İşte A’dan Z’ye Ergenekon raporu


Ergenekon sanık ve avukatları, davanın geldiği boyutu anlatmak için hazırladıkları ortak çalışmayı kamuoyu ile paylaştılar.

Hazırlanan çalışmada, ana davayla birleşen iddianameler, yargılamadaki usul hataları, özel yetkili mahkemelerin hukuki durumu, gizli tanıklar, dijital deliller gibi konulara değinildi.

Odatv olarak, medyada kısmi olarak yer alan “Ergenekon Tutsakları” imzasıyla hazırlanan 16 sayfalık çalışmanın tam metnini veriyoruz.

İşte o açıklama:

KAMUOYUNA AÇIKLAMA

“Ergenekon Davası” adaletin arandığı bir yargılama değil; baskı, intikam, işkence, yakın tarihi yeniden yazma ve Türkiye Cumhuriyeti’ni bütün kurumlarıyla tasfiye aracıdır.

Bu davada toplanan 19 iddianamede yargılanan ve aralarında yapay irtibatlar kurulmaya çalışılan farklı kesimlerdeki insanların tek ortak özelliği büyük bir hukuksuzlukla karşı karşıya kalmış olmalarıdır.

5 yıldır devam eden yargılamalar boyunca hiçbir olay aydınlatılamadığı gibi, yakın tarihin onlarca dosyası birleştirilip, düzmece delillerden medet umularak peşin hüküm oluşturulmuş; kararın açıklanması için sadece uygun zaman kollanmaktadır.

“Darbe girişimlerini yargılıyoruz (!)” görüntüsü aldatmacadan başka bir şey değildir. Milletimize asıl darbeyi, bu davayı tertipleyenler yapmışlardır.

Silivri Cezaevi içindeki duruşmalar düşman ceza hukukunda bile uygulanmayan zulme dönüşmüştür.

Sizleri, Ergenekon Davası’nın ana hatlarını dikkatlice okumaya, bu hukuksuzluğa HAYIR DEMEYE çağırıyoruz.

Ergenekon Tutsakları

EKLER :

1. Birleşen İddianameler Listesi

2. Ergenekon Davasına Eklenen Dosyalardan Örnekler

3. Yargılamadaki Usul Hataları

4. Özel Yetkili Mahkeme’lerin Hukuki Durumu

5. Gizli Tanık Terörü

6. Dijital Terör

7. Rakamlarla Ergenekon

8. Seçilmişlerin Yargılanması

9. Darbe Girişimleri Yargılanıyor (!) İddiasında Son Durum

Daha Fazla Bilgi İçin: Silivri Cezaevi Duruşma Salonu

Bir kez olsun, gelin ve izleyin!

(EK – 1) BİRLEŞEN İDDİANAMELER LİSTESİ

Ergenekon Davası’nın başlıca kurgusunu Ergenekon adlı bir terör örgütü olduğu, birleştirilen iddianamelerdeki tüm eylemlerin bu örgütün üyelerince işlendiği savı oluşturuyor. Ancak böyle bir örgütün varlığı ortaya çıkarılamadığı gibi, iddianameler arasında fiili ve hukuki bağlantı da gösterilemedi.

Türkiye’de Terörle Mücadele ile doğrudan ilgili ve sorumlu bulunan, Genelkurmay Başkanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı Ergenekon Davası’na bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bilgi – belge istemesi üzerine gönderdikleri yazılarda, “kendilerinde böyle bir örgütün varlığına ilişkin veri bulunmadığını “ belirttiler.

Buna karşın Mahkeme çok farklı meslek gruplarından insanların sosyal faaliyetlerini, cep telefonlarının sinyal verdiği baz istasyonlarını bile “Terör Örgütü Bağlantısı” kapsamına alarak bu davayı oluşturdu.

Bu güne dek sorgulanan 3000’i aşkın şüpheliden hiçbiri böyle bir örgütün var olduğunu söylemedi. Poliste, savcılıkta ve mahkemede verilen ifadelerin hiçbirinde böyle bir bilgi – ifade bulunmuyor.

Birleştirilen iddianamelerin tam listesi şöyle:

İstanbul 13. Ağ.C.M. 2008/209 Esas 1. iddianame – Ümraniye Bombaları

Birleşen:

Ankara 11. Ağ.C.M. 2009/5 Esas (Danıştay Saldırısı)

İstanbul 13. Ağ.C.M. 2008/246 Esas (Serhan Bolluk – Adam Öldürme)

Ankara 11. Ağ.C.M. 2008/324 Esas (Ahmet Cinali, Taner Ünal)

İstanbul 12. Ağ.C.M. 2009/31 Esas (Cumhuriyet Gazetesi Molotof)

Üsküdar 5. As.C.M. 2010/419 Esas (6136 sayılı kanuna muhalefet – Aykut Metin Şükre)

İstanbul 14. Ağ.C.M. 2010/118 Esas (Özkan Kurt – Savcı Zekeriya Öz’e tehdit)

İstanbul 9. Ağ.C.M. 2010/145 Esas (İsmet Reçber – Fener Rum Patriğine suikast girişimi)

İstanbul 13.Ağ.C.M. 2009/191 Esas 3. iddianame

Birleşen:

İstanbul 13. Ağ.C.M. 2009/85 Esas (2. iddianame)

Sarıkamış As.C.M. 2008/279 Esas (6136 sayılı kanuna muhalefet – Hüseyin Keskin)

İstanbul 13. Ağ.C.M. 2009/179 Esas (Minas Durmazgüler’e suikast girişimi)

İstanbul 13. Ağ.C.M. 2010/228 Esas (Yusuf Erikel dosyası)

İstanbul 13. Ağ.C.M. 2011/105 Esas (Minas Durmazgüler’e suikast girişimi)

İstanbul 12. Ağ.C.M. 2011/53 Esas (Şile Kazıları)

İstanbul 13. Ağ.C.M. 2010/106 Esas (4. iddianame – Islak İmza)

İstanbul 13. Ağ.C.M. 2011/150 Esas (İnternet Andıcı)

İstanbul 13. Ağ.C.M. 2012/4 Esas (İlker Başbuğ – İnternet Andıcı)

İstanbul 13. Ağ.C.M. 2012/43 Esas (Mehmet Perinçek)

(EK – 3) YARGILAMADAKİ USUL HATALARI

1. Sanık ve müdafi arasında savunmaya yardım maksatlı belge alışverişi ve her türlü fiziksel temas yasaklanmıştır.

2. Sanıkların ve müdafilerin savunma ve tahliye maksatlı dahil her türlü şifahi talep ve beyanda bulunmaları yasaklanmıştır.

3. Sanıkların, dinlenen tanık ve diğer sanıklara kendilerinin ismi geçmediği ya da beyanda bulunan kişi tarafından tanınmadığı müddetçe davanın ve suçlamaların geneli hakkında soru sorması yasaklanmıştır.

4. Ceza yargılamasında ana kural şifahilik olmasına rağmen, mahkeme usul ve esas hakkında her türlü şifahi talepte bulunma hakkını kaldırmış, talepleri yazılı verme usulüne dönüştürmüştür.

5. Sanığın sorduğu sorulara zaman, içerik, sayı ve şekil sınırlamaları getirilerek usuli ikazdan sonra mikrofon kesilmekte, kendisi ile ilgili konularda dahi soru sorma hakkı kaldırılmaktadır.

6. Heyetin ve savcıların, tanık ve sanık dinlenmesi dahil sınırsız ve tahditsiz soru sorma, duruşmayı yönlendirme, beyanda bulunma, sanıklara sorgu çerçevesinde yeniden soru sorma, talep ve beyanda bulunma hakkı mevcut iken, sanık ve müdafilerin hiçbir konuda beyan, talep ve itiraz hakları yoktur. Yazılı olarak verilen soruların tamamına yakını “gereksiz”, “yorum sorusu”, “tekrar” ve “kanaat” olduğu belirtilerek sormaktan imtina edilmektedir.

7. Sanıkların itiraz etme ve bu itirazlarında haklı olduklarını belirtmeleri halinde uzun süreli ya da yargılama sonuna kadar duruşmalardan men cezası verilmekte ve Silivri Cumhuriyet Savcılığı’nca suç duyurusunda bulunulmaktadır. Sanıklar üzerinde yaratılan baskı ve ceza tehdidi savunma yapılmasını ve savunma dokunulmazlığını tamamen ortadan kaldırmıştır.

8. Müdafilerin beyanda ya da itiraz etme haklarını kullanmak istediklerinde, çoğu zaman jandarma zoru ile duruşmadan çıkarılmakta ve haklarında Savcılığa ve Baroya suç ihbarlarında bulunulmaktadır.

9. Sadece savaş halinde askeri ceza yargılamasında üç avukat ile getirilen kısıtlama, bu yargılamada esas haline getirilmiş, bu konuda yapılan tüm itirazlar reddedilmiştir.

10. Haklarında uzun süreli duruşmalardan men cezası ya da esas hakkında savunma aşamasına kadar men cezası verilen sanıkların, müdafilerinin duruşmaya iştirakinin sağlanması gerekirken, bu konuda iradi ya da zorunlu müdafilik kuralı işletilmeyerek, bulunmayan cezalı sanıkların müdafilerinin yokluğunda duruşmalar devam edilmektedir. Müdafisi olmayan sanıklara Baro’dan müdafi tayini yapılmamaktadır.

11. Duruşma salonunun her noktasından mikrofonlar sarkıtılarak sanıklar ve müdafilerin fiziki temas kuramamaları nedeniyle uzaktan yaptıkları konuşmalar kayda alınmakta ve bu kayıtlar sanık ve müdafileri aleyhine kullanılmaktadır. Duruşma salonunda, duruşma dışında kamera kaydı devam ettirilerek sanık ve müdafileri arasında her türlü hukuki yardımlaşma engellenmektedir.

12. Tutukluluğun devamına ilişkin verilen kararlarda hukuki ve fiili gerekçeler gösterilmemekte, her sanığın red gerekçeleri imla hatalarına kadar kes – kopyala – yapıştır yöntemiyle ayniyet arz etmekte, şifahi tahliye talepleri engellenmekte, otuz günde bir yapılan tutukluluk hali incelemeleri otomasyona bağlanmış olup, değişmeyen birkaç satırdan oluşan red gerekçeleri hiç değişmeksizin tekrarlanmakta, sanık lehine toplanan hiçbir delil dikkate alınmamakta, adli kontrol yöntemleri tartışılmaksızın reddedilmekte, tutukluluğa yapılan itirazlar bir üst mahkeme tarafından, bir satır ile gerekçe gösterilmeden reddedilmektedir. Sözde Ergenekon ve türevi davalarında tutuklu yargılama ödün verilmeyen ana kural haline getirilmiştir.

13. Haftanın dört günü devam eden sürekli duruşma sayısı 300’ü aşmış olup, normal mahkemelerde bu sayıdaki duruşma icrası 75 yıla tekabül etmesine rağmen, yargılamanın makul sürede bitirilmesi kuralı tamamen bir kenara itilmiştir.

14. Duruşma salonunun idari yerleşim birimlerinden uzak, kırsal bölgede, cezaevi sınırları içerisinde, sabahtan akşama kadar, haftanın dört günü icra edilmesi, sanıkların müdafilerinin bu duruşmalara sürekli iştirakini engellemiş, bu tür duruşma icrası sanıkların müdafilerinden ve avukat ile birlikte savunma yapma imkanından mahrum bırakmıştır. 265 sanıklı davada duruşmaya her gün gelen avukat sayısı bir – iki avukatı geçmemektedir. Oluşturulan yargılama süreci sanıkların müdafisiz ve savunmasız bırakılmasına yönelik olmuştur.

15. Davanın Özel Yetkili Mahkeme’de görülmesinin ötesinde, birleştirilen tüm Ergenekon davalarına, bu davaya tahsis edilmiş bir mahkeme ve savcıların bakması, duruşma salonunun fiziki yeri ve donanımı, bu davaya bakan hakim ve savcılara sağlanan korumalar, lüks makam arabaları, odalar ve tefrişat yargılamayı daha da “özel” hale getirmiş, bu davalarda uygulanan sistemin diğer mahkemelerde olmaması, mahkeme ve hakimleri doğal hakim ve mahkeme olmaktan uzaklaştırmıştır. Sanıklar ve mahkeme hakimleri arasında yargılamanın adil ve tarafsız sürdürülmesi konusunda hiçbir güven duygusu kalmamasına karşılık, hakimin reddi talepleri aynı mahkeme tarafından davayı uzatmaya matuf bulunarak derhal reddedilmekte, yargılamanın aynı hakimlerce sürdürülmesi bir zorunluluk olarak dayatılmaktadır.

16. Yargılama sürecinde Başbakan, Bakanlar ve iktidar milletvekilleri tarafından yargı sürecine yapılan müdahaleler, sanıklar aleyhine yapılan yorumlar, sanıkların peşinen suçlu gösterilmesi, dava süreci bitmeden mahkum olmuş gibi gösterilmeleri, adil ve bağımsız yargılamayı engellemiş, iktidarın bu keskin tutumu tahliye taleplerinin reddi dahil, uygulanan usulün yasalara aykırı olarak sanıklar aleyhine hak kayıplarına ve yoğun kısıtlamalara sebebiyet vermiştir. Mahkemenin tüm süjelerine hakim olan duygu, sanıkların peşinen mahkum edildiği yolundadır.

17. Dava tamamen tahrif edilmiş, eklenmiş, üzerinde oynanmış hukuka aykırı deliller üzerinden yürütülmektedir. Birçok sanığın bilgisayarların dosyalar yüklenmiş, cep telefonlarına tanınmayan numaralar eklenmiş, belgelerdeki bilgiler tahrif edilerek başkalaştırılmıştır. Hukuka aykırı delillerin dikkate alınamayacağı konusundaki itirazların hiçbiri dikkate alınmamıştır.

18. Davada tam bir Gizli Tanık Terörü estirilmektedir. Cezaevlerinin en ağır hapis ya da müebbet hapis cezalarına çarptırılmış ve akıl sağlığı bakımından da şüphe uyandırıcı ifadelerde bulunan bu şahıslar, iddia edilen Ergenekon Örgütündeki gizli tanıklığı kendilerine kurtuluş için son çare olarak görmüşlerdir. Gizli tanık ifadelerinin birçoğu emniyette yönlendirme ile alınmış, kovuşturma aşamasında bizzat mahkemenin kabul etmesi gereken gizi tanıklar, savcılık ve oradan da emniyete havale edilmişlerdir. Gizli tanıklar ellerine tutuşturulan ifade örneklerini duruşmada okur hale gelmişlerdir. Gizli tanıkların seçimi tamamen emniyete bırakılmıştır. Polisin aldığı gizli tanık ifadeleri ile soruşturma ve kovuşturmaya yön verilmiştir.

19. Davalar, sanıklar ve suçlar arasındaki bağlantı kavramı öylesine geniş tutulmuştur ki, birbiriyle hiçbir ilgisi olmayan sanıklar torba davada bir araya getirilerek, dava maksatlı olarak karmaşık hale getirilmiş, böylelikle siyasete alet edilmek maksadı ile yargılama ve tutukluluk sürelerinin uzatılmasının yolu açılmıştır.

20. Gizli tanık ya da tanıkların, sanıkların kişilik haklarına yaptıkları saldırı ve tecavüzlere mahkeme seyirci kalmakta, bilakis tam tersine teşvik eden bir tutum bulunmaktadır.

(EK – 4) ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELERİN HUKUKİ DURUMU

Hukukun evrensel ilkeleri dışında özel yetkilerle donatılmış olan mahkemeler kırk yıldır Türkiye’nin gündeminde önemli bir sorun olarak duruyor.

1973 yılında çıkarılan yasa ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) kuruldu. Oysa özel amaçlı mahkeme kurmak yürürlükteki Anayasa’ya aykırıydı.

Yasalar önünde herkesin eşit olması gerektiğine, hukukun üstünlüğüne inanan bütün kesimler “DGM’LERE HAYIR” dedi.

DGM’ler 2004 yılında AKP hükümetince kaldırıldı. Ancak 2005 yılında DGM’lerle neredeyse aynı statüye sahip Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri getirildi. Özel Yetkili Mahkemeler (ÖYM) uygulamada daha ağır sonuçlar doğurdu. Zira DGM’ler tüm mahkemelerde uygulanan usul yasalarına bağlı olarak görev yapıyordu. ÖYM’ler için ise sadece bu mahkemelere özgü özel usul hükümleri çıkarıldı.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 250, 251 ve 252. maddeleri bu mahkemelerde uygulanacak özel usulleri içeriyordu.

ÖYM’ler bu ayrıcalıkları daha da ileri götürerek yeni usuller ürettiler. Böylece tamamen keyfi uygulamalarla dolu bir yargılama süreci başladı.

Bu keyfilik o kadar ileri noktaya ulaştı ki, sonunda Başbakan bile “Bunlar devlet içinde devlet oldular” diye eleştirdi. Başbakan’ın bu eleştirisi ÖYM’lerin doğrudan Başbakan’a bağlı olarak çalışan MİT Müsteşarı ile ilgili soruşturma başlatmasından kaynaklanıyordu.

07 Şubat 2012’de ortaya çıkan bu kriz ÖYM’lerin de sonunu getirdi.

01 Temmuz 2012’de TBMM’den geçen “3.Yargı Paketi” ile ÖYM’ler kaldırıldı. Bu mahkemeler ellerindeki dosyaları karara bağlayıncaya dek görev yapacak, yeni dosya alamayacaktı.

Ergenekon Tutsaklarının yargılandığı Silivri Cezaevi bünyesinde görev yapan 13. Ağır Ceza Mahkemesi bu kapsamdadır. Elinde sadece Ergenekon Davası bulunan bu mahkemenin ömrü, bu davanın süresi kadardır.

Hukuk devletlerinde böylesine, kaderi baktığı davayla belirlenen mahkeme yoktur.

(EK – 5) GİZLİ TANIK TERÖRÜ

GİZLİ TANIK YASASI SÖZDE ERGENEKON DAVASINA MATUF OLARAK ÇIKARILMIŞTIR!

Yürürlükte bulunan CMK m.58 uyarınca çıkarılması istenen gizli tanık yasası, bugün yürürlükte bulunan 5726 sayılı yasadan çok farklı bir anlayış benimsemiştir. Bu anlayış, CMK’daki sistemden, temel hak ve özgürlüklerin korunması yönünden daha geriye gitmiş, adeta ağır bir darbe indirilmiştir.

58.maddede; şartların oluşması halinde, tanığın kimliğinin gizlenebileceği gibi, mahkemede hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda da tanığın dinlenebileceği belirtilmiştir. Ancak bu durumda dahi, tanığın ses ve görüntü kaydının aktarılması zorunludur.

Ayrıca CMK’da bu tür tanık dinlemesi hali sadece örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ile sınırlandırılmış olsa da, 5726 sayılı yasada bu durum, alt sınırı 10 yıl hapis cezasını gerektiren tüm suçlarda uygulanabileceği kabul edilmiştir.

5726 sayılı yasanın dayanağı olan temel yasada (CMK) belirtilen çizgiler önemli ölçüde ihlal edilmiş, tanığın kimliğinin gizlenmesinin ötesinde ses veya görüntüsünün bozularak dinleneceği hükme bağlanmıştır. Bu hali ile yasa, önemli ölçüde adil yargılanma hakkını bertaraf etmiştir.

Son derece istisnai suçlarda uygulanmak üzere 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri ile Mücadele Yasası ve 3733 sayılı Terörle Mücadele Yasası Kapsamında, özel ve yalnızca bu alanda uygulanacak hükümler getirilmiştir.

Bu yasanın kabulü ile, Yargı gücü kullanılarak tertip edilebilecek her türlü siyasi komploların yolu açılmıştır. Çeşitli saiklerle husumet duyulan kişilerin suçlanarak mağdur olabileceği ortam sağlanmıştır. Yasanın getirdiği menfaatler karşılığında başkalarının olur olmaz suçlanmasını sağlayarak, toplumsal ahlaka da darbe vurulmuştur.

Nitekim gizli tanıklığa müracaat eden kişilerin istisnasız hemen tümünün ağır suçlar işleyen e cezalara çarptırılan, toplum dışına itilmiş mahkumlardan oluşması bu yasanın uygulanmasından umulan faydanın gerçekleşmeyeceğinin en önemli kanıtıdır.

5726 sayılı Gizli Tanık Koruma Yasasının CMK’nın 58. maddesinin sınırlarının vahim boyutta aşılarak 2007 yılında TBMM gündemine sunulması ve sözde Ergenekon soruşturmasının başlamasından 17 gün önce, 05.01.2008 tarihinde kabul edilmesi son derece dikkat çekicidir.

Bu yasanın iptali için CHP grubunun Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuru ancak 4 yıl sonra Mahkeme’nin gündemine alınmıştır.

Sözkonusu yasanın uygulanması konusunda yapılan araştırmalar göstermiştir ki; 100’e yakın gizli tanık uygulamasının yüzde doksanı Ergenekon ve türevi davalarda görülmüştür. Bu ise, yasanın siyasi bir davaya matuf kabul edildiğinin bir başka emaresidir.

Ergenekon Davası’ndaki durum şöyledir:

– Soruşturma aşamasında, yapılan hiçbir gizli tanıklık müracaatı Savcılar tarafından geri çevrilmemiş, tanıklığa taliplerin yasal şartları taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın tümü gizli tanık yapılmıştır.

– Davanın birçok şüphelisine gizli tanık olmayı teklif etmişler, özellikle soruşturması devam eden başka suç faillerine hukuk dışı vaatler karşılığı gizli tanık olması teşvik edilmiştir.

– Gizli tanıklığın ana kuralı, kişilerin ve yakınlarının mal ve can güvenliklerinin yakın tehlike altında olması iken, bu kurala hiç dikkat edilmemiş, gizli tanıkların hiçbirine sanık ve yakınları tarafından tehdit yapılmadığı halde müracaatların hiçbirinde bu yasal şart aranmamıştır.

– Gizli tanıklığa müracaat edenlerin beyanlarının hiçbirinin denetimi yapılmamış ve her türlü mantık ve gerçek dışı, aksinin ispatı kolaylıkla kanıtlanabilecek maddi vakıaların araştırılması gerçekleştirilmeden doğru olarak kabul edilmiştir. Tek aranan husus, Ergenekon sanıkları aleyhine beyanda bulunulmasıdır.

– Gizli tanık ifadelerinin emniyette alınması kesinlikle yasa ihlali oluşturmasına rağmen, Bilgi Alma Tutanakları adı altında, bazen bu mazerete dahi sığınılmaksızın, ifadelerin önemli bir kısmı emniyet tarafından alınmıştır.

– Kovuşturma aşamasında yapılan gizli tanık müracaatlarının Mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerekirken, adeta kanuna karşı hile yapılarak, açılan suni soruşturma dosyaları üzerinden ifadelerin alınması için Savcılığa gönderilmiş, Savcılar da gizli tanıkları Emniyetin emin kollarına teslim etmiştir. Böylelikle kovuşturmanın her aşamasında, davanın geldiği safhalara göre gizli tanık yoluyla ilânihaye delil yaratılması yoluna gidilmiştir.

– Gizli tanıkların tanıklığa kabul programından sonra emniyette kurulmuş ilgili birimlerle sürekli irtibat halinde olduklarından, emniyetin etkisi altında ifadelerini davanın durumuna göre güncelleştirmekte, örneğin dört yıl önce hatırlayamadıkları konuları tüm ayrıntılarına kadar yeniden anımsayarak, verdikleri her ifadeye yeni olaylar ve sanık isimleri eklemektedirler.

– Gizli tanığın duruşmada kimliği saklı tutulsa da tanıklık ettiği olayları hangi sebeple öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlü olduğuna ilişkin kurala hiçbir şekilde uyulmamış, anlattıklarının kontrolü noktasında hiçbir soruya izin verilmemiş, tam tersine gizli tanığın bu konuda sorulan sorulara cevap vermemesi konusunda sürekli uyarılar yapılmıştır. Gizli tanıkların beyanlarının aksinin açığa çıkarılması yönünde sanık ve müdafiiler, mahkeme tarafından adil yargılanmayı kaldıracak ölçüde engellenmişlerdir.

– Sanıkların aleyhine ifade veren gizli tanıklar, mahkemece açıktan açığa koruma altına alınmakta, sanık ve müdafilerinin birçok sorusu çeşitli vesilelerle engellenerek, mikrofonunu kapatmak, mahkeme salonu dışına çıkartmak suretiyle, sanıklar hakkında fakat sanıkların gıyabında beyan alınması sürdürülmektedir.

– Gizli tanıkların, sanıkların kişilik haklarına saldırılarda bulunmasına mahkemece olanak tanınmaktadır.

– Gizli Tanık Yasası, tanıklığa kabulünden önce ve sonrasındaki aşamalarda yetkilerin önemli bir kısmını idari kurumlara verdiğinden, gizli tanıklar aracılığı ile yargının yönlendirilmesinin yolu açılmıştır.

– 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu’nun 5.maddesinin (b) bendinde açıkça, gizli tanıkların dinlenilmesinde ses veya görüntüsünün değiştirilebileceği belirtilmişken, Ergenekon yargılamasında gizli tanıkların beyanlarının alınması sırasında hem sesleri, hem de görüntüleri değiştirilmiştir.

– Gizli tanıklar yargılamaya öylesine hakim olmuşlardır ki, istedikleri takdirde sadece ses ve görüntüleri değiştirilmekle kalınmamış, tüm sanıklar dışarıya çıkarılarak, sanıkların yokluğunda ifade vermesi yoluna gidilmiştir.

Temel hak ve özgürlükler yönünden çok önemli ölçüde geriye gidişe neden olan Gizli Tanık Yasasının keyfi uygulanması sonucu, yargılamalarda Ortaçağ Engizisyon adaletsizliklerini aratan ortamlar oluşturulmuştur.

Türk adaletini Ortaçağ karanlığına götüren bu yasa, mutlaka köklü olarak değiştirilmelidir. Aksi halde, adalet mahkeme salonlarında aranmaktan ziyade, emniyetin karanlık odalarına hapsedilmiş olacaktır.

(EK – 6) DİJİTAL TERÖR

ERGENEKON, KAÇ TERABAYT’LIK ÖRGÜT?

Silivri’de devam eden Ergenekon Davası, dünya üzerindeki en geniş ölçekli yargılama süreci olmaya aday. Sebebi ise bilgisayar teknolojilerinde saklı. Şöyle ki:

Ergenekon Davası’nda 300’e yakın kişi yargılanıyor. Yüzlerce delil klasörü var. Her bir delil klasörü yaklaşık 200 sayfa. Bunun yanında dosyaya Mahkemenin yapmış olduğu yazışmalar sonucu giren birçok cevabi yazı, birleşen 19 davaya ilişkin iddianameler ve ek klasörler ile gizlilik kaydı sebebiyle avukatlara verilmeyen milyonlarca sayfa doküman ve bir o kadar da savunma evrakı var.

Bu verilerin tamamı Silivri Cezaevi’nin içinde bulunan duruşma salonundaki Yazı İşleri Müdürlüğü’nde tutuluyor. Her yerde klasör klasör evrak var. Bu evrakları fiziken incelemek ise mümkün değil. Tüm bu dokümanlar arşivlerde saklanıyor. Avukatların elinde olanlar ise Mahkemenin verilmesini onayladıklarının dijital kopyaları.

Bir de fiziki kayıtlar dışında dijital ortamda saklananlar var. Bunlar arasında telefon görüşmelerine ilişkin ses kayıtları, cep telefonu baz istasyonu sinyal bilgileri vs de yer alıyor. Büyük bir kısmı kişiye özel ve sadece Hakimler tarafından incelenebiliyor.

Sanıklardan el konulan Hard Disk, Cep Telefonu, CD, DVD’ler ile bunların imajları, kopyaları vs de avukatların ulaşabileceği bilgiler arasında değil ama dava dosyasının bir parçası durumunda.

Bir kısmı teknik takip sonucu elde edilmiş, diğer kısmı ise konferans ve panellere ilişkin video görüntüleri ve fotoğraflar da dosya içerisinde yer alıyor.

Birleşen dosyalar ve Ergenekon Soruşturması sonucu açılan davalar olan, Odatv, Poyrazköy, OYAK Güvenlik ve Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs Davalarının görüldüğü Mahkemelerde yer alan dosyalar hariç, bu güne kadar yapılan 253 celseye ait ses ve görüntü kaydı ile bunların çözümlerinden oluşan binlerce sayfa duruşma tutanağını da hesaba katmak lazım tabii.

Yine dosya içerisinde geçmiş tarihlere ait gazeteler, televizyonlarda yayınlanmış tartışma programı ve belgesel görüntüleri de var. Ergenekon Davası’na bakan Mahkeme, Türkiye’de televizyon tarihine ışık tutacak bir arşive sahip anlayacağınız.

Eksik olsun fazla olmasın diye küsuratları aşağıya doğru yuvarlayarak hesapladık…

Ergenekon Davası başlangıçta 3 iddianame ve delil klasörlerinden oluşuyordu. Bu dosyaların büyüklüğü 28 Gigabayt (GB). Daha sonra bu davalarla 18 tane daha dava dosyası birleşti ve 4 sene içinde farklı kurumlara yazılan yazılara cevaplar geldi. Bu da yaklaşık 200 GB yapıyor.

Davada yaklaşık 300 sanık yargılanıyor. Hepsinin evinden ve iş yerinden Hard Disklere, CD’lere, DVD’lere, Cep Telefonlarına el konuldu. Bunların büyük bir kısmı ise iade edilmedi. Halen Mahkeme dosyası içerisinde ya da Adli Emanette saklanıyor. Neredeyse her sanık en az 1 CD veya DVD ile suçlanıyor. Abartıya kaçmamak için hesaba 100’lerce GB hafızaya sahip Hard Diskleri katmadık. Sadece CD ve DVD’leri hesaplayalım. 1 CD 750 MB, 1 DVD ise ortalama 4 GB kapasiteye sahip. Her sanıktan en az 1 tane bazılarından ise onlarca hatta yüzlerce CD/DVD’ye el konuldu. Ama biz minimumunu düşünelim. 300 sanık üzerinden hesapladığımızda, 1.425 GB‘lık bir veri anlamına geliyor bu. Hem de el konulan Hard Diskleri hiç hesaba katmaksızın.

Şimdi gelelim cep telefonu baz istasyonu sinyal bilgileri ile ses kayıtlarına. Soruşturma aşamasında Dinleme Kararları çerçevesinde bütün sanıkların görüşmeleri kayıt altına alındı. Bunlardan suç unsuru taşıyanların çözümleri yapıldı. Taşımayanlar ise muhafaza edildi. Sonrasında, gizlilik kaydıyla sanıklara verilen bu ses kayıtlarının ait olduğu sanıklardan birine bunların ne kadar büyüklüğe sahip olduğunu sorduk. Sadece 2008 yılına ilişkin ses kayıtlarının 2.8 GB olduğunu öğrendik. Sanıkların bazılarının ise birkaç sene dinlendiğini biliyoruz. Ama ne demiştik eksik olsun fazla olmasın hesabımız. 300 sanık üzerinden hesapladığımızda bu da 840 GB veri anlamına geliyor. Bu hesaba cep telefonu sinyal bilgilerini de dahil ettiğinizde büyüklük yaklaşık 1.000 GB‘a ulaşıyor.

Bir de bu zamana kadar televizyon ve gazete arşivlerinden dosyaya giren görüntüler, gazete kupürleri vs var. Dosyaya giren bir belgesel görüntüsünün boyutuna baktık. Yaklaşık 1 saatlik görüntünün 320 MB olduğunu gördük. Davada görev yapan bazı avukatlarla konuştuğumuzda yaklaşık 100 saatlik bir görüntünün bulunduğunu tahmin ettiler. Bu da 30 GB‘lık bir veri anlamına geliyor.

Bu güne kadar birleştirilen davalar hariç 253 celse duruşma yapıldı. Tüm bu duruşmalardaki görüntü ve sesler kayıt altına alındı. Bu, günde en az 6 saatlik ses ve görüntü kaydı demek. Her bir duruşma tutanağı ortalama 50 sayfa. Hesaplarsak 12.650 sayfa duruşma zaptı mevcut. Sadece bu görüntülü ve yazılı verinin dosya büyüklüğü ise tahmini 485 GB. Bu gerçek değerin çok hem de çok altında unutmayın.

Sanıklar ve avukatlar tarafından Mahkemeye sunulan belgeler ve dijital kayıtların boyutu ise yaklaşık 100 GB civarında.

Asgari değerler üzerinden yapılan bu hesaplama Ergenekon Davası’nın yaklaşık 3 Terabayt‘lık bir dosya büyüklüğüne sahip olduğunu gösteriyor. Emin olun bu değer dosyanın gerçek boyutunun çok altında. Anlayacağınız Ergenekon "en az" 3 Terabaytlık bir dava.

Bu verinin büyüklüğünü sayfa sayısı olarak hesapladığınızda yaklaşık 64 milyon sayfa word belgesi demek. 300 sayfalık, 214.000 tane kitap anlamına geliyor. Bu büyüklükte bir kütüphane tasavvur edin lütfen. Evinizdeki kitap sayısı ile karşılaştırın bu sayıyı. Sanırım dosyanın hacmi ve kapladığı alan zihninizde daha iyi canlanmıştır.

Böylesine büyük boyutlara ulaşmış olan bir dava insan beyninin sınırlarını da zorlayacak durumda. Muhakeme yeteneğinizin çok güçlü olması gerektiği ise açık. Sanıklara suç yüklerken binlerce klasör, milyonlarca sayfa evrak arasından sağlıklı bir değerlendirme yapmanız, tanık ve sanık beyanlarını karşılaştırmanız çok güç.

Dijital veriler üzerine kurulu olan yargılama süreci, bunlara el konulmasından muhafazasına kadar birçok sorumluluğu da beraberinde getiriyor. Ancak Ergenekon Mahkemesi’nin bu konuda başarılı olduğunu söyleyebilmek mümkün değil. Adli Emanette kırılarak delil vasfını kaybeden 51 Nolu DVD’nin hikayesini hepimiz biliyoruz. Ortada hali hazırda delil sağlığını kaybetmiş bir dijital veri var ancak bu, tutukluluk halinin devamı için bir engel oluşturmuyor.

Yine söz konusu dijitallerin muhafazası kadar, manipüle edilmesinin önüne geçmek için alınması gerekli tedbirler de yetersiz. Teğmen Mehmet Ali Çelebi olayını hatırlayacaksınız. Telefon hafızasına tanımadığı insanların bilgileri yüklenen genç adam. Bu olayın ortaya çıkmasından ancak 3 ay sonra özgürlüğüne kavuşabilmişti.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak asıl önemli olan sağlıklı bir yargılama sürecinin bulunup bulunmadığı. Duruşmalar devam ediyor ve bir süre daha sürecek gibi görünüyor. Bu da dosyanın her geçen gün katlanarak büyümesine neden oluyor. Hiç kimsenin bu boyutlarda bir dosyaya hakim olması ve sağlıklı karar verebilmesi mümkün değil. Bu da Adil Yargılanma Hakkı açısından ciddi bir sorun oluşturuyor.

Ergenekon Davası, dosya hacmi açısından Dünya Davalar Tarihinde birinciliği elde etmiş görünüyor. Çıtayı ise her geçen daha da yükseltiyor. Ancak bu manzara adalete olan güveni sarsıyor ve adil bir karar verileceği konusundaki inancın yok olmasına neden oluyor.

Milyonlarca sayfa evrak, binlerce saatlik görüntü ve ses kaydı, en gelişmiş bilgisayarların dahi kapasitesini zorlayacak bir veri hacmi demek… Ergenekon Davası insan beyninin sınırlarını zorlayan bir dava artık… Aslında çok basit iddialarla yargılanan ve kişisel delil durumları çok da karmaşık olmayan insanların yargılandığı bir dava süreci… Özel karmaşıklık havası verilmeye çalışılarak elde edilmeye çalışılan kamuoyu algısı… Geçmişte zihinlerde kötü anılar bırakmış tüm adli vakaların harmanlandığı bir kazan…

Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin hukukçular, böyle bir yargılamanın mümkün olamayacağını söyleyecektir size. Ancak Türkiye’de bunlar üzerine çok fazla kafa yorulmuyor. Günlük hayatımıza devam ederken, ülkenin bir köşesinde devam eden yargılamada yaşananlar çoğu zaman dikkatimizi dahi çekmiyor.

(EK – 7) RAKAMLARLA ERGENEKON

— Dava toplam 19 iddianamenin birleşiminden oluşuyor. Hala sürmekte olan 6 büyük davanın daha Ergenekon Davası ile birleştirilmesi isteniyor.

— 100.000’den fazla telefon izlendi.

— 60.000 telefon dinlendi.

— 3.000 kişi hakkında takip yapıldı.

— 1.360 kişi ifade verdi.

— 588 kişi tutuklandı.

— Halen 71 sanık tutuklu yargılanıyor.

— Dava 6 yıldır devam ediyor.

— 7 sanık ifadesini veremeden öldü.

— 7 sanık kansere yakalandı.

— Halen cezaevi revirinde ve hastanelerde tedavi gören 10 sanık bulunuyor.

— 19 iddianamenin toplam sayfa sayısı 17.000’i aştı.

— Davanın ek klasör arşivi 5 terabayt büyüklüğüne ulaştı. Bu ise toplam 9.000.000 sayfa doküman demek.

— Davada 44 gizli tanık var.

— 01.11.2012 tarihi itibari ile 19 iddianame ile ilgili 600’ü aşkın duruşma yapıldı. Bu, Türk Yargı Sisteminde yaklaşık 150 yıllık ağır ceza yargılamasına denk geliyor.

— Türk Yargı tarihinde ilk kez sanık – tanık – gizli tanık olarak aynı kişiler ifade verdi.

(EK – 8) SEÇİLMİŞLERİN YARGILANMASI

12 Haziran 2011 tarihindeki genel seçimlerde halkın oylarıyla milletvekili seçildiği halde halen cezaevinde bulunan 8 milletvekilinden 2’si Ergenekon davası kapsamında yargılanmaktadır.

Dünyada, milletvekili seçilmek için gerekli şartlara sahip olup seçime katılan ve seçimi kazandığı halde hapishanede bulunan kişi yoktur. Bunun yaşandığı tek ülke Türkiye’dir.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Ergenekon davasından tutuklu Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay’ın seçime katılmalarına onay vermiştir.

Türkiye’nin yakın tarihinde, tutuklu iken aday olup milletvekili seçilen, bu aşamadan sonra serbest bırakılan örnekler olmuştur.

1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti döneminde Mümtaz Faik Fenik ve Osman Bölükbaşı hapiste iken seçilip serbest bırakıldılar. Bu konudaki en yakın örnek de 2007 yılında seçilen Sebahat Tuncel’dir.

Dünya ülkelerinde bu konuyu düzenleyen farklı uygulamalar olmasına karşın, bütün ülkeler seçilme yeterliliğine sahip kişilerin kazanması halinde parlamentoda görevinin başında olmasını öngörüyor.

Örneğin ABD’de vatana ihanet suçu dışında kişi hüküm giyse bile Kongre üyeliğine seçilip, görevini yapabiliyor.

(EK – 9) DARBE GİRİŞİMLERİ YARGILANIYOR (!) İDDİASINDA SON DURUM

Ergenekon Davasında darbe girişimlerinin yargılandığı öne sürülüyor ama, darbe planı olduğu iddia edilen SARIKIZ, AYIŞIĞI, YAKAMOZ, ELDİVEN hakkında davanın görüldüğü 13. Ağır Ceza Mahkemesi görevsizlik kararı vererek dosyayı Ankara’ya gönderdi.

Ankara, soruşturma açmadan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na iade etti. Bu planları ABD Büyükelçiliği CIA Sorumlusu John Kunstater’den alarak Jandarma Genel Komutanlığı’na elden ileten Faruk Demir adlı elçilik görevlisi, adresi belirlenemediği için tanık olarak dinlenemiyor.

Mahkeme, sanıklardan Faruk Demir’in adresinin belirlenmesinde yardımcı olmalarını istedi!

Odatv.com

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: