Etiket arşivi: aydınlık gazetesi

İllegal millet


Bu Meclisin partileri, Türk milletini yasadışı bir çocuk gibi beze sarıp cami duvarının dibine bırakmak için karanlığı bekliyorlar.

Ya Meclis, Türk milletini yasadışına sürecektir; ya da Türk milleti Meclisi yasadışı ilan edecektir.

CHP’ye, MHP’ye ve AKP içindeki yurtseverlere soruyoruz: Türk milletini yasadışına süren bir Anayasayı yasal kabul edecek misiniz?

Bu mecliste Türk milleti illegal, yani yasadışı duruma düşmüştür.

AKP, başından beri Türk’süz anayasa peşindedir:

(Milliyet, 28 Temmuz 2012)

Türk milleti kavramı, CHP’de sürekli kriz yaratmaktadır. Apaçık ortadadır, Kılıçdaroğlu AKP ile el ele Türk milletini anayasa dışına atma sevdasındadır. Bu amaçla yakın çevresini ikide bir öne sürmekte, ancak Partinin geleneksel birikimini karşısında bulmaktadır:

(Cumhuriyet, 11 Kasım 2012)

BDP, Türk milleti kavramıyla savaş halindedir.

MHP ise, Türk milletini yasadışı gören bir anayasa girişimine kendisini zincirlemiştir. Türk milletinin anayasa dışına sürüleceğini bile bile, Yeni Anayasa girişimini yasal kabul etmektedir.

Cami duvarına bırakılan millet!

Bu meclisin partileri, Türk milletini yasadışı bir çocuk gibi beze sarıp cami duvarının dibine bırakmak için karanlığı bekliyorlar.

Milletin bir bölümü, durumun farkında değil gibidir; biraz da olayı şaka sanmaktadır.

Milletin uyanan kesimleri ise, Ulus Meydanı ve Tandoğan’da ayaklanmıştır.

Millet’le cepheleşen “Millet” Meclisi

Bugün Türkiye’deki cepheleşme, Türk milletini yasadışı ilan eden küresel merkez ve işbirlikçi ile Türk milleti arasındadır.

İlginç olan, Türkiye Büyük Millet Meclisi adını taşıyan yasama organı, bugün kendi adındaki Millet’le karşı karşıyadır.

Bu çarpışma bir bakıma meclisin yasallığı ile milletin yasallığı arasındadır.

Ya meclis, Türk milletini yasadışına sürecektir; ya da Türk milleti meclisi yasadışı ilan edecektir.

Yeni Anayasa girişimini “yasal” sayanlar, aslında Türk milletini yasadışına atma girişimine alet olduklarının farkındalar mı?

Meclisi yasadışı konuma düşüren süreç

Yeni Anayasa girişiminin kendisi Anayasa ihlalidir. Bu meclis anayasa yapamaz; ancak anayasada değişiklik yapabilir. Bu görüş, gerçi AKP-CHP-MHP-BDP koalisyonu tarafından reddedilmiştir ve yasadışı bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu masası çevresinde birleşmişlerdir. Ancak şimdi Anayasa yapma usulünün ötesinde, meclisi yasadışı konuma düşüren bir sürece girmişlerdir.

Türk milletsiz anayasa yasadışı olur

İşçi Partisi olarak, açıkça ve vurgulayarak belirtelim. Türk milletini yasadışı ilan eden bir meclisin kendisi yasadışı olur. Yaptığı anayasa iki kez yasadışıdır.

O nedenle Türk milletini anayasadan çıkarmak, herhangi bir tercih değildir. Böyle bir girişim, meclisi hem tarihin, hem de hukukun dışına düşürür.

Herkesce dünya tarihinin en önemli etkenlerinden biri sayılan Türk milleti, üç-beş kendini bilmezin parmak kaldırmasıyla ortadan kalkmaz.

Böyle bir yasama faaliyeti, hukuken de geçersizdir.

Türk milleti olmazsa Türkiye olmaz

Bunu bugünden açık seçik ortaya koymak durumundayız. Çünkü girişim, Türkiye Cumhuriyeti devletini temelden çökertmeye ve Türkiye’yi dağıtmaya yöneliktir.

Türk milleti olmazsa, Türkiye de olmaz. Devletin insan unsuru, vatandaş kalabalığı değil millettir.

Soruyoruz

CHP’ye, MHP’ye ve AKP içindeki yurtseverlere soruyoruz: Türk milletini yasadışına süren bir Anayasayı yasal kabul edecek misiniz?

İş bitirildikten sonra sahte gösterilerle milleti aldatamazsınız!

İllegal millet: Devrimci millet

Herkes şunu çok iyi bilsin: İllegal millet, devrimci millettir.

Emperyalistler, iki yüzyıldır Türk milletinin yasallığını bir türlü kabul edemediler. Lozan’da istemeye istemeye, silah zoruyla attılar o imzaları.

1980’lerde yeniden “Türk milleti yapaydır” teorileri sürdüler piyasaya.

Bu Yeni Anayasa girişimi, küresel bir dayatmadır Türk milletine. Ve meclisteki partiler, o küresel dayatmanın piyonları konumundadırlar.

Türk milletini illegal ila etmeye kalkanlar, cevabını devrimle alacaklardır.

19 Mayıs, 29 Ekim ve en son 10 Kasım; “Millet Atasına koşuyor” falan diye kendinizi kandırmayın!

İllegal ila ettiğiniz Türk milleti devrime yürüyor, bunu göreceksiniz!

Doğu Perinçek

Aydınlık

Doğu Perinçek yazdı:Her zaman Teşkilâtlı ve her zaman Teşkilâtçı


Atatürk, hep milletin istiklâl ve hürriyet mücadelesine önderlik edecek teşkilâtlı birikimin içinde olmuştur. Kendisinin kurmadığı, programını yapmadığı, teşkilatlara katılmıştır. İttihat Terakki’den sonra Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı’na girişi de örnektir. İşte teşkilat vardır ve herkes iş başı yapmalıdır! Atatürk’ün anlayışı bu olmuştur.

Atatürk’ün hayatı, bütün devrim önderleri gibi, teşkilâtlı bir dava adamının hayatıdır.

Bir: Bütün hayatı boyunca bir davası olmuştur; devrimci programın gerçekleşmesi için mücadele etmiştir.

İki: Gözü hep iktidardadır. Hedef, toplumu yeniden kuracak olan kudreti ele geçirmektir.

Üç: Hep teşkilâtlıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün Harbiye’den başlayarak katıldığı teşkilâtlar, isimlerinde parti sözcüğü olmasa bile, hep iktidar amaçlıdır; yani siyasal partidir.

Kuruluşa başlamak

Devrim, kendiliğindenciliğin karşıtıdır.

Düzen taraftarlığı, örgütsüzlükte kendini gösterir. Çünkü kurulu bir düzen var zaten.

“Örgütlenelim” dediğiniz an, devrime başladığınız andır. Çünkü o anda kurulu düzenin dışına çıkıyor ve yeni düzen için kuruluşa başlıyorsunuz.

Ali Fuat Paşa, “Sınıf Arkadaşım Atatürk”te Harbiye’de “gece sabahlara kadar uyumaz, ihtilali tartışırdık” diye anlatır.

Mustafa Kemal, Abdülhamit istibdadını yıkmak için teşkilâtlı mücadeleye, “gizli gazete çıkararak, apartmanlarda toplanarak” başlar. Hapse atılır. Hürriyet için her tehlikeyi göze almış ve mimlenmiştir. O nedenle Harp Akademisi’ni bitirince, Suriye’ye tayin edilir.

Şam’daki ilk iş

“Sonra masaya konan tabancayı birer birer öperek onun üzerine yemin ettiler.”

Mustafa Kemal daha 24 yaşında genç bir zabittir. Şam’da ilk işi teşkilâtlanmaktır. Yukarıdaki yemin sahnesini Falih Rıfkı, Çankaya kitabında Atatürk’ün ağzından anlatır (s. 46). Mustafa Kemal, Ekim 1905’te teşkilâtı kurmuştur. Adı Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’dir.

Mustafa Kemal, cemiyetin Beyrut, Yafa ve Kudüs örgütlerini kurduktan sonra, 1906 yılı Nisan ayında gizlice Selanik’e geçer ve orada da arkadaşlarıyla buluşur ve örgütlenir. Selanik teşkilâtı, 1907 yılı Eylül ayında Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birleşir.

Ayağının tozuyla

Mustafa Kemal, 13 Ekim 1907 günü Şam’dan 3. Ordu Karargâhı’nın bulunduğu Selanik’e atanır. 16 gün sonra 29 Ekim 1907 günü ayağının tozuyla İttihat Terakki’ye üye olur. O sırada devrimci kuşağın içinde, dağılan imparatorluktan bir milli Türk devletinin çıkacağını gören az sayıda öncüden biridir.

1908 Devriminin arife gününde (22 Temmuz) Üsküp’te İttihat Terakki’nin teşkilât toplantısındadır.

1908 Hürriyet Devriminden sonra, 22 Eylül 1909 günü İttihat Terakki’nin 2. Büyük Kongresi’nde Trablusgarp Delegesi’dir. Teşkilâtın millete dayanan siyasal bir partiye dönüştürülmesini savunur.

Çöküşe devrimle cevap vermek için…

O’nun Milli Devleti, Cumhuriyeti amaçlayan görüşleri nedeniyle kenara itilmiştir. Ama o, tarihin pususundadır. O’nun günleri gelir.

1919 yılı, kimilerine göre çöküştür, acıklı sondur; Mustafa Kemal için tarih sahnesine çıkma, çöküşe devrimle cevap vermenin başlangıcıdır.

Teşkilâtçının rotası

Teşkilât, teşkilât, teşkilât!

Devrim yapmanın, yeni bir toplum kurmanın, halkı dönüştürmenin, biricik aracı!

Samsun’dan Erzurum’a uzanan yol, bir teşkilâtçının yoludur. Doğu Vilayetleri Kongresi’nden sonra Sivas’ta 4 Eylül 1919 günü gerçekleşen Genel Kongre’yle teşkilât bütün Anadolu ve Rumeli’yi kucaklar ve partileşir. Artık padişah hükümetini devirecek ve Anadolu’da milli bir hükümet kuracak öncü parti vardır. Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 4 Eylül 1919 günü Sivas Kongresi’nde kurulduğunu hep vurgulamıştır.

Teşkilâtlı birikimin içinde olmak

Devrimci, topluma önderlik edecek teşkilâtlı birikimin içinde olan adamdır. Atatürk, hep orada olmuştur. Kendisinin kurmadığı, programını yapmadığı, teşkilâtlara katılmıştır. İttihat Terakki’den sonra Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı’na girişi de örnektir. İşte teşkilât vardır ve herkes iş başı yapmalıdır! Atatürk’ün anlayışı bu olmuştur.

Baştan sona teşkilatın eseri

O milliciler, Anadolu ve Trakya’daki yerel kongrelere Ebabil kuşlarının çağrılarıyla gelmediler. Onları toplayan bir teşkilât vardı.

İzmir’e giren süvariler, köylerinden tek tek atlarına binerek gelmemişlerdir.

1920’den 1938’e değin, o dünya ölçeğinde görkemli devrim, baştan sona teşkilâtlanmanın eseridir.

Bugün Atatürk devrimcisi olmak

Ve Atatürk’ün hayatı, baştan sona teşkilâtlı ve teşkilâtçı bir devrim önderinin hayatıdır.

Bugün Atatürk Devrimcisi olmak, teşkilâtlı olmaktır.

Devrim için!

Siyasal iktidar amacıyla!

Doğu Perinçek/Aydınlık

Kurtul Altuğ: Cumhuriyet kolay kurulmadı


Yıl 1907.

Yer Selanik’te Karaferiye adlı semtte bir kahvehane.

İki genç zabit oturmuş konuşuyorlar. Birinin adı Mustafa Kemal diğer ise Ali Fuat (Cebesoy). Mustafa Kemal, “Meşrutiyetin ilanı yeter çare olamaz. Cemiyet (İttihat ve Terakki) bir siyasi parti haline gelerek hükümete geçmelidir. Meşrutiyet, Türk çoğunluğun yaşadığı kısım üzerinde oturtulmalı. Büyük devletler, İmparatorluğu tasfiye etmeden (son vermeden) ihtilal idaresi bir Türk Devleti kurmalıdır” diyor.

Ali Fuat şaşkın, meraklıdır. Mustafa Kemal anlatıyor ki: Osmanlı nüfusunun yarısının Türk olmasına karşın topraklarının savunulmasının, Türklerin omuzlarına yükletildiğini görmektedir. Bu ağır yükü sürdürmeye artık olanak kalmamıştır. Bu nedenle en iyisi Osmanlı Avrupası’nın İstanbul’da toplanacak ve Sırbistan, Bulgaristan,Yunanistan ile Avusturya-Macaristan’ında katılacakları bir konferansta milliyet prensibine göre paylaşılması gerekmektedir. Mustafa Kemal’e göre bu paylaşımda Rumeli’de yalnızca, Batı ve Doğu Trakya elde tutulabilirdi.

Bosna-Hersek ve Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasında adilce paylaşılabilirdi. Arnavutluk’un ise bağımsız olması gerekirdi. Ege adalarından Anadolu sınırına yakın olanların Türkiye’de kalması zorunludur; öteki adalar Yunanistan’a bırakılabilir. Anadolu’da İskenderun, Hatay ve Musul’dan vazgeçilemez. Onların dışındaki Ararp Yarımadası zaten İmparatorluktan kopmaya yönelmiştir. Dikkat ediniz; Mustafa Kemal’in dilinden düşmeyen kelime Türk ve Türk Devletidir.

Yeni Türkiye’nin sınırları içinde kalacak olan Rum, Bulgar ve Sırp azınlıklarda dışarıda kalacak Türklerle mübadele edilecektir. Açıkça ifade edilirse, değiştirilecektir. İşte bu görüş ileride Misak-ı Milli (Ulusal Ant) ile belirtilecek sınırlar demektir.

Yıl 2012.

İki gün sonra 10 Kasım. Onun ebediyete intikal ettiği gün. Onun 1907 de adını kafasında koyduğu Türk devletinin dili değiştirilmek, toprakları özerk Kürdistan olarak bölünmesi için eşkiya ve yabancılarla pazarlıklar yapılmakta!

Mustafa Kemal o gün Cebesoy’a şöyle demişti:

“-Biliyorum ileriyi görmek istemeyenler imparatorluktan toprak fedakarlığı yapılmasını hoş karşılamayacaklar, hatta bizi ihanetle itham edecekler olacaktır. Biz bunlara rağmen görüşlerimizin meşrutiyet sonrası bir program haline getirilmesini sağlamak ve gerek merkezi umumi, gerekse arkadaşla arasında müdafaa etmeliyiz..” nedir savunacakları? Kurulacak yeni Türk Devleti… (Prof. Şerafettin Turan-Mustafa Kemal Atatürk)

1923′de ilan edilen ve Cumhuriyet olan Devlet bir devrimin ürünüdür. Şimdi ise bir karşı devrim onu yok etmekle uğraşmakta. Atatürk ve Cumhuriyete kasteden dış güçlerin cebren ve hileyle fiilen silahız işgal ettikleri bir toprak parçası üzerinde değil miyiz? Kararları onlar veriyor, işbirlikçileri uygulamıyorlar mu?

Tarih 29 Ekim 1919.

Erzurum gecelerin karanlığı içerisinde. Bütün rütbelerinden arınmış, bütün orduları elinden alınmış bir yalnız general. Yanından ayrılmayan A.Müfit Kansu’ya kongre sonrası düşündüklerini şöyle not ettiriyor:

“-Yaz bakalım.Tesettürü kaldıracağız. Kasına medeni haklar tanıyacağız. Latin alfabesini getireceğiz. Hilafeti ilga edeceğiz.” Ve sonunda asıl önemli düşüncesini açıklıyor: “Cumhuriyeti ilan edeceğiz.”

A.Müfit Kansu’nun kalemi elinden düşüyor be:

“Aman paşam burada durun…” diyor. Devrimci General durmuyor: “-Yaz yaz günü gelince sana bunları hatırlatacağım.”

Mustafa Kemal Erzurum’dan Sivas’a geçtiğinde kafasındaki ilklerin uygulanmaya geçmesi için kendisini hazırlamıştı bile.

Osmanlı’nın küllerinden Cumhuriyeti yaratan ve devrimleriyle karanlığı aydınlığa çeviren Atatürk’ü tarihin sayfalarına gömmek isteyen zihniyet asla başarıya ulaşamayacaktır. Bunun kanıtını 29 Ekim 2012′de yaşayarak gördük. Şimdi sıra 10 Kasım 2012 gününde.

Haydi gençler, haydi Mustafa Kemal’in askerleri “Cumhuriyeti o kurdu. Yaşatacak, Atatürk’ün ruhunu yeniden hayata geçirecek sizlersiniz”

Sanırım 10 Kasıma dek hep Atatürk’ü ve O’nun ayrılmaz parçası Cumhuriyeti konuşacağız.

AYDINLIK

Yazık size!


29 Ekim günü ne yaptınız?

Genel tatildi. Evinizde koltuğunuza oturup, ayaklarınızı uzatıp, meyve veya kuruyemiş yiyerek televizyon mu izlediniz? İzlediğiniz programlar da rahatınızı kaçırmayacak eğlence programlarıdır herhalde. Belki yemek programları da ilginizi çekebilir. Yoksa evlilik programlarına takıldınız, kimin kimle evlenmesi konusunda ciddi değerlendirmeler mi yaptınız?

Yazık size!

Yoksa niyetiniz iyiydi de, yazdan ödünç kalan yaz havası sizi baştan çıkardı, “çoluk çocuk bir piknik yapalım” mı dediniz? Tüketici kredisiyle aldığınız arabanıza kurulup, mangal yapıp, yanında birkaç şişe bira mı içtiniz? Yoksa siz rakıcı mısınız? “Delikanlı adam rakıdan şaşmaz” deyip, korkaklığınızı ve sorumsuzluğunuzu örtmek için rakı yoluyla delikanlılık mı tasladınız?

Yazık size!

Yoksa yalnızca korktunuz mu? Ankara’daysanız, Ulus’taki buluşmanın yasaklandığı yolundaki açıklamalar sizi çok mu ürküttü? Halbuki bazı konuşmalarınızda mangalda kül bırakmazdınız. Faşizme ilişkin bir sürü alıntı ezberlemiştiniz; onları sık sık tekrarlardınız.

Yazık size!

Ankara dışındaysanız ve bölgenizde 29 Ekim kutlamaları yoksa, arkadaşlarınız Ankara’ya doğru yola çıktığında onları yalnız bırakmayı içinize sindirebildiniz mi? “Yahu, ben bir kişiyim, ben gitsem ne olacak, gitmesem ne olacak” gibi gerekçeler mi uydurdunuz? “Zaten yoldan çevirecekler, ne gerek var zorlamaya” mı dediniz?

Yazık size!

Sendikacı mısınız? Sendikal hak ve özgürlükleri cumhuriyete borçlu olduğunuzu bilmeyecek kadar cahil misiniz; yoksa “bırak kardeşim, cumhuriyeti, mumhuriyeti, bizim toplu sözleşmeler geliyor; şimdi hükümetle kapışmanın zamanı değil” diye mi düşündünüz?

Yazık size!

İşçi misiniz? “Aman yahu, nereden çıkardılar 29 Ekim’i; benim derdim başımdan aşkın, bir de başıma yeni belalar almanın alemi yok” mu dediniz?

Yazık size!

Taşeron işçisi misiniz? Haklarınızı kullanabilmenin ve yeni haklar kazanabilmenin yolunun 29 Ekim’de meydanlarda olmaktan geçtiğini size kimse anlatmadı mı? Ulusal Kanal’ın programları yerine evlilik programları izlerseniz, sadece kimin ne kadar yetenekli olduğuna kafa yorarsanız, daha çoook ağlayıp sızlanırsınız.

Yazık size!

Memur musunuz? 2013 yılında başına geleceklerin farkında mısın? Yoksa AKP yandaşı sendikalara üye olarak bu belayı savabileceğini sanacak kadar acemi, bilgisiz, anlayışsız, deneyimsiz ve çaresiz misin?

Yazık size!

Kadın mısınız? Osmanlı döneminde bu topraklarda veya bugün İran, Sudan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Afganistan, Malezya gibi ülkelerde kadının nasıl insan yerine konmadığını, erkeğin kulu kabul edildiğini, mirasta eşit haktan yararlanamadığını, aşağılandığını bilmiyorsanız, cahilsiniz. Bilip de cumhuriyete ve Kemalist devrime sahip çıkmıyorsanız, kusura bakmayın ama, pek akıllı değilsiniz.

Yazık size!

29 Ekim, Ankara’da, tehditlere, yasaklara, baskılara, engellemelere karşın muhteşem bir biçimde kutlandı. Bu başarıda en büyük pay, Türkiye Gençlik Birliği’nindir. TGB’nin bugün yaptıklarının 1960’lı yılların sonlarında Dev-Genç’in yaptıklarından daha önemli, daha başarılı olduğunu yazdım ve söyledim. 29 Ekim kutlaması bu değerlendirmemi bir kez daha doğruladı. 19 Mayıs 2012’den sonra 29 Ekim 2012’ye de damgasını TGB vurdu.

Eksik olan, Birleşik Kamu-İş ve bağlı sendikalar dışındaki sendikalardı. İşçiler ve memurlar vardı, ama sendikalar yoktu. Sendikacılığın namusunu Birleşik Kamu-İş kurtardı.

Yazık size!

Kendinizi hiç olmazsa 10 Kasım’da affettirin!

10 Kasım’da Atatürk’e sahip çıkma cesaretini gösterin!

Yıldırım Koç

Aydınlık

Atlantik Suriye’de Bölündü /// CC : @MaliGuller


ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un, Türkiye merkezli Suriye Ulusal Konseyi SUK’u “artık muhalefetin lideri görmediğini” ilan etmesi büyük bir kırılmadır. Washington ayrıca Suriye muhalefetinin merkezini Türkiye’den Katar’a taşıyacağını da açıklamıştır.

ŞAM CEPHESİ’NİN BAŞARISI

Clinton’un neden SUK’un muhalefetin lideri olamayacağını açıklarken kullandığı “muhalefet 40 yıldır Suriye’de bulunmayan kişiler tarafından temsil edilemez” argümanı göstermeliktir.

ABD bu açıklamayla 20 aylık başarısızlığı perdelemeye çalışmakta ve sorumluluğu Türkiye ile SUK’a havale etmektedir.

Oysa Atlantik cephesinde bir kırılmaya yol açan bu gelişmenin esas nedeni Rusya-Çin-İran destekli Şam cephesinin direnişi ve politik manevralarla karşı cepheyi daraltmasıdır. Süreç Türkiye’yi bile Suriye sahnesinden çekilme arayışlarına itmiştir. Erdoğan ile Putin’in Bakü’de mutabık kaldıkları “üçlü müzakere” sistemi ile Türkiye, Moskova-Tahran-Kahire eksenli bir çözüme yönelmiştir.

SURİYE’DE KÜRT KIRILMASI

Ankara’yı bu sürece zorlayan en önemli gelişme ise bölgesel Kürt meselesidir.

Suriye meselesinin esasını oluşturan “Irak’ın kuzeyindeki yapıyı Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak” hedefi, Ankara’da AKP’nin dış politikasına yönelik çoklu bir iç ve dış baskıya dönüştü. Bakü görüşmesi öncesinde Ankara-Moskova ve Ankara-Tahran hattında yaşanan ikili temaslar oldukça önemlidir.

Bu konunun Erdoğan ile Davutoğlu arasında bir kırılma yarattığı da iddialar arasındadır.

Ancak daha önemlisi dün Radikal’den Fehim Taştekin’in de üzerinde durduğu gibi Kürt meselesinin ABD ile SUK arasında büyük probleme dönüşmesidir. SUK’un Suriye’nin üniter yapısında ısrar ederek Kürtlere özerklik garantisi vermeye yanaşmaması hem Kahire’deki 4 Temmuz toplantısında ABD’li yetkili Robert Ford’la SUK kavgasına neden olmuş hem de Kürtler ile Arapların aynı çatıda birleştirilmesini engellemiştir.

DAVUTOĞLU FEDA MI EDİLECEK?

4 Temmuz toplantısından sonra neler olduğuna bir bakalım:

1) Washington, Türkiye’nin Suriye faaliyetlerini açığa düşüren pek çok haberi Washington Post ve New York Times üzerinden servis etti.

2) Barzani’nin girişimiyle 11 Temmuz’da Erbil mutabakatına varıldı ve Suriyeli Kürt gruplar Kürt Yüksek Konseyi çatısında birleştirildi. Bu operasyonda Barzani ile Davutoğlu ortak hareket etti. Hatta KDP’ye yakın Aknews ajansı, Barzani ile Davutoğlu’nun anlaşmanın imzalanacağı toplantıya katılacağını bile duyurdu.

3) Barzani’nin Dışişleri Sorumlusu Sefin Dızai, Davutoğlu Erbil yolundayken “Türkiye PYD ile görüşmeli” açıklaması yaptı.

4) Kürdistan’ın mimarı olan Henri Barkey, Türkiye’yi Suriye’deki Kürdistan’a alışmaya çağırdı.

5) ABD, Washington Büyükelçisi Francis Ricciardone üzerinden operasyonel açıklamalar yaptı. Örneğin son olarak Ricciardone’nin çıkıp “PKK, herkesten fazla Kürt öldürüyor” demesi anlamlıdır.

6) Halep’te ÖSO ile PYD çatıştı.

7) Diyarbakır’ı BOP içinde merkez yapmak isteyen, Bağdat’ı aşarak Erbil’le anlaşmalar imzalayan Başbakan Erdoğan, Almanya dönüşü uçakta dikkat çeken bir açıklama yaptı: “Suriye’nin Irak gibi olacağına ihtimal vermiyorum, biz de burada böyle bir senaryonun oynanmasına müsaade edemeyiz. Bunu Barzani’ye de söyledik, bunu bilmesini istedik. Barzani ise öyle bir şey olmadığını, olamayacağını, hatta PYD’nin PKK olmadığını anlatmaya çalıştı bize. Böyle bir şey olması halinde tavrımız Irak gibi olmaz dedik.”

8) Suriye KDP’si, Kürt Yüksek Konseyi’nden çekildi.

9) Erdoğan’a yakın Yeni Şafak gazetesi, ilginçtir, dün Hürriyet’i, PKK-İsrail ve PKK-ABD ilişkisini gizlemekle suçladı!

10) Tüm bu gelişmeler yaşanırken F4 uçağımız Suriye’de “NATO yemi” yapıldı, Akçakale’ye faili meçhul top düştü ve Moskova-Şam uçağı CIA istihbaratıyla zorla Ankara’ya indirildi!

Bakalım Erdoğan nasıl çıkış arayacak? Örneğin Davutoğlu’nu feda edecek mi?

Mehmet Ali Güller

Aydınlık Gazetesi

Bölücü örgütler neden ABD’nin safında? /// CC : @MaliGuller


Çin’in ayrılıkçı Sincan-Uygur örgütlerinin Suri­ye’ye, Esad‘a karşı savaşmaya gitmesi Türkiye’deki bir tartışmayı da berraklaştırdı. O tartışmaya ge­leceğiz ama önce bazı ayrıntıları aktaralım.

Çin El Kaide’si Suriye’de

El Kaide örgütünün lideri Ayman El Zevahi­ri, 27 Ekim’de internetten yayınlanan bir videoda, yandaşlarını “Suriye’deki kardeşleri destekle­mek için harekete geçmeye” çağırdı. Zevahiri’nin kardeş gördüğü Suriyeli muhalifler, ABD’nin des­teğiyle 19 aydır Esad‘ı devirmeye çalışanlardır. ABD ile El Kaide’nin Suriye’de aynı cephede yer almasını not ediniz.

İşte Zevahirinin bu çağrısından sonra Çin’in Sincan-Uygur özerk bölgesindeki ayrılıkçı terör örgütleri Suriye’ye Esad‘a karşı savaşmaya gitti. Terör örgütü diyoruz zira bu örgütlerin en büyüğü olan Doğu Türkistan İslam Hareketi (ETİM) 2002 yılından beri BM tarafından terör örgütleri listesine alınmış durumda.

ETASA’nın merkezi İstanbul’da

Suriye’ye El Kaide talimatıyla üyesini gönde­ren bir diğer örgüt ise Doğu Türkistan Eğitim ve Yardımlaşma Derneği (ETASA).

ETASA’nın merkezi İstanbul’dadır. Hem Çin El Kaidesinin hem de Türk El Kaide’sinin İstanbul merkezli olması ve ikisinin de ABD-AKP işbirliğinde Suriye’ye Esad’ı devirmeye gitmesi anlamlıdır.

Daha önce bu köşede bir yazı dizisi halinde Türk El Kaide’sinin Esad‘a karşı savaşını incele­miştik. Özetlersek; 15 ve 20 Kasım 2003′te İs­tanbul’u kana bulayan ve dört bombalamada 63 kişiyi öldüren El Kaide üyeleri, yıllar içinde çeşitli yöntemlerle tek tek serbest kaldılar. Ve o isim­lerin önde gelenleri, bu yıl Halep’te ortaya çık­tılar ve Esad‘a karşı çarpışırken öldüler. Örneğin Suriye’de ölen Baki Yiğit İstanbul saldırılarının et­kin isimlerindendi; Metin Ekinci, İstanbul bom­bacısı Azad Ekinci’nin kardeşi ve bombalamalarda kullanılan araçlardan birinin sahibiydi: Osman Karahan İstanbul bombacılarının avukatıydı.

İki temel ilke

Aydınlık Gazetesi’nin Çin’in Sincan-Uygur böl­gesindeki bu ayrılıkçı örgütlere karşı tavrı Türki­ye’de kendisini “Türkçü” diye niteleyen çevrelerde bir tartışma konusu olmuştur.

Kuşkusuz Aydınlık’ın tutumunu “Türk Birliğine aykırı” bulan ya da “Türk soydaşlarımızın Çin zul­müne başkaldırısına neden destek vermiyorsunuz” diyerek eleştiren dostane tartışmalara evet dedik. Ve bu konuda da hep iki temel ilkemiz oldu:

1- Tıpkı ülkemizin bölünmesini istemediğimiz gibi başka ülkelerin de emperyalizm tarafından bölünmesine itiraz ediyoruz. Bölünmenin yanında olanın ırkıyla, soyuyla ilgili değiliz. Çin’in Uygur Türkleri üzerinden, İran’ın Azerbaycan Türkleri üzerinden ve Irak ile Türkiye’nin Kürtler üzerin­den bölünmesine hep karşı durduk. Şimdi de Su­riye’nin bölünmesine karşı duruyoruz.

2- Bir ülkedeki azınlık sorununun “demokra­tik haklar” açısından çözülmesine hep destek ver­dik. Ancak azınlıklar üzerinden birlik ve bütün­lüğün ortadan kaldırılması yönündeki Batı giri­şimlerine de hep set çektik.

ABD merkezli Doğu Türkistan Hükümeti

Çin’i bölmek isteyen bu ayrılıkçı örgütlerin şim­di Suriye’de Esad‘a karşı savaşması ve ABD cep­hesinde açıkça yer alması yıllardır anlattığımız bir gerçeği ortaya koymuştur. O gerçek, bu örgüt­lerin ABD’nin aracı olarak Çin’i karıştırmak için kullanıldığıdır.

Bu ayrılıkçı örgütlerin kurduğu sözde “Doğu Türkistan Hükümeti’nin” neden Oakton-ABD merkezli olduğu sorgulanmalıdır.

Bu sözde hükümetin Başbakan Yardımcısı Hızırbek Gayretullah ile Bakanı İsmail Cengiz, Ulu­sal Kanal Haber Müdürü olduğum 2005 yılında ziyaretimize gelmişti ve kendileriyle de uzun uzun tartışmıştık. O tartışma oldukça öğreticiydi, çün­kü bölmek isteyen kuvvetin zorunlu olarak em­peryalizmin bir aracı haline geleceğini bütün çıp­laklığıyla ortaya koymuştu.

Mehmet Ali Güller

Aydınlık

Ferhan Şensoy: Çok iyi mars keserim


-Şu penç, şu da dü! Al şu kırığı da eline!

-Ne kırığı be? Pencü se attın, pencü dü oynuyorsun!

-Pencü de attım. Daha oynamadan alma şu zarları diyorum, atar atmaz, ben ne attı­ğımı tam göremeden kapıyorsun zarları. Ben oyunumu oynayana kadar elleme zar­lara.

-Tamam, yeniden zar at!

-One minute!

-Ne van minütü lan, Oslo’da mıyız?

-Dubara! Dubara iki, dubara daha iki.

-Çok ballısın.

-Hayır, oğlum, ben planlı, programlı oy­nuyorum. Sen Davutoğlumatik oynuyor­sun.

-Seşü se! Kutlanması yasak Cumhuriyet Bayramı münasebetiyle, Cumhuriyet Mey­danı’na gele atıyorum! Kaderimi sıvazlıyayım.

-Suriye’den gelen misafir kardeşlerimiz yüzbini geçmiş. Ciharı yek.

-Hadi be?

-Bu bişey değil, çok daha fazlası gele­cek. Onlara maaş bağlanmış.

-Yok yahu?

-Ayda yüz elli dolar.

-Yapma yahu? Yüzbin kere yüzelli; bir buçuk milyon dolar!

-Her ay artacak maaşlı misafir kardeşler gideri.

-Vay canınasını! Şeşü se! Şeş ve se’den başka bir şey yok mu lan bu zarda? Elimi sıvazlıyayım.

-Dübeş. Dübeş bir, al sen şu kırığı da eli­ne, iyi sıvazlamalar, dübeş iki. dübeş ikiden iki.

-İbne zar!

-Zara küfretme! Zar çok kızar. Küser.

-Sebayi dü. Biz niye maaş bağlıyoruz ki misafir turist kalaşnikoflu kardeşlerimize?

-Onlar Tayyip’in misafiri! Otobüse biniyorlarmış Hatay’da, bilet milet yok. Lokan­taya girip yemek yiyorlarmış, hesap mesap yok. Biz Tayyip’in misafiriyiz, diyorlarmış.

-Yok yahu?

-Var yahu!

-Parasızlıktan öğretmensiz okula görev bekleyen öğretmeni atayamıyoruz. Suriyeli sığınmacıya nasıl bir buçuk milyon dolar maaş ödüyoruz? Nerden ödeniyor bu para? Battaniyeli ödenekten mi?

-Hayır yahu! Senin benim ödediğimiz vergilerden. Yakında “misafir kardeşler vergisi” çıkarsa hiç şaşmam. Şeşi yek!

-Sen de ne lazımsa atıyorsun! Pencü dü! Elime def-i tabii eyleyeyim! İki açık birden veriyorum. Şu penç, şu da dü… N’olacak peki bu misafir turist sakallı kardeşlerimiz?

-AKP nerde seçim kaybediyorsa, oralara onlardan kaç tane gerekiyorsa yerleştirile­cek “TOKİMATİK” yöntemle. Seçimden önce onlara vatandaşlık hakkı verilecek. Her yerde seçimleri AKP kazanacak. Mu­halefet tedavülden kalkacak. Ben bir mars kokusu alıyorum, senin burnun da hissedi­yor mu kokuyu?

-Ne marsı bu? Hayatta mars olmam ben! Çok iyi mars keserim!

-Düşeş!

-Fuck off!

AYDINLIK

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: