Etiket arşivi: ABDULLAH ÖCALAN

Öcalan Ergenekon operasyonunu önceden biliyor muydu


Ergenekon Davası’na ilişkin tartışmalar yıllarca sürecek gibi görünüyor.

Odatv tartışılacak bir ayrıntıyı tarihin tozlu raflarından ortaya çıkarıyor.

söz konusu ayrıntı, Abdullah Öcalan’ın 2 Nisan 2007 tarihli görüşme notları.

Kenan Evren’in Kürt sorununa yönelik açıklamalarını onaylayan Öcalan o gün önce şunları söylemişti: ""Sayın Kenan Evren’in geçen gün yapmış olduğu açıklamaları geç de olsa gazetede okudum. Hasan Cemal’e bahsettiği ‘katı milliyetçiliğin’ çözüm olmadığını o da görüyor. Taner de bunu dile getirmişti. Ben buna ulus devlet şovenizmi, ulus devlet faşizmi diyorum. Ben Kenan Evren’e ‘dahi’ derken askeri stratejiden anlıyor demek istedim. Sözümü bu vesileyle tashih ediyorum. Kenan Evren, basit bir kişi değildir. Devlet adamlığı tecrübesi var. Yaşı ilerlemiş olsa da dinçtir, belli bir etkinliği ve ağırlığı vardır. Bu söylediklerini askeriyenin içinde bazıları ile konuşarak mı dile getiriyor yoksa şahsi görüşleri mi onu bilemiyorum. Bu görüşlerini orduya ve ordudan emekli olmuş olanlara anlatacağını belirtiyor. Onları ne kadar ikna eder, bilemiyorum. Ben bir aralar ‘devletten bir ses’ beklediğimi söylemiştim. Evren’in açıklaması o sestir demiyorum ama tam denk düştü. Bu konuda Leyla Zana ile görüşebileceğini söylemişti. Evren’in yanında kimler var onu bilemem. Bir takım emekli generalin olduğu söyleniliyor."

Öcalan Ümraniye’deki bir gecekonduda el bombaları bulunarak Ergenekon Operasyonu’nun başlamasından bir ay önce yaptığı bu açıklamaya şöyle devam ediyor:

"Türkiye’de bir milliyetçi kanat var. Bu kanatın yükselişi çok tehlikeli bir durumdur. Evren bu yükselişin ne tehlikeler doğuracağını görmekte. Ayrıca Evren, bahsettiği örgütlenmiş ‘katı milliyetçiliğin’ de Türkiye sorunlarına çözüm getirmediğini görmekte. Türkiye’deki bu ulus devlet faşizmi içinde Yazıcıoğlu derin kanatı oluşturuyor. CHP ve Baykal, bu akıma balıklama atladı. MHP zaten içinde, istese de kendini bundan kurtaramaz. Ben bunlara kızıl elma ittifakı demiştim. Ağar kendini bundan biraz uzaklaştırdı. Erkan Mumcu’nun ne yaptığı ortada. Bu tehlikeli akım aslında daralmış ve tecrit olmuştur. Bunların arkasında eskisi gibi TÜSİAD, AB ve ABD desteğini alamamaktadırlar. Bu kesimler milliyetçi akımdan desteğini çekmişlerdir. Bu akım, ikinci dünya savaşından sonra Hitler faşizmi gibi AB rotasında beş-on yıl içerisinde yargılanacak. Bunu kesin biliyorum. Ama bunu görmüyorlar."

Öcalan "kesin biliyorum" dediği "milliyetçi akım yargılanacak" sözleriyle Ergenekon operasyonunu mu kastetti?

Odatv.com

Gizli tanık, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, kendisini hedef alan sözlerine tep ki gösterdi /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Gizli tanık Kıskaç, Birinci Ergenekon Terör Örgütü davasının tutuklu sanıklarından İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, kendisini hedef alan sözlerine tepki gösterdi.

ÖCALAN PERİNÇEK’İN TEKLİFİNİ KABUL ETSEYDİ, PKK’NIN ADI BUGÜN İŞÇİ PARTİSİ OLACAKTI

Yeni Akit gazetesinde yer alan habere göre, eski jandarma istihbaratçısı gizli tanık Kıskaç; İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği ifadelerin ardından Doğu Perinçek’in, Aydınlık gazetesinde yer alan yazısında, "Hiçbir düşman psikolojik harekatçısı, gizli tanık Kıskaç’ın eline su dökemez" dediğini hatırlattı.

Gizli tanık Kıskaç; Abdullah Öcalan’ın, DGM savcıları tarafından İmralı Cezaevi’nde alınan ilk ifadesinde, "Doğu Perinçek’in 1991 yılında kampımıza geldiği ve benimle görüşmeler yaptığı doğrudur. Doğu Perinçek bana ‘Siz bu şekilde muvaffak olamazsanız, benim siyasi yapılanmam içinde yer almanız daha doğru olur’ şeklinde telkinde bulunuyordu" dediğine dikkat çekerek, "Demek ki, Abdullah Öcalan bunu kabul etseydi, PKK’nın adı bugün İşçi Partisi olacaktı. 5 Mayıs’ta gerçekleşecek duruşmada Doğu Perinçek’e çok güzel süprizlerim olacak" dedi.

Gizli Tanık Kıskaç; "Psikolojik savaşı ancak Doğu Perinçek bilir. Perinçek, 1972’de bir ahırda çoban kıyafeti ile yakalanınca 120 sayfalık ifadesinde bütün dava arkadaşlarının bir bir isimlerini veren kalleştir. 1974’te Kıbrıs sorunu ile ilgili yazdığı kitabında ‘Türk Ordusu işgalcidir. Rauf Denktaş faşisttir’ diyen kişidir. 1991 yılında PKK kamplarına giderek Abdullah Öcalan denilen hainin hareminde güller, çiçekler ile karşılanmış, teröristin hareminde ağırlanmıştır" diye konuştu.

TÜRK ORDUSU’NU SAVUNMAK SANA MI KALDI?

Doğu Perinçek’e, "Türk Ordusu’nu savunmak sana mı kaldı?" diyen gizli tanık Kıskaç, "Birinci Ergenekon davasında ifadelerime namus ve şeref üzerine yemin ederek başladım. Ben Türk Ordusu’nun en iyi askerlerinden biriyim. Vatan övünç, üstün başarı ve feragat madalyası ile ödüllendirildim. Vatanın bölünmez bütünlüğü, toprak, namus ve şeref için bu mücadeleyi yıllarca verdim" şeklinde konuştu.

VERİLEN ŞEHİTLER FAKİR FUKARA ÇOCUKLARI…

Ergenekon davasının yapıldığı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde TSK’nın hatalarını anlattığını, verilen şehitlerin fakir fukara çocukları olduğunu söylediğini aktaran gizli tanık Kıskaç, "1993’te her yirmi teröristten birinde Kanas suikast silahları varken, Komando taburunda bir kişi de Kanas suikast silahı vardı. TSK’nın yanlışları vardı, profesyonel birlikleri yoktu. 15 günlük askerlerle teröriste karşı nasıl çarpışılır bilinmiyordu. Verilen şehidler kimin umurundaydı" dedi.

Kaynak : http://www.internethaber.com/gizli-tanik-kiskac-isci-partisi-genel-baskani-dogu-perincek-isci-partisi-ip-pkk–400443h.htm#ixzz1m1FytXaA

SABAHATTİN ONKIBAR : Ocalan’a villa hazirlaniyor!


SABAHATTİN ÖNKİBAR: Öcalan’a villa hazırlanıyor!

Önce Başbakan Erdoğan’ın art arda verdiği iki demeci hatırlatalım:

Birinci demeç: ‘’Gerekirse Oslo görüşmeleri yeniden başlar’’Akabinde önceki gün ikinci demeç: ‘’İmralı’ya bile gidebilir.’’

Hayır bunlar niyet beyanı felan değil , alıştırma yani kamuoyunu hazırlamak!

Gerçekte müzakerelere karar verildi ve kısmen de başladı.

MİT Müşteşarı Hakan Fidan’ın Almanya’da Talabani ile buluşmasının hemen sonrasında Kandil bu talebe şartlı olarak yeşil ışık yaktı ki Murat Karayılan’ın La

Temps’e röportajdaki sözleri ortada.

Buna göre birinci talep müzakereci olarak masada Öcalan olacak ve mutlaka ev hapsine alınacak!

Dinlediklerime göre Tayyip Erdoğan ev hapsi istemine , seçim sürecindeyiz yapamam falan demiş ama ısrarı ve kararlılığı görünce şöyle bir teklife mecbur kalmış :

‘’Öcalan’ı ancak İmralı’daki bir mekanda ev hapsine alabiliriz.Aksini millete izah edemem!’’

Ve bu teklif bağlamında Öcalan’a kaldığı cezaevine yakın olacak şekilde özel bir villa’nın inşa hazırlığına başlanmış.

Hedeflenen hem Öcalan ile PKK’yı memnun etmek hem de kamuoyuna ev ya da villa Tahsisi yok diyebilmek.

Görüldüğü gibi AKP devleti , PKK ile yine bizzat Öcalan aracılığı ile masadadır ve müzakere etmektedir.

Buna paralel olarak Cumhurbaşkanı Gül de Çankaya’da BDP’lilerle kapanıp yol haritası arayışındadır.

Diyeceksiniz ki Tayyip Erdoğan’daki bu savrulma nasıl okunmalı ?

Öyle ya adam bir gün şarktan esiyor diğer gün garptan! Bir gün Kürt sorunu yok deyip PKK’ya güya küfürler savuruyor ama ertesi gün müzakere masasına oturuyor.

Kuşkusuz bu savrulmada eşikteki üç büyük seçimin payı büyük. Erdoğan PKK katliamları gölgesiyle seçime girmek istemiyor.

İlaveten küresel hegemonların yeni Anayasa dayatmaları ortada!
ABD Ankara Büyükelçisinin biraz da şantaj kokan son beyanları aslında önemli bir ipucu.

Keza Suriye Kürtleri olgusu ile Büyük Kürdistan’ın kapıyı tıklatması bir başka realite!

Hülasa Erdoğan mengeneye sıkıştığını ve yolun sonuna gelindiğini görerek son bir hamle ile Öcalan’a sanlıyor!

Millet ile Tayyip’i böyle selamladı!

Hatırlayın Tayyip Erdoğan , Yıldırım Demirören’e ne demişti:

‘’Yıldırım Bey Millet ile Vatan’ı aldığımız pek belli olmuyor.’’

Kastı bu iki gazetenin sahibinin değişmesine rağmen yayın politikasını aynen sürdürdüğünü yani AKP’ye yalakalık etmemeleriydi.

Aslında Milliyet ile Vatan’ın Demirörenler tarafından alınması kamuoyuna göre Başbakan’ın talebi ile olmuştu zira bu iki gazete Babıali’nin en çok zarar eden iki kurumuydu.

Dolayısı ile akıllı bir işadamının bunları satın alması normal bir ticari teşebbüs diye açıklanamazdı.

Ve Başbakan’ın hem o sözü hem de bu tuhaf satın alma olayının ne anlama geldiği ortaya çıkmaya başladı:

TRT’de büyük paralarla Fehmi Koru ile beraber AKP’yi gazlayan eski solcu yeni liberal Derya Sazak gazeteye genel yönetmen yapıldı.

Derya Bey’den de anında teşekkür.
Dünkü Milliyet’de açık bir AKP selamlaması vardı.

Ne imiş efendim Türkiye’nin kredi notu yükselcekmiş de , ekonomimizde Kasım baharı yaşanacakmış!

Benzer şeyler Vatan’ın manşetlerine de yansıyor.

En önemlisi Vatan Gazetesi , Can Ataklı gibi ülkenin en çok okunan ismine bir ay sütunlarını kapatarak örtülü olarak tehdit etti ve muhalefet dozajını düşer mesajını verdi.

Ey Milliyet okuru siz bu gazeteleri hala Abdi İpekçi’nin gazetesi mi sanıyorsunuz?

__._,_.__

Gültekin AVCI : Öcalan BDP genel başkanı olsaydı… /// CC : @GultekinAvc


Gültekin AVCI

gavci

Selahattin Demirtaş, Kürt sorunu maskesiyle takdim ettikleri terör sorununda devletin muhataplarını açıklıyor.

Muhataplar BDP, KCK, Öcalan ve PKK’ymış.

Bunlar "Kürt halkı"nın açıkladığı muhataplarmış.

Oysa Kürt halkının dörtte üçü, BDP-PKK eksenine yüz vermiyor.

Ama bunlar Kürtler’in onda biri bile olsalar, "silah kimdeyse temsil onda" eşkıyalığıyla kendilerini tüm Kürtler’in temsilcisi olarak dayatıyorlar.

Hem Kürtler’e hem de devlete.

4 muhatap bildiriyor Demirtaş.

BDP, PKK‘nın ayak siyasetini yaptığına, KCK da PKK‘nın üstü olduğuna göre 2 muhatap söz konusu.

Kandil ve Öcalan.

Ama biz defaatle gerçekleşen müzakerelerde Kandil’in Öcalan’a veya Öcalan’ın Kandil’e uyum sağlayabildiğini göremedik.

Öcalan "tamam" dedi kurşun yedik, Kandil "tamam" dedi bomba yedik.

Özellikle önümüzdeki süreçte her fırsatta Öcalan’ın gündeme getirilerek, yeniden irtibat kurulmasına çalışılması KCK‘nın BDP‘ye yönelik son talimatlarından birisiydi.

BDP‘nin ısrarla "Öcalan’ın tecriti"nden bahsetmesindeki gaye, Suriye kriziyle özerkliğe çok yaklaştıklarını düşündükleri bu süreçte, örgütle Öcalan arasındaki irtibat köprüsünü tekrar inşa etmektir.

Zira Öcalan’la irtibatsızlık, örgüt açısından ciddi bir strateji ve taktik dağınıklığı doğuruyor.

Nitekim bu kargaşa örgüt liderlerine kadar sirayet etmiş, BDP bile örgütte kimin talimatını dikkate alacağını şaşırmıştı.

Karayılan, Cemil Bayık, Fehman Hüseyin ve Duran Kalkan gibi örgüt liderleri birbirlerinden gizli mağaralarda yaşıyorlar.

Her şey bir yana gelin 2 hayal kuralım, bu hayallerin asla gerçek olmaması duasıyla.

Bu hayalde Karayılan bir yandan KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı’nı ifa ederken, BDP Genel Başkanlığı da yapsın.

Terörist genel başkan olur mu demeyin, terörist partili oluyor da genel başkan neden olmasın(!)

Ayrıca hayal bu.

Böylece BDP, PKK’nın ayakkabısı değil de KCK’nın başındaki adamı genel başkan yapmış bir parti olsun.

Ama Karayılan BDP Genel Başkanı’yken Cemil Bayık, Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Ali Haydar Kaytan ve Fehman Hüseyin gibi örgüt liderleri yine Kandil’de olsun.

Hem örgütün hem de partinin başında olan Karayılan‘la anlaşıp sorunu siyaseten çözebilir misiniz?

Asla!

Karayılan da örgüte sözünü dinletemeyecek, Demirtaş gibi Kandil ve Öcalan’ı işaret edecektir.

Çünkü silahlar dağdakilerin elinde.

Varlıklarını korumak isteyenler ellerinde silah olanlar, siyaset yapanlar değil.

Üstelik varlıklarını ellerindeki silahlarla birlikte devletçe resmen kabul edilmiş şekilde korumak istiyorlar.

2. hayalimizde Öcalan tamamen affedilmiş ve BDP‘nin başına geçmiştir.

Üstelik Meclis’te Diyarbakır veya Şanlıurfa milletvekilidir.

Ama Kandil aynen silahlı mevcudiyetini korumakta ve saldırılar devam etmektedir.

Cezaevinden terör örgütüne söz dinletemeyen Apo, BDP Genel Başkanı ve milletvekili olarak örgüte söz dinletebilir mi?

İhtimal vermem.

Cemil Bayık‘ın Öcalan "mutabakat tamam" dediğinde "seni kandırıyorlar" dediğini ne çabuk unuttunuz?

En iyi ihtimal örgütün bölünmesi, büyük parçanın dağda kalmasıdır.

Karayılan‘ın da dediği üzere pek çok devletle iltisakı olan PKK, Öcalan‘a mahkûm olmadığını, o günlerin çok gerilerde kaldığını biliyor.

Örgütü Öcalan kurmuş olabilir, ama bunca yıl ayakta tutan o değil.

Özerklik verilse bile PKK silah bırakmayacak, sadece militanlarını sınır dışına çekecek, bu süreci bağımsızlığı tahkim etmek için kullanacaktır.

"Kendi topraklarının silahlı koruyucuları" olarak dönene kadar.

Anlaşılmayan şudur.

Örgütün stratejisinde ateşkes olabilir, müzakere olabilir, özerklik ve bireysel haklar olabilir ama silah bırakmak ve dağılmak asla yoktur.

Önemli bir tehlike şudur:

Eğer Öcalan‘ın izolasyonu kaldırılır da irtibat tekrar sağlanırsa, örgütte kafa karışıklığı, strateji dağınıklığı, liderler arası çekişmeler minimuma inecek, çok daha derli toplu bir PKK tezahür edecektir.

Öcalan, 11 Mayıs 2011’de avukatlarıyla yaptığı görüşmede, "Suriye Kürtleri’nin hem Esed hem de muhalif gruplarla diyalog içinde olması, hangi taraf pozitif yaklaşıyorsa o tarafa taleplerini dayatmaları, gerektiğinde silah da kullanarak öz savunmalarını yapmaları" talimatını vermişti.

KCK ve PYD 1,5 yıldır bu taktik eksende yürüyor.

Güncel taktik ve stratejilere çok ihtiyacı var ama Öcalan‘la irtibat kuramıyor.

Umarım devlet, KCK‘nın "ideolojik buhran, strateji üretememe, örgüt içi hizipleşme ve hesaplaşma" gibi sorunlarını çözmez.

Alpaslan Işıklı: USAME BİN LADİN / ABDULLAH ÖCALAN


ABD Büyükelçisi Ricciardone’nin PKK ile ilgili olarak Türkiye ile daha yakın işbirliğini arzuladıklarını ifade etmesi ve “Usame Bin Ladin operasyonunda kullanılan taktik teknik prosedürleri” önerdiklerini açıklaması bu konuyu yeniden gündeme taşımıştır.

Konunun üzerinde düşünülmesi gereken değişik yönleri bulunmaktadır. Bin Ladin’in öldürüldüğünün açıklandığı tarihte de olayın bazı dikkat çekici yanları gözlerden kaçmamıştı. (Bkz.Amerika’nın Terörizme Karşı Savaşı” , İmge Y., Ankara,2010)

Anımsanacağı üzere, Bin Ladin öldürülten sonra cesedinin her nedense denize atıldığı duyurulmuştu. Böylece, bir cesedin var olup olmadığının veya –eğer ortada ceset varsa– kime ait olduğunun araştırılması olanağı ortadan kalkmış bulunmaktaydı. Amerika’nın bu tür kuşkular duymayı haklı gösterecek bazı sabıkalarının varlığı bilinmektedir. Örneğin 2. Dünya Savaşı sırasında kendisine ait Pearl Harbor limanına Japonya tarafından yapılacak baskını önceden bildiği halde önlem almadığına dair yabana atılmayacak iddialar vardır. Bu yüzden çok sayıda ordu mensubu ölmüş, gemiler ve liman ciddi hasar görmüştür. Böylece Japonya’ya saldırı bahanesi oluşturulmuştur.

Son olaylar çerçevesinde de Usame’nin ve başında yer aldığı El Kaide’nin ABD’nin silahlı saldırlarını haklılaştırma yönünde önemli bir rol oynadığının pek çok örneği vardır. Usame’nin nükleer silahların kullanımını meşru gösterme bakımından önemli bir işlev gördüğü bizzat Dışışleri Bakanlarından Rumsfeld tarafından açıklanmıştır:

Batı medyası tarafından tarzı belirlenen moda çerçevesinde, Usame Bin Ladin, yeni bir “masal canavarı” olarak belirmiştir. Savaşın ve sosyal yıkımın hem “nedeni”, hem de “sonucudur”. Aynı zamanda, Afganistan’da ABD bombardımanı sonucunda sivillerin ölümünden sorumlu tutulmaktadır. Bu bakımdan, Dışişleri Bakanı Donald Rumsfeld , ABD hükümetinin Usame Bin Ladin’in El Kaidesi’ne karşı yürüttüğü kampanyanın bir parçası olarak “nükleer silahların kullanımı olasılığını yadsımadığını” açıklamıştır. (Aynı eser, s.61)

Usame’nin en önemli işlevi 11 Eylül 2001 tarihli İkiz Kuleler ve Pentagon saldırıları çerçevesinde oynadığı ileri sürülen rolle ilgili olarak kendisini göstermiştir. İddiaya göre olayların sorumlusu ve faili, Ladin’in El Kaide örgütüdür. Ancak bu konuda farklı açıklamalar başından beri eksik olmamıştır.

Pek çok kaynak tarafından doğrulan bilgilere göre Usame’nin CIA ile ilişkisi eskilere dayanır ve Usame öteden beri ABD’nin denetimi altındadır. 24 Ağustos 1998 tarihili ünlü The Daily Telegraph gazetesinin haberine göre, Suudi doğumlu Bin Ladin ”Sovyet Afgan savaşı sırasında, CIA’nın kanatları altında, Sovyet işgalcilerine karşı savaşması için celbeldilmiştir”. Usame üzerindeki ABD denetiminin daha sonraki aşamalarda da devam ettiği anlaşılmaktadır.

CBS televizyonundan (Columbia Broadcasting System), Dan Rather’e göre, “Bin Ladin, 11 Eylül saldırılarından bir gün önce, 10 Eylül’de, bu defa Amerika’nın vazgeçilmez müttefiki Pakistan’ın lütfü ile hastaneye geri döndü. Pakistan Askeri İstihbarat Örgütü, Bin Ladin’in Pakistan Ordusunun Ravalpindi’deki Pak Army karargâhının hastanesinde diyaliz bakımı” görmekteydi.

ABD’nin Bin Ladin’den sağladığı yarar ne olabilirdi sorusunun yanıtı giderek açıklık kazanmaktadır. Şöyle ki:

Eğer ABD yetkilileri Usame Bin Ladin’i 11 Eylül’den önce tutuklamak isteselerdi, bunu yapabilirlerdi. Ancak bu durumda, büyük bir askeri operasyona girişme bahanelerinden yoksun kalmış olurlardı(Bkz:Aynı eser s.39-62.)

Bin Ladin’in 11 Eylül saldırında oynadığı rolün niteliği ve bu saldırıların resmi açıklamalar çelişen gerçek yönleri, yakın geçmişte Kanada’da Toronto kentinde dünya çapında önem taşıyan fikir adamlarının katılımıyla gerçekleşen bir toplantının ana konusunu oluşturmuştur. Bu toplantının tutanaklarını içeren “11 Eylül Görüşmeleri: 10 Yıllık Kandırmaca” adını taşıyan bir kitap yayınlanmış, ancak henüz dilimize çevrilmemiştir. (Bkz:The Toronto Hearings on 9/11: Uncovering Ten Years of Deception )

Soruna buraya kadar yapmaya çalıştığımız açıklamalar açısından bakıldığında Sayın Büyükelçinin Usame ve Bin Ladin ile Öcalan arasında kurduğu paralellik bir başka yöne taşınmaktadır. Bilindiği üzere ölümsüz yazar Uğur Mumcu’nun şehit edilmesinden hemen önceki yıllarında yıllarında yoğunlaştığı araştırmalar, Öcalan’ın gizli istihbarat örgütleriyle bağlantılarını açığa çıkarmaya yönelmişti ve bu yönde bazı bulguları açıklamış bulunuyordu.
Bu durumda Amerikan hükümetinin edindiği tecrübeler sonucunda Türk hükümetine vermesi gereken dersler, Bin Ladin’in nasıl yakalandığı konusuyla değil, nasıl olup da on yıldan fazla bir süre boyunca yakalanmamış olmasının nedenleriyle ilgili olabilir.

İLK KURŞUN

SABAHATTİN ÖNKİBAR : Öcalan’la Ergenekon Ve Balyoz Takası! /// CC : @sonkibar


Süreç işliyor!

CIA Türkiye İstasyon Şefi’nin talimatı ile Tayyip Erdoğan’ı selamlayan Leyla Zana,j benzer bir mukabeleyi Başbakan’dan aldı ve makamda ağırlandı.

Leyla Zana’nın talepler listesinin başında Öcalan’a özgürlük var!
Bunun yol haritası da belli.

Önce ev hapsi, ardından af ve siyaset yapma hakkı!

Sakın bu kadar da olmaz demeyin. Bizzat Tayyip Erdoğan, Hakan Fidan aracılığı ile hem Öcalan, hem de PKK ile müzakere ettiğini açıklamadı mı?

Soruyorum, müzakereye oturan Öcalan’ın önceliği kendi özgürlüğü olmaz mı!

Belli ki o konuda anlaştılar ve diğer hususlara geçtiler!

Aydınlık Gazetesi’nin yaptığı müthiş gazetecilikle, ABD’nin bu işin merkezinde olduğu ve aktif çaba gösterdiği artık kanıtlıdır.

Buna paralel olarak Ergenekon ve Balyoz bağlamında ki gelişmeler de ortada.

‘Özel Yetkili Mahkemeler, hukuku çiğnedi ve yargıya olan saygıyı aşağılara çekti’ diye güya kaldırılırken Özel yetkili mahkemelerin hakimlerine teslim edildi!

Dün de yazdık. O yargıçlar 3-4-5-6 yıldır tutuklu tuttuğu insanlara nasıl’pardon’ der ve suçsuz olsa dahi beraat kararını nasıl verir?

Dolayısı ile mahkemenin aynı yargıçlara bırakılması, bu davalarda büyük cezaların verileceği iddialarını güçlendiriyor!

Kim bilir ceza alacak, PKK ile mücadelenin kahramanı olan subay ve generalleri, Öcalan’a koğuş misafiri bile yaparlar. Yani onları da İmralı’ya gönderebilirler!

Bugüne kadar yaşananlar göstermiştir ki, o yiğit subay ve generaller F Tipi ile AKP’nin gözünde PKK’dan öte hasımdır!

Kurulan tezgah bana Öcalan ile Ergenekon ve Balyoz’daki isimlerin takas edileceğini çağrıştırıyor!

Evet Öcalan bırakılırken güya denge kurulsun diye onları da bırakacaklar!

Soruyorum eğer öyle olursa bütün o Ergenekon ve Balyoz tantanalarının TSK’yı çökertmenin yanı sıra, Öcalan’a özgürlük için tezgahlandığını ispatlamayacak mı?

Yeni anayasanın yazılımı sürecinde sürpriz ve dehşet şeylerin olacağı artık kesinleşmiştir!

Dileriz bu süreç ülkemizi tarumar etmesin ve Sevr hayata geçirilmesin!

***

Cevap Ver Arınç, Kim Öldürmek İstedi?

Balık hafızalı bir toplumuz, fikri takip yok!

Birazcık geriye gidelim ve hatırlatmaya çalışalım:

Hani Bülent Arınç’ın evinin sokağında, ona suikast düzenleyecek bir albay ile bir yarbay yakalanmıştı!

Hani onların üzerinde krokiler çıkmıştı!

Hani bu suikast için malzeme taşıyan askeri kamyon, televizyonların canlı yayınları ve savcıların eşliğinde durdurulup aranmıştı!

Hani bulaşıkçı erlerin araçları, ölüm timi diye gazetelere manşet yapılmıştı!

Sahi ne oldu o olay bilen var mı?

O albay ile yarbay hapiste, ölüm timine mensup olan erler hücre de mi?

Öyle ya, manşetlerde infaz yapan medyada bu konuda tek bir satır yok!

Dahası, Bülent Arınç da tel laf etmedi!

Açıklayalım, bütün o iddialar kof çıktı. Yani tümden yalan!

Gazete ve televizyonlara yansıtılanların tamamı, askeri katil göstermek için tezgahlanan bir oyun!

Ne bir dava açıldı, ne de bir tutuklama oldu!

Yapılan açık bir psikolojik operasyondu ve bu operasyonla TSK’nın kozmik odasına girildi!

Ne hükümet ne de Bülent Arınç, hiçbir zaman pardon demedi ve o subay, erler ya da TSK’dan özür dilemedi!

En vahimi! Genelkurmay ortaya çıkıp bu konuda mensuplarını ve kurumsal kimliğin savunmadı!

Ben, diğerlerini anlarım da Genelkurmay Karargahı’nı hiç mi hiç anlayamıyorum!

***

AKP’nin Gittiği Gün Medyada Bunlar Olacak!

AKP’nin gitmesi İstiklal Savaşı’nı kazanmak kadar zor ama hiç kuşkunuz olmasın er ya da geç gidecek ve gittiği gün medyada bunlar olacak:

-Ferit Şahenk, 28 Şubat günlerindeki çizgisine geri dönecek!
-Aydın Doğan, Tayyip beni batırmak için bunları yaptı diye mülakatlar verecek!
-Turgay Ciner, kaybım 20 milyar dolar açıklamasını yapacak!
-Ahmet Çalık, Sabah-ATV bana zorla aldırtıldı diyecek!
-Erdoğan Demiören, ben bu zarara katlanamam deyip gazeteleri anında satacak!
-Albayraklar’la, Akın İpek medyadan çıkacak.Star Gazetesi ile Kanal 2 kapanacak!
-Zaman ya da F Tipi medya, anında viraj alıp yeni iktidara elçiler gönderecek!
-Durakta beklemeyi sevmeyen Enver Ören, gelen otobüse binip onun kornasını çalacak!
-TRT hakkında büyük bir soruşturma başlatılacak!
-Nazlı Ilıcak, Tayyip Erdoğan beni asla sevmezdi diye yazılar yazacak!
-Taha Akyol, AKP’in yanlışları dizisine başlayacak!
-Mehmet Barlas, AKP için kendi etti kendi buldu diyecek!
-Hasan Cemal, AKP’yi demokrasisizlik götürdü gibi laflar edecek!
-Yiğit Bulut, tekrar ulusalcı kesilecek!
-Fatih Çekirge, yine apoletlerini takacak!
-Mümtazer Türköne, yeni bir sığınak ve ambalaj arayacak!
-Eyüp Can, Ergun Babahan, Avni Özgürel, Ali Bayramoğlu, Mehmet-Altan, Emre Aköz, Nagihan Alçı ve benzerleri kendiliğinden tasfiye olacak!

NOT: Bu yazı medyanın iki yüzlülüğünü yüzlerine vurma ve tarihe not düşme adına yazılmıştır!

***

Aziz Yıldırım’a Tasfiye, Demirören’e Taltif!

Şike operasyonunun iki hedefi vardı.

Birincisi, Fenerbahçe ve futbolu ele geçirmekti ki bu projenin sahibi
F Tipi örgüttü!

İkincisi ise Aziz Yıldırım’a şahsi sebeplerden ötürü çok kızan Başbakan’ın, onu tasfiye etmeye karar vermesiydi!

Peki ortaya çıkan tablo ile kazanan kim midir?

Tartışmasız Tayyip Erdoğan’dır.

Erdoğan kızdığı Aziz Yıldırım’ı hüküm eğer Yargıtay’dan dönmez ise tasfiye etmiş oldu!

Burada altı çizilmesi gereken ayrıntılar şunlardır:

Başbakan’ın eşinin yeğeni ile evli olan Göksel Gümüşdağ’ın herkese ceza verilirken beraat etmesi manidardır!

Aynı şekilde Beşiktaş’ın antrenörü Tayfur Havutçunun şike yaptığı için ceza alması önemli. Çünkü o noktada korkunç bir kayırma söz konusudur!

Yahu maaşla çalışan bir antrenör kulüp başkanının izni ve haberi olmasan nasıl şike yapar?

Ne yani, Tayfur Havutçu,şike için ödediği paraları maaşından mı karşıladı?

Böyle bir şeye inanamak için salak olmak bile yetmiyor!

Belli ki Yıldırım Demirören, zirveler tarafından kollanmış ve bırakın tutuklanmayı, gözaltına bile alınmamıştır.

Peki bu niye mi oldu?

Demirören’ler Milliyet ile Vatan gazetelerini o siyasi zirvelerin emri ile satın aldıkları için!

Evet, Demirören’ler AKP iktidarının yeni Korkmaz Yiğit’idir!

Sadece yıldırım Demirören’in açık kayrılması bile şike soruşturmasında hukukun ötesinde başka şeylerin olduğunu göstermiyor mu?

Peki F Tipi örgütün kazancı ya da kaybı mı?

Fenerbahçeliler onlara hak ettiği dersi verdi ve hedefe oturarak gerçek yüzlerini deşifre etmeye katkı sağladı!

AYDINLIK

BDP kongresine ‘Öcalan’ damgasını vurdu


Barış ve Demokrasi Partisi’nin parti yöneticileri ve kadrolarına yönelik tutuklamalar nedeniyle düzenlediği 2.Olağanüstü Büyük Kongresi başladı. BDP’nin 2. Olağanüstü Kongresi’nde bir ilk olarak Abdullah Öcalan “Öcalan!a özgürlük” yazılı posteri asıldı. BDP Eş Genel Başkanı Kışanak da, Öcalan’ın barış için şans olduğunu kaydetti.

Barış ve Demokrasi Partisi, “Direnerek Özgürlüğe Yürüyoruz” sloganıyla 2.Olağanüstü Büyük Kongresi Ankara’da Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonunda yapılıyor. BDP’nin 2. Olağanüstü Kongresi’nde bir ilk olarak Abdullah Öcalan “Öcalan’a özgürlük” yazılı posteri asıldı.

Sabahın erken saatlerinde birçok ilden kongre salonuna otobüslerle gelen partililer, bahçede halaylar çekti. AKP ve CHP kongrelerinde olduğu gibi bu kez BDP yönetimi de salona giremeyen partililer için bahçeye büyük ekran koydu. Kadın ve gençlerden büyük katılım oldu. Salona Öcalan fotoğrafı asıldı. Fotoğrafın üzerinde hem Türkçe hem de Kürtçe "Öcalan’a Özgürlük" yazısı yer alırken, bu mesajın güvercinlerle desteklendiği görüldü. Kürsünün ve divanın kurulu olduğu platformdaki ekranın bir yanına Türk Bayrağı bir yanına da BDP bayrağı asıldı.

Davetli olarak salonda bulunan yabancı temsilciler için Sorani, Kurmanci ve İngilizce çeviri yapıldığı belirtilen kongreye Abdullah Öcalan’ın kardeşleri Mehmet Öcalan, Havva Öcalan, Fatma Keskin ve Kevser Öcalan da salona geldi. İsimlerin anons edilmesi sırasında ”Dişe diş, kana kan seninleyiz Öcalan” sloganı atıldı.
Konuklar için ayrılan bölüme Uludere olayında hayatını kaybedenlerden bazılarının anneleri de alındı. Ellerinde çocuklarının fotoğraflarıyla gelen anneler salondakiler tarafından ayakta alkışlandı.

Öcalan posteri açmak isteyen bir gruba, "Bütün salon zaten Sayın Öcalan’a sahip çıkıyor. Ayrıca poster açmanıza gerek yok" uyarısı yapıldığında salonda alkış tufanı koptu. Divan başkanlığına Hamid Geylani’nin seçilmesiyle BDP’nin 2. Olağanüste Kongresi başladı. Kongreye partinin eski ve yeni yöneticileri ve milletvekilleri de katılıyor.

KIŞANAK: ÖCALAN BARIŞ İÇİN ŞANSTIR
BDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Kışanak, ”Sayın Öcalan Kürt sorununun en büyük realitesidir. Kürt halkı için önder, PKK için liderdir. Barış için bir şanstır” diye konuştu.

Kışanak, BDP 2. Olağanüstü Kongresi’nde, hiç kimsenin gücünün Kürt halkının dinamizmini tutsak edemeyeceğini, otoriter rejimlerin ömrünü tamamladığını, zamanın demokratik değişimleri getirdiğini söyledi. Kışanak, Suriye’deki özerk Kürt bölgesine destek çağrısında bulundu.

”Türkiye bir yol ayrımında; ya barışı, özgürlüğü seçecek ya da savaş yolunda rotasını kaybedecek” diyen Kışanak, 2013’te barış talebi olmayanların Türkiye’yi 2023’e taşıyamayacağını söyledi.

Kürt halkının barış konusunda güçlü bir irade ortaya koyduğunu ifade eden Kışanak, yıllardır mücadele ederek, direnerek tarihe yön verdiklerini ve asimilasyon politikalarını yerle bir ettiklerini kaydetti.

”Son 3 yıldır binlerce Kürt’ü tutuklayarak cezaevine koydular” diyen Kışanak, demokratik siyasetin kapısına kilit vurulmak istendiğini belirtti. Kışanak, ana dil talebinden vazgeçmediklerini, sessiz kalmayacaklarını ve her yerde direnişe devam edeceklerini ifade etti. Kürtlerin demokrasi mücadelesi için ağır bedeller ödediğini belirten Kışanak, ”faşizme, özel savaşa, Ergenekon’a, JİTEM’e boyun eğmediklerini” söyledi.

Abdullah Öcalan’ın 13 yıldan beri tek kişilik bir hücrede tutulduğunu, 15 aydan beri katı bir tecrit yapıldığını ifade eden Kışanak, Öcalan’ın görüşlerinin demokratik cumhuriyet ve ”Özerk Kürdistan” projelerinin olduğunu belirtti.
Kışasnak, ”Sayın Öcalan Kürt sorununun en büyük realitesidir. Kürt halkı için önder, PKK için liderdir. Barış için bir şanstır” diye konuştu.

Kışanak, vakit geçmeden daha fazla bedel ödenmeden bir an önce müzakere ve diyalog sürecinin başlatılmasını istedi.

56 PM ÜYESİ CEZAEVİNDE
Eşbaşkan seçiminin yanı sıra Parti Meclisi ve Disiplin Kurulu üye seçiminin de yapılacağı olağanüstü Kongrenin gerekçesini BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, "Bu kongre bir kadro yenileme kongresinden çok tutuklanan ve bu vesileyle eksik kalan kadroları tamamlama kongresi olacak. Parti Meclisimizin 120 üyesinden 56’sı cezaevinde" sözleriyle açıklamıştı.

AKP Kongresine katılarak bir konuşma yapan Barzani’nin, BDP Kongresine davetli olmasına karşın gelmeyeceği öğrenildi. AKP Kongresine davet edilmeyen BDP de AKP’ye davetiye göndermedi. MHP de davet gitmeyen bir başka parti.

Yurt Gazetesi

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: