Kategori arşivi: Duyuru

AVUKATLAR GÜNÜ MESAJI


Nurullah AYDIN

4 Nisan 2014-ANKARA

AVUKATLAR GÜNÜ MESAJI

Türkiye kaos içinde ama çoğu farkında değil.

Devlet kavramının altüst edilişi,

Ülkenin yeraltı yerüstü kaynaklarının yabancıların eline geçişi,

Zengin yoksul/fakir farkının artması,

Tarafsızlık ve yansızlığın terkedilmesi,

Millet kavramının azınlık radikal dinci zihniyetin inancı düşüncesi imiş gibi yansıtılması,

Hukukun, adaletin katledilmesi.

Ayrımcılığın ve nefret söyleminin egemen hale geldiği, bir dönemde, aydınların hukukçuların görevi, diğer meslek gruplarına göre daha da önem kazanmaktadır.

Halk; derin bir uyku içindedir. Rahat, huzurlu memnun. Olup bitenleri görememenin, uyandırılacağını düşünememenin keyfini sürüyor. Saadetin hep böyle devam etmesini, hiç uyandırılmamasını ister. Ama bir gün gelecek, uyandırılacaklar.

Biliyorum; halk okumayı, düşünmeyi sevmiyor. Düşünürse rahatının kaçmasından korkuyor. Mücadeleden ürküyor. Öylesine ürküyor ki; sizin için yapılan mücadelelerle ilgisinin olmadığını, göstermek ihtiyacını duyuyor.

Ülkenin birçok sorunu var. Şer güçler, sayılamayacak kadar çok. Diken üzerinde. Fakat halk dikenli bir yolda ayağını yaralamadan yürümenin, mümkün olmayacağını unutuyor.

Tehlikeyi görünce, korkulu bir rüya görürmüşçesine sırtını dönüyor. Yeni ve eskisinden daha derin bir uykuya dalıyor.

Hiçbir feryat, halkı uyandıramıyor. Tehlikeyi anlamasını temin edemiyor. Yaklaşan düşmanın, ara sıra yumruğunu yiyor; hassas bir yerinize iğne batırılmış gibi şöyle bir sıçrıyor; şaşkın şaşkın bakıyor ve sonra da başını yastığa gömüyor.

Nasıl mı? Türkiye’de, Siyasetin Yargı’yı Kuşatmasından öte; Yargı’nın, Siyaset tarafından teslim alınması ve yapılandırılması gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Yargı dahil olmak üzere, devletin ve toplumun kurumları, köhnemiş çağdışı zihniyete sahip olanların birimi haline dönüştürülmüştür.

Siyasete tabi olan Yargı kimliği sergileniyor. Belli zihniyete sahip kişilerce devlet bünyesinde oluşturulan Yargı’nın dramatik bir örneği ortaya konulmuştur. Yargı, siyaset iç içedir, birbirine şirin görünme yarışı içine girmişlerdir.

Uygulamalarla; yasama, yürütme ve yargı arasındaki danışıklı ilişki, bağımsız ve tarafsız Yargı anlayışıyla bağdaşmayan unsurlar bütün gerçekliğiyle ortaya çıkmaktadır.

Türkiye; kin, nefret ve öfke ile intikam diye sayıklayan, dini istismar eden, adaleti katleden bir kesimle karşı karşıyadır.

Üstünlerin Hukukunu gerçekleştirmenin hazzıyla birbirlerini kutlayanlar artmaktadır. Devlet nüfuzunun kötüye kullanılması suretiyle oluşan böyle bir tablodan demokrasi, insan hakları, kamu hizmeti verimliliği ve toplumsal barışın çıkmayacağı açıktır.

Türkiye, hukuku askıya alan bu ilişkiye mahkûm olmayacaktır. Kendisini kuşatan yapıyı kıracak ve Hukuk Devletini yeniden inşa edecektir.

İnanıyor ve umut ediyorum ki;

Ülke sathında kamu gücünün kötüye kullanılması suretiyle oluşturulmuş çıkar ilişkilerine girmeden ve tenezzül etmeden;

Sivil Toplumun sesi olacaklardır.

Mağdurların hak ve hukukuna sahip çıkacaklardır.

Çevre katliamına karşı çıkacaklardır.

Yaratılan korku ve baskı iklimine karşı haykıracaklardır.

Hukuktan yana, adaletten yana, haktan yana olacaklardır.

Üstünlerin hukukunun temsilcisi olmayacaklardır.

Güçsüzlerin, mazlumların ve mağdurların sesi olacaklardır.

Bu gerçekler ortamında Türk Milleti’nin avukatlarının avukatlar gününü kutlarım.

KADINLARIN SEÇME VE SEÇİLME HAKKI TANINMA GÜNÜ MESAJI


Nurullah AYDIN

3 Nisan 2014- ANKARA

KADINLARIN SEÇME VE SEÇİLME HAKKI TANINMA GÜNÜ MESAJI

Kadınlara Belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkının tanınmasının 74. Yılı kutlu olsun.

Dünyanın çoğu ülkesinden önce; İslam ülkelerinde ilk, Avrupa ülkelerinin birçoğundan önce Türk kadınları seçme ve seçilme hakkı elde ettiler.

Türk kadınları; 3 Nisan 1930 tarihinde kabul edilen 1580 sayılı Belediye Kanunu’yla belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını elde ettiler.

Böylece Türk kadını siyasal haklar bakımından erkeklerle eşit bir konuma gelmiştir.

1933’te köy seçimlerine katılma hakkını elde ettiler.

1935’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekili olarak yer aldılar.

Bugün mecliste, belediye başkanlıklarında, üniversitelerde, yargıda, bürokraside saygın ve seçkin konumlarıyla görev yapmaktadırlar.

Bütün kadınlarımızın Seçme ve Seçilme Hakkı Tanınma Gününü kutlarım.

HIRSIZLIK İDEOLOJİSİNİN ZAFERİ


Nurullah AYDIN

2 Nisan 2014-ANKARA

HIRSIZLIK İDEOLOJİSİNİN ZAFERİ

Tarih boyunca insanlar; yaşamlarını sürdürmek için beslenme barınma ve güvenlik için arayışlar içinde olmuştur.

İnsanlık tarihi;

Ezen ezilen,

Aldatan aldanan,

Sömüren sömürülen,

İstismar eden edilenler arası çatışmalarla doludur.

Bir kısım insanlar; bunu ortadan kaldırmak için insan hakları sözleşmeleri imzalanmıştır.

Hukuk devleti, sosyal devlet anlayışı geliştirilmiş ve birçok ülkede uygulamaya konulmuştur.

Bu anlayışın uğramadığı ülkeler; ne yazık ki İslam ülkeleridir.

Düzen kurmak, herkesin kurallara uymasını sağlamak, işbölümü ve işbirliği için kurallar oluşturmuşlardır.

Bu kurallar kimi zaman din’lerle, kimi zaman ahlak öneren bilgelerle, kimi zaman da ideolojilerle şekillenmiştir.

Ama hepsinde öncelikli kavram; hırsızlık kavramı olmuştur.

Hiçbir din hiçbir ideoloji, hiçbir ahlak sistemi, hırsızlık ideolojisi ile baş edememiştir.

Her din o din mensuplarının değil de temsilcilerince hırsızlık ideolojisini tercih etmeleri nedenle bozulmuş yeni din gelmiştir. Ve böylece her din bozulunca yeni din gelmiş. Siyasi ekonomik ideolojilerde benzer süreci yaşamıştır, yaşamaktadır.

Ancak Hırsızlık ideolojisi hepsine karşı zaferini kısa süre içinde ilan etmiştir.

Tarihte yıkılan devletlerin yıkılma nedenlerinin başında; yönetici sınıfın zenginleşmesi, halkın emeğini çalarak zevk içinde yaşadıkları olaylar gelir. Yani tarihin kirli despot liderleri de aynı hırsızlık ideolojisinin sinsi gizli temsilcileri olduğu ortaya çıkmıştır.

İnsan haklarını gaspedenler emeği çalarak, hayvanların yaşam alanlarını gaspedenler, doğayı tahrip edenler doğadan çalmakta, hırsızlık yapmaktadırlar.

Çalanlar da çaldıranlar da memnundur

Çalanlar da çaldıranlar da mutludur.

Çalanlar da çaldıranlar da sevinçlidir.

Oysa;

Çalanlar yalancıdır.

Çalanlar iki yüzlüdür.

Çalanlar Hilecidir.

Çalanlar tuzak kurucudur.

Çalanlar talancıdır.

Çalanlar entrikacıdır.

Çaldıranlar; mutlu, sevinçli, heyecanlı, coşkulu, üçbeş kuruşa razı, biat ettiğinden cennete gideceğinden emin olarak gülümser.

O zaman hak, hukuk, adalet, eşitlik, özgürlük, paylaşım diyenler ne yapıyor?

Sesleri duyuluyor ama halk kitlelerine etki yapamıyor.

İslam ülkeleri aydınları; teorik çatışmadan çıkamıyorlar. Uzlaşma-sentezle somut yaşam düşünce bilinci oluşturamıyorlar.

Bir toplumun aydınlatılmasında, kalkındırılmasına, refaha kavuşmasında, özgürleşmesinde, yöneticilere yol gösteren aydınların düşünceleridir, projeleridir.

Aydınlar; İslamcı, Marksist, Sosyalist, Faşist, Demokrat, Liberal, Milliyetçi olabilir.

Ama aydınlar ne olurlarsa olsunlar; akıl, bilim ve sanat odaklı evrensel insanlık değerleri ile yaşadıkları toplumun gerçeklerine göre düşünmeleri, anlatmaları yazmaları, konuşmaları gerekir.

Günün Sözü: Sorumluklarını düşünen aydınlar, toplumlarını da insanlığı da aydınlatırlar.

1 yaz.docx

KARAMSARLIK ZAYIF İNSANLARIN ÖZELLİĞİDİR


Nurullah AYDIN

31 Mart 2014-ANKARA

KARAMSARLIK ZAYIF İNSANLARIN ÖZELLİĞİDİR

Hasret duyulan zafere, çiçekli yollardan gidilmez.

Her ideoloji, her ideolojik olan din, istismarcılar nedeniyle inandırıcılığını kaybeder.

İnsanın nefsi; hırsızlığa, yalana, aldatılmaya, güdülmeye daha yatkındır.

Rekabetin hat safhada olduğu bir yerde insanlığın değerleri anlamını yitirir.

İki şey, aklı ve tedbiri bozar; biri acele etmek, diğeri de olmayacak şeyi istemek.

Halkın çoğu cahildir, okuması bilmesi anlaması sınırlıdır.

Halk; kim daha iyi aldatırsa ona yönelir ve güdülmeyi kabullenir.

Her yenilgiden sonra, zafere duyulan özlem biraz daha artar.

Aldatmaya, yanıltmaya dayalı zaferler geçicidir.

Kararsızlık insanı tehlikeye, korkaklık başarısızlığa, cesaret zafere götürür.

Aydınlanma karamsarlık bulutlarının dağıtılmasıyla gerçekleşir.

Aydınlanan insanlar, sorumluluk bilinciyle karanlıkları aydınlatırlar.

Umutsuzluk, karamsarlık yok.

Başarının yolu da, siyaseti yapanın becerisindedir.

Liderlik; önce halkını tanıyacak, halkın istek ve ihtiyacını bilecektir.

Kadro; akılların birleştiği bir siyasi ekip olacaktır.

Akılcı, bilim ve sanat odaklı düşüncenin ışığında neticeye varılabilir.

Unutulmamalıdır ki; hastalık teşhis yapılmadan reçete yazılamaz.

Bilinmelidir ki; er geç gücün yapamadığını adalet yapar.

Ümit çiçeğinin yeşermesinde adım at.
Aydınlanmış amaçlı, hedefli, bilinçli, kararlı insanlarla; adil, özgür, barış, huzur, güven, hukuk düzeni kurulabilir.

BEKLEYİN.

ADAM GİBİ ADAMA DESTEK


Nurullah AYDIN

27 Mart 2014-ANKARA

ADAM GİBİ ADAMA DESTEK

Kimi seçmeliyiz? Adam gibi adamlara destek vermeliyiz. Peki adam gibi adamlar kim?

Bazıları mutlu, bazıları suskun, bazıları ezik, bazıları sinmiş durumda.

Mutlu olanlarda; gurur, kibir, pişkince arsızca yüzlerinde.

Mutlu olanların ortak özellikleri: makam, servet, şehvet düşkünü, yalancı, çıkarcı olmaları.

Toplumu ayakta tutan bütün ortak değerler, paramparça ediliyor.

Her konuda; Ya halkımız ya Milletimiz diyorlar. Hangi milletten oldukları belli ama açıkça söyleme cesaretinden yoksunlar. Tarihi fırsatı yakalamışlar, kin, öfke ve hınçla saldırıyorlar. Sinsice tuzak kuruyorlar.

Bilinçaltlarındaki aşağılık komplekslerini tatmin içinde yalakalık yapanları taltif ediyorlar.

Kötülüğü; insanlarımıza yapıyorlar. İnsanlarımızı bizden olan olmayan diye ayırdılar.

Kötülüğü; siyaset’e yapıyorlar. Robotlaşmış biat eden etmeyen diye ayırdılar.

Kötülüğü; medya’ya yapıyorlar. Yandaş, candaş diye ayırdılar.

Kötülüğü; ticarete yapıyorlar. Yeşil olan-olmayan diye ayırdılar.

Kötülüğü; din’e yapıyorlar. Dindar insanların inancını ya bu, ya da değil diye ayırdılar.

Kötülüğü; kızlara, kadınlara yapıyorlar. Kadınları ayırdılar.

Kötülüğü; eğitime yapıyorlar. Okulları ayırdılar.

Kötülüğü; bürokrasi’ye yapıyorlar. Yeteneksizleri takdir ve taltif ediyorlar.

Kötülüğü; kardeşliğe yapıyorlar. Toplum ayrışmaya başladı.

Kötülüğü; adalet’e yapıyorlar. Hakim-savcıları ayırdılar.

Kötülüğü; ordu’ya yapıyorlar. Darbeci ordu, cuntacı ordu, millete ihanet eden ordu, katil ordu diyorlar. Asker bizim, ordu bizim.

Kötülüğü; polis’e yapıyorlar. Polis kamplara ayrıldı, bölündü, parçalandı. Yakışır mı bu. Polis bizim, devlet bizim, adalet bizim, halkımızın.

Nereye kadar gider bu iş?

Yapılan siyaset; bir ülkeyi böylesine nasıl ayrıştırabilir?

Vicdan nasıl bunu kabul edebilir?

Ülkesini böylesine ayrışmış görmekten bir insan nasıl rahat uyuyabilir?

Ülkeyi; korku almış bürümüş, adalete güven kalmamış, gelir uçurumu artmış, işsizlik, yoksulluk, açlık almış başını gidiyor, bunları görmemek midir insan olmak?

Herkes; cumhuriyet, demokrasi, insan hakları, adalet, kardeşlik, mutlu ve huzurlu bir yaşam, geleceğe güven duymak istiyor. Ülkeyi ve çocukların geleceğini tehlikeye atmak değil.

Adamlığı; kine öç almaya ben ve ötekiye dökenler, ticarete dökenler ve peşinden körü körüne sürüklenenler, ülkemizi ne hale getirdiğinize bir bakın, elinizi vicdanınıza koyun, vicdanınıza ve geç olmadan bu ayrıştırma siyasetini terk edin.

Her kafadan bir sesin çıktığı, herkesin her konuda uzman olduğu bir ortamda gerçeklerin ne olduğu anlaşılabilir mi?

Bunun için de; yapılması gereken nedir?

Binlerce yıldır aynı coğrafyada kaynaşan bütünleşen toplumun farklı renklerini, sevgi-saygı-paylaşım-adil yönetimle enerjik hale getirmek gerekir.

Bu ayrıştırıcı, bölücü kötülüğe alet olanları, bu topraklar, geçmişte affetmedi, şimdi de gelecekte de affetmeyecek. Biz de affetmeyeceğiz.

Çare; aydınlanma ve adam gibi adamlara güvenmekten geçer. Tarih, akıl, bilim böyle diyor. Adam gibi adamları bekleyin!

Günün Sözü: Dünya gerçeklerini algılayabilecek yöneticileri, aydınları, siyasetçileri etkili olmayan bir toplum, yabancı güçlerin emireri olanlarca idare edilmeye mahkumdur.

ÖZGÜRLÜK, YASAK VE KORKU


Nurullah AYDIN

24 Mart 2014-ANKARA

ÖZGÜRLÜK, YASAK VE KORKU

Evrenin sonsuz varoluşunda; galaksiler, yıldız kümeleri, kuyruklu yıldızlar, sistemler, güneş, gezegenler ve dünya var. İnsanoğlu belli süreli dünyada doğuyor, yaşıyor ve ölüyor.

Doğmadan önce nasıl bir boyutta ne olduğunu bilemediği gibi bedenen öldükten sonra da başka bir formatta varolup olmadığını henüz bilemiyor.

İnsan yaşadığı sonsuz evrenin dünya gezegeninde; sahip olduğu akıl ve beş duyuyla kendini doğayı evreni anlamaya öğrenmeye bilmeye çabalamaktadır.

Geçmişten günümüze değişmeyen merak etme gerçeği; bilimsel çalışmalarda düşünsel çalışmalarda temel nokta olmuştur.

Dinler, felsefe, fizik, kimya, biyoloji bilim alanları;, farklı cevaplar vermeye çalışmış ama açık ve net bir tespit yapamamaktadır.

Dünyada sınırlı süre yaşayan insan; özgürlükle yasaklarla korkuyla yaşarken, mutlu olma-rahat etme-yaşadığını hissetme konularında da aynı şekilde çaba içinde olmuştur.

Bunlar içinde yine insanlar için dinler, felsefe, ideolojiler öneriler getirmiştir.

İnsanlar bu kavramlar arasında gidip gelmekte bazen bocalamakta bazen ferahlamaktadır.

Ama gelgitli bu arayışlar kesin net açık bir düşünce inanç ve yaşam ortamı sağlayamamıştır.

Ben ve öteki anlayışına dayalı dinler, ideolojiler; insanları kin, nefret, öfke akımına sokmaktadır.

Benlik, ego, sömürü, istismar; yalan, talan, dolan anlayışı ile insanlığı tehdit etmeye devam etmektedir.

Akla odaklananlar, beş duyuyu odak alanlar yanında, bunları yok sayıp binlerce yıl öncesinin dini kitaplara ve o din temsilcisine odaklı düşünen ve yaşayanlar; ikilem oluşturmaktadırlar.

Yaşadıkları dönemde insanları düşünce ve yaşayışlarıyla aydınlatan insanlara; tapınma algısı, peşinden gitme, sözlerini kutsal görme anlayışı tehlikeli bir şekilde sürüyor.

Evrenin sonsuz gerçekliğinde dünyada yaşayan insanlar; hala gelişmiş-gelişmemiş, algılamış-algılamamış insanların peşinde sürüklenip gidiyor.

İnsanların çoğu; yaşadığı çağın düşünce-bilim-sanat gerçekliğinden habersizdir. Tapındığı kişi, mal cinsellik veya şöhrette mutluluk arayanlar kısa dünya hayatından zevk almadan ölüp meçhule gitmektedirler.

Aydınlatma çabasında olanların sesi, etkisi rolü ise sınırlı kalmaktadır. Ancak yine de insanlığın kendini bulması aydınlatma çabasında olanların mücadeleleri ile olmuştur olacaktır.

İşte Özgürlük haykırışı; bu nedenle, insanlık tarihinin vazgeçilmez simgesi olmuştur.

Yasaklarla insanın kendini bulması kendine gelmesi çabası engellenirken, korku verilmek istenir.

Psikolojik varlık olan insanın duygularıyla korku algısıyla oynayanlar; sindirme, susturma ve köleleştirme düzenini kurabilmektedirler.

İnsanın özgürlüğün ne olduğunu, yasakların ne anlama geldiğini, korkunun ne olduğunu hissetmesi; insanı insan olma gerçekliğine götürür.

Okumak ve öğrenmek; bilmenin anlamanın ve gereğine göre yaşamanın da temel çıkış noktasıdır.

Güneş; gezegeni dünyayı ışıklarıyla aydınlatırken, insanların beslenmesi için bitkilerin hayvanlarında yaşam ortamını sağlar.

İnsanlar; aydınlanmanın ışıklarını varlığında hissettikçe, başta kendisi olmak üzere diğer insanları da aydınlatabilir, doğayla barış içinde, huzur içinde, mutlu bir şekilde yaşar.

Günün Sözü; Aydınlanmış insan diğer insanları da aydınlatmalıdır.

1 yaz.docx

İSLAMCILARIN İSLAMA İHANETİ


Nurullah AYDIN

21 Mart 2014-ANKARA

İSLAMCILARIN İSLAMA İHANETİ

Onlar din, iman, kitap derler. Dediklerinin tam tersini yaparlar.

İslam dünyasında; zenginlik içinde yaşayan dini önderler, sefaleti yaşayan halk yığınları var.

İslam tarihi boyunca; İslam alimi denen kişiler birbirlerini tekfirlikle suçlamışlar. Mezhepler kurmuşlar, tarikatlar kurmuşlar, böldükçe bölmüşler.

Yaşananlar tarihte yaşananların devamıdır.

Müslümanlar; kim doğru, kim haklı, kim gerçekçi soruları arasında boğuluyor, bunalıyor.

İslamcı siyasi liderler yandaş alim fetvalarıyla da katlettikçe katletmişler, soydukça soymuşlar. Geçmişte ilahi mesajları kendi ve yandaşlarını çıkarlarına uygun yorumlatmışlardı. Şimdi de aynı anlayış sürmektedir.

Siyasal İslamcı hareketler, sivil alanda birey ve toplumu hedef almaktan ziyade doğrudan devleti ele geçirmeyi hedefler. Devleti nemalanma aracı olarak görüyorlar.

İslam dünyasındaki katliamlar, İslamcıların kardeşlerini öldürme fahileşeliğidir.

Müslümanları katledenler yanında katlettirenler de İslamcıdır. Müslüman Müslümanın katili, suçlayıcısı, itham edicisi, soyucusu, aldatıcısıdır.

Kimisi hırsızlığın meşru olduğuna,

Kimisi servetine servet katmanın arka planını araştırmaya gerek olmadığına,

Kimisi bağışın hırsızlık olmadığına,

Kimisi yalan söylenebileceğine,

Kimisi emeksiz, sebepsiz zenginleşmenin haram olmadığına,

Kimisi ölü eşle cinsel ilişki de bulunulabileceğine,

Kimisi kardeş katlinin caiz olduğuna,

Kimisi şeyhi ile badelenmenin caiz olduğuna,

Kimisi takiyye nin caiz olduğuna fetva veriyor.

Bunlar kendilerini Müslüman diye yansıtıyor. Öylesine ki İslam bunların tekelinde kendilerinden olmayanları Müslüman bile görmüyorlar.

Müslümanlar; olguları/kavramları içeriği yerine yüzeysel tartışıyor.

Mağdur-mazlum, haklı-haksız kavramları içiçe geçmiş durumdadır.

Övenler-yerenler, suçlayanlar-suçlananlar sürekli dini kavramlar üzerinden yapılmıştır.

Güç, makam, şöhret, servet için çatışan, takiyye yapan, değişen dönüşen dönekler var.

Müslümanlar arasında, tuzu kuru olanlarla, yoksullar ilişkisi; biat-itaat-sorgulamama odaklı dengeye oturtulmuştur. Çelişkiyi sorgulayanlar; nefrete, öfkeye muhatap oluyor.

Müslümanlar; olan bitenleri analiz edemiyorlar, akılcı değerlendiremiyorlar.

Samimi Müslümanlar; Maddi hayatla manevi hayat konusunda ikilem yaşıyorlar.

Samimi Müslümanlar; Gerçeklerle yüzleşemediler, yüzleşemiyorlar.

Samimi Müslümanlar; Beyana güven duyma saflığı, Müslümanları bunaltıyor.

Samimi Müslümanlar; Her seferinde güvendikleri kişilerce, hayal kırıklığı yaşıyor.

Samimi Müslümanlar; önderleri olanları sorgulamadılar. Görmek istediklerini görüyorlar, duymak istediklerini duyuyorlar, çelişkileri, istismarı yok sayıyorlar.

Fikir ayrılıklarını içtihat/yorum ayrılığı görüyorlar. Fikir ayrılığında ihtilafta rahmet var, diyorlar. Oysa fikir ayrılığının çıkara dayalı derin fikir ayrılığı olduğunu fark edemiyorlar.

İslamcı önderlerdeki döneklik; bir kişilik zafiyetidir ama Müslümanlar derindeki kişilik zafiyetini göremiyor, anlayamıyor, yakıştırmıyorlar.

İslamcı önderler; dinî üslubu ve motifleri, iktidar tekelinin tutkalı olarak kullanır.

İslamcı önderler; iktidarı bırakmazlar. Gerekirse çocuklarını, kardeşlerini, halkı katleder.

İslamcı önderlerde; servet/mal biriktirme, para/maaş, makam/koltuk, ün/şöhret gibi maddi hayat talebi, manevi değerlerden önde gelir. Nefis açlığını doyuramazlar.

Gerçekleri konuşanlara, yazanlara karşı; nefret ve öç alma tutkusu ile hareket ederler.

Kazan-Kazan, kullan-kullan anlayışı İslamcıların sinsi sloganıdır.

Amaca ulaşmak için her yol mübah derler.

Günümüz İslam dünyasında hemen her ülkede İslamcı siyasetçilerin, şaşkın İslam alimlerinin ve samimi Müslümanların durumu bu.

Peki ya İlahi mesaj ne diyor?

Günün Sözü: akıl bilim ve sanattan mahrum insan şaşkındır.

1 yaz.docx

HIRSIZLIK İDEOLOJİSİ


Nurullah AYDIN

19 Mart 2014-ANKARA

HIRSIZLIK İDEOLOJİSİ

Doğada denge vardır. Hayvanlar aleminde; güçlü olan, güçlü olmayanı yer.

İnsanlar aleminde de, hırsızlık ideolojisine sahip olanlar; olmayanı sömürür, yer.

Tarih boyunca; dürüst diye halkın güvendiği birçok yönetici hırsız damgasını yemiştir.

İnsanlar büyük bedel ödeyerek hukuk düzeni oluşturarak; hırsızlık ideolojisini etkisizleştirmek için yasalarla kurallar getirmiştir. Ancak uygulama; halkın alt tabakalarında ki hırsızlık yapanları etkisizleştirmeye yönelik olmaktadır.

Yönetici sınıfının hırsızlık eylemlerinde; hukuk kuralları işlemez.

İş dünyasının hırsızlık eylemlerinde; bahşiş, bağış hediye önplandadır.

Gelişmemiş toplumlarda demokrasi; hırsızlık ideolojisinin örtülü rejimidir.

Birçok ülkede;

Hırsızlık ideolojisi örgütü mensupları; halkı dolandıranlar, hazineyi boşaltanlar, faizi artırıp milyarlarca para çalıp çırpanlar, bankaları boşaltan haramzadeler, arazileri gaspedenler, bürokratlarla ve siyasilerle işbirliği içinde olurlar.

Onların kullandıkları kirli adamlar; kullananlarca hesap vermekten kurtulurlar.

Hırsızlık ideolojisi mensupları; asalaktırlar. Toplumun, doğanın kaynaklarını yiyen, doymak bilmeyen, semiren, semirdikçe sömürenlerdir.

Hırsızların Özellikleri;

Onlar; pişkindirler.
Onlar; ikiyüzlüdürler.

Onlar; yalan söylerler.

Onlar; talanı iyi bilirler.

Onlar; hileyi iyi bilirler.

Onlar; tuzağı iyi bilirler.

Onlar; çok iyi hatiptirler,

Onlar; birbirlerini iyi tanırlar.

Onlar; dolandırmayı iyi bilirler.

Onlar; inançlı olarak tanıtılırlar.

Onlar, sürekli haktan bahsederler.

Onlar; fakirlerin dostu olarak tanıtılırlar.

Onlar; namuslu olmaktan, dürüst olmaktan bahsederler.

Onların temel stratejileri; insanların anlamasını, bilmesini, öğrenmesini önlemek, halkı uyutmak, uyuşturmak üzerine kuruludur.

Hırsız olup da içeride yatan üst düzeyden kimsenin yattığı görülmez.

Her ülke cezaevlerinde, halk kesiminden fakir-yoksul kişiler-altdüzey memurlar yatar.

Hırsız siyasetçi, hırsız iş adamı, hırsız bürokrat, hırsız profesör, hırsız gazeteci, hırsız general, hırsız belediye başkanı, hırsız milletvekili cezaevlerinde yoktur.

Hırsızlık ideolojisi; kılcal damarlar gibidir. Toplumun etkili ve yetkili her yerinde vardırlar.

Onlarda; dostluk yoktur. Çıkar çatışmasında düşman olurlar, çıkarlar birleşince dost olurlar.

Tarih boyunca; hırsızlar ideolojisine karşı Din, sosyalizm, faşizm, başarılı olamamıştır.

Hırsızlık ideolojisine karşı başarı için;

– Şeffaflık, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, kanun önünde herkesin eşitliği ilkesinin uygulandığı, işleyen bir demokrasi olması gerekir.

– Din ve ideoloji dogmalarından arınmış bilinçli insan gerekir.

– Din, dil, ırk, cins, renk ayrımından uzak insan odaklı düşünce inanç ahlak, anlayış gerekir.

Günün Sözü: İnsanı söyledikleri ile değil, yaptıkları ile değerlendir.

1 yaz.docx

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ VE ŞEHİTLERİ ANMA MESAJI


Nurullah AYDIN

18 Mart 2014-ANKARA

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ VE ŞEHİTLERİ ANMA MESAJI

Güzel ülkemizin bağımsızlığı uğruna şehit olmuş binlerce vatan evladının sayesinde bu günleri yaşayabiliyoruz.

Şehitlerimizin uğruna can verdikleri vatan toprakları; bugün küresel gücün emrindeki çetelerin ihanetleri ile karşı karşıyadır.

Türk Mileti’nin esarete düşmemek için varolma savaşını verdiği 1908-1922 yılları arasında 8 cephede süren savaşlar arasında Çanakkale savaşları önemli bir dönüm noktasıdır.

Düşmanla işbirliği yapanlar, ihanetlerini sergilerken, başarılı olamamışlardır.

Çanakkale zaferinden iki yıl sonra düşman kuvvetleri başkent İstanbul başta olmak üzere bütün vatan topraklarını işgal etmiştir.

Ancak 1915 Çanakkale zaferler ruhu; kısa sürede bütün vatan sathında dalgalar halinde yeni bir uyanışın silkinişsin dirilişin işareti olmuştur.

Çanakkale zaferini kutlarken; dünün ve bugünün gerçeklerini hatırlamak, gerekir.

Cumhuriyet Türkiye’sinde; ya laik, ya İslamcı, ya özgürlükçü kimlikle sinsice zehir kusanlar bugün etkili ve yetkili duruma gelmişlerdir.

Düşmanla işbirliği yapanların torunları; Türk devletinin dışta saygınlığını yıkarken, içte devlet-millet bütünlüğünü bozan uygulamalara yönelmişlerdir.

Çanakkale Zaferini kazananların torunları; kirli oyunlarla, düzmece planlarla tutsak edilerek, etkisizleştirilerek, itibarsızlaştırılarak susturulmak istenmiştir.

Oynanan bu oyunun hala farkında olmayanlar, seyirci kalmaya devam edenler; vicdanlarda mahkum olarak tarihin kirli sayfalarında yerlerini alacaklarıdır.

Bugün;

Türk Milleti; tehdit altındadır

Türk Vatanı; etnik aidiyetle parçalanmak istenmektedir.

Türk Milleti’nin milli ve manevi değerleri hırpalanmıştır.

Türk Milleti’nin milli günleri anlamsızlaştırılmıştır.

Türk Milleti’nin manevi değerleri istismar aracı kılınmıştır.

Türk Devleti; Türk Milleti’nin devleti olmaktan çıkarılmak için sinsi oyunlarla tuzağa düşürülmüştür.

Akıl, bilim ve din uyumu ile huzur ve güven içinde yaşayan Türk Milleti’nin birlik ve beraberliğini sağlayan ortak doku; çağdığı Arapçı din anlayışı ile parçalanmak istenmektedir.

Türk Milleti’ne, Türk Devleti’ne, Türk Vatanı’na ihanet edenlerin torunları; bugün din veya çağdaşlık örtüsü altında kinlerini kusmaktadırlar.

Hangi ihanet oyunu oynanırsa oynansın; şehitlerin torunları olarak Türk Milleti’nin duyarlı her bireyi, tarihi kimliğine uygun olarak vatan, millet devlet için aynı duygu düşünce ve inançtadır.

Milli ve Manevi değerlerle donanmış vatan evlatları; dimdik hazırdır. İç ve dış ihanet şebekelerinin her türlü çirkin oyunlarına karşı bugünü ve yarınları güvenli kılmak için aynı bilinçtedir.

Çanakkale zaferinde ve vatan, millet ve devlet uğruna bütün savaşlarda kaybettiğimiz şehitlerimizi ve gazilerimizi bu gün bir kez daha rahmetle ve minnetle anıyorum. Ruhları şad olsun.

HER İNSAN ÖLÜMÜ TADACAKTIR


Nurullah AYDIN

14 Mart 2014-ANKARA

HER İNSAN ÖLÜMÜ TADACAKTIR

Evrende yıldız kümeleri vardır.

Bu kümeler içinde Samanyolu galaksisinin Güneş sistemi vardır. Güneş sisteminin gezegenleri arasında dünya vardır. Ve bu dünya’da yaşayan varlıklar vardır.

Görünen varlıklar; insanlar, hayvanlar ve bitkilerdir.

Görünmeyen varlıklar olarak da; melekler, cinler ve şeytanlar olduğuna inanılır.

Dünya’da yaşayan insanlar, hayvanlar ve bitkiler; doğarlar, yaşarlar ve ölürler.

İnsan; hayvan ve bitkilerden farklı formattadır.

İnsan tanımlanırken birçok özelliği gözönüne alınır.

İnsanın; kimisi düşünen hayvan, kimisi alet yapan hayvan, kimisi kendine özgü varlık, kimi evrimle geldiği durum, kimi olduğu gibi yaratılan varlık tanımı yapılmıştır.

Bu tanımlamalar; ya din, ya felsefi, ya psikoloji, ya biyolojik açıdan yapılmaktadır.

Nasıl tanımlanırsa tanımlansın; insanın sonlu bir varlık olduğu gerçeği, değişmeyen bir gerçekliktir.

Farklı yaşam biçimleri ve alanları olan tarihi kişiler; ölüm anında ne demişler?

Meşhurların Ölmeden Önceki Son Sözleri;

Asıl ölüm, ilimden payını almayanlaradır. Faydalı ile faydasızı bilenler bilgi sâhipleridir. Şeyh Edebali

Demek böyle ölünürmüş…Necip Fazıl Kısakürek

Rabbimiz, beni kendi hazretine dâvet ediyor. Artık gitmek zamânıdır. Yâ Azrâil! Çabuk ol! Beni Rabbime çabuk kavuştur! Mevlana

Sen de mi Brütüs? Julius Caesar (Roma İmparatoru, M.Ö. 44)

Vealeykümmesselam…Mustafa Kemal Atatürk.

Allah memleketi korusun, millete zeval vermesin, haydi Allah’a ısmarladık. Fatin Rüştü Zorlu

Ben görevimi burada bitiriyorum. Albert Einstein

"Tanrıruhunu affetsin" diyen papaza karşılık olarak, Neden olmasın? Ne de olsa kendi malı. Charlie Chaplin

Vur, korkak herif, sonuçta sadece bir adam öldüreceksin. Ernesto Che Guevara

Ah iyi olsam, terliklerimi giysem, şu odada dolaşsam, şu köşeye geçsem, resimlerimi yapsam. Cemal Nadir

Ölüyorum tanrım/Bu da oldu işte./Her ölüm erken ölümdür/Biliyorum tanrım./Ama, ayrıca, aldığın şu hayat/Fena değildir…/Üstü kalsın…Cemal Süreya

Biraz dinleneyim. Namık Kemal

Haşa ben ölümden korkmuyorum. Çünkü ben Müslümanım. Her Müslümana yakışan da ölümü tebessümle karşılamaktır. Hakikaten ölüm ebediyet âlemine açılan ilk perdedir. Muhammed İkbal

Komedi Bitti. Ludwig van Beethoven

Beni göğsümden vurun. Benito Mussolini

Bir merdiven çabuk bir merdiven getirin. Nikolay Gogol

Biraz daha ışık. Johann Wolfgang von Goethe

Lanet olsun! Bir kurşun! Antonio José de Sucre (Bu güne kadar hiç küfretmeyen bir centilmen olduğu söylenir.)

Çalışmalarım olması gereken kaliteye erişmediği için Tanrıyı ve insanlığı gücendirdim. Leonardo da Vinci

Kimse bana inanmayacağı için, gördüklerimin yarısını bile anlatmadım. Marco Polo

Ölümün tadı, dilimin ucunda. Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum. Wolfgang Amadeus Mozart 1756-1791

Buna bir çare yokmu ya Rabbil alemin? Yahya Kemal Beyatlı

Allahumme Er-Refik el-Ala (Allah’ım Yüce Dosta!) Hz. Muhammed

Günün Sözü: Yaşarken de, ölürken de, insan olduğunu, evrende yalnız olmadığını bil.

>

1 yaz.docx

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: