Etiket arşivi: atatürk

BEKİR COŞKUN : Kafanıza Atatürk Düşecek…


Kafanıza Atatürk Düşecek…

Durup dururken ağzına Atatürk’ü alınca anladım…

Bir dümen çeviriyor…

*

Bir ev fotoğrafı çıkartıp gösterdi televizyonda…

Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’ye bir ev yapmışlar Makedonya’da…

O an “gitti” dedim…

Ama neyin “gittiğini” bilmediğim için…

*

Dün ortaya çıktı…

Atatürk’ün çiftlik evi Suudi Arabistan Kralı’na gitmiş…

Mustafa Kemal’in kendi parası ile alıp içine ev yaptırdığı ve millete armağan ettiği çiftliği ahbapları şeriat kralına satmışlar…

*

Çüş…

*

Daha ben yakaladığım eşe dosta “bir halt karıştırdıklarını nasıl bildim” diye anlatıyordum ki…

Bu kez Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na verdikleri metinde, milletvekili yemininden “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma…” bölümünü çıkarttılar…

Yeminin içine “mukaddesatım” kelimesini koydular…

Yani Atatürk devrimlerini değil…

Dine, imana, kitaba bağlı kalacakmış badem…

*

Derken…

Atatürk’ün heykeline saldırdı…

BDP’nin Apo heykeli saçmalığını bahane ederek “CHP oldular, bakıyorsun heykel olayına girdiler” dedi…

Terörist başı ile Atatürk’ü aynı kefeye koydu mu?..

“Saddam’ın, Stalin’in, Lenin’in, Tito’nun, Esed’in heykelleri bir bir yıkılıyor” diyerek ne kadar faşist varsa onları da ekledi içine…

“Kaya” dedi…

“Beton” dedi…

*

Kustu…

*

Tutamıyor kendini…

Zaman zaman Atatürk’ten söz ederek tiyatroyu deniyor… Atatürk’ü silmek için dahi Atatürk’ün eserlerine muhtaç olduğunu biliyor çünkü…

Atatürkçü oluyor bir an…

Ama…

Birden nefret pırtlıyor…

Bilinçaltı fırlıyor…

Elinde değil…

Tutamıyor…

Ali Rıza Efendi’ye ev yaptırdığını söylemesinin hemen ardından… Üç gün içinde Atatürk’ün anısını Arap şeyhine satıp, devrimlerini yeminden çıkarıp, faşist diktatörlerle ve teröristlerle aynı kefeye koyuveriyor…

*

Az kaldı…

Kafalarına Atatürk düşecek…

AKP’nin seyir defteri, Öcalan’ın yol haritası


Ahmet Takan – Yeniçağ – AKP, önerdiği başkanlık sistemi için tek tip yemini uygun gördü!.. Atatürk’ü ve laikliği milletvekilli yemininden sildi attı.

Bunun sonucunun nereye varacağını görebilmek için önceki anayasalardaki yemin metinlerini hatırlatmakta fayda var;

1921 anayasasında milletvekili yemini yoktu.

1924 anayasası;

“Vatan ve Milletin saadet ve selâmetine ve milletin bilâ kaydüşart hâkimiyetine mugayir bir gaye takip etmeyeceğime ve Cumhuriyet esaslarına sadakattan ayrılmayacağıma vallahi.”

1928’de bu metin değişikliğe uğradı;

“Vatan ve milletin saadet ve selâmetine ve milletin bilâ kaydüşart hâkimiyetine mugayir bir gaye takip etmeyeceğime ve cumhuriyet esaslarına sadakattan ayrılmayacağıma namusum üzerine söz veririm.”

1961 anayasası;

“Devletin bağımsızlığını, vatanın ve milletin bütünlüğünü koruyacağıma; Milletin kayıtsız şartsız egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine bağlı kalacağıma ve halkın mutluluğu için çalışacağıma namusum üzerine söz veririm.”

1982 Anayasası;

“Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim.”

Tayyip Erdoğan’ın metni;

“İnsan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye bağlı kalacağıma; devletin bağımsızlığını, ülkenin bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma mukaddesatım ve şerefim üzerine yemin ederim.”

Birilerine görev verseniz “ruhsuz bir yemin metni hazırla” diye herhalde bundan daha iyisi olmazdı!..

İşe, sadece milletvekili yemini açısından bakmamak, İmralı canisi, tüm bölücüler ve AB’nin dayatmalarını da iyi hatırlamak lazım. Duvarlarımızda asılı olan fotoğraflarına bile tahammülü olmayan AB’nin, Atatürk’ün tamamen yok edilmesi için yaptığı baskılara AKP böylece bir olumlu(!) yanıt daha vermiş oluyor. Bu arada, terörist Öcalan’ın da “1921 Anayasasının günümüze uyarlanması” ve “milletvekili yemini, evrensel hale getirilsin” taleplerini de olup bitenlerin yanı başına not edin.

Hızlı gidişatın yönünü artık daha da net görün..

Federalizm yasası, milletvekili yemini, ana dilde savunma hakkı ile birlikte bölücü ve yandaşlarının isteklerini tavizsiz Meclis’e getiren AKP’nin haline gelince…

Birazcık da(!) olsa sıkıntı var. Kulislerde konuşuyorlar ama Tayyip Erdoğan’ın yüzüne bir şeyler söylemiyorlar. Örneğin Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü, “Mahkemelerde tercüman zaten var ne gerek var böyle bir düzenlemeye” diyor. Kulislerden duyduklarımızı Hakkı Köylü’ye açıklama yapması için sorduk; “Şu an söyleyemem. İncelemem lazım. Tasarı şu an bize geldi ama incelemem lazım ne getiriyor, ne götürüyor” dedi. “Kulislerde, karşı olduğunuz söyleniyor” diye ısrar ettik, bu seferde “Tam net bir şey söylemeyeyim. Olabilir de. Belki değişiklik yaparız. Onu bilemiyorum şu anda tam incelemedim. Bir şey söylemek durumunda değilim” diye konuyu kapattı.

“Öcalan bir aydır güçlendi” diyen iktidar partisinin Kürtçü kanadının önderlerinden Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu ise kulis sohbetlerinde şu değerlendirmeyi yapıyor;

“BDP, PKK’nın güdümünde. Bu yasa çıksa bile açlık grevine son vermeyecekler. Örgütün asıl amacı Öcalan’ı ev hapsine çıkarmak. Başbakan’ın idam cezası söylemi BDP’ye inandırıcı gelmiyor. BDP’liler Başbakan’ın sinirlerini gerim gerim geriyorlar. Onunla oynuyorlar.”

Bu sinsi plan tam gaz devam ederken milliyetçilerin kalesi MHP ne yapıyor?

Devlet Bahçeli’nin “fitne fesat” hakaretlerinin açtığı büyük yara kanamaya devam ediyor. Son kongrede divan başkanlığı yapan ve “babamın partisi” diyen Tuğrul

Türkeş’in de kulaklarını çınlatalım;

Tayyip Erdoğan, baş ombudsmanlık seçiminde komisyonda Abdullah Gül’ün adayı olan eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ı eletti. Genel Kurul’daki final seçiminde üç aday yarışacak. Erdoğan’ın adayı Mehmet Nihat Ömeroğlu ile birlikte Yavuz Erkmen ve Halime Nuray Turcan. Genel Kurul’daki seçimden

Ömeroğlu’nun galip çıkmasına kesin gözüyle bakılıyor. Niye mi?..

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de o yönde irade beyan etti de ondan.. MHP milletvekilleri Erdoğan’ın adayına destek verecekler.

Halime Nuray Turcan kim?

Rahmetli Alparslan Türkeş’in döneminde, MHP Kadın Kolları Başkanı.

Besleyin Tayyip’i oysun gözümüzü…

Sonra da çıkın ortaya yüzünüz hiç kızarmadan “babamızın partisi” deyin, “fitne fesat” iftiraları atın. Daha fazlasına kalemim varmıyor..

Hikmet Genc’in son yazısı : Atatürk


Atatürk, şeftali suyuna kızmazdı!…

Size de tavsiye ederim.. Eğer moraliniz bozuksa, biraz gülmeye ihtiyacınız varsa Vatan okuyun!.. Özellikle Vatan’ın internet sitesini..

Dün yine çok eğlenceli bir manşet vardı Vatan’da!..

‘Atatürk’e diktatör diyenler dikkat !..’

‘Ulan’ dedim, ‘n’oluyoruz?!.. Bu çekilen ‘dikkat’ bize mi?.. ’Öyle ya, ‘Atatürk diktatör müydü?..’ diye sorduk.. Yazımıza başlık yaptık!..

( Hatta ‘ne diyosun lan, diktatör falan değildi.. Şimdi oraya gelirsem, ben senin…..’ tadında mesajlar almıştık diktatörlüğe, despotizme şiddetle karşı çıkan okurlardan!..)

Evet, ‘Atatürk’e diktatör diyenler, dikkat !..’ demiş Vatan…

Sanırsın ki, devlet arşivleri açılmış, ne var ne yoksa ortaya dökülmüş ve aslında 15 yıl boyunca Atatürk’ün seçimlerle iktidarda kaldığına dair yeni bilgi ve belgelere ulaşılmış!…

Yok yahu!..

Ortaya çıkan Atatürk’ün yeni bir görüntüsü..

Öyle olur ya zaten…Atatürk’e ait hiç bilinmeyen yeni görüntüler hep ortaya çıkar.. Geçen sene de yeni bir ses kaydı bulunmuştu.. ( Bunlar da neden taksit taksit çıkar ki?!.., yayınlayın hepsini birden görelim..)

Siz de seyretmişsinizdir, ‘Atatürk ve şeftali yiyen adam’ temalı o görüntüleri…

Bir kaç gündür internette dolaşıyor ve televizyon kanallarında da gösteriliyor…

Görmeyenler için anlatalım..

Atatürk arkadaşlarıyla yatta masa başında oturmuş kahve içiyor.. Atatürk’ün tam arkasında adamın biri şeftali yiyiyor.. Şeftaliye diş atarken, olan oluyor.. Şeftalinin suyu Atatürk’ün omzuna sıçrıyor…

Ha bu arada adamın yediği şeyin şeftali olduğuna nasıl emin olunuyor… Kaç damla şeftali suyu Atatürk’ün omzuna damlıyor, orası pek bilinmiyor!…

Şeftali yiyen münasebetsiz adam, ısırdığı şeftalinin suyunun Atatürk’ün omzuna sıçradığını görünce hemen oradan sıvışıyor…

Ardından bir garson gelip usulca Atatürk’ün omzunu siliyor…

Omzundaki eli hisseden Atatürk kafasını çevirip arkaya bir bakıyor.., garson bir şeyler söylüyor.., O da ‘ha tamam..’ tadında kafasını sallıyor ve sohbete devam ediyor..

Bu görüntüyü yayınlayan Vatan buradan bir netice çıkartıyor !..

Ne diyor ?.. ‘Atatürk diktatör diyenler dikkat!..’

Neye dikkat?..

Haberin devamında açıklamış Vatan;

Atatürk’ün bu görüntülerdeki samimi, alçak gönüllü hali bir şeyi ispatlıyormuş..

Neyi?..

Diktatör olmadığını !..

Ulan nasıl bir analizdir bu?…

Cumhuriyet, rejim, meclis, seçim, devrim, Dersim..vs, hiç bir şey ifade etmiyor!…

Lakin omzuna sıçrayan şeftali suyuna kızmayarak diktatör olmadığını ispatlıyor Atatürk!..

İşte o yüzden Vatan da ‘Atatürk diktatör diyenler, dikkat!..’ diyor…

Neden yahu!.. ‘Diktatörün olduğu yatta şeftali yenmez!..’ diye bir kural mı var?!..

Yok!.. Ama efendim, bakın Atatürk kızmamış…

Ee, n’apacaktı peki.. ‘Çabuk o adamı bulun, üzerime şeftali suyu sıçratarak beni lekelemeye çalıştığı için İstiklal Mahkemesi’nde ihanetten yargılayın!..’ mı diyecekti ?!..

Olacak iş mi?..

Ne yani, Hitler’in arkasında armut yerken armudun suyunu Hitler’e sıçrattığı için fırında yakılarak öldürülmüş bir adam mı var tarihte?!..

***

Her neyse, başta dediğim gibi siz de arada bir kafanızı boşaltmak için Vatan’ın internet sitesine girin.. Çok eğlenceli!..

‘Atatürkçülük yapalım’ derken bazen işin suyunu çıkartıyor..

Şeftali suyundan çıkarsama yaparak Atatürk’ün diktatör olmadığına ‘dikkat’ çekiyor!…

Vatan’ın antidepresan tesiri var kardeşim.. İnsanın güldükçe gülesi geliyor!…

***

Hikmet Genc- STAR
http://www.stargazete.com/guncel/yazar/hikmet-genc/ataturk-seftali-suyuna-kizmazdi-haber-409264.htm

Atatürk’ün Millet Çiftliği krala satıldı


Atatürk’ün 1929 yılında kendi parasıyla satın alarak tarımın gelişmesi için halka bağışladığı Millet Çiftliği’nin bir bölümü turizm tesisi yapılması için Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz’e satıldı.

Atatürk’ün kendi parasıyla satın aldığı, tarımın gelişmesi için çalışmalar yapılan çiftlik 1937’de vasiyeti üzerine millete bağışlanmış, daha sonra Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) tarafından kullanılmıştı.

3 bin dönümlük TİGEM arazisinden 80 dönümlük alan 1994 yılında Belediye Canlı Ağaç Müzesi (arboretum) yapılması şartıyla Tarım Bakanlığı tarafından Yalova Belediyesi’ne tahsis edilmişti. 17 Ağustos 1999 Büyük Marmara depreminde çadır kent alanı olarak kullanılan canlı ağaç müzesi kullanılamaz duruma gelmişti.

80 dönümlük arazi

Yalova Belediyesi daha sonraki yıllarda 80 dönümlük araziyi Belediye Meclis kararıyla önce konut alanı, daha sonra da turizm alanı olarak imara açtı ve ihaleye çıktı. CHP Yalova İl Başkanı Özcan Özel, Yalova Valiliği’ne başvurarak ihalenin iptalini istedi. Ancak 12 Kasım’da Yalova Belediyesi’nde yapılan ihaleyle 5 ayrı parselden satışa çıkarılan arazinin büyük bir bölümünü Suudi Arabistan firması Merosa satın aldı.

Yalova Belediye Başkanı Yakup Koçal, şirketin Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdüllaziz’in olduğunu söylediğini belirtip firmanın Yalova’ya 250 milyon liralık yatırım yapmayı planladığını belirtti. Yalova Belediye Başkanı Koçal, “Merosa şu anda Sapanca’da villalar yapıyor. Arboretumun tamamını Merosa alacak. Yaklaşık 250 milyon TL’lik bir yatırım yapmayı öngörüyorlar. Ortadoğu’nun ve bu bölgenin en büyük turizm yatırımını buraya yapmayı planlıyorlar. Bu Yalova için çok iyi bir şey. Bu yatırım zengin Ortadoğuluların Yalova’ya gelmesi anlamına geliyor. Hem yatırımın büyüklüğü hem de oluşturacağı turizm potansiyeli itibarı ile Yalova’ya önemli katkılar sağlayacak. Olurlarını verdik, satış muamelesi de bitti” dedi.

ARSLAN BULUT : Atatürk’ün asıl evini ne yaptın Tayyip Bey? /// CC : @ArslanBulut1


Tayyip Erdoğan, bir taraftan açlık grevi konusunda BDP’ye sert eleştiriler yöneltirken, diğer taraftan PKK ve BDP’nin taleplerini Meclis’ten bir bir çıkarıyor.

Büyükşehirleri devlet içinde devlet haline getirmek gibi.. Yine ana dilde savunma yapmayı yasalaştırmak gibi..

Erdoğan, “Siz benim bağırıp çağırmama aldırmayın bakın bütün taleplerinizi yerine getiriyorum” dese yeridir..

***
Biz konuyu, “Danışıklı dövüş” diye nitelendirmiş ve “PKK’nın Oslo sürecindeki ‘demokratik özerklik’ taleplerinin hatta öteden beri savundukları Abdullah Öcalan’ın ‘demokratik konfederalizm’ önerisinin bütün gerekleri yerine getiriliyor. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi alt yapısı, hukuk düzeni değiştirilmek suretiyle eyalet sistemine doğru götürülüyor. Büyükşehir yasası ile şehir devletleri dönemine dönüş yaşanıyor” diye izah etmiştik.

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, “Başbakan’ı artık iyi tanıyoruz. Ne zaman BDP’yi sert ifadelerle eleştirip yüklenirse, o zaman başka kanalların devreye girdiğini biliyoruz. Ben Başbakan’ın bu tavır değişikliği ile İmralı’da görüşmelerin yeniden başladığını tahmin ediyorum” demişti de kendi genel başkanı Selahattin Demirtaş tarafından azarlanmıştı. Demirtaş da “Niye açık ediyorsun” der gibiydi..

CHP Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner de BDP ile AKP’nin zaman zaman kavga eder görünüyor olmalarına rağmen bazı konularda anlaştıklarını söylüyor.. Öner, “Gizli görüştüklerini inkar ediyorlar, açığa çıktığında ise ’elbette görüşeceğiz’ diyebiliyorlar. Başbakan idamın kaldırılmasına onay veren kişi olduğu halde iç politikada belirli çevrelere mesaj vermek içinde elinde iple dolaşmaya başladı” dedi.

***

AKP’nin “Yeni Anayasa” konusunda da BDP ile işbirliği yapacağı anlaşılıyor. Bu konudaki ipuçlarını Kızılcahamam kampında verdiler.

Refika Karabacak’ın haberine göre Kızılcahamam’da Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyeleri Ahmet İyimaya, Mehmet Ali Şahin ve Mustafa Şentop ile görüşen, Tayyip Erdoğan, referanduma gitme düşüncesini tartışmaya açtı. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop, “Eğer 4 partinin mutabakatıyla bir çalışma ortaya çıkarsa referanduma gerek kalmaz. Ama farklı bir durum olursa, uzlaşma bir partiyle olduğu takdirde referanduma gidilir” dedi.

Bu “bir parti” BDP değil mi?

Diğer taraftan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ege ve Akdeniz’de bazı Türk adalarının Yunanistan tarafından işgal edildiğini itiraf etti. CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın soru önergesini cevaplayan Davutoğlu, Ege Denizi’nde Koyun, Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizçik, Bulamaç, Kololimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba, Ardacık, Akdeniz’de ise Gavdos, Dhia, Dionisades ve Koufonisi adalarının elden çıkmasını “Ege’de bazı adacık ve kayalıkların aidiyeti ve bununla bağlantılı olarak Türkiye ile Yunanistan arasında Ege Denizi’nde geçerli bir uluslararası anlaşmayla tespit edilmiş deniz sınırlarının korunması dahil, iki ülke arasında Ege’de birbirleriyle bağlantılı bir dizi sorun bulunmaktadır” sözleriyle açıkladı.

***
Tayyip Erdoğan ise Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’nin yaşadığı ev ile Makedonya’da Manastır Askeri İdadisi binasında yapılan çalışmaları göstererek, “Biz nutuk atanlardan olmadık. Başta CHP’liler olmak üzere Atatürk istismarcılarına bu iki hatıra evi ithaf ediyorum” dedi.

Erdoğan’a sormak gerekir:

-Atatürk’ün babasının evinde ve Atatürk’ün okuduğu okulda bazı olumlu çalışmalar yaptın da Atatürk’ün asıl evi olan Türkiye Cumhuriyeti’ni ne hale getirdin?

-Türk adalarını Yunanlıların işgal etmesine neden seyirci kaldın?

-Bugün Bursa’dan, Muğla’dan “toplumsal çatışma” haberleri geliyor. Türkiye’yi bu noktaya kim getirdi?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Bazı kentlerden bugüne kadar görmediğimiz ağırlıkta sinyaller alıyoruz.. Toplumsal çatışma süreci başlarsa sorumlusu hükümettir. Cin şişeden çıktı. Hükümet hâlâ cinin şişeden çıktığının farkında değil. AKP hükümeti, hem içeride hem dışarıda ‘bela arayan Hükümet’ oldu.. Böyle bir Hükümet, Cumhuriyet tarihi boyunca görülmedi” diyor.

Kısacası, Atatürk’ün evi olan Türkiye Cumhuriyeti, AKP iktidarı tarafından sona erdirilmek üzeredir..

Türker Ertürk: 10 Kasım’da neler oldu? /// CC : @orsatramola @tu rkererturk


29 Ekim’in işgalci ve faşizan uygulamasından vaz geçilmişti. Bu sefer İstanbul‘dan ve Anadolu‘nun her köşesinden toplu olarak yola çıkan yüreği va­tan ve Cumhuriyet sevgisi ile dolu insanlar elle­rinde Al Bayrakları, Gazinin resimleri ve varsa mensup oldukları demokratik kitle örgütünün fla­maları olduğu halde Başkente aktılar.

Bu sefer Ankara‘ya çıkan yollar açıktı. Yasak­lamaya ve engellemeye güçleri yetmedi! Bu sefer sıkardı biraz! Ankara‘ya yolları açan halktı. Artık 29 Ekim de cin şişeden çıkmıştı ve tekrar onu şi­şeye sokmak imkânsızdı!

Yolları açan, barikatları aşan, gaz saldırısından kaçmayan ve sel olup meydanlara taşan halk, Cumhuriyete, Milli değerlerine, Atatürk e, Türk Ulusal kimliğine, Türk Devrimlerine ve onun kazanımlarına her ne pahasına olursa olsun sahip çıkma kararlılığındaydı. Şişeden çıkan cin buydu!

10 Kasım sabahı saat 07.15′de Tandoğan Meydanı’ndaydım. Erken gittim çünkü daha fazla insan ile temas etmek ve meydanda yavaş yavaş toplanan halkın duygularını ve tansiyonunu iyi analiz etmek istiyordum. Ayrıca yüzbinlerin hatta milyonların bir araya geleceği bu meydanda kötü niyetli girişimlere ve provokasyona karşı ne ön­lem alınmıştı onu görmek istemiştim.

İç çamaşırlarıma kadar ıslandım

Hava soğuk ve çok yağmurluydu. Sanırım bu hava şartları bilindiğinden katılımın az olacağı tah­min edilmişti. Yine yanıldılar! Saat 08.30′da Tan­doğan Meydanı iğne atsanız yere düşmeyecek gi­biydi. O kadar hazırlıksızdılar ki trafiğin kesilmesi bile düşünülmemişti.

Saat daha 9 olmadan ayıptır söylemesi iç ça­maşırlarıma kadar ıslanmıştım bile! Bu durum yal­nızca benim için geçerli değildi. Saat 09.05′de saygı duruşu başladığında etrafımda görebildiğim herkes şiddetli yağan yağmur altında şemsiyeleri­ni kapadı, kimisi ağlayarak, kimisi gözlerinden yaş süzülerek kimisi de duygularına gem vurarak bu yoğun duygu bütünlüğüne içtenlikle katıldı.

Bu kadar kötü hava şartları olmasına rağmen 10 Kasım a halkın gösterdiği teveccüh yaklaşık 2 milyon yurtseverin katıldığı 29 Ekim kutlamalarını sayısal olarak açık ara katladı diyebiliriz.

Böyle bir havada insanlara 100′er ABD doları verseniz, yanında bir günlük kumanya ve Ankara dışından gelenlerin yol paralarını karşılayıp hepsi­nin faturalarını TOKİ‘ye iş yapan müteahhitlere ödetseniz bile gerçekten bu kalabalıkları bir araya getiremezsiniz.

İnsanlar Gaziantep’ten, Adana‘dan, Antal­ya‘dan, İzmir den, İstanbul‘dan, Samsun’dan, Trabzon‘dan, Kars‘tan ve diğer illerden geldiler. Sabahın köründe insanları Ankara‘ya, Tandoğan’a getiren ve Anıtkabir‘e yürüten güç neydi?

Analarının, babalarının ve atalarının, yaşadıkları kent dışında bulunan mezarlarını, başta ekono­mik zorluklar olmak üzere çeşitli nedenlerle yılda bir kere olsun bile ziyaret edemeyen insanlar nasıl olurda şahsen hiç tanımadıkları Atatürk‘ün ebedi istirahatgahı olan Anıtkabir‘e koşa koşa geliyor­lardı. Hem de devletle çatışmayı da göze alarak! AKP Hükümeti bu duyguyu analiz etmek ve aklı­nı başına devşirmek zorundadır!

Gerek 29 Ekim‘de gerekse 10 Kasım da bir araya gelen bu kalabalıklar AKP Hükümetine ve Erdoğan‘a karşı olumsuz düşünce ve duygulara sahipti. Bu bir kışkırtmanın sonucudur arka planı yoktur diyebilir misiniz?

Anıtkabir’e doğru yürüyüşe geçtiğimiz zamana kadar yaklaşık 2,5 saat Tandoğan Meydanı‘ndaydım ve etrafı iyice inceledim. AKP yönetiminde devlet mekanizması burada toplanan ve sayıları milyonlara ulaşan halkın güvenliği için hiçbir ted­bir almamıştı.

Allah belalarını versin!

Tandoğan Meydanı en azından bir gece önce­sinde bomba aramasına tabi tutulmamıştı. Mey­danda bomba ve patlayıcı maddeler için potansi­yel zula mevkileri olabilecek araçlar park halindey­di. Uygar ülkelerde geniş halk kitlelerinin toplana­cağı alanlarda bir gün öncesinden itibaren araç parkına müsaade edilmez. Çatılar bomboştu! Hâlbuki buralara halkı korumak içim keskin nişancılar ve gözetleyiciler yerleştirilmeliydi. Sadece helikop­terle zaman zaman “bunların gücü ne kadar?” bağlamında kötü niyetli keşifler yapılmaktaydı.

Halkın güvenliği için hiçbir şey yapmama ola­rak özetlenebilecek “Saldım çayıra mevlam kayı­ra” yaklaşımı bile iyi niyetli sayılırdı, 29 Ekim ve 10 Kasım da kasten alınmayan ve düşmanca ted­birleri görünce. Yoksa “azdılar Allah belalarını versin” yaklaşımı mı egemendi AKP yönetiminde­ki devlette!

Sormak isteriz; Ankara Valisi Alaaddin Yüksel başkanlığında Ekim ve Kasım ayı başlarında yapı­lan emniyet ve asayiş toplantılarında 29 Ekim ve 10 Kasım da halkın güvenliğini sağlamak için ne tedbirler alınması planlandı? Planlandı da uygulan­masını Başbakan mı engelledi?

29 Ekim ve 10 Kasım‘da Erdoğan liderliğinde AKP Hükümeti meydanlarda toplanan halkın gü­venliğini yok saymış, tedbir almamış ve buradaki topluluklara düşmanca yaklaşmıştır. Bu bir suçtur ve mükerrer (Birbiri üzerine iki veya daha fazla vuku bulmuş) olarak işlenmiştir. Mutlaka yargılan­mayı gerektirmektedir!

10 yıllık AKP iktidarında Ulusal değerlerimize karşı gittikçe artan ve dayanılmaz boyutlara ulaşan düşmanlık karşısında artık halkın köşeye sıkışacağı yer kalmamıştır. Yapılması gereken, korkuyu ye­nip köşeden çıkmak, saldırıyı cepheden karşılaya­rak yarma harekatı yapmak ve karanlığı aşarak aydınlığa ulaşmaktır.

29 Ekim ve 10 Kasım bunun habercisidir!

Saygılar sunarım.

İLK KURŞUN

Atatürk’ü sevmeyenler çirkin


Tiyatro sanatçısı Müjdat Gezen, Yılmaz Özdil hakkında yazılan o sözlere cevap verdi.

Atatürk’ü sevmeyenlerin yüzde 90’ının erkek olduğunu söyleyen Gezen, "O erkeklerin yüzde 95’i de çirkin" dedi.

Habertürk ekranlarında yayınlanan Balçiçek Pamir’le Söz Sende programına katılan Müjdat Gezen, geçtiğimiz günlerde Twitter hesabından yazılan tweet’in kendisine ait olmadığını söyledi. Atatürk’e sevda derecesinde bağlı olduğunu dile getiren Gezen, Atatürk’ü sevmeyenlerin çirkin erkekler olduğunu söylerek yine şimşekleri üzerine çekti.

"FACEBOOK, TWITTER BİLMEM"

Müjdat Gezen Hürriyet yazarı Yılmaz Özdil’i yazılarından dolayı eleştirenlere Twitter hesabından "Yılmaz Özdil’in yazılarını beğenmeyenler tuvalet kağıdı olarak kullansın. 1 hafta kullanım sonrası kıçınız kafanızdan daha aydın olacaktır" diye yazmıştı. O tweet’i kendisinin yazmadığını söyleyen Gezen, teknolojiden uzak durduğunu, hala daktilo kullanan bir adam olduğunu söyledi. "Facebook Twitter nedir bilmem" diyen ünlü tiyatrocu, hayatı boyunca da merak edip girmediğini söyledi.

"BUNUN ADI TERBİYESİZLİK"

Haberler çıktığında çok üzüldüğünü söyleyen Gezen, kendi adına açılmış hesapta yazan kişiyi arayıp bulduğunu ve "Benim adıma böyle şeyler yazamazsın" dediğini söyledi. "Bunun adı terbiyesizliktir" diyen Gezen, Yılmaz Özdil’in de kendisini öven yazı yazmasından rahatsız olduğunu dile getirdi.

"NE KEMALİSTİM NE ATATÜRKÇÜYÜM BENİMKİ SEVDA"

"Ne kemalistim ne Atatürkçüyüm" diyen Gezen "Benimki bir sevda" dedi. 10 Kasım’da Anıtkabir’e gidip onunla konuştuğunu söyleyen Gezen, gözlerinin dolduğunu da sözlerine ekledi.

"ATATÜRK’Ü SEVMEYENLER ÇİRKİN ERKEKLER"

Atatürk’ü sevmeyenlerin yüzde 90’ının erkek olduğunu söyleyen Gezen, "O erkeklerin yüzde 95’i de çirkin" dedi.

"ANNEM ÖLENE DEK NAMAZ KILDI"

Cumhuriyetçi bir aileden geldiğini söyleyen Gezen, annesinin ölene kadar namaz kıldığını da ifade etti.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: