Günlük arşivler: Kasım 16, 2012

ERGENEKON’DA ŞİMDİ DE YALAN SİLSİLESİ SIRASI ADNAN HOCA’CILARDA ….


"Adnan Hocacı" tanık işkence gördüğünü anlattı

Ergenekon davasında 1999 yılında "Adnan Hocacılar" grubu operasyonu olarak bilinen baskınlarda gözaltına alınan Emre Çalıkoğlu tanık olarak dinlenildi. Çalıkoğlu, o dönemde Organize Suçlar Şube Müdürlüğü’nde işkence gördüğünü anlattı ve sanık Adil Serdar Saçan’a suçlamalarda bulundu.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde oluşturulan küçük salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, gazeteci Tuncay Özkan ve Alparslan Arslan’ın da aralarında bulunduğu 31 tutuklu sanık katıldı.

Duruşmaya, CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, emekli Orgeneral Hurşit Tolon, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile men cezası verilen emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün de aralarında bulunduğu 34 tutuklu sanık gelmedi.

Duruşmada, 1999 yılında "Adnan Hocacılar" grubu operasyonu olarak bilinen Bilim Araştırma Vakfı’na yapılan operasyonda gözaltına alınan Emre Çalıkoğlu tanık olarak dinlenildi. Çalıkoğlu, 12 Kasım 1999 yılında İstanbul Organize Suçlar Şubesi’nce gözaltına alınarak 6 gün işkence gördüğünü belirterek, dönemin şube müdürü olan davanın tutuksuz sanıklarından Adil Serdar Saçan ile gözaltında tutulduğu dönemde diyalogları olduğunu ifade etti.

Çalıkoğlu, "Kendisini derin devlet diye adlandırdı. Bundan gurur duyduğunu söylediğine, bizzat şahit oldum. ‘Ergenekon‘ soruşturmasından sonra Saçan’ın sözünü ettiği derin devletin ‘Ergenekon‘ yapılanması olduğunu anladım. Bunun üzerine ‘Ergenekon‘ soruşturmasını yürüten savcılığa dilekçe verdim" dedi.

Askerlik görevini yaptığı bir dönemde gözaltına alındığını belirten Çalıkoğlu, "Ağır işkencenin ardından 4-5 gün sonra Saçan beni odasına aldırdı. İyi polis şeklinde konuşma yaptı. Asker olduğumu söyledim. Bana alaycı bir şekilde, ‘seni askere aldırdım’ dedi. Telefonda sürekli ‘komutanım’ diye, itaatkar şekilde hitap ediyordu" diye konuştu.

Gözleri ve elleri bağlı şekilde nezarethanenin girişinde bulunan taşın üzerine oturtulduklarını, işkencelerin gece saat 01.00’dan sonra yapıldığını ifade eden Çalıkoğlu, daha sonra basından Ahmet İhtiyaroğlu olduğunu anladığı kişinin işkenceden sorumlu olup, kendilerine işkence yaptığını iddia etti.

İşkence davası

Saçan hakkında 2003 yılında işkence suçundan dolayı şikayetleri üzerine dava açıldığını dile getiren Çalıkoğlu, dava sonucunda işkence gördüklerine karar verildiğini ancak, suçun faillerinin tespit edilemediği için Saçan’ın beraat ettiğini kaydetti.

Çalıkoğlu, Saçan’ın kendiyle birlikte gözaltına alınan bazı kişilere de "derin devlet sizin faaliyetlerinizden memnun değil, esas devlet biziz" şeklinde tehditvari bir şekilde konuşmalar yaptığını duyduğunu anlattı. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel’in sorusu üzerine 2003 yılındaki işkence davasında neden derin devletten söz etmediğini, "O zaman ‘Ergenekon‘ yoktu. O dava işkence davasıydı" şeklinde açıklayan Çalıkoğlu, 1999 yılındaki gözaltı sürecinde ifadelerini daha imzalamadan Doğan Medya Grubu’nda haber olduğunu söyledi.

Dava sanıklarından Tucay Özkan’ın o dönem Doğan Medya Grubu’nda çalıştığını, bu haberlerin sorumlusunun Özkan olduğunu söyleyen Çalıkoğlu, kendileri hakkında yapılan haberler nedeniyle Saçan ve Özkan’ın bağlantısı olduğunu düşündüğünü kaydetti.

Tuncay Özkan da, büyük bir grup olan Doğan Medya‘nın her biriminin ayrı ayrı sorumluluğu olduğunu, kendisinin o dönemde bütün gruptan sorumlu bir pozisyonda bulunmadığını belirterek, Çalıkoğlu’na "Sizinle ilgili benim imzamın olduğu bir haber var mı. Bana haberden dolayı dava açtınız mı?" diye sordu.

Çalıkoğlu da, Özkan’ın kendisiyle ilgili imzalı bir haberi olmadığını, Özkan’a haberlerden dolayı dava açmadığını ifade ederek, "İmzanız gerekiyor mu? Sizin sorumlu olduğunuz kurumda yayınlandı. Bütün Doğan Grubu’nda bunu gerçekleştirdiniz" dedi.

Özkan’ın "Hangi gazetede sizinle ilgili haber yaptım" sözleri üzerine Çalıkoğlu, "Siz Saçan’dan elde ettiğiniz bizimle ilgili sahte bilgileri bütün kanallara servis ettiniz" diye konuştu.

Özkan’ın "Benim servis ettiğimi nereden biliyorsunuz" sözleri üzerine de Çalıkoğlu, "Ben öyle olduğunu düşünüyorum" şeklinde konuştu.

Özkan da, hayatı boyunca iddianamesi hazırlanmamış davalarla ilgili haber yapmadığını belirtti

HAREM AĞASI ADNAN OKTAR’DAN ERGENEKON’A İFTİRA SİLSİLESİ /// Hatırlayalım ….

LİNK :

ÇAKMA GAZETECİ ROK’TAN ERGENEKON MEDYASI ZIRVALARI /// CC : @Rasimozankut @rasimozan1


"Ahmet Kayayı öldürdüler. Asıl bölücü Ergenekon Medyasıdır"

Rasim ozan Kütahyalı’nın sunduğu Adalet Masası’nın bu hafta ekrana gelen bölümünde tüm ayrıntılarıyla Ahmet Kaya gerçeği ortaya çıktı. 16.11.2012 05:22

Ölümünün 12. yılında Ahmet Kaya ‘yı unutmayan Rasim Ozan Kütahyalı “Ahmet Kaya”ya özel program yaptı. Ergenekon medyasının linç operasyonu ile Ahmet Kaya ‘nın nasıl öldürüldüğü tüm çıplaklığıyla açığa çıkarken, Ahmet Kaya ‘ya yapılan linç görüntüleri de Türk televizyonlarında ilk kez yayınlandı.

HESABI SORULACAK

Ahmet Kaya için hazırlan belgeseli izlerken duygulanan ve gözyaşlarına boğulan Rasim Ozan Kütahyalı “Ahmet Kayaya uygulanan linç operasyonunun hesabı er geç sorulacak” dedi.

1999 yılında Magazin Gazetecileri Derneği ‘nce düzenlenen gecede yaşananlar ve daha sonra Ahmet Kaya ‘ya yönelik yayınlanan haberlere dikkat çekilen programda Rasim Ozan Kütahyalı; Ertuğrul Özkök ve Fatih Altaylı başta olmak üzere Serdar Ortaç ve Oktay Ekşi hakkında sert ifadeler kullandı.

ATATÜRK İSTİRMACISI SANATÇI MÜSVETTİSİ

MGD ödül töreni gecesinde sahneye çıkarak ödülünü alan Ahmet Kaya ‘nın, Kürtçe şarkı söyleyeceğini ve Kürtçe bir klip hazırlayacağını söyleyip ‘Bu klibi yayınlayacak cesur kanallar olduğuna inanıyorum ‘ ifadelerini kullanmasının ardından, Serdar Ortaç sahneye çıkıp 10. yıl marşını söylemiş ve olayların başlamasına neden olmuştu. Serdar Ortaç ‘ı o dönem yaptıkları provokatif davranışları nedeniyle eleştiri yağmuruna tutan Kütahyalı, ünlü pop yıldızı için “Atatürk istismarcısı sanatçı müsveddesi ortalığı karıştırdı” dedi.

HÜRRİYET CİNAYETE ORTAK OLDU

Yaşananları rezalet olarak değerlendiren Kütahyalı “Utanmaz Ertuğrul Özkök hala yalan söylüyor. Vay şerefsiz manşetini atan Hürriyet gazetesi cinayete ortak olmuştur. Fatih Altaylı denen adamın hakaretleri ve imalat haberleridir. Derin yapılanmanın en sevdiği tetikçi Fatih Altaylı kimin şerefsiz olduğu ortadadır. Ahmet Kayayı öldürdüler. Asıl bölücü Ergenekon Medyasıdır. Atatürk istismarcısı sanatçı müsveddeleri linç operasyonunda başroldeydi. Bu linçi yapanlar hâlâ ortada adam diye dolaşıyor.”dedi.

SİZ İNSAN MISINIZ?

Programın sonunda Ahmet Kaya ‘nın ölümüne sebep olanlara seslenen Kütahyalı “Hala hiçbir pişmanlık duymuyorsunuz. Siz ne biçim insansınız? Siz insan mısınız ya?” diye konuştu.

İşte Ergenekon torbası


Odatv davası, Ergenekon ana davasıyla birleştirilecek mi?

Odatv davasında artık sona gelinmiş iken, beraat kararı beklenirken neden böyle bir karar alınmak isteniyor?

Odatv davasının görüldüğü 16. Ağır Ceza Mahkemesi davaların hızlanması amacıyla kurulmamış mıydı?

Soru çok. Fakat biz kamuoyunda sık sık telaffuz edilen, “Ergenekon torbasının” ne olduğunu yazalım:

-Dava 6 yıldır sürüyor.

-600’e yakın duruşma yapıldı.

-1360 kişi ifade vardı.

-287 sanık var.

-19 dava birleştirildi.

-İddianamenin toplam sayfa sayısı 17 bin oldu.

– Ergenekon dava dosyası 5 terabaytlık bir hacme ulaştı.

Bu, 120 milyon word sayfası demek.

Bu 300 sayfalık 500 bin kitap demek.

-Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Turan Dursun, Susurluk, K. Maraş olayları, Çorum olayları, Üzeyir Garih, Sabahattin Ali, Madanoğlu, Batık Bankalar, Abdullah Öcalan, 1971 Devrimci Subaylar gibi 51 dava dosyası mahkemeye getirildi.

-44 gizli tanık var.

Ergenekon Davası, dosya hacmi açısından dünya davalar tarihinde açık ara birincidir.

Ergenekon davası bırakın insan beyninin sınırlarını zorlamayı, bir bilgisayarın kapasitesini bile aşacak hacimdedir.

Böyle bir davada adil yargılama olabilir mi?

Böyle bir davadan bir sonuç çıkabilir mi?

Peki…

Artık sona gelinmiş Odatv davası neden bu torbaya atılmak istenmektedir?

CMK Bağlantılı Davalar başlığı taşıyan 3. Bölümün 8,9,10 ve 11. Maddelerine bakılırsa;

Davalar arasında bağlantı bulunması dahi birleştirmeyi zorunlu kılmamaktadır.

Zaten bu sebeple, bir çok Ergenekon davası çeşitli özel yetkili mahkemelerde görülmektedir.

Çünkü:

Usul ekonomisine göre, davanın kısa zamanda, hızlıca ve kolayca görülmesi amaçtır.

Anayasanın 141. Maddesi de böyle yazmaktadır.

O halde:

Odatv neden “Ergenekon torbasına” atılmak istenmektedir?

Odatv.com

PROF. DR. MEHMET ALİ KÖRPINAR : DUNYA UYANMAYA BASLADI


Mehmet Ali Hocamıza kalbi teşekkürlerimizle ….

Yaşamak demek, çalışmak demektir. Bir toplumun bir bölümü çalışırken diğer bölümü oturursa, o toplum felce uğrar. (1923, İzmir)

Mustafa Kemal ATATÜRK

Değerli arkadaşlar,

Bildiğiniz gibi geçen yıl ABD’de yaşadığı ekonomik kriz yüzünden Wall Street’de halkın gösterilerini yaşadı. Şimdi de AB ülkeleri yaşadığı ekonomik kriz ve rekor sayıda işsizlik yüzünden 23 AB ülkesinde genel grev ilan edildi. İspanya, İtalya ve Yunanistanda gösteri yürüyüşleri yapılıyor. Nihayet onlarda tüm dünyayı kimlerin sömürdüğünün farkına varıyorlar galiba.

Sizlere geçen yıl sunduğum DÜNYA KİME BORÇLU başlıklı yazılarımda bu konuya değinmiş ve gelişmiş sayılan ülkelerde dahil olmak üzere yaklaşık 60 triyon dolar borç yükünden dolayı yaşanan ekonomik krize dikkatiniz çekmek istemiştim. Söz konusu yazılarım aşağıda, yeniden bilgilerinize sunmak istedim.

Güzel ülkemizde dünyada yaşanan bu krizden etkilenecek. Çünkü en büyük ihracat yaptığımız AB ülkeleri zor durumda. Diğer ihracat yollarını kullanmak zorundayız. Ne yazık ki ABD tarafından Suriye belasının başımıza sarılması yüzünden Ortadoğu ülkelerine yapılan ihracatımız da oldukça azaldı.

Şimdi de AB-D emperyalizmi askerimizi kullanmak istiyor. ABD’li ekonomist Sorozun dediği gibi en iyi ihracat ürünümüz olan askerimizi kendi amaçları doğrultusunda kullanmak için gereken ortamın hazırlığı içindeler. Önce uçağımızı düşürdüler, sonra 100.000 üzerinde Suriyeli halkın sınırlarımızda kurulan kamplarda bakımını bize yüklediler. Yaklaşık 400 milyon dolar giderimiz oldu. Şimdi de topraklarımıza bombalar düşüyor ve sınır kentlerimizde yaşam tehlike altına girdi.

AB-D emperyalizmi tarafından hazırlanan ve güzel ülkemizi hem askeri hem de ekonomik açıdan zor duruma sokacak olan bu tuzağa umarım düşmeyiz.

Sevgi ve saygılarımla (16.11.2012).

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

DÜNYA KİME BORÇLU (1) ???

Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen milletler, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Ülke Kamu Borcu

(milyar $)

Kamuborcu/GSYH

(%)

Notu (S&P):
1- Japonya 13.390 229 AA-
2- Yunanistan 487 152 CC
3- Jamaika 22 137 B
4- Lübnan 57 134 B
5- İtalya 2.702 120 A
6-İrlanda 250 114 BBB
7-İzlanda 15 103 BBB
8-ABD 15.154 100 AAA
9-Belçika 501 97 AA
10-Singapur 255 93 AAA
11-Portekiz 220 91 BBB
12-Fransa 2.483 88 AAA
13-Kanada 1.472 84 AAA
14-İngiltere 2.066 83 AAA
15-Almanya 2.904 80 AAA
TOPLAM: 41.978

(Nisan-2011-IMF verileri)

Değerli arkadaşlar,

Büyük bir ekonomik kriz eşiğinde olduğumuz bu dönemde, dünyanın Kamu borcunun, GSYH oranı dikkate alınarak ilk 15 ülke için yapılmış sıralamayı yukarıda bilgilerinize sunarım.

IMF nin Nisan-2011 verilerini içeren bu listeye giren 15 ülkenin kamu borçlarını topladığımızda yaklaşık 42 trilyon $ ediyor. Diğer ülkelerin de borçlarını düşündüğümüzde yaklaşık 60 trilyon $’lık dev bir borç yükü söz konusu oluyor.

Burada düşünülmesi ve irdelenmesi gereken, devletlere bu kadar borcu kim verdi? Yani bu devletler kime borçlu??? Bu sorunun yanıtı bulununca, dünyayı esasen kimin yönettiği de ortaya çıkacaktır.

Örneğin, büyük bir ekonomik sıkıntı çeken ABD nin yaklaşık 16 trilyon $ borcunun kime olduğu ve neden bu kadar borçlanma riskine girdiğinin araştırılması gerekiyor. Bu aşamada ABD’nin Irak ve Afganistanda 10 yıldır sürdürdüğü savaşın bedelinin Watson Enstitüsünün açıklamasına göre 4,4 trilyon $ olduğunu da anımsatmak isterim (30.06.2011-Cumhuriyet).

Değerli arkadaşlar,

Bu aşamada Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble “EGEMENLİK BORÇ VERENİNDİR” açıklamasını bilgilerinize sunmak isterim (28.07.2011-Cumhuriyet). Açık sözlü Alman Bakanın “Avro Bölgesinde yardıma ihtiyaç duyan ülkelerin egemenliklerinin bir bölümünü AB ye bırakmaya hazır olmaları gerektiğini” de söylemesi, AB ye girmek için can atan vatandaşlarımıza da gereken uyarıyı yapmasını dilerim.

Bu uyarı da yetmezse, büyük bir borç krizi yaşayan ve ekonomisi iflas noktasına gelen Yunanistana, ödemeleri için adalarını sat önerisi getiren AB üyesi ülkeler, şimdiye kadar görülmemiş, radikal bir uygulamayı tartışıyormuş. Buna göre Yunanistanın vergi tahsilatı ve özelleştirme programının AB’nin kontrolüne alınması söz konusuymuş (31.05.2011-Milliyet). Bu vergi toplama uygulamasının, Düyun-u Umumiye adıyla Osmanlıya da kabul ettirildiğini anımsatmak isterim. Yani emperyalizmin sömürü yöntemleri değişmiyor!!!

Güzel ülkemizde ise 6.600 kişi daha milyonerler kulübüne girmiş (12.06.2011-Cumhuriyet). Tüketicilerin borcu ise 200 milyar TL ye ulaşmış (25.07.2011-Cumhuriyet). Ekonomik açıdan bu kadar tezat yaşam tarzı umarım tüm yöneticilerimizin ve danışmanlarının da dikkatini çekiyordur.

Aşırı tüketim ve tasarruf açığımız yüzünden oluşan BORÇ SORUNUMUZUN yeniden ve daha açık bir şekilde dile getirilmesinin gereğini bir kez daha bilgilerinize sunmak istedim.

Sevgi ve saygılarımla (11.08.2011).

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

NOT:

Güzel ülkemizde, 2011 Martında aylık bazda 9,7 milyar $ ile cari açıkta 183 ayın rekoru kırılmış ve yıl sonunda 70 milyar $’ı aşacağı bekleniyor.

DÜNYA KİME BORÇLU (2) !!!

Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlık ile mümkündür. (1922, Ankara)

Mustafa Kemal ATATÜRK

Değerli arkadaşlar,

11.08.2011 tarihli DÜNYA KİME BORÇLU ??? başlıklı yazımda; IMF nin Nisan-2011 verilerini içeren listeye göre 15 ülkenin kamu borçlarını topladığımızda yaklaşık 42 trilyon $ ediyor. Diğer ülkelerin de borçlarını düşündüğümüzde yaklaşık 60 trilyon $’lık dev bir borç yükünün söz konusu olduğunu belirtmiştim.

“Burada düşünülmesi ve irdelenmesi gereken, devletlere bu kadar borcu kim verdi? Yani bu devletler kime borçlu??? Bu sorunun yanıtı bulununca, dünyayı esasen kimin yönettiği de ortaya çıkacaktır” diye sormuştum.

Bu sorunun yanıtı için;

· Dünyada borsaları kimler yönlendiriyor?

· Bankaları kimler kullanıyor?

· Hükümetlerin kuruluşuna ve ekonomik kararlarına kimler yön veriyor?

· Büyük fonların denetimi kimlerin elinde?

· Silah sanayini kimler yönetiyor?

· IMF gibi kurumlarla dünya ülkelerini ekonomik açıdan hizaya kimler sokuyor?

olgularına yanıt aramak gerekiyordu.

Değerli arkadaşlar,

Artık bu sorum için çok da uğraşmak gerekmiyor. Çünkü ABD’li bilinçli halk ve STK’lar yanıtı buldular. New York’ta 8 Ekim 2011 tarihli eylemlerinde, para baronlarının ve finans kesiminin açık adresi olan Wall Streeti işgal etmek istediler. İnsanlığın %99 unu temsil ettiklerini ve tüm dünyayı sömüren %1 lik kesim için tepkilerini ortaya koydular. Yani onlarda AB-D emperyalizminin hem onları hem de bütün dünyayı nasıl sömürdüğünü gördüler. Vahşi kapitalizmin kendi ülkelerinin insanlarına da insaf ve merhametinin olmadığını algıladılar ve gerçek soyguncuları açıkladılar.

Ancak vahşi ve denetimsiz kapitalizmin de sonu geldi galiba. Çünkü yıllardır sömürdükleri gelişmiş sayılan ülkeler de biriken borçları yüzünden sarsılmaya başladı. AB ülkelerinde de %1 kesime karşı oluşan tepkiler sonucu trilyon seviyesinde destek ve borç ertelemeleri işlemleri başladı. Yani büyük bir ekonomik felaketle karşı karşıya olduklarını onlarda kabul etmek zorunda kaldılar.

Umarım güzel ülkemizde yöneticilerimiz ve danışmanları da gereken önlemleri geç kalmadan alır. Aksi halde ihracat yaptığımız ülkeler de yaşanan ekonomik krizler otomatikman bize de yansıyacaktır.

Özellikle büyük cari açığımız yüzünden sıcak paraya muhtaç olduğumuz bu dönemde çok dikkatli olmak zorundayız. Örneğin; Merkez bankamızın kur artışını önlemek için ulusal döviz rezervimizden piyasaya yaklaşık 8 milyar $’lık satışı yerine, daha önce gereksizce indirmiş olduğu gecelik borç verme faizinin artımına gitmesini beklerdim.

Sevgi ve saygılarımla (26.10.2011)

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

NOT:

Van ilimiz ve çevresinde meydana gelen deprem falaketi yüzünden can kayıplarımız yine çok fazla olacak. Çünkü orada da olası depremlere karşı gereken önlemleri almadığımız belirleniyor. Güzel ülkemizde çok acı ve üzücü bir doğal afet sonucu oluşan can kayıplarımızın ışıklar içinde yatmasını, yaralı olanlara acil şifalar ve tüm yakınlarına da sabır ve baş sağlığı diliyorum.

Prof. Dr. Cihan DURA : Seksen Yılın Birikimi


AKP’yi Seksen Yılın Birikimi Ayakta Tutuyor / Prof. Dr. Cihan DURAcIXzu.jpg

Batı’da kriz var. Bütçe 8 ayda 8.5 milyar lira açık vermiş. “AKP iktidarının paçaları tutuşmuştur” desem yanlış olmaz. Bütçe açıklarına kaynak bulmak zorunda. Önce zam paketini açtı; yetmedi, özelleştirmeleri hızlandırdı: Yılsonuna kadar en az 34 varlığı daha satacak.

I) Evet değerli okur bizler mışıl mışıl uyurken, AKP hükümeti boş durmuyor, bakın neler yapıyor, neler… Bir aile reisi düşünün, işsiz, parasız kalmış, evinde kap kacak, yorgan döşek ne varsa satışa çıkarıyor; kim olsa bu adamı ayıplamaz mı, git kendine bir iş bul, çalış, doğru dürüst bir gelir kaynağın olsun demez mi? Ancak bunu bir hükümet yaparsa iş değişir; kimseden ses çıkmaz, görmezden gelinir, hatta alkışlayanlar bile çıkar. Bakın, nelerin hazırlığını yapıyor bu müflis hükümet:

• Eylül sonu itibariyle: İzmir Limanı için, adı Gayrimenkul AŞ’ye dönüştürülen Tekel’e ait gayrimenkuller ve makineler için son teklifler alındı.

• Ekim ayında: 10 grup halinde 17 akarsu santrali için teklifler alındı. Üç önemli varlık için daha (Kemerköy Liman Sahası, Hamitabat Santralı, otoyollar ve köprüler) son teklifler alındı. Böylece ekim ayında özelleştirme gündeminde 17 akarsu santralı, bir termik santral, iki Boğaz köprüsü, 8 otoyoldan oluşan toplam 10 varlığın dahil olduğu otoyol paketi için yatırımcılar son tekliflerini vermiş oldu. Bu paketin içindeki en büyük varlık otoyollar… Yerli yabancı birçok konsorsiyumun ilgilendiği paketten önemli gelir bekliyor AKP iktidarı.

• Kasım ayında: Elektrik dağıtım bölgelerinden üçü (Akdeniz Elektrik, Boğaziçi Elektrik, Gediz Elektrik) için son teklifler alınmış olacak. Aynı ayda teklifleri alınacak diğer iki varlık Doğusan Boru ile Kayseri Şeker… (Doğusan Boru’daki yüzde 56 oranındaki, Kayseri Şeker’de de yüzde 9.9 oranındaki kamu hisseleri satılıyor)

• Aralık ayında çok büyük bir varlık, Başkent Doğalgaz için teklifler alınacak.

Özelleştirme İdaresi, eğer bu gündemi sorunsuz yürütebilirse, 10 milyar dolar civarında bir özelleştirme yapılmış olacak. Bilhassa köprü ve otoyollar, üç elektrik dağıtım bölgesi, Başkent Doğalgaz, Hamitabat santralı büyük gelir getirmesi beklenen ihaleler.

• Bunun dışında gayrimenkul satışları var. Paket içinde küçük gayrimenkuller olmakla birlikte dört büyük varlık dikkat çekiyor: Sümer Holding’in Ankara bölgesi taşınmazları, Kemerköy Liman Sahası, Manisa Tütün Depoları ve Gayrimenkul AŞ’ye (eski Tekel’e) ait taşınmaz ve makineler. AKP hükümeti bunlardan önemli gelir bekliyor.

• Halk Bankası’ndaki kamu hissesinin özelleştirilmesi için de çalışmalar hızlandırıldı, ilanlar veriliyor. Vakıfbank’taki kamu hissesinin satışı da gündemde…

• Türk Telekom’daki kamu hisselerinin halka (!) arzı var (Halk dediği üç beş parababasıdır. “Halk” deyip işin bu yönünü kamufle etmiş oluyorlar.)

• Ayrıca: TCDD’ye ait İzmir Kruvaziyer Limanı, 46 yıl süre ile “işletme hakkının verilmesi” yöntemiyle özelleştirilecek.

• 18 adet termik, 27 adet hidroelektrik ve 56 adet akarsu olmak üzere toplam 101 santral özelleştirilecek. Enerji Bakanlığı, Akarsu Santrallerinin öncelikli olarak özelleştirme programına almış bulunuyor. ÖİB de bu dönem programına aldı.

• Ankara’da Maliye Hazinesi adına kayıtlı bazı taşınmazlar da satılıyor. Özel şirketlere satılan arazilerin yüzölçümü 51 bin m2’yi geçiyor.

AKP nasıl oluyor da hep yükselen bir skorla iktidarda duruyor? İşte bir açıklaması da burada… Önceki hükümetlerden hiçbiri kamu tesislerini böylesine vahşi bir iştahla satıp savurmamıştı, halkın sırtından böylesine kurtarıcı finansman imkânlarına kavuşmamıştı. Bu özelleştirmeler finansman sıkıntısını hafifletiyor, ekonomik krizi sürekli erteliyor.

II) Türkiye’de özelleştirme; borçlanma gibi, yabancıya toprak satışı gibi, öncelikle bütçe açıklarını kapatmak için yapılıyor. AKP destekçisi bir gazetede bir köşe yazarının (Erdoğan Süzer, Bugün, 27.9.2012) attığı şu başlığa bakın: “İki Bankayı Satarsak Seneye Zamlardan Kurtuluruz”. Ve yazısını şöyle tamamlıyor: “Bu yıl bütçe açığı, 21 milyarı aşıp 35 milyar liraya ulaşacak. Bu veri, ödenmesi gereken faturanın 14 milyar liradan daha az olmayacağını işaret ediyor. Türkiye’nin önümüzdeki aylarda daha yavaş büyüyeceği tahmininde bulunanlar, bu açığa 7 milyar lira daha ilave ediyorlar. Gelir ya da gider, bütçede odaklanacağınız tüm alanlar bu yılı kurtarmaya yetmiyor. Açılan paketler gelecek yıl bütçesine bir miktar yığınak sağlasa da benzer sıkıntıların yaşanmaması ancak bütçe dışı taze kaynak girişleriyle mümkün. O kaynak da, şimdiden özelleştirme çalışmalarına başlanan Halkbank ile Vakıfbank satışlarıyla mümkün olacak gibi görünüyor.” Ne akıl ama! Özelleştirmeler ne için yapılıyor, işte size inkâr edilmez kanıtı… Bir yandan ABD’nin, AB’nin gözüne giriliyor, bir yandan da “AKP’nin açığı” kapatılıyor, gün kurtarılıyor. Yarına Allah Kerim, kim öle, kim kala…

Bir diğeri, yazılarında AKP iktidarına toz kondurmamak için taklalar atan bir yazar, Süleyman Yaşar da pek memnun bütçe açıklarının özelleştirmelerle kapatılmasından1 : “Özelleştirmenin bütçeye etkisi çok önemlidir. Mesela bu hafta başında yapılan elektrik dağıtım tesislerinin işletme haklarının özelleştirilmesi ihalesinin, bütçe açıklarının kapanmasında önemli katkısı olacak. Bu yıl tahsil edilen 945 milyon dolar ve tahakkuk eden 9.1 milyar dolarla birlikte toplam özelleştirme geliri 15.5 milyar liraya ulaştı. Ayrıca yıl sonuna kadar yapılacak Başkent doğalgaz, akarsu santralleri, İskenderun Limanı, İstanbul Anadolu yakası, Toroslar ve Akdeniz elektrik dağıtım özelleştirilmelerinden de toplam 7.5 milyar dolar ek gelir elde edilebilir. Böylece bu yıl toplam özelleştirme geliri 27 milyar liraya ulaşabilir. Bu tutarda gelirin tahsil edilmesi halinde, 2010’da 50 milyar lira olarak hedeflenen bütçe açığının büyük kısmı, ek 17 milyar liralık özelleştirme geliriyle finanse edilmiş olur. Dolayısıyla kamu maliyesine, önümüzdeki yıl bütçelerini de destekleyecek önemli bir ek gelir olanağı sağlanır.

Peki, Türkiye’de daha ne kadar özelleştirme yapılabilir? Halen çaydan şekere, bankalardan şans oyunlarına, köprülerden otoyollara, madenlerden gaz dağıtımına kadar pek çok tesisi devlet işletiyor bu ülkede. Söz konusu tesislerin özelleştirilmesinden 70 milyar dolar daha ek özelleştirme geliri elde edilebilir. Toplam özelleştirme gelirleri İtalya’daki gibi 120 milyar dolara ulaşabilir.”

Görüyor musun değerli okur, sahipsiz kalan halkın malını satmaktan başka çıkar yol düşünemiyor ve bulamıyorlar. Sormak gerekir bu yazara: Peki, bütün kamu mallarını da elden çıkardıktan sonra ne yapacaksınız? Çok değil, 5-10 yıl içinde ulaşırsınız o sınıra… İtalya da bugün tıpkı Yunanistan gibi pupa yelken iflasa doğru yol almakta. Demek ki bu işler özelleştirme ile, halkın malını ona buna peşkeş çekmekle olmuyor Süleyman Efendi…

Aynı yazar, havayolu, radyo-TV ve çimento gibi birkaç örneğe dayanarak, gayet yüzeysel bir yaklaşımla özel şirketleri göklere çıkarıyor. Oysa ekonomik teoride özel sektörün kamuya üstün olduğuna dair kesin, ortak bir sonuca ulaşılmış değildir. Örneğin konuyla doğrudan ilgili olan bilimsel bir çalışmada2 şu satırlar yer alıyor: “Farklı ülke uygulamalarına bakıldığında KİT’lerin başarılı sonuçlar elde ettiği, birçok gelişmiş ülkenin iktisadi kalkınmasına yardımcı olduğu, gelişmekte olan ülkelerin de iktisadî ve sosyal kalkınmasında aktif roller üstlendiği görülmektedir.”

Aynı yazar ayrıca Türkiye örneğinde “kamusal ve özel mülkiyet arasında verimlilik ve etkinlik açılarından bir fark olup olmadığını… uygulama düzeyinde” belirlemeye çalışmış ve şu sonuca ulaşmıştır: “Yapılan ampirik çalışmalar teoride ortaya atılan iddiaları doğrulamamaktadır; mülkiyet tipi ile verimlilik arasında bir ilişkinin varlığı kanıtlanamamıştır.” Yazar Yahya Can Dura Türk imalat sanayinde (1990-2001) kamu ve özel firmaların verimliliğini de karşılaştırmış, benzer bir sonuca ulaşmıştır. Buna göre incelenen 9 sektörün 7’sinde özel firmalar, 2’sinde ise kamu firmaları toplam faktör verimliliği bakımından önde olmakla beraber, verimlilik farkları hiç de önemli boyutlarda değildir.

III) Özelleştirme sadece halka ait aktiflerin özel şahıs ve şirketlere satılmasından ibaret değildir, bu özelleştirmenin dar anlamıdır. O geniş anlamıyla aynı zamanda ekonomik ve sosyal yapıların, hukukun, kuralların da özelleştirilmesidir. Bir vesile ile vurguladım: “Türkiye’de son yıllarda çıkarılan pek çok yasa ve diğer mevzuat değişikliği, Yatırım Danışma Konseyi’ndeki çokuluslu tekeller ve sermaye örgütleri öyle ‘tavsiye’ ettiği için yapılmıştır.” Bu kapsamda bir bilim insanımız, Prof. Dr. Yasemin Özdek, “özel şirketlerin ve sermaye örgütlerinin mevzuata yön vermesini, yasa değişikliklerini kararlaştırmasını, “yasama faaliyetinin özelleşmesi” olarak görüyor” ki son derecede haklıdır. Şöyle devam ediyor Sayın Özdek3 : “Bu, özelleşme sürecinin son halkasıdır. Özelleşme sadece kamu varlıkları ve kamu hizmetleriyle sınırlı kalmayıp, siyasi kararların alınma sürecine de yansıyor ki, böyle bir durum demokrasinin yok edilmesi demektir. … Sorun sadece yoksullaşma ve emekçilerin ekonomik ve sosyal haklarının gaspı meselesi değildir, aynı zamanda demokrasinin biçimsel koşullarının bile ortadan kalkması, siyasi rejimin değişmesi meselesidir.”

Ben şimdi “AKP’yi ayakta tutan bir destek de 80 yıllık Cumhuriyet’in birikimidir” desem, yanlış mı söylemiş olurum, değerli okur?

Hangi iktidar Ata mülkünü bunların yaptığı kadar şuursuzca satıp savurdu?

1 Süleyman Yaşar, “Özelleştirmenin Bütçeye Etkisi”, http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/yasar/2010/08/13/ozellestirmenin_butceye_etkisi (8.10. 2012)
2 Yahya Can Dura, Mülkiyet Tartışmaları: Kamu İşletmeleri Verimsiz mi? İleri Yayınları, İst., 2006, s.146 vd.
3 Yasemin Özdek, “Yabancı Sermayenin Kamuyu İşgal Programları”, http://haber.sol.org.tr/ekonomi/yabanci-sermayenin-kamuyu-isgal-programlari-haberi-56583, (5.6.2012)

Prof. Dr. Cihan DURA, 11 Kasım 2012

Rifat Serdaroglu : Karsit Goruslu /// CC : @rifatserdaroglu


Televizyonda akşam haberlerini izliyoruz. Ekranda, polise taş ve sopalarla saldıran ve “Başkan Apo”, “Bağımsız Kürdistan” diye bağıran, yıkan-yakan-vuran-kıran bir grup ve karşı kaldırımda ellerinde Türk Bayrakları bulunan ve “Türk-Kürt Kardeştir, PKK Kalleştir” diye bağıran yaşlı-genç çoğu esnaf olan insanlar!

Spiker kızımız şunları söylüyor;

“Malatya’da çatışan karşıt görüşlü iki gruba polis müdahale etti. Dağılmak istemeyen gruba polis biber gazı ve tazyikli su sıktı. Grup ara sokaklara dağılarak kayboldu.”

İnsanın sinirden tepesini attıracak bu söylemi hazırlayan haber müdürüne, haberi sunan spikere ve bunların patronları olan televizyon sahibine soralım;
“Siz hangi “karşıt görüşlü” gruptansınız?”

Ellerinde Türk Bayrağı olup, kardeşlik- beraberlik isteyen ve terör örgütünü lanetleyenleri, PKK’yı destekleyenlerle bir tuttuğunuza göre, bu gruptan değilsiniz demektir.

PKK’yı destekleyen bir gruptan mısınız? Herhangi bir tarikatın veya cemaatin grubundan mısınız? Nesiniz siz?

Sizlerin, bu ülkenin birliğine-bütünlüğüne kasteden, asker-sivil, çocuk-yaşlı, kadın-erkek demeden insanlarımızı öldüren, ekonomimize büyük zarar veren bu örgüte karşı tavır koyma gibi bir “Milli Sorumluluğunuz” yok mu?

Sizler hiç Roj TV’yi seyretmez misiniz? Orada Türkiye lehine tek kelime duyabilir misiniz? Asla duyamazsınız. Elbette ki size Roj TV gibi olun diyen yok.
Yok, ama Katile katil, bölücüye bölücü, Türkiye düşmanına düşman, demek yani doğruları söylemek sizin dilinizi mi yakar? En azından bu ülkeyi seven, eline silah-taş-sopa almadan Türk-Kürt kardeşliğini savunan insanları terör örgütü mensuplarıyla aynı kefeye koymasanız olmaz mı? Kızarlar mı size?

Haberleri izlemeye devam ediyoruz, spiker şunları söylüyor;

“Cezaevlerinde yapılmakta olan açlık grevlerinin sona ermesi için bir araya gelen aydınlar-sanatçılar hükümete çağrıda bulunarak, bu haklı taleplerin bir an önce yerine getirilmesini istediler. Cezaevlerinde olabilecek ölümlerin sorumlusunun hükümet olacağını söylediler.”

TV’de “aydınlar” denenlerin kimliklerine bakıyoruz. Yaşar Kemal’den- Bekaroğlu’na kadar hep bilinen kişiler. PKK ve onun uzantıları ne zaman bir eylem yapsa bu şöhretleri görmekten usandım artık.

Be adamcıklar, mademki kendinize aydın diyorsunuz, niçin gencecik çocukları açlık grevine başlatıp, ölümlerine sebep olacak PKK terör örgütüne tek laf etmiyorsunuz? PKK istemese, bu zavallılar açlık grevi yapabilirler mi?

Talepler karşılansın, diyorsunuz. Demokrasilerde hak aramanın yolları belli değil mi? Yarın cezaevindeki Hizbullah ve İBDA-C liderlerinin özgürlüğü için bir açlık grevi başlasa, taleplerini kabul edelim mi diyeceksiniz?

Sizler hiçbir şehit cenazesine gitmediniz. Evlatlarını kaybeden insanların evlerine uğramadınız. Sizler şehit edilen bu fidanları, trafik kazasında ölen insanlarımızla aynı kategoride tutuyorsunuz.

Türk Milletinin tamamını kucaklamayan adamlar ve bunları “aydın” diye millete kakalamaya çalışan televizyonlar, ne kadar büyük bir ihanet içinde olduklarını görmezler mi? Sizler Türk Milletini aptal mı zannediyorsunuz?

Hiç kimsenin “ama”, “fakat”, “lakin” deyip kıvırtmak hakkı yoktur. Görmüyor, duymuyor musunuz?

“Daha Öcalan’ın heykelini dikeceğiz” diyen adamın belediyelerine “padişah yetkisi” vermekte ısrar eden AKP Hükümeti, ülkeyi Suriye ile savaşa ve bölünmeye götürüyor. Herkesin yerini, tarafını belli etmesi zamanı gelmedi mi?

Birinci görevi, vatandaşa doğru bilgi vermek olan Televizyonlar ve Gazeteler, “Özgür Gündem” veya “Roj TV” olmaktan vazgeçip, Türkiye’nin televizyonları ve gazeteleri gibi davranmak ve yerlerini belli etmek zorundadırlar.

Kendilerine “aydın” diyen “PKK Bülbüllerine” gelince; Lütfen Türkiye’nin meselelerine “tek gözle-kandil ışığıyla-ampul ışığıyla” bakmayın, güneşe çıkın doğruları göreceksiniz.

Herkesi kucaklayan davranışlar sergileyin. Eğer tutumunuzda ısrar ederseniz, o zaman size sorarlar; “Sizin nereniz aydın, bu karanlık kafalarda aydınlık olur mu?”

._,___

İnsani kandirabilirsin ama karincalar yemiyor!…


Katkılı gıdalarla insanları kandırabilirsin ama karıncalar yemiyor… ş.e.

575178_496611547025840_399055985_n.jpg


İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: