Günlük arşivler: Kasım 12, 2012

MAHFİ EĞİLMEZ : Türkiye’nin 22 Yıllık Reyting Öyküsü


Türkiye BBB notunu 1990 yılında aldı

Türkiye ilk reytingi notunu 1990 yılında aldı. Türkiye’yi kredibilite açısından değerlendirme ve dolayısıyla reytinge tabi tutma isteği 1989 yılı sonlarında S&P ve Moodys’den geldi. O tarihlerde Türkiye özellikle Japon piyasasına “private placement” adı altında tahvil ihraçları yapıyordu. Borçlanma miktarı artınca reyting kuruluşları müşterilerinin isteği ile Türkiye’yi derecelendirmeye tabi tutmak istediler ve Türkiye’nin reyting serüveni böylece başlamış oldu.

1990 yılı yaz aylarında çalışmalarını tamamlayan S&P ve Moody’s Türkiye’nin kredi notunu BBB ve Baa olarak belirlediler. Onlarla birlikte yola çıkan Japanese Credit Rating Agency (JCR) da notu BBB olarak saptadı. Türkiye, yatırım eşiği denilen bu notla ABD’deki Yankee Bond piyasasında yüksek miktarda fon yöneten emekli sandıklarının kaynaklarına ulaşabilecekti. Emekli sandıklarının bir tahvile para yatırabilmesi için mevzuatları gereğince o tahvilin en az BBB notuna sahip olması gerekiyor. Yatırım eşiği ya da yatırım yapılabilirlik sözü de buradan kaynaklanıyor. Buna karşılık mevzuatında böyle bir kısıtlama olmayan kurumlar açısından her tahvil, riskine ve getirisine göre yatırım yapılabilir değerdedir.

Önce Körfez krizi ardından Körfez savaşı çıkınca Türkiye bu notu kullanarak Yankee Bond piyasasına giremedi ve dolayısıyla alınan BBB düzeyindeki notun ilan edilmesi de ertelendi. Çünkü ilk kez reyting alan bir ülkenin reytinginin açıklanması ancak bir ihraç işlemiyle birlikte yapılabiliyor. Türkiye BBB notuyla ilk kez 1992 yılında Yankee Bond piyasasına 200 milyon dolarlık tahvil ihraç etti ve 1990 yılında aldığı BBB notu da o zaman açıklanmış oldu.

Türkiye BBB notunu 1994 yılında kaybetti

1993 yılı sonundan başlayarak, faizi indirerek enflasyonu düşürme teorisi eşliğinde Hazine’nin borçlanma ihaleleri iptal edildi. Bu iptallerin yarattığı karışıklıklar sonucu olarak reyting kuruluşları Türkiye’nin notunu düşürmeye başladılar. Bu düşüşler karışıklığı en üst düzeye taşıdı ve sonuçta ünlü 1994 ekonomik krizi çıktı. Hükümet 5 Nisan 1994 istikrar önlemlerini almaya ve IMF ile bir program yapmaya mecbur kaldı. Bu süreç ve devamında Türkiye’nin notu BBB’den B’ye kadar geriledi.

Zaman içinde Türkiye BB notuna yükseldiyse de bir türlü BBB’ye geri dönemedi. Fitch’in kararı sonucu Türkiye 22 yıl önce alıp 18 yıl önce kaybettiği BBB reyting notuna yeniden kavuşmuş oluyor. Türkiye’nin 22 yıl önceki durumuna yeniden dönebilmesi için Fitch’in verdiği BBB notunu öteki reyting kuruluşlarının da vermesi gerekli.

1990 yılı ile bugünkü ekonomik durumun karşılaştırılması

1990 yılında Türkiye üç reyting kuruluşundan BBB notu aldığında sahip olduğu makro göstergeleri bugünkülerle karşılaştıralım:

1990 2012
Büyüme 9,4 3,2
Enflasyon 60,4 7,8
Bütçe Açığı 3,3 2,2
Dışticaret Açığı 6,0 11,6
Kamu dış borç yükü 21,7 13,2

İki yılın da birbirine göre üstünlük ve zayıflıkları var. Ama eğer o günkü reyting BBB ise bugünkünün de ondan aşağı olmaması gerekiyor.


Fitch’in not artışı

Fitch Rating Türkiye’nin kredi notunu BB + (durağan)’dan BBB – (durağan) a yükseltti. Bu kararın özüne ilişkin değerlendirmelerin en önemli noktalarını şöyle sıralayabiliriz:

(1) Türkiye ekonomisi sürdürülebilir büyüme oranına geri dönüş eğiliminde bulunuyor.

(2) Cari açık daralmaya, enflasyon düşmeye devam ediyor.

(3) Kamu kesimi borç stoku, bütçe açığının düşüklüğüne paralel olarak geriliyor.

(4) Bankacılık kesimi güçlü yapısını koruyor.

(5) Bunlara karşılık Türkiye’nin dış finansman sorunu reyting açısından en önemli zayıflığı oluşturuyor.

Not Artışının Türkiye Ekonomisi Üzerinde Olası Etkileri

Not artışı Türkiye açısından çok önemli bir gelişme. Ekonomi üzerinde olumlu ve olumsuz birçok etkisi olacak. Bunları sıralamaya çalışayım:

(1)Türkiye’ye fon girişi artacak çünkü uluslararası piyasada likidite bolluğu olduğu ve küresel sistemde risklerin azalmadığı bir ortamda Türkiye’nin riski azalmış oldu. O nedenle Türkiye, özellikle portföy yatırımcısının tercih ettiği ülke konumunu güçlendirecek. Bu da sıcak para girişinin artmasına yol açacak.

(2) Döviz girişinin artması TL’nin değer kazanmasına yol açacak. Bu gelişme ihracatın düşmesine, ithalatın artmasına yol açabilir. Eğer böyle olursa cari açıkla mücadele önemli oranda güç kaybeder. Yani cari açık yeniden artmaya başlayabilir.

(3) TCMB, TL’nin fazla değerlenmesi sorunuyla karşılaşılırsa gecelik fonlama faizinin yüzde 5 olan alt limitini ve/veya haftalık repo faizini (politika faizi) yüzde 5,75’den aşağıya düşürerek bankaların kendisine borç vermesini kısıtlamak ve böylece TL’yi onlarda bırakmak yoluna gidebilir. Bu yolla piyasada TL fazlası yaratılarak TL’nin değer kazanmasının önüne geçebilir.

(4) İthalat artarsa ithalden alınan vergi gelirleri de artar ve bunun bütçe açığına olumlu etkisi olur.

(5) Türkiye’ye yabancı para girişinin artmasıyla birlikte bankalar TL karşılık oranlarını daha fazla dövizle karşılamaya yönelir ve ellerindeki TL likidite artar. Bunun sonucunda hem mevduat hem de kredi faiz oranları düşer.

(6) Faiz oranlarının düşmesi mevduat sahibinin tasarruftan tüketime kaymasına yol açabilir. Bunun sonucunda tasarruf oranları daha da düşer ve dış finansmana ihtiyaç daha fazla artar.

(7) Faiz oranlarının düşmesiyle negatif reel faiz ortaya çıkacağı için gayrimenkul yatırımı yeniden çekici hale gelebilir ve gayrimenkul fiyatlarında artış görülebilir.

(8) İMKB’de kar realizasyonları görülse de genel olarak endeksin yönü yukarı doğru olur.

VİDEO : YALANYOLU TV’DEN ERGENEKON HABERLERİ


SONER YALÇIN : Dava Adı KCK da Olsa Ergenekon da Olsa.


İstanbul Silivri Cezaevi’nden herkese selam olsun..

Şeytani bir hilekarlıkla bilgisayarımıza gönderilen virüslü dijital tuzağıyla 2 yıldır cezaevindeyim.

İddianamemde silah yok, bomba yok, şiddet eylemi yok.

İddianamemde; 361 kez “haber”, 280 kez “kitap”, 53 kez “köşe yazısı”, 26 kez “röportaj”, 5 kez “makale” kelimesi geçiyor.

Haber yaparak, yazı yazarak terör suçu işlemişim!

Bunu sadece ben yapmadım! Dava adı KCK da olsa Ergenekon da olsa onlarca meslektaşım yaptı! Onlarcasının üzerinde de aynı korku iklimi dolaştırılıyor. Bizden istenen çok açık, düşün-me, yaz-ma!

Bizim ülkemizde, düşünce hayatın düşmanı, kötülüğün simgesi olarak görülüyor.

Düşünsel değerlere tutkuyla bağlı, soru soran-arayan-kovalayan zihne sadece düşmanlık ediliyor.

İktidar ve güç uğruna hiçbir şeyden çekinmeyen zorba güç, yalnızca kendi isteğinin onaylanmasını, gururunun okşanmasını istiyor. Kendi hegemonyasına aykırı düşen fikirlere fikirle cevap vermek yerine, hapsetmeyi, hapisle korkutmayı, işinden etmeyi seçiyor.

Gerçekler tehlikelidir. Gerçeği yazan, söyleyen ya işsiz bırakılıyor ya da hapse atılıyor.

Fakat tarih göstermiştir ki, kaba güç sonsuz değildir. Tek insan boyun eğmezse, kararlılığı kırılmazsa, sonunda kazanan her daim insan olur.

Hapisteki tutsak meslektaşlarım;

Korku hep boyun eğmek zorunda bırakır; insanı yozlaştırarak onu tutsak duruma düşürür. Zor olan işte bu ruhsal esarettir. Fiziksel tutsaklık ise geçicidir elbet bir gün bitecektir.

Bu sebeple:

Biz gazeteciler her zaman; otoriterliğe ve irrasyonelliğe karşı çıkacağız.

Biz her zaman; gerçeğin peşinde koşacağız, doğru bildiğimizi söylemeye devam edeceğiz.

Biz her zaman; acı çekenin, zulüm görenin yanında yer alacağız.

Dostoyevski’nin dediği gibi, “insanı sevmek yiğit budalalıktır.”

İstanbul Silivri Cezaevi’nden dayanışma duygularımla herkese selam olsun.

SAVCI’DAN ACI İTİRAF: ‘BELGELERİN ASLI BİZDE YOK’


(SÖZDE) davaların nasıl yürütüldüğü bir kere daha ortaya çıktı

(SÖZDE) Ümraniye davasında tanık sıfatıyla ifade veren 1.Ordu eski Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun, ‘irtica.org‘ ve ‘turkatak.com‘ adlı örütbağ yayınları hakkında bilgisinin sorulması üzerine, bu sitelerin 1999’dan beri faaliyette olduğunu söyledi. Saygun, konuyla ilgili 64 tane genelge ve yönetmeliğin Aralık 2010’da hükümet tarafından yürürlükten kaldırıldığını ifade etti.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen (SÖZDE) Ümraniye davasının bugünkü duruşmasında, (SÖZDE) Balyoz davasından 18 yıl hapis cezasına çarptırılan 1. Ordu eski Komutanı Ergin Saygun‘un emniyetteki ifadesinin okunmasına devam edildi. Balyoz soruşturması kapsamında gözaltında bulunduğu sırada emniyette 25-30 saat süren ifade verdiğini söyleyen Ergin Saygun, kendisine birçok soru sorulduğunu söyledi. Kendisine ‘ıslak imzalı belge’nin de sorulduğunu anlatan Saygun, "Bana ‘İlhan Cihaner’i tanıyor musun?’ diye sordular. ‘Tanıyorum’ dedim. İhbar mektubu olduğunu söylediler. Gizli tanıklar Efe ve Munzur benim Erzincan’a gittiğimi iddia etti" dedi.

Bu arada Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, gizli tanığın kimliğini açıklamanın suç olduğunu hatırlattı. Gizli tanıkların kendisini tanıdıklarını sanmadığını ifade eden Saygun, "Gizli tanıklara ‘Ergin Saygun Erzincan’a geldi’ şeklinde bu telkinleri yapanlar, ifade vermeye zorlayanlar kimdir? Tamamen yalandır. Ne Erzincan’a gittik, ne de bir seminere katıldık" diye konuştu..

Mahkeme Başkanı Özese’nin ‘irtica.org‘ ve ‘turkatak.com‘ adlı internet siteleri hakkında bilgisi olup olmadığını sorduğu Saygun, bu sitelerin 1999’dan beri işletildiğini, 64 tane genelge ve yönetmeliğin Aralık 2010’da hükümet tarafından yürürlükten kaldırıldığını söyledi. Bu konuda Genelkurmay Başkanlığı’ndan daha detaylı bilgi alınabileceğini belirten Saygun, "Ben 2008 Ağustos’unda ayrıldım. Siteler kapatılacaktı. Kapatıldı zaten. Gizli saklı bir şey yok. Sitelerle ilgili bir şikayet de yok" ifadelerini kullandı.

(SÖZDE) Balyoz davasına ilişkin emniyette alınan 110 sayfalık ifadesini kabul etmeyen Saygun, kendisine hiçbir belgenin bu süreçte gösterilmediğini, ancak ısrarı üzerine Balyoz belgesinin dijital versiyonunun gösterildiğini ifade etti. Bunun üzerine Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, dava konusu belgelerin dijital versiyonlarını göstererek belgelerdeki imzanın kendisine ait olup olmadığını sordu. Saygun, imzanın kendi imzasına benzediğini ancak kesin olarak bir şey söyleyemeyeceğini dile getirdi.

Savcı Pekgüzel, kendi döneminde Genelkurmay bünyesinde işletilen internet siteleriyle alakalı çalışma yapılıp yapılmadığını sordu. Saygun, "Bu siteler 1999 yılından beri yayın yapıyordu, Genelkurmay, bu konu ile ilgili soruları zaten cevapladı" dedi. Savcı, sanık Dursun Çiçek’in, kendi komutanlarının sitelerin içeriğini değiştirme yetkisi olduğunu, aynı zamanda komutanlara sitelerin içeriği ile ilgili günlük bilgilendirme yapıldığını şeklinde ifade verdiğini hatırlattı. Pekgüzel’in, "Size de günlük bilgilendirme yapılıyor muydu?" şeklindeki sorusuna Saygun, "Hatırlamıyorum, Genelkurmay’a sormak lazım" cevabını verdi.

"Bilgi Destek Şubesi’nin gri ve kara propaganda yapılacağına dair çalışmaları var. Bununla alakalı bilginiz var mı?" sorusuna Saygun, "Benim bu konuda bir bilgim yok" şeklinde cevap verdi. Genelkurmay Başkanlığı’nın işlettiği internet sitelerinin gerçek kimliklerle alınmadığını belirten Savcı Pekgüzel, Saygun’a bu konuda bilgisini sordu. Saygun, bu konuda bir bilgisinin olmadığını, kendisinin bu işlerin ihalelerle yapıldığına dair bilgisinin olduğunu söyledi.

BELGELERİN ASLI BİZDE YOK

Duruşma Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, tutuklu sanıklardan emekli Albay Levent Göktaş’ta ele geçirildiği iddia edilen 51 No’lu DVD’de Saygun’un el yazısı ve imzası bulunan bazı belgeler olduğunu belirterek, bunları Saygun’a gösterdi. Saygun, "Belgelerin aslını görebilir miyim?" deyince Savcı Pekgüzel, "Bu belgeler DVD içinde dijital olarak ele geçirildi. Aslı bizde de yok" diye cevap verdi. Saygun da belgelerdeki yazıların ve imzaların kendi el yazısına benzediğini belirterek, "Ancak belgelerin aslını görmeden kesin bir şey söyleyemeyeceğim" dedi.

"AYIŞIĞI YAKOMOZ VE SARIKIZ’I BASINDAN DUYDUM"

Ayışığı‘, ‘Yakomoz‘ ve ‘Sarıkız‘ adlı planlardan haberi olup olmadığının sorulması üzerine Sanık Saygun, "Basından duydum. Ayrıca ben o dönemde yurtdışındaydım. Görev yaptığım dönemde de bunları duymadım" diye cevap verdi. Dava sanıklarından Hasan Iğsız’ı tanıyıp tanımadığı sorusu üzerine Saygun, "Iğsız benim devre arkadaşımdır. Genelkurmay İkinci Başkanlığı görevimi ona devrettim. Ayrıca annesi Münevver Iğsız’ın ölümünden dolayı burada kendisine başsağlığı dileklerimi de iletmek istiyorum" dedi.

"BENİM BÜTÜN ÜZÜNTÜM DARBECİ DAMGASI VURULMUŞ OLMASIDIR"

Mahkeme Başkanı Özese, "ifadenize eklemek istediğiz bir şey var mı?" diye sorması üzerine emekli Orgeneral Saygun şunları söyledi:

"Bana sorulan her soruya bildiğim kadarıyla cevap vermeye çalıştım. Ergenekon vs. konularda bilgim yok. Benim bütün üzüntüm bana bir darbeci damgası vurulmuş olmasıdır. Kalan ömrümde bu lekeyi temizlemek için uğraşacağım. Sağlığım iyi değil, düzelmeyeceğini söylediler. Yapılacak en iyi şey sağlığımı bu halde tutmak. Allah bana ne kadar ömür verdiyse bu lekeyi temizlemek için uğraşacağım. Bundan sonra tek dileğim bu lekeyi temizlemek için Allah’ın bana ömür vermesidir"

Ergin Saygun’un eşi Nermin Saygun ile kızı Ece Saygun da duruşmaya izleyici olarak katıldığı görüldü.

ASKERHABER / İSTANBUL

BİR AY UĞRAŞTI, ÖLÜM HABERİNİ ALDI


Silivri’de yaşanan acılara bir yenisi eklendi

(SÖZDE) Balyoz davasından tutuklanan emekli Tuğgeneral Mustafa Kemal Tutkun’un 2 yıldır tedavi gören annesi 97 yaşındaki Hüsniye Tutkun vefat etti. Tutkun’un özel izinle annesinin cenaze törenine katılacağı bildirildi.

Hüsniye Tutkun’un, yarın Çanakkale’nin Biga İlçesi’ne bağlı Çınardere Köyü’nde ikindi vakti toprağa verileceği bildirildi.

Çanakkale Onsekiz Mürt Üniversitesi (ÇOMÜ) Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salih Zeki Tutkun, tutuklu olan ağabeyi Mustafa Kemal Tutkun’un özel izinle, annelerinin cenaze törenine katılacağını belirtti.

Bu arada ÇOMÜ Rektörlüğü de Hüsniye Tutkun için taziye iletisi yayınladı. Emekli Tuğgeneral Mustafa Kemal Tutkun, ÇOMÜ’de bir süre İnkılap Tarihi dersi vermişti.

BİR AYDIR İZİN İÇİN UĞRAŞIYORDU

Öte yanan emekli Tuğgeneral Tutkun’un Haydarpaşa GATA‘da iki yıldır tedavi gören fafkat bir aydır hastalığı ağırlayan annesini ziyaret etmek için bir aydır Silivri 10. Ağır Ceza Mahkemesi‘ne "hasta ziyaret talebi"nde bulundu fakat izin verilmediği öğrenildi. Mahkeme, zorlu izin alma sürecinin sonunda 10 Kasım sabah erken saatlerde "görüş izni" verilen Tutkun, apar topar hastaneye gitti. GATA’ya geldiğinde annesinin öldüğü haberin alan Tutkun ardından Silivri’ye tekrar götürüldü. Avukatları ise "görüş izni"nin "vefat izni" olarak değiştirilmesi için izin başvurusunda bulundu.

İLKİNİ HİÇ ARATMADI


Yine rezalet

İzmir’­de yürütülen ve 25 yaşında bir üniversite öğrencisi kızın yüzlerce subayı yönettiği iddia edilen (SÖZDE) İkinci As­ke­ri Casusluk so­ruş­tur­ma­sın­da, mah­ke­me tu­ta­na­ğı­na yan­sı­yan skan­dal, gö­ren­le­ri şaş­kı­na çe­vir­di. So­ruş­tur­ma kap­sa­mın­da gö­zal­tı­na alı­nan Üs­teğ­men Gök­han K.’nın avu­ka­tı Ke­mal Ye­ner Sa­ra­çoğ­lu, mah­ke­me sor­gu­su es­na­sın­da il­ginç bir tes­pit yap­tı. So­ruş­tur­ma­nın te­me­li­ni oluş­tu­ran “Pan­do­ra­” isim­li ve­ri ta­ba­nın­da­ki ka­yıt­la­ra, Bil­gin Öz­kay­nak isim­li iş ada­mı­nın evin­de “9 Ma­yı­s” tarihinde ya­pı­lan ara­ma­lar­da el ko­nul­du.

SERBEST BIRAKILDI

An­cak Avu­kat Sa­ra­çoğ­lu, mü­vek­ki­li­nin de suç­lan­dı­ğı bu bel­ge­ler üze­rin­de­ki en son de­ği­şik­lik ta­ri­hi­nin “18 Ma­yı­s” ol­du­ğu­nu sap­ta­dı. (SÖZDE) Er­ge­ne­kon, (SÖZDE) Bal­yoz ve (SÖZDE) Poy­raz­köy gi­bi da­va­lar­da­ki sah­te de­lilleri de ye­ni­den gün­de­me ge­ti­ren gerçek, tu­ta­nak­la­ra da yan­sı­dı. Sav­cı­lı­ğın Üs­teğ­men Gök­han K.’yı, 18 Ma­yıs 2012 ta­rih­li bel­gey­le suç­la­dı­ğı­nı anım­sa­tan Sa­ra­çoğ­lu, bu bel­ge­le­ri ba­rın­dı­ran Pan­do­ra isim­li ve­ri ta­ba­nın­da­ki ka­yıt­la­ra ise 9 Ma­yıs ta­ri­hin­de el ko­nul­du­ğu­nu be­lirt­ti. Sa­ra­çoğ­lu­’nun bu sa­vun­ma­sıy­la mü­vek­ki­li ser­best kal­dı.

GEREĞİ YAPILSIN

Üs­teğ­men Gök­han K. tu­tuk­la­ma is­te­miy­le sevk edil­di­ği mah­ke­me­de, suç ör­gü­tü ile iliş­ki­len­di­ri­len kim­se­yi ta­nı­ma­dı­ğı­nı be­lir­te­rek, “Hiç kim­se­ye bil­gi ve bel­ge ver­me­dim. Ve­ri ta­ba­nın­da is­mim ast­su­bay ola­rak geç­mek­te­dir. Bu du­rum be­ni il­gi­len­dir­mez çün­kü ben su­ba­yım. Dolayısıyla bu ve­ri ta­ba­nı ger­çe­ği yan­sıt­ma­mak­ta­dı­r” de­di. Avu­kat Sa­ra­çoğ­lu­’nun tes­pi­ti ise tu­ta­nak­la­ra şöy­le yan­sı­dı: “Biz bu hu­su­sun mah­ke­me ta­ra­fın­dan tes­pit edi­le­rek ay­rı bir yer­de sak­lan­ma­sı­nı is­ti­yo­ruz ve sav­cı­lı­ğa gön­de­ril­me­si­ni ta­lep edi­yo­rum

KAYNAK: SÖZCÜ

Erdoğan’ın ABD’ye verdiği söz /// CC : @ArslanBulut1


Hani ozanlar birbirine söylenecek türkünün ayağını verir ya, bu defa siyasette, ayağı Halil Şıvgın verdi.

Şıvgın, Akşam gazetesinden Şenay Yıldız’a yaptığı açıklamada, “Halkın seçeceği Cumhurbaşkanı’yla Başbakan arasında çatışma olur. Çatışma yaşamamak için ’Başkanlık sistemi’ne geçmeliyiz. Bu da ABD modeli değil; Türkiye’ye has bir model olmalı” dedi.

Şıvgın, 1984 seçimlerinden sonra, Turgut Özal’a “Milletvekilliğini dar bölge yapalım, sistemi de Başkanlık sistemine geçirelim. Cumhurbaşkanı’nı halk seçsin, yüzde 50’nin üstünü alan Köşk’e çıksın” önerisinde bulunduğunu, ancak Özal’ın konuyu beklettiğini de söyledi.

***

10 Kasım törenlerine katılmamak için Endonezya’daki gezisini uzatan Tayyip Erdoğan da dönüş yolculuğunda, konuyu gündemde tutmak için “Ben illa ABD sistemi olsun demiyorum. Öyle çalışalım ki başkanlık Türk sistemi olsun” dedi.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ da aynı yönde konuştu ve “Türkiye’nin kendi özelliklerini, tarihi tecrübesini ve ihtiyaçlarını dikkate alarak kendimize özgü yapabiliriz ve bunun adı da ’Türkiye modeli başkanlık sistemi’olur” dedi.

Bozdağ, kamuoyunu kazanmak için de “Biz üniter yapıyı bozmadan başkanlık sistemine geçmeyi öneriyoruz” diye konuştu. Hatta Bozdağ, sanki Türkiye başkanlık sistemine mecburmuş gibi sözler de sarf etti ve “İnanıyorum ki Türkiye mutlaka bir gün başkanlık sistemine geçecektir. 10 sene sonra, 20 sene sonra bu sisteme geçeceğimize, gelin vaktinde geçelim, gecikmeden geçelim” diye konuştu.

***

Bu arada, 29 bölgeli bir devlet yapısı oluşturan Büyükşehir yasa tasarısı için Meclis’te mücadele sürüyor. Tayyip Erdoğan, Trabzon’da “Biliyorsunuz şu anda Meclis’te Trabzon’un da içinde olduğu Büyükşehir Yasası tartışılıyor. Bundan kimlerin, ne için rahatsız olduğunu herhalde anlıyorsunuz.

Çünkü bunlar bu ülkenin büyümesini istemiyorlar. Bu ülkenin küçülmesini istiyorlar. Biz bu işi de başaracağız ve Parlamento’nun içinde kavga gürültüye pabuç bırakmayacağız. Çünkü hak haklınındır, verilmezse alınır. Ve inşallah hakkı da sahipleri alacaktır. Bu hakkın da yegane sahibi bu aziz millettir. Hiç endişeniz olmasın. Hayırlısıyla birkaç gün içinde onu da yoluna koyacağız” dedi.

Erdoğan, kendisi için istediği bir sistemi, milletin hakkı gibi gösterirken bir taraftan da karşı çıkanları ülkenin küçülmesini istemekle suçluyor. Oysa Büyükşehirler yasası ile ülkeyi 29 özerk parçaya ayırmaya çalışan kendisi..

***

Erdoğan, ülkeyi parçalara ayırmayı çok istediği için mi yapıyor? Hayır, AKP’nin kuruluşu sırasında Erdoğan’ın ABD tarafından desteklenmesinin birinci şartı, yerel yönetimlere özerklik vermesidir.

Bir defa daha hatırlatayım..

2 Temmuz 2001’de bir lobi şirketi vasıtasıyla AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’a Amerika’dan iletilen CFR kaynaklı memorandumda “Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir” deniliyordu. Erdoğan, tamamı üç buçuk sayfa olan bu belgeyi AKP’nin programı haline getirmiştir.

İşte Erdoğan, verdiği sözü tutuyor ve Büyükşehirler adı altında ülkede özerk bölgeler oluşturuyor. PKK’nın da son talebi budur.

***

2001 yılının Ağustos ayında “Veneto’dan Batı Karadeniz’e bisiklet gezisi” organizasyonunda katılımcılara verilen haritada Türkiye, Roma dönemine göre eyaletlere ayrılmıştı.

Paflagonia projesinde şöyle deniliyordu:

“Amacı ulusal devletlerin iç federasyonu (devletler federasyonu) şeklini gerçekleştirmek olan, politik şekilli, Avrupa karakterli bir fenomen geliştiriliyor.

Globalizeleşme ve kimliği arama çalışmaları aynı paralelde seyreden iki muhakemeyi birleştiriyor. Orijinin bulunması, kişinin bölgeler ve devletler üstü bir kimlik kazanması olarak yorumlanıyor ve temelinde kişinin, birçok ülkenin yurttaşıymış gibi düşünülmesi fikrine ulaşılıyor. Sonuçta, en ideal biçimine çoklu kimlik (çok kimlilik) araştırması olarak dönüşüyor, yani tüm insanların tek, aynı büyük genetik kökten geldiği orijinde, bir çeşit uluana ve ulubaba isminde birleşiyor; Adem ve Havva; ya da Homosapiens, ya da Austrolopitecus.”

İşte, AKP’nin Atatürk’e, milli kimliğe ve milli bayramlara saldırmasının sebebi budur.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: