Günlük arşivler: Kasım 7, 2012

Taşları bağlayıp köpekleri salarsan


Mustafa Mutlu – Ergenekon Davası’nın sırrı dün çözüldü…

Genelkurmay Başkanı’nı, hayatlarını terörle mücadeleye adayan ve 2000’li yılların hemen öncesinde teröre büyük darbe indiren komutanları, terör karşıtı yazarları, hukukçuları, akademisyenleri “terörist” olarak suçlayan “gizli” tanıklardan birinin kimliği, kendi talebiyle açıklandı…

Ve ortaya kim çıktı?

Bir zamanlar terör örgütünün “iki numarası” olan…

Elinde yüzlerce askerimizin ve sivilimizin kanı bulunan…

Bu yüzden de yakalanıp, yargılanan ve idam cezasına çarptırılan…

Ama “idam cezası”nın kaldırılmasıyla “ip”ten kurtulan…

Şemdin Sakık…

Ergenekon Davası’nın görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin çok ciddiye aldığı o “gizli” tanıklardan “Deniz” kod adlı olanı; meğer bu katilmiş!

***

Evet; katiller de tanık olabilir…

Ama tanıklıkları, kendilerini yakalayan ve eğer adalet karşısına çıkaran kişilerle ilgiliyse… Söyleyecekleri her zaman kuşkuyla karşılanır!

Çünkü o sözlerin arkasında “intikam” duygusunun yattığı bilinir!

Vereceği ifadenin, “Beni yaktınız, ben de sizi yakacağım” hırsından kaynaklandığı düşünülür.

Devlet eğer gerçekten devletse… Kendisini korumak için canları pahasına bu örgütlerin üzerine giden askerini, güvenlik görevlisini; enseyi ele veren teröristlerin bu tür saldırılarına muhatap etmez…

Çünkü (Teşbihte hata aranmaz) “taşları bağlayıp, köpekleri salarsan” o köyde huzur kalmaz!

***

Lütfen düşünün:

Genelkurmay Başkanı sanık ve tutuklu…

Kuvvet komutanları sanık ve tutuklu…

Terörle mücadele eden komutanlar ve kahraman askerler sanık ve tutuklu…

Terörün gizli planlarını aydınlığa çıkarmak için gözünü kırpmadan yazan gazeteciler sanık ve tutuklu…

Terör örgünün militanlarını yargılayan hukukçular sanık ve tutuklu…

Yani hepsi “bağlı…”

Kim değil?

Bu ülkeyi kana bulamaktan hüküm giymiş iki numaralı kişi! Döktüğü kanların bedelini cezaevinde ödüyor ama intikam planlarını özgürce uygulayabiliyor.

Helal olsun; böyle demokrasiye…

***

Eğer mahkemenin sanıkları yıllardır tutuklu olarak yargılamasının ve tahliye taleplerini her defasında “çok önemli suç şüphesi” nedeniyle reddetmesinin dayanaklarından biri de Şemdin Sakık gibi “gizli” tanıkların verdiği ifadelerse…

Eğer bugüne kadar kanıtlanamayan ve “işlendiği varsayılan suçlar”, bu ifadelerdeki suçlamalarsa…

Yüzlerce sanığın özgürlükleri bu yüzden kısıtlanıyor, yakınlarına bu yüzden acı çektiriliyorsa…

Açık açık yazmakta yarar var:

Bu saatten sonra bu ülkede kimse terörle falan mücadele etmez kardeşim!

Bu böyle biline…

*****

DEB…

Eğitim-Sen Adana Şube Başkanı Kâmuran Karaca, Yüreğir İlçesi’ndeki bir ilköğretim okulunun müdürünün, okulu dini kurallara göre yönetmeye çalıştığını iddia etmiş.

Karaca bu okulda öğrencilerin dini ağırlıklı dersleri seçmek zorunda bırakıldığını, müdürün ansiklopedi ciltlerindeki ünlü ressamların çizdiği kadın resimlerini yırttığını, evinden kaçan bir kız öğrencinin “Şeri kurallara göre” yargılanmasını istediğini söylemiş…

Milli Eğitim Bakanı’na üç sorum var:

1) Bu okul müdürünü, ülkemizdeki bütün okulların müdürlerine örnek gösterecek misiniz?

2) Acaba kendisini ne zaman terfi ettirip, bir ilçeye Milli Eğitim Müdürü yapacaksınız?

3) Bakanlığınızın ismini ne zaman Dini Eğitim Bakanlığı (DEB) olarak değiştireceksiniz?

*****

GÜNÜN SORUSU

Ankara büromuzdaki cevval kardeşimiz Kıvanç El’in haberine göre, YÖK Yasa Taslağı belli olmuş… Üniversitelerdeki Atatürk İnkılâpları ve Türk Dili dersleri kaldırılıyormuş. Ayrıca “Yükseköğretimin Amacı” başlıklı bölümden “Atatürk İlkeleri doğrultusunda eğitim” maddesi de çıkarılıyormuş… Sorum, Atatürk’ün adını bir yerlerden çıkarmayı bize “reform” olarak sunan zavallılara:

Bu ülkede 1 milyon 370 bin kişi Mustafa, 428 bin kişi Kemal ve 24 bin kişi de Ata ismini taşıyor… Onların isimlerini de silebilecek misiniz?

*****

Aaaaaa… Bizde petrol mü varmış?

Kilis Su Arıtma Tesisleri’nin deposu için yapılan kazı sırasında petrol bulgusuna rastlanmış…sadece 12 metre derinliği inmişler ki; ne görsünler?

Asfalt gibi bir tabaka…

Durumu hemen Kilis Belediye Başkanı Abdi Bulut’a bildirmişler…

O da kazı yerine gelmiş, tabakadan çıkartılan bir parçayı hemen piknik tüpü üzerine yakmış… Parça, hemen alev alıp yanmış…

Yanarken de petrol kokusu yaymış…

Güneydoğu’nun iki yanındaki üç komşu ülke, yani İran, Irak, Suriye, dünyanın en önemli petrol rezervlerine sahipken ve petrolden milyarlarca dolar kazanırken… Yabancı petrol devleri bizde nedense 80 yıldır petrol bulamıyor…

Görünen o ki; topraklarımızdaki petrolün sabrı kalmamış, artık kimsenin bulmasını beklemeden kendiliğinden fışkırıyor…

Peki; biz bu durum karşısında ne yapacağız?

O yabancı şirketleri ve görevi petrol bulmak olan TPAO’yu sorgulamayı aklımıza bile getirmeden, sadece şaşıracağız:

“Aaaaaaaaaaaaaaa… Biz de petrol mü varmıııııışşş!”

Sakık: Ölenlerden biri Yeşildi


Sakık, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Ergenekon davasında dinlendi. Mahkeme heyetinin Sakık’ı çok ciddiye aldığı gözlendi.

İSTANBUL 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Ergenekon Davası’nda Şemdin Sakık tanık olarak dinlendi. Gaffar Okkan suikastinin hemen ardından 2001’de içinde bordo berelilerin bulunduğu Diyarbakır’dan havalanan casa tipi uçağın Malatya’da düştüğünü hatırlatan Sakık şunları söyledi:

" O UÇAKTA ÖLENLERDEN BİRİ -YEŞİL- "

"Örgütteyken yanımda olan ve cezaevinde görüştüğüm genç bana "İyi ki benim yüzbaşım o uçağa binmedi. İşi çıktığı için binmedi. Binseydi ben de onunla gidecektim. Ben de kurtuldum" dedi. Bu uçakta bulunan iki kişinin adının üstünün çiziliydi. O kasa uçakta ölenlerden birisi Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırımmış. İsmi çizilenlerden birisi oymuş. Bir devlet bu kadar olayın faili olan kişinin yaşayıp yaşamadığını bilmiyorsa, o artık devlet değildir." Kuzey Irak’tan kendisini getiren 5 kişilik ekibin başında Mahmut Yıldırım’ın olduğunu söyleyen Sakık, "Demek ki bu Yıldırım 1998 yılında da kullanılan bir insandı. Bir kişi düşman denilen adamı getiriyor, JİTEM, MİT, emniyetin haberi yok. Bana, beni kimin getirdiğini sordular. ‘Başıma bir iş gelir diye söylemedim. Yıldırım, Tunceli ve Bingöl sorumlusuydu. Demirel döneminde Yıldırım, Çankaya’ya gitti mi, Çiller ile görüştü mü, beni getirmek için kimden emir aldı, kimin emrinde çalıştırıldı? Bilemiyoruz. 1993’te yıldızı parlayan Yıldırım’dır."

"İRAN NEREDEYSE ÖRÜTE UÇAK VERECEKTİ"

1993’te Şam’a Öcalan’ın yanına gittiğini anlatan Sakık, Öcalan’ın kendisine Lübnan’daki faaliyetleri denetleme talimatı verdiğini, ardından Lübnan’a gittiğini söyledi. Sakık, "Orada örgütten Rıza Altun vardı. Evinde balya balya günlerce saysak bitiremeyeceğimiz dolar vardı. Benim gözlerim fal taşı gibi açıldı. Biz o günlerde para sıkıntısı çekiyorduk. Paranın kaynağını sorunca ‘buradaki kaçakçıları gözetliyoruz. Denetliyoruz, bu bizim mücadelemizin amacı değil, aracı’ dedi. Halbuki biz Kürtlerin kurtuluşunun mücadelesini veriyorduk. Diyarbakır Lice’de bir köyde uyuşturucu ekimini yasaklamıştım. Döndüğümde olayı Öcalan’a anlattım, o da bana ‘bu örgütü nasıl idare ediyorsun. Arkamızda devlet mi var?’ dedi. Ben de köylüye yasağı kaldırdım. Örgütün geliri ilk yıllarda Avurapa’daki işçilerin bağışıydı. 1990 sonrası uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığından oldu" dedi.

Sakık, İran’ın neredeyse örgüte uçak vereceğini, 1993’te ateşkes öncesinde bir kamyon silah veren İran’ın ateşkesten sonra "Biz bunları size yerde çürütesiniz veya bakasınız, satasınız diye değil, kullanasınız, diye verdik" dediğini iddia etti.

"AKIN BİRDAL SUİKASTİ"

Akın Birdal suikastine ilişkin iddialarda bulunan Sakık, "Bu işte Mahmut Yıldırım kullanıldı. Benim üstlenmemi istediler. Kabul etmedim hücreye attılar. Yaşar Büyükanıt’ın da haberi vardı. TİT’i yönlendirdiğimi söylememi istediler. Bunu da kabul etmedim. Zaten sonra gerçekler anlaşıldı" dedi.

"RÖPORTAJ NEDEN BİZ ÖRGÜT YÖNETİCİLERİNDEN SAKLANIYOR"

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, sanıklardan Doğu Perinçek ve terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın Bekaa vadisinde çektirdikleri fotoğrafları tanığa gösterip soru sordu. Fotoğrafların, örgütün spor ve eğitim yaptığı alanda çekildiğini anlatan Sakık, "Perinçek ile Öcalan’ın görüşmeleri gece geç saatlere kadar sürüyordu. Görüşmeler başbaşaydı. Ben içeri alınmadım. Bugörüşme sadece gazetecilik faaliyeti ise dünyaya duyurulacak röportaj, neden biz örgüt yöneticilerinden saklanıyor? Öcalan’ın yanına gelen hiçbir gazeteci yalnızca gazeteci değildir. Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Altan kardeşler, Yasemin Çongar gazetecilik için gelmediler. Onların görüşme amacının örgütün askeri gücünü kullanmak olarak düşünüyorum ve gözlemliyorum" dedi.

"PKK BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR"

Örgüte katıldığı ilk dönemde faaliyetlerini "Silahlı mücadele" olarak tanımladığını belirten Sakık, "Daha sonra mücadeleye savaş dedim. Şimdi ise terör diyorum. PKK bir terör örgütüdür. Biz başta haklı ilerici insanlığa hizmet yürüttüğümüze sanıyorduk ama 1999’da Abdullah Öcalan yakalanınca ‘Silahlı Mücadeleye son veriyorum" demesi ile PKK’nın yürüttüğü savaş, savaş olmaktan çıktı. Çünkü siyasi hedefi kalmadı. Öcalan tek başına örgütü yönetiyordu" dedi. Örgütün tüm faaliyetlerini Öcalan’ın kontrol ettiğini anlatan Sakık, "Eğer gerçek anlamda sorarsanız PKK’nın birinci dönem gerçek koordinatörü Doğu Perinçek’tir. İkinci dönem koordinatörü ise Yalçın Küçük’tür. Bu iki isim PKK’yı kullandı. Ben bu işin içinden geldiğim için söylüyorum" dedi.

"KÜRTLERİN YÜZDE 99’U SAVAŞIN BİTMESİNİ İSTİYOR"

"Dağdaki insanlar inmek istiyor" diyen Sakık, "Ancak kanla beslenenler bunu istemiyor. Bunlar mecliste milletvekili, belediyede başkanlık gibi kademelerde bulunmakta. Bir de Kürtlerin yüzde 99’u bu savaşın bitmesini istiyor. Ölümden beslenenler için kimin öldüğünün önemi yok. Apo yu tanrılaştırıyorlar. PKK’nın olumsuz yanını gizleyerek dokunulur yanını öne çıkarıyorlar. Sorun düşünülenden daha derin. 20 yıl önce dağda ölen kızkardeşimin hala oyu kullanılıyor. Öcalan’ı, Karayılan’ı gazete köşelerinde analiz ediyorlar. Çok sempatik bir diye yazıyorlar. Bu macEracı gençlere yol gösteriyor. Örgütü bu kadar çok işlemeleri ‘Oralara gidin’ anlamına geliyor" dedi.

"PERİNÇEK VE KÜÇÜK, ÖCALAN’I KULLANDI"

Savcı Pekgüzel, Doğu Perinçek ve Öcalan’a ait fotoğrafların göstererek, "Çiçek verme söz konusu. Nasıl oldu bu olay?" diye sordu. Tanık Sakık, "Bu fotoğraf ilişkilerin ne kadar sevgi ve sıcak dolu olduğunu gösterir. Çiçek sevgi olduğunu ortaya koyuyor. Perinçek ve Öcalan çok samimidirler. Benim kimse ile şahsi sorunum yok. Kimseye iftira atma dersim de yoktur. Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük, Öcalan’ı kullandılar. Arkalarında kimler var bilemem" dedi. Bu sırada Yalçın Küçük oturduğu yerden Sakık’ın iddialarına tepki gösterdi.

"GÜNDE 100 TANE FOTOĞRAF ÇEKİLİRDİLER"

Savcı Pekgüzel, daha sonra Doğu Perinçek ile Öcalan’ın birlikte çekildiği fotoğrafları göstererek sorular sordu. Sakık ise, "Günde 100 tane fotoğraf çekilirdiler. Fotoğrafçıların biri önlerinde biri arkalarından takip ederdi" dedi. Savcı Pekgüzel, "Öcalan ile görüşmeye gelen diğer gazeteciler de bu şekilde militanlar ile tek tek tokalaşır mıydı? Tören yapılır mıydı?" diye sordu. Gülerek cevap veren Sakık da "Gelen her gazeteciye böyle törenler düzenlenseydi örgüt, bütün günlerini törenlerle geçirmesi gerekir. O dönemde Öcalan ile yabancı ve Türk gazetecilere hep mülakat verirdi" diye cevap verdi.

"ÖCALAN’A SUİKAST"

Abdullah Öcalan’a 1996 yılı bahar ayında Şam’da suikast yapıldığını anlatan Sakık, "Bomba patlatıldığı saatte benimle uydu telefonuyla konuşuyordu. Bir ara telefondan uzaklaştı kaldığı yerin yakınındaki Türkçe okulunun önünde patlama olmuş. 15 dakkaka kadar telefondan uzaklaştı. Sonra ‘siz savaşmadığınız için düşman gelip beni Şam’da vurmaya çalışıyor’ dedi. Okulun kırılan camlarından da Cemil Bayık hafif yaralandı. Öcalan tedbirini almış. Ya Öcalan bilgi aldı, böyle birşey olmadı. Ya da, bombacılar Şam yönetiminden bu icazeti alamadılar. Önce öldürmek için planlanan eylem birilerinin müdahalesiyle korkutmaya dönüştü" dedi. Şemdin Sakık’ın yorulduğunu söylemesi üzerine, mahkeme heyeti duruşmayı yarın saat 09.00’a erteledi.

GELİN BU AKARYAKITI DÜŞÜRELİM BAKIN NELER DEĞİŞECEK?


Ülkemizde akaryakıt fiyatları pahalı olunca benimde gözüm nerede ise her gün akaryakıt fiyatlarında. Dün gece (21 Eylül) akaryakıt fiyatlarına baktığımda biraz olsun indirim olduğunu görünce çok mutlu olmuştum. Ertesi gün sosyal medyada bir sitenin paylaşımı gözüme takılınca haberi merak ettim ve haber beni adeta şok etti.

Maliye Bakanlığı bütçe hedefinde sapma nedeni ile 3 kalemde vergi artışına gittiğini öğrendim. Akaryakıt, Tapu harçları, Alkollü içkiler ve 1600 CC’nin altındaki araçların Özel Tüketim Vergisi’nin artırıldığı belirtilmekte idi. Geçtiğimiz zaman içerisinde daha küçük silindirli araçlara binmemizi teşvik etmek için daha küçük silindirli araçlara binin diyen Sayın Başbakan değil miydi? Peki özellikle 1600 CC ‘nin altındaki araçlara getirilen bu Özel Tüketim Vergisi artırımı neyin nesi?

Bilindiği üzere ülkemiz dünyada en pahalı akaryakıt kullanan ülkeler arasında. Bu yeni Özel Tüketim Vergisi artışı ile bu sıralamada sanırım hiçbir şeyde yerleşemediğimiz 1. sırayı almış olmalıyız. Bu günlerde Balyoz davasının açıklanması sonrası herkesin oraya yoğunlaştığı bir anda, ÖTV artışına gidilmesi beklide kimseden tepki almamak için en uygun zaman olarak görülmüş olabilir mi?

Akaryakıt fiyatlarındaki artış ülkemizde zor şartlarda çiftçilik yapan üreticimiz başta olmak üzere üreticiyi vurmakta. Taşımacılığın önemli bir kısmı kara yolu ile yapıldığı için pahalı sevkıyatlar taşınan ürüne yansıtılmakta ve üretici ile tüketici arasında devasa bir uçurum oluşmakta. Pahalı akaryakıt nedeni ile özel yada şehirler arası seyahat ücretleri can yakıcı olduğu için insanlar seyahat etmekten artık uzak durmakta. Daha fazla seyahat sonrası oluşabilecek ekonomik canlılık resmen baltalanmakta. İnsanların yeni yerlere gidip yeni işler takip edebilmesi ulaşım pahalılığı yüzünden ortadan kalkmakta.

Beklide en önemli nokta akaryakıt pahalı olduğu için trafikte herkes bir an önce işini bitirip arabasının kontağını kapatmak istemesi bizi trafik canavarı yapıyor olabilir mi? Aslında trafiğe çıktığımızda hepte acele bir yere yetişmek için koşturmuyoruz. Aracımızın çalıştığı her anın bizim cebimizdeki parayı çok fazla yediği için tedirgin olmakta önce ben oraya ulaşayım psikolojisi içinde acele ediyoruz olabilir mi? Ekonomisi iyi olanlar için bu geçerli bir şey değil olabilir ama cebinde az bir para ile yola çıkan benim yoksul vatandaşım bunu düşünmek zorunda.

Gelin bu akaryakıt fiyatlarını düşürün üretimden tüketime bir artış olacağına inanıyorum. Üretici ile tüketici arasındaki uçurum beklide ortadan kalkacak üretim ile tüketim bir karşılık bulacak. Mutlu üreticiniz mutlu tüketiciniz olsun istemez misiniz? Ulaşım daha ucuza daha çok olacak insanlar yeni yerler görüp yeni işler yada yeni mutluluklar bulacak. Beklide en önemlisi trafikte bir birimize yol vermesini bir birimize saygılı şoförler olmasını az beklemekten ne çıkar belki 0,00000001 kuruş yakar deyip sabırlı şoförler olacağız.

PROF. DR. ÖZER OZANKAYA : TERÖR EŞKİYALIĞI ULUS VE YURDUMUZU BÖL EMEYECEKTİR!


Yıllardanberi ulusumuz içinde “savaş” varmış gibi gerçek dışı bir kanı oluşturmak isteyen, kimisi siyaset bazirgânı, kimisi kiralık kalem, kimisi bilgisiz “sözde-aydın”, … yabancı-yerli sömürgenler, “barış istiyoruz” diyorlar!

OYSA Ulusumuz içinde düşman kamplar türünden bir etnik bölünmeyi, 40 yıldanberi sürdürdükleri/destekledikleri terör eşkiyalığıyla başaramadılar.

Atatürk bu sağlam tarihsel toplum dokumuzu 1922′de ilân etmişti:

“Türk ve Kürt asıllı yurttaşlar, Türkiye’nin her yanında öylesine iç içe girmiş ve kaynaşmışlardır ki, TÜMÜYLE TÜRKİYE’Yİ MAHVETMEDEN ÖZERK BİR KÜRDİSTAN ORTAYA ÇIKARMAYA OLANAK YOKTUR.” diyordu.

Bu değerlendirme 90 yıl sonra bugün, bin kez daha geçerlidir.

Eşkiya başına af, ulus çocuklarını birbirine düşman etmek üzere ayrı ayrı eğitimeyi amaçlayan “ana-dilde eğitim” demagojisi, yerel yönetimleri Orta Çağın feodal beyliklerine dönüştürüp Türkiye’yi Selçuklu ve Osmanlı’nın çöküş dönemlerindeki “fetret” (yönetilemezlik) ortamına düşürme .. gibi hain amaçlar, “ölüm orucu” gibi eylemlerle ulusumuzun gözünden ve bilincinden gizlenemez, gizlenememelidir.

Atatürk’ün belirttiği gibi “Beş yüz yıllık güzel Türk yurdu Rumeli”, Osmanlı’nın yıkılış on-yılarında, bu türden dış-iç sömürgen güçlerce Türk yurdu olmaktan çıkarılmış, her kökenden milyonlarca Türk, yüzlerce yıllık yurtlarından sökülüp sökülüp ölüm, yokluk, açlık, hastalık, … pençesinde tüketilmişti.

1924 “Mübadele”sini (Nüfus değişimini), sözde “insancıl duygularla, ama üstelik asıl olarak Anadolu’dan gönderilen Rum nüfus açısından “ah vah”larla kalemlerine, filmlerine ve dillerine … dolayanlar, milyonlarca Rumelili Türk halkına yapılan kıyımlardan hiç söz etmiyorlar.

Tıpkı bunun gibi, bugün de BOP güdümlü, 12 Mart ve 12 Eylül danışıklı-faşizmiyle üzerine benzin dökülen PKK eşkiyalığının, Türkü, Kürdü, Zazası, Arabı .. ile yalnız milyonlarca Güneydoğu Anadolu’da yaşayan ulustaşlarımızın değil, bütün yurt yüzeyindeki tüm ulusumuzun yaşamını mahvetmek ardında olduğunu dile getirmiyor, teröre karşı ulusal ölçüde bir direniş dayanışması gerçekleşmesini engelleyici bin türlü saptırmalar yapıyorlar.

Ama boşuna! Sonunda yine utanç içinde yenik düşecekler!

Atatürk önderliğinde kurulan çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni hukuk düzeni, ulus ve yurt tanımıyla benimsemiş olmayanlar, bu cumhuriyetin kurucusu olan Türk ulusunun tüm ögeleri arasındaki yıkılmaz dayanışma karşısında yenilgiye uğramaya yazgılıdırlar.

Prof. Dr. Özer Ozankaya

İLK KURŞUN

KADIN TELLALLARI VE PKK’LI CANİLER TANIK, YURTSEVERLER SANIK.


Adam gizli tanık…

Adam el üstünde… Yere göğe sığdıramıyorlar.

Savcılar ona “Osman’ım” diye sesleniyor. “Osman’ım gel, Osman’ım
Git…”

Yargıç “Osman Bey” diyor.

Ama 9 numaralı gizli tanık Osman Yıldırım’ın suç dosyası hayli kabarık.

Saymakla bitmez.

Muhabbet tellallığı, cinayet, sahtecilik, ruhsatsız silah taşımak, kasten adam öldürmeye teşebbüs…

“Osman’ım” öz yeğenine fuhuş yaptırmaktan 2 yıl 6 ay hapis cezası almış, ablasını öldürmekten 20 yıla mahkûm edilmiş.

Şimdi gizli tanık o.

Hem sanık, hem gizli tanık…

Hem yargılanıyor, hem yargılıyor…

Hem suçlu, hem güçlü…

Kimi yargılıyor?

Türk silahlı kuvvetlerini, dağlarda PKK teröristleri ile savaşan onun şanlı komutanlarını, Genel Kurmay Başkanını…

Kimi yargılıyor?

Yaşamında karıncayı bile incitmemiş, adı hiçbir yolsuzluğa, ahlaksızlığa karışmamış gazetecileri, politikacıları, aydınları, yani kısaca yurtseverleri…

Şimdi onun yanında bir gizli tanık daha çıktı ortaya. (Gerçi gizli tanıklar saymakla bitmez ya…)

33 askerimizin, 33 kınalı kuzumuzun ölüm emrini veren ve müebbet hapse mahkûm edilen, PKK’nın iki numaralı adamı cani Şemdin Sakık…

Artık saklamaya, gizlemeye bile gerek görmüyorlar.

PKK ile TSK’yı karşı karşıya getiriyorlar…

Sevgili Yılmaz Özdil’in deyişi ile PKK tanık, TSK sanık…

Bir şanlı ordunun Genel Kurmay Başkanı ile bir caniyi karşı karşıya getirmeye utanmıyorlar.

Sıkılmıyorlar.

40 bin kişinin katili bir terör örgütünün üyesi, Türk Ordusunu ve onun komutanlarını suçluyor.

Yargılıyor.

Eski bir deyişle “İtham ediyor.”

Rahat.

Sakin.

Kendinden emin.

Zafer kazanmış bir komutan edasıyla…

Şu yargının acıklı haline bakar mısınız?

Perişan haline bakar mısınız?

Silivri ile PKK el ele…

Yazıklar olsun size, yazıklar olsun…

40 bin şehit ailesinin yüzüne nasıl bakacaksınız bundan sonra?

Daha da önemlisi kendi çocuklarınızın, eşinizin, dostunuzun yüzüne nasıl bakacaksınız?

Ortada ne cumhuriyet bıraktınız, ne Atatürk. Ne ordu bıraktınız, ne komutan…

Ama unutmayın, aklınızdan hiç çıkarmayın. Bütün kaleler zapt edilmedi henüz.

Atatürk gençliği. Kadınlar, Ulusalcılar. Vatanseverler ayakta…

Dimdik… Ayakta…

Kararlı…

19 Mayıs’lar, 29 Ekim’ler, yeni bir kurtuluş savaşının başlangıç tarihidir.

Kemalist Cumhuriyet yeniden kurulacaktır. Vatanın yağmalanan her karış toprağı; haraç mezat satılan alın teri, göz nuru kamu malı yeniden alınacaktır.

Atatürk’ün deyişi ile “Türk yenildi derlerse inanmayınız. Yenilen kumandandır, Türk ordusu değil…”

Türk ulusu değil.

Türk ulusu böyle nice karanlık dönemlerden geçmiştir.

Asıl korkması gerekenler bu ülkeyi, bu vatanı pazarlayanlar, bölenler, bir terör örgütüne teslim edenlerdir.

Gelecekte Silivri, Hasdal duvarlarının çok yüksek olmadığını da göreceklerdir.

Türk ulusu Türkiye’nin parçalanmasına asla izin vermeyecektir.

Cumhuriyeti yıkanlar yıkılacak, yurtseverleri yargılayanlar yargılanacaktır.

Günümüzde karşıdevrim, devrimi getirmiştir. “Ya istiklal, ya ölüm”ü getirmiştir.

Devrim yürüyüşü başlamıştır artık… Kimse durduramaz.

Engelleyemez.

PKK’lı cani Şemdin Sakık’larınızla, kadın tellalı “Osman’larınızla, sahte haham Tuncay Güney’lerinizle birlikte deliğe süpürüleceksiniz…

O günler uzak değil…

ALİ ERALP

İLK KURŞUN

Kurtul Altuğ: Cumhuriyet kolay kurulmadı


Yıl 1907.

Yer Selanik’te Karaferiye adlı semtte bir kahvehane.

İki genç zabit oturmuş konuşuyorlar. Birinin adı Mustafa Kemal diğer ise Ali Fuat (Cebesoy). Mustafa Kemal, “Meşrutiyetin ilanı yeter çare olamaz. Cemiyet (İttihat ve Terakki) bir siyasi parti haline gelerek hükümete geçmelidir. Meşrutiyet, Türk çoğunluğun yaşadığı kısım üzerinde oturtulmalı. Büyük devletler, İmparatorluğu tasfiye etmeden (son vermeden) ihtilal idaresi bir Türk Devleti kurmalıdır” diyor.

Ali Fuat şaşkın, meraklıdır. Mustafa Kemal anlatıyor ki: Osmanlı nüfusunun yarısının Türk olmasına karşın topraklarının savunulmasının, Türklerin omuzlarına yükletildiğini görmektedir. Bu ağır yükü sürdürmeye artık olanak kalmamıştır. Bu nedenle en iyisi Osmanlı Avrupası’nın İstanbul’da toplanacak ve Sırbistan, Bulgaristan,Yunanistan ile Avusturya-Macaristan’ında katılacakları bir konferansta milliyet prensibine göre paylaşılması gerekmektedir. Mustafa Kemal’e göre bu paylaşımda Rumeli’de yalnızca, Batı ve Doğu Trakya elde tutulabilirdi.

Bosna-Hersek ve Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasında adilce paylaşılabilirdi. Arnavutluk’un ise bağımsız olması gerekirdi. Ege adalarından Anadolu sınırına yakın olanların Türkiye’de kalması zorunludur; öteki adalar Yunanistan’a bırakılabilir. Anadolu’da İskenderun, Hatay ve Musul’dan vazgeçilemez. Onların dışındaki Ararp Yarımadası zaten İmparatorluktan kopmaya yönelmiştir. Dikkat ediniz; Mustafa Kemal’in dilinden düşmeyen kelime Türk ve Türk Devletidir.

Yeni Türkiye’nin sınırları içinde kalacak olan Rum, Bulgar ve Sırp azınlıklarda dışarıda kalacak Türklerle mübadele edilecektir. Açıkça ifade edilirse, değiştirilecektir. İşte bu görüş ileride Misak-ı Milli (Ulusal Ant) ile belirtilecek sınırlar demektir.

Yıl 2012.

İki gün sonra 10 Kasım. Onun ebediyete intikal ettiği gün. Onun 1907 de adını kafasında koyduğu Türk devletinin dili değiştirilmek, toprakları özerk Kürdistan olarak bölünmesi için eşkiya ve yabancılarla pazarlıklar yapılmakta!

Mustafa Kemal o gün Cebesoy’a şöyle demişti:

“-Biliyorum ileriyi görmek istemeyenler imparatorluktan toprak fedakarlığı yapılmasını hoş karşılamayacaklar, hatta bizi ihanetle itham edecekler olacaktır. Biz bunlara rağmen görüşlerimizin meşrutiyet sonrası bir program haline getirilmesini sağlamak ve gerek merkezi umumi, gerekse arkadaşla arasında müdafaa etmeliyiz..” nedir savunacakları? Kurulacak yeni Türk Devleti… (Prof. Şerafettin Turan-Mustafa Kemal Atatürk)

1923′de ilan edilen ve Cumhuriyet olan Devlet bir devrimin ürünüdür. Şimdi ise bir karşı devrim onu yok etmekle uğraşmakta. Atatürk ve Cumhuriyete kasteden dış güçlerin cebren ve hileyle fiilen silahız işgal ettikleri bir toprak parçası üzerinde değil miyiz? Kararları onlar veriyor, işbirlikçileri uygulamıyorlar mu?

Tarih 29 Ekim 1919.

Erzurum gecelerin karanlığı içerisinde. Bütün rütbelerinden arınmış, bütün orduları elinden alınmış bir yalnız general. Yanından ayrılmayan A.Müfit Kansu’ya kongre sonrası düşündüklerini şöyle not ettiriyor:

“-Yaz bakalım.Tesettürü kaldıracağız. Kasına medeni haklar tanıyacağız. Latin alfabesini getireceğiz. Hilafeti ilga edeceğiz.” Ve sonunda asıl önemli düşüncesini açıklıyor: “Cumhuriyeti ilan edeceğiz.”

A.Müfit Kansu’nun kalemi elinden düşüyor be:

“Aman paşam burada durun…” diyor. Devrimci General durmuyor: “-Yaz yaz günü gelince sana bunları hatırlatacağım.”

Mustafa Kemal Erzurum’dan Sivas’a geçtiğinde kafasındaki ilklerin uygulanmaya geçmesi için kendisini hazırlamıştı bile.

Osmanlı’nın küllerinden Cumhuriyeti yaratan ve devrimleriyle karanlığı aydınlığa çeviren Atatürk’ü tarihin sayfalarına gömmek isteyen zihniyet asla başarıya ulaşamayacaktır. Bunun kanıtını 29 Ekim 2012′de yaşayarak gördük. Şimdi sıra 10 Kasım 2012 gününde.

Haydi gençler, haydi Mustafa Kemal’in askerleri “Cumhuriyeti o kurdu. Yaşatacak, Atatürk’ün ruhunu yeniden hayata geçirecek sizlersiniz”

Sanırım 10 Kasıma dek hep Atatürk’ü ve O’nun ayrılmaz parçası Cumhuriyeti konuşacağız.

AYDINLIK

Arslan Bulut: Öcalan’ı da tanık yapın bari! /// CC : @ArslanBulut1


Beş yıl önce bile Türkiye’de TSK’nın 500’e yakın subayının sanık, PKK’lı teröristlerin ise tanık sandalyesinde oturacağını birisi söylese kimse inanmazdı. Fakat Ümraniye operasyonları kapsamında hazırlanan ikinci iddianamede yer alan ifadeleriyle gündeme oturan gizli tanık “Deniz”, Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un da tutuklu bulunduğu davada ifade verirken Şemdin Sakık olduğunu açıkladı. Daha önce de birçok tanığın yüz kızartıcı suçlardan mahkumiyetleri bulunan kişiler olduğu anlaşılmıştı.

Genelkurmay eski Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, bu durumu, “Türk Ordusu ve onun eski komutanının yargılandığı ‘dava’da idam cezası almış PKK’nın 2 numarasının gizli tanık olmasından doğal ne var ki?” diye değerlendirdi.

***

Bu arada, PKK’nın talepleri de birbir yerine getiriliyor. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, başkanlık sistemiyle ilgili teklifi Meclis başkanlığına sunduklarını açıkladı. Başkanlık sistemi, eyalet sisteminin önünü açacağı gerekçesiyle PKK’nın da talepleri arasında yer alıyor. Demokratik Toplum Kongresi’nde de başkanlık sisteminin bölgenin eyaletlere bölünmesini getireceği ve her eyaletin de kendi kendini yöneteceği tespiti ön plana çıkarılmıştı.

Türkiye’nin 29 büyükşehire bölünmesini öngören Büyükşehir Yasa Tasarısı da PKK’nın talebini karşılıyor. Konuyla ilgili olarak, MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, “Osmanlı’da bile olmayan sistem getiriliyor. Özel kanunlarla özerklik sağlanacak. Diyarbakır Belediye Başkanlığı’nın ne hale geleceğini düşünün. ABD, Almanya ya da diğer ülkelerde olduğu gibi federasyona gidilir” diyor.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise cezaevlerinde açlık grevi yapanlara güvence verdi. Arınç, “Bu grevi lütfen sona erdirin. 3 siyasi talebiniz var, 2’si zaten çözülmüş durumda. Diğeri ise zaman içinde değerlendirilebilecek bir konu. Hükümetimiz gereken çalışmaları yapar ve sonuçlarını da açıklar” dedi.

Böylece, Türkçe bilenler de yargılama sırasında isterlerse ana dillerini kullanabilecek. Oysa mevcut yasada, bu hak Türkçe bilmeyenler için zaten var..

Sonuç olarak her konuda PKK’nın dediği oluyor..

***

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, “Arasında doğrudan doğruya husumet ilişkisi olan, bir dönem terör örgütünün başında olmuş birisi nasıl tanıklık yapar? Gizli tanıklar, engizisyon mahkemelerinde vardı” derken CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar, “Terörün kendisi olan bir tanık o teröristleri yakalayıp onlara karşı mücadele veren insanlar için tanık olarak dinleniyor” diye konuştu.

MHP Bursa Milletvekili Necati Özensoy ise “Tek kelime ile rezalet. Zaten davanın başlangıcında düğme yanlış iliklenmişti. Abdülkadir Aygan ve PKK ile bağlantısı olan isimlerin bilgilerine başvuruldu. Süreç böyle devam etti. Böyle giderse bölücü başının da şahitliğine başvuracaklar herhalde” diye tepki gösterdi.

***

Diğer taraftan, Meclis’de güya darbeler soruşturuluyor. Bütün darbeler ve muhtıraların arkasında Amerikan desteği vardır. Bu konuda tek bir soru soran yok.. Yine, sözde “devletin içindeki derin yapılanmalar” soruşturuluyor. Oysa bu yapı Gladio’nun ta kendisiydi. İşlettikleri cinayetlerin sebebi, ya darbe zemini hazırlamak, ya da ülkenin önemli aydınlarını öldürerek, milli politikalar uygulanmasına set çekmekti.

Sivas’taki Madımak katliamını da aynı güçler planladı.. Muammer Aksoy, Türkiye petrollerine sahip çıkıyordu, öldürüldü. “Petrol fırtınası” yazarı Raif Karadağ, bir otel odasında ölü bulundu. Uğur Mumcu, Türkiye ile İran’ı savaşa sürüklemek için öldürtüldü. Nitekim 8 defa katillerini açıkladılar. Ama hala cinayet aydınlatılamadı.. Cenazesini de İran aleyhinde kullanmaya çalıştılar. Oysa Uğur Mumcu’nun öldürülmesinde İran’ın hiçbir menfaati yoktu.. Necip Hablemitoğlu,Ahmet Taner Kışlalı.. Bu aydınları kim öldürttü?

Şimdi bu olayların perde arkası soruşturulmuyor. Aksine Amerikan güdümlü yapılanmaya direnenler yargılanıyor. Bu yüzden tıpkı Amerikan yargı tarihinde olduğu gibi hukuk dışı her yöntem kullanılıyor..

Yeniçağ

MAHFİ EĞİLMEZ : İkinci Kez Obama


Obama’nın uygulamaları ve uygulayacakları

ABD seçimlerini Obama kazandı. Bundan sonra ABD ekonomisinde neler yapılacak? Bu sorunun yanıtını verebilmek için Obama’nın seçimlerden önce neler yaptığına ve neleri yapmaya hazırlandığına bir bakalım.

Obama, ekonomiyi resesyondan çıkarmak için hazırlanan vergi kesintileri, altyapı, eğitim, enerji araştırmaları ve sağlığa yatırımlar yapılmasını öngören canlandırma programını uygulamaya koydu. Amerikan otomotiv sektörünün sıkıntıdan kurtarılması için hazırlanan planları destekledi. Kolombiya, Panama ve Güney Kore ile ticaret anlaşmaları imzaladı. Amerikalıların büyük bölümünü etkileyen vergi kesintilerine gitti. Seçimi kazanırsa Bush döneminde kabul edilen ve yıllık geliri 250 bin doların üzerindeki ailelere yapılan vergi indirimini geri alacağını ve milyonerlerin ödediği vergileri artıracağını açıkladı.

ABD ekonomisi küresel krize ilk giren ekonomiydi. 2006 yılında başlayan kriz sinyalleri 2007 yılında subprime mortgage kriziyle patlama aşamasına geldi. 2008 yılındaki Lehman Brothers kriziyle de kriz birden yayılıverdi. O tarihten beri ABD ekonomisini toparlama ve krizden çıkarma çabaları devam ediyor. Bu çerçevede kurumların kurtarılmasından piyasaya likidite verilmesine kadar birçok adım atıldı. Bütün bu uygulamalarla ABD ekonomisi önce resesyondan çıktı sonra da yavaş yavaş büyümeye geçti.

Obama’nın kriz karnesi

ABD ekonomisinin güncel verileri şöyle (Kaynak: IMF, World Economic Outlook)

2008 2010 2012
Büyüme -0,3 2,4 2,2
Enflasyon (TÜFE) 2,2 1,3 1,6
İşsizlik Oranı 5,8 9,6 7,9
Bütçe Açığı / GSYH 5,5 8,7 6,8
Cari Açık / GSYH 4,7 3,0 3,1

ABD açısından krizin yaygınlaştığı yıl olarak kabul edilen 2008 yılıyla krizin zirve yaptığı yıl olarak kabul edilen 2010 yılı karşılaştırıldığında 2010 yılında işsizlik oranında ve bütçe açığında önemli artışlar olmasına karşılık büyümenin toparlanmaya başladığı görülüyor. Ekonomiyi canlandırma paketinin de etkisiyle bütçe açığı önemli ölçüde artmış buna karşılık talep düşüşü nedeniyle cari açık düşmüş görünüyor.

2010 yılından 2012 yılına geçişte işsizlik oranında ve bütçe açığındaki düşüşler dikkat çekiyor. Piyasaya sürülen onca likiditeye karşın enflasyondaki artış ihmal edilebilir cinsten bir artış olarak görülüyor.

İlk kez seçilmesinden sonra bir enkaz devralmış olan Obama, bunun üzerine bir de küresel krizle uğraşmak zorunda kalmıştı. Bu kez kendi kendine devrettiği ekonomik tablo daha olumlu görünüyor. ABD ekonomisi toparlanıyor ve bu toparlanma önümüzdeki yılda da devam edecek gibi duruyor.

Temel ekonomik sorunlar ve Obama’nın olası yaklaşımları

Bu aşamada merak edilen soruların başında dört önemli soru yer alıyor: (1) Fed yeni bir likidite genişlemesi, yaratır mı? (2) Hükümet (Hazine) bütçe açığını artıracak bir vergi indirimi ya da harcama artışı yapar mı? (3) Mali uçurum meselesi nasıl çözülecek? (4) Avrupa’daki sorunlara nasıl katkı yapılacak?

İlk soru konusunda Obama’dan çok Bernanke’nin söylediklerine bakmak gerekiyor. Bernanke bu soruyla karşılaştığında gerekirse yaparız mesajı verdi. Gerekir mi gerekmez mi bu aşamada bilinmiyor.

İkinci sorunun yanıtı ise biraz yukarıda değindiğim konular arasında yer alıyor. Obama, vergi kesintilerinden ve ekonomiyi canlandırma çabalarından yana tavrını koyuyor. Genelde vergi indirimlerine devam edilmesi bekleniyor. Gelebilecek tek vergi yükü milyonerlere yönelik olacak.

Üçüncü soru mali uçurum meselesinin nasıl çözümleneceği sorusu. Mali uçurum deyimiyle kastedilen şey, ABD’de 2012 sonunda ve 2013 başında otomatik olarak yürürlüğe girecek bir dizi mali kuralın yaratacağı tahmin edilen olumsuz ekonomik etkiler. Bu kural değişikliklerini iki başlıkta toplayabiliriz: (a) Vergiler: Bush döneminde yürürlüğe konulan vergi indirimleri eğer Kongre tarafından bir yenileme yapılmazsa 2012 yılı sonunda ortadan kalkacak ve sistem eski vergi yüklerine geri dönecek. (b) Harcamalar:

Geçtiğimiz yıl kabul edilen partiler üstü yasa ile de 2013 yılbaşında 1,2 trilyon dolarlık bütçe kesintisi yapılacak. Vergi indirimlerinin kalkması ve bütçe harcamalarının kesilmesi sonucu ekonomide canlılığın kaybolmasından ve sistemin yeniden resesyona girmesinden endişe ediliyor. ABD Bütçe İdaresi (OMB) bu düzenlemelerin bu şekilde yürürlüğe girmesinin ekonomik büyümeyi yüzde 0,5’e düşürebileceği görüşünde. Kongre’nin bu konuyu çözüp çözmeyeceği konusunda görüş farklılıkları var. Geçen yıl benzer bir sıkıntı borçlanma tavanı konusunda yaşanmış ve Hazine’nin borçlanma tavanına ulaştığı yani artık yeni borçlanma yapamayacak aşamaya geldiği sırada Kongre sorunu çözmüştü. Bu kez de benzer bir gelişme yaşanacağını ileri sürenler çoğunlukta bulunuyor. Buna karşılık bu sorununun çözümlenememesi ABD ekonomisi için yeni resesyonun başlangıcı olabilir.

Dördüncü soru belki de en yanıtı karmaşık olan soru. Obama’nın önümüzdeki yıl kendi ülkesinin ekonomisi kadar Avrupa ekonomileriyle uğraşması da gerekecek gibi görünüyor. Çünkü Avrupa’nın sorunlarını çözebilmek için güçlü bir liderlik tavrı gerekiyor ve şu ana kadar Merkel bu liderliği sergileyemedi. Bu durumda Obama’nın ikinci kez seçim kazanarak gücünü artırmış bir lider olarak Avrupa’da desteği çok önem taşıyor. Çözüm için ABD’nin daha aktif bir destek sergilemesi gerekebilir.

Öcalan Ergenekon operasyonunu önceden biliyor muydu


Ergenekon Davası’na ilişkin tartışmalar yıllarca sürecek gibi görünüyor.

Odatv tartışılacak bir ayrıntıyı tarihin tozlu raflarından ortaya çıkarıyor.

söz konusu ayrıntı, Abdullah Öcalan’ın 2 Nisan 2007 tarihli görüşme notları.

Kenan Evren’in Kürt sorununa yönelik açıklamalarını onaylayan Öcalan o gün önce şunları söylemişti: ""Sayın Kenan Evren’in geçen gün yapmış olduğu açıklamaları geç de olsa gazetede okudum. Hasan Cemal’e bahsettiği ‘katı milliyetçiliğin’ çözüm olmadığını o da görüyor. Taner de bunu dile getirmişti. Ben buna ulus devlet şovenizmi, ulus devlet faşizmi diyorum. Ben Kenan Evren’e ‘dahi’ derken askeri stratejiden anlıyor demek istedim. Sözümü bu vesileyle tashih ediyorum. Kenan Evren, basit bir kişi değildir. Devlet adamlığı tecrübesi var. Yaşı ilerlemiş olsa da dinçtir, belli bir etkinliği ve ağırlığı vardır. Bu söylediklerini askeriyenin içinde bazıları ile konuşarak mı dile getiriyor yoksa şahsi görüşleri mi onu bilemiyorum. Bu görüşlerini orduya ve ordudan emekli olmuş olanlara anlatacağını belirtiyor. Onları ne kadar ikna eder, bilemiyorum. Ben bir aralar ‘devletten bir ses’ beklediğimi söylemiştim. Evren’in açıklaması o sestir demiyorum ama tam denk düştü. Bu konuda Leyla Zana ile görüşebileceğini söylemişti. Evren’in yanında kimler var onu bilemem. Bir takım emekli generalin olduğu söyleniliyor."

Öcalan Ümraniye’deki bir gecekonduda el bombaları bulunarak Ergenekon Operasyonu’nun başlamasından bir ay önce yaptığı bu açıklamaya şöyle devam ediyor:

"Türkiye’de bir milliyetçi kanat var. Bu kanatın yükselişi çok tehlikeli bir durumdur. Evren bu yükselişin ne tehlikeler doğuracağını görmekte. Ayrıca Evren, bahsettiği örgütlenmiş ‘katı milliyetçiliğin’ de Türkiye sorunlarına çözüm getirmediğini görmekte. Türkiye’deki bu ulus devlet faşizmi içinde Yazıcıoğlu derin kanatı oluşturuyor. CHP ve Baykal, bu akıma balıklama atladı. MHP zaten içinde, istese de kendini bundan kurtaramaz. Ben bunlara kızıl elma ittifakı demiştim. Ağar kendini bundan biraz uzaklaştırdı. Erkan Mumcu’nun ne yaptığı ortada. Bu tehlikeli akım aslında daralmış ve tecrit olmuştur. Bunların arkasında eskisi gibi TÜSİAD, AB ve ABD desteğini alamamaktadırlar. Bu kesimler milliyetçi akımdan desteğini çekmişlerdir. Bu akım, ikinci dünya savaşından sonra Hitler faşizmi gibi AB rotasında beş-on yıl içerisinde yargılanacak. Bunu kesin biliyorum. Ama bunu görmüyorlar."

Öcalan "kesin biliyorum" dediği "milliyetçi akım yargılanacak" sözleriyle Ergenekon operasyonunu mu kastetti?

Odatv.com

BAHREYN GÜVENLİĞİNİ TEHDİD EDEN 31 Şİİ VATANDAŞLIKTAN ÇIKARTILDI


İRAN ANALİZ / Bahreyn makamları içlerinde ikisi eski milletvekili olmak üzere 31 Şii’yi “devletin güvenliğine zarar vermek” suçlamasıyla vatandaşlıktan çıkardı. İçişleri Bakanlığının yaptığı resmi açıklamada vatandaşlıktan çıkartılanların mezhepçi fanatizmin önde gelen isimlerinden el-Vifak Hareketi başta olmak üzere ülkede terör faaliyetleri, kargaşa ve karışıklık çıkartan diğer örgüt mensuplarında oluştuğu kaydedildi.

İçlerinde bazıları ülke dışında yaşayan toplam 31 kişinin tamamının Şiilerden oluştuğu gözlerden kaçmazken İçişleri açıklamasında yürütme için gerekli icraatlerin yapılacağını söyledi. Ülke güvenliğinin korunması noktasında uluslararası sözleşmelere riayet eden Bahreyn Krallığının aldığı karara mezkur kişilerin itiraz edebileceği kaydedildi. Geçtiğimiz gün beş ayrı noktada meydana gelen bombalı terör saldırılarından ise Lübnan’daki Şii Hizbullah Örgütü sorumlu tutuldu.

Bahreyn Basın İşlerinden sorumlu devlet bakanı Semire İbrahim Recep konuyla ilgili yaptığı açıklamasında ülkede yaşanan terör saldırılarının işleniş tarzı ve kullanılan malzemeden ötürü Hizbullah örgütünü sorumlu tuttu. Uzmanlar ise ülkedeki benzer eylemleri düzenleyen Şii militanların Lübnan’da eğitildiği gerçeğine dikkat çekiyor.

el-Kadibiyye, el-Adliyye adlı bölgelerde yaşanan terör eylemlerinin arkasında yer alanların yerel yapım bomba, patlayıcı ve aletler üreten, muhalif örgütlere mensup tehlikeli militanlar olduğu yorumları yapılıyor. Bunların silahlı eğitim alması noktasında ise İran, Hizbullah ve Irak’taki çeşitli Şii terör örgütlerinin bulunduğu biliniyor.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: