almamak için en uygun zaman olarak görülmüş olabilir mi?

Akaryakıt fiyatlarındaki artış ülkemizde zor şartlarda çiftçilik yapan üreticimiz başta olmak üzere üreticiyi vurmakta. Taşımacılığın önemli bir kısmı kara yolu ile yapıldığı için pahalı sevkıyatlar taşınan ürüne yansıtılmakta ve üretici ile tüketici arasında devasa bir uçurum oluşmakta. Pahalı akaryakıt nedeni ile özel yada şehirler arası seyahat ücretleri can yakıcı olduğu için insanlar seyahat etmekten artık uzak durmakta. Daha fazla seyahat sonrası oluşabilecek ekonomik canlılık resmen baltalanmakta. İnsanların yeni yerlere gidip yeni işler takip edebilmesi ulaşım pahalılığı yüzünden ortadan kalkmakta.

Beklide en önemli nokta akaryakıt pahalı olduğu için trafikte herkes bir an önce işini bitirip arabasının kontağını kapatmak istemesi bizi trafik canavarı yapıyor olabilir mi? Aslında trafiğe çıktığımızda hepte acele bir yere yetişmek için koşturmuyoruz. Aracımızın çalıştığı her anın bizim cebimizdeki parayı çok fazla yediği için tedirgin olmakta önce ben oraya ulaşayım psikolojisi içinde acele ediyoruz olabilir mi? Ekonomisi iyi olanlar için bu geçerli bir şey değil olabilir ama cebinde az bir para ile yola çıkan benim yoksul vatandaşım bunu düşünmek zorunda.

Gelin bu akaryakıt fiyatlarını düşürün üretimden tüketime bir artış olacağına inanıyorum. Üretici ile tüketici arasındaki uçurum beklide ortadan kalkacak üretim ile tüketim bir karşılık bulacak. Mutlu üreticiniz mutlu tüketiciniz olsun istemez misiniz? Ulaşım daha ucuza daha çok olacak insanlar yeni yerler görüp yeni işler yada yeni mutluluklar bulacak. Beklide en önemlisi trafikte bir birimize yol vermesini bir birimize saygılı şoförler olmasını az beklemekten ne çıkar belki 0,00000001 kuruş yakar deyip sabırlı şoförler olacağız.

PROF. DR. ÖZER OZANKAYA : TERÖR EŞKİYALIĞI ULUS VE YURDUMUZU BÖL EMEYECEKTİR!


Yıllardanberi ulusumuz içinde “savaş” varmış gibi gerçek dışı bir kanı oluşturmak isteyen, kimisi siyaset bazirgânı, kimisi kiralık kalem, kimisi bilgisiz “sözde-aydın”, … yabancı-yerli sömürgenler, “barış istiyoruz” diyorlar!

OYSA Ulusumuz içinde düşman kamplar türünden bir etnik bölünmeyi, 40 yıldanberi sürdürdükleri/destekledikleri terör eşkiyalığıyla başaramadılar.

Atatürk bu sağlam tarihsel toplum dokumuzu 1922′de ilân etmişti:

“Türk ve Kürt asıllı yurttaşlar, Türkiye’nin her yanında öylesine iç içe girmiş ve kaynaşmışlardır ki, TÜMÜYLE TÜRKİYE’Yİ MAHVETMEDEN ÖZERK BİR KÜRDİSTAN ORTAYA ÇIKARMAYA OLANAK YOKTUR.” diyordu.

Bu değerlendirme 90 yıl sonra bugün, bin kez daha geçerlidir.

Eşkiya başına af, ulus çocuklarını birbirine düşman etmek üzere ayrı ayrı eğitimeyi amaçlayan “ana-dilde eğitim” demagojisi, yerel yönetimleri Orta Çağın feodal beyliklerine dönüştürüp Türkiye’yi Selçuklu ve Osmanlı’nın çöküş dönemlerindeki “fetret” (yönetilemezlik) ortamına düşürme .. gibi hain amaçlar, “ölüm orucu” gibi eylemlerle ulusumuzun gözünden ve bilincinden gizlenemez, gizlenememelidir.

Atatürk’ün belirttiği gibi “Beş yüz yıllık güzel Türk yurdu Rumeli”, Osmanlı’nın yıkılış on-yılarında, bu türden dış-iç sömürgen güçlerce Türk yurdu olmaktan çıkarılmış, her kökenden milyonlarca Türk, yüzlerce yıllık yurtlarından sökülüp sökülüp ölüm, yokluk, açlık, hastalık, … pençesinde tüketilmişti.

1924 “Mübadele”sini (Nüfus değişimini), sözde “insancıl duygularla, ama üstelik asıl olarak Anadolu’dan gönderilen Rum nüfus açısından “ah vah”larla kalemlerine, filmlerine ve dillerine … dolayanlar, milyonlarca Rumelili Türk halkına yapılan kıyımlardan hiç söz etmiyorlar.

Tıpkı bunun gibi, bugün de BOP güdümlü, 12 Mart ve 12 Eylül danışıklı-faşizmiyle üzerine benzin dökülen PKK eşkiyalığının, Türkü, Kürdü, Zazası, Arabı .. ile yalnız milyonlarca Güneydoğu Anadolu’da yaşayan ulustaşlarımızın değil, bütün yurt yüzeyindeki tüm ulusumuzun yaşamını mahvetmek ardında olduğunu dile getirmiyor, teröre karşı ulusal ölçüde bir direniş dayanışması gerçekleşmesini engelleyici bin türlü saptırmalar yapıyorlar.

Ama boşuna! Sonunda yine utanç içinde yenik düşecekler!

Atatürk önderliğinde kurulan çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni hukuk düzeni, ulus ve yurt tanımıyla benimsemiş olmayanlar, bu cumhuriyetin kurucusu olan Türk ulusunun tüm ögeleri arasındaki yıkılmaz dayanışma karşısında yenilgiye uğramaya yazgılıdırlar.

Prof. Dr. Özer Ozankaya

İLK KURŞUN

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: