Günlük arşivler: Kasım 8, 2012

Montanhas Tatra – Polonia


__._,_.___

TOP SECRET : Central Florida Intelligence Exchange Unoccupied Ambulance Thefts Analysis


Central Florida Intelligence Exchange Unoccupied Ambulance Thefts Analysis.pdf

TOP SECRET : U.S. Treasury Office of Foreign Assets Control Specially Designated Nationals and Blocked Persons List


U.S. Treasury Office of Foreign Assets Control Specially Designated Nationals and Blocked Persons List.pdf

Ekim 2012 ORSAM Irak Türkmenleri Güncesi


Ekim 2012 ORSAM Irak Trkmenleri Gncesi.pdf

Telafer ve Tuzhurmatu Vilayet Olur mu?


Geçtiğimiz günlerde Irak basınında çıkan bir habere göre Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile görüşen Irak Türkmen İslami Birliği Başkan Yardımcısı ve Irak Gençlik ve Spor Bakanı Casim Muhammed Cafer ile beraberindeki heyetle yaptığı görüşmede, Musul Vilayeti’ne bağlı Telafer ile Selahattin Vilayeti’ne bağlı Tuzhurmatu’nun vilayet olması konusunda söz verdiği belirtiliyor.(1) Bu konu son dönemde Türkmen yetkililer tarafından sıklıkla dile getiriliyordu. Türkmenler, kendilerinin tek başına çoğunluk olduğu bir vilayete sahip olmak istiyor. 28 Temmuz 2012’de Irak Parlamentosu’nda kabul edilen raporla Türkmenler Irak’ın üçüncü asli unsuru olarak kabul edildi. Yani Irak’ta yaşayan Arap ve Kürtler’den sonra Türkmenler Irak’taki en büyük nüfusa sahip millet olarak tanındı. Türkmenler de Arap ve Kürtlerin olduğu gibi kendilerinin yönetebileceği bir vilayet talep ediyorlar. Bugün Türkmenlerin yaşadığı vilayetlere bakıldığında, yönetici konumunda olmaları mümkün gözükmüyor. Türkmenlerin en fazla üzerinde durduğu ve milli davanın ana noktası olan Kerkük’te bile vilayet meclisi ile hizmet müdürlüklerindeki Türkmen temsiliyeti nüfusa göre oldukça düşük durumdadır. Sağlık, elektrik, eğitim, iletişim, ulaşım gibi 24 hizmet müdürlüğünden sadece eğitim müdürlüğü Türkmenlere verilmiştir. Yani Kerkük Eğitim Müdürü Türkmen’dir. Geri kalan müdürlüklerin tamamında Kürtler hakimdir. Kerkük’teki müdürlüklerde Arapların da fazla bir payı yoktur. Bu yüzden Türkmenler tarafından Irak’ın en büyük ilçesi olan Telafer ve Tuzhurmatu’nun vilayet statüsüne getirilmesi istenmektedir. Ancak Irak’ın mevcut hukuki ve siyasi şartlarında bu isteğin gerçekleşme ihtimali oldukça düşük görünmektedir.

Telafer ve Tuzhurmatu’nun vilayet olma durumunu incelemek için öncelikle Irak’ın idari, hukuki ve siyasi yapısına bakılmalıdır. ABD, 2003’te Irak’ı işgalinin ardından ülkede federal bir yapı kurmuştur. Bu federal yapı içerisinde vilayetler ve federal bölgelere geniş yetkiler bırakılmıştır. Her etnik ve dini grup nüfus olarak çoğunluk olduğu ve siyasi olarak güçlü olduğu vilayet yönetimine de hakim olmuştur. Irak’taki seçmen etnik ve dini kimliğe göre örgütlenen siyasi partilere oy vermiştir. Böylece vilayetler bile etnik ve dini olarak ayrışmıştır. Kürtler, 1991’den sonra el ettikleri Irak’ın kuzeyindeki fiili yönetimi, 2003’ten sonra resmileştirerek Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ni oluşturmuştur. Bu yönetim, Irak Anayasası’nın 117. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince federal bölge yönetimi olarak kabul edilmiştir. Irak’ın güneyinde yaşayan Şiiler ise 9 vilayette yönetimi kontrol altına almıştır. Ayrıca Şiiler, Irak’ta nüfus olarak fazla olmaları nedeniyle Irak merkezi hükümetinde de yürütücü güç olmuştur. Sünniler de Musul, Anbar ve Selahattin gibi vilayetlerin yönetimini ele almıştır. Kerkük ile Diyala gibi nüfus olarak karma bir etnik ve dini yapıya sahip vilayetlerde ise yönetim konusunda sıkıntı yaşanmaktadır.

2003 sonrası elde ettikleri anayasal ve siyasal güçle Kürtlerin Kerkük yönetimine hakim olması bu vilayette yaşayan Türkmen ve çoğu Sünni olan Arapları rahatsız etmiştir ve bu rahatsızlık devam etmektedir. Kürtler bölgesel yönetime sahip olmalarının yanı sıra Irak’ın diğer vilayetlerin yönetimlerinde de etkinlik göstermektedir. Şii ve Sünni Araplar da nüfus olarak yoğun oldukları vilayetlerde yönetimleri ele alırken, Şiiler Irak merkezi hükümetinde elde ettikleri ağırlığı vilayet yönetimleri üzerinde bir baskı aracına dönüştürerek diğer grupların hareket serbestisini kısıtlamaktadır. Irak’taki bu siyasi çekişmenin yanı sıra Irak’ın idari yapısı da sıkıntı yaratmaktadır. Özellikle ihtilaflı bölgeler konusu ciddi bir problemdir. Irak merkezi hükümet ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi arasında hakimiyet mücadelesinin yaşandığı Musul, Kerkük, Diyala ve Selahattin’in bazı vilayetleri ihtilaflı bölgeler olarak gösterilmektedir. İhtilaflı bölgeler, idari olarak Irak merkezi hükümetinin kontrolünde olan vilayetlere bağlı olmalarına rağmen Irak Kürt Bölgesel Yönetimi tarafından kontrol edilen ilçe ve nahiyeleri ifade etmektedir. Telafer ve Tuzhurmatu da ihtilaflı bölgeler arasında anılmaktadır.(2) Ayrıca ilçelerin nasıl vilayet olacağına ilişkin henüz bir düzenleme yapılmamıştır. Buradan hareketle hem siyasi hem de idari çekişmeler göz önüne alındığında anılan iki ilçenin vilayet olması zor gözükmektedir.

Ayrıca Telafer ve Tuzhurmatu’nun özellikleri de birbirinden farklıdır. Bu yüzden bu iki ilçeyi birbirinden ayırmak gerekmektedir. Telafer, Irak’ın nüfus ve toprak olarak en büyük ilçesi olma özelliğinin yanında aynı zamanda Musul’un en eski ilçelerinden biridir. Rabia, Humeydad, Zummar ve İyaziye nahiyeleri ile bağlı köylerden oluşan Telafer, yaklaşık 400 binlik nüfusuyla Türkmenlerin bir arada yaşadığı en büyük yerleşim yeri olarak ifade edilebilir. Telafer merkezinin nüfusu yaklaşık 305 bin olmakla birlikte tamamı Türkmendir. Telafer için 1977 ve 2002 yıllarında vilayet olma kararı verilirken bu projeler uygulamaya geçmemiştir. 1977 yılında Necef, Tikrit ve Duhok ile birlikte vilayet olmasına karar verilen Telafer, vilayet statüsüne getirilmemiştir. Ancak Necef, Tikrit ve Duhok vilayet yapılmıştır. Irak’ta devrik Baas rejimine bağlı Devrim Komuta Konseyi tarafından 1979’da çıkarılan kararla Araplaştırma politikası uygulanmıştır. Bununla birlikte Irak’ın en büyük ilçesi olmasına rağmen hiçbir hizmet götürülmemiş ve atıl bırakılmıştır. 2002’de Telafer’le birlikte Musul’un ilçeleri olan Sincar ve Baac’la birlikte Cezire adında bir vilayet oluşturulması gündeme gelse de 2003’teki ABD işgalinin ardından bu proje gündemden düşmüştür.

Tuzhurmatu ise Türkmen, Arap ve Kürtlerin bir arada yaşadığı yaklaşık 150 bin nüfuslu bir ilçedir. İlçe merkeziyle birlikte Amirli, Bastamlı, Süleyman Beg, Kadir Kerem ve Yengice nahiyelerinden oluşmaktadır. Amirli, Bastamlı ve Yengice nahiyelerinin nüfusu neredeyse tamamen Türkmenlerden oluşurken, Tuzhurmatu merkezde ise Türkmen nüfus Arap ve Kürtlerden fazladır. Selahattin’e bağlı olsa da Tuzhurmatu halkı kendini hiçbir zaman Selahattin’e ait hissetmemiştir. Çünkü 1976’ya kadar Tuzhurmatu, Kerkük’e bağlı bir vilayet olarak kalmış, daha sonra Selahattin vilayetinin oluşturulmasıyla bu vilayete bağlanmıştır. Ancak Tuzhurmatu ve Kerkük halkı arasındaki akrabalık ilişkileri ve coğrafi yakınlık Kerkük ile Tuzhurmatu arasındaki bağı koparmamıştır. 2003’te Kürtlerin Kerkük’e girişine yönelik ilk ve büyük Türkmen ayaklanmalarının yapıldığı yer olması sebebiyle Tuzhurmatu’nun Türkmenler için ayrı bir önemi vardır. 2003’ten sonra iktidarı kaybeden Sünni Araplar için de stratejik öneme sahiptir. Ancak merkezdeki (Tikrit) nüfusun etkisiyle Sünni Arapların elinde tuttuğu birkaç vilayetten bir olan Selahattin, Tuzhurmatu’nun vilayet olması halinde büyük bir güç kaybedecektir. Bu yüzden Selahattin’deki Sünni Arap ağırlığının Tuzhurmatu’nun vilayet olmasına karşı çıkacağı düşünülmektedir.

Tüm bunlar bir araya getirildiğinde mevcut şartlar itibariyle Telafer ve Tuzhurmatu’nun vilayet olabilmesi zor görünmektedir. Aynı zamanda Talabani’nin böyle bir söz vermesi de Türkmenlerle yakınlaşmak isteyen Kürtler açısından politik bir manevra olabileceği düşünülmelidir. Çünkü Talabani’nin hukuki ve siyasi olarak böyle bir yetkisi yoktur. Daha önce de ifade edildiği gibi ilçelerin vilayet olmasına ilişkin bir hukuki düzenleme mevcut değildir. Ayrıca iki ilçenin vilayet olması durumunda başka vilayetlerdeki ilçelerin vilayet olma talepleri ortaya çıkabilir. İdari ve siyasi çekişmelerle istikrarsız bir profil çizen Irak merkezi hükümeti bu riski almayacaktır. Son olarak Telafer ve Tuzhurmatu’nun vilayet olmasının Türkmenlere fayda sağlayıp sağlamayacağı da Türkmen yetkililer tarafından ortak mutabakat çerçevesinde, dikkatli ve programlı bir şekilde değerlendirilmelidir.

(1) http://www.alsumarianews.com/ar/1/49929/news-details-Iraq%20politics%20news.html

Erişim: 8 Kasım 2012.

(2) Daha geniş bilgi için bkz. ORSAM Rapor No: 92, “Irak’ta İhtilaflı Bölgelerin Durumu”,

http://orsam.org.tr/tr/raporgoster.aspx?ID=2966

Erişim: 8 Kasım 2012.

Zahide Uçar: Bu Bir Kayıp İlanıdır Genel Kurmay Başkanı ve dört Kuvvet Komutanını arıyorum.


Gören, duyan, bilen var mı?

Ordunun emekli Genel Kurmay Başkanı, generaller, albaylar, yarbaylar, binbaşılar, yüzbaşılar, teğmenler, astsubaylar mücadele ettikleri terörist çetelerin içinden seçilmiş en sapık, tecavüzcü, kadın satıcısı, katil yaratıkların gizli tanıklığı ile yargılanıyor.

33 savunmasız Mehmetçiğimizin öldürülmesinden sorumlu Şemdin Sakık denilen PKK’lı cani, kendisini derdest eden komutanların karşısına gizli tanık olarak çıkarılıyor. Gizli tanık denilen sapıklar tek tek açık sanık olarak ortaya çıkıyor.

Ordu’nun Amerikan karşıtı askerlerinin karşısına sapıkların, katillerin, yeğenini satanların, tecavüzcülerin çıkartılması CİA ve MOSSAD ve İngiliz İstihbaratlarının Ordu mensupları üzerinde onulmaz ruhsal yıkım yaratıp, direnç ve savaş gücünü kırmak için kurduğu bir tezgahtır.

Yargı adı altında sürdürülen bir savaştır. Çünkü bütün savaşlarda esir alınan tarafın aşağılanarak, tecavüzlerle onuru kırılır. Bu durum aşağılık bir savaş yöntemidir.

Bu sapıkların karşısına oturtulan askerin iç dünyasında yapacağı yıkım, ruh dünyasında bırakacağı travma, Ordunun ancak yeni bir Kurtuluş Savaşı verip başarılı olması ile tedavi edilebilir.

Görüntüde sanık, gerçekte Amerikan Kuvvetleri Tarafından esir alınan askerlerin MOSSAD-CİA bağlantılı sahte hamamların şemasıyla bertaraf edilmesi…. PKK ile en şiddetli çatışmaları gerçekleştirmiş, yakaladığı katilleri sorgulamış askerlerin karşısına tanık diye sapık PKK artıklarının çıkartılması, aslında ordunun (NATO’cular hariç) tamamını psikolojik sorunlu, mensubu olduğu kuruma inancını kaybetmiş, savaşma direnci içeriden kırılmış bir duruma düşürüyor.

Cani Şemdin’in Türk Milleti ve Türk Ordusuna meydan okurcasına açık edilmesinden sonra Ordunun başında oturan Genel Kurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları bir laf eder mi diye bekledim.

DUYAMADIM!!.

Sanki kaybolmuşlardı(!)..

Kayıp ilanı vermekten başka çare yoktu.

Eğer bir yerlerden beni okuyabiliyorlarsa zat-ı alilerine sormak isterim:

Bu millet sizlerin Genel Kurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları olduğunuz, Peygamber Ocağı dediği kuruma evlatlarını davul zurna ile gönderiyor. Zenginin çocuğunun vatan savunmasından parayla muaf tutulduğu; iç ve dış ihanetlerin kol kola girdiği, Barzani denilen Yahudi Peşmerge ile gurur duyanların olduğu bir ülkede kahpece şehit edilen, ettirilen evlatları için hala VATAN sağ olsun diyor.

Yani idare edenlerin unuttuğu VATAN kavramına canı-kanı pahasına sahip çıkıyor.

Şemdin Sakık denilen ruh hastası bir katilin Türk Ordusu’nun karşısına “tanık” olarak çıkartılması ve sizlerin bu durumu hazmetmeniz karşısında, şehit ve gazilerin yüzüne nasıl bakmayı düşünüyorsunuz?

Bu milletin yüzüne nasıl bakmayı düşünüyorsunuz?

Daha da önemlisi, bu günden sonra Güneydoğu’da askerlerinizi, komutanlarınızı hangi yüzle PKK ile çatışmaya yollayacaksınız?

Çatışmaya gönderdiğiniz asker-komutan sizlere;

“Erdoğan’ın iddia edildiği gibi Güneydoğu’da PKK ile savaşan güvenlik güçleri mensuplarının savaş suçlusu olarak yargılanması sözü gerçekleşirse, benim karşıma tanık olarak Karayılan’ı mı çıkartacaklar”diye sorarsa nasıl cevap vermeyi düşünüyorsunuz?

Sapık, katil, tecavüzcülerin tanık yapılarak aslında Türk Ordusu’nun aşağılandığını göremeyecek kadar dumura mı uğradınız? Yoksa ABD+İsrail+İngiltere şeytan üçgenine teslim mi oldunuz?

Susunuz beyler… O apoletlerin altında, şatafatlı makam odalarınızda arazi olunuz.

Yarın o esir kamplarına tıkılıp; bebek katili, narko terör örgütünün canisi Artin Agopyan(Öcalan) tanık olarak karşınıza çıkarılırsa…

Yemin olsun ki, o gün de biz susacağız.

İLK KURŞUN

Yurt’ un Sesi: Dini vesayet


DÜNYANIN en önemli düşünürlerin­den, modern çağı hazırlayan ünlü Alman felsefeci Kant, şöyle diyor:

“Aydınlanmanın temel noktasını, insanların bizzat kendilerinin sorumlu ol­duktan vesayet durumundan, özellikle de din konularındaki vesayetten çıkmalarında görüyorum; çünkü dini vesayet tüm vesayetlerin hem en zararlısı hem de en onur kırıcısıdır.”

Türkiye tarihini “seksen yıllık askeri ve­sayet rejimi” diye bilim dışı bir yaklaşımla açıklayan liberal-muhafazakâr koalisyo­nu, böylece gerçek tarihsel, toplumsal ve kültürel durumu (asıl vesayeti) ise gizledi.

Diğer yandan da kapitalizmin, emek- sermaye çelişkisinin ve emperyalizmin ol­gusunun üzerini bu liberal-muhafazakâr şalla örttüler. Soyut bir “vesayet” ve “sta­tüko” eleştirisi üzerinden somut bir dinci ve faşizan iktidarı desteklediler.

Daha da önemlisi, bu tutumlarıyla toplumun direniş refleksinin kırılmasın­da belirleyici rol oynadılar.

Tarih ve siyaset bilimi ölçütleriyle “yeni gericiliği” temsil ettikleri açık olan bu libe­ral-muhafazakâr güruh, bin yıllık dinci ve­sayetin yeniden üretilmesine de “demo­kratik” gerekçeler ya da akçalı çıkarlan nedeniyle ses çıkarmadılar.

Dinci vesayetin kendisini devlet for­munda (biçiminde) yeniden örgütlemesi sürecine paha biçilmez bir katkı sundular.

Dünyada daha çok dine sarıldığı için kendi Ortaçağını aşan ve gelişen tek bir ülke yok. İslam dünyasının sefaleti ise gözler önünde.

YURT GAZETESİ

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: