Etiket arşivi: arslan bulut

Arslan Bulut: AKP’ye üç konuda suçüstü! /// CC : @ArslanBulut1


Üç konuda, AKP iktidarına neredeyse suçüstü yapıldı. Birincisi şu: ABD Başkanı Obama, televizyon konuşması sırasında Suriye konusunda yaptıkları her şeyi İsrail, Türkiye ve bu konuyla ilgili olan diğer bölge ülkeleri ile koordinasyon halinde yaptıklarını söyledi.

Yani Türkiye, Suriye politikasını İsrail ile birlikte sürdürüyor. Hani nerede kaldı one minute tiyatrosu? Nerede kaldı Mavi Marmara baskınından ve Gazze şeridine uygulanan ambargodan dolayı İsrail’e yönelik eleştiriler? Şimdi seçmen, bu tiyatro oyunlarının, kendisini aldatmak ve kandırmak için sahneye konulduğunu görmeyecek mi?

Bu arada AKP iktidarının, Suriye devletine karşı savaşan muhalif askerlere maaş gönderdiği de ortaya çıktı. Muhalif askerlerin finans işlerine bakan albay Abdüsselam Humaidi, her savaşçıya 150’şer dolarlık ilk maaşın ödendiğini, paranın Türkiye ve Körfez ülkeleri gibi İslami ülkelerden geldiğini açıkladı.
Tabii parayı doğrudan ABD veya İsrail verse, muhalifler bunu Suriye halkına izah edemeyecek. AKP iktidarı, ABD ve İsrail ile koordinasyon içinde Suriye’deki muhalifleri besliyor. Sonra da söylemde İsrail karşıtlığı yaparak sadece Türk halkını değil bütün İslam dünyasını aldatıyor..

***

AKP’nin suçüstü yakalandığı bir konu da TBMM Anayasa Uzlaşma Alt Komisyonu’nda “Vatandaşlık” maddesi ele alınırken yaşandı. AKP ve BDP “Türk” kelimesinin anayasada yer almamasını istedi. Yani AKP ve BDP, “Türk Milleti” kavramına karşı, dolayısıyla Türk Milleti’nin birlik ve bütünlüğüne karşı mücadele ediyor.

Komisyonda, AKP ve BDP, yeni anayasada “vatandaşlık” başlığını önerirken MHP “Türk vatandaşlığı” ifadesinde ısrarlı oldu. CHP ise garip bir tutum takınarak “Vatandaşlık-Türk vatandaşlığı” kavramlarının birlikte kullanılmasını önerdi.

Hani Tayyip Erdoğan bazen MHP ile BDP’nin, bazen de CHP ile BDP’nin birlikte hareket ettiğini söylüyordu ya, işte şimdi Türklüğe karşı kimlerin birlikte olduğu ortaya çıkmıştır. Türk seçmeni bunu görmeyecek mi?

***

AKP’nin suçüstü yakalandığı üçüncü konu da Ankara Valisi’nin Cumhuriyet yürüyüşünü yasaklaması! Uzun zamandır 19 Mayıs, 23 Nisan, 30 Ağustos ve 29 Ekim tarihlerinde milli bayram kutlamalarını ortadan kaldıran AKP, şimdi işi şehrin bayraklarla donatılmasını engellemeye kadar vardırdı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kadıköy Belediyesi’nin asmak istediği Atatürk ve Türk bayraklarını engelledi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, 29 Ekim’deki Cumhuriyet yürüyüşü tartışmalarına ilişkin “CHP örgütü, katılmak isteyen tüm diğer siyasal partilere de açık olacak şekilde halkla birlikte Cumhuriyetin kuruluşunu görkemli bir şekilde kutlayacaktır. Bunun için herhangi bir merciden izin almayız. Bunun için yasaklamaya yönelik herhangi bir genelge olursa da açıkça söylüyorum yırtar atarız” dedi.

CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz da “Erdoğan, ’Bayramları halkın kutlamasını istiyoruz, militarist törenler istemiyoruz’diyordu. Şimdi halk gerçek anlamda Cumhuriyetine sahip çıkınca buna da hayır diyorlar. Gözlerini korkuttu. Ama şu bir gerçek ki engelleyemeyecekler, hepimiz orada olacağız. Cumhuriyet buluşmasında hepimiz Birinci Meclis’in önünde olacağız” diye konuştu.

Kırıkkale Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran ise tarihi Sultanahmet Mitingi’ni hatırlatarak, “İşgal altındaki İstanbul’da işgal güçleri bile Sultanahmet Mitingi’ni engellememişlerdi” dedi.

Görüldüğü gibi AKP, artık işgal güçleriyle mukayese ediliyor.

***

Peki Türk seçmeni, bütün bunlara rağmen AKP’ye olan desteğini neden çekmiyor?

Bunun sebebini, işgal güçleri arasında görevli olan istihbarat subayı İngiliz Ryan’ın 25 Aralık 1919’da hükümetine sunduğu raporda görüyoruz:

“Biz gerçek ideali din imiş gibi davranacak menfaatçi bir grubu idareci olarak takdime çalışacağız. Panislamizmi ezemeyiz. Bu, tıpkı Batı’daki milliyetçilik gibidir. Bizim şimdiki gayemiz, arkadaş gibi davranıp kazanmak ve sonra hükmetmek olmalıdır.”

Hulki Cevizoğlu’nun İşgal ve Direniş; 1919 ve Bugüneserinde verilen bu bilgi, tam da bugünü izah ediyor.

Halkı tıpkı Muaviye gibi dini duygularından yakaladılar. Mızraklarının ucunda Kur’an sayfaları var ama İslam dünyasına karşı İsrail ile, Türklüğe karşı da BDP ve bütün Batı dünyası ile işbirliği yapıyorlar.

Yeniçağ

Arslan Bulut : “Mindannyian Attila Unokai Vakyung” /// CC : @ArslanBulut1


Türkiye’nin Macaristan ile yaptığı maçta, çok önemli bir olay oldu ama basında yeteri kadar yer almadı.

Macar seyirciler, tribünde bir pankart açtı. Pankartın ortasında Macar ve Türk bayrakları yan yana idi. Pankartın sol tarafında Macarca “Mindannyian Attila Unokai Vakyung” sağ tarafında ise Türkçe “Biz de Atilla’nın torunlarıyız” diye yazıyordu.

Maçtan sonra Macaristan’daki Turancı Jobbik Partisi’nin Genel Başkanı Gabor Vona, bir mesaj yayınladı ve şöyle dedi:

“Futbol, dünyanın en ilgi gören sporudur. Güçlü duygular yaşatır insanlara. Ben de bu insanlardan birisiyim ama bundan daha önemli duygulara da sahibim. Akraba Turan milletlerine duyduğum saygı, sevgi ve dostluk da bunlar içindedir. Karşılaşmanın her iki milli takım açısından da büyük önem taşımasına rağmen, Macar taraftarların böylesine dostâne bir jest yapmış olmalarını çok anlamlı buluyorum. Bu, günümüzün düşmanlık ve rekabet dolu dünyasında bilhassa anlamlı ve büyük bir olaydır. Bunun için minnettarım.

Umarım bu mesaj mümkün olduğundan daha fazla Türk’e ulaşır. Dilerim bu haber gider kulaklarına: Macaristan’da öyle bir güç var ki bu ülkenin en büyük ikinci/üçüncü siyasi partisidir. Jobbik Partisi, kendini Attila’nın torunu sayan her milleti müttefiki olarak görmektedir. Türkleri de aynı şekilde. Tarih boyunca aramızda birçok savaş yaşanmış olabilir. Birbirimizin kanını dökmüş olabiliriz. Başka isimlerle adlandırdığımız tek bir Tanrı’ya inanıyor olabiliriz.

Ama biz her şeye rağmen kardeşiz: Turan çocuklarıyız. Umarım, giderek güçlenen büyük bir iktidarı yönetecek büyüyen Türk gençliği sesimizi duyuyordur.

Bizim arzumuz Attila’nın torunlarının, büyük atlıların soyundan gelenlerin yeniden el ele vermeleridir.

Biz de Attila’nın torunlarıyız! Tanrı daha güzel bir gelecek versin bizlere!”

***

Vona, daha önce de “Biz Türkiye ile yakınlaşmanın Avrupa’nın yararına olduğunu düşünüyoruz. Diğer partilerin Türk ve İslam karşıtı politikalarına katılmıyoruz. Türkiye bize yeni fırsatlar sunuyor” açıklamasını yapınca Avrupalı aşırı sağcıların hedefi haline gelmişti. Vona bu eleştirilere, “Türklerle Macarların kökeni birdir. Hunlar’dır. Biz Türkler’e karşı çıkarsak kendi kökenimize de karşı çıkmış oluruz. Türkler bizim kardeşimizdircevabını vermişti.

TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in Macaristan maçından önceki yorumunu da unutmayalım. Macar Parlamentosu Başkanı ile birlikte maça giden Cemil Çiçek’e Macar gazeteciler sonuçla ilgili görüşünü sordu. Çiçek, “Bu maçı kazanmamız lazım” diye cevap verdi. Macar Başkan, “Bizim de kazanmamız şart” deyince, Cemil Çiçek, “Sonuçta Attila’nın torunları kazanacak” dedi.

***

Benzer görüşleri Amsterdam Üniversitesi, Avrupa Enstitüsü öğretim üyesi, Macar Dr. Laszlo Maracz da yazmıştı. Maracz, Avrupa Birliği ile Macaristan arasında süren krizi inceledikten sonra özetle, “Macaristan’ın Türk dünyası ile de ilişkiler kurması gerek. Türk dünyası bizi saygı ile seviyor ama akraba olarak da bilir bizi.

Türkiye, Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan gibi ülkeler, gelecek on yıllarda ekonomik ve ahlaki bakımdan da dünyanın önemli ögeleri haline gelecekler. Milli bir anayasa yaptıktan sonra, Macaristan’ın artık dünya çapında da aktif olması ve bunun ona sunduğu imkânları kullanması lazım” demişti.

***

Dikkat ediniz, Macar bilim adamı “Milli Anayasa” diyor, ABD veya Avrupa dayatması ile “Yerel yönetimlere özerklik” veya terör örgütü ile varılan uzlaşmada belirtildiği gibi “demokratik özerklik” öngören bir Anayasa değil..

İşte biz de bunun için hem bütün yurtta, hem de Avrupa’da “Milli Anayasa” forumlarına katılıyoruz..

Ve herkes bilsin ki er ya da geç Attila’nın torunları kazanacak..

* Jobbik Partisi’nin İnternet adresi: www.jobbik.com

Yeniçağ

Arslan Bulut: MHP’nin ve Türkiye’nin ibresi! /// CC : @ArslanBulut1


4 Kasım’da MHP’de büyük kurultay yapılacak. Konuyla ilgili bilgi almak üzere MHP’nin İstanbul’daki delegelerinin nabzını tutabilen yakın arkadaşlarımla konuştum. İstanbul’da da Koray Aydın’ın önde olduğunu söylediler. Son İstanbul İl Başkanlığı seçiminde, az bir farkla, il başkanının listesi seçilmişti. İtirazlar kabul edilmemiş, büyük kurultayda oy kullanacak delegeler de kazanan listedeki isimler olarak tescil edilmişti.

Bu liste, başlangıçta Devlet Bahçeli’ye yakın liste olarak kabul ediliyordu. En azından delegelerin tavrının ne olacağı biraz merak, biraz da endişeyle bekleniyordu. Şimdi ise aralarında il yöneticilerinin de bulunduğu delegelerin en az yüzde 60’ının Koray Aydın’a oy vereceği kesin gibi. Hem Anadolu hem de Avrupa yakasında MHP’nin sevilen şahsiyetleri, Koray Aydın lehine çalışma yapıyor. Bu bilgileri veren arkadaşlardan birine, daha sonra “Koray Aydın ile görüşürsem sorularımda kullanırım” diye düşünerek, “Koray Bey, Genel Başkan olursa, kendisinden ne bekliyorsunuz” diye sordum. “Hiç bir şey beklemiyoruz. Ülkücü ne yapması gerekirse onu yapsın, yeter..” dedi ve şunları ekledi:

“Biz partiye bir hareket gelsin istiyoruz. Değişim istiyoruz. Yoksa parti eriyip gidecek. Biz bu harekete ömrümüzü verdik. Gözümüzün önünde partimizin yok edilmesine seyirci kalamayız. Zaten MHP ile birlikte Türkiye’yi de yok ediyorlar. Buna karşı biz, Koray Bey ile değişimi gerçekleştirebileceğimizi ve MHP’yi yeniden aktif bir parti haline getirebileceğimizi düşünüyoruz..”

***

MHP uzun süreden beri AKP’nin kuyruğuna takılmış bir parti görüntüsü veriyor. Bu da partinin itibarını bir hayli düşürdü. Devlet Bahçeli, AKP’yi bölücülükle suçlarken, bakıyorsunuz ki en kritik bir konuda AKP’nin politikalarına tam destek vermiş.. AKP politikalarından memnun olmayan, cumhuriyetin kaybedilmek üzere olduğundan endişelenen kitleler, yeni bir alternatif arıyor. Bu arayış, CHP ve MHP’nin dışında yeni bir oluşum, hatta “milli bir merkez” olarak öne çıkıyor. Katıldığım Milli Anayasa forumlarında da bu görüş seslendiriliyor. Çünkü ABD, Türkiye’yi, AKP üzerinden İslam dünyasına karşı bir Truva atı olarak kullanıyor. Geniş kitleler, rayından çıkarılmış olan Türkiye Cumhuriyeti’nin yeniden kuruluş felsefesi rayına girmesini arzuluyor.

***

Koray Aydın, delegenin değişim arzusunu biliyor. Nitekim kendisi de halkın MHP’de bir değişim istediğini, MHP’li delegenin de halkın bu talebinin gereğini yerine getireceğini söylüyordu. Yani aslında MHP’de değişimi, şartlar zorluyor. Koray Aydın, bu değişim rüzgarının, gün geçtikçe daha da kuvvetli eseceğini bize bir ay önce söylemişti. Gerçekten de böyle oldu.

İlave olarak Koray Aydın, Karabük’te “Anayasa’dan Türk adı çıkarılmak isteniyor. Türk, etnisite konumuna düşürülmek isteniyor. AKP, CHP ve BDP ile işbirliği yapıp Türk kelimesini Anayasa’dan kaldırabilir. Bundan sonra da bu ülkenin adının Türkiye olmasına ne gerek var tartışması yaşanır. 4 Kasım’da Genel Başkan olduğumda meydanlara ineceğim. Halka gerçekleri anlatacağız. Türk milleti ile bütünleşirsek önümüzde kimse duramaz. Milli toplanma merkezine ihtiyaç var” dedi..

Koray Aydın, Safranbolu’da da “Türk Milletinin MHP’ye ihtiyacı var. Tartışılmayan hiçbir değerimiz kalmadı. Göreceksiniz MHP, Anayasa Uzlaşma Komisyonunda yalnız kalacak. AKP ve CHP tabanlarına da Türk’ün Anayasadan tasfiye edilmesinin ne anlama geldiğini anlatmalıyız. Türk kelimesi Anayasadan çıkarsa, MHP’nin siyaset yapma zemini kaybolur biz de bunu millete anlatamayız. Bunu engellemek, millete olan borcumuz, çünkü millet, bizden bunu bekliyor. Türk milliyetçileri bütünleşirse, buradan MHP’nin iktidarını çıkarır” dedi.

***

Görüldüğü gibi Koray Aydın’ın hedefi, sadece MHP genel başkanlığını kazanmak değil.. Aydın, Türkiye’nin Başbakanlığını da kazanmak istiyor. Bunu da MHP’yi milli merkez haline getirerek yapacağını söylüyor. Tabii MHP bunu yapabilirse, halkın yeni bir oluşum arayışına da cevap vermiş olur. Zira, artık CHP ve MHP’den umut kesilmektedir..

Yeniçağ

Arslan Bulut : MHP’nin ve Türkiye’nin ibresi! /// CC : @ArslanBulut1


4 Kasım’da MHP’de büyük kurultay yapılacak. Konuyla ilgili bilgi almak üzere MHP’nin İstanbul’daki delegelerinin nabzını tutabilen yakın arkadaşlarımla konuştum. İstanbul’da da Koray Aydın’ın önde olduğunu söylediler. Son İstanbul İl Başkanlığı seçiminde, az bir farkla, il başkanının listesi seçilmişti. İtirazlar kabul edilmemiş, büyük kurultayda oy kullanacak delegeler de kazanan listedeki isimler olarak tescil edilmişti.

Bu liste, başlangıçta Devlet Bahçeli’ye yakın liste olarak kabul ediliyordu. En azından delegelerin tavrının ne olacağı biraz merak, biraz da endişeyle bekleniyordu. Şimdi ise aralarında il yöneticilerinin de bulunduğu delegelerin en az yüzde 60’ının Koray Aydın’a oy vereceği kesin gibi. Hem Anadolu hem de Avrupa yakasında MHP’nin sevilen şahsiyetleri, Koray Aydın lehine çalışma yapıyor. Bu bilgileri veren arkadaşlardan birine, daha sonra “Koray Aydın ile görüşürsem sorularımda kullanırım” diye düşünerek, “Koray Bey, Genel Başkan olursa, kendisinden ne bekliyorsunuz” diye sordum. “Hiç bir şey beklemiyoruz. Ülkücü ne yapması gerekirse onu yapsın, yeter..” dedi ve şunları ekledi:

“Biz partiye bir hareket gelsin istiyoruz. Değişim istiyoruz. Yoksa parti eriyip gidecek. Biz bu harekete ömrümüzü verdik. Gözümüzün önünde partimizin yok edilmesine seyirci kalamayız. Zaten MHP ile birlikte Türkiye’yi de yok ediyorlar. Buna karşı biz, Koray Bey ile değişimi gerçekleştirebileceğimizi ve MHP’yi yeniden aktif bir parti haline getirebileceğimizi düşünüyoruz..”

***

MHP uzun süreden beri AKP’nin kuyruğuna takılmış bir parti görüntüsü veriyor. Bu da partinin itibarını bir hayli düşürdü. Devlet Bahçeli, AKP’yi bölücülükle suçlarken, bakıyorsunuz ki en kritik bir konuda AKP’nin politikalarına tam destek vermiş.. AKP politikalarından memnun olmayan, cumhuriyetin kaybedilmek üzere olduğundan endişelenen kitleler, yeni bir alternatif arıyor. Bu arayış, CHP ve MHP’nin dışında yeni bir oluşum, hatta “milli bir merkez” olarak öne çıkıyor.

Katıldığım Milli Anayasa forumlarında da bu görüş seslendiriliyor. Çünkü ABD, Türkiye’yi, AKP üzerinden İslam dünyasına karşı bir Truva atı olarak kullanıyor. Geniş kitleler, rayından çıkarılmış olan Türkiye Cumhuriyeti’nin yeniden kuruluş felsefesi rayına girmesini arzuluyor.

***

Koray Aydın, delegenin değişim arzusunu biliyor. Nitekim kendisi de halkın MHP’de bir değişim istediğini, MHP’li delegenin de halkın bu talebinin gereğini yerine getireceğini söylüyordu. Yani aslında MHP’de değişimi, şartlar zorluyor. Koray Aydın, bu değişim rüzgarının, gün geçtikçe daha da kuvvetli eseceğini bize bir ay önce söylemişti. Gerçekten de böyle oldu.

İlave olarak Koray Aydın, Karabük’te “Anayasa’dan Türk adı çıkarılmak isteniyor. Türk, etnisite konumuna düşürülmek isteniyor. AKP, CHP ve BDP ile işbirliği yapıp Türk kelimesini Anayasa’dan kaldırabilir. Bundan sonra da bu ülkenin adının Türkiye olmasına ne gerek var tartışması yaşanır. 4 Kasım’da Genel Başkan olduğumda meydanlara ineceğim. Halka gerçekleri anlatacağız. Türk milleti ile bütünleşirsek önümüzde kimse duramaz. Milli toplanma merkezine ihtiyaç var” dedi..

Koray Aydın, Safranbolu’da da “Türk Milletinin MHP’ye ihtiyacı var. Tartışılmayan hiçbir değerimiz kalmadı. Göreceksiniz MHP, Anayasa Uzlaşma Komisyonunda yalnız kalacak. AKP ve CHP tabanlarına da Türk’ün Anayasadan tasfiye edilmesinin ne anlama geldiğini anlatmalıyız. Türk kelimesi Anayasadan çıkarsa, MHP’nin siyaset yapma zemini kaybolur biz de bunu millete anlatamayız. Bunu engellemek, millete olan borcumuz, çünkü millet, bizden bunu bekliyor. Türk milliyetçileri bütünleşirse, buradan MHP’nin iktidarını çıkarır” dedi.

***

Görüldüğü gibi Koray Aydın’ın hedefi, sadece MHP genel başkanlığını kazanmak değil.. Aydın, Türkiye’nin Başbakanlığını da kazanmak istiyor. Bunu da MHP’yi milli merkez haline getirerek yapacağını söylüyor. Tabii MHP bunu yapabilirse, halkın yeni bir oluşum arayışına da cevap vermiş olur. Zira, artık CHP ve MHP’den umut kesilmektedir..

Yeniçağ

Arslan Bulut: Nürnberg’den geçerken hatırladıklarım. /// CC : @ArslanBulut1


Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Birliği önderliğinde Avrupa’nın dört ülkesinde düzenlenen “Milli Anayasa Forumu” için Viyana ve Berlin’deydim. Lyon, Rotterdam, Viyana ve Zürih’teki panellere katılan konuşmacılar Berlin’de buluştu ve Hüsamettin Cindoruk’un başkanlığında, bütün dünyaya, Türk Milleti’nin direneceğini haykırdı..

Ben Berlin’deki muhteşem buluşmayı, Birinci Berlin Kurultayı olarak adlandırdım.

***

Önce Frankfurt’a indim ve daha sonra trenle Viyana’ya hareket ettim. Nürnberg’den geçerken ünlü Nürnberg mahkemesini hatırladım. Konuşmalarımdan birinde, bu konuyu gündeme getirdim.

Almanya ve Japonya, İkinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkınca, galip devletler Nürnberg ve Tokyo’da birer mahkeme kurmuştu. Alman generaller ve Nazi Partisi sorumluları, “insanlık suçu, savaş suçları, dünya barışına karşı işlenen suçlar ve savaşa sebep olmak” suçlarından yargılanmıştı.

Nürnberg’de yargılananların sayısı 24 idi..

Bir Alman generali Londra’yı bombalamaktan yargılanmıştı ama Berlin’i bombalayan İngiliz generaline kimse hesap sormamıştı.

Çünkü bu galiplerin mahkemesi idi! Yargılananlar arasından intihar eden de oldu..

Tokyo’da kurulan mahkemede ise toplam 28 Japon yargılandı?

Bugün Türkiye’de kaç general yargılanıyor, kaç subay yargılanıyor? Mahkumiyet kararı ile birlikte açıklanan yeni tutuklamalarla, tutsak edilen subay sayısı 500’ü buldu.

Peki Türk Silahlı Kuvvetleri, İkinci Dünya Savaşı gibi bir dünya savaşı mı kaybetti, bu sırada savaş suçu mu işledi, insanlık suçu mu işledi?

Bir savaş kaybedildiği kesin ama bu, tek kurşun atılmayan bir savaştır:

Türkiye zihinsel bir işgale uğradı! Halkın zihni Muaviye yöntemleri ile işgal edildi. Muaviye ordusunun, mızraklarının ucuna Kur’an sayfalarını geçirerek, Hz. Ali ordusunda tereddüt meydana getirmesi gibi, başörtüsü tartışmaları da Türk ordusunda tereddüde sebep oldu. Sonuçta, komuta kademesi, kendi mensuplarının tutsak edilmesine ses çıkarmadı.

Bugün, “darbe” , “örgüt” derken, PKK ile mücadele eden, 1 Mart tezkeresine geçit vermeyen ve Amerikan donanmasını Karadeniz’e çıkarmayan subaylar yargılanıyor!

***

Viyana’da biz CHP Mersin Milletvekili İsa Gök ve Prof. Dr. Zekeriya Beyaz ile birlikteydik. İsa Gök’e bir telefon geldi; Ergenekon davasından tutuklu Prof. Fatih Hilmioğlu’nun oğlu Emir, bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti..

Silivri tutsak kampında karaciğer kanseri ile boğuşan Fatih Hilmioğlu’na cenazeye katılması için dört gün izin verildi. Hilmioğlu’nun bu dört günlük izin sırasında, akşamları Ankara’daki evinde kalmasına, “güvenliğin sağlanamayacağı” gerekçesiyle izin verilmedi ve Sincan Cezaevi’ne hapsedildi!

Şimdi bu bir işkence ve zulüm değil midir? Sincan Cezaevi’ne tutsak edilen, AKP iktidarının adaleti değil midir?

Bu olay, Türkiye’de işkence, artık yönetmeliklerle düzenlenerek yapılıyor demektir.

Coni mi korkuttu?

“Ergenekon” davasında ise MHP Genel Merkezi’ne sorulan sorunun cevabı açıklandı. MHP Genel Merkezi, mahkemeye 30 Ağustos 2003’te düzenlenen ve basında “Kızılelma mitingi” diye adlandırılan mitinge destek vermediğini bildirdi..

Mitingin adı “Mehmetçik Coni’ye Kalkan Olamaz” idi. Mitingi, dönemin Öncü Gençlik Başkanı Mehmet Perinçek ile İstanbul Ülkü Ocakları başkanı Levent Temiz düzenlemişti. Ülkü Ocakları Genel Merkez yöneticileri de mitinge katılmıştı. Bu bilgiler o günün gazetelerinde yayınlanmıştı.

Mitingten sonra, ABD Büyükelçisi Edelman, telefonla arayarak Levent Temiz ile görüşmek istemişti. Temiz, görüşme talebini reddetmişti.

Levent Temiz, Ergenekon soruşturması sırasında ifade verirken mitingin düzenlenmesi talimatını bizzat Devlet Bahçeli’den aldığını söylemişti. Ancak savcılık ifadesinden bu bölüm çıkarılmıştı.

Şimdi bu yasal mitingin suç gibi değerlendirilmesi bir tarafa, MHP Genel Merkezi’nin tutumu daha da vahimdir. Ülkü Ocakları Başkanları, MHP Genel Başkanı’nın bilgisi olmadan, bir başka kuruluşla birleşerek miting yapabilir mi?

Gerçi, bu olay sonrasında Amerikan aleyhtarı açıklamaları yüzünden, Ülkü Ocakları ikinci başkanı da görevden alınmıştı, yani Coni baskısı ağır basmıştı ama bırakın milliyetçiliği, bu yalan ifade, insanlığa sığar mı?

Yeniçağ

Arslan Bulut: Türkiye’yi Irak’a çevirmek hayali /// CC : @ArslanBulut1


ABD’nin “Foreign Broadcast İnformation Service” adlı bir bülteni vardır. Kısa adı ile FBIS bülteni denilen bu dergi, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanır, bütün ABD Büyükelçiliklerinde bulunur ve bütün ülkelerin Dışişleri Bakanlıkları’na dağıtılır!

27 Haziran 1995 tarihli FBIS bülteninde, ABD’nin eski Moritanya Büyükelçisi David Adolph Korn’un Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeler yayınlandı.
O görüşmede, terör örgütünün başı Öcalan, “Biz Amerika’da olduğu gibi federal bir devlet, İspanya ve Almanya’da olduğu kadar da demokrasi istiyoruz. Eğer Türkiye kimlik, kültür, dil ve ekonomiye dayalı haklarımızı verirse, şiddeti bir günde durdururuz. İsteğimiz, soykırıma son verilmesi ve bunun için ABD’nin aracılık yapmasıdır. Biz ABD kuruluşları ve vatandaşlarına yönelik hiçbir eylem yapmadık” demişti.

Bu görüşmenin FBIS bülteninde yayınlanması, ABD’nin PKK’ya aleni desteği demekti!

***

2005 yılında, PKK turizm bölgelerinde bombalı saldırılar başlatmıştı. O sırada bize mektup gönderen Nevzat Erkeskin, “Yapılmak istenen, emin olun, bundan Erdoğan ve Gül’ün de haberi var; ABD ve AB tarafından desteklenen ve son zamanlarda tırmanış gösteren PKK terörü baskısıyla Türk Devletini PKK ile masaya oturtmaktır. Masaya oturduktan sonra federasyon konuşulacak, daha sonra da Irak’ın kuzeyindeki oluşumla Türkiye içinde oluşturulan federasyon birleşerek denize de açılma imkanı olan bir Kürt devleti kurulacak” demişti.

Sonraki olaylar Erkeskin’in söylediği gibi gelişti. Gerçekten Türk devletini PKK ile masaya oturttular. PKK’nın ’Demokratik Özerklik’adlı federasyon planı da kabul edildi. Referandum ve genel seçimlerden sonra, PKK ile yapılan anlaşma askıya alındığı için örgüt yeniden saldırılara başladı.

***

O günlerde rahmetli Behiç Kılıç, “Apo bitti Barzani verelim” başlıklı yazısında şöyle diyordu:

“PKK’ya karşıyız diyenler, Elde silah can alan, PKK kökenli eşkıyaya karşı operasyon yapılmasına olabildiğince set çekiyor.. AB-ABD de ’Karşında beni bulursun’ diyebiliyor, içerideki aydınlar da bildirilerinde ’PKK ateş kessin, devlet operasyonları durdurup koşulsuz af çıkarsın, bunlara siyaset imkanı verilsin’teklifine elçilik yapıyor.

Bu, Abdullah Öcalan’ın Ankara’ya teslimiyle ivme kazanan bir süreçtir! Buna ’PKK işini gördü sıra Barzani’de süreci’diyebiliriz ve Batı patentlidir. Ülkemizde ’PKK’ya biz de karşıyız’kampanyası inceden inceye başlatıldığı sırada, Barzani kaynakları da Abdullah Öcalan’ı yaylım ateşine tutmaya başladılar. Barzani’nin yayın organlarında Abdullah Öcalan yerden yere vuruluyor ve Kürtçü hareketlerin Barzani bayrağı altında toplanması isteniyor. Abdullah Öcalan’a ’Türk Genelkurmayı’nın adamı’ (!) bile deniliyor. Bu propaganda Batılı stratejisyenlerce yürütülüyor. Kürt kimlikli insanlara şu dayatılıyor:

’Barzani, Irak’ta devleti kurdu. Bu devlet Batı’nın her türlü desteğine sahip. Petrol bölgelerini kontrol edip zengin olacak. Irak’ta merkezi hükümeti de kontrol edecek. Ardından sırasıyla bu devletin toprakları İran, Suriye ve Türkiye’ye de yayılacak.’

Türkiye’de artık her etnik evin içinde kabul edilen strateji şudur:

’Doğu ve Güneydoğu’da yaşayanlar da K.Irak’ta kurulan Kürt devletinin elde edeceği petrol gelirlerinin nimetlerinden yararlanacak. Buradaki ihalelerin, ticaretin söz sahipleri haline gelecekler. Zenginleştikçe Türkiye’de etkinlikleri artacak. Sırası geldiğinde de…’

Hayal şudur:

’Irak’ta nasıl hem devletimiz var hem Bağdat’a hakimiz, bu Türkiye’de de böyle olacak!’

Bugün PKK adı ile eylem yaptığını, can aldığını, şehirlere sızdığını, Kandil’den geldiğini okuduğumuz terör gruplarının aslında Amerikan destekli Barzani stratejisine hizmet eden öncüler olduğu konusunda bilgiler mevcut. Ve bu Kürtçü siyaset, silahlı silahsız platformlarda ilerledikçe, Ankara da iç çekişmelerle doğru dürüst bir tavır sergileyemediği için Türkiye’nin Kürt insanlarının kafasını karıştırmaktadır.”

***

Şimdi Barzani’nin AKP konresinde boy göstermesi ile Kürtlerin kafası daha da karıştırılmıştır. Peki bu tabloya AKP seçmeninin bir diyeceği yok mudur?

Yeniçağ

Arslan Bulut: Türkiye’nin çıkış yolu nasıl açılabilir? /// CC : @ArslanBulut1


ABD, İngiltere ve İsrail, 27 Ocak 2003 tarihli Time dergisinde yayınlanan haritadaki sarı bölgeyi yani Türkiye, İran, Irak, Suudi Arabistan, Yemen, Kuveyt ve diğer Körfez ülkeleri, Ürdün, Suriye ve Irak’ı tamamen ele geçirmek istiyordu.

Özbekistan ve Kırgızistan da bu haritaya dahildi.

Birinci aşamadaki hedef, Kürt bölgesi diye adlandırılan coğrafyada bir Kürt devleti oluşturmak, Irak’ın başına Yahudi asıllı birini getirmek, Suriye engelini de ortadan kaldırarak, vaat edilmiş toprakları birleştirmektir.

· İkinci aşamadaki hedef, sarı bölgede ABD, İngiltere ve İsrail beyinli bir Orta Doğu Birleşik Devletleri kurmaktır. Bu projenin mimarı Yahudi asıllı tarihçi Bernard Lewis’tir. Projeyi, 1996’da İstanbul’da bir toplantıda, kurulacak devletin adını vermeden açıklamıştı. Devletin adını açıklayan, Hürriyet gazetesine demeç veren Talabani olmuştu. Nitekim projeden haberdar olan Talabani, Irak’ın işgalinden sonra Cumhurbaşkanlığına getirilmiştir.

· Saddam ile Barzani 1996 yılında işbirliği yapmış, ABD, ortada kalan binlerce CIA Peşmergesini Silopi üzerinden Guam adasına taşımıştı. Bunların bir kısmı, ABD’ye götürülmüş, bir kısmı Guam adasında kalmış ve gerilla eğitimi görmüştü. İşte o Peşmergeler Irak’ın işgaliyle birlikte Irak’a getirilmiş ve Kürt devleti, Turgut Özal’ın davet ettiği Çekiç Güç’ün de yardımıyla kurulmuştur.

· Vaat edilmiş toprakları birleştirdikten sonraki hedef, tek dünya devletini kurmaktır.

***

* Yeni Franco-German imparatorluğunu kurmak isteyen Almanya ve Fransa ise dünyanın merkezi coğrafyasının ve petrolün ABD, İngiltere ve İsrail’in eline geçmesi halinde, çökeceklerini bildikleri için Irak’a ABD müdahalesine resmen karşı çıkmışlardı.

* Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Almanya Başbakanı Gerhart Schröder ile ortak basın toplantısı düzenleyerek savaşa karşı olduklarını açıklamıştı.

* ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, “Avrupa, Fransa ve Almanya’dan oluşur diye bir şey yok. Bunlar yaşlı Avrupa’dır. Eğer Avrupa’nın bütününe bakarsanız, etki alanının doğuya kaydığını görürsünüz” demiş ve rejimini değiştirdikleri Polonya’nın kendilerine destek vermesini öne çıkarmıştı.

* ABD’nin yanında, bölgeden sadece Barzani, Talabani ve PKK vardı. ABD 11 Eylül’den sonra terörle mücadele diye propaganda yaptığı halde terör örgütü PKK ile iki defa görüşmüştü. PKK bu görüşmelerden sonra yaptığı açıklamada “PKK, Irak’a müdahale sırasında hem dost hem düşman rejimlerin aşılmasında ABD’ye tam destek verecektir” demişti..

***

Irak’ın işgali, PKK’yı yeniden Türkiye’nin başına bela etti. Şimdi Suriye’nin iç savaşla düşürülmesini Türkiye’ye ihale ettiler. Tabii, bunu, gizli anlaşma yaptıkları AKP iktidarı sayesinde sürdürebiliyorlar. Türkiye’nin ABD adına Suriye’deki teröristleri desteklemesinde hiçbir çıkarı yoktur. Hatta Türkiye kendi bindiği dalı kestiği gibi, Moskova’dan Şam’a giden sivil bir Suriye uçağını, silah taşıyor gerekçesiyle Ankara’ya inişe zorlamakla, Irak ve Suriye’den sonra Rusya gibi bir gücü karşısına almaktadır. Açıktır ki istihbaratı CIA vermiş ve Türkiye Rusya ile karşı karşıya getirilmiştir. Bu politikada, akıl yoktur.

Türkiye, kendi iktidarını sürdürebilmek için ABD projelerine hizmet eden, yani kişisel çıkarlarını işgalcilerin siyasi emelleriyle birleştiren bir kadronun tehdidi altındadır. Yani Türkiye için birinci öncelikli tehdit, kendisini yöneten kadrodur. Tabii bu kadro, sahte dini mesajlarla gönülleri fethedilmiş geniş halk kitlelerinin desteğiyle ayakta durabilmektedir. Dolayısıyla böyle bir kadroyu oylarıyla işbaşında tutan her vatandaş, hem kendisinin hem sonraki nesillerin geleceğini ABD’ye ciro etmiş sayılır.

AKP’ye destek vermek, Küresel Haçlı Seferi’ne askerlik yapmak anlamına gelmektedir. Çıkış yolu bu desteği kesmekle açılabilir.. Bunun için de halkın algısının değiştirilmesi gerekir..

Yeniçağ

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: