Kategori arşivi: Terör

PKK SEMPATİZANI KENAN FANİ DOĞAN’DAN ERGENEKON YORUMU : Tutsaklar Ergenekon için mi ölüme gönderiliy or?


Hükümetin talepleri karşılayacağı izlenimi vermesi anlaşılan birilerini rahatsız etti. Kimleri rahatsız etmiş olabileceği çok açık. Desiseler yaratarak hükümeti zayıflatmak isteyen Ergenekon’un Silivri kanadı, yani Hasdal Askeri Cezaevi’nde yatan çeteci generaller ve daha alt rütbedeki tetikçiler rahatsız. Ergenekon’un İmralı bağlaşığı rahatız. Ergenekon’un Kandil’deki bağlaşıkları rahatsız. Ergenekon’un BDP ve KCK içindeki organik uzantıları rahatsız.

Hükümet açlık grevine giden hükümlülerin taleplerini karşılamak için çalışmalar başlattı. Taleplerin karşılanacağını çeşitli kanallarla duyurdu. Öcalan’la görüşülmesi talebine karşılık görüşmeme kararının Öcalan’ın kendisine ait olduğunu belirtti. Genelkurmayın bir kanadına ilaveten bugün Silivri’de yargılananlarla İmralı arasında haber teatisine ve kuryelik amacına yönelik olduğunun bilgileri ışığında derin devletin ve bağlaşığı PKK’nin avukat cübbesiyle İmralı’yı ziyaretine izin vermedi. Açlık grevleri başından beri bu gerçeği gizleyerek hem PKK, hem BDP, hem Kandil tarafından kitleye yalan söylenmesi üzerine temellendirilmişti.

Buna rağmen sırf evlatlarımızın düzmece bir senaryo uğruna sağlıklarının bozulmaması, korkunç olasılıkla yaşamlarını kaybetmemeleri için tavrımızı yumuşattık.

Selahattin Demirtaş tam da hükümetin talepleri karşılamaya hazır olduğunun işaretlerini verdiği anda adeta hükümeti provokae eden bir üslupla son derece kışkırtıcı bir beyanatı herhalde durduk yere vermedi. Hükümetin talepleri karşılayacağı izlenimi vermesi anlaşılan birilerini rahatsız etti.

Kimleri rahatsız etmiş olabileceği çok açık.

Desiseler yaratarak hükümeti zayıflatmak isteyen Ergenekon’un Silivri kanadı, yani Hasdal Askeri Cezaevi’nde yatan çeteci generaller ve daha alt rütbedeki tetikçiler rahatsız.

Ergenekon’un İmralı bağlaşığı rahatız.

Ergenekon’un Kandil’deki bağlaşıkları rahatsız.

Ergenekon’un BDP ve KCK içindeki organik uzantıları rahatsız.

Bunlar birbirinin bağlaşığı durumunda. Oslo sürecini bu nedenle kesintiye uğrattılar. Açlık grevlerine dair mutabakat zemini oluştuğunda da soruna esneklikle yaklaşmaları gerekirken evlatlarımızın yaşamlarını hiçe sayarak, adeta ölümlerini isteyerek boş yere anlaşmazlık çıkaranlar yine bu çetelerin bağlaşıklarıdır. BDP içinde bir çok şahsiyet içtenlikli ve sorumlu davrandı. Selahattin Demirtaş ve başını çektiği ekip ise bu sorumlu davranan şahsiyetleri devre dışı bırakarak badire yaratma peşinde. Evlatlarımızın yaşamı pahasına sırf kendi sultalarını tahkim etmeye müteallik ve tabiiki bir yerlerden sipariş edilmiş bir badiredir bu..

Kenan Fani Doğan-NASNAME

PKK SEMPATİZANI KEMAL BURKAY’DAN İNCİLER : PKK içerinde Ergenekon’un kolu var!


Hak ve Özgürlükler Partisi (Hak-Par) Genel Başkanı Kemal Burkay, Türkiye’de askeri vesayetin sona erdiğini belirterek, ancak terör örgütü PKK’nın silahlarının, Kürt siyaseti üzerinde vesayetine devam ettiğini söyledi. PKK içerisinde Ergenekon’un bir kolu olduğunu vurgulayan Burkay, BDP’nin özgürce siyaset yapamadığını ifade etti.

BDP’nin, Kandil ve İmralı’dan gelen talimatlara göre hareket ettiğini dile getiren Burkay, "Farklı sesler yükseldiğinde ise PKK tarafından susturuluyor. Silahların gölgesinde özgürce siyaset yapılamaz. Oysa talepler silahsız dile getirilmeli." dedi.

Kanal 5’e konuk olan Burkay, geçmişte açlık eylemlerinden dolayı bir çok insanın hayatını kaybettiğini hatırlatarak, böyle ansızın açlık grevine gitmenin insanın kendi kendisine yaptığı bir işkence olduğunu kaydetti. Gençlerin hayatlarının tehlikede olduğuna dikkat çeken Burkay, "İnat ile sonuç alınmaz. Bu kabul edilemez bir durum. Sesleri duyuldu ve belli adımlar atılıyor. Kamuoyunda duyarlılık var. Artık açlık grevleri sona erdirilmelidir." diye konuştu.

PKK İNSAN HAYATINA ÖNEM VERMİYOR

"PKK, pek umut vermiyor. İnsan hayatına değer veren bir örgüt değil." diyen Burkay, şöyle devam etti:

"BDP, etkilerini kullanmalıdır. ‘Devam edin’ şeklinde tavır takınmamalıdır. Ölümlerin gelmesi soruna çözüm sağlamaz, aksine gerilimi yükseltir. Olaylar iyice karmaşık hale gelir."

PKK İÇERSİNDE ERGENEKONUN KOLU VAR

Ergenekon davasında tanık olarak ifade veren Şemdin Sakık’ın; Doğu Perinçek, Yalçın Küçük ve Ergenekon hakkındaki iddialarını da değerlendiren Burkay, "PKK içerisinde Ergenekon’un bir kolu olduğundan şüphem yok. Ergenekon, 1950 yıllarında kurulan kontrgerillanın devamıdır. NATO tarafından kurulan Gladio’dur. Özel Harp Dairesi’ne hizmet etti, Ergenekon adını aldı ama kuruluşu kontrgerillaydı. Sadece devletin kurumları içerisinde değil, sağ ve sol örgütlerin içine de girmişti. Bunlardan biri de PKK’dır. Perinçek ve Küçük olayı hayli ilginçtir. Perinçek, bir dönem ‘PKK’ya destek vermeyen Kürtler bölücüdür’ diyordu. Yalçın Küçük de farklı değil. İşin içerisinde çok derin bağlar var. PKK ile ilişki kurulurken ince hesaplar var. Bunlar tam olarak açığa kavuşmadı. Fırat’ın ötesindeki Ergenekon eylemleri açığa kavuşursa çok şey anlaşılır." şeklinde konuştu.

KÜRTLERİN ŞİDDETE SARILMASI HİÇBİR ÇÖZÜM GETİRMEDİ

"Kürt sorununun çözümü için öncelikle şiddet eylemleri terk edilmeli, silahlar susmalıdır." diyen diyen Burkay, şöyle dedi:

"Silah ile bir çözüm sağlanamaz. Çok büyük bedeller ödendi. Kürtlerin şiddete sarılması hiçbir çözüm getirmedi. Devletin inkâr politikaları da çözümsüzlük üretti. Hepimiz artık ders çıkartmalıyız. Şiddet ile sonuca varılamayacağı görülmeli ve sağduyu hâkim olmalıdır. Son yıllarda hükümet ciddi reformlar yaptı. Eksiklikler olabilir ama sonuçta var olan iyileşmeler görülmelidir. Gerilimden uzak durulmalıdır. Sonra reform süreçlerinde ciddi provokatif olaylara tanıklık ettik. Statükodan yana olan çevreler, hükümete geri adım attırmak için her yolu denedi. Oslo süreci, Habur olayı ve sonrasında yaşananlar bunun göstergesidir."

ÖCALAN BYPASS EDİLDİ

Hükümetin önemli iyileştirmelere imza attığına dikkat çeken Burkay, askeri vesayetle mücadele edildiğini ve başarılı olunduğunu ifade etti. Bu olumlu gelişmelerin bile eleştirildiğini, hatta soldan bile değişime tepki geldiğini anlatan Burkay, "Oysa sol, değişime açık olmalıdır. Ama aksini gördük. Bir devrim olmasa da demokratikleşme yolunda ciddi adımlar atıldı ve atılan adımlar halktan yanaydı. Bu süreçte Kürtler de bir bütün olarak olumlu davranamadı. Bu değişime karşı çıktılar. Atılan iyi adımları tuzak olarak göstermek istediler. BDP, CHP gibi TRT Şeş’e karşı çıktı. PKK, insanları tehdit etti. Toplumun beklentilerinin aksine gelişmeler yaşanmasına neden olundu. Kaldı ki PKK halk savaşı tezine sarıldı. Bu tez sürüldü ortaya. Hedeflerinin de açıkça AK Parti olduğunu deklare ettiler. Silahların susması beklenirken, PKK aksi bir duruş sergiledi. PKK süreç içerisinde Öcalan’ı bile bypass etti. Bu gelişmeler ile diyalog ortamı darbe yedi. Tabi bu durumda hükümetin duruşu da sertleşti. Geçmiş hükümetlerle kıyaslarsak çözüm için en önemli adımları bu hükümet attı. Ama stratejiyi, AK Parti’yi yıkmak üzerine belirlemek doğru değildir. Kaldı ki önceki dönemlerde yaşananlar var. Sistematik işkenceler, köy boşaltmalar ve faili meçhuller… Onlar bu dönemde sona erdi. Geçmiş dönemleri unutmamak lazım. AK Parti düşmanlığı üzerinden siyaset yapılmamalı. Gerçekçi olmak zorundayız." dedi.

BDP İÇİNDE FARKLI SESLER SUSTURULDU

Hükümetin, askeri vesayet ile ciddi bir mücadele içine girdiğini belirten Burkay, ancak bu süreçte terör örgütü PKK’nın silahlarının Kürt siyaseti üzerinde vesayetine devam ettiğine dikkat çekti. Bunun, Demoklesin kılıcı gibi halen durduğunu dile getiren Burkay, "BDP, özgürce siyaset yapamıyor. BDP, Kandil ve İmralı’dan gelen talimatlara göre hareket ediyor. Farklı sesler yükseldiğinde ise PKK tarafından susturuluyor. Silahların gölgesinde özgürce siyaset yapılamaz. Oysa talepler silahsız dile getirilmeli. Silahlar dışında siyaset yapılsa Kürtler daha memnun olur. Çok acılar çekildi. Artık bu acılar sona ermeli." ifadelerini kullandı.

GENERALLER ORTADAN KALDIRILDI

"Fırat’ın ötesinde sadece Kürtler öldürülmedi. Oradaki çete ile ters düşen generaller ve albaylar da ortadan kaldırıldı." diyen Burkay, şöyle devam etti:

"Bugün savcıların olayları incelediğini görüyoruz. Bu, çok önemli… JİTEM mutlaka ortaya çıkartılmalıdır. Çok geç kalındı. Çeteler ve JİTEM ortaya çıkartılmalıdır. Kontrgerilla eylemleri, Özal suikastı, Eşref Bitlis olayı, Bahtiyar Aydın, gazeteci ve aydınlara yapılan suikastlar devlet sırrı gibi saklanıyor. Bu nasıl sırdır ki cumhurbaşkanına suikast, Gaffar Okkan’a yapılan saldırı açığa çıkartılmıyor. Büyük bir tuzak var. Bu tuzak Kürt sorununun çözümsüzlüğe itilmesidir. Bu tuzağı bozmak, Fırat’ın ötesindeki yapıya ulaşmak ile mümkündür. Nasıl ki Özal bu konuyu çözmek için uğraştığında 33 er olayı oldu, suikast girişimi yaşandıysa benzer tuzakları yaşamaya hep devam ettik. Belli ki çözüm istemeyen iç ve dış yapılar var. PKK’nın ve devletin derinlerinde çatışmalardan faydalananlar var. Gerçekler ortaya çıkartılmalı ki yangın sönsün."

PKK SEMPATİZANI WEB SİTESİ SEROKATİ’DEN AÇLIK GREVLERİYLE İLGİLİ İNCİLER


Zulüm Olağanlaştıkça Zalim Sıradanlaşır – Amed Dicle

14 Kasım 2012

17 yaşında H.D. Mardin Mazıdağlı.

17 aydır tutuklu ve şimdi Şakran Aliağa Gençlik ve Çocuk Kapalı Cezaevi’nde, bir hücrede tutuluyor. Yaklaşık iki ay sonra duruşması var ve hakkında 15 yıla varan hapis cezası isteniyor.

***

H.D, Mazıdağ’da çiftçilik yapan bir ailenin çocuğu. 13 kardeşten beşincisi. Babasının 3 kuzeni gerillaya katılmış, biri yaşıyor diğer ikisi ise değişik tarihlerde yaşamlarını yitirmişler.

Maddi sebeplerden dolayı ilkokuldan sonra okulu bırakıp ailesine çobanlık yapmaya başlayan H.D, mesai saatlerinin çoğunu kitap okumakla geçirdiği için bu işte pek de başaralı olamıyor. Küçük kardeşi okumaktan vazgeçince, tekrar okul yolunu tutuyor. Kızıltepe’de okuyor ve Makine Mühendisi olmak istiyor.

Hatırlarsınız, Haziran 2011 seçimlerinden sonra Hatip Dicle’nin vekilliğinin iptal edilmesi tüm Kürdistan kentlerinde olduğu gibi Kızıltepe’de de yoğun bir şekilde protesto edilmişti.

H.D’nin bu eyleme katılıp katılmadığını bilmiyoruz. Ancak eylemin olduğu yerden değil, kendisinin de anlatmaya çalıştığı gibi, ‘hazır bulunmadığı, katılmadığı bir gösteriden sorumlu tutularak’ bir grup arkadaşıyla, başka bir yerde, bu eyleme katılmaktan gözaltına alınıyor.

H.D’yi gözaltına alan polisler, kendisine karşı kullanabilecekleri hiçbir delil bulamayınca, diğer çocuklar aleyhine ifade vermeleri için bu çocuklara baskı uyguluyor ve iki çocuğa zorla polislerin hazırladığı ifadeler imzalattırılıyor.

Savcı, Terörle Mücadele Kanunu’nun 2. Maddesi’nde yer alan, “Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır ve örgüt mensupları gibi cezalandırırlar” maddesi üzerinden dava açmak istiyor.

Ancak bu maddeden dava açılması için çok ‘küçük’ bir sorun var. H.D henüz 16 yaşında. H.D henüz çocuk.

Tabi yapılmamış iş değil, H.D’nin yaşı büyütülüyor. Mahkeme kararıyla Adli Tıp’tan H.D’nin 18 yaşında olduğuna dair bir rapor hazırlanıyor ve dava süreci başlıyor. Aleyhine zorla ifade veren çocuklardan biri geri çekiyor ifadesini. Diğeri ise, “Gerillaya katılıyorum…” diyerek ayrılıyor evinden.

H.Dise, 5 ay önce Mardin Cezaevi’nden, Şakran Cezaevi’ne gönderildi. Annesi, babası ve kardeşleri, 5 aydır onunla görüşemiyorlar. Mardin ve İzmir çok uzak kentler ve ailenin bu kadar yolculuğu yapabilecek maddi imkanı yok.

Türkiye ve Kürdistan zindanlarında açlık grevleri eylemi başladığında, H.D babasını telefonla arayarak açlık grevine gireceğini açıklıyor. Babası, “Oğlum çok zeki, inançlı ve kararlı biri olduğu için ikna etmeye çalışmadım. Çünkü yaşam karşısında da mücadeleci ve ne yaptığını bilen biri” diyor.

H.D, açlık grevine 3 kişilik hücresinde başladı.

Yanında, 15 yaşındaki hücre arkadaşı Cizreli U.D da vardı. H.D, açlık grevine başlayınca o da katıldı. Cezaevi yönetimi grevde olan bir çok tutsak gibi onları da tek kişilik, ayrı hücrelere yerleştirdi. Telefon, mektup ve akla gelebilecek her türlü iletişim hakları gasp edildi.

Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Dernekleri Federasyonu yöneticileri, avukatlar ile iletişime geçip çocukların ikna edilmesi için yoğun çaba harcadılar. Avukatlar ile ortak çalışma yapıp çocukları ikna etmeye çalıştılar olmadı kurum olarak fax gönderdiler, ancak H.D ve U.D açlık grevini bırakmadı. Cezaevi yönetimi onları yemek yemeğe özendirmeye çalıştı, psikolog ile telkinde bulundu ancak ‘ikna’ olup eylemi bırakmadılar.

Ve eylemlerinin 21. gününde federasyonun talebi ile BDP Grup başkanvekili Pervin Buldan bizzat cezaevine gidip çocuklar ile görüşerek onları ikna etti ve eylemi bıraktılar.

Ancak Türk Başbakanı Erdoğan’ın konuşmalarından sonra açlık grevleri kitleselleşti ve H.D, U.D ve aynı yaşlarda 3 çocuk daha bir kaç gün önce yine açlık grevine başladılar.

***

Türk Devleti’nin, bu çocuklara yaptıkları reva mı? Neden bu eza?

Bu devlet, hangi gerekçe ile çektiriyor bu ızdırabı onlarca diğer Kürt çocuk gibi, H.D ve U.D’ye?

13 yaşındaki Ceylan’ı, 12 yaşındaki Uğur’u, 8 yaşındaki Enes’i, Roboskili 34 çocuğu öldüren devlet, H.D ve onun gibi binlerce çocuğa bu zulmü yapar. Yapar, çünkü kendi varlığını bu çocukların bir şekilde ‘yok edilmesine’ bağlamıştır.

Seyid Rıza’nın oğlunun yaşını büyüterek idam eden, H.D’nin yaşını büyüterek zindanlara atan Türk devleti, Kürt çocukların hayatları üzerinden Kürt ulusunu filizlerinden itibaren tutsak ede gelmiştir.

Ama asıl sorgulanması gereken konu; Türk Devleti’nin bu sistematik zulmü yapıyor olması değil, Dersim’den Kızıltepe’ye tüm Kürdistan’ı kapsayan bu zulmün, kanıksanmış olmasıdır.

Belki de, devletin baskıyı bu denli arttırarak devam ettirmesinin nedeni, yapılan zulmün artık normal ve sıradan gelmesindendir. Belki de, bu zulme karşılık en büyük alkış, suskunluğumuzdur.

Çünkü; zulüm olağanlaştıkça, zalim sıradanlaşır!

Çandar ile Şemdin Sakık arasında ne fark var!


PKK itirafçısı "eski terörist!!!!" Şemdin Sakık Ümraniye davasındaki görevini ifa ederken, bir ara Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Altan kardeşler, Yasemin Çongar, Öcalan ın yanına gazetecilik için gelmediler dedi ya; kıyamet koptu. “Hedef gösteriliyoruz” lar, yok “karanlık oyun” lar, yok suç duyuruları….

***

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkan Yardımcısı Cemal Uşşak dün Radikal’de Eyüp Can’ın köşesinde yayınlanan yazısında -üstelik büyük hayranlıkla – bakın nasıl anlatıyor Çandar’ın “misyonu”nu:

“1991 yılının şubat ayıdır.

Merhum Turgut Özal Cumhurbaşkanıdır ve Çandar da onun danışmanı.

Özal, Çandar’ı çağırır ve ona Celal Talabani ile kendisi adına görüşmesini söyler…

(…)

Cengiz Çandar görevini yapar.

Talabani ile Londra’da görüşüp mesajı iletir. Daha sonra da gizlice Türkiye’ye gelen Celal Talabani ve Mesut Barzani, merhum Özal’la görüşürler.

(…)

Bence, Cengiz Çandar’ın da dönem dönem hedef tahtasına konmasının ve değersizleştirilmek istenmesinin asıl sebebi, işte o, söz konusu görüşmeye aracılık etmesidir.”

Hoş kimsenin “deşifre” sine de gerek yok, Çandar kendisi zaten gururla anlatıyor o dönemde yerine getirdiği “görevi” :

“Talabani ve Barzani’yle Cumhurbaşkanı Özal arasındaki ilişkilerin kurulmasını sağladım. Yani Irak Kürtleriyle ilişkilerin kurulmasının mimarıyım.”

***

“Ne var yani adam ‘Özal’ın danışmanı’ sıfatıyla yapmış bütün bunları, Sakık’ın dediğiyle aynı mı” diyenler, 1980’lerden itibaren ABD’nin Türkiye planlarının yapıcıları arasında yer alan, son birkaç yıldır da “Kürt açılımının mimarı” kimliğiyle öne çıkan Henri Barkey’in sadece birkaç ay önce Taraf’a verdiği demeci yeniden okusunlar:

“2002’de Wolfowitz, Erdoğan’a en yakın duran Amerikalı yetkiliydi. Cengiz de biliyor bunu. Cengiz orada çok aracı olmuştu: Abdullah Gül Başbakan’ken, Recep Tayyip Erdoğan Washington’a davet edilmişti. Davet eden Wolfowitz’di.”

Hadi 1991’de “danışman”; 2002’de ne sıfatla yürütüyor Çandar “arabuluculuk” faaliyetlerini?

***

Kaldı ki, bugün yeri yerinden oynatan ifadenin bir hayli benzerini, Hasan Cemal ile Cengiz Çandar’ın Kandil dönüşünde, şimdi Sakık’a ateş püsküren Ali Bayramoğlu dile getirmişti:

“Hasan Cemal ve Cengiz Çandar sadece gazeteci değiller…”

Sakık’ın söylediği de bu değil mi!

***
Bayramoğlu “gazeteci değilsiniz” dediğinde göğsü kabaran arkadaşlar aynısını Sakık söyleyince neden ayaklandılar?

Uşşak’ın Çandar’ı terör hamilerinin arabulucusu ilan eden analizini beğeniyle okuyan, herkesler de okusun diye köşelerini bu yazıya terk edenler, Sakık’ı niye kınadılar?

Samimiyetle söylüyorum anlamadım;

Bütün bu Çandar tespitleri arasında temelde/özde ne fark var? Var mı?

TOP SECRET : DHS U.S.-Canada Marine Transportation System Terrorist Threat Assessment


DHS U.S.-Canada Marine Transportation System Terrorist Threat Assessment.pdf

Ahmet Takan: Ümit Yalım’dan şok açıklama: Samandıra su deposuna PKK nasıl zehir attı?..


Ümraniye Davası’nın “Deniz” kod adlı gizli tanığının PKK’lı azılı terörist Şemdin Sakık olduğu ortaya çıkınca, mızrak çuvalı yırttı geçti. Sanığın TSK, tanığın da PKK olduğu davanın iç yüzü böylece gözler önüne serildi. Fazla lafa gerek yok ama bu süreçte oldukça ilginç ifadelere de(!) şahit olduk.

Bilgi ve belgeleriyle ADSIZ’a sıkça konuk ettiğim eski Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri Ümit Yalım, gelişmeler üzerine telefon etti. Sakin ve sabırlı kişiliğiyle tanıdığım emekli Kurmay Albay Yalım’ın sesi oldukça hiddetliydi. Sakık’ın açıklamaları ve özellikle eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç’ın bazı sözlerine çok tepkiliydi. “Ahmet Bey, size kamuoyunda şok yaratacak bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum. Köşenizde yer verir misiniz?” dediğinde “evet” cevabı verdim.

Okuyunca sizin de hayrete düşeceğiniz bu açıklamalara aynen yer veriyorum. Önce Şemdin Sakık’la ilgili bölüm;

“PKK terörü ve PKK’nın işlediği cinayetler TSK’nın üzerine yıkılmaya çalışılıyor.

1993 yılında, PKK’nın sözde ateşkes ilan ettiği süreç içerisinde, tesadüfen askerler ile çatışmaya giren teröristlerden bir kısmı ölü olarak ele geçirildi. Ölen teröristlerin arasında, Şemdin Sakık’ın sağ kolu olan bir terörist de vardı. Bu olaydan sonra, silahsız ve savunmasız 33 askerimiz hunharca ve kalleşçe öldürülerek şehit edildi. Askerlerimize yapılan saldırının, bizzat Sakık tarafından, Sakık’ın sağ kolu olan ve öldürülen teröristin intikamının alınması maksadıyla yapıldığı ortaya çıktı.

Sakık’ın çelişkilerinden birisi de Tuğg. Bahtiyar Aydın’ın helikopterden inerken vurulduğu iddiasıdır. Halbuki, Lice’deki askeri birliklerimize yapılan saldırı sırasında, helikopterden inen dönemin Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı’dır(Hasan Kundakçı Paşa-aht-) ve anılan komutan alçak sürünme tekniği ile teröristlerin doğrudan kendisine açtığı ateşten zarar görmeden karakola ulaşmıştır.”

Tuncer Kılınç’la ilgili bölüm;

“Ergenekon Davası’nda tutuksuz olarak yargılanan Tuncer Kılınç’ın, Şemdin Sakık hakkında ’uzaktan tanıdığım kadarıyla dürüst adam, eğrisi büğrüsü olmayan bir insandır’şeklindeki beyanları da tam bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Eli kanlı teröristi dürüst olarak niteleyen Tuncer Kılınç kimdir?

Tuncer Kılınç, 1991-1992 yılları arasında, İstanbul/Çekmeköy’de konuşlu bulunan 23’üncü Piyade Tümeni’nde, Tümen Komutanı olarak görev yapmıştır. Kılınç, Tümen Komutanı olarak göreve başladığında ilk iş olarak, Samandıra Su Terfi İstasyonu’nun emniyetini sağlayan Müfreze’nin geri çekilmesi kararını vermiştir.

Anılan istasyon o tarihlerde, Ömerli Barajı’ndan gelen suyu, 23’üncü Tümen’in kışlaları ile Sarıgazi bölgesindeki kara ve hava lojmanlarına dağıtan bir ara istasyondu. Tümen Karargahı’nda konu ile ilgili Kh.Sb., müfrezenin geri çekilmesinin, üst komutanlık emirlerine aykırı olduğunu ve bölgenin terör eylemlerine hassas olması nedeniyle Tümen’i çok büyük riske atacağını söylemesine rağmen Kılınç kararından vazgeçmemiştir. Kılınç, Kurmay Başkanı ile birlikte emri hazırlayıp yayımlamış ve Emniyet Müfrezesi’nin geri çekilmesini sağlamıştır.

Müfreze’nin geri çekilmesinden bir hafta sonra, PKK’lı teröristler tarafından Samandıra Su Terfi İstasyonu’ndaki suya, sabah erken saatlerde iki varil siyanür atılmış ve aynı sabah Tümen personelini taşıyan askeri servis aracı da Dudullu bölgesinde silahla taranmıştır. Su Terfi İstasyonu’ndaki sivil görevlinin tesadüfen işe erken gelmesi ve durumu fark ederek Tümen’e haber vermesi üzerine, Tümen’deki askerler ve lojmanlardaki aileler ile çocuklar toplu ölümün eşiğinden dönmüşlerdir.

Siyanürlü su, kışlalara ve lojmanlara kadar ulaşmış ve lojmanlar bölgesinde çimenlerin sulandığı sudan içen bir kedi anında ölmüştür.

Dönemin 1’inci Ordu Komutanı, ‘Su Terfi İstasyonu’ndaki müfreze neredeydi, suya siyanür atılmasını neden engellemedi?’ sorusunu sormuştur. Kılınç gayet pişkin bir şekilde, Tümen Komutanlığı görevine başladığında müfrezenin istasyonda olmadığını söylemiştir. Halbuki yaklaşık 10 yıl görev yapan müfreze, Kılınç göreve başladıktan sonra ve bizzat Kılınç’ın verdiği yazılı emirle geri çekilmiştir. Bu gelişmeler üzerine, 1’inci Ordu Komutanı, Tümen’e yazılı emir vererek, Emniyet Müfrezesi’nin yeniden Samandıra Su Terfi İstasyonu’nda görevlendirilmesini sağlamıştır.

Eli kanlı terörist Sakık’ı dürüst olarak niteleyen Tuncer Kılınç’ın acaba kendisi dürüst mü? Bozacı’nın şahidi şıracı mı?

Kılınç’ın icraatlarından birisi de, üst komutanlara yaranmak için, Tümen birliklerinin ve lojmanların kömür istihkakını, tasarruf gerekçesi ile yarı yarıya azaltmasıdır. Karargah subaylarının karşı çıkmasına rağmen, ‘soğuk iyidir’ diyen Kılınç’ın yüzünden, kışın ortasında kömür bitmiş ve kaloriferler yanmadığı için kışlalardaki askerler ile lojmanlardaki aileler ve çocukların büyük bir çoğunluğu soğuktan zatürree vb. ağır hastalıklara yakalanmıştır.

TSK Personel Kanunu Md.47’ye göre, Korgeneral’liğe yükselebilmek için muharip sınıf general olmak zorunludur. Kılınç her fırsatta ’Ordu donatım’sınıfı bir subay olduğunu söylemiştir. Anılan sınıf, muharip değil yardımcı sınıftır. Personel Kanunu yönerge ile aşılmış, Kılınç ve benzeri subayların önünü açmak için Harp Akademisi’ni bitiren yardımcı sınıf subaylar, muharip sınıf olarak piyade ve tank sınıflarına geçirilmiştir. Meslek hayatı, tornavida, pense ve lokma takımının kullanıldığı motor kademelerde, motor indirip bindirmekle geçen ve Tümen Komutanlığı döneminde de iyi bir performans gösteremeyen Kılınç, yönerge sayesinde Orgeneral rütbesine kadar yükselmiş, Ordu Komutanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği görevlerinde bulunmuştur.

Sonuç olarak, Tuncer Kılınç’ın sözüne bakarak, eli kanlı teröristin ifadelerini doğru zannetmek büyük bir yanılgıdır.”

Yeniçağ

TERÖRİST (!) TSK — DEMOKRAT PKK


İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: