Günlük arşivler: Kasım 9, 2012

BARIŞ DOSTER: Libya’da Ne Oldu? Suriye’de Ne Oluyor?


Emperyalizm gerçek yüzünü Libyalılara göstermeye başladı. Ülkenin bölünme tehlikesi yaşadığını, bizzat yöneticileri söylüyor. Şurası muhakkak, Libya petrolünü batılı şirketler çıkarıp pazarladığı sürece, Libya’daki iktidarı güdecekler. Libya halkı gün yüzü görmeyecek. Hem Bosna’da Müslümanları katleden Sırplara ucuz petrol veren, hem Libya’daki Türk inşaat firmalarına ihale veren, hem de Bosna’daki olayları siyasi malzeme olarak kullanan Türk başbakanı Necmettin Erbakan’a çadırında ayar veren Kaddafi’yi belli ki Libyalılar çok arayacaklar.

Libya’da yaşanan gelişmelerde, sahip olduğu petrol kaynaklarının büyük payı vardı. Ülke bombalanırken “barış, demokrasi, özgürlük, insan hakları” lafları tedavüldeydi. ABD, Libya’nın işgali için BM’yi, NATO’yu devreye soktu. 1951’de bağımsızlığını ilan eden, yüzde 95’i çöl olan, petrol ve doğalgaz açısından zengin kaynakları bulunan, 6.5 milyon nüfuslu bu ülke şimdi talan ediliyor. Yaklaşık yüzde 20’lerde seyreden işsizliği düşürme yönünde umut yok. 1986’da ABD uçaklarınca çadırı bombalanan, Libya’nın düşürdüğü öne sürülen Lockarbie uçağı nedeniyle batıya yüklü bir kan parası ödeyen Kaddafi’nin kurduğu düzenden de eser kalmadı.

Gelelim Türkiye’ye. Ülkemiz, Libya’dan sonra Suriye’de de emperyalistlerin yanında yer aldı, kuryeliğine soyundu. Düştüğümüz durum ortada. Maalesef Türkiye, ABD’nin zayıflamasından en olumlu etkilenecek ülkeler arasında olduğunu kavrayamadı. ABD’nin etkisi azalırsa, Afganistan, Irak ve Suriye örneklerinde görüldüğü gibi, kriz bölgelerine müdahale gücü olmaktan kurtulacağımızı maalesef göremedi. Batının dilindeki “güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten ülke” pozisyonundan sıyrılacağını anlayamadı. Daha açık söylemek gerekirse, George Soros’un dediği gibi, “en iyi ihraç malı Türk ordusu olan” ülke görünümünden çıkacağını saptayamadı.

Oysa şurası çok açık: Türkiye emperyalizmin boyunduruğundan kurtulursa, Mehmetçiğin kanını satmaz. Şimdiki halde ise vatan toprakları yasayla satışa çıktığından, parayla satıldığından, bir süre sonra uğrunda ölecek toprak, yani vatan kalmayacak. O zaman da emperyalistler için ölmek kaçınılmaz hale gelecek. Zira Türkiye’nin bu görevini tamamlayan bir diğer görevi daha var. O da bölgesel bir güç olan, Avrasya jeopolitiğinde ABD’nin en amansız muhalifi olarak öne çıkan İran’ı dengelemek. ABD’nin isteğiyle Suriye’de rejimi değiştirmeye soyunan Türkiye, İslam aleminde de İran’ı dengelemek, onun önünü kesmek için çabalıyor. Ilımlı, uyumlu, ABD destekli İslam’ı bölgeye model olarak sunmaya çalışıyor. Bunların hepsi, Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki görevin gerekleri olarak öne çıkıyor.

Türkiye, bu görevini layıkıyla yapabilsin diye İsrail’le danışıklı dövüş oynadı. Davos’taki “one minute” çıkışından bu yana ABD gözetim ve denetiminde iyi polis – kötü polis oyunu sahnelendi. Mısır başta olmak üzere Arap dünyası, özellikle de Körfez ülkeleri bu konuda Türkiye’ye bir süre için yardımcı da oldular. Dışa bağımlı Türk ekonomisine Körfez ülkelerinden sıcak para gelmesinin nedenlerinden biri de buydu. Çünkü Arapların Türkiye’ye büyük miktarda sıcak para getirmesi, sadece iktidarla olan düşünsel yakınlıklarıyla veya “hızla büyüyen istikrarlı ekonomi” olduğumuz masallarıyla açıklanamaz. Türkiye, ABD tarafından içi boş bir kavramla, “model ortak” olarak tanımlanırken, İran’ın Şii hilali oluşturma çabalarına karşı Sünni blok oluşturma görevini de üstlenmişti.

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Komşularla sıfır sorun politikası çöktü. Suriye’de Esad karşıtlığı politikası iflas etti. İran’a karşı füze kalkanına topraklarımızı açmak, ülkemizi zor durumda bıraktı. Bölgesel politikaları ve ülkesinin bütünlüğünü savunan Irak başbakanı Maliki’yle zıtlaşmak ülkemizi daha da yalnızlaştırdı. İran ve Rusya, Malatya Kürecik’e yerleştirilen füze kalkanı radarını tehdit olarak gördüklerini defalarca açıkladılar. Irak, Türkiye’nin düşmanca davrandığını, Suriye emperyalizmin taşeronluğunu yaptığını ilan etti. Batının cephe ülkesi Türkiye ile Doğunun cephe ülkesi İran’ı savaştırmak isteyen emperyalizmin gerçek yüzünü göremedi Türkiye. Suriye’de Sünni – Şii çatışmasını körükleyenlere destek verdi. Sözde İsrail ile gerginlik yaşarken, petrol ve silah lobileriyle yakından iş tuttu. İktidar partisinin kongresinde onur konuğu olan ve “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye selamlanan Kuzey Irak Kürt Yönetimi lideri Barzani, bağımsız Kürt devleti konusunda ABD’den izin aldı. PKK – BDP, yeni anayasa, özerklik, federasyon konularında ABD’den gerekli talimatları aldılar. BDP yöneticilerinin deyimiyle ABD’den rol istediler. İktidarla da bu konularda büyük ölçüde uzlaştılar.

Arap Baharı’nın yaşandığı ve yaşanmakta olduğu ülkelerin hiçbirine demokrasi, insan hakları, özgürlükler, hukuk devleti, sivil toplum, istikrar, şeffaf bir piyasa ekonomisi gelmedi. Kısa vadede geleceği de yok. Ama kan geldi, acı geldi, bölünme geldi. Kaynakları Batı tarafından eskisine oranla daha çok yağmalanır oldu. Bunun somut örneği olan Libya’da Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdülcelil, siyasi kavgaların ve aşiretçiliğin ülkeyi böldüğünü, ülkeyi üçe bölecek bir federal sistemden endişe ettiğini söyledi. Kaddafi’yi deviren güçlerin siyasi parti kurmasına da karşı çıktı. Petrolde dünya zengini olan Suudi Arabistan üzerindeki ABD etkisi Arap Baharı ile birlikte daha da arttı. Suudi Arabistan’ın ABD’nin istemediği bir petrol sevki yapmasın olanaksız olduğu bir kez daha görüldü.

Hüsnü Mübarek devrildikten sonra Mısır’a giden eş başkan, burada karşı olduğu laikliği orada övünce, Müslüman Kardeşler’den anında tepki geldi: “Mısır’ın içişlerine karışmayın, herkes kendi işine baksın, her ülkenin koşulları farklıdır”. Arap sokaklarının sesini dinleyerek dış politikayı yönlendirdiğini söyleyen hariciye vekili, Libya’ya petrol olarak bakanların Yemen için kıllarını bile kıpırdatmadıklarını göremedi. Sünni Mısır’ın kendisini kendisini Arap dünyasının lideri ve Akdeniz İslamı’nın merkezi olarak gördüğünü de, Şii İran’ın da kendisini Asya İslamı’nın merkezi ve Fars kültürünün lideri olarak konumlandırdığını da bilemedi. Bahreyn’de Şii halk ayaklandığında, Suudi tanklar müdahale ederken, insan hakları odaklı dış politika yürüttüğünü söyleyen Türkiye hiç sesini çıkarmadı.

Şunu yapabilirdi Türkiye: Karşılıklı olarak içişlerine saygı esasıyla, bölge merkezli politikalara öncülük edebilirdi. Yakın zamana kadar Suriye ile yaptığı gibi işbirliğini öne çıkararak, İran’la enerji başta olmak üzere ekonomik ilişkileri geliştirerek, Orta Asya’da, Kafkasya’da, Ortadoğu’da saygı duyulan, muteber bir bölge gücü olabilirdi. Bundan sadece siyasi olarak değil iktisadi olarak da büyük yarar sağlardı. Tarihsel olarak rekabet içinde olduğumuz İran’la, bölge ülkelerini içine alan bir yakınlaşmaya öncülük etmek, hızla yakınlaşmakta olan Rusya ve Çin gibi Avrasya’nın büyük ülkelerinden de destek bulurdu. Türkiye’nin karşılıklı saygı ve ortak çıkar zemininde bir bölgesel işbirliğine öncülük etmesi, sadece bölgede değil dünyada siyasetinde de elimizi güçlendirir, Batıda masaya daha güçlü oturmamızı sağlardı.

Türkiye bunların hiçbirini yapmadı. Bakalım bundan sonra yapacak mı?

İLK KURŞUN

MAHFİ EĞİLMEZ : Kamu Borçlanması Dersi


Kamu Kesimi İç Borçlanması

Kamu kesiminin iç piyasadan yaptığı borçlanmaya kamu kesimi iç borçlanması deniyor. Bu borçlanma ağırlıklı olarak Hazine tarafından yapıldığı için bazen Hazine iç borçlanması deyimi de eş anlamlı olarak kullanılıyor.

Kamu kesimi iç borçlanmasının TL ile veya dövize endeksli olarak ya da dövizle yapılması borçlanmanın niteliğini değiştirmiyor ve bu borçlanma türü iç borçlanma olarak değerlendiriliyor. Burada borçlanma kağıtlarının kimin elinde olduğu da önem taşımıyor. Yani bir yabancı parasını getirip Türkiye’de bozdurup Hazine Bonosu almışsa o borç kamu iç borçlanması olarak nitelendirilmeye devam ediyor. Burada borcun iç borç mu dış borç mu olmasında ayırt edici faktör borçlanma otoritesinin bu borçlanmayı hangi piyasada yapmış olduğu.

Kamu Kesimi Dış Borçlanması

Kamu kesiminin dış piyasalardan yaptığı borçlanma kamu kesimi dış borçlanması olarak adlandırılıyor. Bu borçlanmada da Hazine’nin önemli bir ağırlığı söz konusu.

Bu borçlanma dört şekilde yapılabiliyor: (1) Kredi almak yoluyla, (2) Tahvil ihracı yoluyla, (3) Devletlerden borçlanma, (4) Uluslararası kurumlardan borçlanma.

(1) Kredi almak yoluyla borçlanmada kamu kurumu, yabancı banklara başvurarak yürüteceği bir proje ya da yapacağı bir iş nedeniyle belirli bir vadeyi kapsayan bir krediyi faiz karşılığında alır. Bu kredi bir banka tarafından verilebileceği gibi miktarın büyüklüğüne göre birkaç bankanın katılımıyla da verilebilir. Eğer birden fazla bankanın katılımı söz konusuysa buna “sendikasyon” bu birlikte açılan krediye de “sendikasyon kredisi” adı veriliyor. Eskiden Hazine de bu tür kredileri alırdı.

(2) Tahvil ihracı yoluyla borçlanmada kamu kurumu yurt dışı piyasalara tahvil ihraç eder ve bunun karşılığında borçlanır. Bu tahviller yabancı para cinsinden olabileceği gibi TL cinsinden de olabilir. Dış borç sayılmasındaki ayırt edici nitelik üzerinde yazılı para birimi ya da kimin satın aldığı değil hangi piyasada ihraç edildiğidir.

(3) Devletlerden borçlanma daha çok Hazine tarafından Türkiye Cumhuriyeti adına sağlanan bazı dış borçlar için söz konusu olur. Burada Türkiye Cumhuriyeti yabancı bir devletten bir projesi ya da herhangibir programı için borç alabilir. Şimdilerde pek kullanılmayan bu yöntem eskiden yaygın olarak kullanılıyordu. Türkiye için OECD nezdinde kurulmuş bir konsorsiyum vardı ve Türkiye’nin uyguladığı istikrar programlarına OECD üyesi ülkelerin katılımıyla borç verilirdi.

(4) Uluslararası kurumlardan borçlanma türü IMF, Dünya Bankası, yatırım bankaları, kalkınma bankaları gibi çok uluslu kuruluşlardan yapılan borçlanmaları ifade eder. Bunlar ya bir programın desteklenmesi için ya da belirli kamu projelerinin gerçekleştirilmesi için alınan borçlardır.

IMF’den borçlanma bir borçlanma olarak değerlendirilmesi en zor olanıdır. Çünkü burada amaç borç almak değil belirli bir istikrarsızlık halinden kurtulmak için parasal destek almaktır. Bu çerçevede IMF’nin sağladığı kaynaklara da kredi ya borçtan daha çok destek, imkan, kolaylık gibi adlar verilirken bu kullanımlar için tahakkuk ettirilen bedele de faiz yerine charge gibi adlar verilir.

Dünya Bankası, devletlere belirli bir dönüşüm programı uygulaması için kredi verebileceği gibi kamu kurum ve kuruluşlarına uygulayacakları projeler için de kredi verir. Yatırım bankaları ve kalkınma bankaları da daha çok proje için kredi veren kuruluşlardır.

Kamu Kesimi Borç Stoku

Kamu kesimi borç stoku belirli bir anda bütün kamu kurum ve kuruluşlarının iç ve dış borçlarının toplamını gösteren bir stok miktardır.

Kamu kesimi iç borç stoku; İç borçlanmada aktif tek kurum Hazine olduğu için burada Hazine iç borç stoku esas alınır.

Kamu kesimi dış borç stoku; kamu kurum ve kuruluşlarının belirli bir andaki borç stokları toplanarak toplam kamu kesimi dış borç stokuna ulaşılır.

Kamu Kesimi Borç Yükü

Kamu kesimi borç stokunun GSYH’ya oranı bize kamu kesimi borç yükünü gösterir. Günümüzde AB tanımlı genel yönetim nominal borç stokunun GSYH’ya oranı bu amaçla kullanılmaktadır. Bu hesaplama yapılırken genel yönetim iç ve dış borç stoklarının toplamı alınmakta bu toplamdan ayarlama kalemleri (bu kalemler içinde düşülmekte ve bulunan tutar GSYH’ya bölünmektedir. Bu tanımı bir denklem olarak açık biçimde gösterelim:

AB tanımlı genel yönetim nominal borç stoku = Merkezi yönetim borç stoku (bütçe dışı fonlar ve döner sermayeler dahil) + yerel yönetimler borç stoku + sosyal güvenlik kurumları borç stoku (işsizlik sigortası fonu dahil) + ayarlama kalemleri

Denklemdeki ayarlama kalemleri üç ayrı ayarlamayı içeriyor. Genel yönetimi oluşturan kurum ve kuruluşların ellerindeki DİBS’ler brüt borç stokundan düşülüyor, iskontolu olarak ihraç edilen DİBS’lerin nominal değerleri hesaba katılıyor, dolaşımdaki bozuk para tutarı merkezi yönetim iç borç stokuna ekleniyor.

AB tanımlı genel yönetim nominal borç stokunun GSYH’ya oranlanmasıyla da borç yükü bulunuyor.

Türkiye’de Kamu Kesimi Borç Stoku ve Borç Yükü

Yukarıdan beri anlattığımız kavramların günümüzdeki sayısal ve oransal karşılıklarını aşağıdaki tabloda son dört yılla karşılaştırmalı olarak gösteriyorum.

2009 2010 2011 2012/9
Merkezi Yönetim İç Borç Stoku (milyar TL) 330,0 352,8 368,8 387,6
Merkezi Yönetim Dış Borç Stoku (milyar $) 74,1 78,1 79,2 81,5
2009 2010 2011 2012/II Ç
Kamu Kesimi Dış Borç Stoku (milyar $) 83,5 89,0 94,1 102,3
AB Tanımlı Genel Yönetim Nominal Borç Stoku / GSYH 46,1 42,4 39,2 36,5

Buna göre Türkiye’nin kamu kesimi borç yükü yüksek değildir. AB tanımlı borç yükü yüzde 35- 40 aralığındadır. Euro bölgesi üyeliği için gerekli olan Maastricht kriterlerinden birisi olan kamu kesimi borç yükü / GSYH oranının yüzde 60’dan fazla olmaması gereklidir. Ki Türkiye bu oranın 20 puan altında bulunmaktadır. Buna karşılık yükselen piyasa ekonomilerinin çoğunun borç yükü Türkiye’den düşük olduğu için bu oranın daha da düşürülmesi gerekiyor.

DEĞİŞEN MISIR VE YENİ DÖNEMDE TÜRKİYE-MISIR İLİŞKİLERİ


DEEN MISIR VE YEN DNEMDE TRKYE-MISIR LKLER.pdf

Ergenekon Davasında, Başbuğ’un Kullandığı Telefonlar Takibe Alındı


Ergenekon davasında, tutuklu sanıklardan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’a, Genelkurmay Başkanlığı ve 1. Ordu Komutanlığı dönemlerinde tahsis edilen sabit hat ve GSM numaralarının, gizlilik esaslarına dikkat edilerek Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliğinden istenmesine karar verildi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen Ergenekon Davası’nda gizli tanık Emek’in dinlenmesi işleminin tamamlanmasından sonra mahkeme heyeti sanıklar ile avukatların yazılı taleplerine ilişkin aldıkları ara kararları açıkladı. Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese tarafından okunan ara kararda Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği’nden, Ergenekon davasında tanık olarak dinlenen emekli Orgeneral Tanık Teoman Koman’ın ifadesinde geçen "JİTEM ve Hizbullah konusunda kendisinin komutanlığa gelmesinden önce Jandarma Genel Komutanlığı tarafından bir soruşturma yapıldığı" şeklindeki sözleri dikkate alınarak, bu soruşturmayla ilgili evrakın ile Koman’ın Susurluk Komisyonu’na yazdığını belirttiği yazının gönderilmesinin istenmesine hükmedildi. Mahkeme, Doğan Öz cinayetine ilişkin dosyanın da Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği’nden istenmesine karar verdi.

Ayrıca Adli Müşavirlikten Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanlığı ve 1.Ordu Komutanlığı, Hasan Iğsız’ın ise 1.Ordu Komutanlığı sırasında kendilerine tahsis edilen sabit hat ve GSM numaralarının gerekli gizlilik esaslarına dikkat edilerek gönderilmesinin istenmesi de karara bağlandı. Ergenekon davasının asker kökenli sanıklarının mesleğe başlamalarından bugüne kadar haklarında adli veya idari tahkikat yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa sanıkların ifadeleri ve tahkikatın sonucunun ilgili birliklerinden ve şahsi dosyalarından araştırılarak gönderilmesinin istenmesi kararlaştırıldı.

JİTEM’in kurucularından Binbaşı Ahmet Cem Ersever’in, öldürülmeden önce Aydınlık Dergisi’ndeki beyanları ve daha önce müstear isimli yazdığı "Üçgendeki Tezgah", "Kürtler, PKK ve Abdullah Öcalan" isimli kitaplardaki açıklamaları dolayısıyla herhangi bir idari ve adli tahkikat yapılıp yapılmadığı da Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği’nden sorulacak.

Milli Seferberlik Tetkik Kurulu, Özel Harp Dairesi ve Özel Kuvvetler Komutanlığı birimlerinin hangi tarihte kurulduğu, herhangi bir isim değişikliğine gidilip gidilmediğinin de bildirilmesini isteyen mahkeme heyeti, eski MİT mensubu Yavuz Ataç hakkında da 10 Ağustos 2004 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde çıkan "Gladyo denen yapıyı yönettim, Gladyo ismi takılan yapının 4 yıl sorumlusuydum" şeklindeki beyanlarıyla ilgili hakkında adli ve idari tahkikat yapılıp yapılmadığının sorulmasına, yapılmış ise ilgili evrakların gönderilmesinin istenmesine karar verildi.

Mahkeme Heyeti duruşmada tanık olarak dinlenen Başkent Üniversitesi Hastanesi’nin eski başhekimi Prof. Dr. Rengin Erdal’ın tanıklık yaptığı sırada kamu görevi yapan tanık Mustafa Bolkan ve diğer bir kısım kişiler hakkındaki beyanları nedeniyle Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına hükmetti.

Ergenekon davasında 6 ve 7 Kasım 2012 tarihli duruşmalarda tanık sıfatıyla dinlenen terör örgütü PKK’nın eski sorumlularından Şemdin Sakık’ın beyanlarının içeriği de dikkate alınarak terörle mücadele görevi yapan Genelkurmay Başkanlığı, MİT Müsteşarlığı, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’na gönderilmesine hükmedildi.

Tutuklu sanık Mehmet Demirtaş’ın, diğer tutuklu sanık Ergün Poyraz’ın akli melekelerinin yerinde olup olmadığına dair rapor alınmasına ilişkin talebinin ciddi bulunmadığından reddine karar verildi.

Tutuklu sanıklardan Muzaffer Tekin’in 8 Ekim 2012 tarihli dilekçesinde Tanık Emrah Özdemi hakkında sarf ettiği beyanları nedeniyle hakkında Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyusunda bulunulmasına karar verildi. Mahkeme ayrıca tutuklu sanıklar Mehmet Bora Perinçek, Doğu Perinçek ile avukatlar İrem Çiçek ve Gönül Kerinçsiz’in duruşmada mahkeme heyetine hitaben sarf ettiği sözler nedeniyle Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Toplam 40 ana başlıkta 100’ün üzerinde ara kararın okunmasının ardından duruşmanın 12 Kasım Pazartesi günü saat 09.00’a ertelediği açıklandı.

VİDEO : Ergenekon gercekleri ( Turkiye gercegi) Mutlaka izlenmeli!


Mahkemede Şemdin Sakık kararı! Şemdin Sakık’ın beyanları terörle mücadele birimlerine gidecek!


Sakık’ın beyanları, terörle mücadele görevi yapan birimlere gönderilecek.

”Ergenekon” davasına bakan mahkeme heyeti, duruşmada tanık olarak dinlenilen Şemdin Sakık’ın beyanlarını, içeriği dikkate alınarak, terörle mücadele görevi yapan birimlere gönderilmesine karar verdi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada taleplere ilişkin alınan ara kararlar, Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese tarafından açıklandı.

Buna göre mahkeme heyeti, Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği’ne yazı yazılarak, Ahmet Cem Ersever’in öldürülmeden önce Aydınlık Dergisi’ndeki beyanları ve daha önce müstear isimli yazdığı ”Üçgendeki Tezgah”, ”Kürtler, PKK ve Abdullah Öcalan” isimli kitaplardaki açıklamaları dolayısıyla herhangi bir idari ve adli tahkikat yapılıp yapılmadığının sorulmasına karar verdi.

Milli Seferberlik Tetkik Kurulu, Özel Harp Dairesi ve Özel Kuvvetler Komutanlığı birimlerinin hangi tarihte kurulduğu, herhangi bir isim değişikliğine gidilip gidilmediğinin de bildirilmesini isteyen mahkeme heyeti, savcı Doğan Öz cinayeti ile ilgili dosyanın da tetkik ve iade edilmek üzere gönderilmesine karar verdi.

Mahkeme, sanıklardan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’a 1.Ordu Komutanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı sırasında, sanıklardan emekli Orgeneral Hasan Iğsız’a da 1. Ordu Komutanlığı’nda tahsis edilen, kullandığı sabit ve GSM numaralarının gerekli gizlilik esaslarına dikkat edilerek gönderilmesine hükmetti.

Asker kökenli sanıkların mesleğe başladıklarından bugüne kadar varsa haklarında adli ve idari tahkikat yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa sanıkların ifadeleri ve tahkikatın sonucunun ilgili birliklerinden ve şahsi dosyalarından araştırılarak gönderilmesini kararlaştıran mahkeme heyeti, eski MİT mensubu Yavuz Ataç hakkında da 10 Ağustos 2004’te Milliyet Gazetesi’nde çıkan ”Gladyo denen yapıyı yönettim, Gladyo ismi takılan yapının 4 yıl sorumlusuydum” beyanlarıyla ilgili hakkında adli ve idari tahkikat yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise ilgili evrakların gönderilmesine hükmetti.

Mahkeme heyeti, tanık olarak dinlenilen Şemdin Sakık’ın beyanlarının içeriği dikkate alınarak, terörle mücadele görevi yapan Genelkurmay Başkanlığı, MİT Müsteşarlığı ve İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’na gönderilmesine karar verdi.

SUÇ DUYURULARI

Dosya kapsamında mağdur ve müşteki olarak görünen kişilerin duruşmaya katılmaları için meşruhatlı davetiye çıkartılmasını kararlaştıran mahkeme heyeti, tanık olarak dinlenilen Rengin Erdal’ın, beyanları sırasında kamu görevi yapan tanık Mustafa Bolkan ve diğer bir kısım kişiler hakkındaki sözleri nedeniyle gereğinin takdir ve ifası için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazılmasını hükme bağladı.

Tutuklu sanıklardan Muzaffer Tekin hakkında, tanık olarak dinlenilen Emrah Özdemir’e yönelik sarf ettiği beyanları nedeniyle gereğinin takdir ve ifası için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na müzekkere yazılmasına karar veren mahkeme heyeti, duruşma salonunda görevli jandarma personeli tarafından tutulan tutanaklar üzerine de tutuklu sanık Bora Perinçek’in söz ve eylemleri, babası Doğu Perinçek’in de mahkeme heyetine yönelik sarf ettiği sözleri nedeniyle aynı savcılığa yazı yazılmasını karlaştırdı.

Mahkeme yine sanıklardan Dursun Çiçek’in avukatı olan kızı İrem Çiçek ile sanık avukat Kemal Kerinçsiz’in eşi ve avukatı olan Gönül Kerinçsiz hakkında da sarf ettiği sözleri nedeniyle gereğinin takdir ve ifası için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na müzekkere yazılmasını hükme bağladı.

‘ONLAR ESKİ, BİZ YENİ TERÖRİST OLDUK’


Başbuğ’dan 10 Kasım iletisi

(SÖZDE) Ümraniye davasının tutuklu sanıklarından Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, 10 Kasım nedeniyle yazılı açıklama yaptı.

Başbuğ’un avukatı İlkay Sezer tarafından geçilen yazılı metinde şöyle denildi;

"Aziz Atam, Ebedi Başkomutanım; Seni sevmek ‘milli ibadettir’. Bu ibadet sadece milli bayramlar ve 10 Kasım günleriyle de sınırlandırılamaz.Çünkü, seni doğru ve tam olarak anlayabilme, ihtiyacını duymaktayız! Duyuyoruz!

Seni anlamak yeterli midir? Türkiye Cumhuriyeti’nin 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar şöyle söylemişti: "Atatürk, seni sevmek milli ibadettir, demiştim. Şimdi, seni anlatmak milli ibadettir, diyorum. Ve gücümün erdiğince onu gençlere anlatmaya çalışıyorum."

Bu konuda karınca kararınca bir şeyler yapmaya çalışarak teselli buluyorum.

Ebedi Başkomutanım; 82 yıl önce Afyonkarahisar’da subaylara şöyle demiştin:

"Subaylar fedakar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürürler. Onları aşağılar ve hor görürler.

TSK’nın 26’ıncı Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un hapishanede kaleme aldığı “20. Yüzyılın En Büyük Lideri Atatürk” kitabı çıktı. Kitapta, Başbuğ sadece asker ve siyasetçi Atatürk’ü değil aynı zamanda “insan” Atatürk’ü de anlatıyor.

Subayların yaşamak için bir çaresi vardır: Şerefini korumak!"

Bugün görüyoruz ki, dünün eli kanlı teröristleri ‘eski terörist’, senin ordularına onur ve şerefiyle hizmet eden komutanlar ise ‘yeni terörist’ diye anılmaktadır.

Ancak, müsterih ol. Bizlere yapılan bu haksızlıklar Yüce Türk Milletinin vicdanını kanatmakta. Eminiz ki, milletimizin sevgisi ile üzerimizde yeni bir güneş doğacaktır.

Rahat uyu, ruhun şad olsun"

ASKERHABER / HABER MERKEZİ

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: