Etiket arşivi: abd

Ulus-Devletler ve İslam İle Savaş Stratejisi Bağlamında ABD’NİN ÇÖKÜŞ SÜRECİ


Uluslararası Strateji ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi (USGAM) için “ABD Orta Doğu ve İslam Coğrafyasında Ne Yapmaya Çalışıyor?” başlıklı kısa bir öngörü yapmam istendiğinde, bunu bir makaleye dönüştürme ihtiyacı duydum. Bence ilginç bir makale oldu. Takdirlerinize sunuyorum.

Bu yazıyı ve iddialı başlığı kullandığım için bazılarınca tepkiyle karşılanacağımı biliyorum. Ancak, değişimlerin ve dönüşümlerin önceden belirlenmesi, biz analistleri diğerlerinden ayıran farktır. Eğer her şey olup bittikten sonra olayları yorumlamaya çalışırsak, öngörüsüz ve işe yaramaz analistler olarak ne ülkemize ne de işimize bir yararımız dokunur. Bu nedenle, olacakları önceden görmek için olguları yan yana getirmek ve gelecekte yaşanacakları şimdiden öngörmek durumundayız. Bu sınavdaki nihai notumuzu ise tarih verecektir.

***

ABD, Bağımsız Ulus-Devletlere Savaş Açtı

ABD, dünya egemenliğine ve küreselleşmeye temel engel olarak “ulus-devlet yapılanmasını” görmektedir. Bu yapı, ekonomik, politik, kültürel ve psikolojik açıdan Amerikan egemenliğine ve küreselleşmeye büyük tehditler barındırmaktadır.

Bağımsız ulus-devlet yapılanmasının zayıflatılması ve zaman içinde yok edilmesi için ABD’nin önderliğindeki küresel güçlerin iki önemli stratejisi bulunmaktadır. Bu stratejilerden birincisi, ulus-devletin üstten yıpratılmasıdır. Bu ise BM, IMF, Dünya Ticaret Örgütü, AB gibi ulus ötesi oluşumların desteklenmesi, yenilerinin kurulması ve güçlendirilmesidir. Böylece, ulus-devletin egemenliğini sınırlayan ulus-üstü oluşumlar oluşturulmuş/güçlendirilmiş olacaktır.

Bağımsız ulus-devletleri zayıflatacak ve zaman içinde ortadan kaldıracak olan ikinci strateji, “devlet-altı” denetimli örgütlenmeler ve tehditler yoluyla ulus ya da devlet egemenliğinin sınırlandırılmasıdır. Bu durumda devletin egemenlik alanı daraltılarak güçsüzleştirilmesi sağlanacaktır.

Bu stratejinin yaşama geçirilebilmesi için Açık Toplum gibi küresel vakıflar, IRI, NED gibi ABD destekli çesitli örgütler, US-AID ve UNDP gibi yandaşları kayırmaya dönük projeci kuruluşlar, bazı araştırma-inceleme vakıfları, denetimli hareket eden ve ulus-devlet yapılanmasını güçsüzleştirmeye çalışan araştırma merkezleri devreye sokulmuştur. Bu küresel ve ulusal uzantılar haline gelmiş Sivil Toplum Örgütleri yoluyla ulus-devletin güçsüzleştirilmesi, etkisizleştirilmesi, yönetme yeteneklerinin engellenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca, ulus-devletin güçsüzleştirilmesi için bölgesel çatışmaların körüklenmesi, iç savaşların desteklenmesi, devletin küçültülmesi, özelleştirmenin teşvik edilmesi gibi politikalar desteklenmektedir. Bu iki bileşenin amacı, ulus-devletin güçsüzleşerek ABD’nin “Küresel Devlet” oluşturma politikasının önündeki engellerin kaldırılmasıdır.

ABD, ulus-devletin güçsüzleştirilmesi için bölgesel çatışmaların körüklenmesi, iç savaşların desteklenmesi, devletin küçültülmesi, özelleştirmenin teşvik edilmesi gibi politikaları desteklemektedir
Bu yazı, ABD’nin Ortadoğu politikası konusunda bazı ipuçlarının yakalanmasına yönelik teorik bir çalışma olarak hazırlanmıştır. ABD’nin Ortadoğu politikalarının anlaşılması için yeni yüzyıla yön veren teorik çalışmalar olarak ulus-devlet, Uygarlıklar Çatışması, Küreselleşme ve Küresel Savaş gibi kavramların tartışılması ve anlaşılmasında yarar bulunmaktadır.

Huntington ve Uygarlıklar Hiyerarşisi

Samuel Huntington, 1993 yılında Foreign Affairs dergisinde “Uygarlıklar Çatışması” isimli bir makale yazmıştır. Bu makalesi 1996′da kitaba dönüştürülen Huntington’ın tezi, bazı çevrelerin büyük ilgisini çekmiş görünüyor.

Afganistan ve Irak işgaliyle tartışılmaya başlayan ve ABD’nin Orta Doğu politikasıyla gündeme yeniden yerleşen bu tez ile ilgili kapsamlı bir eleştiriye rastlamış değiliz. Bir kaç dergide çıkan eleştirilerde ise, Huntington’ın savının, eleştirilmesi yerine, Batı karşıtlığı teması üzerine oturtulmuş değerlendirmelerle adeta desteklendiği ve dinleri karşı karşıya getiren yaklaşımlarla özensiz değerlendirmeler yapıldığı görülmektedir. Uygarlıklar çatışması savını eleştirmeye dönük yetersiz ve tutarsız yaklaşımlara tepki olarak “uygarlıklar çatışması” tezinin gerçekçi bir değerlendirmesinin ve eleştirisinin yapılmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.

Samuel Huntington, dünyadaki uygarlıkları yedi temel gruba ayırmaktadır. Bunlar; Batı uygarlığı, İslam, Hint, Ortodoks-Slav, Latin Amerika, Japon ve Afrika uygarlıklarıdır. Bu değerlendirmelerde bazı ülkelerin durumu kesin açıklığı ile belirlenememekte ve iki uygarlık arasında bir noktada bulundukları öne sürülmektedir.

Önümüzdeki yüzyılda kültürlerin temel çatışma kaynağı olacağını belirleyen Huntington, ideolojiler ve ülkeler arasındaki eski çatışma ve çatışma kaynaklarının önemini yitireceği öngörüsünü yapmaktadır. Batı uygarlığı ile İslam, Japon, Hint, Latin Amerika, Ortodoks-Slav ile Afrika gibi farklılaştırmaları yaparken, bunlar arasındaki tarihsel ve kültürel farklılıkları kaynak olarak gösteren Huntington; ulusal siyasal kültürün öneminin giderek zayıfladığını düşünmektedir.

Yeni Savaş Stratejisi : Ulus-Devletler ve İslam ile Savaş

ABD, dünyadaki egemenliğini iki temel teorik açılım üzerinden yürütmeyi sürdürmektedir. Bunlardan ilki, “ulus-devletlerin güçsüzleştirilmesi”, diğeri ise “uygarlıkların çatışması” ya da “uygarlıklar hiyerarşisi” yaratılmasıdır. Bunun yolu da elbette ki ulus-devletleri kendi aralarında savaştırmak ya da ulus-devletler ile savaştır.

ABD, ulus-devletler ile savaşırken, önemli bir savaş alanı daha oluşturmuştur: Ulus-devletler gibi küreselleşmeye direnen bazı İslam ülkeleri ve liderleri, ABD politikalarının hedefi durumuna gelmiştir. Bu nedenle, Ortadoğu, Amerikan politikalarının ilk aşamadaki uygulama merkezine dönüştürülmüş ve İslam ile ulus-devlet yapılanmalarının çökertilmesi anlamında kapsamlı bir dünya savaşı (Küresel Savaş) başlatılmıştır. Amerika’nın Ortadoğu politikalarını bu kapsamda değerlendirmek gerekmektedir.

ABD’nin Derin Açmazları

ABD Küresel Savaş stratejisinin gerçek anlamda ciddi eksiklikler barındırdığı görülmektedir. Her şeyden önce, “uygarlıklar çatışması” savı, bugünün temel kültürünü ve bütün anlamıyla yaşam biçimimizi belirleyen ‘ulus-devlet’in küçümsenmesine dayalıdır. Ulus-devlet’i küçümsemek, bugünün dünyasında mevcut olan çatışmaların temel kaynağını gizlemek ya da en azından dikkate almamak anlamına gelmektedir. Bu anlamda tez, küreselleşme söyleminin tamamlayıcı bir parçası olarak görülmelidir. Ne var ki, bugünün dünyasında temel farklılaşma olarak en etkin öğe, yaşayan ülkeler ve uluslar olmaya devam ediyor. Bunu görmezden gelmek, ulus-devlet ötesi çatışmalar üreterek ulus-devletin etkisini azaltmak çabasıyla yapılsa bile, gerçeklerden kaçmak ya da gerçekleri görmezden gelmek demektir ki, bu tutarlı ve bilimsel bir yaklaşım sayılamaz.

Günümüzün kültür ve uygarlık düzeyini oluşturan temel öğelerin de ulus-devletler olduğunu dikkate alırsak, “uygarlıkları farklılaştırma ve farklılıklardan egemen bir Batı uygarlığı ortaya çıkarma”yı hedefleyen bu tez, baştan yara almış olmaktadır.

Uygarlıklar çatışması tezinde, uygarlık farklılaştırmaları yapılırken de nesnel ölçütler kullanılmış değildir. İslam, farklılaşma ve çatışma kaynağı oluyorken, Hıristiyanlık ve Musevilik neden olmuyor? Bu nedenle, Küresel Savaş, İslam’a yönelmekte, diğer dinler ise bu savaşta ABD yanında saf tutmaya zorlanmaktadır. Bu zorlamanın ne ölçüde başarı kazanacağı zaman içinde görülecektir. Ancak, İslam dışındaki dinler de, küreselleşmenin uzun dönemde kendileri için de ciddi tehditler getireceğini kısa zamanda algılayacak ve ABD politikalarına destek olmaktan kaçınacaktır.

Uygarlıkların çatışması tezine dayanan ABD politikaları, özellikle 21. yüzyılda dünya gündemini belirleyecek bir gündem olarak seslendirilmesine karşın, devingen olmayan yaklaşımı nedeniyle direnç gösteren tarafları çeşitlendirerek ve güçlendirerek kısa zamanda çözülmeye ve başarısızlığa mahkûmdur.

Uygarlıkların birbirlerine yakınlaşma ve uzaklaşma gizil güçlerini dikkate almadan, bazı uygarlıkların yok olması, yenilerinin oluşturulması, bazılarının bütünleşmesi gibi değerlendirmelerden uzak bu bakış açısı, devingen olma niteliğinden yoksundur. Bu niteliği nedeniyle, kuramın pratiği açıklama konusundaki yetersiz olduğu görülebilir. ABD’nin Küresel Savaşını dayandırdığı önemli bir teorik yaklaşım olan “uygarlıkları farklılaştırma ve tek uygarlık oluşma” çabası, durağan niteliğiyle geleceği açıklamak konusunda baştan yetersiz kalmakta ve yeni yüzyılı biçimlendirme araçlarından yoksun bulunmaktadır.

Ulus Devletler Direniyor

Küresel Savaş stratejisi, uygarlıkları biçimlendiren uluslar, ülkeler, sınıflar, kültürler, çıkar kümeleri ve çatışma kaynakları önemsemeksizin, ulus-devlet ötesi yeni birlikler ve çatışmalar varsayma ya da oluşturma çabasındadır. Ancak, bütün bu eksikliklerine karşın, küresel bir dünya devleti ya da gücü oluşturma çabasının ideolojik niteliği gözlerden kaçırılmamalıdır. Feodal yapıya karşı mutlak monarşiyi destekleyen burjuvazi, ayakları üzerinde durmaya başlayınca demokrasi adına devletin küçültülmesini savunmuş ve liberalizm, bir burjuva ideolojisi olarak ortaya çıkmıştır.

Çokuluslu şirketler ve sermayenin genişlemesinin önünde bir engel olarak görülen ulus-devlet gerçeği de, güçlenen ve ulusal nitelikleri aşan burjuvazi için elbet bir gün engel olarak görülecekti. Küreselleşme söylemi, işte bu aşamanın sözel altyapısını oluşturmaktadır. Ulus-devlete karşı açılacak savaş; bir yandan ulus-devlet ötesi bölgesel ve siyasal örgütlenmelerin oluşturulması ve güçlendirilmesi (AB gibi) pratiği ile beslenirken; öte yandan, evrensel değerler, sınırsız iletişim, uluslararası ekonomi, sınır aşan çevre sorunları gibi kavramlarla ulus-devlet ve milliyetçilik olgularına karşı kuramsal bir söylem oluşturma yoluna girmiştir.

ABD Çöküyor

ABD’nin Küresel Savaş politikası, ulus-devleti küçümseyen ve önemsemeyerek etkisini giderek azaltan bir olgu olarak gören; bunun yerine, uygarlıkların çatışmasını ya da savaşımını öne çıkaran yaklaşımıyla küreselleşme söyleminin önemli tamamlayıcılarından birisidir.
Kısacası, ABD’nin ulus-devletlere ve İslam’a karşı açtığı savaş, Küresel Savaş stratejisinin bir parçasıdır. İçinde barındırdığı ciddi çelişkiler ve dünyadaki gerçek güç dengelerini yanlış hesaplamasından dolayı bu strateji, yalnızca güç ile istediklerini yapmaya çalışan bu strateji, başarısızlığa mahkûmdur.

Bütün bu oyunlara ve stratejilere rağmen, ulus-devletlerin ABD ve küresel güçlerin stratejilerine direndiğini açık olarak görüyoruz. Latin Amerika’dan Asya ülkelerine, Afrika’nın bağımsızlığını kazanan bazı ülkelerinden Avrupa’nın küçük devletlerine kadar ulus-devletler büyük bir direnç ile küresel kapitalizmin baskılarına karşılık vermektedir. Bu süreçte AB gibi bölgesel federasyonlaşma çabaları çatırdamaya, ABD’nin dünya egemenliği ideali son bulmaya ve her şeyden önce de ABD’nin kendisi çökme süreci içine girmeye çoktan başlamıştır. Bizden söylemesi.

USGAM AB-ABD-Kıbrıs Analisti

Doç. Dr. Birol Ertan

İLK KURŞUN

VİDEO : ERBAKAN : “Ergenekon ABD’nin TSK’daki ABD Karşıtlarının Tasfiyesidir. AKP ise Seyircidir.”


TOP SECRET : ABD – PEARY BÖLGESİ – CIA KAMPININ UYDU GÖRÜNTÜLERİ


Bing.com/maps

http://binged.it/QDcbg6

ABD’nin asıl hedefi Türkiye /// CC : @MaliGuller


Son birkaç ayda ABD-Türkiye hattında ortaya çıkan gelişmeleri alt alta toplarsak ortaya şu sonuçlar çıkıyor:

1) ABD basınında çıkan Beyaz Saray, Dışişleri ve Pentagon kaynaklı haberlerle, Türkiye’nin Suriye faaliyetleri bir bakıma deşifre edildi. Washington, sınırdan geçirilen silahlar, Ankara’nın cihatçı gruplara yatırım yapması gibi yorum-haberlerle Türkiye’yi zorda bıraktı.

2) ABD bu dönemde, Suudi Arabistan ve Katar’ın muhaliflere yaptığı silah yardımına engel olarak, Türkiye’yi fiilen yalnızlaştırdı.

3) Morton Abramowitz gibi ABD’li yetkililer “Türkiye’yi Suriye’de askeri liderlik yapamamakla” eleştirirken, Henri Barkey gibi özel görevliler de, “Türkiye’nin buna gücünün yetmeyeceğini” açıkladılar.

4) ABD bu dönemde Türkiye’yi sadece Suriye’yle değil Irak, İran ve Rusya’yla da karşı karşıya getirmek için kimi tuzaklar kurdu. Haşimi tuzağından, Moskova’dan kalkan uçakla ilgili verilen istihbarata kadar pek çok olayın hedefi Ankara’ydı.

5) Bugüne kadar Türkiye’nin Irak’ın kuzeyine sınır ötesi askeri harekât yapmasına karşı çıkan ABD, Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone aracılığıyla bir tavır değişikliği işareti verdi. Bin Ladin örneği üzerinden yapılan Karayılan ve Kandil göndermeleri anlamlı.

PKK’nin üstleneceği rol

Bu gelişmeler ne anlama geliyor? ABD Türkiye’ye karşı tavrını mı değiştiriyor? ABD Türkiye’yi ittiği bataklıkta neden yalnız bırakıyor? Bu sorulara yanıt bulmak hayati…

Kuşkusuz tüm bu gelişmeler, ABD’nin inişe geçen gücüyle ilintili. Doğrudan müdahale gücü olmayan ABD araçları üzerinden kimi hamleler yapıyor ve bu hamleleri doğru analiz edebilmek Türkiye için kritik önemde.

Böyle bir incelemeye soyunmadan önce şu iki veriyi de bir köşeye yazmalıyız:

1) BDP Eş Başkanı Gülten Kışanak ABD dönüşünde “Obama yönetiminden rol istedik“ demişti.

2) Aysel Tuğluk ise “Obama yönetimi yeniden seçilirse Türkiye’yi ve AKP’yi masaya yatıracak! Bakın oturtacak demiyorum, masaya yatıracak! Bu, bir dizayn olacak!“

Fiili Kürt koridoru

Gelin şimdi de tüm bu verileri, Suriye krizinin asıl hedefi olan “Irak’ın kuzeyindeki özerk yapıyı, Suriye’nin kuzeyi üzerinden Akdeniz’e açmak” hedefi üzerinden değerlendirelim:

1) Daha önce TSK’nin sınır ötesi operasyonlarına Erbil itiraz eder, Bağdat ise sessiz kalırdı. Şimdi Irak’ın birliği mücadelesi veren Bağdat, hem sınır ötesi operasyona itiraz ediyor, hem de Irak’ın kuzeyindeki mevcut Türk askerlerinin çekilmesini istiyor.

Bölgedeki askeri varlık konusunda Erbil ile Bağdat’ın görüş değişikliğine girmesi, siyasal hedefleri nedeniyledir.

2) Türkiye’nin sınır hattı ile Suriye’nin kuzeyi, fiili koridora dönüşmüş durumda.

Birincisi, aylar önce vurguladığımız gibi “Kürt koridoru” olması istenen “tampon bölge” Hatay-Kilis hattında fiilen oluşturuldu.

İkincisi, Türkiye’nin muhaliflere verdiği açık destek nedeniyle Suriye’nin kuzeyinde Şam’ın otoritesi zayıfladı ve PKK etkinlik kazandı.

Üçüncüsü, Türkiye ABD’nin F4 ve Akçakale tuzakları sonrasında oluşturduğu “angajman kuralları” ile Suriye’nin kuzeyini ana hedefe uygun hale getirdi.

Tam bu süreçte AKP-PKK görüşme trafiğinin başlatılması da önemlidir!

ABD, Türkiye’yle savaşıyor

ABD’nin araçlarıyla ilişkisini ve araçlarının karşılıklı pozisyonlarını anlayabilmemizi sağlayacak temel formül şudur: ABD’nin bölgedeki ana hedefi Kürdistan’ı büyütmek, Türkiye’yi küçültmektir.

ABD’nin 1991 ve 2003’te Irak’a saldırırken ki ana hedefi de Türkiye’ydi, şimdi Suriye krizindeki ana hedefi de Türkiye’dir!

Bunu Irak’ta görememek “Irak’ın kuzeyinin” inşasına neden oldu!

Şimdi Suriye’de görememek ise daha büyüğüne, Diyarbakır merkezli Büyük Kürdistan’a mal olacaktır!

Mehmet Ali Güller

Aydınlık

PROF. DR. MEHMET ALİ KÖRPINAR : ABD’de SECIM ZAMANI GELDI


Sadelik, iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük yoktur.

Leo TOLSTOY

Değerli arkadaşlar,

ABD de seçim zamanı geldi. 3 hafta sonra başkanlık seçimi var. Bu seçimde Demokrat Barack Obama ile Cumhuriyetçi Mitt Romney çekişiyor. TV programlarında 3 kez karşı karşıya gelip, ülke sorunlarına bakış açılarını tartışıyorlar. Ayrıca başkan yardımcıları da TV de tartıştı. Bu şekilde, seçmen kendisini yönetecek liderleri bilgi ve becerileri yönünden bir kez daha değerlendiriyor. Umarım güzel ülkemizde de bu şekilde bir tartışma olanağını, liderlerimiz bizlere de yaşatır.

Son haberlere göre Obama 196 ve Romney de 191 delegeyi kesinleştirmiş durumdaymış. Ancak seçim sonucunu en çok etkilemesi söz konusu olan Ohio, Pensilvanya ve Florida eyaletlerinde kimin kazançlı çıkacağı merak konusu. Burada Florida eyaleti yine ön planda.

Sizlere 2008 de yazdığım ve bu sene başında da TV filmi olarak iki kez sunulan ABD de Florida eyaletinde yaşanan seçim hilesini yeniden anımsatmak istedim. Bu konuyla ilgili yorum ve önerilerimi içeren yazılarım aşağıda.

Umarım bu kez de Cumhuriyetçiler, seçim hilesi ile Demokratları saf dışı etmezler. Çünkü ne kadar fazla beğenmesekte Obama, Romney’e göre dünya sorunlarına daha çağdaş yaklaşıyor. Güzel ülkemizin ulusal çıkarları açısından da bu yaklaşım tercih edilmeli.

Sevgi ve Saygılarımla (18.10.2012).

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

ABD’de BU YIL DA SEÇİM OLACAK !!!

En kolay aldatabileceğiniz insanlar, her şeyi bilenlerdir.

Roth BROWN

Değerli arkadaşlar,

Sizlere 27.10.2008 de ABD de yapılacak seçim öncesi yazdığım ABD BAŞKANLIK SEÇİMİNDE, BU KEZ DE HİLE OLACAK MI??? başlıklı yazım aşağıda. 2000 yılında yapılan ve George BUSH’un, Al Gore karşı seçildiği seçim de yaşanan skandalı dile getirmiş ve yine bir hile olacak mı diye sormuştum.

İşte yaşanan bu hile bir film haline getirilmiş ve OYUN (Recount) ismiyle dünyaya sunulmuş. Ülkemizde de geçen yıl 7.11.2011 de CNBC-e yayınlamıştı. Bu yılda geçen hafta 11.04.2012 de yine CNBC-e de yayınlandı. İzlemenizi çok isterdim. (Yine de kulağınızda bulunsun).

Dünyayı yönetmeye kalkan ve demokrasi havarisi bir ülkede seçimlerde nasıl hile yapıldığını görebilirdiniz. Birileri kendi kirli amaçları için istedikleri zaman, görsel ve yazınsal medyayı kullanarak istedikleri kişiyi nasıl seçtirebiliyorlar.

Değerli arkadaşlar,

Yine ABD de ve aynı süreçte CNBC-e de yayınlanan 24 isimli diziyi de izlemenizi çok isterdim. Çünkü bir toplum mühendisliği eseri olan ve birçok ödül alan bu dizide ilk kez bir zenci ABD başkanı oldu. Yani bu çeşit dizilerle, ABD toplumunu daha önce planlayan ve programlayan birileri bir zenci olan Barack OBAMA’yı seçtirdi.

24 isimli dizide, zenci bir başkandan sonra da bir bayan ABD başkanı olmuştu. Bakalım Obama sonrası dizideki gibi ABD de bir bayan mı başkan olacak???

Saygıdeğer vatandaşlarımızın, dünyamızda yaşanan her türlü siyasi ve ekonomik olaylar hakkında bilgi sahibi olmasını isterim. Çünkü AB-D emperyalizminin kirli amaçlarını ancak bu şekilde algılar ve yorumlayabiliriz. Böylece güzel ülkemizin mutlu geleceğine dönük önlemleri hep birlikte alabiliriz.

Sevgi ve Saygılarımla (17.04.2012).

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

ABD BAŞKANLIK SEÇİMİNDE, BU KEZ DE HİLE OLACAK MI???

Hiçbir ulus yoktur ki etik esaslarına dayanmadan yükselebilsin. (24.12.1919, Kırşehir)

Mustafa Kemal ATATÜRK

ABD kongresinin yeni Türkiye haritası

Değerli arkadaşlar,

En büyük müttefikimiz zannettiğimiz ABD’de Başkan Bush’un süresi bitiyor. 4 Kasım 2008 de başkanlık için yeni seçim yapılacak. ABD’de Cumhuriyetçi Partiden John Mc Cain ve Demokrat Partiden Barack Obama başkan aday olarak seçimlere girecekler. Bakalım kim kazanacak?

Şu sıralar Greg PALASTın yazdığı PARANIN ALABİLECEĞİ EN İYİ DEMOKRASİ isimli kitabı okuyorum. Kitap ta ABD’nin 7 Kasım 2000 deki başkanlık seçiminde seçmen kütüklerinde yapılan seçim sahtekarlıklarını anlatılıyor. Seçim listelerinde gereken düzeltmeyi yapan Choice Point şirketini Cumhuriyetçiler önermiş ve herkese açık bir ihale yapılmadan 2,3 milyon dolara işi almış. Seçimlerden 5 ay önce Florida Valisi olan Jeb Bush (Başkan Bushun kardeşi), güya oy kullanmalarına izin verilmeyen hükümlüler olduğu için 57700 kişiyi seçmen listelerinden sildirdiğini ve silinen kişilerin çoğunun masum insanlar olduğu, tek suçlarının da siyah ve demokrat olduklarını belirtiyor. Üstelik bu seçmenlerin %93 ü, 1996 seçiminde Bill Clintonu tercih etmişti. Sonuçta 537 oyun sonucu belirlediği başkanlık yarışında Florida’da 179855 oy geçersiz sayılmıştır.

Değerli arkadaşlar,

Günümüzde demokrasi havarisi olarak geçinen ABD medyası bu olayı da görmezden gelmiştir. Bu konuda Greg PALASTın ilk haberi 26 Kasım 2000 tarihinde İngiltere’de Observer gazetesindeki ŞİRKETLEŞEN AMERİKANIN İÇYÜZÜ adlı köşesinde FLORİDA DA KARARTMA başlığıyla yayınlamıştır. Ne hikmetse ABD de ancak Şubat-2001 ayında Nation Magazinde ve Haziran-2001 de Washington Post’ta yer bulabilmiştir.

Değerli arkadaşlar,

Kasım-2000 de yaşanan bu olay sonrası hile ile seçilen ABD yönetimi yüzünden dünyamız çok büyük felaketlerle karşılaştı. Bu aşamada aklımıza pek çok soru gelmektedir. Örneğin;

· Başkan Bushun seçilmesine hangi sermaye kesimi, neden destek verdi?

· 1999 da Halliburton petrol şirketi yöneticisiyken, Dick Cheynini Başkan Yardımcısı olarak kimler önerdi?

· 2003 de ABD yönetiminin 935 yalanına dayalı Irakın işgalini hangi şirketler istedi?

· Irak işgali ile dünya petrolünün %65 ni kontrol eder hale gelen ABD li şirketlerin kazancı ne oldu?

· 11 Eylül deki ikiz kuleleri kimler ve hangi amaca hizmet etmek için vurdu?

· Taliban ve El Kaide örgütü hala çökertilmedi ve Usame Bin Ladin neden yakalanamıyor?

· Irak ve Afganistan işgali yüzünden binlerce masum insan canlarını kaybettiler. Bunun hesabını kimler verecek? Dünyada 53 adet olduğu belirtilen müslüman ülkelerden neden hiç ses çıkmıyor?

· Iraktan binlerce kilometre ötede ABD kongresinin üst kanadı senato, önde gelen Demokrat Senatör Joe BIDEN tarafından önerilen ve Irakın gevşek bir federatif yapı içinde Şii, Sünni ve Kürt bölgelerini içeren üç bölgeye ayrılmasını öngören tasarıyı 23e karşı 75 oyla onayladı (Washington-AA, Milliyet 27.09.2007). Yani Irak ABD tarafından bölündü!!!

Değerli arkadaşlar,

2000 yılından beri görev yapan beceriksiz ve yeteneksiz ABD yönetimi yüzünden hem dünyamız hem de güzel ülkemiz zarar gördü. Uydurdukları BOP projesi ile 23 ülkenin sınırlarını değiştirmek istediler. Uyguladıkları program ile ABD ye karşı ülkelerin nefretlerini arttırdılar. Bu konuda daha önce yazdığım NE EKERSEN ONU BİÇERSİN başlıklı yazımda da değindiğim gibi yapılan bir araştırmaya göre, ABD ye dünyada en fazla tepki ve kuşku duyan, kaygılanan ülke halkının TÜRKİYEDE olduğu belirlenmiştir.

Kendi Petrol çıkarları uğruna ülkemizi bölmek ve Kuzey Irakta bir KÜRT DEVLETİ kurmak isteyen ve de giderek artan terör olaylarından sorumlu olan ABD emperyalizminde yönetim değişse de işledikleri suçlar unutulacak mı? Son olarak yine yetersiz ve beceriksiz ABD yönetimi yüzünden, AB-D emperyalizmi büyük bir ekonomik krizle karşı karşıya. Tüm yöneticilerimizin bu aşamada çok dikkatli olması gerekiyor. Aksi halde AB-D emperyalizmi uğradığı ekonomik zararı bizim gibi gelişmekte olan ülkelerden çıkarmak için her türlü üç kağıdı yaparlar.

Umarım bu kez yapılacak başkanlık seçimi hile olmadan, etik kurallar içinde gerçekleşir ve hak eden kazanır!!! Bu vesile CUMHURİYET BAYRAMINIZI en iyi dileklerimle kutlarım ve yüce atamızın kurmuş olduğu CUMHURİYETİ sonsuza dek yaşatacağımızı herkesin bilmesini isterim.

Sevgi ve Saygılarımla (27.10.2008).

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

NOT:

1- Merak ediyorum, ülkemizdeki seçimlere gözlemci olarak gelmek isteyen dünyanın demokrasi düşkünü ülkelerinden hangileri, ABD’nin bu seçimine gözlemci olarak katılacak ve seçimleri izleyecek?

2- Kuzey Irak-Süleymaniye’de, 4 Temmuz 2003 de 11 askerimizin başına çuval geçirten ve şimdi Iraktaki ABD kuvvetlerinin başkanı olan Korgeneral Raymond Odierno utanmadan ülkemize geldi (26.10.2008-Milliyet). PKK terörü için genel kurmay 2. başkanımız ile ne görüştü acaba???

ERGENEKON ABD KARŞITLARININ TASFİYESİDİR !!!!!!! /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Habertürkte dün akşam Didem Yılmazın sunduğu Türkiyenin Nabzı 12 Eylülün arka planı tartışıldı. Programın en ilginç iddiası ise Milli Görüşün duayen isimlerinden Oğuzhan Asiltürkten geldi. ABD, İRANI İŞGAL EDECEK Oğuzhan Asiltürk, hükümete karşı darbe yapmakla suçlanarak tutuklanan subayların vatansever ve milliyetçi olduklarını, ABDnin önümüzdeki günlerde İranı işgal edeceğini, Ergenekon operasyonlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri içinde vatansever askerlere karşı komplo kurarak bu işgale karşı çıkacak subayların tutuklatıldığını söyledi.

ASİLTÜRK: ERGENEKON ABD YALANIDIR Eski İçişleri ve Sanayi Bakanı Asiltürk 12 Eylülün arka planı programda yaptığı ilginç çıkışla Ergenekon operasyonlarının bir ABD komplosu olduğunu ileri sürdü. Asiltürk programda son sözleri olarak Ergenekon, altını çizerek söylüyorum Türk ordusunda TSK içinde ABD karşıtlarının tasfiyesidir. Nokta ve bir de ünlem koyuyorum. Başka bir şey değildir. Çünkü aynı olaylar içinde şu anda silahlı kuvvelterin içerisinde bir kısım insanlar var. Ama Amerikan karşıtlarını alıp ortadan kaldırmak isteniyor. Sebebi de Amerikanın İrana olası müdahalesinde orduyu kendi istedikleri hale getirmektir. Ama şerefli Türk ordusu oyuna gelmez diye düşünüyorum dedi.

Kaynak: http://ekonomi-haber.com/Siyaset-ergenekon-abd-karsitlarinin-tasfiyesidir-48617.html

ABD Türkiye’ye asker gönderiyor


Yurt Gazetesi yazarı Yılmaz Polat ABD’nin Türkiye-Suriye sınırına 40 kişiden oluşan özel bir Deniz Piyade Birliği göndereceğini yazdı.

ABD’nin, Ürdün’ün Suriye sınırına 150 kişilik özel bir birlik gönderdiği haberleri basında yer almış, The Times Gazetesi, ABD’nin Türkiye’nin Suriye sınırına yakın bölgelerine de özel birlikler konuşlandırdığını iddia etmişti.

Genelkurmay bu iddiaları yalanlayarak, "Basın yayın organlarında, bazı yabancı ülkelere ait özel birliklerin Türkiye’nin Suriye sınırına konuşlandırıldığı haberleri yer almıştır. Haberler gerçek dışıdır" açıklaması yapmıştı.

Yurt Gazetesi Yazarı Yılmaz Polat bugünkü köşesinde Türkiye-Suriye sınırındaki Amerikan askeri varlığına ilişkin yeni bir iddiayı gündeme getirerek, ABD’nin sınıra 40 kişiden oluşan özel bir Deniz Piyade Birliği gönderileceğini iddia etti.

Yılmaz Polat’ın bugünkü yazısı şöyle:

Suriye sınırına konuşlanmak üzere 40 kişiden oluşan özel bir Deniz Piyade Birliği (Marine) eğitildi.

Özel birliğe Washington yakınlarında Virginia Eyalet sınırları içinde bulunan Quantico Deniz Piyade Eğitim Üssü’nde (Quantico Marine Corps
Base) Türk öğretmenler tarafından pratik Türkçe, yöresel Türk kültürü ve halkla ilişkiler kursu verildi. Özel birlikteki askerlerin çoğunun Müslümanlardan seçildiği öğrenildi.

Özel birliğin sınırın hangi bölgesinde görev yapacağı bilinmiyor, ancak görevleri arasında Suriyeli muhaliflerle koordinasyonu sağlamak da bulunuyor.

Özel birliğin ayrıca kimyasal silahlar konusunda da uzun süreli eğitim aldığı öğrenildi. ABD Yönetimi Suriye’nin kimyasal silah kullanmasından kaygı duyuyor.

Washington, Esad rejiminin elindeki kimyasal savaş başlıkları taşıyabilecek füzelerin radikal İslamcıların eline geçmesinden endişe ediyor.

Başkan Obama, ABD’nin Suriye konusunda kırmızı çizgisini kimyasal silah kullanması olarak açıklamıştı. Obama bu durumda ABD’nin müdahale edeceği mesajını vermişti.

İlgililer, Türkiye’ye başka özel birlikler gönderilebileceğini de söylüyor. Suriye’deki kimyasal silahlar konusunda eğitimli Acil Müdahale Birliklerine dikkat çekiliyor.

ABD ve Türk Dışişleri bakanları Hillary Clinton ve Ahmet Davutoğlu Çalışma Grubu kurulması konusunda anlaşmıştı.

ABD ve Türk üst düzey diplomatik, askeri ve istihbarat yetkilileri ağustos ayında İstanbul’da yaptıkları toplantıda, kimyasal silah kullanılması durumunda yapılacak müdahale için operasyon planlarını konuşmuşlardı.

AKP Hükümeti’nin Obama Yönetimi’nden Suriye konusunda çeşitli seviyelerde askeri ve siyasi destek isteği biliniyor. Amerikalılar, Ankara için bir seçenek mönüsü hazırladığını söylüyor.

İsrail de yaptığı açıklamada, Suriye rejiminin elindeki kimyasal silahları Lübnan’daki Hizbullah yönetimine nakletmesi halinde müdahale edeceğini bildirmişti.

ABD, Ürdün’ün Suriye sınırına da 150 kişilik özel bir birlik göndermişti.

Washington , İngiliz ve Fransız özel birliklerinin İncirlik Hava Üssü’nde konuşlandığına ilişkin haberleri ise doğrulamıyor.

Quantico Marine Üssü’nde 12 bin asker ve sivil personel görev yapıyor.

Üste ayrıca FBI Akademisi ve (DEA- Drug Enforcement Administration) Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi’ne ait eğitim tesisleri de bulunuyor.

‘İstihbarat ABD’den değil İran’dan’ iddiası /// CC : @MahirKaynak @MKaynakf @MahirKaynakStar


Moskova-Suriye seferini yapmaktayken, içinde askeri malzeme taşıdığı iddiası ile Türkiye hava sahasında indirilen Suriye uçağıyla ilgili ilginç bir iddia ortaya atıldı.

ABD’LİLERDEN GELMEMİŞ MİYDİ?

Uçakta yapılan aramalarda bir takım askeri malzemeler bulunduğu açıklanmıştı. Bunun üzerine akıllara gelen sorulardan biri de istihbaratın ABD’den mi gelmiş olduğuydu.

‘İSTİHBARAT İRAN’DAN’ İDDİASI

Mehmet Ali Birand’ın sunumuyla ekrana gelen Kanal D Haber, o iddianın peşinden gitti ve ilginç sonuçlara ulaştı. Bülten öncesinde "Uçaktaki malzemelerin istihbaratını kimin verdiğini açıklıyoruz" diye duyurulan haberde, uçakta askeri malzeme bulunduğu iddiasının İran kaynaklarınca Türk yetkilelere ulaştığı iddiası vurgulandı.

ABD askeri ile dalga geçti :)))


Irak’ı işgal eden ABD askerleri, işgal günlerinde vatandaşlarla yapay ilişki kurma gayretine girince ilginç görüntüler ortaya çıktı.

Adamın elinde tuttuğu kartonda ‘Bu Amerikalı bir eşektir, arapça okumayı bilmiyor, kardeşiniz Ebu Cihad’ yazıyor.

http://www.habera.com/ABD-askeri-ile-dalga-gecti-haberi-123863.html?utm_source=feedburner&utm_medium=twitter&utm_campaign=Feed%3A+habera%2FQIWv+%28Haber+A%29

Arslan Bulut: ABD, Öcalan’ı niçin transfer etti? /// CC : @E_Sarizeybek @erdalsarizeybek


Esad Altay dostumuz, “1999 yılında Abdullah Öcalan Türkiye’ye neden verildi?” diye sağlıklı bir analizin yapılmadığını düşünerek, konu ile ilgili bir çalışma yaptı. Bilindiği gibi dönemin başbakanı olan rahmetli Ecevit, 2005 yılında yaptığı açıklamada “Öcalan’ı ABD bize neden teslim etti halen anlamış değilim” demişti.. İşte o analiz: * PKK 1999’a kadar, yani Öcalan Şam’da terör örgütünü yönetirken çok büyük oranda, Suriye devlet yönetiminin politikalarından onay almaktaydı. Atlantik ekseninin oluşturduğu küresel güçlerin emirlerine uyum sağlayacak durumda değildi.

* Bunun yanında Barzani’nin liderliğinde Irak’ın Kuzeyi’nde kurulan Kürt yönetiminin PKK üzerinde bir otorite kurması, küresel güçlerin çıkarları açısından daha uygundu. Barzani’nin peşmergeleri CIA tarafından ABD’nin Guam adasında gelecekte kurulacak kukla yapı için eğitilmekte ve Barzani de babası Molla Mustafa Barzani’nin İsrail’den 1960’lı yıllardan itibaren aldığı askeri ve mali yardım geleneğini devam ettirmekteydi.

* Öcalan Şam’dan çıktığı andan itibaren PKK’nın Şam yönetimi onaylı politikalara devam etmesi için bir sebep kalmamış dolayısı ile PKK-Şam bağlantısı koparılmıştır. PKK’nın bundan sonraki çizgisi küresel güçlerin kendisine Orta Doğu coğrafyasında verdiği rolü oynamak olmuştur. Bu esnada Mesut Barzani, PKK’nın A.Öcalan sonrası yönetici kadrolarını, küresel politikaların devamlılığının, PKK’nın Irak’ın Kuzeyi’nde yaşamaya devam etmesi için gerekli olduğuna ikna etmiştir. Bu anlaşma sağlandığı için Barzani, PKK’ya 1999 sonrası süreçte hiçbir şekilde düşmanca tavır sergilememiştir.

* Bu duruma paralel olarak, PKK, İran’a karşı faaliyet gösteren PJAK terör grubunu kurmuş ve onu İran’a karşı kullanmaya başlamıştır. Öcalan Şam’da kalsaydı, PKK Şam’ın gözü önünde onun müttefiği İran’a karşı bu girişimi asla yap(a)mazdı.

* Devam eden süreçte, eş zamanlı olarak ABD, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak Kuzey’inde PKK’ya karşı operasyon geliştirmesinin önünde engel oluşturmuş, çuval hadisesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak Kuzeyindeki ileri istihbarat imkanlarına darbe vurmuş, daha sonra da PKK terör yuvalarına sonuç getirici kara harekatı yapmasını siyasi yöntemlerle engellemiştir. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, Kandil’e saldırının bir devlet kararı gerektirdiğini, ABD’nin buna rıza göstermesinin de şart olduğunu söylemiştir. Bununla birlikte Türkiye’de PKK terörü tırmanmıştır.

* Bu arada Barzani, Suriye toprakları içinde Arap Baharı etkisi ile meydana gelen terör ve istikrarsızlık ortamını fırsat bilerek Suriye’deki Kürt grupları Erbil’de toplamış ve onları Suriye PKK’sı olan PYD örgütlenmesi altında birleştirmiştir.

* Arap Baharı sürecinde Suriye’nin Türkiye’ye karşı sıkıştığı bir durumda iki ülke arasına PYD’nin girerek tampon kuvvet olarak yerleşmesi sağlanmış, böylelikle Barzani, Şam yönetimini de kendisine bağımlı hale getirerek bu cepheyi kendi lehine şekillendirmiştir.

* Burada ek olarak vurgulamak istediğimiz bir konu, Türkiye’nin Beşşar Esad’a karşı Suriye topraklarına bir askeri harekat yapmasına, küresel güçlerin, Kuzeyde oluşan bu Kürt gruplarının güvenliği zedeleneceği için asla izin vermeyeceğidir.

***

PKK, Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesi sayesinde Şam yönetiminin onaylayacağı politikalar ekseninden çıkarılarak, Barzani üzerinden ABD-İsrail yönetimlerinin onaylayacağı politikalar eksenine transfer edilmiştir.

Konu burada kapanmayacaktır. PKK’nın ABD ve İsrail tarafından kullanım süresi henüz bitmemiştir. Barzani, PKK üzerinden Irak’taki Kürt milislerini ABD ve İsrail’in tasarladığı İran saldırısında kullanacak ve “İran’ın Kürt bölgesinde de Barzani’ye bağlı bir Kürt oluşumu” nu tamamlaya çalışacaktır. Aslında Barzani dört parçalı yapbozun ik parçasını, Irak’ın Kuzeyi ve Suriye’nin Kuzeyi üzerine monte etti. İran ve Türkiye üzerindeki parçalar henüz yerleştirilmedi. İlk önce İran’a saldırı ile mi yoksa Türkiye’de PKK terör ayaklanması çıkarılmak sureti ile mi bu parçalar da birleştirilecek; bunu önümüzdeki süreç gösterecektir.

Türkiye, bu oyunu bozmak için bir an önce Irak Kuzey’ine kara harekatı gerçekleştirerek PKK’nın silahlı yapılanmasını büyük ölçüde yok etmeli ve Suriye’nin Kuzeyi ile Irak’ın Kuzeyi arasına girmelidir.

Yeniçağ

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: