TÜRKLER ALEYHİNDE SOYKIRIM İDDİALARI NE ZAMAN VE HANGİ AMAÇLA BA ŞLATILDI


Tarihte Türklere karşı ilk soykırım iddiaları, Osmanlı Devletinin zayıflığının açığa çıktığı “Napolyon Savaşları” döneminde, “milliyetçilik” akımlarının Osmanlı Gayrimüslim tebaasını harekete geçirmesiyle birlikte başlamıştır. Avrupa’nın Hıristiyan ülkeleri; İsyan eden Osmanlı Gayrimüslimlerine karşı kendilerini dinen ve ırk olarak borçlu hissettiler. Onlara doğrudan ve dolaylı olarak yardım için çareler aradılar. Bu devletler için en önemli husus, zayıf Osmanlı Ordusuna karşı savaşmaktan çok, kendi kamuoylarının Türklere karşı yapılacak müdahaleler için ikna edilmeleri ve savundukları “çağdaş, medeni ve insancıl ideallere” ters düşmemeleriydi. O zaman da propaganda ile “Türklerin ve Müslümanların karalanması” görüşü benimsendi.

Osmanlının daha ziyade dinsel anlayışından kaynaklanan geniş hoşgörüsü nedeni ile yabancılar ve Gayrimüslimlere tanınan “özel haklar” ve kapitülasyonlardan yararlanarak oluşturulan ve 1800’lü yıllardan itibaren yayılan misyoner ve azınlık okullarının gayretleri ile, içerde milliyetçi isyanlar başlatıldı. Avrupalı Güçler bu isyanların bastırılması sırasında meydana gelen olayları ve isyancıların kayıplarını olumsuz ve abartılı bir şekilde kendi halklarına aktardılar. Böylece Osmanlı devletinden ayrılmak isteyen değişik toplumlar için değişik soykırım iddiaları doğmuş oldu.

Mesela 1808’de “Sırp İsyanı” çıktığında, Sırplar bölgede tam bir kıyım yaptılar, İsyanı bastırma yolunda alınan tedbirlere, Avrupalılar; günümüze benzer şekilde “Sırplara Soykırım yapılıyor” iddiaları ile karşı çıktılar ve 10 sene bile geçmeden (1816’da) Sırbistan Devleti kuruldu. Benzer şekilde 1820 lerde başlatılan “Mora İsyanı” sırasında, isyancıların parolası: “ Hiçbir Türk kalmayacak ne Mora’da nede dünyada” idi. Bu şarkı her yerde söylenerek Mora’da Türk bırakılmadı, buna rağmen Avrupa başkentlerinde “Türklerin zalimlikleri anlatıldı ve masum Yunan halkının özgürlüğü için yardım kampanyaları başlatıldı ve gönüllüler toplandı.”

Bu gizli oyunu çok iyi yakalayan Osmanlı Devleti’nin Gayrimüslim toplulukları kilise, siyasetçiler, okullar ve basın-yayın kanallarını ustaca kullanarak, Osmanlı yönetimini “karalama kampanyasını” hızlandırdılar. İlk propaganda çalışmaları 1820 “Yunan Ayaklanması” sırasında semeresini verdi ve “Yunan Ayaklanması”daha sonra Osmanlılara karşı girişilen “ulusal ayaklanmalarda” daima izlenen bir model oldu.(1)

Bu ayaklanma sırasında Avrupa’nın ilkel dinsel ve ırksal nefreti Türkler üzerine yoğunlaştırılırken, sevgi ve merhameti Yunanlılar hesabına çalıştı. Osmanlı görevlilerin isyanı bastırmak için aldıkları sert, yumuşak her türlü tedbir “barbarlık” olarak nitelenirken Yunanlıların yaptığı her türlü “barbarca soykırım hareketleri” masum “savunma” duygusu olarak nitelendirildi. Şu satırlar W. Allison Philips adlı bir İngiliz tarihçisinin kaleminden çıkmıştır.

“Yunanistan’da Türklerin telef edilmesi, savaş zamanlarının olağan telefatı değildi. Türklerin hepsi, kadınlar ve çocuklar da aralarında olarak, Yunan çetelerince alınıp götürülüyor ve öldürülüyordu. Tek istisna az sayıda kadınla çocuğun köleleştirilmesiydi.”

“Üç gün boyunca zavallı (Türk) yerleşimciler bir vahşiler güruhunun şehvetine ve zulmüne teslim edildiler. Ne cinsiyet ne de yaş yönünden bir esirgeme yapıldı. Kadınlar ve çocuklar öldürülmeden önce işkenceden geçirildiler… Kıyım öylesine büyük ölçüdeydi ki (çete reislerinden) Kolokationes’in kendisi bile, kasabaya girdiğinde, Yukarı Hisar kapısından başlayarak “atımın ayağı hiç yere değmedi” demektedir. İlerlediği zafer kutlama töreni yolu, (Türk) cesetlerinden bir halı ile döşenmişti.” (2)

Yunan ayaklanmasından bahseden Batı tarihçileri genellikle Türklerin kıyımdan geçirildiğine değinmez. Ama arada buldukları ilk fırsatta “Türklerin soykırım uyguladığını” veya “Türkler tarafından kötü muamelelere tabi tutulan” Hıristiyan halklarla ilgili iddialar öne sürerler. Ancak Türkler hakkındaki bütün önyargılara rağmen gerçeği yazan bazı saygın bilim adamları da vardır.

“Thomas Gordon History of the Greek Revolution, Edinburg and London, 1832, s.149. ‘Türklere Ölüm’ sloganının ardında yatan yaygın duyguyu tasvir edecek bir örnek, W. Alison Phillips’in, The War of Greek independence, 1821 to 1833 adlı, New York’ta 1897′de basılmış kitabında, s.48′de bulunabilir.

“…Nisan ayında ayaklanma, genelleşmişti. Her yerde, daha önceden kararlaştırılmış bir işareti almış gibi, köylüler ayaklanmakta ve yakalayabildikleri bütün Türkleri, erkeği ile kadını ile çocuklarıyla kıyımdan geçirmekte idi.”Hiçbir Türk kalmayacak, ne Mora’da, ne dünyada!” ağızdan ağza dolaşarak bir kökten kazıma savaşının başlangıcını ilan eden şarkı böyle diyordu. Mora’nın Müslüman nüfusu 25.000 kişi olarak hesaplanmıştı. Ayaklanmanın patlak vermesinden sonraki üç hafta içinde, kentlere kaçabilenler dışında bir tek Müslüman bırakılmamıştı.(3)

Bazı Avrupa ülkelerinin liderleri Yunan isyanına büyük destek verdiler. Öyle ki, 1826 yılında tarihi ordusu Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldıran Türkler, daha yeni bir ordu kurmaya fırsat bulamadan, donanması üç devletin baskın şeklindeki bir saldırısı ile 20 Ekim 1827′de birkaç saat içinde imha edildi.(4)

Dünya tarihçilerinin çoğu tıpkı Yunan soykırımı hareketlerini görmezlikten gelmesi gibi, bu olaya da pek temas etmek istemezler ve hatta ünlü tarihçi Toynbee bile “Türklerin ateşe başlaması sonucu” saldırının yapıldığı gibi (5) bir neden ileri sürer ki inandırıcılığını okuyucuya bırakıyoruz. Ancak bu olay tam bir “soykırımdır” ve o gün barış ortamında kendi limanına demirlemiş ve dinlenmeye çekilen bütün gemiler, üzerlerindeki 10.000′den fazla “Osmanlı askeri” ile birlikte daha ne olduğunu bile anlamaya fırsat bulamadan ani bir baskınla yok edildiler.

Batılılar Osmanlı’ya karşı bu yeni model “Haçlı Seferi”nin peşini bırakmadılar ve bir yıl sonra Ruslar 1828–1829 savaşını başlattılar. 1829 Edirne Anlaşması ile Yunanlılar Mora’da bir krallık kurmayı başardılar. Böylece 1820′de “Aleksandr İpsilanti”nin önderliğinde başlatılan “Yunan Bağımsızlık Hareketi” Avrupa ülkelerinin sınırsız desteği ile on yıl içinde sonuca ulaşmış oldu. 16 Kasım 1829′da imzalanan Londra Protokolü gereğince Mora ve Kiklat adalarında kurulan Yunan Krallığını üç büyük devlet açıkça himayeleri altına aldılar.(6) Dünya tarihinde her halde bu kadar büyük destek gören ve bu kadar kısa bir sürede bağımsızlığını kazanmış başka bir ulus göstermek zordur.

Kaldı ki bu dönem Avrupa Avusturya Başbakanı Meternih’in kurduğu sistem gereği, milliyetçi hareketlerin bastırılması için “kutsal ittifak” yapıldığı bir dönemdir.(7) Yani Avrupa’da bağımsızlık peşinde koşan İtalyan, Alman ve Polonyalı milliyetçilerin hareketleri sert tedbirlerle bastırılırken Yunanistan için ve daha doğrusu “Osmanlı’yı yıkmak için” Avrupa güçleri rahatlıkla birleşebiliyorlar ve savaş ilanına bile gerek görmeden saldırabiliyor ve onbinlerce insanımızı öldürme hakkını kendilerinde bulabiliyorlardı.

İşte bu model’in kısa bir zamanda elde ettiği inanılmaz başarı, Osmanlı toplumundaki diğer gayri müslim toplumları da etkileyince ulusal isyanlar birbirini takip etti. 1877–78 savaşının çıkış nedeninin, 1828–1829 savaşının nedenine çok benzediğini hatırlıyoruz.

Batıda “Barbar Türk- Zalim Türk” imajının verimliliğini gören Osmanlı’nın Gayrimüslim azınlıkları bu senaryoya sıkı sıkıya bağlandılar. Hele Kırım Harbi sonunda, 1856 yılında ilan edilen Islahat Fermanından sonra olaylar gittikçe gelişti. Lübnan’da çıkarılan isyanı bastırmak için Fransızlar: o bölgede yaşayan Hıristiyanlara “Soykırım uygulanıyor, bunu önlemek istiyoruz” bahanesi ile Lübnan’a 5000 kişilik bir güç gönderip, Hıristiyan Marunîlere özel haklar sağlarken (1861), isyanı önlemeye çalışan devlet görevlileri ve Müslüman Halk temsilcileri kurulan sehpalarda can verdiler.

Benzer olaylar Eflak- Buğdan ve Girit Eyaletlerinde de oluştu, Avrupa Devletlerinin büyük baskısı ve emri vakileriyle tıpkı Lübnan gibi, Eflak-Buğdan’a da müşterek olarak bazı haklar tanındı (2 Kasım 1861) ve Girit’in yönetimine de yeni bir düzen getirildi(1867)

Türkler “Soykırım iddiaları” konusunda en büyük darbeyi 1875 yılında başlayan “Bulgar Ayaklanması” sırasında, hiç umulmadık bir yönden, o güne kadar Lord Palmerston’un ortaya koyduğu genel politika nedeni ile dost bilinen İngiltere’den yediler. 1870’lerde İstanbul da Rus Büyükelçisi General İgnatiev ve onun “Pan Slavist Politikası” sonucu Balkanlar’da büyük fırtınalar oluşurken, Batı dünyasında Türklerin güvendiği tek ülke olan İngiltere’de de bir adam, bu zamanın süper gücünün devlet politikasını, Türklerin aleyhine çeviriyordu. Bu kişi ilk defa 1868 yılında iktidara gelen, ülkesinde Türk aleyhtarı “bir ekol” yaratan ve günümüzde dahi bu ekole sıkı sıkıya bağlı taraftarları bulunan Başbakan Gladstone’dur.

Bu kişiyi yakından tanımak ve bilmek, günümüz Avrupa’sında meydana gelen ve hatta gelebilecek olayları anlamak isteyen her Türk aydını için kaçınılmaz bir görev olmalıdır. İşte bu nedenle biz bir sonraki yazımızda bu kişiyi ele almanın ve değişik yönleri ile sizlere tanıtmanın yararlı olacağına inanıyoruz.

DİPNOTLAR:

(1) Arnold J. Toynbee: The Western Question in Greece and Turkey, s.17 (London–1922).

(2) W.Allison Phillips: The War of Greek İndependence, 1821 to 1833, New York, 1897, s.60–61, Justin Mc Carty, Ölüm ve Sürgün s.9 (Çeviren Bilge Umar, İnkilâp, İstanbul –1998)

(3) Thomas Gordon: History of The Greek Revolution s.149 (Edinburg and London –1832).

(4) A.Toynbee: a.g.e., s.67; Allan Canningham: Anglo-ottoman Encounters in the Age of Revolution Volume One, s.313-314 (Frank Cass, 1993)

(5) A.Toynbee s.67.

(6) Türk Yunan İlişkileri ve Megalo, İdea, Genelkurmay Harp Tarihi Yayınları, s.16, (Ankara –1975); Yusuf Sarınay, Tahir Sünbül: Emperyalizm ve Büyük Hayal s.23 –32 (Ankara –2001).

(7) Fahir Armaoğlu: 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, s.11 (İş Bankası –1985)

(8) Bulgar isyanına karşı yapılan masum bir zabıta olayının bile nasıl kasıtlı olarak “Bulgarlara soykırım uygulanıyor” şeklinde lanse edildiğini Bulgar asıllı bir Robert Kollej öğretmeninin anıları olan George Washlburn: D.D. LL. D.’nin “Fifty Years in Constantinople (Boston and New York –1909), s.100–110 arasında görebilirsiniz. Ayrıca Bknz. C.B. Norman: Ermenilerin Maskesi Düşüyor s.5–7 (Ankara Üniversitesi, 1993).

Dr. M. Galip Baysan

İLK KURŞUN

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: