Ağlamak yerine çözüm bulun


CNN Türk’ün başarılı programcısı AKP yetkililerine hangi sözlerle seslendi? ÖZEL

Açlık grevlerinin bugün 59. günü. Açlık grevleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Öylesine geniş kapsamlı bir mesele ki. Bir, açlık grevlerini bir mücadele yöntemi olarak görmek başlığında konuşabiliriz. İkinci olarak da bunun Türkiye’de geçmişte nasıldı bugün kamuoyu ve siyasette nasıl etki yarattığı üzerine konuşabiliriz. En sonunda da mevcut durumda ne yapılması gerektiği üzerine konuşabiliriz bu da saatler alır. Çok özetle şunu söyleyebilirim ki, açlık grevi sivil itaatsizlik denebilecek eylemlerin en uç noktası, en sivrisi ve en çok ses getirenidir. Çünkü bunun sonunda insanın hayatı ve sağlığı söz konusu. Biz geçmişte açlık grevlerinde şu kadar insan öldü diyoruz ama en az onlar kadar belki daha fazla “wernicke korsakoff” denilen sendromlar nedeniyle sakat kalan, çocukluğuna dönüp orada kalan insanlar var.

Türkiye’deki açlık grevlerinin PKK’nın bir mücadele yöntemi olduğu ortada. Bunların ne kadar gönüllü açlık grevi, ne kadarı PKK’nın zorlamasıyla cezaevlerindeki o baskı havası neticesi onu bilemiyorum. Elbette daha önce ki tecrübelerimiz bize gösterdi ki gerek PKK gerekse Dev-Sol gibi silahlı mücadeleyi benimsemiş örgütlerde, o örgütün elemanları üzerinde yüzde yüz tasarruf hakkı vardır. Onun hayatını da belirleme gerekirse sonlandırma konusunda aslında peşin bir anlaşma var gibidir. Yola çıkarken her ikisinde de canınızdan, hayatınızdan vazgeçebileceğinizi peşin peşin taahhüt etmiş sayılırsınız. Baskı sözcüğü bile bana biraz fazla geliyor çünkü peşin bir taahhüt olduğunu düşünüyorum. Geçenlerde bir örneği vardı. THKPC, Dev-Sol’dan kopmaya çalışan bir genç kadını infaz ettiler.

On beş yıl önce bir bant izlemiştim, cezaevinde kadınlar koğuşunda çekilmişti. Bir genç kızın itirafları vardı. O itirafın şöyle bir önemi ve anlamı vardı; o kız biliyordu ki bunlar son sözleri, bir veda konuşması çünkü az sonra öldürülecek. Nitekim de koğuş arkadaşları onu boğarak öldürdü. Bu örgütlerin tabiatında varolan bir şeydir.

PKK’da da infazlar olduğunu duyuyoruz…

O yapıya adım atanlar bunu bilerek zaten oradalar. Tırnak içinde hayatlarını feda etmek için oradalar. Elbet de kimisi on beş – on altı yaş gibi aldıkları kararın ileride ne getireceğini çok da düşünmeden belki sonra da pişman olarak almış olabilirler, bu bir şey değiştirmiyor bir kere böyle bir yanı var. Ama bu bir etik tartışması.

Silahlı örgütün sivil-asker dinlemeden yarattığı terör konusunda zaten varolan bir tespit. Açlık grevleri sonunda ölüm olduğu zaman “Bak işte bunlar bu nedenle bunu yapıyorlar ve kendi iradeleri ile değil bunu PKK’nın baskısı ile yapıyorlar” demek cezaevi müdüründen Adalet Bakanı’na, Adalet Bakanı’ndan Başbakan’a Türkiye’de hiçbir yetkiliye sorulmuyor olması sorumluluktan kurtarmaz. Netice itibariyle açlık grevlerinden sorumlu olduklarını söylemiyorum ama sonuçlarından sorumludurlar. Bir ülkeyi yönetmeye talip olmak böyle bir şeydir. Sadece iyi ve güzel yaptığınız şeylerden söz edemezsiniz. Sizin hanenizde eksilerde vardır. Buna trafik kazalarında ki artış da dahildir.

Bir ülkeyi yönetmeye talip olmak artısı ve eksisi ile bütün sorumlulukları üstlenmek demektir. Adalet Bakanı bu konu hakkında belki çok ciddi bir çaba gösterdi ama Başbakan’ın üslubu ile konuyu yumuşatmak yerine daha sertleştirdiğini düşünüyorum. “Onlar içeride gizli gizli yiyorlar” ya da “Açlık grevi bir şov” dediği zaman en azından şunu hatırlatabilirler; gene eski aynı görüşten geldikleri Milli Görüş’den geldikleri yol arkadaşları vaktiyle ilk büyük cezaevi ölümlerinin olduğu dönemde de “Bunlar gizli gizli yemek yiyor” denmişti.

Sonra ortaya çıkmıştı ki öyle bir şey yoktu. Burada hiçbir şey yapılamıyorsa üslubu bu derece keskinleştirip, hodri meydan dememeliydi. Hodri meydan dediğiniz zaman kendi erkinizi kamuoyunun bu konudaki hissiyatını koyuyorsunuz pey olarak fakat karşıdaki insanın koyabileceği pey kendi hayatı. Bu üsluba çok karşıyım. Bu konuda söz konusu olmasa da F Tipi cezaevi koşullarının insanları hakikaten bazen isyan etme noktasına getirdiğini düşünüyorum.

Medya ve kamuoyunda bu konu hakkında bir başka tartışma da tanım. Kimi kesim açlık grevleri olarak adlandırıyor, kimi kesim ise ölüm orucu diyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bunlar elbette önemli nüanslar. Ama artık o nüansların hiçbir anlamının kalmadığı bir noktadayız. Biz şimdi elli dokuzuncu gündeyiz. Altmış günden sonra ölümlerin başladığı söyleniyor, biliniyor. Elli dokuzuncu günün sonunda bir uzlaşma olabilir ihtimali vardı ama bu ihtimal özellikle İmralı’ya koster, avukat gidip gitmemesi meselesinde tıkanan sorunda sonuçsuz kaldı ve Adalet Bakanı topu Başbakan’a attı. Saatlerin bu kadar kritik olduğu bu dönemde bir bakanın inisiyatif kullanabilmesi gerekmektedir. Başbakan’ın her konuda tek yetkili, tek adam olma isteğini, arzusunu ve bu konudaki iradesini defalarca gördük. Açlık grevleri mevzusunda insan hayatı söz konusu.

Eğer siz belli bir günde bırakmıyorsanız onun adına açlık grevi deseniz de ölüm yoluna girdiyseniz onun adı artık ölüm orucudur. İsimlere takılıp kalmaya gerek yok. Saatlerin sayıldığı gündemde Adalet Bakanı’nın inisiyatif kullanamaması meseleyi Başbakan’a havale etmesi en anlaşılmaz durum.

AKP Çorum Milletvekili Murat Yıldırım’ın açlık grevleri konusunda “Kantinden çikolata, kuru kayısı, domates, salatalık alıyorlar. Aç değiller. Hatta kilo alan da var aralarında” şeklinde bir açıklaması var. Hükümetin bu konuyu çok da fazla ciddiye almadığını söyleyebilir miyiz?

Ciddiye almıyor gibi göründüler. Görünme ihtiyacı hissettiler. Ak Parti milletvekili bunları aldıklarını hangi rapora dayanarak, hangi yetkilinin ifadesine dayanarak söyledi bunu bilmek isterim. Duydum, söylüyorum. O kadar da basit değil bu mesele. Hep şunu unutuyoruz, PKK’lılar öldüğünde de, programımda da söz ettiğimde bana tepki geliyor, “Açlık grevlerindekilere üzülürken, şehitler için üzülmüyorsunuz” diyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? O şehitler ve yakınları için daha söylemeden gözlerim doluyor. On dokuz-yirmi yaşında arkasında genç bir eş, minicik bir bebek ya da hamile bir eş bırakan bir çocuğa ya da hatta hayatında bir sevgili eli tutmamış bir delikanlıya erkek çocuk annesi olarak nasıl kayıtsız kalabilirim? Söz konusu değil. Ama şunu unutmamak lazım açlık grevi yapanlar da, dağda öldürülenler de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kimliği taşıyorlar.

Deyin ki çok yanlış bir yerlerdeler, tabii ki olabilir ama onların sanki bu onların sanki hayatlarının feda edilebileceği unsurlar olarak görülmesi anlamına gelmez. PKK’yı niye eleştiriyorum? O gence hayatı feda edilebilecek bir unsur olarak görüdüğüm için. Ama aynı şeyi siz “PKK’nın emriyle yapıyor, o da terörün bir parçası ölsün gitsin” dersen PKK’dan ne farkın kalır? Hep aynı akıl yürütme ile gitmek istiyorum. Herkese şunu söylüyorum, biz askerin darbesine niye karşıyız? Darbe yaptıkları zaman üstlerindeki kıyafetin renginden mi rahatsız oluyoruz? Hayır, demokrasiyi askıya almalarından ve benim irademi hiçe sayması nedeniyle. Şu anda aynı şey yaşanıyorsa diyelim; demokrasiden bahsedemiyorsam, eksik demokrasiden bahsediyorsam. Hukuk çiğneniyorsa. Darbe zamanlarında hukuk da çiğnenir, şimdi de çiğneniyor. Birinin takım elbise, kravat giyip öbürünün üniforma giymesi midir benim derdim. Adalet PKK’lıya da lazım, bunu bilmek gerekiyor. Adalet herkese lazım. Öcalan’a da lazım. Öcalan bu kadar kişinin hayatından sorumlu bir insan bu nedenle de ağırlaştırılmış müebbete çarptırılmış ama avukatı ile görüşmesi sizin hukuk sisteminizin zaten ön gördüğü bir şeyse, bu evrensel hukuk ilkelerinden biriyse siz bunu engelleyemezsiniz. Hukuk herkes için olmalıdır.

Ben anne olarak diyelim ki x şahsı o kadar delirebilirim ki gidip vurabilirim ama gazeteci Ayşenur Arslan olarak bunun telaffuz dahi edemem. Hele bu ülkeyi yönetmeye talip olan biri olsam aklımdan dahi geçirmem ya da bir yargı mensubu olsam. Ak Parti milletvekili de bir dönüp bakacak “Bir dakika, bu PKK’lı ve kötü. Ama ben böyle söylersem en az onun kadar kötü olacağım. Onun şiddet söylemini ben burada karşılık vererek uygulamış olacağım” demeli. Bunlar unutuluyor.

BDP’li milletvekillerinin de açlık grevine başlamasını nasıl yorumluyorsunuz?

Bu çok zor bir soru. Onlar adına yapmamalıydılar gibi bir yorumda bulunmak bana zor geliyor çünkü birilerinin hayatını kurtarabilmek için kimi zaman insanın kendi hayatını riske atması kahramanca, özverili bir davranış olarak görülür ve gösterilir. Bu olayda PKK, cezaevi, BDP gibi sıfatları ve nitelemeleri çıkartsak bunlardan bağımsız olarak desek ki “Birilerinin hayatını kurtarmak için kendi hayatını tehlikeye attı”, bu alkışlanabilecek bir harekettir. Ama işin içine bunlar girdiği zaman müthiş bir reaksiyonlar karşılanıyor. Sürekli çifte standartlar gidiyoruz. Öcalan’a ayrı hukuk, x kişiye ayrı hukuk. Başbakanlık önünde silah sıkan kişi serbest bırakıldı. Şaka değil. Silah sıkmaktan bahsediyoruz. Kuru sıkıymış. Kuru sıkılarda yaralabiliyor, yaraladı da. Ayrıca ufacık bir dönüşümde gerçek bir silah gibi de olabiliyor. Başbakanlık’ta bu, başka biri söz konusu olsa Başbakan’a suikast gibi sonu ağırlaştırılmış müebbete varan bir ceza istemiyle yargılama olur. Başbakan da bakanlar da tanıyormuş saldırganı. “Bizim deli oğlan” muamelesi yapıp, es geçtiler yargı da serbest bıraktı. Bunu anlamama imkan yok. Karısının burnunu, kulağını kesen iki kolunu da kıran koca “Bir anlık öfkeyle yaptım” dedi ve mahkeme bunun üzerine tutuksuz yargılanmasına karar verdi.

Bir insanın burnunu keserken ya da oradan kulağına geçerken o kadının feryadı sizi kendinize getirmeyecek sonra bir anlık öfke olacak. Ben bunları anlamıyorum. Ya da Diyarbakır’da izinsiz bir yürüyüşe katıldı diye, PKK’nın düzenlediği söylemiyle on dokuz yaşında bir genç kıza on beş yıl hapsi istendi. Bu hukuk değil, akıl değil, vicdan değil. Bu hiçbir şey değil. Böyle olduğu zaman hakikaten kitleniyorum. BDP’ye kızmak çok kolay. Hele PKK’ya kızmak çok kolay. Gerçekten ben de kızıyorum. Kızmanın ötesinde o gencecik yaşta ölen sivil ya da asker olsun, düşündükçe üzüntüden insanın nefesi kesiliyor. Devleti yönetenlerin üzülmesini de istemiyorum arada Başbakan kürsüde şiir okuyup, göz yaşlarını zor tutuyor bunlar iyi inani şeyler ama devlet adamının, ülkeyi yönetenlerin yapması gereken bunlar değil.

Ne yapması gerekiyor?

Ağlamasınlar. Hukuku çağdaş normlara getirsinler. Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu bunlar arkaik kaldı artık. Bunları değiştirsinler ve bunların gereğini yerine getirsinler. Medya Mahallesi’nde uzun uzun tartıştık. Balyoz Davası’nda üç ya da dördüncü evre olan savunmanın delillerinin ve talepkerinin gündeme alınıp, değerlendirilmesi, dinlenmesi faslı atlandı. Bu ne demek? Böyle bir şey yok. “Nasılsa yargıtay var, nasılsa İnsan Hakları Mahkemesi var” diyemeyiz. Bu süreç en az iki yıl. Ne olacak peki? Bu kadar vahim bir şey olabilir mi? Belki içeride insan ölecek. Bir toparlama yapılmış. Ergenekon’da beş kişi kansere yakalanıp hayatını kaybetmiş, yedi kişi ağır hasta. Kaşif Kozinoğlu gibi kişiler de kalp krizi sonucu ölüyorlar. İnsan hayatı bu kadar bedava mı? Açlık grevi hakkında talimat verenleri, destekleyenleri köpüre köpüre suçlarken “Bir dakika” deyip kendine geleceksin. “Ben de bunu burada ölüme yatırdım. Bu hakim ve mahkeme heyeti bunu atladı. Ben buna göz yummakla kalmadım bir de bunu yapabilmesini sağlayacak yasa çıkardım apar topar” diyeceksin. Bunun üzerine avukatların boykotu oldu. Avukatların eğer geçerli mazeretleri yoksa “yokluklarından hüküm verilebilir” maddesi eklendi. Bu madde sırf Balyoz için eklendi. Yine başa dönelim. Hukuk Öcalan’a da lazım İlker Başbuğ’a da lazım ya da açlık grevindekileri de lazım yıllardır neden yargılandıklarını bilmeyen Ergenekon tutuklularına lazım, Soner Yalçın’a çok lazım. Çünkü Soner Yalçın gerçekten niye içeride olduğunu biliyor, siyaseten içeride. Bir şey yapmasına gerek olmadan içeri atıldığını biliyor. Ama sesini duyuramadan yıl dolduracak, buna kimin hakkı var.

RÖPORTAJIN İKİNCİ BÖLÜMÜNDE NELER OLACAK?

PKK hakkında ne düşünüyor?

Gazetelerin TV ekranlarında okunması yasağını nasıl değerlendiriyor?

Yasağı delerken hangi örneği veriyor?

Bülent Arınç’a neyi öneriyor?

Reklamlar

Etiketlendi:, , , , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: