Etiket arşivi: arslan bulut

ARSLAN BULUT : AKP’ye üç konuda suçüstü! /// CC : @ArslanBulut1


Arslan Bulut yazdı…

Üç konuda, AKP iktidarına neredeyse suçüstü yapıldı. Birincisi şu: ABD Başkanı Obama, televizyon konuşması sırasında Suriye konusunda yaptıkları her şeyi İsrail,

Türkiye ve bu konuyla ilgili olan diğer bölge ülkeleri ile koordinasyon halinde yaptıklarını söyledi.

Yani Türkiye, Suriye politikasını İsrail ile birlikte sürdürüyor. Hani nerede kaldı one minute tiyatrosu? Nerede kaldı Mavi Marmara baskınından ve Gazze şeridine uygulanan ambargodan dolayı İsrail’e yönelik eleştiriler? Şimdi seçmen, bu tiyatro oyunlarının, kendisini aldatmak ve kandırmak için sahneye konulduğunu görmeyecek mi?

Bu arada AKP iktidarının, Suriye devletine karşı savaşan muhalif askerlere maaş gönderdiği de ortaya çıktı. Muhalif askerlerin finans işlerine bakan albay Abdüsselam Humaidi, her savaşçıya 150’şer dolarlık ilk maaşın ödendiğini, paranın Türkiye ve Körfez ülkeleri gibi İslami ülkelerden geldiğini açıkladı.
Tabii parayı doğrudan ABD veya İsrail verse, muhalifler bunu Suriye halkına izah edemeyecek. AKP iktidarı, ABD ve İsrail ile koordinasyon içinde Suriye’deki muhalifleri besliyor. Sonra da söylemde İsrail karşıtlığı yaparak sadece Türk halkını değil bütün İslam dünyasını aldatıyor..

***

AKP’nin suçüstü yakalandığı bir konu da TBMM Anayasa Uzlaşma Alt Komisyonu’nda “Vatandaşlık” maddesi ele alınırken yaşandı. AKP ve BDP “Türk” kelimesinin anayasada yer almamasını istedi. Yani AKP ve BDP, “Türk Milleti” kavramına karşı, dolayısıyla Türk Milleti’nin birlik ve bütünlüğüne karşı mücadele ediyor. Komisyonda, AKP ve BDP, yeni anayasada “vatandaşlık” başlığını önerirken MHP “Türk vatandaşlığı” ifadesinde ısrarlı oldu. CHP ise garip bir tutum takınarak “Vatandaşlık-Türk vatandaşlığı” kavramlarının birlikte kullanılmasını önerdi.

Hani Tayyip Erdoğan bazen MHP ile BDP’nin, bazen de CHP ile BDP’nin birlikte hareket ettiğini söylüyordu ya, işte şimdi Türklüğe karşı kimlerin birlikte olduğu ortaya çıkmıştır. Türk seçmeni bunu görmeyecek mi?

***

AKP’nin suçüstü yakalandığı üçüncü konu da Ankara Valisi’nin Cumhuriyet yürüyüşünü yasaklaması! Uzun zamandır 19 Mayıs, 23 Nisan, 30 Ağustos ve 29 Ekim tarihlerinde milli bayram kutlamalarını ortadan kaldıran AKP, şimdi işi şehrin bayraklarla donatılmasını engellemeye kadar vardırdı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kadıköy Belediyesi’nin asmak istediği Atatürk ve Türk bayraklarını engelledi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, 29 Ekim’deki Cumhuriyet yürüyüşü tartışmalarına ilişkin “CHP örgütü, katılmak isteyen tüm diğer siyasal partilere de açık olacak şekilde halkla birlikte Cumhuriyetin kuruluşunu görkemli bir şekilde kutlayacaktır. Bunun için herhangi bir merciden izin almayız. Bunun için yasaklamaya yönelik herhangi bir genelge olursa da açıkça söylüyorum yırtar atarız” dedi.

CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz da “Erdoğan, ’Bayramları halkın kutlamasını istiyoruz, militarist törenler istemiyoruz’diyordu. Şimdi halk gerçek anlamda Cumhuriyetine sahip çıkınca buna da hayır diyorlar. Gözlerini korkuttu. Ama şu bir gerçek ki engelleyemeyecekler, hepimiz orada olacağız. Cumhuriyet buluşmasında hepimiz Birinci Meclis’in önünde olacağız” diye konuştu.

Kırıkkale Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran ise tarihi Sultanahmet Mitingi’ni hatırlatarak, “İşgal altındaki İstanbul’da işgal güçleri bile Sultanahmet Mitingi’ni engellememişlerdi” dedi.

Görüldüğü gibi AKP, artık işgal güçleriyle mukayese ediliyor.

***

Paki Türk seçmeni, bütün bunlara rağmen AKP’ye olan desteğini neden çekmiyor?

Bunun sebebini, işgal güçleri arasında görevli olan istihbarat subayı İngiliz Ryan’ın 25 Aralık 1919’da hükümetine sunduğu raporda görüyoruz:

“Biz gerçek ideali din imiş gibi davranacak menfaatçi bir grubu idareci olarak takdime çalışacağız. Panislamizmi ezemeyiz. Bu, tıpkı Batı’daki milliyetçilik gibidir.

Bizim şimdiki gayemiz, arkadaş gibi davranıp kazanmak ve sonra hükmetmek olmalıdır.”

Hulki Cevizoğlu’nun “İşgal ve Direniş; 1919 ve Bugün” eserinde verilen bu bilgi, tam da bugünü izah ediyor.

Halkı tıpkı Muaviye gibi dini duygularından yakaladılar. Mızraklarının ucunda Kur’an sayfaları var ama İslam dünyasına karşı İsrail ile, Türklüğe karşı da BDP ve bütün Batı dünyası ile işbirliği yapıyorlar.

Erdoğan, Çılgın Türklerin nasırına bastı /// CC : @ArslanBulut1


Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı Osman Pamukoğlu, bir süre önce Türkiye’nin meselesi, siyasi, ekonomik ve askeri olarak bağımsız olmamasıdır. Biz camide namaz kılıp, kilisede mum yakıyoruz.

Bizim durumumuz o. Ben iki yıl önce Hakkari elden çıktı diyordum. Şimdi bakın Hakkari’yi konuşuyoruz.

Bu terör olayları anayasa çalışmalarıyla doruğa çıkacak. Bu hükümeti götürecek olan, büyük sıkıntıya sokacak olan, parçalayacak olan, bu olay olacaktır. Ben şimdiye kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin çepeçevre sıkıştırıldığını ilk kez görüyorum” demişti.

Tayyip Erdoğan da “Bu nasıl bir zihniyet? Üstelik ordunun içinden gelen bir kişi olarak bunu söyleyeceksin. Utanmadan, sıkılmadan Başbakanı televizyona davet ediyor, kimsin sen, gramın ne çapın ne? General olmuş. General olsan ne yazar” diye cevap vermişti.

Osman Pamukoğluda “Eğer bir şey söyleyeceksen benim karşıma gel ve yüzüme söyle. Öyle mahalle kabadayılığı bize sökmez. Beş yıldızlı otellerde şehit ailelerini toplayıp duygu istismarı yapacağına, Yüksekova ve Şemdinli’ye gidersin, Çukurca’ya gidersin, orada iftar yaparsın ben seni görürüm” diye öneride bulunmuştu.

Erdoğan daha sonra sessiz kalmıştı..

***

Erdoğan, son olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun eline Türk bayrağı alıp Ankara’daki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katılmasını eleştirerek, “Ulus’ta Türk bayrağıyla dolaşmak kolay, Hakkari’de niye Türk bayrağıyla dolaşamadın?” dedi. Kılıçdaroğlu ise, “Eğer bu ülkede bir ilde Türk bayrağı dalgalanmıyorsa sen hangi ülkede Başbakanlık yapıyorsun?” diye karşılık verdi..

Okurlarımızdan Çınar, bu tartışmaları hatırlatarak, “Madem Hakkari’de Türk bayrağı dalgalandırılamıyor, o halde Tayyip Erdoğan, Osman Pamukoğlu’nu Hakkari ile ilgili tespitleri dolayısıyla neden eleştirdi?” diye soruyor..

Açıkça ortaya çıkıyor ki Tayyip Erdoğan’ın söylemleri, günü kurtarmak için metin yazarlarının karaladığı mantık oyunlarından ibarettir. Bu türde, birbirine tezat teşkil eden tavırlar almaktan başka çaresi yoktur. Kendi gizli gündemini bu türden polemiklerle gözden uzak tutmaya çalışıyor. Oysa vatandaş, Cumhuriyetin altının oyulduğunun farkındadır artık.

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, “Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha çok katılımcı, daha adem-i merkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu bulunduğunu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum” derken neyi kastediyorsa Tayyip Erdoğan’ın gerçek gündemi odur. Milliyetçi görünmesi, terör örgütü ile masaya oturur ve tavizler verirken, şimdi terörle mücadeleden bahsetmesi bu sebeplerle kimseye inandırıcı gelmiyor..

***

Önder Manoğlu ise “Ben oradaydım” diyor:

“Bir Türk vatandaşı olarak 29 Ekim’de Ulus Meydanı’ndaydım. Tüm Cumhuriyet mitinglerini görmüş biri olarak tanığım ki, Ulus’ta 10 bin, 100 bin değil, bir milyona yakın vatandaş vardı. Bu insanların amacı basın açıklaması yapmak ve Anıtkabir’i ziyaret etmekten ibaretti. Halk amacına ulaştı.

Ya polis? Ne durdurabildi, ne dağıtabildi? Öyleyse onların amacı neydi ve amaçlarına ulaşabildiler mi?

Şayet Ulus’takiler Başbakan’ın iddia ettiği gibi illegal örgütler olsaydı, 3500 polisin biri bile ayakta kalamazdı.

Yaşlı teyzeler, amcalar, babalar, çocuklar gençler kadar yürekliydi. Hele Anıtkabir… İddiaya giriyorum o gün rekor kırıldı.

İnsan selinin yürüyüşü 4 saat sürdü. Basamakların önüne kadar geldik, içeriye giremedik. İnanılmazdı halkın Ata’sına sevgisi.

Şehir çıkışlarında otobüslere el konulmasaydı, Cumhuriyet tarihinin en kalabalık kutlamasını yaşayacaktı Ankara.

Başbakan, Çılgın Türklerin nasırına bastı bilmeden.”

İllegal grupları açıklıyorum! /// CC : @ArslanBulut1


Savaş sırasında mızraklarının ucuna Kur’an sayfalarını geçirenlerin taktiğidir; Muaviye taktiğidir. Fakat din istismarı ile iktidar olan Emevilerin hakkından da Horasanlı Eba Müslim gelmiştir.. Türk’tür..

Tayyip Erdoğan, Ankara’da halkın Cumhuriyet Bayramı kutlamaları için “Cumhuriyetçilik maskesi altında ayrımcılık yapıyorlar” ifadesini kullandı ve “CHP ve arkasına takıldığı bir takım illegal, legal, marjinal gruplarla birlik beraberlik, kaynaşma günü olan Cumhuriyet Bayramı’nı alternatif program adı altında ayrışma aracı haline getirmeye çalıştılar” dedi.

Siyasette “maske” denilince insanın aklına ne gelir?

Takiye gelir değil mi?

Takiye kimin taktiğidir?

Savaş sırasında mızraklarının ucuna Kur’an sayfalarını geçirenlerin taktiğidir; Muaviye taktiğidir. Fakat din istismarı ile iktidar olan Emevilerin hakkından da Horasanlı Eba Müslim gelmiştir.. Türk’tür.. Bunu da unutmamak gerekir.. Yine bütün varlığını din istismarı üzerine kuranların, Türk bayrağının ve Atatürk’ün istismar edildiğinden bahsetmeye hakkı yoktur.

***

Erdoğan, akşam Çankaya’da Cumhuriyet mitingi için “illegal gruplar” dedi, sabahki konuşmasında ise “illegal” ile birlikte “legal”i de kullandı..

Çünkü Ulus’taki kutlamaları organize edenler yasal dernekler, sendikalardı.. Dolayısıyla onlar için illegal demek iftira suçunu oluşturur..

İllegal yasa dışı demektir. İllegallikten bahsedilecekse, AKP’nin, “programı bile ABD’den gizli bir mektupla gönderilmiş bir parti” olduğunu hatırlatmak gerekir.

Ayrıca AKP’nin Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi tarafından “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olarak mahkum edilmiş bir parti olduğunun da altını çizmek gerekir.

***

Aslında hiçbir delil göstermeye de gerek yoktur. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün AKP’nin kuruluşundan önce Amerikalılarla yaptığı pazarlıklar, bu partinin yasal olmadığını gösterir.

Ankara Üniversitesi Senatosu 30 Aralık 2003 tarihinde bir toplantı yaparak, basın açıklamasında bulunmuştu. Ankara Üniversitesi Senatosu’nun, dönemin Başbakanlık Müsteşarı Prof. Dr. Ömer Dinçer ile ilgili aldığı kararda şöyle deniliyordu:

“Bir devletin temel kuruluşunu belirleyen kurallar, o devletin anayasasını oluşturur. Bu oluşumda bazı ilkeler vardır ki, devletin bir bakıma varlık koşuludur. Bu temel ilkelerin sorgulanması, değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması düşünülemez; çünkü bu tür bir girişim, devletin de varlığının sorgulanması, değiştirilmesi veya sona erdirilmesi anlamına gelir.”

AKP, o günlerde Türk Milleti’nin egemenliğine son veren bir Anayasa taslağı hazırlatmış, ABD’de görücüye çıkarmıştı..

Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlık Müsteşarlığı’na getirdiği bugünkü Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in ise 19-21 Mayıs 1995’te Sivas’ta yapılan bir sempozyumda yaptığı konuşma, ortaya çıkmıştı. Dinçer şöyle diyordu:

· Başlangıçta kurulurken ortaya atılan cumhuriyet ilkesinin de zayıfladığını ve işlevini kaybettiğini görüyoruz. Halk için ve halk adına yönetim diye tarif edilen Cumhuriyet kavramının aslında artık bizim için çok fazla bir mana ifade etmediğini söylememiz de mümkündür.

· Uluslararası iş birlikleri giderek siyasallaşmakta ve ulusal devlet fikri yerine daha çok bölgesel devletlerin oluşturduğu bir yapıya dönüşmektedir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin öngördüğü ulusal devlet yahut milliyetçilik esaslarına dayalı devlet fikri yerine uluslararası işbirliği yapan ve belki de siyasi olarak bütünleşen ülkeler söz konusu olmaya başlamıştır.

· Türkiye’de Cumhuriyet ilkesinin yerini katılımcı bir yönetime devretmesi gerektiği ve nihayet laiklik ilkesinin yerine İslam’la bütünleşmenin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum. Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha çok katılımcı, daha adem-i merkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu bulunduğunu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum.”

***

Cumhuriyet ve milli devlet ilkelerinin ortadan kaldırılmasını isteyen kişiyi Başbakanlık Müsteşarı ve Milli Eğitim Bakanı yapıyorsunuz, sonra da “Asıl cumhuriyetçi biziz” diyorsunuz.

İşte illegalite, istismar budur.. Bu düşüncelerin AKP iktidarı ile birlikte adım adım uygulanmaya başlanması ise Anayasal düzeni ortadan kaldırma girişiminin ta kendisidir.. Ankara’da yürüyenler bu devlet yıkıcılığına karşı yürümüştür..

Arslan Bulut: Asıl operasyon AKP’den önce MHP’ye yapıldı! /// CC : @ArslanBulut1


Son günlerde, medyada aynı anda başlatılan bir kampanya var: Atatürk’ü ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesini tartıştırmak.. Yıkıcılar, dayanak olarak Cumhuriyetin kuruluş yıllarında yaşananların demokrasi içinde gerçekleşmediği iddiasını kullanıyorlar. “Peki öneriniz nedir?” diye sorunca açık konuşamıyorlar ama AKP yetkilileri zaman zaman “Yeni Türkiye” kurmak istediklerini söylemişlerdir. Bilindiği gibi bu kavramı bir kitap yazarak ortaya atan da CIA ajanı Graham Fuller’dir.

***

Yeni Türkiye’den kasıtları, dinle ikna ettikleri Türk halkının çocuklarını Amerikan kumandası ile İslam dünyasına karşı kullanmaktır.

Bu tablo karşısında, bütün Türk Milleti’ne Türk dünyasının çağdaş düşünürlerinden ikisinin sözlerini hatırlatmak istiyorum..

Kırgızların ünlü yazarı Cengiz Aytmatov, 2004 yılında İstanbul’da yaptığı açıklamada şöyle demişti:

“21. asır, Türk Dünyası’nın yükselme ve gelişme asrıdır. Atatürk, Türkiye’nin yüksek bir medeniyet olmasını sağladı. Atatürk’ün dünyaya nasıl bir tarihi etki yaptığını yeni yeni öğreniyoruz. Benim için dünyada en önemli hadise, Türkiye’nin Atatürk önderliğinde büyük bir devlet olması ve bizim bağımsızlığımızı kazanmamız. Ben bunu Türk Dünyası’nın 20. yüzyıldaki senfonisi olarak görüyorum. Yeni dönemde Kırgız, Kazak, Özbek tüm aletlerin sesinin ortak çıkması gerekiyor.”

Kazakların ünlü düşünürü Muhtar Şahanov ise benim sorularımı cevaplandırırken şu mesajı vermişti:

“Ben Atatürk konseptinin yolundayım. Atatürk, çok zeki, dirayetli bir şahsiyetti. O, bütün Türk varlığının, bütün Türk halklarının bağrına basması gereken ve her millete nasip olmayan Tanrı vergisi bir ruhtur. Biz Türk halkları olarak onun izinden gidersek, onun bizi görmek istediği yere ulaşabiliriz. Tarihin her döneminde büyük şahsiyetler gelir ama, onlara büyüklüğü veren kendi milletinin ruhudur. Kendi ruhunu temsil eden böyle ruhlara gereken saygı gösterilmezse, bu o millete saygısızlıktır. Saygıyı kendi halkı göstermez veya saygısızlığa izin verirse, bu kendine saygısızlık demektir ve milleti alçaltır.

Türk halkına kendi öz oğluna gösterdiği saygı nispetinde saygı duyulur. Bu yüzden Atatürk ruhuna uymayan işleri onun namına yapanlar, sadece Atatürk’ü değil Türk Milleti’ni küçültmüş olur. Oysa Türk halkını takdir etmek gerekir ki onun içinden böyle bir ruh çıkmıştır. Bu ruhu kaybetmeyin!”

***

İşte AKP iktidarı, medyadaki yandaşları ile birlikte Atatürk’e ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesine savaş açtığı için Türk gençliğinin önderliğinde yüzbinlerce insan, engellemelere rağmen Ankara’da toplandı.. Bunun ne anlama geldiğini, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da “Artık bütün açıklığı ile ortaya çıkmıştır ki AKP’nin baskısı şiddeti zulmü arttıkça, hukuk ayaklar altına alındıkça ona karşı demokratik direniş de artacak ve halk AKP’ye dur diyerek onu da geldiği gibi gönderecektir. Çünkü bu halk Cumhuriyet’ten yanadır, Cumhuriyet karşıtları dün olduğu gibi bugün de kaybetmeye mahkumdur, kaybedecektir” sözleriyle ortaya koydu..

Burada üzücü olan, Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, sistemli bir şekilde Cumhuriyeti ortadan kaldırma girişiminde bulunan bir iktidarın yanında mevzi almasıdır. Bu durum, AKP’den önce asıl operasyonun MHP’ye yapıldığının ve milliyetçilerin uzun zamandır Devlet Bahçeli eliyle kontrol edilmekte olduğunun net bir göstergesidir. Cumhuriyetin temellerinin, iktidar tarafından ABD ve AB desteğiyle havaya uçurulduğu bir dönemde, milliyetçiler sessiz kalamaz. Sessiz kalırlarsa, cumhuriyetin yıkılmasına seyircilik etmiş olurlar.

Nitekim CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, “Devlet Bahçeli, Suriye tezkeresinde aynı şekilde davrandı, anayasa değişikliği oylamasında aynı şekilde davrandı. En son olarak da bu Cumhuriyet Bayramı yasaklamalarına karşı ilkesiz bir tavır sergiliyor. Çok sıkıştığı anlarda, AKP’yi Bahçeli kurtarıyor. MHP tabanının da bu davranışı asla onaylamadığını düşünüyorum. MHP tabanının gereken duruşu göstermesini umuyorum” diyor..

MHP tabanı, kendi partisi üzerindeki istihbarat operasyonuna son vermelidir. MHP tabanı Atatürk ve Cumhuriyet’e yönelik saldırılara da artık dur demelidir.

Yeniçağ

Arslan Bulut: Cumhuriyet mitinginin mesajı.. /// CC : @ArslanBulut1


2003 yılında Cumhuriyet Bayramı, Ramazan’a denk gelmişti. 2012’de de Kurban Bayramı bitti, ertesi gün Cumhuriyet Bayramı başladı.

Milli bayramların, milli kimliğin ortadan kaldırılmak istendiği günlerde dini bayramlarla eş zamanlı yaşanması, evrendeki muhteşem matematik düzenin bir parçasıdır.

Bu, aynı zamanda, mızraklarının ucuna Kur’an sayfaları geçirerek Türkiye topraklarından Türk egemenliğini Anayasal çerçevede ortadan kaldırmaya uğraşanlara da ilahi bir uyarıdır.

Ve bu uyarı, doğrudan Türk Milleti’nedir. Milletin bütün fertlerinin milli ve dini ideallerde birleşmesi için bir uyarıdır .

Türk Milleti, artık “Oy verdiğim parti, milletin birliği, dirliği için mi, yoksa bu topraklardan Türk egemenliğini kaldırıp yerine, ne idüğü belirsiz bir federatif yapı kurduktan sonra ’Tek dünya devleti’planlayan güçlerin inisiyatifine teslim etmek için mi uğraşıyor?” diye düşünmeli ve gerçekleri görmelidir.

***

Mondros Mütarekesi, Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanmıştı. Mütareke, Osmanlı Devleti’nin yıkılışını öngörmekte; İtilaf devletlerine, güvenliklerini tehdit edecek bir durum sebebi ile Osmanlı İmparatorluğu’nun herhangi bir bölgesini işgal hakkını tanımakta idi.

Atatürk, milli mücadele sonucunda, 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyeti ilan ederken, düşmana, “Biz sizden bir gün önce davrandık, fakat sizin haberiniz bile yoktu” mesajını verdi.

Bugün ise Türkiye, Atatürk’ün gençliğe hitabesinde belirttiği şartları yaşamaya başladı.

Öyle ki, 29 Ekim 2004 günü Türk yıldızları Ankara semalarında havada gösteri yapar ve devlet erkanı resmi bayram kutlamalarında bulunurken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile birlikte, Roma’da Avrupa Anayasası’nı imzalıyordu. Yani Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı ortadan kaldırma girişiminde bulunarak, Avrupa’nın Atatürk’ten rövanşı almasına aracı oluyorlardı.

***

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise ise bugünkü Cumhuriyet mitingine karşı çıkıyor! Oysa, Bahçeli 2005 yılının Ekim ayında Tandoğan’da düzenlediği mitingde “1923 yılında, bedeli kanla ödenerek kazanılmış Cumhuriyetimizin ve büyük milletimizin varlığı, bütünlüğü ve geleceği tartışmaya açılmıştır. Bu çıkar ortaklığı ve şer cephesinin başında ise çürümüş siyasetin son temsilcisi AKP yöneticileri yer almaktadır” demişti..

Aynı Bahçeli, 2012 yılında ise 29 Ekim 2012 Cumhuriyet mitingini eleştiriyor!

Ama artık “Devlet Bahçeli, Numan Kurtulmuş gibi, gitsin AKPye genel başkan yardımcısı olsun” tepkilerini de alıyor.. Hürriyet’in konuyla ilgili haberinin altındaki okur mektuplarını incelerse, bu tepkileri daha iyi değerlendirebilir..

***

Peki bugünkü mitingin arkasında ne vardır? Bu sorunun en doğru cevabını, mitingi destekleyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin şöyle veriyor:

“Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan itibaren ilk kez cumhuriyeti yok etme ve yaşatma mücadelesine sahne olmuştur. AK Parti ateşle oynamaktadır. Bu ateş, cumhuriyet rejimini değil, iktidarı yakar. Halkımız artık Türkiye Cumhuriyeti’nin genleriyle oynandığını fark etmiştir. İktidarın sinsice ortaya koyduğu planı anlamıştır. Bu yüzden cumhuriyet adına en önemli toplumsal reaksiyonu vermiş ve ayağa kalkmıştır. Türk halkı, cumhuriyeti yasaklamaya kalkan anlayışa karşı sivil direniş hareketini başlatmıştır.”

Tabii, bu doğru yaklaşıma rağmen CHP’nin de birçok zaafı var. CHP, Anayasa komisyonunda MHP kadar dik duramıyor ve AKP ve BDP dayatması ile vatandaşlık maddesinden Türklüğün çıkarılmasına bile orta yol bulmaya çalışıyor. Aslında bu talep ABD ve AB’nin dayatmasıdır ama TBMM’ye kadar BDP ve AKP üzerinden taşınıyor.

İsrail kuşatması altındaki Gazze’ye sirk getirilmesi örneğinde olduğu gibi AKP, vatan topraklarını, her gün farklı bir gündemle “aldırma cambaza bak” dercesine oyaladığı milletin altından; ama yabancılara satmak ama milli kimliği yok etmek girişimleri ile çekip alıyor. Yok edilmek istenen milli kimlik, bu vatanın tapu belgesidir.. CHP ve MHP, bu süreçte artık hata yapmak lüksüne sahip değildir. “Devleti kuran parti” den ve “milliyetçi parti” den, bu zaaflarını gidermeleri beklenmektedir. Miting, sadece AKP’ye değil, CHP ve MHP’ye de uyarıdır.. Aksi halde, millet, bu çıkmazın da çaresini bulacaktır.

Yeniçağ

Arslan Bulut: AKP, TGB’den neden korkuyor? /// CC : @ArslanBulut1


Ankara Valiliği, kentte 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda organize edileceği duyurulan “29 Ekim Seferberlik Yürüyüşü” ve “Vatan ve Cumhuriyet İçin Halk Buluşması” nın kanuna açıkça aykırı olduğunu iddia etti. Valilik, eylemin güvenlik güçlerince engelleneceğini bildirdi.

Valilik, gerekçe olarak, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılacak yerlerin önceden belirlenerek ilan edildiğini, Ulus’taki 1. Meclis önü ile ana cadde ve meydanlarda gerekçesi ne olursa olsun hiçbir eylem yapılamayacağını belirtti.

***

Tayyip Erdoğan ise bayram namazından sonra bir gazetecinin “Muhalefetle Ankara Valiliği arasında 29 Ekim kutlamalarına ilişkin tartışma yaşanıyor. Bu tartışmayı nasıl yorumluyorsunuz?” sorusunu, şöyle cevapladı:

“Valilik şu anda kendi aldığı istihbaratlarla üzerine düşen görevi yapmıştır. Çünkü bu tür bayramlarımızı, milli duygular içerisinde birlikte yaşamamız lazım. Bunu farklı saplantılar içerisine sokar da farklı gelen istihbaratlarla bu olay çok daha çirkin istikametlere taşınırsa, buna da valiliğin müsaade etmemesi en doğal, tabii hakkıdır. O gün hep birlikte gideceğiz Anıtkabir’de görevimizi yapacağız, buyursunlar hep birlikte Hipodrom’da görev yapılacak.

Oralarda da bunu yapma şansları var. Bunu muhalefet partileri kendilerince yapıyorlarsa, buyursunlar belediyelerinde de aynı şeyleri yapabilirler. Ama şimdi özellikle Ankara’da, Hipodrom’da zaten devlet-milletiyle kaynaşıyor. Buyursunlar orada hep birlikte kaynaşarak bunu yapalım. Ayrıca bir programlama yapmak suretiyle, orada valiliğin de aldığı istihbaratı doğrulayacak adımların atılması herhalde yanlıştır.”

***

Tayyip Erdoğan’ın bahsettiği farklı istihbaratlarla olayın daha çirkin istikametlere taşınması ne olabilir? Yürüyüşü yasal kuruluşlar düzenliyor. Şayet yürüyüşçülerin güvenliğine yönelik bir saldırı istihbaratı varsa, bu tehdit, Hipodrom’daki törenlere katılanlar için de geçerlidir. Kaldı ki devlet, korkuların değil, gerçek istihbaratın gereğini yapmak zorundadır. Erdoğan’a suikast ihbarları da zaman zaman gazetelerde çıkıyor. İhbar var diye Tayyip Bey, faaliyetlerini iptal ederek evde mi oturuyor?

Hani Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, ceberrut devlet anlayışından vazgeçildiğini söylüyordu. Şimdi, “Resmi bayram töreni Hipodrom’da. Başka bir yerde bayram kutlaması yapamazsın” demek ceberrutluk değil mi? Hatta yeni jakobenizm değil mi? AKP iktidarı, dayatmacı, tepeden inmeci bir politika uygulamış olmuyor mu?

***

Gerçi, yasağı kimsenin dinlemeyeceği anlaşıldı. Hatta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun programını değiştirerek İstanbul yerine Ankara’daki yürüyüşe katılma kararı aldığı söyleniyor. CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, “Uyarıyorum. İçişleri Bakanı artık haddini bilmeli. O gün, bir tek vekilimizin gözüne gaz gelirse, Meclis’te bakana o gazı tattıracağız” dedi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, “Kimse haddini aşmasın, kimse unutmasın bu ülkenin adı Türkiye Cumhuriyeti, biz de bu Cumhuriyet’i kutlayacağız, yaşatacağız” açıklamasında bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin de “Tarihe saygı, dine, inanca saygı bir yana, aklı, fikri, izanı olan herkes bilir ki iki şey yasaklanamaz. Bunlardan biri dini bayramlardır biri de milli bayramlardır. Bu bayramları yasaklamak insanlık ayıbıdır. İnsanın yüzüne kara bir leke olarak yapışır kalır” dedi.

***

Aslında AKP gençlikten korkmaktadır. Özellikle, “Tam bağımsız Türkiye” sloganıyla kitlelere hitap eden Türkiye Gençlik Birliği’nin başlattığı hareketin, bütün yurdu ayağa kaldırmasından endişe ediyorlar. Çünkü AKP’nin uyguladığı dış politika, ABD’ye tam bağımlıdır.

İşte Avrupa’daki ABD güçlerinin komutanı Mark Hertling, Suriye’deki olayların ardından Türkiye’ye son dönemde “az sayıda” asker gönderdiklerini açıkladı.

Şimdi bu olay Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na aykırı değil midir? Türkiye’ye Amerikan askeri kabul etmek için tezkere çıkmış mıdır? Hayır..Peki, Amerikan askerlerini Suriye sınırına yerleştiren AKP iktidarı, Anayasa suçu işlemiş olmuyor mu?

Gençlik işte bu olaylara karşı Cumhuriyetin temel ilkelerine sahip çıkıyor. AKP ise suçunun kitlelere duyurulmasından, bunun sonucunda halk nezdinde itibarını kaybederek baş aşağı gitmekten korkuyor..

Korku, insanı yanlışa sürükler ama korkunun ecele bir faydası yoktur.

Yeniçağ

Arslan Bulut: Kaçacak delik arayacaklar! /// CC : @ArslanBulut1


Hükümet, Genelkurmay Başkanlığı üzerinden aldığı bir kararla, Güney Doğu Anadolu’ya sevk edilen veya bu bölgeden memleketlerine dönen askerlerin hava yolu ile taşınmasına karar verdi. THY, askerleri maliyetine taşıyacak. Bu maliyeti de Genelkurmay Başkanlığı karşılayacak.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, askerlerin hava yolu ile sevkiyatıyla ilgili olarak, THY dışındaki firmalardan da destek istediklerini belirterek, “Bu çağrımıza hava yolu şirketleri olumlu karşılık verdi. Devlet Hava Meydanları İşletmesi ile diğer hava alanı işletmecileri de kendi hizmet bedellerini almayacağını ifade etti. Uygulama önümüzdeki günlerde başlayacak” dedi.

***

Bu uygulamadan sonra Güneydoğu’ya giden memurlar da aynı haktan yararlanmak isteyecektir. PKK, araçları durdurarak kimlik kontrolü yapmıyor mu? Özellikle öğretmenleri kaçırmıyor mu? Dolayısıyla Anayasa’nın eşitlik ilkesi gereği her kamu görevlisi bu haktan faydalanmak istemez mi? Bu durumda, hükümet, Güneydoğu’nun karasal alanının, PKK hakimiyetinde olduğunu ilan etmiş olmuyor mu? PKK’nın henüz havada bir gücü yok ama, hava alanlarına saldırı yaparak, silahsız askerlere yönelik eylemlerine devam edebilir.

Ayrıca, Rusya Genelkurmay Başkanı General Nikolay Makarov’un son açıklaması, PKK’nın da yakında havada eylem yapabileceğini gösteriyor. ABD’yi Suriye muhalefetine silah sağlamakla suçlayan Makarov, ellerinde, aralarında Stinger uçaksavar füzelerinin de bulunduğu silahların ABD tarafından gönderildiğini gösteren deliller bulunduğunu söyledi.

ABD, PKK’ya doğrudan Stinger vermese bile, PKK, isyancılardan bu füzeleri edinebilir. Zaten Suriye’nin kuzeyinde PYD üzerinden PKK hakimiyeti vardır. PKK, Stinger füzeleri ile Türk savaş uçaklarına veya sivil uçaklarına yönelik saldırı yaparsa ne olacak?

Demek ki, savunmaya, korunmaya yönelik tedbir almak çözüm değil. Tehdidi ortadan kaldırabiliyor musunuz; mesele budur..

***

ABD, PKK’nın ortadan kaldırılmasını istemiyor. Bu çok net.. Türkiye’nin Kandil’e kara harekatı yapması tartışılırken, ABD Büyükelçisi’nin, Murat Karayılan’a yönelik nokta operasyon önermesi de Türk kamuoyunu etkilemeye dönüktür. Çünkü, ABD, uzun zamandan beri, Türkiye’ye PKK’nın taleplerini dayatmaktadır. ABD ve AB’nin talepleri, Türkiye’nin karşısına PKK talepleri olarak çıkmaktadır. Kaldı ki ABD’nin Usame bin Ladin’i öldürdüğüne dair hiçbir delil yoktur. Cesedi denize attıklarını söylemişlerdir ki bu masala dünyada kimse inanmamıştır.. Ayrıca bir kişiyi öldürmekle bir terör örgütü ortadan kalkmaz..

Nitekim MHP Genel Başkan Yardımcısı Tunca Toskay, arkadaşımız Fatih Erboz’a “ABD’den ve AB’den yetkililerle görüştüm. Ziyarete geldiler bir görüşmemiz oldu.

ABD’liler genellikle Kürt sorunu olarak tanımladıkları bizim ise terör sorunu dediğimiz sorunun anayasa ile nasıl çözüleceğini merak ediyorlar. Bu konuda anayasada her hangi bir düzenleme olacak mı, olmayacak mı partimizin bu konuda görüşlerinin ne olduğunu öğrenmeye çalışıyorlar. MHP, onların beklentilerine uygun şablona hareket edecek mi, etmeyecek mi tek merakları bu. Partiniz bu konuda ne yapacak sorusu üzerinde yoğunlaşıyorlar. Kürt sorunu dedikleri çözüm şablonuna MHP’nin yatkın olup olmadığını anlamak istiyorlar. Bunu öğrenmeye çalışıyorlar” dedi.

Yine Anayasa Komisyonu’nda bulunan MHP Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk de kendisi ile görüşen Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği Baş Müsteşarı Bernard Chappedelaıne’e “Siz işimize karışmasanız,çok daha rahat anayasa yapacağız” dedi.

***

Sonuç olarak, AKP iktidarı, PKK ile topyekûn mücadele etmek yerine, bölgeye sevk ettiği askerleri hava yolu ile taşıyacağını açıklamak suretiyle, bölgede psikolojik üstünlüğü PKK’ya vermiştir. ABD ve AB de PKK’nın taleplerini seslendirerek, Türkiye üzerinde baskı yapmaktadır. Komisyonda ise AKP ve BDP, Anayasa’dan Türklük tanımının çıkarılmasını istemektedir.

Türk milleti bir bütün olarak bu gerçeklerin ne anlama geldiğini gördüğü zaman belki geç olacak ama o zaman bu politikaların mimarları kaçacak delik arayacaktır..

Yeniçağ

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: