Etiket arşivi: atatürk

Rifat Serdaroglu: ATATURK OLMAK /// CC : @rifatserdaroglu


Bugün, Büyük Atatürk’ün ölümünün 74. Yılı.
Gün Atatürk’ü yas ile anma günü değil, Atatürk olma günüdür.

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros ateşkes antlaşması incelendiğinde, bu antlaşma ile bırakın bir bağımsız devleti, ortada bir devlet bile kalmadığı görülmektedir. Bunun en somut göstergesi, Wilson ilkelerine dayalı bir barış getirecek bu antlaşmaya tamamen aykırı olarak, 3 Kasım’da yani antlaşmadan dört gün sonra İngilizlerin Musul’u işgal ederek emperyalist emellerini arsızca ortaya koymalarıdır.

18 Kasım’da itilaf devletlerine ait gemiler İstanbul’a demir atmışlar ve diğer işgaller de bunu takip etmiştir. 18 Kasım’da İngiltere Dışişleri Bakanı, Avam Kamarasında yaptığı konuşmada; Arap-Ermeni-Rum-Yahudi azınlıkların Türk Egemenliğinden kurtarılacağını söyleyerek, bunları Türklere karşı savaşmaya yöneltiyor ve Doğudaki Kürtçülük olayını körüklüyordu.

21 Aralık 1918’de, tam bir İngiliz kuklası haline gelen Vahdettin, yetkilerine dayanarak Meclis-i Mebusan’ı dağıtıyordu. Bu kargaşa ortamında emperyalist güçler ülkedeki bölünmeyi hızlandırmak için çeşitli örgütler kurduruyordu. Ermeni Patriği, Rum-Ermeni Komitesi ile aynı tür bir çalışmayı yürütüyor, İngiliz desteği ile Kürdistan Teali Cemiyeti- İngiliz Muhipleri Derneği- Teali İslam Derneği kurduruluyordu. Ordular terhis ettiriliyor, silah ve mühimmata el konuyor, haberleşmeden ulaşıma her konuda denetim emperyalist ittifak devletine veriliyordu.

Bu, öyle karanlık ve umutsuz bir dönemdi ki, Amerikan Misyoner Okullarında yetişen bazı ajanlar, çaresiz Türk Aydınlarının aklını “Amerikan Mandası” olalım gibi haysiyetsiz düşüncelerle çelebiliyorlardı.

İşte “Atatürk Olmak” böyle bir ortamda da, “Geldikleri Gibi Giderler” diyebilmektir.

19 Mayıs 1919’da Atatürk Samsun’a çıkarken, bu karanlık tablonun daha da umutsuz bir yanı vardı.
O yıllarda Türkiye’nin nüfusu 13 milyon kadardı ve tüm okur-yazar sayısı 600 bin kişi idi. Sadece “Elif-Ba” demeyi bilenle, üniversite mezunu olanların toplam sayısı 600 bin idi. Anadolu yıllar süren savaşlardan bitkin ve perişandı. Yoksuldu. Ekonomisi kötü değil, bitmişti!

Kısaca Mustafa Kemal, 22 Haziran 1919’da Amasya Tamim’ini yayınlarken, emperyalist güçlere savaş açarken ona, ülke nüfusunun yaklaşık %50’si(!) karşı çıkıyordu. Bu yüzde elli ki, ülkenin varlıklı, şeriat ve hilafet isteyen tarikat-cemaatlerden oluşan en tutucu kesimi idi. Bunlar Amerikan-İngiliz Mandası istiyordu. Mustafa Kemal ile beraber olanlar, tarikatlar-cemaatler gibi örgütlü değillerdi ama onlar, bağımsızlığa ve Mustafa Kemal’e inanmış vatanseverlerdi.
Onların vatanlarını korumak, işgali bitirmek ve Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurmaktan başka hiçbir emelleri yoktu.
Onlar Mustafa Kemal’in Askerleriydiler ve büyük ozanın söylediği gibi,
“Karanlıklar çıkıncaya kadar aydınlığa” bir kerem gibi yana-yana savaşacaklardı.

Bu ruhla yetişen Türk Milletinin evlatlarını, “Mustafa Kemal’in Askerlerini” bugün, Biber Gazı-Tazyikli Su-Demir Cop-Parti Komiseri Vali- Mapus Damı ve Faşist yöntemlerle mi yıldıracaksınız?
Gülerim sizin halinize. Eğer bakacak yüzünüz kaldıysa, Anıt Kabir’e bakın.

NE MUTLU MUSTAFA KEMAL’İN ASKERİYİM, diyene.

Sağlık ve başarı dileklerimle 10 KASIM 2012

KASIM’DA AŞK BAŞKADIR-2


407585_10151145914868737_1484373583_n.jpg

KASIM’DA AŞK BAŞKADIR ….


184847_453451548023204_1406853376_n.jpg

__

Orhan Bursali : Ataturk Yikiciligi ve Tek Miras


İktidar 29 Ekim gününün halk coşkusundan ders çıkardı ve 10 Kasım günü barikatları kaldırdı, Atatürk büstlerine çelenk koyup saygı duruşunda bulunmayı “serbest” bıraktı! Sözde halkın iradesinden neredeyse her konuşmasında dem vuran Bay Muktedir, halkın Atatürk iradesi söz konusu olduğunda, yasaklamacı, darbeci, biber gazcı, copçu, polisçi, hapishaneci neredeyse.

Neden böyle, sorusunu sormadan önce şu saptamayı yapalım: RTE iktidarı uzun süredir Atatürk’ün “kökünü” toplumdan ve ülkeden kazımak için adım adım çalışıyor. Birileri çetelesini tutuyor olabilir, son bir iki yılda yapılanları rahatça herkes anımsayabilir:

Anma günlerinde Atatürk’e çelenk koymayı yasaklamak, heykel veya büstlerin önüne polis, jandarma dikmek, okul girişlerinden Atatürk köşelerini kaldırmaya kalkışmak, okup kitaplarında Atatürk’ten neredeyse bahsetmemeye çalışmak, milletin ulusal bayramları istediği gibi kutlamasını yasaklamaya kalkışmak, bayramların nasıl kutlanacağına ilişkin RTE hükümetinin vereceği kararlara halkın uymasını istemek… Üniversitelerde alınan önlemlerden yeni YÖK yasa tasarısına kadar…

Özellikle son yıllarda ellerine geçen her fırsatı Mustafa Kemal yıkıcılığı için fırsat sayan bir iktidar ve adamları..

Bunlar kafayı mı yedi, diyesi geliyor insanın!

***

Bir millet, ülkesinin kurtuluşunu ve kuruluşunu gerçekleştiren ve ileri uygarlığa doğru yola çıkaran liderine gönül borcunu ve saygısını anlamlı günlerde dile getirmek ve yaşamak istiyor. Bunu engellemeye, yasaklamaya kalkışmak ne iş?

Sanıyorlar ki, aldıkları yüzde 49 oy da Atatürk karşıtı! Heyhat ki heyhat! Halkın dünkü o büyük yürüyüşünü, sevgi ve saygısını seyrediyorum bir yandan ve diyorum ki, kendi ruhlarında ve beyinlerinde esamesi bile olmayan kadirşinaslık ve karşılıksız gerçek vefa duygusu ülke içinde nasıl sel gibi akıyor. Bunu da mı görmüyorlar bilemiyorum. Ne der muktedirler muhaliflerine sık sık: kalpleri var, onlarla kavramazlar; gözleri var, onlarla görmezler; kulakları var, onlarla işitmezler.

Bir ulusun birleşebileceği daha büyük bir olay ne ola ki: Kurtuluş, Kuruluş ve buna önderlik edenden başka? O halde birleşecek hiçbir şey yok demektir ve gelecek de tartışmalıdır.

Bu çok temel var oluşu reddetmeyen ve tartışmayan bir iktidarla herkes ortak bir yön bulabilir ama bu temel gerçeği reddeden bir iktidarla hiçbir yazgı birliği görmemek de o derece meşru olur…

Dün sel gibi akan halk bunun ayırdında, iradesine sahip; ama ya iktidar?

***

Bay Muktedir kadar büyük iktidar hırsı olan bir insan daha ülkeye geldi mi bilmiyorum. Atatürk’te bile bu hırs yoktu! Atatürk hırsıyla değil, bilgeliğiyle, liderliğiyle ve gerçekleştirdikleriyle halkın gözdesi oldu.

Bay Muktedir ancak Atatürk’ü yıkarak kendisine yeni bir ülke ve yer açabileceğini görüyor. Atatürk’ü ancak böyle aşabilecek! Yeni bir ülke yeni bir rejim, yeni nesiller, yeni bir lider… Bütün bunlar ancak geçmişin kökünü kazıyarak yapılabilir. Bu nedenle, ülkede bütün yetkileri, Atatürk’ün sahip olduklarından bile daha büyük bir iktidar gücünü, tek başına üstlenmesi gerek.

Ama bu bir o kadar da imkânsızı denemeye kalkışmaktır. 30-40 yıl, astığım astık kestiğim kestik kanlı bir iktidar dönemi geçse bile, bu başarılabilir mi?

Hayır ama toplumu daha derinlemesine yarar, böler, parçalar. Bir siyasetin böyle bir ülkeden ne yararı olabilir diye düşünüyorum ve bir yanıt bulamıyorum. Ancak birleştiricilik siyasete başarı kazandırabilir, yanılıyor muyum?

29 Ekim’e, 10 Kasım’a ve bu büyük millete baktım. Hayır yanılmıyorum!

***

Atatürk’ün bize bıraktığı tek miras vardır: Akıl ve bilim. Atatürk bize ne bir dogma-söz, ne Kuran-ayet bıraktı ne de başka bir şey… Sadece akıl ve bilim… Bu kadar..

Akıl, sezgi, bilimsel düşünce ve geçmişin bize devrettiği birikimle, sorunları çözebiliriz. Atatürk, sorunları böyle çözerek ilerledi ve kalan sorunları, yeni ortaya çıkacak sorunları çözmeyi de sonraki nesillere bıraktı.

Başka çaremiz yok. Yeni bir Atatürk yok. Durumu bize bıraktığı tek mirasla çözeceğiz.

Büyük sevgi ve saygı; geçmişe, Atatürk’e ve bize bıraktığı mirasa…

Yilmaz Ozdil : 10 Kasim’da gidilecek tek yer var kainatta!


Gabon Cumhurbaşkanı: “Her zaman ileri görüşlü. Bilge, laik, devrimin babası.”

Benin Cumhurbaşkanı: “Modern Türkiye’nin yaratıcısı…Hayranlıklarımı sunarım.”

Ekvador Devlet Başkanı: “Lider, vizyoner, büyük Atatürk. Hatıran önünde saygıyla eğiliyoruz.”

Kolombiya Cumhurbaşkanı: “Arnavutluk milleti… Mustafa Kemal’e minnettardır.”

Arnavutluk Cumhurbaşkanı: “Yüce devlet adamı…Milletim adına saygı sunarım.”

Brezilya Devlet Başkanı: “Dünyaya ilham kaynağı…Onurla, şerefle anıyorum.”

Zanzibar Cumhurbaşkanı: “Bu ulusun kahraman Ata’sı…Allah ruhunu kutsasın.”

Malezya Başbakanı: “Asil ruh…Seni ziyaret onurdur.”

Nijerya Cumhurbaşkanı: “Sonsuza kadar yaşa.”

Çin Başbakanı: “Vizyonu, kararlılığı, cesareti ve demokrasi mirasıyla dünyaya ilham vermeye devam eden Atatürk’e saygılarımı sunmak benim için onurdur.”

ABD Başkanı: “Aziz hatıran…Halkımın kalbinde daima yaşayacak.”

Azerbaycan Cumhurbaşkanı: “Modern tarihin büyük şahsiyeti…Saygılarımı sunmak onurdur.”

İngiltere Kraliçesi: “Tarihin akışını değiştirdi. Yeni bir tarih yarattı.”

İsrail Devlet Başkanı: “Yurtta barış, dünyada barış…Kendi sözlerim gibi söylüyorum.”

Papa: “Bu ülkeye yaptığım ziyaret sırasında, hükümetin şahsıma göstermiş olduğu sıcak ve içten konukseverlik için teşekkür ederim. Yapmış olduğum ziyaret, beni ziyadesiyle memnun etmiştir.”

Veeee…

Brunei Sultanı

Girin internete bakın.

Doğu’dan Batı’ya, Kuzey’den Güney’e, yerkürede… Anıtkabir Özel Defteri’ni imzalarken, Mustafa Kemal’den tek kelime bile bahsetmeyip, AKP Hükümeti’ne teşekkür eden, bi tek bu arkadaş var!

ANDREW MANGO’NUN ‘ATATÜRK’ BİYOGRAFİSİ HAKKINDA…


Andrew Mango, Türkiye kamuoyuna “Atatürk” ve "Türk Devrimi" konusunda başvurulacak eserler yazmış bir Batılı tarihçi olarak sunuluyor. Ulusal günlerde kimi televizyonlarda yayınlanan programlara "uzman" olarak katılıyor, kendisiyle söyleşiler yapılıyor, kısacası millet Andrew Mango tarafından bilgilendiriliyor!

Öncelikle Mango’nun bir “tarihçi” olmadığının altını çizelim. Bu kişinin Türkçe bilmesi, uzun yıllar Türkiye’de kalması, Atatürk ve Türkiye üzerine araştırmalar yapması onu “tarihçi” olarak nitelemeye yetmez. “Akademisyen” lafı bile bu adam için fazladır. .

Ama bütün bunlar bir yana, Andrew Mango’nun “Atatürk” biyografisi dikkatle okunması gereken bir kitaptır. Çünkü sadece kitabın adına bakarak, bu kişinin Atatürk’ü övdüğü sanılmaktadır. Oysa tam tersi geçerlidir. Mango, Atatürk’ün devrimci ve antiemperyalist çizgisini gözlerden saklarken, birkaç kuru nitelemeyle bir Atatürk portresi çizmektedir. Öte yandan Atatürk hakkında kuşku uyandırma amacı güden birçok kaynağı belirsiz iddiaya kitapta yer verilmekte, kendi tahminlerini tarihsel gerçekler gibi aktarmaktadır.

Ne var ki bizim “Atatürkçülerimiz” ve “ulusalcılarımız”, genelde kitabı okumadıklarından, içeriğinden ziyade kapağına bakarak bir değerlendirme yapmakta, sonra da Mango’nun kitabını sağa sola önermektedirler. Aydınlık gazetesi bile geçtiğimiz yıl içinde yayınladığı bir haberde bu hatayı yapmıştır!

Aşağıdaki yazıda (Aydınlık’ın Andrew Mango Aşkı) Andrew Mango’nun Atatürk biyograsinin Mustafa Kemal Atatürk’ü nasıl sinsice karalamaya çalıştığının somut örneklerini ele almaya çalıştım.

Aydınlık’ın Andrew Mango Aşkı

http://bellek2009.blogspot.com/2011/06/aydinlikin-andrew-mango-aski.html

Bu yazıyı Andrew Mango’yu matah bir tarihçi sana herkesle paylaşalım ki, Mustafa Kemal’in nasıl sinsice yıpratılmaya çalışıldığını herkes görsün.

Sonuç olarak Uğur Mumcu’nun sözünü hatırlatmak isterim: “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmayın.” Çünkü sadece yanılmakla kalmaz, başkalarını da yanıltırsınız.

Serdar ANT

Ümit Özdağ: 10 Kasım ve Atatürk’ü doğru anlamak


Türkiye’nin 10 Kasım’ı nasıl anacağını tartıştığımız bir 10 Kasım’a ulaştık. Bir yanda 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları sırasında ve sonrasında anlayışsız ve tahripkar bir tavır almış bir hükümet, öte yanda Hükümetin bu tavrı karşısında infiale kapılan kitleler. Ağırbaşlı bir anma gününün yerini böylece ne yazık ki “nasıl bir olay çıkacak” gerilimi alıyor.

Oysa, 10 Kasım’ı 1774’den 1918’e kadar üç kıtadan geri çekilen bir milletin nihayet yok edilme aşamasına ulaşıldığında tekrar ayağa kalkmasını ve imha edilmek istenen bir devletin yeniden kurulmasını sağlayan bir milli lideri rahmet ile anmak ve anlamak için vesile olarak görmeliyiz. Mustafa Kemal Atatürk’ü bugün eleştirenlerin, bugünün Türkiye’sinden bu eleştirileri yapmaları çok kolay. Ancak, Atatürk’ü ve eylemlerini, bu eylemlerinin anlamını ancak tarihsel bağlamı içinde doğru anlamak mümkün.

Her seferinde “Ancak Atatürk’ün de hataları var” şeklinde bir yaklaşımla Atatürk’ü yapıcı bir üslup ile değil, yıkıcı bir şekilde eleştirmeye başlayan çevreler bir yandan, Atatürk’ü Türk tarihi içindeki muhteşem yerinden soyutlayarak ve kaldırarak “tarihi Atatürk ile başlatanlar” diğer yandan, Türk milletinin ve İslam ümmetinin son 300 yılda çıkarmış olduğu en büyük asker ve devlet adamını, milli kahramanını doğru dürüst anlamasını engellemektedir.

Tabii ki rahmetli Atatürk’ün her insan gibi hataları olmuştur. Bu hataların bazıları siyasi veya kültürel nitelikli de olmuştur. Mesela, son yılında ezanı Türkçeye dönüştürmesinin bir hata olup olmadığını sorguladığını, bu konuda düşündüğünü biliyoruz. Kişisel kanaatim, ezanın Türkçe olması yanlış olmuştur. Böyle başka yanlışlar da bulabiliriz. Ancak bir milli kahraman, bir devlet kurucusu, bir milli lideri değerlendirirken kullanmamız gereken ölçütler bunlar değildir. Değerlendirme ölçütü İstiklal Savaşı’nı başlatması, başarı ile sonuçlandırması ve yeni bir rejim kurmasıdır.

Öte yandan Atatürk’ü tarihsel bağlamının dışında ve insani özelliklerden adeta sıyırarak ele alan yaklaşım, eski etkisini yitirmiştir ancak özellikle de son yıllarda Atatürk’e yapılan saldırılar karşısında bir tepki olarak tekrar zemin kazanmıştır. Bu yaklaşım da Atatürk’ü yaşayan kuşağa, gelecek nesillere ve yüzyıllara sağlıklı bir şekilde taşımak için doğru bir yaklaşım değildir. Atatürk’ün tarih içindeki büyüklüğünün kimsenin iyi niyetli olsa dahi makyajına ihtiyacı yoktur.

Esasen Atatürk’ün büyüklüğü 200 sene, 500 sene, 1200 sene sonra bugün olduğundan daha anlaşılır olacaktır. Çünkü Atatürk bugün, hala bir şekilde güncel siyasi tartışmaların içine çekilmektedir. Oysa aradan zaman geçtikçe ve tarih süzgecinden olaylar damıtılarak süzüldükçe Atatürk’ün de tarih içindeki konumu daha açık bir şekilde görülecektir. Kim 1200 sene sonra bugünün siyasilerini hatırlayacak ki? Ancak 2400 sene önceden adını çocuklarımıza verdiğimiz Mete gibi, İlteriş, Bilge gibi, Malazgirt kahramanı Alparslan gibi bugün soyadı yasasından ötürü verilemeyen “Atatürk” ismi anne ve babaları tarafından yeni doğan çocuklarına verilecek, kulaklarına ezan okunacak, genç Atatürkler 2554’de, 3012’de büyük Türk milletini yaşatmaya devam ederken, bugün Bilge veya Alparslan adını taşıyan çocuklar taşıdıkları adın anlamını nasıl biliyor ve seviyor ise öyle bilecek ve sevecekler.

Allah rahmet eylesin.

Yeniçağ

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: