Etiket arşivi: ak parti

Antalya Milletvekili — Doç.Dr.Mehmet Günal : AKP’nin Tarım Politikaları İflas Etti!


Sayın Milletvekilimizin basın duyurusunu aşağıda dikkatinize arz ederiz …

************

Basınımızın Değerli Temsilcileri;

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 2013 Bütçe görüşmelerinde konuşan Antalya Milletvekili Doç.Dr.Mehmet Günal’ın AKP’nin Tarım Politikaları İflas Etti! başlıklı basın metin ektedir.

Bilgilerinize sunar, çalışmalarınızda başarılar dileriz.

TBMM / ANKARA

Tel: 0 312 420 62 66-67

Fax:0 312 420 69 79

Mail:mehmet.gunal@tbmm.gov.tr

nedretmaliki

AKPnin Tarm Politikalar flas Etti!.pdf

Prof. Dr. Cihan DURA : Seksen Yılın Birikimi


AKP’yi Seksen Yılın Birikimi Ayakta Tutuyor / Prof. Dr. Cihan DURAcIXzu.jpg

Batı’da kriz var. Bütçe 8 ayda 8.5 milyar lira açık vermiş. “AKP iktidarının paçaları tutuşmuştur” desem yanlış olmaz. Bütçe açıklarına kaynak bulmak zorunda. Önce zam paketini açtı; yetmedi, özelleştirmeleri hızlandırdı: Yılsonuna kadar en az 34 varlığı daha satacak.

I) Evet değerli okur bizler mışıl mışıl uyurken, AKP hükümeti boş durmuyor, bakın neler yapıyor, neler… Bir aile reisi düşünün, işsiz, parasız kalmış, evinde kap kacak, yorgan döşek ne varsa satışa çıkarıyor; kim olsa bu adamı ayıplamaz mı, git kendine bir iş bul, çalış, doğru dürüst bir gelir kaynağın olsun demez mi? Ancak bunu bir hükümet yaparsa iş değişir; kimseden ses çıkmaz, görmezden gelinir, hatta alkışlayanlar bile çıkar. Bakın, nelerin hazırlığını yapıyor bu müflis hükümet:

• Eylül sonu itibariyle: İzmir Limanı için, adı Gayrimenkul AŞ’ye dönüştürülen Tekel’e ait gayrimenkuller ve makineler için son teklifler alındı.

• Ekim ayında: 10 grup halinde 17 akarsu santrali için teklifler alındı. Üç önemli varlık için daha (Kemerköy Liman Sahası, Hamitabat Santralı, otoyollar ve köprüler) son teklifler alındı. Böylece ekim ayında özelleştirme gündeminde 17 akarsu santralı, bir termik santral, iki Boğaz köprüsü, 8 otoyoldan oluşan toplam 10 varlığın dahil olduğu otoyol paketi için yatırımcılar son tekliflerini vermiş oldu. Bu paketin içindeki en büyük varlık otoyollar… Yerli yabancı birçok konsorsiyumun ilgilendiği paketten önemli gelir bekliyor AKP iktidarı.

• Kasım ayında: Elektrik dağıtım bölgelerinden üçü (Akdeniz Elektrik, Boğaziçi Elektrik, Gediz Elektrik) için son teklifler alınmış olacak. Aynı ayda teklifleri alınacak diğer iki varlık Doğusan Boru ile Kayseri Şeker… (Doğusan Boru’daki yüzde 56 oranındaki, Kayseri Şeker’de de yüzde 9.9 oranındaki kamu hisseleri satılıyor)

• Aralık ayında çok büyük bir varlık, Başkent Doğalgaz için teklifler alınacak.

Özelleştirme İdaresi, eğer bu gündemi sorunsuz yürütebilirse, 10 milyar dolar civarında bir özelleştirme yapılmış olacak. Bilhassa köprü ve otoyollar, üç elektrik dağıtım bölgesi, Başkent Doğalgaz, Hamitabat santralı büyük gelir getirmesi beklenen ihaleler.

• Bunun dışında gayrimenkul satışları var. Paket içinde küçük gayrimenkuller olmakla birlikte dört büyük varlık dikkat çekiyor: Sümer Holding’in Ankara bölgesi taşınmazları, Kemerköy Liman Sahası, Manisa Tütün Depoları ve Gayrimenkul AŞ’ye (eski Tekel’e) ait taşınmaz ve makineler. AKP hükümeti bunlardan önemli gelir bekliyor.

• Halk Bankası’ndaki kamu hissesinin özelleştirilmesi için de çalışmalar hızlandırıldı, ilanlar veriliyor. Vakıfbank’taki kamu hissesinin satışı da gündemde…

• Türk Telekom’daki kamu hisselerinin halka (!) arzı var (Halk dediği üç beş parababasıdır. “Halk” deyip işin bu yönünü kamufle etmiş oluyorlar.)

• Ayrıca: TCDD’ye ait İzmir Kruvaziyer Limanı, 46 yıl süre ile “işletme hakkının verilmesi” yöntemiyle özelleştirilecek.

• 18 adet termik, 27 adet hidroelektrik ve 56 adet akarsu olmak üzere toplam 101 santral özelleştirilecek. Enerji Bakanlığı, Akarsu Santrallerinin öncelikli olarak özelleştirme programına almış bulunuyor. ÖİB de bu dönem programına aldı.

• Ankara’da Maliye Hazinesi adına kayıtlı bazı taşınmazlar da satılıyor. Özel şirketlere satılan arazilerin yüzölçümü 51 bin m2’yi geçiyor.

AKP nasıl oluyor da hep yükselen bir skorla iktidarda duruyor? İşte bir açıklaması da burada… Önceki hükümetlerden hiçbiri kamu tesislerini böylesine vahşi bir iştahla satıp savurmamıştı, halkın sırtından böylesine kurtarıcı finansman imkânlarına kavuşmamıştı. Bu özelleştirmeler finansman sıkıntısını hafifletiyor, ekonomik krizi sürekli erteliyor.

II) Türkiye’de özelleştirme; borçlanma gibi, yabancıya toprak satışı gibi, öncelikle bütçe açıklarını kapatmak için yapılıyor. AKP destekçisi bir gazetede bir köşe yazarının (Erdoğan Süzer, Bugün, 27.9.2012) attığı şu başlığa bakın: “İki Bankayı Satarsak Seneye Zamlardan Kurtuluruz”. Ve yazısını şöyle tamamlıyor: “Bu yıl bütçe açığı, 21 milyarı aşıp 35 milyar liraya ulaşacak. Bu veri, ödenmesi gereken faturanın 14 milyar liradan daha az olmayacağını işaret ediyor. Türkiye’nin önümüzdeki aylarda daha yavaş büyüyeceği tahmininde bulunanlar, bu açığa 7 milyar lira daha ilave ediyorlar. Gelir ya da gider, bütçede odaklanacağınız tüm alanlar bu yılı kurtarmaya yetmiyor. Açılan paketler gelecek yıl bütçesine bir miktar yığınak sağlasa da benzer sıkıntıların yaşanmaması ancak bütçe dışı taze kaynak girişleriyle mümkün. O kaynak da, şimdiden özelleştirme çalışmalarına başlanan Halkbank ile Vakıfbank satışlarıyla mümkün olacak gibi görünüyor.” Ne akıl ama! Özelleştirmeler ne için yapılıyor, işte size inkâr edilmez kanıtı… Bir yandan ABD’nin, AB’nin gözüne giriliyor, bir yandan da “AKP’nin açığı” kapatılıyor, gün kurtarılıyor. Yarına Allah Kerim, kim öle, kim kala…

Bir diğeri, yazılarında AKP iktidarına toz kondurmamak için taklalar atan bir yazar, Süleyman Yaşar da pek memnun bütçe açıklarının özelleştirmelerle kapatılmasından1 : “Özelleştirmenin bütçeye etkisi çok önemlidir. Mesela bu hafta başında yapılan elektrik dağıtım tesislerinin işletme haklarının özelleştirilmesi ihalesinin, bütçe açıklarının kapanmasında önemli katkısı olacak. Bu yıl tahsil edilen 945 milyon dolar ve tahakkuk eden 9.1 milyar dolarla birlikte toplam özelleştirme geliri 15.5 milyar liraya ulaştı. Ayrıca yıl sonuna kadar yapılacak Başkent doğalgaz, akarsu santralleri, İskenderun Limanı, İstanbul Anadolu yakası, Toroslar ve Akdeniz elektrik dağıtım özelleştirilmelerinden de toplam 7.5 milyar dolar ek gelir elde edilebilir. Böylece bu yıl toplam özelleştirme geliri 27 milyar liraya ulaşabilir. Bu tutarda gelirin tahsil edilmesi halinde, 2010’da 50 milyar lira olarak hedeflenen bütçe açığının büyük kısmı, ek 17 milyar liralık özelleştirme geliriyle finanse edilmiş olur. Dolayısıyla kamu maliyesine, önümüzdeki yıl bütçelerini de destekleyecek önemli bir ek gelir olanağı sağlanır.

Peki, Türkiye’de daha ne kadar özelleştirme yapılabilir? Halen çaydan şekere, bankalardan şans oyunlarına, köprülerden otoyollara, madenlerden gaz dağıtımına kadar pek çok tesisi devlet işletiyor bu ülkede. Söz konusu tesislerin özelleştirilmesinden 70 milyar dolar daha ek özelleştirme geliri elde edilebilir. Toplam özelleştirme gelirleri İtalya’daki gibi 120 milyar dolara ulaşabilir.”

Görüyor musun değerli okur, sahipsiz kalan halkın malını satmaktan başka çıkar yol düşünemiyor ve bulamıyorlar. Sormak gerekir bu yazara: Peki, bütün kamu mallarını da elden çıkardıktan sonra ne yapacaksınız? Çok değil, 5-10 yıl içinde ulaşırsınız o sınıra… İtalya da bugün tıpkı Yunanistan gibi pupa yelken iflasa doğru yol almakta. Demek ki bu işler özelleştirme ile, halkın malını ona buna peşkeş çekmekle olmuyor Süleyman Efendi…

Aynı yazar, havayolu, radyo-TV ve çimento gibi birkaç örneğe dayanarak, gayet yüzeysel bir yaklaşımla özel şirketleri göklere çıkarıyor. Oysa ekonomik teoride özel sektörün kamuya üstün olduğuna dair kesin, ortak bir sonuca ulaşılmış değildir. Örneğin konuyla doğrudan ilgili olan bilimsel bir çalışmada2 şu satırlar yer alıyor: “Farklı ülke uygulamalarına bakıldığında KİT’lerin başarılı sonuçlar elde ettiği, birçok gelişmiş ülkenin iktisadi kalkınmasına yardımcı olduğu, gelişmekte olan ülkelerin de iktisadî ve sosyal kalkınmasında aktif roller üstlendiği görülmektedir.”

Aynı yazar ayrıca Türkiye örneğinde “kamusal ve özel mülkiyet arasında verimlilik ve etkinlik açılarından bir fark olup olmadığını… uygulama düzeyinde” belirlemeye çalışmış ve şu sonuca ulaşmıştır: “Yapılan ampirik çalışmalar teoride ortaya atılan iddiaları doğrulamamaktadır; mülkiyet tipi ile verimlilik arasında bir ilişkinin varlığı kanıtlanamamıştır.” Yazar Yahya Can Dura Türk imalat sanayinde (1990-2001) kamu ve özel firmaların verimliliğini de karşılaştırmış, benzer bir sonuca ulaşmıştır. Buna göre incelenen 9 sektörün 7’sinde özel firmalar, 2’sinde ise kamu firmaları toplam faktör verimliliği bakımından önde olmakla beraber, verimlilik farkları hiç de önemli boyutlarda değildir.

III) Özelleştirme sadece halka ait aktiflerin özel şahıs ve şirketlere satılmasından ibaret değildir, bu özelleştirmenin dar anlamıdır. O geniş anlamıyla aynı zamanda ekonomik ve sosyal yapıların, hukukun, kuralların da özelleştirilmesidir. Bir vesile ile vurguladım: “Türkiye’de son yıllarda çıkarılan pek çok yasa ve diğer mevzuat değişikliği, Yatırım Danışma Konseyi’ndeki çokuluslu tekeller ve sermaye örgütleri öyle ‘tavsiye’ ettiği için yapılmıştır.” Bu kapsamda bir bilim insanımız, Prof. Dr. Yasemin Özdek, “özel şirketlerin ve sermaye örgütlerinin mevzuata yön vermesini, yasa değişikliklerini kararlaştırmasını, “yasama faaliyetinin özelleşmesi” olarak görüyor” ki son derecede haklıdır. Şöyle devam ediyor Sayın Özdek3 : “Bu, özelleşme sürecinin son halkasıdır. Özelleşme sadece kamu varlıkları ve kamu hizmetleriyle sınırlı kalmayıp, siyasi kararların alınma sürecine de yansıyor ki, böyle bir durum demokrasinin yok edilmesi demektir. … Sorun sadece yoksullaşma ve emekçilerin ekonomik ve sosyal haklarının gaspı meselesi değildir, aynı zamanda demokrasinin biçimsel koşullarının bile ortadan kalkması, siyasi rejimin değişmesi meselesidir.”

Ben şimdi “AKP’yi ayakta tutan bir destek de 80 yıllık Cumhuriyet’in birikimidir” desem, yanlış mı söylemiş olurum, değerli okur?

Hangi iktidar Ata mülkünü bunların yaptığı kadar şuursuzca satıp savurdu?

1 Süleyman Yaşar, “Özelleştirmenin Bütçeye Etkisi”, http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/yasar/2010/08/13/ozellestirmenin_butceye_etkisi (8.10. 2012)
2 Yahya Can Dura, Mülkiyet Tartışmaları: Kamu İşletmeleri Verimsiz mi? İleri Yayınları, İst., 2006, s.146 vd.
3 Yasemin Özdek, “Yabancı Sermayenin Kamuyu İşgal Programları”, http://haber.sol.org.tr/ekonomi/yabanci-sermayenin-kamuyu-isgal-programlari-haberi-56583, (5.6.2012)

Prof. Dr. Cihan DURA, 11 Kasım 2012

Rifat Serdaroglu : Karsit Goruslu /// CC : @rifatserdaroglu


Televizyonda akşam haberlerini izliyoruz. Ekranda, polise taş ve sopalarla saldıran ve “Başkan Apo”, “Bağımsız Kürdistan” diye bağıran, yıkan-yakan-vuran-kıran bir grup ve karşı kaldırımda ellerinde Türk Bayrakları bulunan ve “Türk-Kürt Kardeştir, PKK Kalleştir” diye bağıran yaşlı-genç çoğu esnaf olan insanlar!

Spiker kızımız şunları söylüyor;

“Malatya’da çatışan karşıt görüşlü iki gruba polis müdahale etti. Dağılmak istemeyen gruba polis biber gazı ve tazyikli su sıktı. Grup ara sokaklara dağılarak kayboldu.”

İnsanın sinirden tepesini attıracak bu söylemi hazırlayan haber müdürüne, haberi sunan spikere ve bunların patronları olan televizyon sahibine soralım;
“Siz hangi “karşıt görüşlü” gruptansınız?”

Ellerinde Türk Bayrağı olup, kardeşlik- beraberlik isteyen ve terör örgütünü lanetleyenleri, PKK’yı destekleyenlerle bir tuttuğunuza göre, bu gruptan değilsiniz demektir.

PKK’yı destekleyen bir gruptan mısınız? Herhangi bir tarikatın veya cemaatin grubundan mısınız? Nesiniz siz?

Sizlerin, bu ülkenin birliğine-bütünlüğüne kasteden, asker-sivil, çocuk-yaşlı, kadın-erkek demeden insanlarımızı öldüren, ekonomimize büyük zarar veren bu örgüte karşı tavır koyma gibi bir “Milli Sorumluluğunuz” yok mu?

Sizler hiç Roj TV’yi seyretmez misiniz? Orada Türkiye lehine tek kelime duyabilir misiniz? Asla duyamazsınız. Elbette ki size Roj TV gibi olun diyen yok.
Yok, ama Katile katil, bölücüye bölücü, Türkiye düşmanına düşman, demek yani doğruları söylemek sizin dilinizi mi yakar? En azından bu ülkeyi seven, eline silah-taş-sopa almadan Türk-Kürt kardeşliğini savunan insanları terör örgütü mensuplarıyla aynı kefeye koymasanız olmaz mı? Kızarlar mı size?

Haberleri izlemeye devam ediyoruz, spiker şunları söylüyor;

“Cezaevlerinde yapılmakta olan açlık grevlerinin sona ermesi için bir araya gelen aydınlar-sanatçılar hükümete çağrıda bulunarak, bu haklı taleplerin bir an önce yerine getirilmesini istediler. Cezaevlerinde olabilecek ölümlerin sorumlusunun hükümet olacağını söylediler.”

TV’de “aydınlar” denenlerin kimliklerine bakıyoruz. Yaşar Kemal’den- Bekaroğlu’na kadar hep bilinen kişiler. PKK ve onun uzantıları ne zaman bir eylem yapsa bu şöhretleri görmekten usandım artık.

Be adamcıklar, mademki kendinize aydın diyorsunuz, niçin gencecik çocukları açlık grevine başlatıp, ölümlerine sebep olacak PKK terör örgütüne tek laf etmiyorsunuz? PKK istemese, bu zavallılar açlık grevi yapabilirler mi?

Talepler karşılansın, diyorsunuz. Demokrasilerde hak aramanın yolları belli değil mi? Yarın cezaevindeki Hizbullah ve İBDA-C liderlerinin özgürlüğü için bir açlık grevi başlasa, taleplerini kabul edelim mi diyeceksiniz?

Sizler hiçbir şehit cenazesine gitmediniz. Evlatlarını kaybeden insanların evlerine uğramadınız. Sizler şehit edilen bu fidanları, trafik kazasında ölen insanlarımızla aynı kategoride tutuyorsunuz.

Türk Milletinin tamamını kucaklamayan adamlar ve bunları “aydın” diye millete kakalamaya çalışan televizyonlar, ne kadar büyük bir ihanet içinde olduklarını görmezler mi? Sizler Türk Milletini aptal mı zannediyorsunuz?

Hiç kimsenin “ama”, “fakat”, “lakin” deyip kıvırtmak hakkı yoktur. Görmüyor, duymuyor musunuz?

“Daha Öcalan’ın heykelini dikeceğiz” diyen adamın belediyelerine “padişah yetkisi” vermekte ısrar eden AKP Hükümeti, ülkeyi Suriye ile savaşa ve bölünmeye götürüyor. Herkesin yerini, tarafını belli etmesi zamanı gelmedi mi?

Birinci görevi, vatandaşa doğru bilgi vermek olan Televizyonlar ve Gazeteler, “Özgür Gündem” veya “Roj TV” olmaktan vazgeçip, Türkiye’nin televizyonları ve gazeteleri gibi davranmak ve yerlerini belli etmek zorundadırlar.

Kendilerine “aydın” diyen “PKK Bülbüllerine” gelince; Lütfen Türkiye’nin meselelerine “tek gözle-kandil ışığıyla-ampul ışığıyla” bakmayın, güneşe çıkın doğruları göreceksiniz.

Herkesi kucaklayan davranışlar sergileyin. Eğer tutumunuzda ısrar ederseniz, o zaman size sorarlar; “Sizin nereniz aydın, bu karanlık kafalarda aydınlık olur mu?”

._,___

Say: ‘AKP’den korkmuyorum! /// CC : @FazilSayMusic @fsayofficial @Say_Fazil @fazilsayplay


Fazıl Say, CNN Türk’te Enver Aysever’in Aykırı Sorular programına konuk oldu

Konumuz sadece Madımak değil niye Aleviler üvey evlat olarak görülüyor. Özellikle günümüz hükümet tarafından gerçekten insan muamelesi görmüyor. Bütün bunlar soru işareti. Şimdi bunların içerisinde insan olmayı hatırlamak lazım. Hukuku hatırlatmak lazım. İnsan olmayı hatırlamayınca hukuku hatırlatmak zorunda kalıyorsun kötü bir mertebe.

AKP YÜZDE 50’LİLİK KESİM KORKUTMAK İSTİYOR

Soner Yalçın çok yakın dostumdur ve gerçekten bir suçu olduğuna inanmıyorum. Sadece muhalif bir gazeteci olarak iki yıldır tutuklu hapiste olduğuna inanıyorum. Gerçek bir suçu olduğuna inanmıyorum Soner’in. İki yıldır tutuklu yargılanıyor hapiste bu bir haksızlıktır. Bir insanın hayatını bu kadar uzun dönemini tüketmek bu bir haksızlıktır. Bunu dünyaya bağırmak lazım. Burada bir haksızlık vbar. Suçun ne olduğunu bile açıklamıyorlar. Deseler ki kardeşim Soner Yalçın burada bu suçu işlemiş ispatı burada. Ya kardeşim Soner benim dostumdur bunu nasıl yapar böyle bir yanlışı der kabul edersin. Ama böyle bir şey de yok. Gerçekten inandırıcı değil hiçbir şey sadece yazdığı bir makale üzerine muhalif olması yüzünden. Türkiye’nin yüzde 50’si AKP’ye oy vermedi. Diğer yüzde 50’sini korkutmak gibi anlaşılıyor bütün bunlar.

AKP’DEN KORKMUYORUM

AKP’den korkmuyorum. Korkmak gibi değil büyük bir problem olarak görüyorum bu baskıyı. Bir insanın Allaha inanıp inanmamasını bile hükümet mi tayin edecek. Benim şuan içinde bulunduğum davaya baksana bütün dünya gülüyor Türkiye’ye. Ve hükümet arkasındaydı bana suç duyurusunda bulunanların enteresan bir durum. Hükümet diyebilirdi ki orada bir tartışmayı retweet etmiş. Savcılıktan geçmesi davaya dönüşmesi davada ikinci celseye gelmesi hukukun beş kere çiğnenmesi anlamında. Ben ona saygı duyarım ama o bana duymuyor.

ARABESKİ SEVMEK VATAN HAİNLİĞİDİR

Fazıl Say, arabesk müziği hakkında da konuştu. Say, ‘Arabesk denilen iğrenç şeyi sevmemek vatanseverlik, sevmek ise vatan hainliğidir bana göre. Burada düşünceler farklılaşır. Kalitesiz bir şeyden bahsediyoruz. Kötü harmoni, kötü melodi ve bir yere varamamış bir müzikten bahsediyoruz’ diye ekledi.

HAPİS YATARAK ALLAH’A İNANMAMI İSTİYORLAR

Say hakkında açılan davaya atıfta bulunarak, ‘Bir insanın Allah’a inanıp inanmayacağını hükümet mi tayin edecek?’. Davanın çok trajik olduğunu söyleyen Fazı Say, tüm dünyanın Türkiye’ye güldüğünü belirtti. Hükümetin, kendisi hakkında suç duyurusunda bulunanların arkasında olmasını enteresan olarak yorumlayan Say, davaya konu olan mesajı matrak bulduğu için Twitter adresinde paylaştığını söyledi.

Ünlü piyanist, mesaja gelen tepkileri de saygıyla karşıladığını ve sosyal paylaşım sitesinde paylaştığını söyleyen Say, aynı saygının kendisine gösterilmediğini savundu. ‘1,5 yıl hapis yatarak benim Allah’a inanmamı istiyorlar ‘ diyen Say, davada tüm dünyanın kendisini suçsuz gördüğünü belirtti.

HALK DEDİĞİ 3-5 İT KOPUK

Sen kerhanede mi doğdun diyen Şamil Tayyar var. Egemen Bağış saçmasapan açıklamalar yapıyor. Kültür Bakanı Fazıl Say’ı zaten halk cezalandırdı diyor. Bir sanatçısını korumayan herif umurunda değil. Halk dediği de 3-5 it kopuk belkide.

PKK SEMPATİZANINDAN ERGENEKON İNCİLERİ —- Kemal Burkay: Ergenekon Kürt hareketine sızmış bir olayd ır —-


24 Tv ekranlarında yayınlanan Elif Çakır’ın sunduğu Söz Bitmeden’in bugünkü konuğu Hak-Par Genel Başkanı Kemal Burkay’dı.

Hak-Par Genel Başkanı Kemal Burkay kürt sorunu ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Elif Çakır; Hak-Par yerel ve sadece Kürt sorununa odaklı siyasi yapı olarak mı kalıcak? Yoksa Türkiye’nin genel sorunlarıyla da ilgilenecek mi?

Kemal Burkay: Hak-Par sadece lokal bir parti olarak kalmıyacak. Tabiki Kürt sorunu Türkiye’nin en büyük sorunu. Hak-Par’ın da politikasının ekseni bir bakıma kürt sorununu çözümüdür. Öte yandan sadece Kürt sorunun çözümüne odaklı kalamayız Türkiye’nin demokratikleşmesi de bizim sorunumuzdur. Türkiye’de türk olsun kürt olsun bir bütün olarak halkın yüzyüze olduğu sorunlar bizim sorunlarımızdır. Örneğin Türkiye’de bir Alevi sorunu da var, hala çözülmemiş hala şikayetleri giderilmemiş önemli bir kitle var. Biz Alevilerin de haklı meşru taleplerinin karşılanmasını istiyoruz. Tarihten gelen bu sorunun çözülmesini istiyoruz.

VİDEOYU BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.

Elif Çakır; BDP’nin güttüğü siyasette PKK ile olan ilişkisini bir kenara bıraktığımızda kitlesel bir parti değil, sadece Meclis’te ama iktidara talip değil Meclis içerisinde Kürt sorunu yada bir kesimin sesi olmak için orada. Siz iktidara da talip olacak mısınız? Önümüzdeki seçimlerde nu yarışın içerisinde görebilecekmiyiz Hak-Par’ı?

Kemal Burkay: BDP demokratikleşme konusunda yeterince çaba göstermiyor BDP iktidara talip değil mi okadar kesin konuşamam ama kitlesel bir gücü var tabiki. Kürt toplumunun önemli bir kesiminden destek alıyor. Ancak belki de demoktarikleşme konusunda yeterince çaba göstermiyorlar ve ya Türkiye’nin diğer sorunlarını yeterince gündemlerine almıyorlar. Bence bunu almak lazım yani kürt sorunu tabiki çok önemli bu sorunun çözümünü eşitlik temelinde istiyoruz. Bizim için Türkiye’nin sorunları çok önemli çevre sorunları büyük kentlerin sorunları örneğin bir trafik sorunları dahil olmak üzere. Çünkü biz özgürlük ve demokrasi istiyoruz.

Elif Çakır; Siz Kürt sorununun bügün itibari ile geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir tarafta iktidar adım atıyor diğer taraftan süregelen açlık grevleri var, öbür taraftan baktığımızda hala şiddet alabildiğine devam ediyor.

VİDEOYU BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.

Kemal Burkay: Bence önemli gelişmeler de var. 30-40 yıl öncesiyle kıyasladığımızda önemli gelişmeler var. 30-40 yıl önce biz kürtler var diyemiyorduk,dediğimiz zaman tutuklanıyorduk cezaevine gidiyorduk baskı görüyorduk. şimdi artık hükümet adamları da devlet adamları da kürt sorununun var olduğunu söylüyorlar yani o inkarcı anlayışı terk ettiler.Kürt halkı var deniyor bu bir gelişme tabiki.

Kürt sorunu bugün çok geniş bir alandatartışılıyor,geçmişle kıyaslanmayacak biçimde televizyonlarda gazetelerde bu da çok önemli bir gelişme. Eğer bir şeyi tartışabiliyorsak mutlaka çözeceğiz demektir. Ama bir şeyi tartışamıyorsanız zaten teşhis edemezsiniz ve çözüm bulamazsınız.

Olumlu adımlar da atıldı.Sadece sorunun tartışılması planda kalmadı. Örneğin bir TRT-şeş’in açılması, bazı üniversitelerde kürt dili bölümlerinin açılması. Bunlar olumlu gelişmelerdir. Bir dönem açılım süreci başlatıldı bu umut verdi yani ülkeye barışın gelebileceği artık kürt sorununun çözüm yoluna gireceğine dair. Ne yazık ki bunlar devam etmedi, devam etmedği için de olumlu gelişmelerin yanı sıra 80’li 90’lı yıllarda yaşadığımız çatışma ortamı yeniden ısındı. Yani karşılıklı olarak hatalar yapıldı ve böyle bir kaos’un içine girdik yeniden.

Elif Çakır; Güneydoğu bölgesine baktığımız zaman bir AK parti var bir de BDP var, üçüncü bir partinin şansı çok fazla yoktu. Hak-Par’ın özellikle siyasi ergümanlarınızla kürt sorununun çözümüne yönelik olaccağı için üçüncü bir parti de Hak-Par olacak. Siz bu çözüm sürecince bölgeye yönelik olarak BDP’den farklı olarak ne söyleyeceksiniz yada AK Parti iktidar partisi olarak onlara bir rehber niteliğinde ne sunacaksınız?

Kemal Burkay; Bizim BDP ile farklarımızdan bir tanesi programlarımızdaki taleplerdir. Biz eşitlik temelli bir federasyon istiyoruz kürt halkı için. Kürtler çoğunlukta oldukları bir coğrafyada ki biz buna tarihi olarak kürdistan diyoruz. Burada kendi kendilerini yönetmeliler federatif bir biçimde. Çünkü BDP’li arkadaşlar demokratik özerklik diyorlar,demekratik özerklik ne belli değil. Daha önce demokratik cumhuriyet diyorlardı.Demokratik Cumhuriyeti herkez ister.

Kürtler bakımından bu cumhuriyet federe bir cumhuriyet olmalıdır.Çünkü üniter olduğu zaman farklı renkleri kabul etmiyor toplum.

Elif Çakır; Peki siz bu bağlamda AK Parti’nin başkanlık sistemine nasıl bakıyorsunuz?

Kemal Burkay: Ben bunun için ille de başkanlık sisteminin zorunlu olduğunu zannetmiyorum. Başkanlık sistemi Türkiye’ye gereklimidir değil midir bu tartışılabilir tabiki. Ama kürt sorununun çözümü yahut Türkiye’nin federe olması başkanlık sistemiyle bağlantılı olamaz çünkü dünyadaki örneklerine baktığımız zaman bir çok federe cumhuriyet var başkanlık sistemi söz konusu değil. Tamam Amerika da federaldir orda başkanlık sistemi var ama Fransa da yarı başkanlık sistemi var düşündüğümüz anlamda federe bir ülkeye dönüşmedi henüz. İsviçre parlamenterdir ama federedir. Belçika federedir ama krallık vardır. Dolayısıyla ingiltere, ispanya federal özellikleri olan otonom bölgeleri olan devletlerdir ama krallıklar vardır.

Birincisi Hak-Par’ın temel politikası eşitlik temelinde bir çözüm diyoruz. İkincisi kürt halkının mücadelesini şiddet dışı yöntemlerle yönetmesinden yanayız. Başından beri benim ve Hak-Par’ın polştşkası budur.

-Ergenekon Kürt hareketine sızmış bir olaydır.

Şimdi bildiğiniz gibi Ergenekon davası var bu daha çok darbe girişimleri yönüyle açığa kavuşturulmak isteniyor. Ancak fırat ın ötesindeki ergenekon üzerine gidilmedi. Örneğin JİTEM olayı inkar edildi böyle bir örgüt yok denildi halbuki böyle bir örgütün olduğunu herkez biliyordu. Hizbullahın bu örgütün jandarba bölgesinde eğitildiğini herkez biliyordu. JİTEM vasıtasıyla yönlendirildiğini biliyordu. Yani devletin derinlerinde çok oyunlar oynandı ve bu oyunlar Türkiyeyi yangın yerine çevirdi.

Erdoğan’ın ABD’ye verdiği söz /// CC : @ArslanBulut1


Hani ozanlar birbirine söylenecek türkünün ayağını verir ya, bu defa siyasette, ayağı Halil Şıvgın verdi.

Şıvgın, Akşam gazetesinden Şenay Yıldız’a yaptığı açıklamada, “Halkın seçeceği Cumhurbaşkanı’yla Başbakan arasında çatışma olur. Çatışma yaşamamak için ’Başkanlık sistemi’ne geçmeliyiz. Bu da ABD modeli değil; Türkiye’ye has bir model olmalı” dedi.

Şıvgın, 1984 seçimlerinden sonra, Turgut Özal’a “Milletvekilliğini dar bölge yapalım, sistemi de Başkanlık sistemine geçirelim. Cumhurbaşkanı’nı halk seçsin, yüzde 50’nin üstünü alan Köşk’e çıksın” önerisinde bulunduğunu, ancak Özal’ın konuyu beklettiğini de söyledi.

***

10 Kasım törenlerine katılmamak için Endonezya’daki gezisini uzatan Tayyip Erdoğan da dönüş yolculuğunda, konuyu gündemde tutmak için “Ben illa ABD sistemi olsun demiyorum. Öyle çalışalım ki başkanlık Türk sistemi olsun” dedi.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ da aynı yönde konuştu ve “Türkiye’nin kendi özelliklerini, tarihi tecrübesini ve ihtiyaçlarını dikkate alarak kendimize özgü yapabiliriz ve bunun adı da ’Türkiye modeli başkanlık sistemi’olur” dedi.

Bozdağ, kamuoyunu kazanmak için de “Biz üniter yapıyı bozmadan başkanlık sistemine geçmeyi öneriyoruz” diye konuştu. Hatta Bozdağ, sanki Türkiye başkanlık sistemine mecburmuş gibi sözler de sarf etti ve “İnanıyorum ki Türkiye mutlaka bir gün başkanlık sistemine geçecektir. 10 sene sonra, 20 sene sonra bu sisteme geçeceğimize, gelin vaktinde geçelim, gecikmeden geçelim” diye konuştu.

***

Bu arada, 29 bölgeli bir devlet yapısı oluşturan Büyükşehir yasa tasarısı için Meclis’te mücadele sürüyor. Tayyip Erdoğan, Trabzon’da “Biliyorsunuz şu anda Meclis’te Trabzon’un da içinde olduğu Büyükşehir Yasası tartışılıyor. Bundan kimlerin, ne için rahatsız olduğunu herhalde anlıyorsunuz.

Çünkü bunlar bu ülkenin büyümesini istemiyorlar. Bu ülkenin küçülmesini istiyorlar. Biz bu işi de başaracağız ve Parlamento’nun içinde kavga gürültüye pabuç bırakmayacağız. Çünkü hak haklınındır, verilmezse alınır. Ve inşallah hakkı da sahipleri alacaktır. Bu hakkın da yegane sahibi bu aziz millettir. Hiç endişeniz olmasın. Hayırlısıyla birkaç gün içinde onu da yoluna koyacağız” dedi.

Erdoğan, kendisi için istediği bir sistemi, milletin hakkı gibi gösterirken bir taraftan da karşı çıkanları ülkenin küçülmesini istemekle suçluyor. Oysa Büyükşehirler yasası ile ülkeyi 29 özerk parçaya ayırmaya çalışan kendisi..

***

Erdoğan, ülkeyi parçalara ayırmayı çok istediği için mi yapıyor? Hayır, AKP’nin kuruluşu sırasında Erdoğan’ın ABD tarafından desteklenmesinin birinci şartı, yerel yönetimlere özerklik vermesidir.

Bir defa daha hatırlatayım..

2 Temmuz 2001’de bir lobi şirketi vasıtasıyla AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’a Amerika’dan iletilen CFR kaynaklı memorandumda “Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir” deniliyordu. Erdoğan, tamamı üç buçuk sayfa olan bu belgeyi AKP’nin programı haline getirmiştir.

İşte Erdoğan, verdiği sözü tutuyor ve Büyükşehirler adı altında ülkede özerk bölgeler oluşturuyor. PKK’nın da son talebi budur.

***

2001 yılının Ağustos ayında “Veneto’dan Batı Karadeniz’e bisiklet gezisi” organizasyonunda katılımcılara verilen haritada Türkiye, Roma dönemine göre eyaletlere ayrılmıştı.

Paflagonia projesinde şöyle deniliyordu:

“Amacı ulusal devletlerin iç federasyonu (devletler federasyonu) şeklini gerçekleştirmek olan, politik şekilli, Avrupa karakterli bir fenomen geliştiriliyor.

Globalizeleşme ve kimliği arama çalışmaları aynı paralelde seyreden iki muhakemeyi birleştiriyor. Orijinin bulunması, kişinin bölgeler ve devletler üstü bir kimlik kazanması olarak yorumlanıyor ve temelinde kişinin, birçok ülkenin yurttaşıymış gibi düşünülmesi fikrine ulaşılıyor. Sonuçta, en ideal biçimine çoklu kimlik (çok kimlilik) araştırması olarak dönüşüyor, yani tüm insanların tek, aynı büyük genetik kökten geldiği orijinde, bir çeşit uluana ve ulubaba isminde birleşiyor; Adem ve Havva; ya da Homosapiens, ya da Austrolopitecus.”

İşte, AKP’nin Atatürk’e, milli kimliğe ve milli bayramlara saldırmasının sebebi budur.

Mülteci Çadırkentleri Akapenin ‘Oy Deposu’ Olacak!


CHP’li Mehmet Şeker, dikkat çekici açıklamalar yaptı: Suriyeli sığınmacılar Türk vatandaşlığına geçmek için sıraya girdi. Kalıcı oldukları anlaşıldı. Hepsi Türk vatandaşlığı için gün sayıyor. Vatandaş olurlar, AKP’ye de oy verirler!

CHP’li Şeker’den “AKP’ye mülteci oyu” iddiası

CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, Suriyeli sığınmacıların Türk vatandaşlığına geçmek için sıraya girdiklerini söyledi. Şeker, “Suriyeli sığınmacıların kalıcı olduğu anlaşıldı. Türk vatandaşlığı işlemleri daha önce başlatılacaktı ancak biz çıkış yapınca durdu. Yine de hepsi Türk vatandaşlığı için gün sayıyor. Vatandaş olurlar, AKP’ye de oy verirler” dedi.

Gaziantep ve Kilis kamplarında kalan sığınmacıların ülkelerine dönmeyi düşünmediğini vurgulayan Şeker, “Kucağımızdaki 200 bin kişiyi yeni gelenlerle birlikte ülkemizde tutacağız. Gelenler dönmeyecek, Türk vatandaşı olacak. Yapılan ilk seçimde de Tayyip Erdoğan’a oy verirler. Gitmeyeceklerini zaten vatandaşlara da iletiyorlar” diye konuştu. Afganistan’dan gelenlerle, Suriye’den kaçanların aynı kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Şeker, şunları söyledi: “Vatandaş konusuna karşı çıktık, bir süre mecburen geri adım atıldı ama bu insanları vatandaş yapacaklar.”

YENİÇAĞ, 11 Kasım 2012

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: