Etiket arşivi: akp

Rifat Serdaroğlu: NERENİZ AYDIN SİZİN /// CC : @rifatserdaroglu


Kürtçü-Bölücü-Narko Terör örgütü PKK, ne zaman bir eylem yapsa, hem yapanları korumak hem de onların sesi olmak için sahneye hep aynı insanlar çıkar. İnsan hayatının kutsallığı, yaşam hakkı, insan hakları, özgürlükler, demokrasi gibi hepimizin “baş tacı” yaptığımız değerlerden bahsederek, toplantılar yaparlar bildiriler yayınlarlar.

Kendilerine “Türkiye’nin Aydınları” diyen bu kişilerin tekini bile, bir şehit cenazesinde göremezsiniz. Yolları Silivri’ye hiç düşmez. Düzmece dijital delillerle özgürlükleri ellerinden alınmış insanlar onların ilgi alanına girmez. Vatanımız için gözünü-kolunu-bacağını kaybetmiş ama yine de hayata tutunmaya, kimseye yük olmadan yaşayan çalışan gaziler, onlar için “yok hükmündedir.” Hırant Dink için döktükleri gözyaşının binde birini şehitlerimiz için dökmezler. İnsanlarımızın canını alan PKK’ya toz kondurmazlar. On binlerce genci uyuşturucu ile zehirleyen PKK’nın insanlık dışı bu eylemlerine karşı sağır ve kördürler.
Yüzlerce öğrencinin, parasız eğitim istedikleri için hapiste olması, hukuksuzluklar onları ilgilendirmez.

Türkiye’nin imarı-inşası, işsizlik problemleri, yokluk-fakirlik, ülkenin zenginleşmesi ile ilgili bir tek projeleri-önerileri yoktur. Yapmayı bilmezler, sadece tenkit etmeyi ve ülkeyi jurnallemeyi bilirler.

Cezaevlerinde devam eden açlık grevleri sebebiyle başta Başbakan Erdoğan’ın dostu ve “Akil Adamı” Yaşar Kemal olmak üzere toplumun tanıdığı bazı kişiler bir araya geldiler, basın açıklaması yaptılar. Kemal; “Bugün açlık grevi tutanların oğulları, babaları da bu mücadelede taraf olacak, bir nesli yok edecekler” dedi.
Basın bildirilerini dikkatle okudum. Hiçbir yerinde, cezaevindeki insanlarımıza “açlık grevine başlayın” emrini veren PKK’ya söylenmiş tek söz göremedim. “Açlık grevini” başlatma emrini veren PKK, “bırakın” dese, grevin anında sona ereceğini bu aydınlar(!), bilmezler mi?

İnsan hayatının kutsallığına ve dokunulmazlığına elbette ki sonuna kadar sahip çıkılmalı. Fakat aydınlar “tek gözlü” olmamalı. Toplumun her kesimine aynı hassasiyetle yaklaşmalı, gerçekçi olmalıdırlar.

Demokrasilerde hak aramanın yolları bellidir. Bebekler için ölüm emri veren Öcalan için, özgürlük istemiyle açlık grevi yapanları destekleyen aydınlara sormak gerek;

*Ömür boyu hapis cezasına çarptırılan İBDA-C ve Hizbullah liderlerinin serbest bırakılmaları için, militanları açlık grevine başlasalar, onların salınmasını da isteyecek misiniz?

*Binlerce insan, “Öcalan Asılsın” diye açlık grevine başlasalar, ne cevap vereceksiniz?

*Silah kullanarak, insan öldürerek, açlık grevi yaparak, yakıp-yıkarak hak aramanın yolu açılırsa, “Hukuk Devleti”ni nasıl koruyacaksınız?

Bu kişiler gerçekten “Türkiye’nin Aydını” iseler, Öcalan’a silah bırakma emri vermesi için baskı yapmalıdırlar. Silahla hak elde etmenin mümkün olamayacağını, eğer örgüt insan öldürmeye devam ederse, PKK’nın karşısına dikileceklerini açıklamalıdırlar. Aksi takdirde Türk Milletinin çoğunluğu gönüllerinde bu kişileri “insan hakları savunucusu” olarak değil,
“PKK’nın Sözcüsü” olarak kabul edecektir. Kimse Türk Milletinin sessizliğini yanlış yorumlasın. Halkın içine girenler, gerçekleri göreceklerdir.

Silahlar susup, akıllar başa geldikten sonra, Türkiye’de yaşayan tüm insanlarımızın demokratik haklarının verilmesi, demokrasimizin standartlarının yükseltilmesi için bu kişilerin yapacakları her türlü demokratik mücadeleye destek vermek, gerekiyorsa katılmak bizim gibi düşünenler için, bir vicdan borcu olacaktır.

Not: PKK; Şemdinli’de yine araç geçerken bomba patlattı. 1 çocuk öldü, çok sayıda yaralı var. Kendisine “Aydın” diyen bu kişilerden bir ses duydunuz mu?

Sağlık ve başarı dileklerimle 06 Kasım 2012

İLK KURŞUN

Arslan Bulut: 2071’de Malazgirt’in öcünü mü alacaksın? /// CC : @ArslanBulut1


AKP’nin Kızılcahamam toplantısında Tayyip Erdoğan, bundan sonra yapacakları konusunda önemli ipuçları verdi..

Bir defa, AKP’nin hala bir meşruiyet sorunu var. Bu partinin, Cumhuriyetin temel ilkelerini, dolayısıyla devleti ortadan kaldırma girişimi içinde olduğu şeklindeki yaygın kabul, Erdoğan’ı bu konuda şu sözleri söylemeye mecbur etti:

“Biz, 1920’de Büyük Millet Meclisi’ni yegane meşruiyet kaynağı olarak kabul ederek, Kurtuluş mücadelesini başlatan Gazi Mustafa Kemal’in, 1950’de ’yeter söz milletindir’diyerek demokrasi bayrağını açan Menderes’in, 1983’de milletin desteğiyle kalkınma hamlesi başlatan Özal’ın, 1996 yılında vesayet yönetimine karşı milletin tercihiyle iktidara gelmeyi başaran Erbakan’ın takip ettikleri yolu izleyerek bugünlere gelmiş bir siyasi partiyiz..”

Peki ya iktidar olmadan önce ABD ile yapılan görüşmeler? Tayyip Erdoğan’ın yasağı, ABD’nin Ankara Büyükelçisi’nin çeşitli kurumlara yaptığı ziyaretlerden sonra kaldırılmamış mıdır? Genelkurmay Başkanı ile görüşmek için ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’e mektup yazan kimdir? Yine, “Bizim AB politikamız, Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığınmaktır” diyen AKP yöneticisi kimdir.. Yani AKP meşruiyetini ABD ve AB’de aramamış mıdır?

***

MHP kurultayından önce Artvin ve Hopa’da Milli Anayasa panellerine katıldım. Konuşmacılardan CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Tayyip Erdoğan’ın bir ifadesinin altını çizdi. Erdoğan, parti grubu konuşmasında, “Biz Türkiye’yi 2071 yılına hazırlamayı düşünüyoruz, onlar Türkiye’yi 89 yıl geriye götürmeye çalışıyorlar” demişti. Bayraktutan, “89 yıl önce ne oldu? Cumhuriyet ilan edildi. Bu ifade gerçek zihniyetlerini ortaya koymuyor mu?” diye sordu.

Aslında, Tayyip Erdoğan’ın 2071 hedefinde Türk yoktur. 1071 Malazgirt Zaferi’nin, ezelden Türk yurdu olan Anadolu’nun kapılarını yeniden Türklere açtığı söylenir.. Tayyip Erdoğan, Türk Anayasası’ndan Türklüğü kaldırmak istediğine göre, hedeflerine ulaşırsa, 2071’e varıldığında Anadolu, Türk yurdu olarak, hatta İslam ülkesi olarak kalacak mıdır? Öyle ya, sembolik olarak Akdamar ve Sümela’daki ayinlerden sonra, yurdun dört bir köşesindeki tarihi kiliseler restore edildi ve çanlarını çalmaya başladı.. Bu durumda Tayyip Erdoğan, Anadolu’nun yeniden Hıristiyanlaşmasına doğru adımlar atarak, ayrıca Büyük Orta Doğu eş başkanı sıfatıyla, İslam ülkelerine yönelik küresel Haçlı seferine destek vererek Hıristiyan Batı’nın, Türklerden Malazgirt’in intikamını almasını sağlamaya çalışmış bir duruma düşmüş olmuyor mu?

***

Erdoğan, “CHP, bu ülkede sanki Cumhuriyet muhalifleri, rejim karşıtları varmış gibi korku pompalayarak demokrasi düşmanlığını gizlemenin çabası içinde olmuştur” diyor. Oysa son günlerde bütün yandaş televizyon kanallarında Cumhuriyet’in kuruluş yılları tartışılıyor, Atatürk’ün ilk Meclis’ten çıkardığı bütün kararların meşruiyeti sorgulanıyor. Yine Tayyip Erdoğan’ın Milli Eğitim Bakanı, “Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha çok katılımcı, daha ademimerkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu bulunduğu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum” diyen bir kişi değil mi?

O halde, Cumhuriyete cepheden karşı çıkan bir Milli Eğitim Bakanı ile çalışan Tayyip Erdoğan’ın cumhuriyetçiliğine nasıl inanılır?

Tabii Erdoğan, “CHP, hep vesayet esaslı bir siyaseti tercih etti” diyor ama AKP üzerindeki Amerikan vesayetiyle ilgili sorularımızı 11 yıldır cevaplayamıyor. Mesela AKP’nin programı bile ABD’den gönderilmiş bir gizli metin esas alınarak oluşturulmuştur..

***

Erdoğan’ın “Böylesine büyük bedeller karşılığında vatan yaptığımız bu ülke, bu topraklar üzerinde kurduğumuz son devlet Türkiye Cumhuriyeti bizim namusumuzdur, onurumuzdur, haysiyetimizdir” sözleri, parti üzerinde oluşan yoğun şüpheleri dağıtmak, hatta halk nezdinde sarsılan meşruiyetini yeniden kazanmak için söylenmiş olarak algılanmaktadır.

Erdoğan’ın, “AKP’de diğer partilerde olmayan bir şey var. Biz 10 yıl önceki heyecanı bugün de taşıyoruz” yolundaki sözleri ise doğrudur. Televizyonda katıldığım tartışmalarda AKP destekçilerinin Cumhuriyet’e ve Atatürk’e saldırma heyecanını ben de hissediyorum. Mesele, bütün Türklerin bu yıkıcılığı fark etmesindedir…

Yeniçağ

AKP’Lİ GENERAL TOPU BAŞBAKAN’A ATTI


‘Ayışığı, Yakamoz ve Sarıkız” planları soruldu

(SÖZDE) Ümraniye davasında tanık olarak dinlenen AKP Milletvekili emekli Tümgeneral Şirin Ünal, Genelkurmay eski Başkanı, emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un avukatı İlkay Sezer’in, "Başbuğ’un Anayasal düzeni ve demokratik rejimi cebren devirmeye teşebbüs ettiğine ilişkin somut bir bilginiz, görgünüz var mı?" sorusu üzerine, “Bu soruya en iyi Başbuğ’un amiri olan Başbakan cevap verecektir” diye cevap verdi.

Avukat Sezer de bunun üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın tanık olarak dinlenmesini talep etti.

Ünal’ın sanık ve avukatlarına, "Siz istediğinizi sorabilirsiniz. Ben de istediğim cevabı veriyorum. Kör olan birinin renkler hakkında konuşması doğru değil” diyen Ünal’ın sık sık sorulara sık sık, "Bu soruya cevap vermek istemiyorum”, “Bunu hatırlamıyorum” şeklinde yanıtlar vermesi dikkat çekti.

AKP Milletvekili emekli Tümgeneral Şirin Ünal, ”TSK çalışma gelenekleri içinde her konu genelgeye uygun olmak zorunda değil. Özel kanallarda yürütülen, kişiye özel çalışma olabilir” dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi‘ndeki duruşmada, (SÖZDE) "İrtica ile Mücadele Eylem Planıbelgesi 12 Haziran 2009’da yayınlandığında Genelkurmay Harekat Başkanlığı yapan emekli Korgeneral Mehmet Eröz’ün yerine vekalet eden dönemin Genelkurmay Harekat Başkanlığı Komuta Kontrol Daire Başkanı emekli Tümgeneral Şirin Ünal tanık olarak dinlenildi.

Ünal, 2004’te tümgeneral olduğunu belirterek, 13 Ağustos 2008’de Genelkurmay Komuta Kontrol Daire Başkanlığı yaptığını, 2010 Ağustos ayında da emekli olduğunu, 1,5 yıldan beri de milletvekilliği yaptığını söyledi.

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese‘nin, ”12 Haziran 2009 tarihinde neler yaşandı, verdiğiniz emirler nelerdir?” sorusu üzerine Ünal, dava konusu belge gazetede yayınlandığında, emekli Albay Dursun Çiçek’in altında çalışan davanın sanıklarından emekli albaylar Ziya İlker Göktaş ve Sedat Özüer‘in yanına geldiğini anlattı.

Şirin Ünal, ”Genelkurmay Harekat Başkanının altındaki en kıdemli ben olduğum için defalarca Eröz’e vekalet ettim. Çiçek yoktu. Gazetede haber çıkınca, bu iki subay geldi. ‘Gazetede böyle bir şey var ancak doğru değil’ dediler. Ben de ‘ikinci başkana gidelim ona da anlatın’ dedim. Birlikte Genelkurmay 2. Başkanına (emekli Orgeneral Hasan Iğsız) gittik. O da ‘Zaten ben böyle bir emir vermedim’ dedi. Benim Harekat Başkanı olarak yaptığım bu iki arkadaşı getirip götürmektir” diye konuştu.

Daha sonra dava sanıklarından o dönem Genelkurmay Adli Müşaviri olan Tümgeneral Hıfzı Çubuklu‘nun kendisini arayarak, ”Bu konuyla ilgili askeri savcılık olarak soruşturma açtık, tanık olarak ifadenizi alacağız” dediğini belirten Ünal, ”İfademde, ilgim olmadığını, Genelkurmay Harekat Başkanı ve 2. Başkanın daha bilgili olacağını söyledim” dedi.

Milletvekili Ünal, davada yargılanan asker sanıkların kendi dairesinde çalışmadığını anlattı.

Şirin Ünal, daha önce askeri savcılıkta verdiği ifadede (SÖZDE) İrtica ile Mücadele eylem planını reddetmiş, "karargahta böyle bir çalışma yapılmadığını" söylemişti.

Başkan Özese, sanık avukatlarından Mahir Işıkay‘ın verdiği dilekçede, ”Sedat Özüer hakkında hükümeti devirmeye yönelik çalışmalar yaptığının iddia edildiğini” belirttiğini, bununla ilgili bir bilgisi olup olmadığını sordu.

Ünal da bu tür konularla ilgili bilgisi olmadığını ifade ederek, ”Ben her zaman astlarımı politikadan uzak tutmaya çalıştım. Askerlik yeminime sadık kalmaya çalıştım” diye konuştu.

KİŞİYE ÖZEL ÇALIŞMA

Bu durumu Mehmet Eröz’e nasıl bildirdiği sorulan Ünal, Genelkurmay Harekat Başkanlığı’na vekalet ettiği dönemlerde komutanların haklarını kullanmadığını vurgulayarak, ”Bir evrak geldiğinde komutan gelince bakması için üzerine not yazarak geri gönderirim” dedi.

Ünal, tuttuğu notları Eröz’e arz ederek çalıştığını, gizli konuları telefonla konuşmayıp yazılı verdiğini kaydetti.

Şirin Ünal, Savcı Mehmet Ali Pekgüzel‘in ”TSK içinde farklı bir yapılanma olup olmadığı konusunda bilginiz var mı?” sorusuna, ”Doğrudan bir şey söylenmedi. Dışarıdan takip ettiğim kadarıyla basında söyleniyordu” yanıtını verdi. Ünal, Karargahevleri konusunu da basından duyduğunu anlattı.

Pekgüzel’in, bu tür belgelerin askeri yazışma usulüne uygun olup olmadığı şeklindeki sorusu üzerine ise Ünal, ”TSK çalışma gelenekleri içinde her konu genelgeye uygun olmak zorunda değil. Özel kanallarda yürütülen, kişiye özel çalışma olabilir. Komutan belli subayları yetkilendirebilir. Emri veren komutan bunu şu daireye koordine edin diyebilir” dedi.

KİŞİSEL TAVRIMI BİLİRLER

Savcı Pekgüzel Genelkurmay Bilgi Destek Dairesi‘nde 19 Haziran 2009’daki evrak kırpma işlemi yaşandığını iddia ederek, hafta sonları, gece yarılarını da kapsayacak şekilde arşiv imha işlemi yapılıp yapılmadığını sordu.

Komuta Kontrol Dairesi Başkanlığı’nın 7 gün 24 saat şeklinde, vardiya sisteminde çalıştığını anlatan Ünal, diğer birimleri bilmediğini söyledi.

Ünal, bilgisayarların silinmesiyle ilgili de bilgisi olmadığını, dava konusu andıçtan da haberi olmadığını kaydetti.

Ayışığı, Yakamoz ve Sarıkız” isimli planlardan haberi olup olmadığı sorulan Ünal, o dönemde Ankara’da 6. F 16 üssünün komutanı olduğunu belirterek, ”Milletin seçtiği iktidara, sandıktan çıkan sonuca saygı göstermişimdir. Emrimde çalışan kişileri politikadan uzak tutmaya çalıştım. Askerlik yeminine bağlı görev yapmaları konusunda telkinlerde bulundum. Bu konuları basından duydum” diye konuştu.

Ünal, ”Duyum aldınız mı?” sorusuna ise ”Kişisel olarak tavrımı bildikleri için ben bu konunun dışında kaldım” yanıtı verdi.

Tanığa doğrudan soru sorma işlemi sırasında söz alan tutuklu sanık emekli Kurmay Albay Dursun Çiçek ise Ünal’a ”İrtica ile Mücadele Eylem Planı”ndaki askeri yazım hatalarını hatırlatarak, bu şekilde bir belgenin kurmay albay rütbesindeki asker tarafından hazırlanıp hazırlanmayacağını sordu.

İddianameye konu belge ile kendisinin komutanlığını yürüttüğü Komuta Kontrol Daire Başkanlığının bir ilgisinin olmadığını ifade eden Ünal, ”Bizim ilgimizin bulunmaması bu çalışmanın olduğu anlamına da gelmez, olmadığı anlamına da gelmez” dedi.

Tutuklu sanık Sedat Özüer’in, ”Ergenekon terör örgütü ile ilgili basın dışında herhangi bir tanıklığınız var mı?” sorusu üzerine de Ünal, ”Yasa dışı faaliyetler herkese ilan edilerek yapılmaz” yanıtını verdi.

ASKERHABER / İSTANBUL

ARSLAN BULUT : AKP’ye üç konuda suçüstü! /// CC : @ArslanBulut1


Arslan Bulut yazdı…

Üç konuda, AKP iktidarına neredeyse suçüstü yapıldı. Birincisi şu: ABD Başkanı Obama, televizyon konuşması sırasında Suriye konusunda yaptıkları her şeyi İsrail,

Türkiye ve bu konuyla ilgili olan diğer bölge ülkeleri ile koordinasyon halinde yaptıklarını söyledi.

Yani Türkiye, Suriye politikasını İsrail ile birlikte sürdürüyor. Hani nerede kaldı one minute tiyatrosu? Nerede kaldı Mavi Marmara baskınından ve Gazze şeridine uygulanan ambargodan dolayı İsrail’e yönelik eleştiriler? Şimdi seçmen, bu tiyatro oyunlarının, kendisini aldatmak ve kandırmak için sahneye konulduğunu görmeyecek mi?

Bu arada AKP iktidarının, Suriye devletine karşı savaşan muhalif askerlere maaş gönderdiği de ortaya çıktı. Muhalif askerlerin finans işlerine bakan albay Abdüsselam Humaidi, her savaşçıya 150’şer dolarlık ilk maaşın ödendiğini, paranın Türkiye ve Körfez ülkeleri gibi İslami ülkelerden geldiğini açıkladı.
Tabii parayı doğrudan ABD veya İsrail verse, muhalifler bunu Suriye halkına izah edemeyecek. AKP iktidarı, ABD ve İsrail ile koordinasyon içinde Suriye’deki muhalifleri besliyor. Sonra da söylemde İsrail karşıtlığı yaparak sadece Türk halkını değil bütün İslam dünyasını aldatıyor..

***

AKP’nin suçüstü yakalandığı bir konu da TBMM Anayasa Uzlaşma Alt Komisyonu’nda “Vatandaşlık” maddesi ele alınırken yaşandı. AKP ve BDP “Türk” kelimesinin anayasada yer almamasını istedi. Yani AKP ve BDP, “Türk Milleti” kavramına karşı, dolayısıyla Türk Milleti’nin birlik ve bütünlüğüne karşı mücadele ediyor. Komisyonda, AKP ve BDP, yeni anayasada “vatandaşlık” başlığını önerirken MHP “Türk vatandaşlığı” ifadesinde ısrarlı oldu. CHP ise garip bir tutum takınarak “Vatandaşlık-Türk vatandaşlığı” kavramlarının birlikte kullanılmasını önerdi.

Hani Tayyip Erdoğan bazen MHP ile BDP’nin, bazen de CHP ile BDP’nin birlikte hareket ettiğini söylüyordu ya, işte şimdi Türklüğe karşı kimlerin birlikte olduğu ortaya çıkmıştır. Türk seçmeni bunu görmeyecek mi?

***

AKP’nin suçüstü yakalandığı üçüncü konu da Ankara Valisi’nin Cumhuriyet yürüyüşünü yasaklaması! Uzun zamandır 19 Mayıs, 23 Nisan, 30 Ağustos ve 29 Ekim tarihlerinde milli bayram kutlamalarını ortadan kaldıran AKP, şimdi işi şehrin bayraklarla donatılmasını engellemeye kadar vardırdı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kadıköy Belediyesi’nin asmak istediği Atatürk ve Türk bayraklarını engelledi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, 29 Ekim’deki Cumhuriyet yürüyüşü tartışmalarına ilişkin “CHP örgütü, katılmak isteyen tüm diğer siyasal partilere de açık olacak şekilde halkla birlikte Cumhuriyetin kuruluşunu görkemli bir şekilde kutlayacaktır. Bunun için herhangi bir merciden izin almayız. Bunun için yasaklamaya yönelik herhangi bir genelge olursa da açıkça söylüyorum yırtar atarız” dedi.

CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz da “Erdoğan, ’Bayramları halkın kutlamasını istiyoruz, militarist törenler istemiyoruz’diyordu. Şimdi halk gerçek anlamda Cumhuriyetine sahip çıkınca buna da hayır diyorlar. Gözlerini korkuttu. Ama şu bir gerçek ki engelleyemeyecekler, hepimiz orada olacağız. Cumhuriyet buluşmasında hepimiz Birinci Meclis’in önünde olacağız” diye konuştu.

Kırıkkale Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran ise tarihi Sultanahmet Mitingi’ni hatırlatarak, “İşgal altındaki İstanbul’da işgal güçleri bile Sultanahmet Mitingi’ni engellememişlerdi” dedi.

Görüldüğü gibi AKP, artık işgal güçleriyle mukayese ediliyor.

***

Paki Türk seçmeni, bütün bunlara rağmen AKP’ye olan desteğini neden çekmiyor?

Bunun sebebini, işgal güçleri arasında görevli olan istihbarat subayı İngiliz Ryan’ın 25 Aralık 1919’da hükümetine sunduğu raporda görüyoruz:

“Biz gerçek ideali din imiş gibi davranacak menfaatçi bir grubu idareci olarak takdime çalışacağız. Panislamizmi ezemeyiz. Bu, tıpkı Batı’daki milliyetçilik gibidir.

Bizim şimdiki gayemiz, arkadaş gibi davranıp kazanmak ve sonra hükmetmek olmalıdır.”

Hulki Cevizoğlu’nun “İşgal ve Direniş; 1919 ve Bugün” eserinde verilen bu bilgi, tam da bugünü izah ediyor.

Halkı tıpkı Muaviye gibi dini duygularından yakaladılar. Mızraklarının ucunda Kur’an sayfaları var ama İslam dünyasına karşı İsrail ile, Türklüğe karşı da BDP ve bütün Batı dünyası ile işbirliği yapıyorlar.

Türker Ertürk: AKP ÜLKEMİZ İÇİN ŞANS /// CC : @orsatramola @turkererturk


Sanki Kurtuluş Savaşı öncesindeyiz, ülkemiz düşman işgali altında ve sadece kendi saltanatının çıkarlarına odaklanmış işbirlikçi Vahdettin iktidarı işbaşında. İstanbul’dan ve Anadolu’nun çeşitli vilayetlerinden Ankara’ya toplu gidişler her türlü gayri ahlaki ve faşizan yollarla engellenmekte. Bir şekilde Ankara’ya ulaşanlar ise şehir girişlerinde zaptiyeler tarafından enterne edilmekte. Ayrıca Ankara içinde metro ve otobüs gibi ulaşım araçları halkın Ulus’ta toplanmasını engellemek için bu yöne doğru iptal edilmiş durumda.

Bunlar 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları öncesinde yaşanan kepazeliklerden sadece küçük bir bölümüydü. Halbuki halkın isteği çok basit ve anlaşılırdı; 29 Ekim saat 11’de 1. Meclis önünde toplanmak Cumhuriyet Bayramı’nın coşkusunu yaşamak ve oradan Anıtkabir’e yürüyerek Ata’sının huzurunda saygı duruşunda bulunmak ve kutlamaları sonlandırmaktı.

Bundan daha kutsal ve bundan daha asil bir duygu ile organize edilen bir bayram kutlaması olabilir mi? Fakat Erdoğan ve liderliğindeki AKP hükümeti başından itibaren bu kutlamalara karşı düşmanlık içindeydi.

Bende sade bir Türk yurttaşı olarak Cumhuriyetimizin 89’uncu yılını idrak edeceğimiz bu kutlamanın içinde yer almak istedim. Bir gece önce İstanbul’dan yola çıktım. İnebolu yolunun tutulduğunu öğrendiğimden Ankara’ya Bolu üzerinden tek başına intikal ettim. Gün ağarırken Ankara’ya girdim ve ilk hedefim Ulus Meydanı idi.

Düşmanlık yapacağını hissediyorum

Evden ayrılırken eşim içinde taze limon suyu olan bir göz damlalığı ile 6 tüp göz serumu verdi yanıma almam için. Önce almak istemedim ama bilirsiniz kadınların 6’ıncı duyuları kuvvetli olur, bana “ basından takip ediyorum bunların düşmanlık yapacağını hissediyorum “ dedi.

Sabah saatlerinden itibaren Ulus’ta halkın büyük bir coşku ile nasıl toplandığını, alanın kitlesel tansiyonunu ve duygularını yakından müşahede edebilme imkanını elde ettim. İnsanlarla yakından temas ettim ve sohbet ettim. Alanda neler olduğunun ayrıntılarına girmeyeceğim çünkü bunlar basında yeterince yazıldı ve çizildi. Ama şunu söyleyebilirim 89 yıllık Cumhuriyet tarihimiz bu kadar geniş halk katılımı ile bu kadar coşkulu bir kutlamaya inanın tanık olmamıştır. Ulus’ta olamayanlar için ifade etmek isterim keşke bu kutlamayı yaşamış olsaydınız!

“ Vatan ve Cumhuriyet Birlikteliği “ olarak adlandırılan bu organizasyonunun arkasında herhangi bir siyasi partinin örgütsel desteği yoktu. Bu birlikteliğin ve kutlamanın arkasında TGB, ADD, Birleşik Kamusen ve 40’ı aşkın demokratik kitle örgütü vardı. Erdoğan’ın “ Bunlar illegal örgütler “ suçlaması doğru değildi. Bu örgütlerin hepsi iliklerine ve hücrelerine kadar yasaldı ve yurtseverdi. Ellerinde sadece Türk Bayrakları, Atatürk’ün resimleri ve mensup oldukları demokratik kitle örgütlerinin flamaları vardı.

Başta Ankara olmak üzere tüm ülke çapında çok geniş kapsamlı olarak kutlanan bu Cumhuriyet kutlamalarının esas mimarı ve düzenleyici kimdir? Diye sorarsanız cevabım hiç kuşkusuz halk olur. Halk Cumhuriyet’e, kuruluş felsefesine, değerlerine, kazanımlarına ve Atatürk’e sahip çıkmak için sel olup akmış ve meydanları doldurmuştur. Bu insanlar AKP’nin kumanyayla, yollukla ve avanta ile özendirilmiş bindirilmiş kıtaları da değildi. Tüm engellemelere, eziyetlere ve sınırlı ekonomik imkanlara rağmen ceplerinden ödedikleri paralarla Ankara’ya gelmişlerdi.

Kutlamalar sırasında ne yazık ki istenmeyen şeylerde oldu. Bunun sorumlusu Erdoğan ve AKP hükümetiydi. 1. Meclis’in önüne barikat kurmanın, halkın üzerine gaz atmanın ve tazyikli su sıkmanın anlamı açıktı; kışkırtmak ve olay çıkmasını sağlamaktı. Hele hele kalabalığın yönetildiği ve konuşma kürsünün bulunduğu otobüse niçin gaz atıldı ve tazyikli su sıkıldı? Yönetenler zıvanadan çıksın ve itidallerini kaybetsin diye mi? Aferin TGB Başkanı İlker Yücel’e! Genç yaşına rağmen sorumlu davrandı olayların büyümesini yerinde müdahalelerle engelledi. Bu arada bizim limon suyu ve serumlar bayağı işe yaradı.

Kendisine koruma var halka yok

29 Ekim’den önce “ provokasyon olacak istihbaratımız var “ diyen Erdoğan ve AKP hükümeti Ulus Meydanı ve yaklaşma yollarında toplanan 2 milyonu aşkın insanın güvenliği için hiçbir önlem almamıştı. Alanda bulunan kolluk kuvvetlerine verilen görev barikat kurmak ve halkın 1. Meclis önüne gelmesini engellemekti. Kendisini binlerce polise korutan Erdoğan, kutlamalara katılan 2 milyonu aşkın halkın korunması için tedbir almamıştı. Çatılar boştu, yaklaşma istikametleri güvenlik açısından kontrol altında değildi, alana girerken silah ve patlayıcı madde araması yapılmamıştı.

15 Şubat 2003’te Irak istilası öncesinde yaklaşık 2 milyon insanın katılımı ile Londra’da yapılan ve İngiltere tarihinin en büyük savaş karşıtı yürüyüşünde ve Hyde Park’ta yapılan mitingde bulundum. İngiltere Başbakanı Tony Blair, ABD Başkanı George W. Bush ve NATO hedef almasına rağmen hem de en kötü şekilde İngiliz Polisi’nin yürüyüşün ve mitingin barış ve güvenlik için de yapılmasına nasıl katkı sağladığını yerinde gördüm. Hatta göstericiler arasında provokasyon amaçlı yasadışı örgütler olmasına karşın.

Halkın Ulus’ta 1. Meclis önünde yapılan kutlamalara için gösterdiği teveccühe karşı gösterilen düşmanlığı gördükten sonra kesin olarak söyleyebilirim AKP İngiltere’de 15 Şubat 2003’de iktidarda olsaydı, halkın üzerine ateş açtırırdı!

Sevgili okurlar gerçekten AKP ülkemiz için bir şans. Yıllardır törenlere katılırım halkın ilgisi genelde az olurdu. AKP yönetiminde Cumhuriyet’in değerlerinin nasıl tahrip olduğunu gördükçe ve kazanımlarımızı bir bir kaybettikçe Cumhuriyetimizin kıymetini daha iyi anlıyor, sahip çıkma enerjisini ve yürekliliğini her geçen gün daha çok gösteriyoruz.

AKP ülkemiz için bir aşı gibidir. Bu aşının bize zerk ettiği mikrop ve bakteriler Cumhuriyetimizin geleceği için bağışıklığımız olacaktır.

Teşekkürler AKP! 10 Kasım’da Tandoğan’da olacağım ve Ata’nın huzuruna yürüyeceğim.

Ne Mutlu Türküm Diyene

İLK KURŞUN

Necati Doğru: Koltuk kavgasını yeni zenginler körükledi!


Devlet “çift başlı yönetilmez” sözleri işin propaganda cilası. Barikatın esnetilmesi de bahane.

İşin aslı koltuk kavgası.

Tepede iki koltuk vardı.

Parlamenter sistem; “zirvede çift başa ve iki koltuğa” izin veriyordu. Koltuklardan biri Cumhurbaşkanının, diğeri Başbakanın oluyordu. Herkesin koltuğunun hükmünün sınırı da yasalar da tarif ediliyordu.

Gururlanırısın.

Balkon konuşması yaparsın.

Zafer işareti gösteririsin.

Kuru koltuğa oturursun.

İngiliz Yazarı Oscar Wilde, kendi ülkesinin başbakanları ile kraliçesini eleştirirken;“dünyanın en kıymetli koltuğuna bile insan poposuyla oturuyor” diye yazmıştı. Ve “asıl bakılması gereken koltuğa oturanın kimi zenginleştirip koruduğudur” diye anlatmıştı.

Xxx

Bu analiz, evrensel.

Her topluma uyar.

Her ülke için geçerli.

Koltuğa oturanının arkasında kimler var; onu görmezsek, “barikatın gevşemesine” takılıp kalırız. 12 yıldır iktidardalar. Ülkenin serveti, mal varlığı, devlet mülkleri, Hazine imkanları el değiştirdi. 12 yılda “Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül zenginleri” oluştu.

Ülkenin yeni sahipleri oldular.

Cumhuriyetle oynuyorlar.

Niteliğini değiştiriyorlar.

İlkelerini tersyüz ediyorlar.

TÜSİAD’da toplanmış eski zenginleri sindirdiler, batırırız diye korkuttular, kaçırttılar. İşçi sınıfının zaten gücü tırpanlanmıştı. Askerler de “Balyoz ve Ergenekon” etiketli kurgulanmış davalarla çökertildi.

2023 hedefleri belirlendi.

Türkiye AB’ye girmeyecek.

Saydamlık gelmeyecek.

Yolsuzluk gizlenecek.

Yeni zenginler rahat ettirilecek.

Xxx

Bunun için; 1950’den buyana süregelen “parlamenter sistemden” vazgeçilip tepedeki “iki koltuğun” yetkilerinin “Tek Adam’a verileceği” model olan“Başkanlık Sistemine” geçilmesine karar verildi. Tepedeki büyük koltuğu (başkanlık) “Tek Adam” dolduracak. İkinci koltuğa(başbakanlık) kimin oturacağını da yine “Tek Adam” seçecek.

Dönüşüm başlayacaktı.

Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül zenginleri; yolları beraber yürümüş, beraber yenilmiş, iktidar nimetleri beraber paylaşılmış; 12 yılın sonunda “sen fazla yedin bana az pay verildi, devletin imkanları onlara çok aktarıldı, bize damlası kaldı çatışmasına” düşülmüş olmalı.

Dönüşümü zorlayan buydu.

Pasta kavgası.

Tek Adam olsun.

Bizden olsun.

Pasta bize kalsın.

Xxx

Tahminler dumanlıdır.

Asıl olan gerçektir.

Tayyip Erdoğan ezer geçer diyenler çoğunlukta; Abdullah Gül’ü yabana atmayın, onun da zenginleri güçlü.

Yedirmezler.

Gül’ün potansiyeli var.

ABD’de Hocaefendi!

Boş oturacak değil.

Tayyip Erdoğan’ı tutan yeni zenginler varsa Abdullah Gül’ü de destekleyip beğenen yeni zenginler de oluştuğu için olsa gerek; Kamu Deneticiliği Yasası kapsamında yapılacak “Başombudsmanlık” seçiminde ilk çekişme yaşanacak.

Abdullah Gül’ün adayı (Durmuş Yılmaz) ile Tayyip Erdoğan’ın adayı (Nihat Ömeroğlu) “Başombudsman olmak için” yarıcaklar.

KUTU

(uyan borusu)

Van Bayram

Otel’de

ölen gazeteciler!

9 Kasım 2011’de meydana gelen ikinci depremde; Van-Bayram Otel’de 24 insan hayatını yitirdi. Birinci depremden sonra; bizzat bakanlar tarafından otelin güvenilir yer olarak gösterilmesinin üzerinden 15 gün geçmeden otel yıkıldı. Ölenler arasında 2 gazeteci de vardı. Soruşturmayı yürüten Savcılık, sorumlu Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında yargılama yapılabilmesi için TBMM kararı gerektiğini belirterek; Van Valisi, AFAD Merkezi görevlileri ve Van İli AFAD görevlileri için dosyayı Yargıtay Başsavcılığına göndermişti. Bayram Otel’de hayatını kaybeden gazeteciler Sebahattin YILMAZ ve Cem EMİR’in Aileleri ve Avukatları, “adalet arayışlarını sürdüreceklerini” açıkladılar.

Sözcü

‘Eğer Ergenekon zehirlediyse…’


AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümüyle ilgili iddialara, "Umuyorum ve diliyorum ki vadesiyle bir dünya değiştirme gerçekleşmiş olsun. Aksi takdirde, rahmetli Özal’ın 20 yıl önce Türkiye üzerine yaptığı gelişmeler ve ortaya koyduğu tezlerin birilerini aşırı derecede rahatsız ettiği, Türkiye’nin önündeki ufku daraltmak, önündeki aydınlığı karartmak için suikast sonucu hayatına son verildiği, bir şehit haline dönüştürüldüğü görülecek ki Ergenekon ile ilgili işin daha ciddi boyutlara doğru gitmesi gerekir" dedi.

Elitaş, gazetecilerin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın zehirlendiği iddialarıyla ilgili soruları yanıtlarken, ”Bir gazetenin manşetinde rahmetle Cumhurbaşkanımızın cenazesinden alınan numuneler sonucunda Adli Tıp Kurumu sonuçlarına dayandırarak ifade ettiği zehirlendiği iddiası var. Ama Adli Tıp Kurumu Başkanı, böyle bir bulguya rastlamadıklarını ve iddia edildiği gibi bir zehire rastlamadıklarını ifade ettiler. Sonuçları beklemek lazım. Umuyor ve diliyoruz ki, Sayın Cumhurbaşkanımız vadesiyle rahmeti rahmana kavuşmuş olsun” diye konuştu.

Elitaş, ”Ahmet Özal’a, Adli Tıp Kurumu’ndan ifade edildiği kadarıyla, zehirlenme ihtimali yüksek olduğu belirtilmiş” denilmesi üzerine, şöyle konuştu: ”Sayın Özal, televizyonlarda o şekilde söyledi. Keşke o dönemde rahmetli Özal’ın cesedine bir otopsi yapılmasına hayır demeselerdi, tam zamanında bir noktaya ulaşılmış olurdu. 17 Nisan 1993’te rahmetli olan Özal, aradan geçen 20 yılda örnek alınıp tekrar incelemeye tabi tutuluyor. Bu 20 yıl önce gerçekleşmiş olsaydı, daha uygun olurdu. Eğer öyle bir şey varsa; demek ki Türkiye’nin huzur ve refahından rahatsız olan çevrelerin bu iş üzerindeki etkilerinin varolduğunu da araştırmak, daha derin şekilde düşünmek gerekir.”

Elitaş, ”Adli Tıp Kurumu Başkanı açıklamasında, ‘bahsedilen zehre rastlanmadı’ diyor. Buradan başka bir zehirlenme hadisesi olduğu sonucu çıkabilir mi?” sorusuna, ”Yorum yaparsak o şekilde bir sonuç çıkıyor. Başka şeyin olmadığı anlamına gelmez. Sayın Ahmet Özal’ın, Adli Tıp Kurumu’na dayanarak söylediği dikkate değer ifadedir. Ne olduğunu şimdi tartışmak yerine, sonucu bekleyip ona göre değerlendirme yapmak gerekir. Umuyorum ve diliyorum ki vadesiyle bir dünya değiştirme gerçekleşmiş olsun. Aksi takdirde, rahmetli Özal’ın 20 yıl önce Türkiye üzerine yaptığı gelişmeler ve ortaya koyduğu tezlerin birilerini aşırı derecede rahatsız ettiği, Türkiye’nin önündeki ufku daraltmak, önündeki aydınlığı karartmak için suikast sonucu hayatına son verildiği, bir şehit haline dönüştürüldüğü görülecek ki Ergenekon ile ilgili işin daha ciddi boyutlara doğru gitmesi gerekir” karşılığını verdi.”Sizin şüpheniz ne?” sorusuna Elitaş, şüphede bulunması için elinde belge ve verilerin olması gerektiğine işaret ederek, elinde hiçbir belge olmadığını kaydetti.

”Sonuçlara baktıktan sonra değerlendirme yapmak gerekir”

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart’ın Adli Tıp Kurumu’nun tartışmalı kararlar verdiği iddialarının sorulması üzerine Elitaş,, ”Onlar hayatları boyunca adliye ve değişik kurumları etki altına aldıkları için AKP iktidarı döneminde böyle bir şeyin olamayacağını düşünmedikleri için…. Çünkü bütün hayatları etkiyle geçmiş. Yargıyı, orduyu, sivil toplum örgütlerini, bütün etkili kurum ve kuruluşları, askeri, sivil bürokrasiyi etkileyerek iktidara gelen bir zihniyet olduğu için böyle düşünmelerini normal karşılıyorum. Yani anormal bir düşünce ancak o şekilde normalleşebilir” karşılığını verdi.

Elitaş, ”Ergenekon ifadesini kullandınız. ‘Zehirlenme varsa Ergenekon ile ilgili araştırmayı daha öteye ötürmek gerekir’ dediniz. Ergenekon‘dan mı şüpheleniyorsunuz?” sorusuna, ”Ergenekon’un ne zaman kurulduğu konusunda ilk iddianamede 1950’lere giden sürecin var olduğunu” gösterdiğini belirterek, ”Orada o süreçte Türkiye ile ilgili çeşitli plan ve projelerin ortaya çıktığı, bunun da en önemli ayaklarından birisi Özal ile ilgili durum… Şimdi sonuçlara baktıktan sonra değerlendirme yapmak gerekir” diye konuştu. Seçimin erkene alınmasıyla ilgili CHP’den yanıt gelip gelmediği sorusuna karşılık Elitaş, CHP’nin kendilerine henüz yanıt vermediğini ifade ederek, ”10 gün önce görüşmüştük. CHP herhalde yetkili kurullarını toplayamadı. Yetkili kurullarında görüştükten sonra bize yanıt verecekler” karşılığını verdi.

”Kritik konulardaki tespitlerine şüpheyle bakıyorum”

Öte yandan, CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, düzenlediği basın toplantısında zehirlenme iddiasıyla ilgili soruyu yanıtlarken, iddianın subut bulması halinde ”Türkiye Cumhuriyeti yönetimleri adına o dönemde görev yapan her yetkili için bir utanç” olduğunu ifade etti. Kart, ”Türkiye’de bir karartma ortamı yaşanıyor. o karartma ortamı AKP iktidarlarıyla birlikte uluslararası bir takım boyutlar kazandı. Derin devlet, gerçek anlamda AKP ile kurumsal hale geldi” dedi. Türkiye’nin tüm uzmanlık kurumlarının sıradanlaştırıldığını, uzmanlık özelliklerini kaybettiğini ve parti memuru haline geldiklerini ileri süren Kart, bunların en başında da Adli Tıp Kurumu’nun geldiğini, kritik konularda yapmış olduğu tespitlere hep kuşkuyla baktığını söyledi.

Yine de oy veriyorsun bu ampule!


"Biz 5 yıldızlı otellerin lobi salonlarında kurulmadık. Savaş cephelerinde kurulduk. Cumhuriyet’i meydanlarda kutluyoruz.

Onlar otellerde kuruldu, pastanelerde kutluyorlar. Onlar çözümü Oslo’da arar, biz Meclis’te. Onlar rant için camii yıkar, biz harp için camileri kullanırız. İşte farkımız bu" dedi.

Trabzon’da CHP Merkez İlçe Başkanlığı’nca düzenlenen ‘Türkiye Gerçekleri’ konulu konferansta konuşan CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, bölge insanına Ak Partiye verdiği oy nedeniyle eleştirerek, "Karadeniz’de fındığı kaybetmişsin, çayı kaybetmişsin. Şampiyonluğu kaybetmişsin, nüfusu kaybetmişsin. Yine de yüzde 60 oy veriyorsun bu ampule" dedi.

"Türkiye’de siyasi partiler bir elin parmakları gibidir. AKP ise yandan çıkmış 6’ıncı parmaktır" diyen Muharrem İnce, şunları söyledi:

"Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir bu ülkenin, bu Cumhuriyetin kurucularıdır, bizim kahramanlarımızdır. Türk askerinin kafasına çuval geçirildiğinde susan bu kabadayı, uçağımızı vurduklarında susan bu kabadayı, İsmet Paşa’ya sürekli kötü sözler söylüyor. Bu başbakanda kabalık var. 5 yıldızlı otellerin lobi salonlarında kurulmadık. Savaş cephelerinde kurulduk. Cumhuriyet’i meydanlarda kutluyoruz. Onlar otellerde kuruldu, pastanelerde kutluyor. Onlar ABD’den, biz Allah’tan korkarız. Biz yürümeyi severiz, onlar yürütmeyi sever. Onların adı ak, bizim alnımız ak. Onlar ABD askeri için dua eder, biz Gazi Mustafa Kemal, silah arkadaşları ve şehitlerimiz için dua ederiz. Onların çocukları polisi hizaya çeker, bizim çocuklarımız ise biber gazının üstüne gider. Onlar çözümü Oslo’da arar, biz Meclis’te. Onlar rant için cami yıkarlar, biz harp için camileri kullanırız."

BU ÜLKENİN HER TARAFI İŞGAL ALTINDA

"Bugün herkes biliyor ki bu ülkenin Anayasa Mahkemesi yoktur. HSYK, TÜBİTAK, YÖK yoktur. Bu ülkenin üniversitesi, adliyesi, zaptiyesi, harbiyesi her tarafı işgal edilmiştir" iddiasında bulunan CHP Grup Başkanvekili İnce, hükümete eleştirilerini şiirle sürdürdü, "Hani bir şiir vardır; ‘Bir soğan soyulurken yaşarıyor da gözler, hazine soyulurken aldırmıyor öküzler. Boşuna inat etme hemen sallabaşını, uslu otur hoş geçin zıkkımlan maaşını’ diyor. Biz maaşı zıkkımlanıp kenarda oturanlardan olmayacağız" dedi.

HERKESİN GÖNLÜNÜ ALACAĞIZ

Kırmadan dökmeden, yalvarıp yakararak herkesin gönlünü alacaklarını söyleyen İnce, "Ben bu milletin gereken cezayı vereceğine inanıyorum. ‘Eski partini bırak da gel, okunmuş mektuplarını yak da gel, Türkiye ne halde bak da gel, ampulü patlat da gel, 6 oku yakana tak da gel’ diyeceğiz" diyerek sözlerini noktaladı.

CHP BU ÜLKENİN GELECEĞİNİN SİGORTASIDIR

CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran da, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Ankara’da yapılan engellemeyi aştıklarını anlattı, "Bu bayram kutlanacak, o yürüyüş yapılacak dedik. Halkın Ulus’a. TBMM’ye çıkmasını engellemelerine rağmen barikatı yıkıp geçtik. Cumhuriyeti kurulduğu yerde kutlamamızı yaptık. Birileri boyunun ölçüsünü aldı. CHP oldukça bunu kimse engelleyemez. Yine yaparlarsa yine hadlerini bildiririz. CHP bu ülkenin geleceğinin sigortasıdır" diye konuştu.

Kaset olayının arkasında AKP var!


MHP Genel Başkan Adayı Koray Aydın dün gece CNNTÜRK televizyonunda gazeteci Ahmet Hakan’ın sunduğu Tarafsız Bölge programında soruları yanıtladı.

MHP Genel Başkan Adayı Koray Aydın, MHP’yi sarsan kaset skandallarının arkasında AK Parti’nin olduğunu ifade ederek, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin olayın üstüne gitmeyerek unutturmaya terk ettiğini savundu. Görüntülerin yayınlandığı internet sitesinin ücretini kredi kartıyla ödeyen kişinin AKP’nin bir belediye meclis üyesi olduğunun ortaya çıkarıldığını belirten Aydın, "İsmi de belli. Kişiyi incelettim çok da karanlık enteresan bir kişilik. Bana göre bunun arkasında bir organizasyon var" diye konuştu.

MHP Genel Başkan Adayı Koray Aydın dün gece CNNTÜRK televizyonunda gazeteci Ahmet Hakan’ın sunduğu Tarafsız Bölge programında soruları yanıtladı.

"DEMOKRATİK HAKKINI KULLANMAK İÇİN YÜRÜYEBİLİRLER"

Aydın, "Kürt konusunda ne kadar demokrat olacaksınız? Mesala anadilimizi konuşamıyoruz diye meydanlara iniyorlar. Sokaklara çıkabilirler mi?" şeklindeki bir soru üzerine, yasal izin alarak bu hakkın kullanılabileceğini söyledi. Herkesin kırmadan, dökmeden ve zarar vermeden demokratik hakkını kullanabileceğini söyleyen Aydın, "Bu ayrı bir tartışma konusu. Her ülke de anadilini isteyene anadilini konuşma hakkını mı veriyorlar. Tabi yasal izin alarak zaten kullanıyorlar. Miting hakları var kullanıyorlar. Demokratik hakkını kullanmak için onlarda yürüyebilirler" ifadelerini kullandı.

"12 EYLÜL’ÜN IZDIRABINI YAŞAMIŞ BİRİNE YAPTIRAMAZSIN"

"İki kritik oylama yapıldı. Birisi 12 Eylül’de referandumda Anayasa oylaması, diğeri de Suriye tezkeresi, MHP birinde CHP ile davrandı. Birinde AKP ile siz olsaydınız nasıl tavır koyardınız? Sizin kritik oylamalarda tavrınız ne olurdu?" sorusu üzerine, Anayasa oylamasında MHP’nin bir çok madde de hükümete destek vererek o maddelerin geçirilmesi yönünde tavır sergilemesinin doğru olacağını savunduğunu söyleyen Aydın, "Arada kritik olan 2-3 madde var onları ayıklayarak diğerlerinin geçmesine yardımcı olurdum" dedi.

Aydın sözlerini şöyle sürdürdü:

"Referandumu 2 madde üzerinde bırakacak strateji izlerdim. AKP o zaman bu başarıyı alamazdı. Orada stratejik hata olduğu kanaatindeyim. Ayrıca MHP’nin referandum oylamasının hakkını da verdiği kanaatinde değilim. Topu topu 10-12 yerde miting yaptı MHP o kadar. MHP bu yüzden oy kaybetti. AKP 2011 seçimlerinde elde ettiği başarıyı referandumda elde ettiği neticeyle sağlamıştır. Sahada yaşananları bozgun olarak kabul ediyorum. MHP’lilerin 12 Eylül’ün içinde olduğu bir şeyde sen insanlara hayır ver dediğinde seni herkes dinlemez. Verdiremezsin. 12 Eylül’ün ızdırabını yaşamış insanlara sen bunu yaptıramazsın."

"BU İŞİN ARKASINDA İKTİDAR PARTİSİ VAR"

MHP’yi sarsan kaset skandallarına ilişkin de Devlet Bahçeli’nin izlediği tutumu eleştiren Aydın, kaset olayının Türk siyasi hayatı için dönüm noktası olduğunu savunduç. Türkiye’nin konuyu kapattığını ve konunun artık hiç konuşulmadığına dikkat çeken Aydın, şunları söyledi:
"Bir seçime giderken önemli bir partinin önemli isimleriyle ilgili kasetler yayınlanıyor. Belikli bu örgüt işi, planlı bir iş. Bunun arkasında bir güç, yer ya da merkez var. Aynı şey daha sonra diğer muhalefet partisinin lideri içinde yapılıyor. Peş peşe oluyor aralarında biraz zaman. Bu akla çok şey getirmiyor mu? Bu hep muhalefet partilerine oluyor. Yani bu iktidar partisindekiler sütten çıkmış ak kaşık. Bunlar dünyanın en iyi insanları bunlar hiçbir şey yapmazlar. Ama bunlarla ilgili bir kaset yok. Ben diyorumki bu işin arkasında iktidar partisi var.

Ben öyle düşünüyorum. Bu iddianın doğru olup olmadığının araştırılması gerekmez mi? Bu yayınlayan internet sitesinin biliyorsunuz Amerika’da açılan kredi kartıyla onu ödeyen kişi bulundu. AKP’nin Belediye Meclis üyesi. İsmi de belli. AKP’li bir kimlik çıktı karşımıza. AKP’li bir kimlik çıkınca ben öyle düşünme hakkım yok mu? Kişiyi incelettim çok da karanlık enteresan bir kişilik. Bana göre bunun arkasında bir organizasyon var. Ben olsaydım ne yapardım. Bu işin üstüne giderdim. Bahçeli bende üstüne gitmedi. Unutturmaya terk etti. Mahkeme açılmadı. Bu tezgahı kuranın üzerine giderek o arkadaşlarımızın mağduriyetini giderecek şeyler yapmak gerekiyordu. Bunu Türkiye’nin geleceği açısından da yapmak lazım. Herkes iktidardan korkuyor. Korkuyla sindirilmiş bir ülkede yaşıyoruz. Buna bir başkaldırmak buna bir dikilmek gerekmiyor mu? Bunu kim yapacak? Ana muhalefet yapmadı. MHP de yapmadı. Bu işler kapandı gitti. O arkadaşlar siyasi hayatlarını bitirerek bedel ödedi. Ben de ödetirdim ama ben genel başkanın da bedel ödemesi gerektiğini düşünüyorum. İnsan çevresinde olanlara karşı kayıtsız kalmayacak."

Sabahattin Önkibar: Güneydoğu’da isyan var, AKP’nin derdi Türk bayrağı ile Cumhuriyet! /// CC : @son kibar


Ne İngiliz’i ne Fransız’ı!

Ne İtalyan’ı ne Yunan’ı!

Bilumum işgal kuvveti bile bu kadarına yani örneğin Türk bayrağı avcılığına soyunmamıştı.

Oysa AKP iktidarı önceki gün Ankara’daki Cumhuriyet şölenine katılmaya giden yurtseverlerin bulunduğu otobüslerde bayrak ve Atatürk posterleri arattırdı.

Peki bunun adı ne midir?

Sadece Cumhuriyet ve Atatürk’ten tiksinmek ve onu tasfiye hedefi değil aynı zamanda Cumhuriyetçilerden ölesiye korkmaktır.

Evet önceki gün Başkent’te sergilenen ceberrutluğun bir başka boyutu toplumsal muhalefetin önüne geçmek için korku salmaktı.

Toplumun nabzını iyi tutan Tayyip Erdoğan uç veren dip dalgayı görüyor ve o dalga kendini boğmasın diye Çankaya Köşküne kaçana kadar kendince türlü yasaklamalarla setler inşa ediyor.

AKP Ankara’da albayrağa karşı cihar ilan ederken Güneydoğumuzda aleni isyan fotoğrafları var.

Dn Diyarbakır’dan Van’a, Batman’dan Şırnak ve Hakkari’ye kadar bütün bir coğrafyada kepenkler indirilmiş ama ondan önemlisi okullar öğrencisizdi çünkü yöre halkı PKK’nın çocuklarınızı okula göndermeyin buyruğuna ama zorla ama gönülden katılmışlardı ve bu tutumları ile büyük bir kopuşun işaretini veriyorlardı.

Söyleyin lütfen böylesine hassas bir tabloda iktidarın Türk bayrağı avcılığı ve Cumhuriyet hasımlığı ile toplumsal cepheleşmeyi tırmandırması normal bir hal olabilir mi?

Gelelim bundan sonra ne yapılmalı sorusuna?

Tayyip Erdoğan bu yasaklamalarla korkusunu deşifre etmiştir.

İlk hedef 10 Kasım günü milyonların Ankara’ya akması olmalıdır.

Slogan da, Atatürk’e saygı ve Fatiha okumak olmalıdır!

Bakalım AKP kutlu öndere Fatiha okunmasın diye bu sefer ne haltlar karıştıracak?

***

Türk bayrağı suç aleti değildir deyip niye istifa etmedin Paşa?

Ankara Gölbaşı’nda otobüsler durdurup Türk bayrağı aramasını yapan kim?

Jandarma!

Tamam Jandarma İçişleri Bakanlığı’nın emri ile hareket eder d Genelkurmay gerçek patronudur.

Öyle ise Jandarmaya niçin dur denilmedi?

Ama yandaş medya ile AKP bunu istismar ederdi mi diyeceksiniz.*

Ne yani AKP ülkeyi taksime kalkarsa aman istismar olmasın diye ona da susacak mısınız?

Yoksa Türk bayrağı sizin için istismar olmasın diye paspas edilecek kadar değersiz midir?

Güya kendinizce bir strateji uyguluyorsunuz ama yaptığınız kandırmacadır.

Samimi değilsiniz, eğer samimi olsaydınız biriniz çıkar Türk bayrağı suç aleti değildir deyip milletin önünde feveran edip istifa ederdi ki o zaman ne çok büyürdünüz.

Yazık sadece kendinizi değil Türk Ordusunu da küçültüyorsunuz!

Evet siz Hilmi Özkök gibi birinin Danıştay yürüyüşü sonrasında ettiği sözü bile etmekten aciz işbirlikçilersiniz!

AYDINLIK

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: