Etiket arşivi: ak parti

Say: ‘AKP’den korkmuyorum! /// CC : @FazilSayMusic @fsayofficial @Say_Fazil @fazilsayplay


Fazıl Say, CNN Türk’te Enver Aysever’in Aykırı Sorular programına konuk oldu

Konumuz sadece Madımak değil niye Aleviler üvey evlat olarak görülüyor. Özellikle günümüz hükümet tarafından gerçekten insan muamelesi görmüyor. Bütün bunlar soru işareti. Şimdi bunların içerisinde insan olmayı hatırlamak lazım. Hukuku hatırlatmak lazım. İnsan olmayı hatırlamayınca hukuku hatırlatmak zorunda kalıyorsun kötü bir mertebe.

AKP YÜZDE 50’LİLİK KESİM KORKUTMAK İSTİYOR

Soner Yalçın çok yakın dostumdur ve gerçekten bir suçu olduğuna inanmıyorum. Sadece muhalif bir gazeteci olarak iki yıldır tutuklu hapiste olduğuna inanıyorum. Gerçek bir suçu olduğuna inanmıyorum Soner’in. İki yıldır tutuklu yargılanıyor hapiste bu bir haksızlıktır. Bir insanın hayatını bu kadar uzun dönemini tüketmek bu bir haksızlıktır. Bunu dünyaya bağırmak lazım. Burada bir haksızlık vbar. Suçun ne olduğunu bile açıklamıyorlar. Deseler ki kardeşim Soner Yalçın burada bu suçu işlemiş ispatı burada. Ya kardeşim Soner benim dostumdur bunu nasıl yapar böyle bir yanlışı der kabul edersin. Ama böyle bir şey de yok. Gerçekten inandırıcı değil hiçbir şey sadece yazdığı bir makale üzerine muhalif olması yüzünden. Türkiye’nin yüzde 50’si AKP’ye oy vermedi. Diğer yüzde 50’sini korkutmak gibi anlaşılıyor bütün bunlar.

AKP’DEN KORKMUYORUM

AKP’den korkmuyorum. Korkmak gibi değil büyük bir problem olarak görüyorum bu baskıyı. Bir insanın Allaha inanıp inanmamasını bile hükümet mi tayin edecek. Benim şuan içinde bulunduğum davaya baksana bütün dünya gülüyor Türkiye’ye. Ve hükümet arkasındaydı bana suç duyurusunda bulunanların enteresan bir durum. Hükümet diyebilirdi ki orada bir tartışmayı retweet etmiş. Savcılıktan geçmesi davaya dönüşmesi davada ikinci celseye gelmesi hukukun beş kere çiğnenmesi anlamında. Ben ona saygı duyarım ama o bana duymuyor.

ARABESKİ SEVMEK VATAN HAİNLİĞİDİR

Fazıl Say, arabesk müziği hakkında da konuştu. Say, ‘Arabesk denilen iğrenç şeyi sevmemek vatanseverlik, sevmek ise vatan hainliğidir bana göre. Burada düşünceler farklılaşır. Kalitesiz bir şeyden bahsediyoruz. Kötü harmoni, kötü melodi ve bir yere varamamış bir müzikten bahsediyoruz’ diye ekledi.

HAPİS YATARAK ALLAH’A İNANMAMI İSTİYORLAR

Say hakkında açılan davaya atıfta bulunarak, ‘Bir insanın Allah’a inanıp inanmayacağını hükümet mi tayin edecek?’. Davanın çok trajik olduğunu söyleyen Fazı Say, tüm dünyanın Türkiye’ye güldüğünü belirtti. Hükümetin, kendisi hakkında suç duyurusunda bulunanların arkasında olmasını enteresan olarak yorumlayan Say, davaya konu olan mesajı matrak bulduğu için Twitter adresinde paylaştığını söyledi.

Ünlü piyanist, mesaja gelen tepkileri de saygıyla karşıladığını ve sosyal paylaşım sitesinde paylaştığını söyleyen Say, aynı saygının kendisine gösterilmediğini savundu. ‘1,5 yıl hapis yatarak benim Allah’a inanmamı istiyorlar ‘ diyen Say, davada tüm dünyanın kendisini suçsuz gördüğünü belirtti.

HALK DEDİĞİ 3-5 İT KOPUK

Sen kerhanede mi doğdun diyen Şamil Tayyar var. Egemen Bağış saçmasapan açıklamalar yapıyor. Kültür Bakanı Fazıl Say’ı zaten halk cezalandırdı diyor. Bir sanatçısını korumayan herif umurunda değil. Halk dediği de 3-5 it kopuk belkide.

PKK SEMPATİZANINDAN ERGENEKON İNCİLERİ —- Kemal Burkay: Ergenekon Kürt hareketine sızmış bir olayd ır —-


24 Tv ekranlarında yayınlanan Elif Çakır’ın sunduğu Söz Bitmeden’in bugünkü konuğu Hak-Par Genel Başkanı Kemal Burkay’dı.

Hak-Par Genel Başkanı Kemal Burkay kürt sorunu ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Elif Çakır; Hak-Par yerel ve sadece Kürt sorununa odaklı siyasi yapı olarak mı kalıcak? Yoksa Türkiye’nin genel sorunlarıyla da ilgilenecek mi?

Kemal Burkay: Hak-Par sadece lokal bir parti olarak kalmıyacak. Tabiki Kürt sorunu Türkiye’nin en büyük sorunu. Hak-Par’ın da politikasının ekseni bir bakıma kürt sorununu çözümüdür. Öte yandan sadece Kürt sorunun çözümüne odaklı kalamayız Türkiye’nin demokratikleşmesi de bizim sorunumuzdur. Türkiye’de türk olsun kürt olsun bir bütün olarak halkın yüzyüze olduğu sorunlar bizim sorunlarımızdır. Örneğin Türkiye’de bir Alevi sorunu da var, hala çözülmemiş hala şikayetleri giderilmemiş önemli bir kitle var. Biz Alevilerin de haklı meşru taleplerinin karşılanmasını istiyoruz. Tarihten gelen bu sorunun çözülmesini istiyoruz.

VİDEOYU BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.

Elif Çakır; BDP’nin güttüğü siyasette PKK ile olan ilişkisini bir kenara bıraktığımızda kitlesel bir parti değil, sadece Meclis’te ama iktidara talip değil Meclis içerisinde Kürt sorunu yada bir kesimin sesi olmak için orada. Siz iktidara da talip olacak mısınız? Önümüzdeki seçimlerde nu yarışın içerisinde görebilecekmiyiz Hak-Par’ı?

Kemal Burkay: BDP demokratikleşme konusunda yeterince çaba göstermiyor BDP iktidara talip değil mi okadar kesin konuşamam ama kitlesel bir gücü var tabiki. Kürt toplumunun önemli bir kesiminden destek alıyor. Ancak belki de demoktarikleşme konusunda yeterince çaba göstermiyorlar ve ya Türkiye’nin diğer sorunlarını yeterince gündemlerine almıyorlar. Bence bunu almak lazım yani kürt sorunu tabiki çok önemli bu sorunun çözümünü eşitlik temelinde istiyoruz. Bizim için Türkiye’nin sorunları çok önemli çevre sorunları büyük kentlerin sorunları örneğin bir trafik sorunları dahil olmak üzere. Çünkü biz özgürlük ve demokrasi istiyoruz.

Elif Çakır; Siz Kürt sorununun bügün itibari ile geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir tarafta iktidar adım atıyor diğer taraftan süregelen açlık grevleri var, öbür taraftan baktığımızda hala şiddet alabildiğine devam ediyor.

VİDEOYU BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.

Kemal Burkay: Bence önemli gelişmeler de var. 30-40 yıl öncesiyle kıyasladığımızda önemli gelişmeler var. 30-40 yıl önce biz kürtler var diyemiyorduk,dediğimiz zaman tutuklanıyorduk cezaevine gidiyorduk baskı görüyorduk. şimdi artık hükümet adamları da devlet adamları da kürt sorununun var olduğunu söylüyorlar yani o inkarcı anlayışı terk ettiler.Kürt halkı var deniyor bu bir gelişme tabiki.

Kürt sorunu bugün çok geniş bir alandatartışılıyor,geçmişle kıyaslanmayacak biçimde televizyonlarda gazetelerde bu da çok önemli bir gelişme. Eğer bir şeyi tartışabiliyorsak mutlaka çözeceğiz demektir. Ama bir şeyi tartışamıyorsanız zaten teşhis edemezsiniz ve çözüm bulamazsınız.

Olumlu adımlar da atıldı.Sadece sorunun tartışılması planda kalmadı. Örneğin bir TRT-şeş’in açılması, bazı üniversitelerde kürt dili bölümlerinin açılması. Bunlar olumlu gelişmelerdir. Bir dönem açılım süreci başlatıldı bu umut verdi yani ülkeye barışın gelebileceği artık kürt sorununun çözüm yoluna gireceğine dair. Ne yazık ki bunlar devam etmedi, devam etmedği için de olumlu gelişmelerin yanı sıra 80’li 90’lı yıllarda yaşadığımız çatışma ortamı yeniden ısındı. Yani karşılıklı olarak hatalar yapıldı ve böyle bir kaos’un içine girdik yeniden.

Elif Çakır; Güneydoğu bölgesine baktığımız zaman bir AK parti var bir de BDP var, üçüncü bir partinin şansı çok fazla yoktu. Hak-Par’ın özellikle siyasi ergümanlarınızla kürt sorununun çözümüne yönelik olaccağı için üçüncü bir parti de Hak-Par olacak. Siz bu çözüm sürecince bölgeye yönelik olarak BDP’den farklı olarak ne söyleyeceksiniz yada AK Parti iktidar partisi olarak onlara bir rehber niteliğinde ne sunacaksınız?

Kemal Burkay; Bizim BDP ile farklarımızdan bir tanesi programlarımızdaki taleplerdir. Biz eşitlik temelli bir federasyon istiyoruz kürt halkı için. Kürtler çoğunlukta oldukları bir coğrafyada ki biz buna tarihi olarak kürdistan diyoruz. Burada kendi kendilerini yönetmeliler federatif bir biçimde. Çünkü BDP’li arkadaşlar demokratik özerklik diyorlar,demekratik özerklik ne belli değil. Daha önce demokratik cumhuriyet diyorlardı.Demokratik Cumhuriyeti herkez ister.

Kürtler bakımından bu cumhuriyet federe bir cumhuriyet olmalıdır.Çünkü üniter olduğu zaman farklı renkleri kabul etmiyor toplum.

Elif Çakır; Peki siz bu bağlamda AK Parti’nin başkanlık sistemine nasıl bakıyorsunuz?

Kemal Burkay: Ben bunun için ille de başkanlık sisteminin zorunlu olduğunu zannetmiyorum. Başkanlık sistemi Türkiye’ye gereklimidir değil midir bu tartışılabilir tabiki. Ama kürt sorununun çözümü yahut Türkiye’nin federe olması başkanlık sistemiyle bağlantılı olamaz çünkü dünyadaki örneklerine baktığımız zaman bir çok federe cumhuriyet var başkanlık sistemi söz konusu değil. Tamam Amerika da federaldir orda başkanlık sistemi var ama Fransa da yarı başkanlık sistemi var düşündüğümüz anlamda federe bir ülkeye dönüşmedi henüz. İsviçre parlamenterdir ama federedir. Belçika federedir ama krallık vardır. Dolayısıyla ingiltere, ispanya federal özellikleri olan otonom bölgeleri olan devletlerdir ama krallıklar vardır.

Birincisi Hak-Par’ın temel politikası eşitlik temelinde bir çözüm diyoruz. İkincisi kürt halkının mücadelesini şiddet dışı yöntemlerle yönetmesinden yanayız. Başından beri benim ve Hak-Par’ın polştşkası budur.

-Ergenekon Kürt hareketine sızmış bir olaydır.

Şimdi bildiğiniz gibi Ergenekon davası var bu daha çok darbe girişimleri yönüyle açığa kavuşturulmak isteniyor. Ancak fırat ın ötesindeki ergenekon üzerine gidilmedi. Örneğin JİTEM olayı inkar edildi böyle bir örgüt yok denildi halbuki böyle bir örgütün olduğunu herkez biliyordu. Hizbullahın bu örgütün jandarba bölgesinde eğitildiğini herkez biliyordu. JİTEM vasıtasıyla yönlendirildiğini biliyordu. Yani devletin derinlerinde çok oyunlar oynandı ve bu oyunlar Türkiyeyi yangın yerine çevirdi.

Erdoğan’ın ABD’ye verdiği söz /// CC : @ArslanBulut1


Hani ozanlar birbirine söylenecek türkünün ayağını verir ya, bu defa siyasette, ayağı Halil Şıvgın verdi.

Şıvgın, Akşam gazetesinden Şenay Yıldız’a yaptığı açıklamada, “Halkın seçeceği Cumhurbaşkanı’yla Başbakan arasında çatışma olur. Çatışma yaşamamak için ’Başkanlık sistemi’ne geçmeliyiz. Bu da ABD modeli değil; Türkiye’ye has bir model olmalı” dedi.

Şıvgın, 1984 seçimlerinden sonra, Turgut Özal’a “Milletvekilliğini dar bölge yapalım, sistemi de Başkanlık sistemine geçirelim. Cumhurbaşkanı’nı halk seçsin, yüzde 50’nin üstünü alan Köşk’e çıksın” önerisinde bulunduğunu, ancak Özal’ın konuyu beklettiğini de söyledi.

***

10 Kasım törenlerine katılmamak için Endonezya’daki gezisini uzatan Tayyip Erdoğan da dönüş yolculuğunda, konuyu gündemde tutmak için “Ben illa ABD sistemi olsun demiyorum. Öyle çalışalım ki başkanlık Türk sistemi olsun” dedi.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ da aynı yönde konuştu ve “Türkiye’nin kendi özelliklerini, tarihi tecrübesini ve ihtiyaçlarını dikkate alarak kendimize özgü yapabiliriz ve bunun adı da ’Türkiye modeli başkanlık sistemi’olur” dedi.

Bozdağ, kamuoyunu kazanmak için de “Biz üniter yapıyı bozmadan başkanlık sistemine geçmeyi öneriyoruz” diye konuştu. Hatta Bozdağ, sanki Türkiye başkanlık sistemine mecburmuş gibi sözler de sarf etti ve “İnanıyorum ki Türkiye mutlaka bir gün başkanlık sistemine geçecektir. 10 sene sonra, 20 sene sonra bu sisteme geçeceğimize, gelin vaktinde geçelim, gecikmeden geçelim” diye konuştu.

***

Bu arada, 29 bölgeli bir devlet yapısı oluşturan Büyükşehir yasa tasarısı için Meclis’te mücadele sürüyor. Tayyip Erdoğan, Trabzon’da “Biliyorsunuz şu anda Meclis’te Trabzon’un da içinde olduğu Büyükşehir Yasası tartışılıyor. Bundan kimlerin, ne için rahatsız olduğunu herhalde anlıyorsunuz.

Çünkü bunlar bu ülkenin büyümesini istemiyorlar. Bu ülkenin küçülmesini istiyorlar. Biz bu işi de başaracağız ve Parlamento’nun içinde kavga gürültüye pabuç bırakmayacağız. Çünkü hak haklınındır, verilmezse alınır. Ve inşallah hakkı da sahipleri alacaktır. Bu hakkın da yegane sahibi bu aziz millettir. Hiç endişeniz olmasın. Hayırlısıyla birkaç gün içinde onu da yoluna koyacağız” dedi.

Erdoğan, kendisi için istediği bir sistemi, milletin hakkı gibi gösterirken bir taraftan da karşı çıkanları ülkenin küçülmesini istemekle suçluyor. Oysa Büyükşehirler yasası ile ülkeyi 29 özerk parçaya ayırmaya çalışan kendisi..

***

Erdoğan, ülkeyi parçalara ayırmayı çok istediği için mi yapıyor? Hayır, AKP’nin kuruluşu sırasında Erdoğan’ın ABD tarafından desteklenmesinin birinci şartı, yerel yönetimlere özerklik vermesidir.

Bir defa daha hatırlatayım..

2 Temmuz 2001’de bir lobi şirketi vasıtasıyla AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’a Amerika’dan iletilen CFR kaynaklı memorandumda “Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir” deniliyordu. Erdoğan, tamamı üç buçuk sayfa olan bu belgeyi AKP’nin programı haline getirmiştir.

İşte Erdoğan, verdiği sözü tutuyor ve Büyükşehirler adı altında ülkede özerk bölgeler oluşturuyor. PKK’nın da son talebi budur.

***

2001 yılının Ağustos ayında “Veneto’dan Batı Karadeniz’e bisiklet gezisi” organizasyonunda katılımcılara verilen haritada Türkiye, Roma dönemine göre eyaletlere ayrılmıştı.

Paflagonia projesinde şöyle deniliyordu:

“Amacı ulusal devletlerin iç federasyonu (devletler federasyonu) şeklini gerçekleştirmek olan, politik şekilli, Avrupa karakterli bir fenomen geliştiriliyor.

Globalizeleşme ve kimliği arama çalışmaları aynı paralelde seyreden iki muhakemeyi birleştiriyor. Orijinin bulunması, kişinin bölgeler ve devletler üstü bir kimlik kazanması olarak yorumlanıyor ve temelinde kişinin, birçok ülkenin yurttaşıymış gibi düşünülmesi fikrine ulaşılıyor. Sonuçta, en ideal biçimine çoklu kimlik (çok kimlilik) araştırması olarak dönüşüyor, yani tüm insanların tek, aynı büyük genetik kökten geldiği orijinde, bir çeşit uluana ve ulubaba isminde birleşiyor; Adem ve Havva; ya da Homosapiens, ya da Austrolopitecus.”

İşte, AKP’nin Atatürk’e, milli kimliğe ve milli bayramlara saldırmasının sebebi budur.

Mülteci Çadırkentleri Akapenin ‘Oy Deposu’ Olacak!


CHP’li Mehmet Şeker, dikkat çekici açıklamalar yaptı: Suriyeli sığınmacılar Türk vatandaşlığına geçmek için sıraya girdi. Kalıcı oldukları anlaşıldı. Hepsi Türk vatandaşlığı için gün sayıyor. Vatandaş olurlar, AKP’ye de oy verirler!

CHP’li Şeker’den “AKP’ye mülteci oyu” iddiası

CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, Suriyeli sığınmacıların Türk vatandaşlığına geçmek için sıraya girdiklerini söyledi. Şeker, “Suriyeli sığınmacıların kalıcı olduğu anlaşıldı. Türk vatandaşlığı işlemleri daha önce başlatılacaktı ancak biz çıkış yapınca durdu. Yine de hepsi Türk vatandaşlığı için gün sayıyor. Vatandaş olurlar, AKP’ye de oy verirler” dedi.

Gaziantep ve Kilis kamplarında kalan sığınmacıların ülkelerine dönmeyi düşünmediğini vurgulayan Şeker, “Kucağımızdaki 200 bin kişiyi yeni gelenlerle birlikte ülkemizde tutacağız. Gelenler dönmeyecek, Türk vatandaşı olacak. Yapılan ilk seçimde de Tayyip Erdoğan’a oy verirler. Gitmeyeceklerini zaten vatandaşlara da iletiyorlar” diye konuştu. Afganistan’dan gelenlerle, Suriye’den kaçanların aynı kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Şeker, şunları söyledi: “Vatandaş konusuna karşı çıktık, bir süre mecburen geri adım atıldı ama bu insanları vatandaş yapacaklar.”

YENİÇAĞ, 11 Kasım 2012

AKP Esir Kampında Şemdin Sakık’ın Hakemliğinde Türk Ordusu, PKK’ya yem ediliyor.


Gülümseyin lütfen, teröristin “eskisi” oluyormuş, o tanık eski bir teröristmiş, ideolojisi değişmiş, Türk Ordu’suna güveniyormuş, çürük raporu almasına rağmen askerlik bile yapacakmış, Bu sözler Yüce Türk Adalet sistemimizin yargılandığı Ergenekon Davası’nın gizli tanığı, çılgın terörist Şemdin Sakık’ a ait. Böylesine pervasız bir teröristi Yüce Türk Yargısı dikkate alıyor ve onun söylediğini gerçek ve doğru buluyor. Üstelik PKK’nın ikinci adamı sıfatı ile…

Ergenekon Davası ile gizli tanığının ifade ve yorumlarına istinaden vatansever Türk Askerleri, gazetecileri, bilim adamları ve milletvekilleri AKP esir asker kampı Silivri’de suçlarını bilmeden yıllardır içeride tutulmaktadır. Çünkü; ülkemde cebinde küresel çetelerin yazdığı misyoner muskaları ile adalet dağıttığını düşünen yüreksiz imam hâkim ve imam savcı var… Üstelik Cumhuriyet Savcısı görünümlü bu imamlar, Habur’da teröristlerin kaynağına giderek Küresel Çetelerin dayattığı ve AKP Hükümeti’nin emri ile o teröristlerin ayakları altında adeta ezilmişlerdir.

Değerli yargı mensupları: yüreğinizi cebinize alıp dolaşmak yerine, yüreğinizi adaletin terazisine koymalısınız. AKP’den ve mensubu bulunduğunuz cemaat guruplarından çekinerek görevinizi yaptığınız aşikar. Unutmayın ki, AKP ve Cemaat kaybolduktan sonra 75 milyon halk sizleri ve arkanızdakileri yargılamak için sabırsızlıkla bekliyor. Ne demek Ergenekon Davasında Şemdin Sakık’ın tanıklığı? Madem bu kadar gücünüz vardı? Neden 1993 yılında Bingöl’de 33 askerimizin şehit edilmesi emrini veren PKK’nın 2. Adamını asker ailelerinin karşısına sanık olarak çıkaramadınız? Neden bebek katili APO yu 30 bin şehit ailesinin karşısına çıkaramadınız?. 1993’de Şemdin Sakık’ın elinden kurtulan 15 askerimizi şimdiye kadar dinlediniz mi? Dinlemediniz…

Çünkü bir Gazi’ye, PKK’lı terörist kadar değer vermediniz ne yazık ki. Şemdin Sakık’ın talimatıyla içeri aldığınız o generaller, zamanın da PKK’nın bu piçleriyle ölesiye mücadele ederken sizler kısa şortlarla cemaatin kucağında oturuyordunuz. Türk Adaleti Ergenekon Davasını 4 yılı aşan bir sürede çözemedi ve umudunu Şemdin Sakık’ a bağladı ise adalet bitmiş demektir. Yaşanan bu gelişme sonrasında Genelkurmay Başkanı’nın hala hangi sıfatla o koltukta oturduğunu çok merak ediyorum. Sayın Necdet Özel Şemdin Sakık’ın tanıklığı ile içeri alınan generallerin Cumhuriyetimiz ile bir hesaplaşma içerisinde olduğunu ne zaman anlayacak. Sayın Özel, susmak yerine Vatansever generallerimiz ve diğer tutuklular için yumruğunu masaya vurabilecek mi? Vurmayacak, vuramayacak. Çünkü Sayın Özel AKP’nin ve cemaatin Genelkurmay Başkanı. Sayın Büyükanıt ve Sayın Başbuğ gibi asla başı dik olamayacak.

Sayın Özel’de biraz yürek olsaydı, Oslo görüşmelerinin ortaya çıkması ile vatan hainliği ile vatanseverliği anlaması ve gerçek bir asker davranışı sergilemesi gerekirdi. Bütün bu kumpasa göz yuman bir Genelkurmay Başkanı, AKP esir kampında Türk Ordusu’nu PKK’nın piçleri ile yerin yedi kat altına sokulmasına tepki veremez ve cesaret edemez….

Memleketim dün, Mesut Barzani’ye “Türkiye seninle gurur duyuyor” diyenleri içinde barındırırken, bugün Şemdin Sakık’ın bir sözü ile generalleri AKP esir kampına tıktığı için kahramanca alkışlayan adamlarla doldu… Kim bilir yarın da Bebek katili APO’nun vekil olarak meclise gelmesine gözyaşı dökecek insanlarda çıkacaktır bu ülkede, Oysaki bu adamlar değil miydi? Yıllardır terörü besleyen ve terörist olanlar, Neden Ömürlerini bizim için heba eden, PKK terör örgütüne karşı hayatı boyunca mücadele ile geçiren generalleri Ergenekoncu teröristler diyerek lanse edenlere karşı savunamıyorduk. Türk ordusuna düşman, teröriste dost olabilen bu AKPseverler kimdi.

Sayın Başbakan’a yeri gelmişken, DSP, MHP ve ANAP Hükümeti’nin APO’yu teslim aldığını, İdam yasasını 2006’da Sayın Başbakan’ın kaldırdığını hatırlatmak faydalı olacaktır. Sayın Başbakan’a bir hatırlatma daha yapalım. Sayın Recep Tayyip Erdoğan! Siz ülkede hukuk var diyorsunuz. Sizin, hukuk dediğiniz şeyi biz Habur’da mezara gömdük. Şemdin Sakık vakasıyla da o hukuka pamuk tıkadık.

Saygılarımla

Hakan SÖNMEZ

İLK KURŞUN

Ahmet Takan: AKP’liler kendi partilerine bu ismi taktı: ‘YENİÇERİ OCAĞI’.


Terör örgütü PKK yandaşlarının açlık grevleri..

Ana dilde savunma hakkı..

İmralı canisine tecridin kaldırılması..

Tayyip Erdoğan’ın padişahlık sisteminin Meclis gündemine de girmesi..

Büyükşehir kılıklı federasyon yasa tasarısının Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanması..

Derkeeen!..

Masa tenisi maçı izler gibi seyrettiriyorlar oyunu. Yalnızca kafanızı bir sağa bir de sola çevirebiliyorsunuz. Arkaya dönmek, yukarıya bakmak yasak.

Kızılcahamam’da hafta sonunda sıkı bir ter atan Tayyip Erdoğan, Pazartesi günü tempoyu artırdı. Gözü yaşlı Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, PKK yandaşlarından açlık grevlerini sona erdirmesini “rica” etti. PKK’nın Meclis’teki sivil uzantılarıyla, cezaevlerinde biri ölür de beni ham yaparlar korkusundan sıkı fıkı olan Adalet Bakanı Sadullah Ergin, BDP’lilerle görüştü. Ergin, her zaman olduğu gibi bu işte de Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan arasında tost oldu. Bakanlar Kurulu’nda Tayyip Erdoğan’dan fırça yiyen Adalet Bakanı Ergin soluğu Abdullah Gül’ün yanında aldı. Sinirleri iyice bozulduğundan konuşmalarında küfrü eksik etmeyen Başbakan’ın gülücüklerine de aldanmayın.

İşte size gerçekler!..

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, oldukça zor durumda. PKK yandaşlarının ölüm oruçlarının sona erdirilmesi konusunda hazırlanan ana dilde savunmayı içeren taviz tasarısını tamamladı. Tasarı, Bakanlar Kurulu’nda görüşüldü. Tayyip Erdoğan, ana dilde savunma hakkı getiren tasarıya kızdı. “Üzerinde biraz daha çalışın, geniş haklar tanıyor” diye Sadullah Ergin’e iade etti.

Gelişmeleri öğrenen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ergin’i Köşk’e çağırdı. Tasarının bir an önce kanunlaşmasını istedi.

Tayyip Erdoğan “tasarıyı daralt”, Abdullah Gül ise “genişlet” diyor..

Sadullah Ergin’in sıkıntıları bununla kalsa iyi!..

Adalet Bakanlığı yetkililerinin verdiği bilgiye göre; ölüm oruçlarındaki kişi sayısı 600. Tayyip Erdoğan’ın Alman Başbakan Merkel’in yanında yaptığı “Açlık grevinde sadece bir kişi var; o da şov amaçlı” demesi de Sadullah Ergin’i çok rahatsız etti. Ergin, Tayyip Erdoğan’ın sözlerinden duyduğu sıkıntıyı Abdullah Gül’e de anlattı.

Adalet Bakanlığı koridorlarında konuşulanlara göre; “Ergin’i cezaevlerinde ölümlerin başlaması ihtimali çok korkutuyor.”

Sadullah Ergin, fotoğrafından devam edelim..

Adalet Bakanı, bir yanda Kürt kökenli vekiller, bir yanda Bülent Arınç gibi isimlerden en büyük desteği alıyor.

Ama!..

Ergin ve diğer tavizciler, özellikle kabinede İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in açlık grevleri ve Kürt meselesinde Tayyip Erdoğan’ı etkilediğini düşünüyor. Çankaya Köşkü ve AKP’deki Kürtçü kanat, İdris Naim Şahin’i “Kürt sorununu” kilitleyen ve devamlı Tayyip’e Erdoğan’a yön veren isim olarak görüyor.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, açlık grevlerini çözmek için yabancı ülkelerde yapılanları da araştırmış; İngiliz modelinde; bir doktor mahkumu kontrol ediyormuş. 2 doktor da gözlemci bulunuyormuş. Üçünün raporu doğrultusunda sağlık müdahalesi yapılıyormuş. Rus modelinde ise, açlık grevi yapanların karşısında iştah açıcı baştan çıkarıcı yemekler yeniyormuş.

Erdoğan’ın yeni bir fırçasından çekinen Sadullah Ergin araştırmalara devam ediyor. BDP’li Selahattin Demirtaş’ın milletvekillerinin açlık grevlerini erteleyip yumuşama sinyali vermesi de AKP kulislerinde şöyle yorumlanıyor:

“Gelinen aşama; kısa sürede içinde Öcalan’ın avukatları ile görüşmesi sağlanacak. Öcalan’ın üzerindeki tecrit de aşamalı kaldırılacak. Eski sisteme dönülecek. Avukatlar istedikleri zaman Öcalan ile görüşebilecekler. BDP’li milletvekilleri bu pazarlık yüzünden açlık grevine başlamadılar.”

Bir de; Erdoğan’ın yerel seçimlerin erkene alınmasındaki ısrarından vazgeçmesine bakalım.

Yine AKP kulislerinde yapılan yorumlara göre:

“Tayyip Erdoğan, anayasa değişikliğinde gerek AKP, gerekse de MHP içindeki dengeler yüzünden yeterli oyu alamayacağını düşünüyor. Özellikle MHP kongresinde ortaya çıkan tablodan sonra Devlet Bahçeli önceliği Koray Aydın’ı destekleyen teşkilatları pasifize etmek veya tasfiyeye verir. Bu nedenle de yerel seçimlerin öne alınması durumunda bunu yapamadan seçim istemez.”

Tayyip Erdoğan’ın padişahlık sistemi için Meclis’e gönderdiği öneriyi Abdullah Gülcüler, ciddiye almamış tavrı takınmayı yeğliyor. Gülcülere göre, “Başkanlık sistemi konusunda Tayyip Erdoğan çok da ciddi değil. Bunu, Abdullah Gül’e karşı bir pazarlık unsuru olarak kullanmayı planlıyor.”

Yakın plan AKP’yi izlediniz. AKP kulislerinde tüm bu gelişmeleri ve daha fazlasını dinlerken en çok ne dikkatimi çekti biliyor musunuz?

Partilerinin artık yönetilemez duruma geldiğine inanan AKP’lilerin konuşmalarında sık sık kullandıkları yakıştırma;

“AKP, Yeniçeri Ocağı”…

Yeniçağ

Cindoruk: Ergenekon tanığının arkasında AKP var


"Şemdin Sakık’ın kimliğini AKP mi açıklattı?" Eski Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Ergenekon davasında tanık olan Şemdin Sakık’ın gizlenen kimliğini açıklamasını bu sözlerle değerlendirdi. Cindoruk, "Sakık’ın PKK’nın ikinci adamı olması, ifadesini kıymetlendirmez. Bu ifadeye dayanarak iddianame oluşturulamaz" dedi.

Şemdin Sakık Ergenekon davasında neden birden bire gizli tanık olduğunu açıkladı. Eski Meclis Başkanlarından Hüsamettin Cindoruk, Ulusal Kanal’a önemli açıklamalar yaptı.

Cindoruk, Sakık’ın kimliğini açıklamasını AKP’nin istediğini söyledi: “Bu işte siyasi iktidarın rolü var. Yoksa cezaevinde hükümlü, infaz safhasında ve çok sabıkalı bir adam kendini açığa çıkarmaz Bu kararı verdiren benim tahminime göre, siyasi iktidar. Siyasi iktidar Şemdin Sakık’tan bir türlü istifade etmek istiyor.”

Sakık’ın sabıka dosyasının kabarık olduğunu hatırlatan Cindoruk, davada tanık olamayacağını vurguladı: “Şemdin Sakık’ın geçmişi, PKK’yla irtibatı söylediklerini çok değerli ve delil değeri taşır hale getirmez. Hiçbir mahkeme Şemdin Sakık’ın tanıklığı ile maddi vakaları tespit ve cezaya esas tayin edemez.”

Cindoruk, AKP’nin Şemdin Sakık’ı daha farklı projelerde de kullanabileceğini belirtti: “Perinçek, yalçın küçük Apo’yla görüştü diyor. Bu zaten biliniyor. Kendileri de söylüyorlar. Ama görüşmeye biz katılamadık diyor. Demek ki bu konuda fazla bilgisi yok. Daha büyük bir ifşaat yapabilir. Hiç aklımıza gelmeyecek bir yerde şemdin sakık’ı aklımıza gelmeyecek bir yerde konuşturabilirler.”

Cindoruk, ortaya çıkan manzarayı şöyle değerlendirdi: “Bir tarafta terörle mücadele eden büyük bir ordu ve onun komutanı. Diğer tarafta terör örgütünün ikinci adamı. Bu çelişki bence çok iyi hesaplanarak ortaya konmalı.”

ulusalkanal.com.tr

Rifat Serdaroğlu: NERENİZ AYDIN SİZİN /// CC : @rifatserdaroglu


Kürtçü-Bölücü-Narko Terör örgütü PKK, ne zaman bir eylem yapsa, hem yapanları korumak hem de onların sesi olmak için sahneye hep aynı insanlar çıkar. İnsan hayatının kutsallığı, yaşam hakkı, insan hakları, özgürlükler, demokrasi gibi hepimizin “baş tacı” yaptığımız değerlerden bahsederek, toplantılar yaparlar bildiriler yayınlarlar.

Kendilerine “Türkiye’nin Aydınları” diyen bu kişilerin tekini bile, bir şehit cenazesinde göremezsiniz. Yolları Silivri’ye hiç düşmez. Düzmece dijital delillerle özgürlükleri ellerinden alınmış insanlar onların ilgi alanına girmez. Vatanımız için gözünü-kolunu-bacağını kaybetmiş ama yine de hayata tutunmaya, kimseye yük olmadan yaşayan çalışan gaziler, onlar için “yok hükmündedir.” Hırant Dink için döktükleri gözyaşının binde birini şehitlerimiz için dökmezler. İnsanlarımızın canını alan PKK’ya toz kondurmazlar. On binlerce genci uyuşturucu ile zehirleyen PKK’nın insanlık dışı bu eylemlerine karşı sağır ve kördürler.
Yüzlerce öğrencinin, parasız eğitim istedikleri için hapiste olması, hukuksuzluklar onları ilgilendirmez.

Türkiye’nin imarı-inşası, işsizlik problemleri, yokluk-fakirlik, ülkenin zenginleşmesi ile ilgili bir tek projeleri-önerileri yoktur. Yapmayı bilmezler, sadece tenkit etmeyi ve ülkeyi jurnallemeyi bilirler.

Cezaevlerinde devam eden açlık grevleri sebebiyle başta Başbakan Erdoğan’ın dostu ve “Akil Adamı” Yaşar Kemal olmak üzere toplumun tanıdığı bazı kişiler bir araya geldiler, basın açıklaması yaptılar. Kemal; “Bugün açlık grevi tutanların oğulları, babaları da bu mücadelede taraf olacak, bir nesli yok edecekler” dedi.
Basın bildirilerini dikkatle okudum. Hiçbir yerinde, cezaevindeki insanlarımıza “açlık grevine başlayın” emrini veren PKK’ya söylenmiş tek söz göremedim. “Açlık grevini” başlatma emrini veren PKK, “bırakın” dese, grevin anında sona ereceğini bu aydınlar(!), bilmezler mi?

İnsan hayatının kutsallığına ve dokunulmazlığına elbette ki sonuna kadar sahip çıkılmalı. Fakat aydınlar “tek gözlü” olmamalı. Toplumun her kesimine aynı hassasiyetle yaklaşmalı, gerçekçi olmalıdırlar.

Demokrasilerde hak aramanın yolları bellidir. Bebekler için ölüm emri veren Öcalan için, özgürlük istemiyle açlık grevi yapanları destekleyen aydınlara sormak gerek;

*Ömür boyu hapis cezasına çarptırılan İBDA-C ve Hizbullah liderlerinin serbest bırakılmaları için, militanları açlık grevine başlasalar, onların salınmasını da isteyecek misiniz?

*Binlerce insan, “Öcalan Asılsın” diye açlık grevine başlasalar, ne cevap vereceksiniz?

*Silah kullanarak, insan öldürerek, açlık grevi yaparak, yakıp-yıkarak hak aramanın yolu açılırsa, “Hukuk Devleti”ni nasıl koruyacaksınız?

Bu kişiler gerçekten “Türkiye’nin Aydını” iseler, Öcalan’a silah bırakma emri vermesi için baskı yapmalıdırlar. Silahla hak elde etmenin mümkün olamayacağını, eğer örgüt insan öldürmeye devam ederse, PKK’nın karşısına dikileceklerini açıklamalıdırlar. Aksi takdirde Türk Milletinin çoğunluğu gönüllerinde bu kişileri “insan hakları savunucusu” olarak değil,
“PKK’nın Sözcüsü” olarak kabul edecektir. Kimse Türk Milletinin sessizliğini yanlış yorumlasın. Halkın içine girenler, gerçekleri göreceklerdir.

Silahlar susup, akıllar başa geldikten sonra, Türkiye’de yaşayan tüm insanlarımızın demokratik haklarının verilmesi, demokrasimizin standartlarının yükseltilmesi için bu kişilerin yapacakları her türlü demokratik mücadeleye destek vermek, gerekiyorsa katılmak bizim gibi düşünenler için, bir vicdan borcu olacaktır.

Not: PKK; Şemdinli’de yine araç geçerken bomba patlattı. 1 çocuk öldü, çok sayıda yaralı var. Kendisine “Aydın” diyen bu kişilerden bir ses duydunuz mu?

Sağlık ve başarı dileklerimle 06 Kasım 2012

İLK KURŞUN

Arslan Bulut: 2071’de Malazgirt’in öcünü mü alacaksın? /// CC : @ArslanBulut1


AKP’nin Kızılcahamam toplantısında Tayyip Erdoğan, bundan sonra yapacakları konusunda önemli ipuçları verdi..

Bir defa, AKP’nin hala bir meşruiyet sorunu var. Bu partinin, Cumhuriyetin temel ilkelerini, dolayısıyla devleti ortadan kaldırma girişimi içinde olduğu şeklindeki yaygın kabul, Erdoğan’ı bu konuda şu sözleri söylemeye mecbur etti:

“Biz, 1920’de Büyük Millet Meclisi’ni yegane meşruiyet kaynağı olarak kabul ederek, Kurtuluş mücadelesini başlatan Gazi Mustafa Kemal’in, 1950’de ’yeter söz milletindir’diyerek demokrasi bayrağını açan Menderes’in, 1983’de milletin desteğiyle kalkınma hamlesi başlatan Özal’ın, 1996 yılında vesayet yönetimine karşı milletin tercihiyle iktidara gelmeyi başaran Erbakan’ın takip ettikleri yolu izleyerek bugünlere gelmiş bir siyasi partiyiz..”

Peki ya iktidar olmadan önce ABD ile yapılan görüşmeler? Tayyip Erdoğan’ın yasağı, ABD’nin Ankara Büyükelçisi’nin çeşitli kurumlara yaptığı ziyaretlerden sonra kaldırılmamış mıdır? Genelkurmay Başkanı ile görüşmek için ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’e mektup yazan kimdir? Yine, “Bizim AB politikamız, Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığınmaktır” diyen AKP yöneticisi kimdir.. Yani AKP meşruiyetini ABD ve AB’de aramamış mıdır?

***

MHP kurultayından önce Artvin ve Hopa’da Milli Anayasa panellerine katıldım. Konuşmacılardan CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Tayyip Erdoğan’ın bir ifadesinin altını çizdi. Erdoğan, parti grubu konuşmasında, “Biz Türkiye’yi 2071 yılına hazırlamayı düşünüyoruz, onlar Türkiye’yi 89 yıl geriye götürmeye çalışıyorlar” demişti. Bayraktutan, “89 yıl önce ne oldu? Cumhuriyet ilan edildi. Bu ifade gerçek zihniyetlerini ortaya koymuyor mu?” diye sordu.

Aslında, Tayyip Erdoğan’ın 2071 hedefinde Türk yoktur. 1071 Malazgirt Zaferi’nin, ezelden Türk yurdu olan Anadolu’nun kapılarını yeniden Türklere açtığı söylenir.. Tayyip Erdoğan, Türk Anayasası’ndan Türklüğü kaldırmak istediğine göre, hedeflerine ulaşırsa, 2071’e varıldığında Anadolu, Türk yurdu olarak, hatta İslam ülkesi olarak kalacak mıdır? Öyle ya, sembolik olarak Akdamar ve Sümela’daki ayinlerden sonra, yurdun dört bir köşesindeki tarihi kiliseler restore edildi ve çanlarını çalmaya başladı.. Bu durumda Tayyip Erdoğan, Anadolu’nun yeniden Hıristiyanlaşmasına doğru adımlar atarak, ayrıca Büyük Orta Doğu eş başkanı sıfatıyla, İslam ülkelerine yönelik küresel Haçlı seferine destek vererek Hıristiyan Batı’nın, Türklerden Malazgirt’in intikamını almasını sağlamaya çalışmış bir duruma düşmüş olmuyor mu?

***

Erdoğan, “CHP, bu ülkede sanki Cumhuriyet muhalifleri, rejim karşıtları varmış gibi korku pompalayarak demokrasi düşmanlığını gizlemenin çabası içinde olmuştur” diyor. Oysa son günlerde bütün yandaş televizyon kanallarında Cumhuriyet’in kuruluş yılları tartışılıyor, Atatürk’ün ilk Meclis’ten çıkardığı bütün kararların meşruiyeti sorgulanıyor. Yine Tayyip Erdoğan’ın Milli Eğitim Bakanı, “Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha çok katılımcı, daha ademimerkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu bulunduğu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum” diyen bir kişi değil mi?

O halde, Cumhuriyete cepheden karşı çıkan bir Milli Eğitim Bakanı ile çalışan Tayyip Erdoğan’ın cumhuriyetçiliğine nasıl inanılır?

Tabii Erdoğan, “CHP, hep vesayet esaslı bir siyaseti tercih etti” diyor ama AKP üzerindeki Amerikan vesayetiyle ilgili sorularımızı 11 yıldır cevaplayamıyor. Mesela AKP’nin programı bile ABD’den gönderilmiş bir gizli metin esas alınarak oluşturulmuştur..

***

Erdoğan’ın “Böylesine büyük bedeller karşılığında vatan yaptığımız bu ülke, bu topraklar üzerinde kurduğumuz son devlet Türkiye Cumhuriyeti bizim namusumuzdur, onurumuzdur, haysiyetimizdir” sözleri, parti üzerinde oluşan yoğun şüpheleri dağıtmak, hatta halk nezdinde sarsılan meşruiyetini yeniden kazanmak için söylenmiş olarak algılanmaktadır.

Erdoğan’ın, “AKP’de diğer partilerde olmayan bir şey var. Biz 10 yıl önceki heyecanı bugün de taşıyoruz” yolundaki sözleri ise doğrudur. Televizyonda katıldığım tartışmalarda AKP destekçilerinin Cumhuriyet’e ve Atatürk’e saldırma heyecanını ben de hissediyorum. Mesele, bütün Türklerin bu yıkıcılığı fark etmesindedir…

Yeniçağ

AKP’Lİ GENERAL TOPU BAŞBAKAN’A ATTI


‘Ayışığı, Yakamoz ve Sarıkız” planları soruldu

(SÖZDE) Ümraniye davasında tanık olarak dinlenen AKP Milletvekili emekli Tümgeneral Şirin Ünal, Genelkurmay eski Başkanı, emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un avukatı İlkay Sezer’in, "Başbuğ’un Anayasal düzeni ve demokratik rejimi cebren devirmeye teşebbüs ettiğine ilişkin somut bir bilginiz, görgünüz var mı?" sorusu üzerine, “Bu soruya en iyi Başbuğ’un amiri olan Başbakan cevap verecektir” diye cevap verdi.

Avukat Sezer de bunun üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın tanık olarak dinlenmesini talep etti.

Ünal’ın sanık ve avukatlarına, "Siz istediğinizi sorabilirsiniz. Ben de istediğim cevabı veriyorum. Kör olan birinin renkler hakkında konuşması doğru değil” diyen Ünal’ın sık sık sorulara sık sık, "Bu soruya cevap vermek istemiyorum”, “Bunu hatırlamıyorum” şeklinde yanıtlar vermesi dikkat çekti.

AKP Milletvekili emekli Tümgeneral Şirin Ünal, ”TSK çalışma gelenekleri içinde her konu genelgeye uygun olmak zorunda değil. Özel kanallarda yürütülen, kişiye özel çalışma olabilir” dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi‘ndeki duruşmada, (SÖZDE) "İrtica ile Mücadele Eylem Planıbelgesi 12 Haziran 2009’da yayınlandığında Genelkurmay Harekat Başkanlığı yapan emekli Korgeneral Mehmet Eröz’ün yerine vekalet eden dönemin Genelkurmay Harekat Başkanlığı Komuta Kontrol Daire Başkanı emekli Tümgeneral Şirin Ünal tanık olarak dinlenildi.

Ünal, 2004’te tümgeneral olduğunu belirterek, 13 Ağustos 2008’de Genelkurmay Komuta Kontrol Daire Başkanlığı yaptığını, 2010 Ağustos ayında da emekli olduğunu, 1,5 yıldan beri de milletvekilliği yaptığını söyledi.

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese‘nin, ”12 Haziran 2009 tarihinde neler yaşandı, verdiğiniz emirler nelerdir?” sorusu üzerine Ünal, dava konusu belge gazetede yayınlandığında, emekli Albay Dursun Çiçek’in altında çalışan davanın sanıklarından emekli albaylar Ziya İlker Göktaş ve Sedat Özüer‘in yanına geldiğini anlattı.

Şirin Ünal, ”Genelkurmay Harekat Başkanının altındaki en kıdemli ben olduğum için defalarca Eröz’e vekalet ettim. Çiçek yoktu. Gazetede haber çıkınca, bu iki subay geldi. ‘Gazetede böyle bir şey var ancak doğru değil’ dediler. Ben de ‘ikinci başkana gidelim ona da anlatın’ dedim. Birlikte Genelkurmay 2. Başkanına (emekli Orgeneral Hasan Iğsız) gittik. O da ‘Zaten ben böyle bir emir vermedim’ dedi. Benim Harekat Başkanı olarak yaptığım bu iki arkadaşı getirip götürmektir” diye konuştu.

Daha sonra dava sanıklarından o dönem Genelkurmay Adli Müşaviri olan Tümgeneral Hıfzı Çubuklu‘nun kendisini arayarak, ”Bu konuyla ilgili askeri savcılık olarak soruşturma açtık, tanık olarak ifadenizi alacağız” dediğini belirten Ünal, ”İfademde, ilgim olmadığını, Genelkurmay Harekat Başkanı ve 2. Başkanın daha bilgili olacağını söyledim” dedi.

Milletvekili Ünal, davada yargılanan asker sanıkların kendi dairesinde çalışmadığını anlattı.

Şirin Ünal, daha önce askeri savcılıkta verdiği ifadede (SÖZDE) İrtica ile Mücadele eylem planını reddetmiş, "karargahta böyle bir çalışma yapılmadığını" söylemişti.

Başkan Özese, sanık avukatlarından Mahir Işıkay‘ın verdiği dilekçede, ”Sedat Özüer hakkında hükümeti devirmeye yönelik çalışmalar yaptığının iddia edildiğini” belirttiğini, bununla ilgili bir bilgisi olup olmadığını sordu.

Ünal da bu tür konularla ilgili bilgisi olmadığını ifade ederek, ”Ben her zaman astlarımı politikadan uzak tutmaya çalıştım. Askerlik yeminime sadık kalmaya çalıştım” diye konuştu.

KİŞİYE ÖZEL ÇALIŞMA

Bu durumu Mehmet Eröz’e nasıl bildirdiği sorulan Ünal, Genelkurmay Harekat Başkanlığı’na vekalet ettiği dönemlerde komutanların haklarını kullanmadığını vurgulayarak, ”Bir evrak geldiğinde komutan gelince bakması için üzerine not yazarak geri gönderirim” dedi.

Ünal, tuttuğu notları Eröz’e arz ederek çalıştığını, gizli konuları telefonla konuşmayıp yazılı verdiğini kaydetti.

Şirin Ünal, Savcı Mehmet Ali Pekgüzel‘in ”TSK içinde farklı bir yapılanma olup olmadığı konusunda bilginiz var mı?” sorusuna, ”Doğrudan bir şey söylenmedi. Dışarıdan takip ettiğim kadarıyla basında söyleniyordu” yanıtını verdi. Ünal, Karargahevleri konusunu da basından duyduğunu anlattı.

Pekgüzel’in, bu tür belgelerin askeri yazışma usulüne uygun olup olmadığı şeklindeki sorusu üzerine ise Ünal, ”TSK çalışma gelenekleri içinde her konu genelgeye uygun olmak zorunda değil. Özel kanallarda yürütülen, kişiye özel çalışma olabilir. Komutan belli subayları yetkilendirebilir. Emri veren komutan bunu şu daireye koordine edin diyebilir” dedi.

KİŞİSEL TAVRIMI BİLİRLER

Savcı Pekgüzel Genelkurmay Bilgi Destek Dairesi‘nde 19 Haziran 2009’daki evrak kırpma işlemi yaşandığını iddia ederek, hafta sonları, gece yarılarını da kapsayacak şekilde arşiv imha işlemi yapılıp yapılmadığını sordu.

Komuta Kontrol Dairesi Başkanlığı’nın 7 gün 24 saat şeklinde, vardiya sisteminde çalıştığını anlatan Ünal, diğer birimleri bilmediğini söyledi.

Ünal, bilgisayarların silinmesiyle ilgili de bilgisi olmadığını, dava konusu andıçtan da haberi olmadığını kaydetti.

Ayışığı, Yakamoz ve Sarıkız” isimli planlardan haberi olup olmadığı sorulan Ünal, o dönemde Ankara’da 6. F 16 üssünün komutanı olduğunu belirterek, ”Milletin seçtiği iktidara, sandıktan çıkan sonuca saygı göstermişimdir. Emrimde çalışan kişileri politikadan uzak tutmaya çalıştım. Askerlik yeminine bağlı görev yapmaları konusunda telkinlerde bulundum. Bu konuları basından duydum” diye konuştu.

Ünal, ”Duyum aldınız mı?” sorusuna ise ”Kişisel olarak tavrımı bildikleri için ben bu konunun dışında kaldım” yanıtı verdi.

Tanığa doğrudan soru sorma işlemi sırasında söz alan tutuklu sanık emekli Kurmay Albay Dursun Çiçek ise Ünal’a ”İrtica ile Mücadele Eylem Planı”ndaki askeri yazım hatalarını hatırlatarak, bu şekilde bir belgenin kurmay albay rütbesindeki asker tarafından hazırlanıp hazırlanmayacağını sordu.

İddianameye konu belge ile kendisinin komutanlığını yürüttüğü Komuta Kontrol Daire Başkanlığının bir ilgisinin olmadığını ifade eden Ünal, ”Bizim ilgimizin bulunmaması bu çalışmanın olduğu anlamına da gelmez, olmadığı anlamına da gelmez” dedi.

Tutuklu sanık Sedat Özüer’in, ”Ergenekon terör örgütü ile ilgili basın dışında herhangi bir tanıklığınız var mı?” sorusu üzerine de Ünal, ”Yasa dışı faaliyetler herkese ilan edilerek yapılmaz” yanıtını verdi.

ASKERHABER / İSTANBUL

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: