Etiket arşivi: ak parti

AKP Esir Kampında Şemdin Sakık’ın Hakemliğinde Türk Ordusu, PKK’ya yem ediliyor.


Gülümseyin lütfen, teröristin “eskisi” oluyormuş, o tanık eski bir teröristmiş, ideolojisi değişmiş, Türk Ordu’suna güveniyormuş, çürük raporu almasına rağmen askerlik bile yapacakmış, Bu sözler Yüce Türk Adalet sistemimizin yargılandığı Ergenekon Davası’nın gizli tanığı, çılgın terörist Şemdin Sakık’ a ait. Böylesine pervasız bir teröristi Yüce Türk Yargısı dikkate alıyor ve onun söylediğini gerçek ve doğru buluyor. Üstelik PKK’nın ikinci adamı sıfatı ile…

Ergenekon Davası ile gizli tanığının ifade ve yorumlarına istinaden vatansever Türk Askerleri, gazetecileri, bilim adamları ve milletvekilleri AKP esir asker kampı Silivri’de suçlarını bilmeden yıllardır içeride tutulmaktadır. Çünkü; ülkemde cebinde küresel çetelerin yazdığı misyoner muskaları ile adalet dağıttığını düşünen yüreksiz imam hâkim ve imam savcı var… Üstelik Cumhuriyet Savcısı görünümlü bu imamlar, Habur’da teröristlerin kaynağına giderek Küresel Çetelerin dayattığı ve AKP Hükümeti’nin emri ile o teröristlerin ayakları altında adeta ezilmişlerdir.

Değerli yargı mensupları: yüreğinizi cebinize alıp dolaşmak yerine, yüreğinizi adaletin terazisine koymalısınız. AKP’den ve mensubu bulunduğunuz cemaat guruplarından çekinerek görevinizi yaptığınız aşikar. Unutmayın ki, AKP ve Cemaat kaybolduktan sonra 75 milyon halk sizleri ve arkanızdakileri yargılamak için sabırsızlıkla bekliyor. Ne demek Ergenekon Davasında Şemdin Sakık’ın tanıklığı? Madem bu kadar gücünüz vardı? Neden 1993 yılında Bingöl’de 33 askerimizin şehit edilmesi emrini veren PKK’nın 2. Adamını asker ailelerinin karşısına sanık olarak çıkaramadınız? Neden bebek katili APO yu 30 bin şehit ailesinin karşısına çıkaramadınız?. 1993’de Şemdin Sakık’ın elinden kurtulan 15 askerimizi şimdiye kadar dinlediniz mi? Dinlemediniz…

Çünkü bir Gazi’ye, PKK’lı terörist kadar değer vermediniz ne yazık ki. Şemdin Sakık’ın talimatıyla içeri aldığınız o generaller, zamanın da PKK’nın bu piçleriyle ölesiye mücadele ederken sizler kısa şortlarla cemaatin kucağında oturuyordunuz. Türk Adaleti Ergenekon Davasını 4 yılı aşan bir sürede çözemedi ve umudunu Şemdin Sakık’ a bağladı ise adalet bitmiş demektir. Yaşanan bu gelişme sonrasında Genelkurmay Başkanı’nın hala hangi sıfatla o koltukta oturduğunu çok merak ediyorum. Sayın Necdet Özel Şemdin Sakık’ın tanıklığı ile içeri alınan generallerin Cumhuriyetimiz ile bir hesaplaşma içerisinde olduğunu ne zaman anlayacak. Sayın Özel, susmak yerine Vatansever generallerimiz ve diğer tutuklular için yumruğunu masaya vurabilecek mi? Vurmayacak, vuramayacak. Çünkü Sayın Özel AKP’nin ve cemaatin Genelkurmay Başkanı. Sayın Büyükanıt ve Sayın Başbuğ gibi asla başı dik olamayacak.

Sayın Özel’de biraz yürek olsaydı, Oslo görüşmelerinin ortaya çıkması ile vatan hainliği ile vatanseverliği anlaması ve gerçek bir asker davranışı sergilemesi gerekirdi. Bütün bu kumpasa göz yuman bir Genelkurmay Başkanı, AKP esir kampında Türk Ordusu’nu PKK’nın piçleri ile yerin yedi kat altına sokulmasına tepki veremez ve cesaret edemez….

Memleketim dün, Mesut Barzani’ye “Türkiye seninle gurur duyuyor” diyenleri içinde barındırırken, bugün Şemdin Sakık’ın bir sözü ile generalleri AKP esir kampına tıktığı için kahramanca alkışlayan adamlarla doldu… Kim bilir yarın da Bebek katili APO’nun vekil olarak meclise gelmesine gözyaşı dökecek insanlarda çıkacaktır bu ülkede, Oysaki bu adamlar değil miydi? Yıllardır terörü besleyen ve terörist olanlar, Neden Ömürlerini bizim için heba eden, PKK terör örgütüne karşı hayatı boyunca mücadele ile geçiren generalleri Ergenekoncu teröristler diyerek lanse edenlere karşı savunamıyorduk. Türk ordusuna düşman, teröriste dost olabilen bu AKPseverler kimdi.

Sayın Başbakan’a yeri gelmişken, DSP, MHP ve ANAP Hükümeti’nin APO’yu teslim aldığını, İdam yasasını 2006’da Sayın Başbakan’ın kaldırdığını hatırlatmak faydalı olacaktır. Sayın Başbakan’a bir hatırlatma daha yapalım. Sayın Recep Tayyip Erdoğan! Siz ülkede hukuk var diyorsunuz. Sizin, hukuk dediğiniz şeyi biz Habur’da mezara gömdük. Şemdin Sakık vakasıyla da o hukuka pamuk tıkadık.

Saygılarımla

Hakan SÖNMEZ

İLK KURŞUN

Ahmet Takan: AKP’liler kendi partilerine bu ismi taktı: ‘YENİÇERİ OCAĞI’.


Terör örgütü PKK yandaşlarının açlık grevleri..

Ana dilde savunma hakkı..

İmralı canisine tecridin kaldırılması..

Tayyip Erdoğan’ın padişahlık sisteminin Meclis gündemine de girmesi..

Büyükşehir kılıklı federasyon yasa tasarısının Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanması..

Derkeeen!..

Masa tenisi maçı izler gibi seyrettiriyorlar oyunu. Yalnızca kafanızı bir sağa bir de sola çevirebiliyorsunuz. Arkaya dönmek, yukarıya bakmak yasak.

Kızılcahamam’da hafta sonunda sıkı bir ter atan Tayyip Erdoğan, Pazartesi günü tempoyu artırdı. Gözü yaşlı Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, PKK yandaşlarından açlık grevlerini sona erdirmesini “rica” etti. PKK’nın Meclis’teki sivil uzantılarıyla, cezaevlerinde biri ölür de beni ham yaparlar korkusundan sıkı fıkı olan Adalet Bakanı Sadullah Ergin, BDP’lilerle görüştü. Ergin, her zaman olduğu gibi bu işte de Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan arasında tost oldu. Bakanlar Kurulu’nda Tayyip Erdoğan’dan fırça yiyen Adalet Bakanı Ergin soluğu Abdullah Gül’ün yanında aldı. Sinirleri iyice bozulduğundan konuşmalarında küfrü eksik etmeyen Başbakan’ın gülücüklerine de aldanmayın.

İşte size gerçekler!..

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, oldukça zor durumda. PKK yandaşlarının ölüm oruçlarının sona erdirilmesi konusunda hazırlanan ana dilde savunmayı içeren taviz tasarısını tamamladı. Tasarı, Bakanlar Kurulu’nda görüşüldü. Tayyip Erdoğan, ana dilde savunma hakkı getiren tasarıya kızdı. “Üzerinde biraz daha çalışın, geniş haklar tanıyor” diye Sadullah Ergin’e iade etti.

Gelişmeleri öğrenen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ergin’i Köşk’e çağırdı. Tasarının bir an önce kanunlaşmasını istedi.

Tayyip Erdoğan “tasarıyı daralt”, Abdullah Gül ise “genişlet” diyor..

Sadullah Ergin’in sıkıntıları bununla kalsa iyi!..

Adalet Bakanlığı yetkililerinin verdiği bilgiye göre; ölüm oruçlarındaki kişi sayısı 600. Tayyip Erdoğan’ın Alman Başbakan Merkel’in yanında yaptığı “Açlık grevinde sadece bir kişi var; o da şov amaçlı” demesi de Sadullah Ergin’i çok rahatsız etti. Ergin, Tayyip Erdoğan’ın sözlerinden duyduğu sıkıntıyı Abdullah Gül’e de anlattı.

Adalet Bakanlığı koridorlarında konuşulanlara göre; “Ergin’i cezaevlerinde ölümlerin başlaması ihtimali çok korkutuyor.”

Sadullah Ergin, fotoğrafından devam edelim..

Adalet Bakanı, bir yanda Kürt kökenli vekiller, bir yanda Bülent Arınç gibi isimlerden en büyük desteği alıyor.

Ama!..

Ergin ve diğer tavizciler, özellikle kabinede İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in açlık grevleri ve Kürt meselesinde Tayyip Erdoğan’ı etkilediğini düşünüyor. Çankaya Köşkü ve AKP’deki Kürtçü kanat, İdris Naim Şahin’i “Kürt sorununu” kilitleyen ve devamlı Tayyip’e Erdoğan’a yön veren isim olarak görüyor.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, açlık grevlerini çözmek için yabancı ülkelerde yapılanları da araştırmış; İngiliz modelinde; bir doktor mahkumu kontrol ediyormuş. 2 doktor da gözlemci bulunuyormuş. Üçünün raporu doğrultusunda sağlık müdahalesi yapılıyormuş. Rus modelinde ise, açlık grevi yapanların karşısında iştah açıcı baştan çıkarıcı yemekler yeniyormuş.

Erdoğan’ın yeni bir fırçasından çekinen Sadullah Ergin araştırmalara devam ediyor. BDP’li Selahattin Demirtaş’ın milletvekillerinin açlık grevlerini erteleyip yumuşama sinyali vermesi de AKP kulislerinde şöyle yorumlanıyor:

“Gelinen aşama; kısa sürede içinde Öcalan’ın avukatları ile görüşmesi sağlanacak. Öcalan’ın üzerindeki tecrit de aşamalı kaldırılacak. Eski sisteme dönülecek. Avukatlar istedikleri zaman Öcalan ile görüşebilecekler. BDP’li milletvekilleri bu pazarlık yüzünden açlık grevine başlamadılar.”

Bir de; Erdoğan’ın yerel seçimlerin erkene alınmasındaki ısrarından vazgeçmesine bakalım.

Yine AKP kulislerinde yapılan yorumlara göre:

“Tayyip Erdoğan, anayasa değişikliğinde gerek AKP, gerekse de MHP içindeki dengeler yüzünden yeterli oyu alamayacağını düşünüyor. Özellikle MHP kongresinde ortaya çıkan tablodan sonra Devlet Bahçeli önceliği Koray Aydın’ı destekleyen teşkilatları pasifize etmek veya tasfiyeye verir. Bu nedenle de yerel seçimlerin öne alınması durumunda bunu yapamadan seçim istemez.”

Tayyip Erdoğan’ın padişahlık sistemi için Meclis’e gönderdiği öneriyi Abdullah Gülcüler, ciddiye almamış tavrı takınmayı yeğliyor. Gülcülere göre, “Başkanlık sistemi konusunda Tayyip Erdoğan çok da ciddi değil. Bunu, Abdullah Gül’e karşı bir pazarlık unsuru olarak kullanmayı planlıyor.”

Yakın plan AKP’yi izlediniz. AKP kulislerinde tüm bu gelişmeleri ve daha fazlasını dinlerken en çok ne dikkatimi çekti biliyor musunuz?

Partilerinin artık yönetilemez duruma geldiğine inanan AKP’lilerin konuşmalarında sık sık kullandıkları yakıştırma;

“AKP, Yeniçeri Ocağı”…

Yeniçağ

Cindoruk: Ergenekon tanığının arkasında AKP var


"Şemdin Sakık’ın kimliğini AKP mi açıklattı?" Eski Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Ergenekon davasında tanık olan Şemdin Sakık’ın gizlenen kimliğini açıklamasını bu sözlerle değerlendirdi. Cindoruk, "Sakık’ın PKK’nın ikinci adamı olması, ifadesini kıymetlendirmez. Bu ifadeye dayanarak iddianame oluşturulamaz" dedi.

Şemdin Sakık Ergenekon davasında neden birden bire gizli tanık olduğunu açıkladı. Eski Meclis Başkanlarından Hüsamettin Cindoruk, Ulusal Kanal’a önemli açıklamalar yaptı.

Cindoruk, Sakık’ın kimliğini açıklamasını AKP’nin istediğini söyledi: “Bu işte siyasi iktidarın rolü var. Yoksa cezaevinde hükümlü, infaz safhasında ve çok sabıkalı bir adam kendini açığa çıkarmaz Bu kararı verdiren benim tahminime göre, siyasi iktidar. Siyasi iktidar Şemdin Sakık’tan bir türlü istifade etmek istiyor.”

Sakık’ın sabıka dosyasının kabarık olduğunu hatırlatan Cindoruk, davada tanık olamayacağını vurguladı: “Şemdin Sakık’ın geçmişi, PKK’yla irtibatı söylediklerini çok değerli ve delil değeri taşır hale getirmez. Hiçbir mahkeme Şemdin Sakık’ın tanıklığı ile maddi vakaları tespit ve cezaya esas tayin edemez.”

Cindoruk, AKP’nin Şemdin Sakık’ı daha farklı projelerde de kullanabileceğini belirtti: “Perinçek, yalçın küçük Apo’yla görüştü diyor. Bu zaten biliniyor. Kendileri de söylüyorlar. Ama görüşmeye biz katılamadık diyor. Demek ki bu konuda fazla bilgisi yok. Daha büyük bir ifşaat yapabilir. Hiç aklımıza gelmeyecek bir yerde şemdin sakık’ı aklımıza gelmeyecek bir yerde konuşturabilirler.”

Cindoruk, ortaya çıkan manzarayı şöyle değerlendirdi: “Bir tarafta terörle mücadele eden büyük bir ordu ve onun komutanı. Diğer tarafta terör örgütünün ikinci adamı. Bu çelişki bence çok iyi hesaplanarak ortaya konmalı.”

ulusalkanal.com.tr

Rifat Serdaroğlu: NERENİZ AYDIN SİZİN /// CC : @rifatserdaroglu


Kürtçü-Bölücü-Narko Terör örgütü PKK, ne zaman bir eylem yapsa, hem yapanları korumak hem de onların sesi olmak için sahneye hep aynı insanlar çıkar. İnsan hayatının kutsallığı, yaşam hakkı, insan hakları, özgürlükler, demokrasi gibi hepimizin “baş tacı” yaptığımız değerlerden bahsederek, toplantılar yaparlar bildiriler yayınlarlar.

Kendilerine “Türkiye’nin Aydınları” diyen bu kişilerin tekini bile, bir şehit cenazesinde göremezsiniz. Yolları Silivri’ye hiç düşmez. Düzmece dijital delillerle özgürlükleri ellerinden alınmış insanlar onların ilgi alanına girmez. Vatanımız için gözünü-kolunu-bacağını kaybetmiş ama yine de hayata tutunmaya, kimseye yük olmadan yaşayan çalışan gaziler, onlar için “yok hükmündedir.” Hırant Dink için döktükleri gözyaşının binde birini şehitlerimiz için dökmezler. İnsanlarımızın canını alan PKK’ya toz kondurmazlar. On binlerce genci uyuşturucu ile zehirleyen PKK’nın insanlık dışı bu eylemlerine karşı sağır ve kördürler.
Yüzlerce öğrencinin, parasız eğitim istedikleri için hapiste olması, hukuksuzluklar onları ilgilendirmez.

Türkiye’nin imarı-inşası, işsizlik problemleri, yokluk-fakirlik, ülkenin zenginleşmesi ile ilgili bir tek projeleri-önerileri yoktur. Yapmayı bilmezler, sadece tenkit etmeyi ve ülkeyi jurnallemeyi bilirler.

Cezaevlerinde devam eden açlık grevleri sebebiyle başta Başbakan Erdoğan’ın dostu ve “Akil Adamı” Yaşar Kemal olmak üzere toplumun tanıdığı bazı kişiler bir araya geldiler, basın açıklaması yaptılar. Kemal; “Bugün açlık grevi tutanların oğulları, babaları da bu mücadelede taraf olacak, bir nesli yok edecekler” dedi.
Basın bildirilerini dikkatle okudum. Hiçbir yerinde, cezaevindeki insanlarımıza “açlık grevine başlayın” emrini veren PKK’ya söylenmiş tek söz göremedim. “Açlık grevini” başlatma emrini veren PKK, “bırakın” dese, grevin anında sona ereceğini bu aydınlar(!), bilmezler mi?

İnsan hayatının kutsallığına ve dokunulmazlığına elbette ki sonuna kadar sahip çıkılmalı. Fakat aydınlar “tek gözlü” olmamalı. Toplumun her kesimine aynı hassasiyetle yaklaşmalı, gerçekçi olmalıdırlar.

Demokrasilerde hak aramanın yolları bellidir. Bebekler için ölüm emri veren Öcalan için, özgürlük istemiyle açlık grevi yapanları destekleyen aydınlara sormak gerek;

*Ömür boyu hapis cezasına çarptırılan İBDA-C ve Hizbullah liderlerinin serbest bırakılmaları için, militanları açlık grevine başlasalar, onların salınmasını da isteyecek misiniz?

*Binlerce insan, “Öcalan Asılsın” diye açlık grevine başlasalar, ne cevap vereceksiniz?

*Silah kullanarak, insan öldürerek, açlık grevi yaparak, yakıp-yıkarak hak aramanın yolu açılırsa, “Hukuk Devleti”ni nasıl koruyacaksınız?

Bu kişiler gerçekten “Türkiye’nin Aydını” iseler, Öcalan’a silah bırakma emri vermesi için baskı yapmalıdırlar. Silahla hak elde etmenin mümkün olamayacağını, eğer örgüt insan öldürmeye devam ederse, PKK’nın karşısına dikileceklerini açıklamalıdırlar. Aksi takdirde Türk Milletinin çoğunluğu gönüllerinde bu kişileri “insan hakları savunucusu” olarak değil,
“PKK’nın Sözcüsü” olarak kabul edecektir. Kimse Türk Milletinin sessizliğini yanlış yorumlasın. Halkın içine girenler, gerçekleri göreceklerdir.

Silahlar susup, akıllar başa geldikten sonra, Türkiye’de yaşayan tüm insanlarımızın demokratik haklarının verilmesi, demokrasimizin standartlarının yükseltilmesi için bu kişilerin yapacakları her türlü demokratik mücadeleye destek vermek, gerekiyorsa katılmak bizim gibi düşünenler için, bir vicdan borcu olacaktır.

Not: PKK; Şemdinli’de yine araç geçerken bomba patlattı. 1 çocuk öldü, çok sayıda yaralı var. Kendisine “Aydın” diyen bu kişilerden bir ses duydunuz mu?

Sağlık ve başarı dileklerimle 06 Kasım 2012

İLK KURŞUN

Arslan Bulut: 2071’de Malazgirt’in öcünü mü alacaksın? /// CC : @ArslanBulut1


AKP’nin Kızılcahamam toplantısında Tayyip Erdoğan, bundan sonra yapacakları konusunda önemli ipuçları verdi..

Bir defa, AKP’nin hala bir meşruiyet sorunu var. Bu partinin, Cumhuriyetin temel ilkelerini, dolayısıyla devleti ortadan kaldırma girişimi içinde olduğu şeklindeki yaygın kabul, Erdoğan’ı bu konuda şu sözleri söylemeye mecbur etti:

“Biz, 1920’de Büyük Millet Meclisi’ni yegane meşruiyet kaynağı olarak kabul ederek, Kurtuluş mücadelesini başlatan Gazi Mustafa Kemal’in, 1950’de ’yeter söz milletindir’diyerek demokrasi bayrağını açan Menderes’in, 1983’de milletin desteğiyle kalkınma hamlesi başlatan Özal’ın, 1996 yılında vesayet yönetimine karşı milletin tercihiyle iktidara gelmeyi başaran Erbakan’ın takip ettikleri yolu izleyerek bugünlere gelmiş bir siyasi partiyiz..”

Peki ya iktidar olmadan önce ABD ile yapılan görüşmeler? Tayyip Erdoğan’ın yasağı, ABD’nin Ankara Büyükelçisi’nin çeşitli kurumlara yaptığı ziyaretlerden sonra kaldırılmamış mıdır? Genelkurmay Başkanı ile görüşmek için ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’e mektup yazan kimdir? Yine, “Bizim AB politikamız, Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığınmaktır” diyen AKP yöneticisi kimdir.. Yani AKP meşruiyetini ABD ve AB’de aramamış mıdır?

***

MHP kurultayından önce Artvin ve Hopa’da Milli Anayasa panellerine katıldım. Konuşmacılardan CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Tayyip Erdoğan’ın bir ifadesinin altını çizdi. Erdoğan, parti grubu konuşmasında, “Biz Türkiye’yi 2071 yılına hazırlamayı düşünüyoruz, onlar Türkiye’yi 89 yıl geriye götürmeye çalışıyorlar” demişti. Bayraktutan, “89 yıl önce ne oldu? Cumhuriyet ilan edildi. Bu ifade gerçek zihniyetlerini ortaya koymuyor mu?” diye sordu.

Aslında, Tayyip Erdoğan’ın 2071 hedefinde Türk yoktur. 1071 Malazgirt Zaferi’nin, ezelden Türk yurdu olan Anadolu’nun kapılarını yeniden Türklere açtığı söylenir.. Tayyip Erdoğan, Türk Anayasası’ndan Türklüğü kaldırmak istediğine göre, hedeflerine ulaşırsa, 2071’e varıldığında Anadolu, Türk yurdu olarak, hatta İslam ülkesi olarak kalacak mıdır? Öyle ya, sembolik olarak Akdamar ve Sümela’daki ayinlerden sonra, yurdun dört bir köşesindeki tarihi kiliseler restore edildi ve çanlarını çalmaya başladı.. Bu durumda Tayyip Erdoğan, Anadolu’nun yeniden Hıristiyanlaşmasına doğru adımlar atarak, ayrıca Büyük Orta Doğu eş başkanı sıfatıyla, İslam ülkelerine yönelik küresel Haçlı seferine destek vererek Hıristiyan Batı’nın, Türklerden Malazgirt’in intikamını almasını sağlamaya çalışmış bir duruma düşmüş olmuyor mu?

***

Erdoğan, “CHP, bu ülkede sanki Cumhuriyet muhalifleri, rejim karşıtları varmış gibi korku pompalayarak demokrasi düşmanlığını gizlemenin çabası içinde olmuştur” diyor. Oysa son günlerde bütün yandaş televizyon kanallarında Cumhuriyet’in kuruluş yılları tartışılıyor, Atatürk’ün ilk Meclis’ten çıkardığı bütün kararların meşruiyeti sorgulanıyor. Yine Tayyip Erdoğan’ın Milli Eğitim Bakanı, “Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha çok katılımcı, daha ademimerkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu bulunduğu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum” diyen bir kişi değil mi?

O halde, Cumhuriyete cepheden karşı çıkan bir Milli Eğitim Bakanı ile çalışan Tayyip Erdoğan’ın cumhuriyetçiliğine nasıl inanılır?

Tabii Erdoğan, “CHP, hep vesayet esaslı bir siyaseti tercih etti” diyor ama AKP üzerindeki Amerikan vesayetiyle ilgili sorularımızı 11 yıldır cevaplayamıyor. Mesela AKP’nin programı bile ABD’den gönderilmiş bir gizli metin esas alınarak oluşturulmuştur..

***

Erdoğan’ın “Böylesine büyük bedeller karşılığında vatan yaptığımız bu ülke, bu topraklar üzerinde kurduğumuz son devlet Türkiye Cumhuriyeti bizim namusumuzdur, onurumuzdur, haysiyetimizdir” sözleri, parti üzerinde oluşan yoğun şüpheleri dağıtmak, hatta halk nezdinde sarsılan meşruiyetini yeniden kazanmak için söylenmiş olarak algılanmaktadır.

Erdoğan’ın, “AKP’de diğer partilerde olmayan bir şey var. Biz 10 yıl önceki heyecanı bugün de taşıyoruz” yolundaki sözleri ise doğrudur. Televizyonda katıldığım tartışmalarda AKP destekçilerinin Cumhuriyet’e ve Atatürk’e saldırma heyecanını ben de hissediyorum. Mesele, bütün Türklerin bu yıkıcılığı fark etmesindedir…

Yeniçağ

AKP’Lİ GENERAL TOPU BAŞBAKAN’A ATTI


‘Ayışığı, Yakamoz ve Sarıkız” planları soruldu

(SÖZDE) Ümraniye davasında tanık olarak dinlenen AKP Milletvekili emekli Tümgeneral Şirin Ünal, Genelkurmay eski Başkanı, emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un avukatı İlkay Sezer’in, "Başbuğ’un Anayasal düzeni ve demokratik rejimi cebren devirmeye teşebbüs ettiğine ilişkin somut bir bilginiz, görgünüz var mı?" sorusu üzerine, “Bu soruya en iyi Başbuğ’un amiri olan Başbakan cevap verecektir” diye cevap verdi.

Avukat Sezer de bunun üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın tanık olarak dinlenmesini talep etti.

Ünal’ın sanık ve avukatlarına, "Siz istediğinizi sorabilirsiniz. Ben de istediğim cevabı veriyorum. Kör olan birinin renkler hakkında konuşması doğru değil” diyen Ünal’ın sık sık sorulara sık sık, "Bu soruya cevap vermek istemiyorum”, “Bunu hatırlamıyorum” şeklinde yanıtlar vermesi dikkat çekti.

AKP Milletvekili emekli Tümgeneral Şirin Ünal, ”TSK çalışma gelenekleri içinde her konu genelgeye uygun olmak zorunda değil. Özel kanallarda yürütülen, kişiye özel çalışma olabilir” dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi‘ndeki duruşmada, (SÖZDE) "İrtica ile Mücadele Eylem Planıbelgesi 12 Haziran 2009’da yayınlandığında Genelkurmay Harekat Başkanlığı yapan emekli Korgeneral Mehmet Eröz’ün yerine vekalet eden dönemin Genelkurmay Harekat Başkanlığı Komuta Kontrol Daire Başkanı emekli Tümgeneral Şirin Ünal tanık olarak dinlenildi.

Ünal, 2004’te tümgeneral olduğunu belirterek, 13 Ağustos 2008’de Genelkurmay Komuta Kontrol Daire Başkanlığı yaptığını, 2010 Ağustos ayında da emekli olduğunu, 1,5 yıldan beri de milletvekilliği yaptığını söyledi.

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese‘nin, ”12 Haziran 2009 tarihinde neler yaşandı, verdiğiniz emirler nelerdir?” sorusu üzerine Ünal, dava konusu belge gazetede yayınlandığında, emekli Albay Dursun Çiçek’in altında çalışan davanın sanıklarından emekli albaylar Ziya İlker Göktaş ve Sedat Özüer‘in yanına geldiğini anlattı.

Şirin Ünal, ”Genelkurmay Harekat Başkanının altındaki en kıdemli ben olduğum için defalarca Eröz’e vekalet ettim. Çiçek yoktu. Gazetede haber çıkınca, bu iki subay geldi. ‘Gazetede böyle bir şey var ancak doğru değil’ dediler. Ben de ‘ikinci başkana gidelim ona da anlatın’ dedim. Birlikte Genelkurmay 2. Başkanına (emekli Orgeneral Hasan Iğsız) gittik. O da ‘Zaten ben böyle bir emir vermedim’ dedi. Benim Harekat Başkanı olarak yaptığım bu iki arkadaşı getirip götürmektir” diye konuştu.

Daha sonra dava sanıklarından o dönem Genelkurmay Adli Müşaviri olan Tümgeneral Hıfzı Çubuklu‘nun kendisini arayarak, ”Bu konuyla ilgili askeri savcılık olarak soruşturma açtık, tanık olarak ifadenizi alacağız” dediğini belirten Ünal, ”İfademde, ilgim olmadığını, Genelkurmay Harekat Başkanı ve 2. Başkanın daha bilgili olacağını söyledim” dedi.

Milletvekili Ünal, davada yargılanan asker sanıkların kendi dairesinde çalışmadığını anlattı.

Şirin Ünal, daha önce askeri savcılıkta verdiği ifadede (SÖZDE) İrtica ile Mücadele eylem planını reddetmiş, "karargahta böyle bir çalışma yapılmadığını" söylemişti.

Başkan Özese, sanık avukatlarından Mahir Işıkay‘ın verdiği dilekçede, ”Sedat Özüer hakkında hükümeti devirmeye yönelik çalışmalar yaptığının iddia edildiğini” belirttiğini, bununla ilgili bir bilgisi olup olmadığını sordu.

Ünal da bu tür konularla ilgili bilgisi olmadığını ifade ederek, ”Ben her zaman astlarımı politikadan uzak tutmaya çalıştım. Askerlik yeminime sadık kalmaya çalıştım” diye konuştu.

KİŞİYE ÖZEL ÇALIŞMA

Bu durumu Mehmet Eröz’e nasıl bildirdiği sorulan Ünal, Genelkurmay Harekat Başkanlığı’na vekalet ettiği dönemlerde komutanların haklarını kullanmadığını vurgulayarak, ”Bir evrak geldiğinde komutan gelince bakması için üzerine not yazarak geri gönderirim” dedi.

Ünal, tuttuğu notları Eröz’e arz ederek çalıştığını, gizli konuları telefonla konuşmayıp yazılı verdiğini kaydetti.

Şirin Ünal, Savcı Mehmet Ali Pekgüzel‘in ”TSK içinde farklı bir yapılanma olup olmadığı konusunda bilginiz var mı?” sorusuna, ”Doğrudan bir şey söylenmedi. Dışarıdan takip ettiğim kadarıyla basında söyleniyordu” yanıtını verdi. Ünal, Karargahevleri konusunu da basından duyduğunu anlattı.

Pekgüzel’in, bu tür belgelerin askeri yazışma usulüne uygun olup olmadığı şeklindeki sorusu üzerine ise Ünal, ”TSK çalışma gelenekleri içinde her konu genelgeye uygun olmak zorunda değil. Özel kanallarda yürütülen, kişiye özel çalışma olabilir. Komutan belli subayları yetkilendirebilir. Emri veren komutan bunu şu daireye koordine edin diyebilir” dedi.

KİŞİSEL TAVRIMI BİLİRLER

Savcı Pekgüzel Genelkurmay Bilgi Destek Dairesi‘nde 19 Haziran 2009’daki evrak kırpma işlemi yaşandığını iddia ederek, hafta sonları, gece yarılarını da kapsayacak şekilde arşiv imha işlemi yapılıp yapılmadığını sordu.

Komuta Kontrol Dairesi Başkanlığı’nın 7 gün 24 saat şeklinde, vardiya sisteminde çalıştığını anlatan Ünal, diğer birimleri bilmediğini söyledi.

Ünal, bilgisayarların silinmesiyle ilgili de bilgisi olmadığını, dava konusu andıçtan da haberi olmadığını kaydetti.

Ayışığı, Yakamoz ve Sarıkız” isimli planlardan haberi olup olmadığı sorulan Ünal, o dönemde Ankara’da 6. F 16 üssünün komutanı olduğunu belirterek, ”Milletin seçtiği iktidara, sandıktan çıkan sonuca saygı göstermişimdir. Emrimde çalışan kişileri politikadan uzak tutmaya çalıştım. Askerlik yeminine bağlı görev yapmaları konusunda telkinlerde bulundum. Bu konuları basından duydum” diye konuştu.

Ünal, ”Duyum aldınız mı?” sorusuna ise ”Kişisel olarak tavrımı bildikleri için ben bu konunun dışında kaldım” yanıtı verdi.

Tanığa doğrudan soru sorma işlemi sırasında söz alan tutuklu sanık emekli Kurmay Albay Dursun Çiçek ise Ünal’a ”İrtica ile Mücadele Eylem Planı”ndaki askeri yazım hatalarını hatırlatarak, bu şekilde bir belgenin kurmay albay rütbesindeki asker tarafından hazırlanıp hazırlanmayacağını sordu.

İddianameye konu belge ile kendisinin komutanlığını yürüttüğü Komuta Kontrol Daire Başkanlığının bir ilgisinin olmadığını ifade eden Ünal, ”Bizim ilgimizin bulunmaması bu çalışmanın olduğu anlamına da gelmez, olmadığı anlamına da gelmez” dedi.

Tutuklu sanık Sedat Özüer’in, ”Ergenekon terör örgütü ile ilgili basın dışında herhangi bir tanıklığınız var mı?” sorusu üzerine de Ünal, ”Yasa dışı faaliyetler herkese ilan edilerek yapılmaz” yanıtını verdi.

ASKERHABER / İSTANBUL

ARSLAN BULUT : AKP’ye üç konuda suçüstü! /// CC : @ArslanBulut1


Arslan Bulut yazdı…

Üç konuda, AKP iktidarına neredeyse suçüstü yapıldı. Birincisi şu: ABD Başkanı Obama, televizyon konuşması sırasında Suriye konusunda yaptıkları her şeyi İsrail,

Türkiye ve bu konuyla ilgili olan diğer bölge ülkeleri ile koordinasyon halinde yaptıklarını söyledi.

Yani Türkiye, Suriye politikasını İsrail ile birlikte sürdürüyor. Hani nerede kaldı one minute tiyatrosu? Nerede kaldı Mavi Marmara baskınından ve Gazze şeridine uygulanan ambargodan dolayı İsrail’e yönelik eleştiriler? Şimdi seçmen, bu tiyatro oyunlarının, kendisini aldatmak ve kandırmak için sahneye konulduğunu görmeyecek mi?

Bu arada AKP iktidarının, Suriye devletine karşı savaşan muhalif askerlere maaş gönderdiği de ortaya çıktı. Muhalif askerlerin finans işlerine bakan albay Abdüsselam Humaidi, her savaşçıya 150’şer dolarlık ilk maaşın ödendiğini, paranın Türkiye ve Körfez ülkeleri gibi İslami ülkelerden geldiğini açıkladı.
Tabii parayı doğrudan ABD veya İsrail verse, muhalifler bunu Suriye halkına izah edemeyecek. AKP iktidarı, ABD ve İsrail ile koordinasyon içinde Suriye’deki muhalifleri besliyor. Sonra da söylemde İsrail karşıtlığı yaparak sadece Türk halkını değil bütün İslam dünyasını aldatıyor..

***

AKP’nin suçüstü yakalandığı bir konu da TBMM Anayasa Uzlaşma Alt Komisyonu’nda “Vatandaşlık” maddesi ele alınırken yaşandı. AKP ve BDP “Türk” kelimesinin anayasada yer almamasını istedi. Yani AKP ve BDP, “Türk Milleti” kavramına karşı, dolayısıyla Türk Milleti’nin birlik ve bütünlüğüne karşı mücadele ediyor. Komisyonda, AKP ve BDP, yeni anayasada “vatandaşlık” başlığını önerirken MHP “Türk vatandaşlığı” ifadesinde ısrarlı oldu. CHP ise garip bir tutum takınarak “Vatandaşlık-Türk vatandaşlığı” kavramlarının birlikte kullanılmasını önerdi.

Hani Tayyip Erdoğan bazen MHP ile BDP’nin, bazen de CHP ile BDP’nin birlikte hareket ettiğini söylüyordu ya, işte şimdi Türklüğe karşı kimlerin birlikte olduğu ortaya çıkmıştır. Türk seçmeni bunu görmeyecek mi?

***

AKP’nin suçüstü yakalandığı üçüncü konu da Ankara Valisi’nin Cumhuriyet yürüyüşünü yasaklaması! Uzun zamandır 19 Mayıs, 23 Nisan, 30 Ağustos ve 29 Ekim tarihlerinde milli bayram kutlamalarını ortadan kaldıran AKP, şimdi işi şehrin bayraklarla donatılmasını engellemeye kadar vardırdı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kadıköy Belediyesi’nin asmak istediği Atatürk ve Türk bayraklarını engelledi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, 29 Ekim’deki Cumhuriyet yürüyüşü tartışmalarına ilişkin “CHP örgütü, katılmak isteyen tüm diğer siyasal partilere de açık olacak şekilde halkla birlikte Cumhuriyetin kuruluşunu görkemli bir şekilde kutlayacaktır. Bunun için herhangi bir merciden izin almayız. Bunun için yasaklamaya yönelik herhangi bir genelge olursa da açıkça söylüyorum yırtar atarız” dedi.

CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz da “Erdoğan, ’Bayramları halkın kutlamasını istiyoruz, militarist törenler istemiyoruz’diyordu. Şimdi halk gerçek anlamda Cumhuriyetine sahip çıkınca buna da hayır diyorlar. Gözlerini korkuttu. Ama şu bir gerçek ki engelleyemeyecekler, hepimiz orada olacağız. Cumhuriyet buluşmasında hepimiz Birinci Meclis’in önünde olacağız” diye konuştu.

Kırıkkale Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran ise tarihi Sultanahmet Mitingi’ni hatırlatarak, “İşgal altındaki İstanbul’da işgal güçleri bile Sultanahmet Mitingi’ni engellememişlerdi” dedi.

Görüldüğü gibi AKP, artık işgal güçleriyle mukayese ediliyor.

***

Paki Türk seçmeni, bütün bunlara rağmen AKP’ye olan desteğini neden çekmiyor?

Bunun sebebini, işgal güçleri arasında görevli olan istihbarat subayı İngiliz Ryan’ın 25 Aralık 1919’da hükümetine sunduğu raporda görüyoruz:

“Biz gerçek ideali din imiş gibi davranacak menfaatçi bir grubu idareci olarak takdime çalışacağız. Panislamizmi ezemeyiz. Bu, tıpkı Batı’daki milliyetçilik gibidir.

Bizim şimdiki gayemiz, arkadaş gibi davranıp kazanmak ve sonra hükmetmek olmalıdır.”

Hulki Cevizoğlu’nun “İşgal ve Direniş; 1919 ve Bugün” eserinde verilen bu bilgi, tam da bugünü izah ediyor.

Halkı tıpkı Muaviye gibi dini duygularından yakaladılar. Mızraklarının ucunda Kur’an sayfaları var ama İslam dünyasına karşı İsrail ile, Türklüğe karşı da BDP ve bütün Batı dünyası ile işbirliği yapıyorlar.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: