Gladyo’nun Türkiye’deki adı : Ergenekon mu?


Derin Devlet Nedir veya “Gladyonun” Türkiye Yapılanması

Elitin siyasi rengi yoktur, onlar sizin benim gibi sol, sağ,ülkücü, İslamcı, marksist veya kürtçü kavramları içinde değerlendirilip tanımlanamazlar. Noterler ise beli bir süre sonra elit yani ‘Beyaz Türkler’ tarafından tasfiye edilirler.

Bu yazı bir komplo teorisi değildir, ve o iddiada da değildir, fakat eliti veya yönetici sınıfı toplumbilim açısından algılama ve tanıma yöntemine göre geliştirilmiş bir yaklaşımdır. Nethaber.com sitesinin yazarlarından Nevzat Basım, komplo teorisi yazmak bir oyundur diyor ve ekliyor yazdığı senaryoya inanmak ise zeka geriliğidir. Kendisine katılmakla birlikte komplo teorisi ile bazı görünen gerçekleri ayırt etmek gerekir diye düşünüyorum.

Dünyanın önde gelen istihbarat kuruluşlar komplo teorilerini iki farklı düzlemde gerçekleştirirler, birincisi içe dönük beyin fırtınaları (brainstorming), ikincisi ise bence çok farklı bir şekilde dışa yönelik açılımlardır. Dışa yönelik açılımlarda ise medya, TV, internet siteleri, ve benzeri halkı veya diğer rakip istihbarat kuruluşlarını yönlendirmede kullanılmak üzere üretilmiş senaryolardır. Tabi Nevzat Basım’ın iddia ettiği gibi kendin üret kendin inan cinsinden elit kavramının dışında üretilen senaryoların bazıları ise bumerang usulü, üretenleri vurabilir.

Bu yazıda derin devlet kavramı üzerine kendi tecrübelerimden kaynaklanan bazı notları paylaşmak istiyorum, çünkü bu notların paylaşılması ülkemizin geleceği, insanlarımızın ve insanlığın, kirlilik ve karanlıklar duvarları arkasında, halka rağmen halk için verilen kararların kimler tarafından alındığının öğrenilmesinin belki huzurlu ve güvenli bir toplum yaratılmasına verebileceği katkıdan dolayıdır. Bu katkı özgür ve devletten bağımsız bir bireyi oluşturulmasına sunulan okyanusa bir damla da bizden misali bir yaklaşım olara algılanmalıdır. Siz ister komplo olarak görün isterse bir bilgi notu olarak algılayan, devlet kavramı ve onu elinde tutan siyasi, askeri ve kültürel elit sizden habersiz fakat sizin adınıza karar veren bir mekanizma olmuştur. Belki buna Max Weber’in deyimi ile bürokraside diyebilirsiniz. Fakat bu elit kavrami veya İslamcıların beyaz Türkler olarak tanımladığı, solcuların Türkiye burjuvazisi veya benim elit olarak benimsediğim tanımları birbirleri ile tamamen örtüşen bir denklem içermektedir. Demokrasi ile bağdaşmayan bu yönetici elit zaman içinde şekillenir ve küreselleşen dünyada yerel yönetim gücünü oluşturur. Yerelden tanımımız ise her ülke için oluşan bürokraside kendine yer bulmuş ülkeyi yöneten sınıftır. Bu sınıfın oluşturduğu politikalar halka rağmen halk için ve devletin devamını öngörürken, devamı öngörülen devlet aslında haklin algıladığı devlet tanımından farklıdır, çünkü zaman içinde küreselleşme ve uluslararası ilişkiler ile sekil değiştirmiş, ve orijinalinden ayrılmıştır.

Bu aşamada yerel elit, küresel elitten farklı politikalar üretemez, çünkü her konumda yani askeri, siyasi ve kültürel olarak bağımlıdır. Elitin kendi halkına olan yakinliği, küresel elite olan uzaklığı ile ters orantılıdır. Bu düzlem içinde şekillenen elitin politikaları o ülkenin bağımsızlığını şekillendirir. Küreselleşen dünyada bağımsızlık kavramı ise zaten ayrıca tartışılması gereken bir fikir jimnastiği olarak değerlendirilebilir.

Türkiye’nin yerel ve küresel elit kavramındaki ilişkiler zinciri bize derin devlet olarak algılanan toplumsal projeleri anımsatır. Bu projelerin üretilmesi ve uygulamaya konulması aşamalarında küresel elit ve diğer güç gurupları ortak hareket ederler. Bu bir komplo teorisi değil, büyük bir şirketin yönetilmesi aşamasında verilen kararların nasıl alındığının ve nasıl uygulamaya konulduğunun siyasi bir örneklemidir. Şirket içindeki yöneticiler arasındaki fikir ayrılığının fazla bir önemi yoktur. Yerel veya küresel elit, yani iki kesimde bürokratik elit sınıfını oluşturur, ve halk için karar vermezler, sistemin devamı ve güvenliği için kararlarını alır ve uygularlar. Küresel ve yerel elit arasındaki fark uygulama aşamasında kendini gösterebilir. Bazen de küresel elit veya emperyalizm, çalıştığı yerel elitin kendisi ile olan fikir ayrılıklarını yeni bir yerel elit oluşturarak veya destekleyerek diğer elit gurubu oyun dışı bırakabileceği mesajını vererek hegemonyasını tamamen ortaya koyar veya gerçekten de diğer yerel eliti elimine eder ve yenisini oluşturur. Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan¹da gerçeklesen renkli devrimler, yeni elit oluşumunda en güzel örneklerdir. Diktator Pinochet¹inin Sili’sindeki 1973 yapılanması ve yine 12 Eylül askeri rejiminin şekillendirdiği Neoliberal bataklıklar tarihsel olarak bu oluşumda en güzel örneklemleri içerir.

Türkiye’de ve dünyada tartışılmaya başlanan “Gladyo” veya derin devlet kavramı aslında yukarıda anlatılan teorik yaklaşım içinde değerlendirilebilir diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye’de her ne kadar değişik siyasi, sosyal ve ekonomik çıkar gurupları da olsa yönetici elit veya Türkiye Burjuvazisi yerel yönetici eliti oluşturmaktadır, bazılarının derin devlet olarak veya “Gladyo” olarak algıladıkları aslında ne “Gladyo” ne de derin devlet kavramı ile ilişkilidir; “Ergenekon” olarak nitelendirilen kişi ve guruplar, siyasi, sosyal ve ekonomik olarak sistemin dışında bulunan guruplardan oluşmaktadır. Bunlar sistemin içinde değildirler, ve olamazlarda çünkü ekonomik üretim ilişkileri içinde hic bir zaman yerleri olmamıştır.

Hatta sistem ve elit için bir “tehlike” oluşturmaktadırlar. Derin devlet kavramı, bunların ötesinde, makro politik kararları alan guruplar olarak tanımlanmalıdır. Mesela Kıbrıs Politikasında değişik bir açılıma giden Türkiye, Rauf Denktaş’ı tasfiye etmiştir. Bu bağlamda anlatmak istediğim, Kıbrıs politikasındaki bu açılımın doğru veya yanlışlığı değil, fakat bu kararları alanların kimler olduğu ile ilgilidir. İste bu kimler kavramı, bizi elit veya yönetici sınıfa oturur. Kıbrıs politikasındaki değişiklik, AK Parti ile ilgili değildir. Çünkü AK Parti büyük resimde sadece belli bir donemdeki değişiklikleri onaylayan “noter” işlevi görmektedir. Abdullah Öcalan’ın yargılanması esnasında, MHP’nin nasıl ikna edildiği veya Bülent Ecevit’in Avrupa Birliği ile gelen özelleştirme yasalarına evet demesi benzer geçici dönemleri içerir. Bu geçici dönemlerde kimin iktidarda olduğunun veya kararların altında kimlerin imzasının bulunduğunun hiç bir önemi yoktur. Çünkü bu kişi, parti ve gurupların elit kavramı ile iliksileri yoktur. Elit kavramı sizin sahnede görmediğiniz fakat oyunu yazan ve küresel elit ile doğrudan ilişki içinde olan kişi ve guruplardan oluşmaktadır.

Mesela, Türkiye’nin Birleşmiş Miletler temsilcisi Baki İlkin bu balgamda elit kavramı içinde tanımlanabilecek en güzel örneklemi oluşturur. Baki İlkin, 12 Eylül askeri darbesinde diktatör Kenan Evren’in özel kalem müdürüdür, elit tarafından İslamcı olarak gösterilen AK Parti iktidarında ise Kıbrıs politikalarında Rauf Denktaş’ın tasfiye surecinde yine Dışişleri bakanlığı müsteşarı Uğur Ziyal ile çok önemli bir rol oynayarak Türkiye’nin makro politikalarını yönlendirmiştir. Bülent Ecevit’e, Kemal Derviş’i lanse eden kişidir. Elitin siyasi rengi yoktur, onlar sizin benim gibi sol, sağ, ülkücü, islamcı, marksist veya kürtçü kavramları içinde değerlendirilip tanımlanamazlar. Noterler ise beli bir sure sonra elit yani ‘Beyaz Türkler’ tarafından tasfiye edilirler. Recep Tayyip Erdoğan veya AK Parti veya Fethullah Gülen cemaati bu süreç sonunda, elitin kendileri için oluşturduğu politikalardan nasiplerini alacaklardır, çünkü bu kaçınılmazdır. Hatta onlar da sistem ve elit için birer tehdit unsuru olarak görülmektedirler. Bu açıdan Fethullah Gülen, AK Parti veya “Ergenekoncular” olarak adlandırılan kişi ve guruplar arasında elit açısından bir fark yoktur ve bu elit Amerikan bağımlısıdır..

Yine Türkiye’nin Washington elcisi olan Nabi Şensoy’da, bu elit kavramı içinde yerel elit ile küresel elit arasındaki dengeleri koruyan ve sistemin devamı için politikalar uygulayan ve onları denetleyen yapısı ile derin devlet kavramında merkez konumundadır. Çünkü ABD¹de yasayan Türkleri solcu, sağcı, İslamcı Kürtçü olarak niteleyen ve Ergenekon bağlamında gerçek olmayan verilere dayanarak bilgi notu alan bir zihniyet ancak derin devlet veya Gladyo mekanizması içinde değerlendirilebilir. Türkiye’nin Washington elcisi olan Nabi Şensoy Türk halkının değil ama, kendi elitsel çıkarlarını koruduğu Amerika’daki Türk derneklerinden ATAA¹da yaşanan başkanlık seçimlerinde de görülmüştür. Şensoy secimle işbasına gelen yönetimi elçiliğe davet ederek ,’siz kim oluyorsunuz, sizinle devleti arkama alarak uğraşırım’ derken, Şensoy’un anladığı devlet ile halkın tanımladığı devlet anlayışı arasındaki farkı iyi görmek lazımdır. Çünkü, Şensoy’un anladığı devlet anlayışı halkı yönetilmesi gereken bir kitle olarak gören, demokratik ve özgürlükçü acilimi değil fakat baskıcı elitsel derin devletçi emperyalizme bağımlı bir tanımın ifadesinin dışa yansımış seklidir. İste elitçi ve dışa bağımlı bu zihniyetin Türkiye’yi 1950¹erden itibaren yönettiğini akıldan çıkarmamak gerekmektedir. Bu bağlamda Türkiye’deki elit mekanizmaları içinde derin devletin ve Gladyo’nun yapılandığı en önemli kurum Dışişleri Bakanlığıdır. Bu kurumun son yıllarda ki Avrupa Birliği ve ABD politikaları ve Türkiye burjuvazisi TUSIAD ile olan yakınlıkları dikkatle incelendiğinde elitçi derin devlet zihniyetinin ne kadar hakim olduğu görülebilir. Sermayenin olduğu yerde derin devlet ve Gladyo vardır, sermayenin ve burjuvanın desteklemediği derin devlet kağıt kulelerden ibarettir.

Derin devlet kavramı içinde değerlendirebilecek bir diğer yönetici elit ise emekli büyükelçi Faruk Loğoğlu’dur. Washington¹da 2001-2006 yıllarında 5 yıl elcilik yapmış bulunan Faruk Loğoğlu’nun Milliyet gazetesinde yayınlanan röportajını (http://www.milliyet.com.tr/2006/09/11/guncel/agun.html) dikkatle okumanızın derin devlet kavramını daha iyi anlamamızda bize yardımcı olabileceğini düşünüyorum. Her ne kadar AK Parti aleyhinde de olsa Faruk Loğoğlu, emekli olduktan sonra muhafazakar ve İslami kesime yakin olan Ülker gurubunun finanse ettiği ASAM’da yönetici olmuş, Iran ve Orta Asya üzerine politikalar üreten bu kurumun başına geçerek derin devletten emekli olunmadığının güzel bir örneğini teşkil etmiştir. Veya Faruk Logoglu ile Nabi Sensoy¹un, Irak savaşının mimarlarından Paul Wolfowitz ve Eric Edelman veya muhafazakar Musevi lobisi ile olan yakınlıklarının bize, kimin elit, kimin derin devlet olduğunu anlatması açısından önemli olduğuna inanıyorum.

Derin devlet kavramını, o sizin gazetelerde okuduğunuz silahla yakalanan albaylar veya üç beş tane mafya babası içinde tanımlamak çok büyük bir yanılgıdır. Bu Marks’in yanlış bilinç kavramı içinde değerlendirilebilir. Eğer derin devlet kavramını iyi anlamak ve algılamak istiyorsanız, unlu sosyolog William Domhoff¹un “Amerika’yı Kim Yönetiyor?” (Who Rules America http://sociology.ucsc.edu/whorulesamerica/) başlıklı kitabini okumanızı tavsiye ederim. Rakamlar ile ABD’nin nasıl yönetildiğini ve yönetici elitin kimler olduğunu çok iyi açıklayan bu kitabin, Dr. Domhoff¹un belirttiği gibi, bence de bir Türkiye örnekleminin doktora tezi olarak yapılması, Türkiye siyaset sosyolojisine yapılabilecek en büyük katkıdır. Veya bize elit kavramını bilimsel olarak kazandıran Machiavelli’’nin tilkiler (Kurnazlar) ve aslanlar (Güç kullananlar) denkleminde anlattığı, ünlü İtalyan sosyolog Wilfredo Pareto¹nun bu terimleri genişleterek demokrasi bağlamında kullandığı açıklamalarını iyi algılamamız ve derin devlet kavramını küçük resimlerde değil, fakat daha büyük ‘liyakat’ nişanlarında aramamızın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü kutsal devlet olarak halk tarafından görülen aslında elitin kutsadığı devlettir, yönetilen kesimin düş dünyasındaki serap değil. Elitin algıladığı ve tanımladığı devlet kavramı ile halkın devleti, derin siyasi, ekonomik ve sosyal farklılıklar içerir.

Eğer öyle olmasaydı, isçi ezilmez, Kürt dilini konuşur, İslamcı ibadetinde özgür olurdu. Elit, kendi algıladığı devlet tanımı için her siyasi ve sosyal hareketi bir tehdit olarak görür, bu yüzden bu hareketlerin kontrol altında tutulması ve gerektiğinde elimine edilmeler mümkündür. Bu açıdan derin devlet, halkı değil kendisini korur.

Bu anlatılanlar bir komplo teorisi mi, işte buna siz karar verin. Derin devlet kavramı ile ilgilenenlere Amy Goodman’in editörlüğünü yaptığı ‘Democracy Now’ adlı internet radyosunu ve sitesini (http://www.democracynow.org) dinlemelerini ve okumalarını öneririm. Kağıt

kulelerden ibaret olan kendilerini derin devlet olarak gören zihniyet ile sermayenin ve emperyalizmin derin devlet ve Gladyo’sunu iyi ayırt etmenizi öneririm. Derin devlet bence, Lenin’in tanımladığı gibi özgürlüğün olmadığı yerdir, özgürlüğün olduğu ülkede ise derin devlet yoktur. Son söz olarak, sahsımca insanlık onuru en yüce değerdir, derin devlet bu onura indirilmiş en büyük darbedir, bırakın insanları özgürce yaşasınlar.

Kaynak: Tuğrul Keskingören-Açık İstihbarat

Kaynak: http://www.patronturk.com/gladyonun-turkiyedeki-adi-ergenekon-mu#ixzz2C2luj4bH

Reklamlar

Etiketlendi:,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: