PKK’ya PKK’nın SİLAHI (UYUŞTURUCU) İLE KARŞILIK VERMEK


(MGK VE DEMOKRASİ, Hukuk – Ordu – Siyaset) Muharrem BALCI, Yöneliş Yayınları, İstanbul 2000, 3. Baskı)

TÜRKSAM RAPORU

İstanbul’da münteşir aylık bir dergiden bahsedeceğiz. BELGELERLE TÜRK TARİHİ DERGİSİ DÜN/-BUGÜN/YARIN dergisinden bahsedeceğiz. Jeneriğinden anlaşıldığı kadarıyla bu dergi, “Tarihi Araştırmalar ve Dokümantasyon Merkezleri Kurma ve Geliştirme Vakfı”nın yayın organıdır.(*)

Derginin Şubat 1997 tarihli 1. sayısında “Stratejik Değerlendirme’ konu başlığı altında, ‘Türkiye Stratejik Araştırma ve Eğitim Merkezi (TÜRKSAM)”nin hazırladığı “1997’nin Başında Dünya ve Türkiye” adlı bir “Yıllık Rapor” yayınlanmıştır.

Raporun konusu, kısaca “dünya ülkelerinin içinde bulunduğu siyasî durumları ve Türkiye’nin bu ülkelerle ilişkilerindeki boyutlar” olarak özetlenebilir. Rapor 15 sayfadan oluşmuş, son 5 sayfası Türkiye’ye ayrılmış, Türkiye’nin Avrupa Birliği, Yunanistan, Suriye, İsrail, İran, Irak, Amerika Birleşik Devletleri ve PKK ile ilişkileri incelenmiştir.

Raporda ileri sürülen görüşlerden bazıları oldukça çarpıcıdır. Bu görüşlerden bazı örnekleri, “oluşturulan Millî Askerî Strateji Konsepti ve İsrail ile yapılan anlaşmalar hatırlanarak değerlendirilmesi yararlı olur” kanaatinde olduğumuz için, kısaca aktarmak istedik.

Raporda Suriye ile ilişkiler değerlendirilirken, “Türkiye’nin Suriye ile bir ‘Hatay Sorunu’ olmadığı, Suriye yöneticilerinin Hatay’ı kendi sınırları içinde görmek gibi bir seraplarının ve bu serapta dışa vuran saldırgan emellerinin bulunduğu, Bu durumun Türkiye’nin İsrail ile işbirliği ve güç birliği yapmakta ne kadar haklı olduğunu gösterdiği, Suriye’nin ise Hatay konusunu 1997 yılında hasır altı edeceği” vurgulanmaktadır.

Raporda, İsrail ile ilişkiler konusunda beklediğimizden pek farklı bir görüş yer almaktadır:

“İsrail ile yapılan anlaşmalar Netanyahu ve Erbakan hükümetlerinden çok önce hazırlanmıştı, ancak imzalanması bu hükümetler döneminde gerçekleşti. Bunun iki taraf için de rizikolar taşıdığı ortadadır. Türkiye İsrail ile işbirliğini geliştirmek arzusundadır ama bunu Filistinlilerin meşru haklarının çiğnenmesi pahasına yapması söz konusu olamaz. Oysa Netanyahu hükümeti bu açıdan Ankara’yı rahatsız edecek yaklaşımlar içindedir.(*) Erbakan Hükümeti, Askerî İşbirliği Anlaşmasına gönülsüzce de olsa imza atmakla birlikte İsrail ile işbirliğini pek fazla sürdürmek yanlısı değildir. 1997 yılında her iki ülkede bu hükümetler işbaşında olduğu sürece Türkiye-İsrail ilişkilerinin hiç değilse hükümetler düzeyinde ve olağan koşullarda gelişme şansının pek olmadığı söylenebilir[1] Özel sektör düzeyinde ekonomik ilişkiler ve Silâhlı Kuvvetler arasındaki işbirliği ise pırıltısını yitirmiş bir halde de olsa sürebilir.[2]

Raporda PKK terörü ile ilgili iki önemli konunun altı çizilmektedir.

“1- …Türk Silâhlı Kuvvetleri PKK’ya karşı yürüttüğü mücadele sürecinde olağan koşullarda hiçbir manevranın, hiçbir tatbikatın kazandırmasının mümkün olmadığı bir askerî bilgi ve deneyim kazanmıştır. Hem muvazzaf subaylar düzeyinde, hem de celple silâh altına alınan yedek subay ve erat düzeyinde. Öyle ki yakın gelecekte bir seferberlik ilân edilecek olsa Türk ordusunun subay ve erat olarak kadroları daha baştan her türlü savaşı yürütebilecek[3] bilgi ve deneyime sahip olarak düşmanla cenk edecek durumdadırlar.”

2- Yine aynı çevreler[4] kuşkulanmaya, kara kara düşünmeye başladılar ki bu savaş Türkiye’ye ağır bir ekonomik maliyet bindirmiş gibi gözükmesine rağmen, gerçekte, pek de öyle olmuyor. Ve özellikle son yıllarda Türkiye’de, PKK yürüttüğü mücadeleyi hangi yollardan finanse etmişse, onunla mücadeleyi benzer yollardan finanse ediyor. En azından bir taraftan giden dövizler bir başka taraftan geri geliyor.[5] Yani PKK’nın Türkiye’deki işbirlikçilerinin yaydığı yüksek rakamlı faturalar aslında büyük ölçüde Türkiye’nin düşmanlarının cebinden çıkıyor![6] Şimdi bu kuşku beyinlerine düşmüştür! Yıllarca PKK’nın uyuşturucu kaçakçılığına göz yuman, kara para aklanmasına ses çıkartmayan, hatta şu veya bu yollardan destek veren çeşitli Batılı başkentlerde son sıralarda ansızın Türkiye’ye yönelik ‘kara para aklama’ suçlamaları boşuna değildir!

Bu konuda Türkiye adına eksi hanesine kaydedilecek ve mutlaka en kısa zamanda düzeltilmesi gerekecek tek şey: hiç kuşkusuz, düşmana düşmanın silâhıyla karşılık verirken bunu ‘çeteler’ aracılığıyla değil, devletin ilgili özel kurumları aracılığıyla yapmak ve kişisel çıkarlar ile ulusal çıkarları birbirine karıştıran, PKK ile mücadele paravanası ardında kendi kendilerine hizmet eden kişi ve çevrelere meydan vermemektir.[7] 1996’da kamuoyunda bu bilinç yer etmiştir. Bu bilincin siyaset erbabına da yayılıp yayılmayacağı ve devletin, içinde yuvalanma fırsatı bulabilmiş çetelerden arınıp arınmayacağı 1997 yılında görülecektir.[8]

Konu ile ilgili görüşleri alınan TÜRKSAM Koordinatörü Nazım Güvenç:

“Raporda Türkiye’nin uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı izlenimi ediniliyor. Ancak bu eksik. Uyuşturucu kaçakçılığını dünyada bütün istihbarat örgütleri yapıyor. CIA yapmıyor mu, İngiliz İstihbaratı yapmıyor mu? Hatta Alman İstihbarat Teşkilâtı’nın nükleer madde kaçakçılığı yaptığına dair bulgular var. Biz ayrıca sadece uyuşturucu kaçakçılığını değil, çeşitli eylemleri de devletin ilgili kurumlarının yapması gerektiğine inanıyoruz.”[9]

demekten çekinmemiştir.

Bir kısım çevreler ise, dergi çevresinin kendilerini Genelkurmay’a yakın göstermeye çalıştığını söylemiştir.[10]

Yukarıdaki satırlar, büyük puntolar halinde İstanbul’da yayınlanan Selâm gazetesi ve Radikal gazetesinde yayınlanmıştır. Her iki gazete de, yayınlarında, konunun Toplumla İlişkiler Başkanlığı ile ilişkisini kurmuş ve açıkça toplumda bu konularda bir kanaat oluşturma işleminden bahsetmiştir. Buna rağmen hiçbir tepki ve tekzip de almamıştır.

Ancak, akla takılan bir soru şudur: Bu yayın sadece Selâm gazetesinin bir günlük nüshasında yer almış, fakat daha sonra işlenmemiş, basının farklı kesimlerinde ise sadece Radikal gazetesinde yer almıştır. Bunun nedenlerini izah etmekte güçlük çekildiği de ortadadır.

Güneydoğu’da PKK ile mücadelede; “dine dayalı ve halkı şeriat hükümlerine çağıran” mücadele yönteminin Toplumla İlişkiler Başkanlığı tarafından uygulamaya konulduğu da çok yaygın bir kanaattir.[11] Üstelik, Toplumla İlişkiler Başkanlığı ve benzer teşkilâtlarda (MİT ve Askerî İstihbarat) görev yapan elemanların mesleğe başlarken yaptıkları yeminde “Lâiklik İlkesinin savunulması” da vardır.[12]

* Kurucusu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Ertuğrul Zekai Ökte (Emekli General ve aynı zamanda Prof. olarak tanınmaktadır). Ondört Yayın danışmanından altısı emekli general, biri emekli kurmay albaydır. Yayın danışmanlarından biri de (Dr. Mehmet Atay) aynı zamanda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in danışmanlarındandır. Dergi “İstanbul Araştırma Merkezî” tarafından hazırlanmakta, “Tarihi Araştırmalar Vakıf İşletmesince” yayınlanmaktadır.

Dergi piyasada açıktan satılmadığı gibi; hazırlayıcısı, yayınlayıcısı olan vakıflar gibi, ancak belli kişiler tarafından tanınan, takip edilen, abone sistemiyle dağıtılan bir dergidir.

* Bu görüşe ilişkin hiçbir emareye rastladığımız söylenemez.

[1] İsrail’de yayınlanan 2 Mayıs 1997 tarihli Ha’aretz gazetesinde İsrail’in uluslararası şöhretli askeri uzman yazarı Ze’ev Schiff bir yazısında, “…anlaşmalar iktidardaki partiden ziyade Türk ordusuyla yapılmıştır. İsrail ve İsrail’le imzalanan anlaşmalar, Türkiye’deki siyasi tartışma konuları arasındadır. Şu sırada, bu iç tartışmalarda, ordunun konumu iktidar partisinden daha güçlüdür; bununla birlikte, hiç kimse uzun vadeli trendlerin nasıl olacağından emin olamaz” (Cengiz Çandar’ın, Sabah gazetesinde, Turkish Daily News gazetesinden aktarımları, 3 Mayıs 1997). Bu ifadeler, MGK kararlarını uygulamadaki aşırı hassasiyetin, İktidardaki bir partinin kapatılması gayretlerinin, dış ve iç düşman belirleme stratejilerinin arka alanındakileri gösteriyor olabilir mi?

[2] Demek ki kamuoyu gayet iyi hazırlanmış veya sindirilmiş ki, ilişkiler raportörlerin düşündüklerinden de daha ileri düzeylere varmış durumdadır.

[3] PKK terörünü Türkiye insanı kadar yakından göremeyen dış dünyanın bu satırlardan anladığı; ‘Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin, canlı hedefleri olmayan ve gerçek mermilerin kullanılmadığı tatbikatlarda elde edilemeyen deneyimleri kazanmak için bu savaşı devam ettirdiği’ olabilir.

[4] Raporda bu çevreler “barış çağrısı” kampanyaları yürüten, “barış yapalım”, “çocuklarımız ölmesin”, “analar üzülmesin” gibi sloganları dillendiren çevreler olarak adlandırılıyor.

[5] 1996’nın sonlarında Avrupa, özellikle Alman mahkemelerinden Türkiye’nin yöneticileri hakkında, uyuşturucu kaçakçılığına devletin başında olan kişi olarak göz yumulduğu şeklinde kararlar çıkması hatırlanmalıdır.

[6] Günlük harcamanın bir trilyonun üzerinde olduğu şeklindeki resmi beyanlar hâlâ hafızalardadır. Raporbugüne kadar yapılan resmî açıklamalar ve yayınlanan rakamları yalanlıyor.

[7] Özel Tim’inkaldırılması fakat koruculuk sisteminin yaygınlaştırılması çalışmalarını anımsatıyor.

[8] Allah’a şükür ki bahsi geçen bilincin kişilerde ve kurumlarda yayıldığına dair bir müşahede henüz söz konusu değildir.

[9] Radikal gazetesi, 19. 4. 1997.

[10] Radikal gazetesi, 19. 4. 1997.

[11] Tuncay Özkan, Bir Gizli Servisin Tarihi, MİT, (İstanbul: Milliyet Yayınları, 1996), s. 28.

[12] Tuncay Özkan, a.g.e., s. 57.

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: