Aylık arşivler: Kasım 2012

ÖĞRETMENLER GÜNÜ MESAJI


Nurullah AYDIN

24 Kasım 2012-ANKARA

ÖGRETMEN GÜNÜ MESAJI

Öğretmenlik mesleği; yararlı, yapıcı, yaratıcı, iyi bir insan ve iyi bir vatandaş olarak yetiştirme sanatıdır. Yetişmekte olan çocuk ve gençleri, ailesi, çevresi, milleti, devleti ve vatanı için daima bilinçli kılmak çabasıdır.

Öğretmenlerin yetiştirdiği çocuklar, gençler; ailesini ve milletini mutlu kılar, ülkesini kalkındırır, devletini güçlendirir. Bu bakımdan, milletin, devletin ve yurdun geleceği, ekonomik yönden kalkınması her şeyden önce öğretmenlerin mesleklerinde göstereceği. başarıya bağlıdır.

Öğretmenlik; Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir.

Öğretmenlik mesleğine hazırlık; genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyon ile sağlanır.

Uygulamada; öğretmenlik mesleğine hiç önem verilmemiş, öğretmen kalitesi gün geçtikçe daha çok düşmüş ve öğretmenlikle ilgili sorunlar devamlı artmıştır.

– Öğretmenlikten gelen bürokratlar ve parlamenterler, öğretmenlik mesleği ve sorunları ile ilgilenmiyorlar.

– Öğretmenleri en çok rahatsız eden ve politikaya yönelten sorunlardan biri de, yöneticilik görevlerinin, meslekteki başarıya göre değil, partilere ve politikacılara hizmetteki başarıya göre verilmesidir.

– Öğretmenlerin, hizmet öncesinde iyi yetişmesi sağlanamıyor.

– Öğretmenlerin hizmet içi eğitimi yeterince yapılamıyor.

– Öğretmenlik mesleği toplumda değerini ciddi anlamda kaybetmiştir.

– Öğretmen yetiştirme işini planlayan ve yürüten sorumlu bir kuruluş yoktur.

– Öğretmenler, ekonomik bakımdan büyük sıkıntı içindedir.

Tarih boyunca her toplumda öğretmenler, toplumun en fedakar ve saygıdeğer insanlarıdır.

Okullarda öğretim görevi güvenilir ellere verilmeli,

çocukların öğretmenliği, kendilerine hem bir meslek, hem bir ülkü sayacak üstün ve saygıdeğer öğretmenler tarafından yetiştirilmesi sağlanmalı,

öğretmenlik, diğer serbest ve yüksek meslekler gibi, ilerlemeye ve geçim rahatlığı sağlamaya elverişli bir meslek durumuna konulmalıdır.

Öğretmenler; Türk Milleti’nin kalkınmasını, gelişmesini, rahat ve huzurunu, siz sağlayacak ve siz koruyacaksınız ve mutlaka başarıya ulaşacaksınız. Sarsılmaz inancımla Türk Milleti’nin ve Türk Devleti’nin sizlerle gelişeceğine, ilerleyeceğine, dünya milletleri arasında layık olduğu saygın yeri alacağına inanıyorum.

Bütün öğretmenlerin öğretmenler gününü kutlarım.

Günün SözÜ: Akıl ve Bilime dayanmayan eğitim, köle ruhlu insan yetiştirir.

Yaz.docx

ARAPLAR VE YAHUDİLER KİM?


Nurullah AYDIN

22 Kasım 2012-ANKARA

ARAPLAR VE YAHUDİLER

Onlar kardeş çocuklarıdır.

Urfalı Peygamber İbrahim’in eşi Sare’den olma oğlu İshak Yahudilerin atasıdır.

Urfalı Peygamber İbrahim’in cariyesi Hacer’den olma İsmail Arapların atasıdır.

Kur’an’da geçen peygamberler; Yahudi liderleri, kralları, peygamberleridir.

Kur’an’da başkaca topluma ait peygamber ismi geçmez.

İslam Peygamberi; Müslümanlarla Yahudiler arasında geçen Hayber Savaşı’nda kocası ölen, kendisi de esir düşerek Peygamber’e ganimet payı olarak ayrılan, Musa’nın kardeşi Harun’un neslinden olanBeni Nadir Yahudilerinin lideri Huyey bin Ahtab’ın kızı olan Safiyye ile evlidir. Ve Peygamber’in 12 eşinden 10.eşidir.

Yahudi’lerde ırk ve din, adeta bütünleşmiştir. Yahudi olmayan Musevî ve Musevî olmayan Yahudi, hemen hemen yok gibidir. Ancak İllumünate, Siyonizm, Masonluk, Tevrat, Talmud, Kabbala odaklı yahudi ayrışması günümüzde belirginleşmiştir.

Müslümanların Yahudilere bakışını Kur’an belirler.

Kur’an’da; Yahudilerle alakalı değişik birçok ayet bulunmakta ve genel olarak Yahudinin yapısı, karakteri, fiilleri anlatılmaktadır.

Bakara 61; “Onların üzerine horluk ve yoksulluk yüklendi. Allah’ın gazabına uğradılar. Bu Allah’ın ayetlerini inkar ettiklerinden ve haksız yere Hz. Zekeriya, Hz. Yahya ve Hz. Şuayb gibi peygamberleri öldürerek isyan etmelerinden ve aşırı gitmelerindendir.”

Maide 64; “Bir de Yahudiler, Allah’ın eli bağlıdır, cömert değildir, dediler. Bu dedikleri söz sebebiyle, elleri hayır yapmak hususunda bağlandı ve lanetlendiler. Doğrusu Allah’ın kudret elleri açıktır, dilediği gibi ihsan eder. Andolsun ki, sana Rabbinden indirilen ayetler, onlardan bir çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır.”

İsra, 4; “Kitapta İsrailoğullarına şu hükmü verdik ki: “Doğrusu siz o ülkede iki defa fesat çıkaracaksınız ve çok kibirlenip böbürleneceksiniz.”

İsra, 5; “Bu ikisinden birincisinin vakti gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı göndereceğiz ve onlar bütün diyarlarınızı kontrol altına alacaklar, bu gerçekleştirilmesi gereken bir vaattir.”

İsra, 6; “Bunun ardından sizleri onlara galip getireceğiz, mallar ve çocuklarla size yardım edecek ve savaş halinde sayınızı artıracağız.”

İsra, 7; “Vaatlerden ikincisinin (başkaldırmanızın) ceza vakti geldiğinde (öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi kötü duruma soksunlar (üzüntüden suratlarınızın asılmasına sebep olsunlar) ve ilk kez girdikleri gibi yine Mescid’e (Kudüs’e) girsinler ve ele geçirdiklerini mahvetsinler.”

İsra 51; “Sana alaylı alaylı başını sallayacaklar ve ne zamandır, diyecekler. Sen, ‘yakında olması mümkündür’ de.”

İsra 104; “Sonra İsrailoğullarına bu memlekette siz oturun, diğerinin vakti gelince, hepinizi bir araya getiririz” dedik.

Haşr, 14; “Onlar toplu olarak sizinle savaşmazlar ancak müstahkem şehirlerde yahut surların ardında sizinle savaşmak isterler. Kendi aralarındaki çekişmeleri oldukça çetindir. Sen onları toplu sanırsın, oysa onların kalpleri dağınıktır. Öyledir, çünkü onlar aklını kullanmayan bir topluluktur”

Mâide 51; "Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onların bazısı, bazısının dostlarıdırlar. İçinizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki, o da onlardandır. Muhakkak ki Allah o zalimleri hidayete, doğru yola iletmez."

Hadîs olarak da; “Müslümanlar, Yahudilerle harp etmedikçe kıyamet kopmayacak. Harp olacak ve Müslümanlar onları yenip öldürecekler. Öyle ki, Yahudiler ağaç ve taşların arkasına saklanacaklar, o ağaç ve taşlar konuşarak, “Ey Müslüman, ey Allah’ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür,” diyecek. Sadece ⁄arkad ağacı haber vermeyecek, çünkü bu ağaç, onların ağacıdır.” (Ennihaye, cilt 1, shf. 87, 103, 104, 117, İbni Mace, cild: 2, shf: 1363; Müslim, cild: 4 Shf: 2239)

Peki ya Araplar!

Yahudiler hakkında 700 yılından öncesine ait bu tespitler yanında 7.yüzyıldan bugüne kadar 1400 yıllık süre içinde Araplar ne yapmıştır? Dünyanın en güvenilmez, kaypak, çıkarcı, fesat topluluğu olarak tanınmışlardır.

Onlar da peygamberin en yakın arkadaşları olan Ömer, Osman ve Ali’yi torunları Hasan’ı ve Hüseyin’i katletmişlerdir.

Peygamberin ölümü ile birlikte iktidar kavgasına girişmişlerdir. Emevi iktidarında peygamber soyuna zulümler yapmış, sürmüşlerdir. İslam’ın özünü savunan bilginlere işkenceler yapmışlardır.

Orta Asya’da Türkleri katliamdan geçirmişlerdir. Abbasi iktidarı ile Emevileri katletmişlerdir. Daha sonra Moğol istilası ile büyük felaketler yaşamışlardır.

Selçuklu ve Osmanlı döneminde sakin yaşayan Araplar yine fesatlıkları ve bozgunculukları ile Osmanlı Türklerini arkadan hançerlemiş, Hıristiyan İngiliz ve Fransızlarla birlikte hareket etmişlerdir. O günden itibaren ilahi gazap, Araplardan eksik olmamıştır.

Bütün Arap bölgesi; İngiliz ve Fransız işgaline uğramıştır. Arap ülkeleri; bağımsızlıklarını kazanmalarına rağmen İngiliz ve Fransız egemenliği altında onursuzca yaşamışlardır.

1948 yılında Yahudilerin İsrail devletini kurması ile Araplar; 1967 savaşının utancını yaşamış ve Arap dünyası rezil olmuş, suskunluğa bürünmüştür. Irak, Afganistan, Libya işgal ve kardeşlerinin katliamında Hıristiyanlarla birlikte hareket etmişlerdir. Arap baharı ile bu kez de kendi kendilerini katletmeye başlamışlardır.

İsrail ileri teknolojiye dayalı gücü ile Petrol zengini Arap dünyasına meydan okumaya devam etmektedir. İslam dünyası aç ve sefil iken onlar zenginlik içinde safahat içindedir.

Arap Müslümanlarının dünya Müslümanları derdi yoktur. Petrol denizinde yüzerler, Afrikalı Müslümanlara yardım etmezler. Doğu Türkistan ve Keşmir Müslümanlarının sorunlarıyla ilgilenmezler. Kardeşlik; Araplar için çıkar kardeşliğidir.

Şimdi Yahudiler ve Araplar arasındaki savaş ortamında Türkler nerede olmalı?

Günün Sözü; Fesatlık, bozgunculuk genlerinde var olan toplulukların gazaba uğramaları kaçınılmaz bir gerçekliktir.

Yaz.docx

FİLİSTİN İÇİN AĞLAYANLAR VE TÜRKİYE GERÇEĞİ


Nurullah AYDIN

21 Kasım 2012-ANKARA

FİLİSTİN İÇİN AĞLAYANLAR VE TÜRKİYE GERÇEĞİ

Uluslararası arenada izlenen siyasetin yanlışlığı, doğurduğu sonuçlarla kanıtlanmış oldu. Son on yılda ‘dışarıda güçlü bir Türkiye’ oluşturdukları izlenimini vermeye çalışanlar, bu süreçte tam bir göz boyama politikası uyguladı. Avrupa ve ABD sürekli Ortadoğu’da güçlenen bir Türkiye’nin oluştuğunu ve diğer Müslüman ülkelere örnek olması gerektiğini söyleyerek hükümeti pohpohladı; böylece kendilerine mükemmel bir müttefik bulmuş oldular. Muktedir olamayan iktidar, sırtı sıvazlanan bir çocuk gibi kendini kaybetti…

Bunun en dikkat çekici göstergelerinden biri İsrail’in Mavi Marmara katliamına karşı gösterilen çelimsiz tepki oldu. İsrail’e gösterilen tepkiler hep lafta kaldı. Sert söylemler takınıldı ama İsrail’e bırakın tazminat ödetmeyi, özür diletmeyi bile başaramadılar. İsrail’e karşı hiçbir alanda yaptırım uygulanmadı; aksine ticaret en yüksek hacmine çıkarıldı. Buna rağmen hep Türkiye ile İsrail, güya araları bozulmuş gibi, barıştırılmaya çalışıldı. One minute çıkışı yalnızca anlık, fevri bir çıkıştan ibaret kaldı.

Oluşturulan yanlış imajla Arap dünyasına örnek bir lider olarak gösterildi. Ardından emperyalist Batı, Suriye’deki problemi Türkiye’nin üzerine yıkmaya çabaladı. Avrupa ve ABD Türkiye’yi kışkırttı, Rusya ve Çin, Esad’a destek verdi. İktidar bu oyuna alet oldu. Suriye’de bir Türk uçağı düşürüldü ve uçağı kimin düşürdüğü halen belirlenemedi. Türkiye krizi yönetmeyi başaramadı. Akçakale’ye saldırı düzenlendi. Rusya’dan Suriye’ye giden bir yolcu uçağına el konuldu. Bütün bunlar telaşlı bir çabayla ve anlık kararlarla alındı. İktidar meseleyi yüzüne gözüne bulaştırdı. Sonuçta Suriye ile Türkiye savaşın eşiğine geldi.

3 Kasım 2002 seçimlerinin ardından iktidarı sıfır terörle teslim alanların pasif tutumu sonucu Türkiye, terörle mücadelede ağır bedeller ödedi. İktidarın Kürt açılımı adı altında terörle mücadele yerine müzakereyi tercih etmesi, eli silahlı eşkıyayı daha da azdırdı ve son 10 yılda meydana gelen terör olaylarında toplam 818 asker şehit oldu.

Fuhuş suçu 8 yılda yüzde 220 oranında arttı

Fuhuş suçundan 2002 yılında 2669 kişi hakkında dava açıldı. Bu sayı 2007 yılında 4494’e, 2010 yılı sonu itibariyle de 8409’a ulaştı. Fuhuş suçu 8 yılda yüzde 220 oranında arttı.

Çocuk istismarları 8 yılda yüzde 125 artış gösterdi

Cinsel saldırı ve çocuk istismarları 2002 yılında 16 bin 043 sanık hakkında dava açılmışken, bu sayı 2007 yılı sonu itibariyle 19 bin 162’ye ve 2010 yılı sonu itibariyle de 35 bin 760’a ulaşarak 8 yılda yaklaşık yüzde 125’lik bir artış gösterdi. Bu dönemde toplam 183 çocuk çeşitli sebeplerle yaşamını yitirdi.

Alkol tüketimi 4 kat arttı kullanım yaşı düştü

2002 yılı öncesi Türkiye’de 583 milyon litre içki tüketiliyordu. Devletin resmi kayıtlarına göre 2010 yılı itibariyle Türkiye’deki içki tüketimi 2 milyar litreye ulaştı. Yani içki tüketimi 4 katına çıktı. 1O sene önce içkiye başlama yaşı 15- 16 iken bugün 11’e düştü.

Boşanma oranı artıyor

Toplumun çekirdeğini oluşturan aile kurumu da yaşanan yozlaşmadan nasibini aldı. 2011 boşanma istatistiklerine göre, 2010 yılının 2. döneminde 33 bin 139 çift boşanırken, 2011 yılının 2. döneminde 33 bin 702 çift boşandı. 2011 yılı ikinci döneminde meydana gelen boşanmaların yüzde 40,1’i evliliğin ilk 5 yıl içinde, yüzde 24,3’ü ise 16 yıl ve daha fazla süre evli olan çiftlerde gerçekleşti.

Toprak satışında Türkiye’nin yüzde 10’u gözden çıkarıldı

2002’den bu yana, yabancılara yapılan toprak satışı dudak uçuklatacak seviyelere ulaştı. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün Ocak 2012 verilerine göre Hatay’da 1974 yabancıya, 1320 parselde toplam 3 milyon 722 bin 824 metrekare toprak satıldı. Yani Hatay’ın yarıdan fazlası yabancılara satıldı. Eskiden bir ilin en fazla binde onu satılabilirken günümüzde ise bu oran Türkiye’nin yüzde 10’unu geçmez diye değiştirildi. Yani Türkiye’nin bu manada yüzde 10’u gözden çıkarılmış durumda. Hatay’ın yarıdan fazlası satılırken Konya arazilerinin ise yüzde 7’si yabancılara satıldı.

Cumhuriyet tarihinin borç rekoru

IMF’ye olan 20 milyar dolarlık borcu bitirmekle övünenler, iktidara geldiği tarihteki iç ve dış borç miktarıyla bugünkü toplam borç miktarını ise hiç gündeme getirmiyor. 2002 tarihinde Türkiye’nin dış borcu 130 milyar dolarken, 2012 Mart sonu itibariyle 307 milyar dolara çıktı. Aynı şekilde 2002’de 92 milyar dolar olan iç borç da 306 milyar dolara yükseldi.

2002’de 232 milyar liradan devraldığı Türkiye’nin merkezi yönetim brüt borç stokunu, 31 Ocak 2012 itibariyle 514 milyar 834.4 milyon lira düzeyine çıkartarak 80 yılda yapılamayanı yaptı. Rekor borç artışı, büyük oranda piyasadan yapılan borçlanmadan kaynaklandı. Derviş-Fischer modelinin gerektirdiği gibi yüksek faiz-düşük kur politikasını dünyadaki en yüksek reel faizi vererek uygulayanlar, rantiyeyi ve bankaları ihya ederken, vatandaşı ise kredi ve kredi kartlarına mahkum etti. Ailelerin borç yükü katlandıkça katlandı.

Memleketin değerleri "Babalar gibi" satıldı

Türkiye ekonomisinin yapısal sorunları olan bütçe açığı, cari açık ve tasarruf açığını çözmek adına hiçbir somut adım atamayanlar, bu sene bütçedeki açık hedefini bile tutturamadı ve 10 yılın bir özeti olarak faturayı her zamanki gibi vatandaşa ödetti. Bir defaya mahsus olarak konulup kalıcı hale getirilen vergilerle, vergilerde yapılan artışlarla, zamlarla vatandaşın alım gücü iyice düşürüldü, kredilere ve kredi kartlarına bağımlı hale getirildi. Türkiye’nin en önemli ve stratejik kuruluşları, birkaç senelik cirosu karşılığında "babalar gibi" satıldı. Yapılan özelleştirme tutarı, bir senelik faiz ödemesinin biraz üstünde yer alırken, borç ödemek için eldekinin avuçtakinin satılması "müflis tüccar" misalini hatırlattı.

Gerçekler vatandaştan gizlendi

İhracattaki rekorlardan bahseden, ancak ithalattaki rekoru es geçenler, güvenilirliği şüpheli verilerle "pembe tablolar" çizdi. Makyajlarla, pansuman tedbirlerle, borçlanmalarla gideceği yere kadar gitsin istenen ekonominin gerçekleri vatandaştan devamlı saklandı.

Ne diyelim. Halk hala bunları Müslüman kimlikleri sağcı kimlikleri nedeniyle desteliyor.

Ağlamaya devam, istismara devam, sömürülmeye devam.

Günün Sözü: Devlet adamı kendi milletinin sorunlarını düşünen ve çözüm bulandır.

Yaz.docx

ARAPLARA GÜVENİLMEZ


Nurullah AYDIN

19 Kasım 2012-ANKARA

ARAPLARA GÜVENİLMEZ

Hergün mehmetçik şehit olurken, güneydoğu da çatışmalar tüm şiddetiyle sürerken, İslamcılar cami cemaati, cuma namazı sonrası terörü, terör örgütünü protesto etmezler.

Yardım kuruluşları şehit ailelerine yardımı düşünmezler.

Gazze diye bir yer var, terör üssü. Orası için ağıt yakarlar. Gazze neresi, orada yaşayanlar kim? Papağan gibi Gazze-Filistin diye sayıklayanlar kim? Neden niçin bu ağıtlar?

Türkiye’nin İslamcıları neden Filistin ağıtı ile yaşarlar?

Arap Milliyetçiliğinin öncüsü Müslüman değil, Hıristiyan Araplardır.

Suriye karşıtı örgütlenmenin başına Hıristiyan Arap’ı getirdiler. Ama Türkiye İslamcıları yine de Müslüman Esad yerine Hıristiyan Arap’ın yanında yer alıyor. Şimdi bu çelişki değil midir?

Bakın; Araplar denilen topluluk tarihin en soysuz en karanlık, en ikiyüzlü, en hain topluluğudur.

Nasıl mı?

Onlar; para şehvet servet gösteriş meraklısı bir toplumdur.

Onlar; övülmeyi severler.

Onlar; karaktersizlerdir.

Onlar; dönektirler.

Onlar; çıkarı için en sevdiğine bile ihanet ederler.

Onların Allah inancı; yüzeyseldir.

Onların Tarihleri; katliamlarla doludur.

Onların hepsi; Müslümanlığı kabul etmemişlerdir.

Onların En nefret ettikleri; Türklerdir.

Onların En sevdikleri; Amerikalılar, İngilizler, Fransızlardır.

Hz.Muhammed hakkı, dürüstlüğü, adaleti, eşitliği, özgürlüğü, kardeşliği önerdi.

Onlar ki; Hz.Muhammed’in en yakın ikinci arkadaşı Ömer’i katlettiler.

Onlar ki; Hz.Muhammed’in en yakın üçüncü arkadaşı Osman’ı katlettiler.

Onlar ki; Hz.Muhammed’in en yakın dördüncü arkadaşı Ali’yi katlettiler.

Onlar ki; Hz.Muhammed’in torunu Hasan’ı katlettiler.

Onlar ki; Hz.Muhammedin torunu Hüseyin’i katlettiler.

Onlar ki; Hz.Muhammedin soyu olan Haşimileri Orta Asya ve Endülüs’e sürdüler.

Onlar ki; Hz.Muhammed’in soyunu Mekke ve Medine’den uzaklaştırdılar.

Onlar ki; Muaviye ve Yezid devlet anlayışını tercih ettiler.

Onlar ki; Abbasi iktidarında Emevi liderlerini mezarlarından çıkarıp işkence yaptılar.

Onlar ki; Türklere ihanet etti, kahpece arkadan vurdu.

I. Dünya Savaşı’nda Mekke Şerifi Hüseyin Hicaz’da bazı Arap bedevi kabilelerini ayaklandırarak 1916′da İngilizlerle işbirliği yaptı, Osmanlı’ya isyan etti ve ordumuzu arkadan vurdu.

Arap Yarımadası’na oluk gibi akan İngiliz altınları bedevileri, Osmanlıya isyan ettirmiştir.

Kıbrıs davasında sürekli Rumların yanında yer almışlardır.

Onlar ki; Petrol denizindeler ama dünya Müslümanları açlıktan kırılmaktadır.

Onlar ki; Arabistan’da şeriat derler batı ülkelerinde batılı gibi yaşarlar.

Değişimleri at gözlüğüyle takip edenlerin Türkiye cumhuriyetini, Türk Milleti’ni, Türk Devleti’ni anlamasını ve benimsemesini beklemiyoruz. Ancak Türk Milleti’nin duyarlı zinde güçleri sabırla metanetle gerçekleri anlıyor ve gereğini yapacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti, gölgesinden korkanların değil yedi düvele meydan okuyanların omuzlarında yükselmiştir.

Batıyorlar, kendileri ile birlikte ülkeyi de batırıyorlar.

Türkiyeli İslamcı Arapçıların; Arap hayranlığı, hayali Osmanlı fedaral devleti özlemi ile Türkiye parçalanma eşiğinde. Ama onlar hala duyarsız, ruhsuz kimliksiz ve kişiliksiz. Onlar insanları aldatmaya devam ediyorlar.

İngiliz ve Fransız ihanetini gözardı etmek uğruna onların oyununa gelerek sadece İsrail düşmanlığı yapıyorlar. Siz destek verin ya da vermeyin, bu millete, topraklara, bayrağa yönelecek her türlü tehdit karşısında bizi bulacaktır.

Günün Sözü: Sığ derede yüzmekte zorlananlar, engin denizlere açılmaya cesaret edemez.

Yaz.docx

ÖNEMLİ !!! — Zihin Kontrolü mağduru iseniz size yardımcı olmamız için lütfen bizimle iletişi me geçin !!!! — ÖNEMLİ !!!


Sayın Üyeler;

Sizlere dünyada geçerli ve halen kullanılan yada kullanılmak üzere üzerinde çalışmaları devam eden bir çok proje hakkında bilgi vermeye çalışıyoruz.

Bunlar arasında aşağıda bahsettiğimiz bir çok teknoloji de mevcut.

Echelon & Cornivera,Enfopol,DIG-INT, MicroWave,

SIG-NET, SIG-INT, HUMINT, Agent Network, OSINT,IMINT, MASINT,

ECHELON & Carnivera & Promis & Dig-Int & KEYSMART

EDG : Elektro Manyetik Dinleme,Tempest,TETRA, QEEG

Uzaktan Zihin Kontrolü, NöroPsikolojik Checkup ve Zihin Haritalama,

Uydu haberleşme sistemleri, Project L.U.C.I.D.,UKUSA,

Dijital iletişim, GPS & GPRS sistemleri,

Elektro-Manyetik istihbarat sistemleri,

İstihbarat iletim ürünleri, Askeri istihbarat teknolojisi,

Mind Control / Zihin kontrol teknolojisi ve kullanım alanları,

Ama özellikle ZİHİN KONTROLÜ çalışmaları üzerinde duruyoruz.

Bu konuda geçmişteki uygulamaları ve günümüzdeki gelişimi hakkında detaylı paylaşımlar yapıyoruz.

Öncelikli hedefimiz ilk etapta Türkiye’de daha ileriki zamanlarda da Dünya üzerinde bu teknolojinin mağduru olmuş vatandaşlarımıza yada mağduru olduğunu iddia edenlere;

1. Gerekli Tıbbi desteği,

2. Gerekli Hukuki desteği,

3. Gerekli Adli/Polis desteği ,

Sağlamaktır.

Eğer grup içerisinde, Zihin Kontrolü Teknolojisi mağduru olan yada mağdur olduğunu iddia eden üyelerimiz varsa kendilerine gerekli desteği verebilmemiz için lütfen bizimle acilen irtibat kursunlar.

Yukarıda belirttiğimiz tüm destek yardımları tarafımızdan hiçbir ücret alınmadan yerine getirilecektir.

İrtibat E-Posta : Ozel.Buro

ÖZEL BÜRO AÇIK BİLGİ AĞI

İNANIN VE GÜVENİN


Nurullah AYDIN

18 Kasım 2012-ANKARA

İNANIN ve GÜVENİN

Evet insanoğlunun tarih boyunca en çok duyduğu cümle!

Kim tarafında mı söylenmiş? Yönetmek isteyen hemen herkes tarafından! Siyasi liderden futbol teknik direktörüne, basit bir dernek başkanlığından, bürokratik makama, siyasetten devlet yönetimine talip olan hemen herkes bu tılsımlı cümleyi kullanıyor.

Peki ama bu cümle nasıl etki yapıyor ki birçok insan inanıyor, güveniyor. Bunda ya din ya ideoloji ya menfaat temini vaadi önemli rol oynar.

İnanmada ve güvende; kitlelerin kültür düzeyi, eğitim seviyesi, ekonomik durumu, dini değerlerinin önemliliği rol oynar.

Tabi istismar denilen tılsımlı sözcük ise önemli rol oynar. Kim daha iyi laf cambazlığı yapar, kim daha iyi kıvırır, sözcükleri eğip büker yığınlara ona yönelmesi kaçınılmazdır.

Hayal kırıklıkları ise bir süre sonra başlar. Bu kez tekrar yalan, dolan, talanla örtbas edilmeye başlar. Gündemler değiştirilir.

İstismar için gerekli veriler vardır. Ve bunlar hoyratça, inatça kullanılır.

Ne diyorlar; fırsat bulup da halkın içine giremeyenler var.

Oysa; kendilerinin girdikleri halk istismar ettikleri halk kesimi.

Gelişmeyi, kalkınmayı, refahı; inkar politikaları, terör, ihmal, yatırımsızlık, işsizlik, yoksulluk kaybettirdi. Taş her zaman kazandı, ama çömlek her zaman kaybetti. Gençler, analar, babalar, nice nesiller kaybetti ama fesat odakları kazandı, silah tüccarları her zaman kazandı.

İşte bu dönemler devam ediyor. Başka adla yalan dolanla. Her türlü girişim birer illizyonist maharetiyle tersyüz ediliyor.

Her gelen iktidar; yeni bir dönem, yeni bir süreç başlattığını ileri sürer. Herkesi kucakladıklarını ve herkese eşit mesafede durduklarını söylerler ama tam tersini yapar, yandaşlarını nemalandırırlar.

Ne derler; Biz size efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya geldik.

Oysa; tam tersine halkı hizmetkar yaparlar. Kendileri ve yakınlarının bir şeyi yokken, iktidar gücü ile Karun gibi zenginleşirler. Halk yığınlarını ise oyalarlar..

Ne derler; Bize inanın bize güvenin..

Oysa; inancı da tersyüz ederler güveni de. Hayal kırıklıkları yaşatırlar.

Biz, yıllardır devam eden bir kısırdöngüyü kırıyoruz. Biz, her şeyi ama herşeyi istismar edenlerden, tek tek o istismar araçlarını çekip alacağız. Eğitimsizliği istismar edenler şimdi okullardan korkuyorlar. Yoksulluğu istismar edenler şimdi yatırımlardan korkuyorlar. Yol yok, su yok, okul yok, hastane yok diyerek ülke insanlarını aldattılar.

Yaygara kopartan din bezirganları var, demokrasi ve özgürlük şarlatanları var. Bunun yaygarasını koparan medya var. Ne yaparlarsa yapsınlar halk gerçeği görüyor.

Türk Milleti’nin, milli birliğe, milli dirilişe özlemi doğru değerlendirilmelidir.

Sizler bizim arkamızda durdukça, bu can bu tende durdukça durmak yok, yola devam diyoruz. Şimdi aydınlanmadan korkuyorlar. Türkiye’deki değişimi birlikte gerçekleştireceğiz, Türkiye’yi demokrasi üzerinde birlikte inşa edeceğiz. Türkiye’nin ufkunu birlikte açacak, Türkiye’nin umudunu birlikte çoğaltacağız.

Sizin bu gayretlerinizle, bizler de inançla, azimle, gayretle yeniden bilime göre düşünen ve yaşayan büyük Türkiye’yi kuracağız. El ele, gönül gönüle hep birlikte geleceğe koşacağız.

Bizim gidemediğimiz yere, eserlerimiz gidiyor, yazılarımız gidiyor. Bundan sonra kendimiz geleceğiz.

Bu vatanın varlığını bekasını düşünen herkesi; kimsenin diline, inancına, etnik kökenine, zenginliğine, fakirliğine bakmadan, iline, ilçesine, bölgesine bakmadan, seviyorum.

Bir şey değişir, her şey değişir. Bir kapı aralanır, her yer aydınlanır. Bir küçük adım atılır, o adım büyüyerek atılıma dönüşür.

Biz bir kapı araladık, biz bir adım attık, biz gönlümüzü açtık. Türk Milleti’nin gönül genişliği herkesi tekrar kucaklayacaktır.

Türk’ün Tuğ’u yeniden göklere uzanacak. Davulların ve közlerin sesi dünya da ve evrende yeniden yankılanacaktır.

Ayyıldızlı bayrağın yeryüzünün ve gökyüzünün her yerinde dalgalanacağı büyük yürüyüş başlayacaktır.

Türk Milleti’nin Türk Devleti’nin emanetini korumaya azmedenler bir ve beraber olacaktır.

Selam olsun herkese!

Günün Sözü: Aklı ve bilimi esas alan gönlü açık olan insana inan ve güven.

Yaz.docx

Zahide Uçar: Irak’ın Üzerine Bush, Türkiye’nin Üzerine AKP Düştü


Bush’un temsil ettiği küresel şirketler Irak’a demokrasi oyunuyla bombalar yağdırdı. AKP demokrasi oyunuyla ülkeyi bölünme ve iç savaş sürecine soktu.

Küresel şirketler Irak ve Libya’yı bombalarla soydu. Bombalarla parçalıyor. Türkiye’yi Erdoğan-Gül ikilisiyle parçalanma sürecine soktu.

Yargı ve yandaş basın (AB-D)’den yönetiliyor.

Ordu CİA tarafından kıskaca alındı. ABD açık bir savaşta alamayacağı sayıda Türk Silahlı Kuvvetler mensubunu esir aldı.

Bir yasa ile Özel güvenlik şirketleri kuruldu. Bütün resmi ve resmi olmayan kurumların güvenliği bu özel güvenlik şirketlerine devredildi. Özel güvenlik şirketlerinin çoğu yabancıların eline geçti. Bu durumda yabancıların ülkemizde silahlı güç bulundurduğunu da düşünmemiz gerekir. Bu şirketlerin güvenlik elemanı adı altında ne kadar yabancı ajan çalıştırdığını bilmiyoruz.

Ülke insanı Erdoğan’ın 10 yıldır sistemli bir şekilde sürdürdüğü gerilim politikaları ile patlamaya hazır bir bombaya dönüştürüldü. Ülkemizde cirit atan ajanların bu gerilimi ateşlemeyeceğini kimse söyleyemez.

AKP bombardımanından nasibini almayan kalmadı. Tarihimiz, dinimiz, geleneklerimiz, iç ve dış politikamız, maddi değerlerimiz, kıymetli taşınmazlarımız… Dağ, taş, sularımız, börtü-böcek bile kendini bu saldırıdan kurtaramadı. Pirana gibiydiler. Ülkeyi kin, nefret ve açlıkla kemirdiler. Ne doydular, ne utandılar.

İkiz yasalar DSP+MHP+ANAP koalisyon hükümetince hazırlandı. Alt komisyona geldi ama koalisyon vekillerince ülkeyi bölünmeye götürür diye itiraz edildi. Yasa çıkmadan koalisyon yıkıldı. AKP’nin ilk işi ikiz yasaları çıkartmak oldu. Çünkü Kürdistan’ı kurmak, Anadolu’yu Müslüman Türklerden almak, Mareşal Mustafa Kemal Atatürk adını silerek 7 düvelin 100 yıllık kuyruk acısının intikamı almak üzere programlanmışlardı.

Irak’a, Libya’ya bombalarla giren küresel şirketler, Türkiye’ye AKP ile girdi. Gül ve Erdoğan ikilisinin kontrolündeki AKP Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerine atılmış biyolojik bir bombadır. Bombalar nasıl her şeyi yakıp-yıkıp geçerse, AKP terörü de aynı yıkımları yaptı.

İngiltere rehberliğinde PKK ile yapılan Oslo görüşmelerinde verilen sözler AKP tarafından işgal edilen mecliste yasalaştırıldı. Geriye; sapık uyuşturucu taciri bebek katilinden bir Mandela çıkarmak kaldı.

Ülkenin üzerine atılan biyolojik silah AKP’nin 10 yıllık sürecini bir hatırlayalım:

Bebek katili ömür boyu hapse mahkum olmuş. Terör nerede ise sıfıra inmiş. Güneydoğu’da halk ticaretini, işini yapar hale gelmiş.

AKP bombası ülkenin üzerine düştüğü andan itibaren her şey ters yüz oluyor. Medya işgal ve bölünmeye uygun hale getiriliyor. Ne kadar cahil, cazgır, etki ajanı varsa köşelere yerleştiriliyor.

Erdoğan “Diyarbakır BOP’un yıldızı olabilir” dediğinde aslında Yahudi Kürt Devleti’nin Başkentini ilan ediyordu, anlamadılar. Diyarbakır’da söylediği “Kürt problemi vardır” sözü ile Kürt vatandaşlarımızı problem olarak ilan edip PKK’nın kucağına itti. Türk Milletinin onuruna tecavüz eden Habur gösterisi ile Kürt vatandaşlarımıza PKK sizin temsilcinizdir mesajı verildi.

İngilizler’in 150 yıllık planı bu sefer Amerika üzerinden AKP eli ile tıkır tıkır yürütülüyordu.

Askeri kışlasına hapsettiler. Irak Türkmenlerini Barzani’ye peşkeş çektiler.

Bizans medyasının etki ajanları sabah-akşam sürekli Kürtçülük pompalıyordu. PKK metropollere taşındı. Yaktılar, yıktılar. Haberler hep şöyle veriliyordu:

Molotof kokteyli atan, araba ve dükkanları yakan PKK yandaşları ara sokaklara dağılarak kayboldu(!)..

Kimse şu soruyu sormadı:

Yakıp yıkmadan, en fazla yumurta atan 600 öğrenciyi şıp diye yakalayıp hapse tıkanlar, bu PKK’lı teröristleri ara sokaklarda nasıl kaybediyor? Ara sokaklarda polisin yetkisi yok mu? Ara sokaklar PKK’nın kontrolüne mi terk edildi?

Aslında iş başkaydı. Halkı bıktırma, yıldırma politikası izleniyordu.

PKK’lı belediyeler 10 yıldır yasaları çiğneye çiğneye makamlarında oturuyor. AKP’nin PKK’lı belediyelerle bir sorunu yoktur. Çünkü amaç aynı, hizmet aynı, efendileri aynıdır…

Basının etki ajanları 10 yıldır üzerimize PKK kusuyor. PKK ile yatıp PKK ile kalkıyor. Bazılarının aklı Kandil’de kalıyor.

Bu Bizans medyasının etki ajanlarına bakarsanız ülke nüfusunun %80’i Kürt, Kürtlerin de hepsi PKK’lı zannedersiniz.

Milletin çoğunluğuna azınlık duygusu yaşatmak için psikolojik savaş yöntemlerinin en ahlaksızını kullananlar bin bir kimlik altında boy gösteriyor.

Türk Milletine AKP ve sözde muhalefet tarafından tek bir çözüm gösteriliyor:

AKP PKK terörünü önce azdırdı. Azması için gerekli tüm argümanları PKK ya sundu. Dizi dizi Mehmetçiklerimiz tabutlar içinde baba ocaklarına yollandı. İsteniyordu ki halk bıksın, bezsin, önüne konan ihanet çözümlerine evet desin.. Artık bu iş toprak verilmeden çözülmez, Kürdistan’ın kurulması kaçınılmazdır desin, ikna olsun

“Analar ağlamasın” diyerek annelerin en ulvi duyguları adice istismar edildi. Türk Milletine psikolojik operasyonların en alçakları yapıldı.

AKP çözümler gösterdi, muhalefet o gösterilen çözümleri tartışarak AKP’nin ortaya bıraktığı bombaya meşruiyet kazandırdı.

Gerçekte ne AKP bildiğimiz bir siyasi partiydi, ne programı bu milletin bir programıydı?

AKP Türk Milletinin üzerine Küresel şirketler tarafından bırakılmış bir BOMBAYDI.

Oysa çok farklı çözümler ortaya konabilir, AKP’nin dayatması dışında çözümler üretilebilirdi.

Mesela;

Toprak reformu önerilmeli, Güneydoğu’da ve metropollerde gençlik kampları açılmalıydı. Bu kamplarda küresel şirketlerin BOP’nin asıl merkezinde olan Türkiye üzerindeki emelleri Kürt gençlere anlatılmalıydı. 4 ülkeden koparılması planlanan topraklar üzerinde kurulacak olan devletin gerçekte Kürdistan değil, Büyük İsrail devleti olacağı anlatılmalıydı.

Kürtlere öncülük ediyoruz diyenlerin hangi yabancı istihbarat kuruluşları ile bağlantılı olduğu, Kürt gençlerinin kanı üzerinden sürdürdükleri uyuşturucu-para trafiği belgeleri ile anlatılmalıydı.

PKK’nın ilk saldırdığı köylerin Ermeni kalkışmasında direnen köylerin olduğu ve Büyük İsrail’in yanında bir de Büyük Ermenistan planının devreye sokulduğu anlatılmalıydı. Yani SEVR planının güncellenip işleme konduğu, bu plan içinde sadece Türk Milletine değil, kendini milletten farklı sayan Kürtlere de yer olmadığı anlatılabilirdi.

Şimdi önümüze tek bir proje konuyor: Özerklikten federasyona giden yol ve Güneydoğu bölgemizin planlanan kukla devlete eklenmesi…

Biz de diyoruz ki;

Bir;

Tarihte Kürdistan diye bir devlet hiç var olmadı. Ve biz Kürdistan diye bir yeri işgal etmedik. Yavuz Sultan Selim’in Ebu Suud denilen bir devşirmenin fetvası ile Türkmen kıyımı yapması ve bu kıyımdan canını kurtaran Türkmenlerin İran’a göç etmeleri neticesinde boşalan o bölgeye Kürtler yerleştirildi. O bölgede kalan Türk Boylarını Kürt aşiretleri asimile ederek Kürtleştirdi. Osmanlı’nın para karşılığında Kürt aşiret ağalarına yetki vermesi ile bölge aşiret-ağa-tarikatler üçgeninde bir bataklığa döndü.

Öncelikle bunu bilecekler.

İki;

Biz bir savaş kaybetmedik. Savaş topyekün yapılır. Yapılan saldırıya karşı savunma durumunda olmak savaşmak değildir. Toprak savaşılmadan verilmez. Türk milleti ile “ki, bu tarifin yanında milletine bağlı Kürtler de var” savaşmayı gözleri yiyor mu?

Üç;

PKK’yı destekleyenlerin mallarına ve paralarına el konulmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kabul etmeyenlerin vatandaşlıktan çıkartılması gündeme gelmelidir. Kabul etmedikleri bir devletin imkanlarından faydalanamazlar.

TÜRK MİLLETİ DAHA SON SÖZÜNÜ SÖYLEMEDİ.

UYARIDIR:

Oynarken çulunuzu yırttırmayın!!..

Tarih İngiliz kaşığı ile Damat Ferit boku karıştıranların sonunu ibretle yazacaktır.

NOT:

İşgalci artıklarına;

Ya Türkler de ölüm orucuna başlarsa haliniz ne olur…

İLK KURŞUN

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: