Etiket arşivi: aydınlık gazetesi

El-Hasan suikastının kodları


Beyrut’ta düzenlenen ve Lübnan İç İstihba­rat Servisi Başkanı Visam El-Hasandâhil 8 kişinin ölümüne neden olan bombalı saldırı, tahmin edileceği gibi Suriye’ye ve Beşar Esad’a yıkılmaya çalışılıyor. Tıpkı 2005 ta­rihli Başbakan Refik Hariri suikastında olduğu gibi…

Lübnan Emniyet Müdürü Eşref Rifi, sui­kastla ilgili dört senaryo ortaya koyuyor: Ya­kın Doğu Haber’in Lübnan Es-Sefir gazete­sinden aktardığı senaryolar şöyle:

1) “Bu suikast, Enformasyon Bakanı Mişel Semaha‘nın tutuklanmasına bir yanıttır.” (Yani suikastın adresi Suriye’dir.)

2) “Bir ’5. Kol’ faaliyeti söz konusudur ve ülkede fitne ve güvenlik sorunları çıkarılmak istenmektedir.”

3) “Bu saldırı, El-Hasan‘ın İsrail casusluk şebekelerini durdurmasına bir yanıttır.”

4) “Veya bir terörist şebekesinin El-Hasan tarafından ortaya çıkarılmasının bir sonucu­dur.”

Bölgedeki istihbarat savaşları

Senaryolar böyle… Gerçekten de isimler, ilişkiler ve olaylar, bölgede büyük çaplı bir is­tihbarat savaşına işaret ediyor. Şimdilik bir so­nuca varmadan kimi olguları incelemeliyiz:

1) Visam El-Hasan, eski Başbakan Refik Hariri’nin koruma şefiydi. Ancak El-Hasan, 2005 yılındaki suikast sırasında Başbakan Re­fik Hariri’nin yanında değildi. Bu nedenle de suçlanmıştı.

El-Hasan ise konvoyda bulunmamasına şu gerekçeyi sunmuştu: “Üniversite sınavı için ders çalışmam gerekiyordu, bu nedenle izin almıştım.” Ancak ders çalışması gereken El- Hasan, o saatlerde 24 telefon görüşmesi yap­mıştı!

El-Hasan‘ın imdadına, Refik Hariri’nin oğ­lu Said Hariri yetişti! Said Hariri‘nin güven ilan ettiği Visam El-Hasan, bilahare Hariri sui­kastını soruşturma komisyonuna başkanlık et­mekle görevlendirildi.

Çok hızlı çalışan bu komisyon suikasttan Suriye’yi sorumlu tuttu. Oluşturulan baskılar neticesinde Suriye Ordusu Lübnan’dan çe­kildi.

2) El-Hasan, daha sonra Başbakan olan oğul Said Hariri tarafından İç İstihbarat Baş­kanı yapıldı. El-Hasan’ın atanması, Wikileaks’in yayımladığı belgelerde de önemli tar­tışma konusuydu. Lübnan siyasetinin kimi isimleri ABD Büyükelçisi Jeffrey Feltman’la temas kurarak, bu atamaya itiraz ediyorlar­dı.

3) Visam El-Hasan sonraki yıllarda da Su­riye karşıtı bir çizgi izledi. El-Hasan, Suriye’yle iyi ilişkiler isteyen Lübnanlı siyasetçilere yö­nelik komploların ve bu isimlerin devre dışı bırakılmasının arkasındaki isimdi.

4) Visam El-Hasan, bombalı saldırıdan bir­kaç gün önce, Lübnan Emniyet Müdürü Eş­ref Rifi ile birlikte Almanya’ya gitmişti. İkili, Alman Güvenlik makamlarıyla çeşitli görüş­meler yapmıştı.

Ancak Eşref Rifi Berlin’den tek döndü. Çünkü El-Hasan ailesini görmek üzere Fran­sa’ya gitmişti. Bu nedenle Rifi, Beyrut’taki bombalı saldırıda El-Hasan‘ın ölmesine şaşırdı, zira El-Hasan o saatlerde Fransa’da olmalıydı!

Lübnan İç İstihbarat Başkanı, neden Lüb­nan Emniyet Müdürü’ne Fransa’ya geçece­ğini söylemiş ve sonra onu atlatıp ülkesine dönmüştü? Bu soru yanıt bulmalı.

5) Said Hariri, bölgede ABD’nin ve do­layısıyla Suudi Arabistan ile Katar’ın destek­lediği isim olarak biliniyor.

6) H-Hasan, öldürülmeden iki hafta ön­ce de CIA Başkanı David Petraeus ile bir ara­ya gelmişti. Görüşmede Lübnan’ın dizaynı­nın ele alındığı iddia edilmiş ve görüşme ba­zı siyasi kesimlerce eleştirilmişti.

7) Babasının öldürülmesi suikastında El- Hasan‘ı kurtaran Said Hariri, El-Hasan in öl­dürülmesinden de Beşar Esad‘la birlikte Lüb­nan Başbakanı Necib Mikati’yi sorumlu tut­tu.

8) 18 Temmuz’da Şam’daki bombalı sal­dırıda Hıristiyan asıllı Savunma Bakanı Korg. Davud Raşa Cumhurbaşkanı Beşar Esad‘ın yardımcısı Türkmen asıllı Korg. Hasan Türkmani, Savunma Bakan Yardımcısı General Asaf Şevket ve Milli Güvenlik Kurulu Başkanı General Hişam İhtiyar öldürülmüştü.

9) Bu patlamayla aynı günlerde, biri Türk, diğeri Arap iki önemli istihbaratçı kaybolmuştu.

10) 26 Temmuz’da ise Suudi İstihbaratı­nın başı olan Bender Sultan’ın bir saldırıda yaralandığı ve hastanede öldüğü iddia edildi. Bender Sultan, Suudi Arabistan’ın en öne çı­kan veliaht prensiydi… Dahası Bender Sul­tan, ABD’nin büyük yatırım yaptığı ve 1983- 2005 yılları arasında da tam 22 yıl boyunca Washington Büyükelçiliği yapan bir prensti.

Suikastların zemini

Bölgedeki tüm bu suikastlar, kuşkusuz Or­tadoğu’nun istikrarsızlık zemininden besle­niyor. Dolayısıyla adresin kaynağı, istikrar­sızlıktan en çok beslenendir.

Mehmet Ali Güller

Aydınlık

Işık Evleri’ni soruşturdu 724 yıl hapsi isteniyor! /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Işık Evleri’ni soruşturdu 724 yıl hapsi isteniyor!

‘TSK ile ilgili gerçek dışı iddialar içeren bilgi notları hazırlandığını tespit ettim. Fethullah Gülen cemaatine mensup kişileri, TSK’yı Ergenekon ile irtibatlı göstermeye çalışırken suçüstü yaptım’

Hava Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok’un, Askeri Yargıtay 4’üncü Ceza Dairesi’nde yargılanmasına dün başlandı.

Üçok savunmasında, Fethullah Gülen cemaatine mensup kişilerin, bazı askeri personeli kullanarak TSK’yı Ergenekon ile irtibatlı göstermeye çalıştığını, bunun için Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın sistemlerine girenlere suçüstü yaptığını belirtti.

Askeri Yargıtay’da yargılanan ilk hakim olan Albay Zeki Üçok, “zincirleme olarak memuriyet görevini kötüye kullanmak” suçlamasıyla hakim karşısına çıktı.

Üçok, 67 sayfalık savunmasını mahkemeye sundu.

Üçok, Askeri Yargıtay’a belgelerle birlikte sunduğu savunmasında şunları belirtti:

“Fetullah Gülen Cemaatine mensup bazı sivil şahısların, kendi cemaatleri mensubu olan Ali Balta, Orhan Güleç ve İsmail Dağ’ı kullanarak kamuoyunda Ergenekon Terör Örgütü olarak bilinen bir örgüt ile Türk Silahlı Kuvvetleri’ni irtibatlı göstererek; TSK’yı, içinde illegal silahlı çeteler bulunan, siyasi partiler ile iç içe yaşayan ve bazı alevi aşiretler ile yakın ilişkiler kurarak mezhepçilik yapan bir kurum olarak göstermek amacıyla, sahte yeni emirler ürettiklerini, bu emirlere resmiyet kazandırmak için, Işık Evlerin de yetiştiğini beyan eden Ali Balta’yı kullanarak, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın Doküman Yönetim Sistemine bu emirleri izinsiz olarak ve gayri resmi yollardan sokturduklarını ilk defa suçüstü yaparak tespit ettim.”

‘Hakkımda 7 dava açıldı!’

Üçok, Kayseri’deki 2. Hava ikmal Bakım Merkez Komutanlığında, kendilerinin Fethullah Gülen Cemaati üyesi olduğunu söyleyen bazı asker ve sivil şahısların TSK personelini fişlediklerine, bazı askeri emirleri izinsiz olarak aldıklarına, üzerinde değişiklik yaparak askeri yazışma bilişim sistemine tekrar soktuklarına yönelik olarak Işık Evleri soruşturmasına başladığı günden bu yana başına gelmeyen kalmadığını söyledi.

38 yıldır asker olan Üçok, Harp Okulu’nda devre birincisi olduğunu, Hava Kuvvetleri’nde doktor unvanına sahip tek hakim albay olduğunu ve Işık Evleri soruşturmasına başlayana kadar hakkında idari soruşturma dahi açılmayan bir subay olarak, Fethullah Gülen cemaati mensubu olduğunu söyleyen kişileri suçüstünde yakaladığı günden bu yana, hakkında 7 dava açıldığını, 74 suç isnadına karşı 724 yıl hapis cezası istendiğini, sonuçlanan "Balyoz" davasında 23 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldığını, 3 yıl 14 gündür tutuklu bulunduğunu belirterek, "Ben bu davaların bir numaralı mağduruyum" dedi.

Işık Evleri soruşturması!

Hava Hakim Albay Üçok, Karargah Evleri olarak bilinen soruşturmayı yürüttüğünü ve bu soruşturma sırasında MİT tarafından hiçbir somut ve hukuki delile dayanmayan, TSK ile ilgili gerçek dışı iddialar içeren bilgi notlan hazırlandığını tespit ettiğini kaydetti. Üçok, şunları hatırlattı:

"Aynı dönemde, şu anda mahkemeniz huzurunda görülmekte olan davaya da bir bakıma gerekçe yapılan Kayseri’deki 2. Hava ikmal Bakım Merkez Komutanlığı’nda, kendilerinin Fethullah Gülen Cemaati üyesi olduğunu söyleyen bazı asker ve sivil şahısların TSK personelini fişlediklerine, bazı askeri emirleri izinsiz olarak aldıklarına, üzerinde değişiklik yaparak askeri yazışma bilişim sistemine tekrar soktuklarına yönelik olarak Işık Evleri soruşturmasını da yürüttüm."

‘ÖYM ile ortak yürüttük!’

Karargah Evleri soruşturmasının aynı zamanda Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığı ve İstanbul Savcılığı tarafından birlikte yürütülen ilk ve tek soruşturma olması nedeniyle önem arz ettiğinin altını çizen Üçok ifadesinde, şunları belirtti:

"Çünkü bu soruşturmanın haricinde kamuoyunun çok yakından aşina olduğu ve yüzlerce askeri şahsın yargılanıp haksız yere tutuklanıp mahkum edildikleri Balyoz, Askeri Casusluk, Poyrazköy, Amirallere Suikast, Andıç, 28 Şubat, Ergenekon gibi davaların hiç birisi ile ilgili yetkili komutanlıklarca soruşturma emri verilmemiştir. Tüm bu soruşturma ve davalarda askeri yargının devre dışı bırakılmış olması, bu gün ben dahil dört yüz civarında subayın, seksene yakın general ve amiralin belirli cemaatlerin etkisinde olduğu iddia edilen yargıç ve savcıların haksız, hukuksuz ve adil yargılanma hakkına aykırı muamelelerine maruz bırakılarak tüm gelecekleri yok edilmiştir."

TSK’ya ilk komplo!

Karargah Evleri soruşturmasının, MİT tarafından hazırlanmış olan ve içerisinde emperyalist bir kalkışmaya karşı Hava Kuvvetleri Komutanlığında görev yapan kırk civarında, subay, askeri öğrenci ve sivil memurun, İşçi Partililer ve Alevi Balaban Aşireti ile beraber silahlı mücadele etmek üzere bir oluşum içerisinde oldukları bilgilerini içeren hiçbir somut ve hukuki delile dayanmayan bir belgenin Genelkurmay Başkanlığına gönderilmesi ile başladığını belirten Üçok, şunları kaydetti:

"Bu soruşturma bizzat benim tarafımdan yürütüldüğü için, rahatlıkla içerisinde yer alan iddiaların hiçbirisini doğrulayacak hukuki ve somut delil olmadığını ve bu belgenin, TSK’yı kamuoyu nezdinde siyasi partiler ile iç içe, mezhep ayırımcılığı yapan, içerisinde illegal silahlı çetelerin olduğu bir kurum gibi göstermeye yönelik bir komplo olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Karargah Evleri soruşturmasının diğer bir özelliği de, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı hazırlanmış ilk komplo olmasıdır."

Askeri hakime yöneltilen suçlar!

Hava Hakim Albay Zeki Üçok’a iddianamede şu suçlar yöneltiliyor:

"Bazı soruşturmalar sırasında usule aykırı hareket edilmesi, mağdur Astsubay Ali Balta’nın avukatıyla uzun süre görüştürülmesine müsaade edilmemesi, bir bilirkişinin hazırladığı raporların dosyaya dahil edilmemesi, aynı bilirkişiye farklı rapor hazırlatılması, bazı şüpheli avukatlar hakkında MİT Müsteşarlığı, Ankara Barosu ve bazı askeri birliklere yazı yazılması gibi bir dizi olaya ilişkin, "zincirleme olarak memuriyet görevini kötüye kullanmak" suçunu işlediği, ayrıca makam aracıyla lokanta ve pastaneye gittiği, çocuğunu birkaç kez dershaneden alıp eve bıraktırdığı, soruşturma sırasında evrakları tarih sırasına göre koydurmadığı, soruşturma sırasındaki suç eşyalarını poşete koymayıp açıkta bıraktığı."

Mehmet BOZKURT – Olcay KABAKTEPE – 10 Ekim 2012 – Aydınlık

Levent Kırca: Sen bana vurursan, ben de sana vururum


Aydınlık’ta Pazar günleri yazmaya başladı­ğımdan bu yana iki yıl oldu. Yazardın, yaza­mazdın derken; okunan bir köşe yazarı ol­dum çıktım. Hatta yakında bir de kitabım çı­kıyor. Kitabımın ismini sahnede de söylüyo­rum, millet kırılıyor gülmekten… Bir kez da­ha yazıyorum; kitabın adı:

“Önüm, Arkam, Sağım, Solum.. Dö­nek.”

Bu hafta, haşmetmeap başbakanımızla başlayalım. Baba, kendi kafasına göre kurul­tay yaptı. Yandaş gazeteler içerde, bizim düşüncemizdeki gazeteler dışarıda. Yani ya­saklı. Yahu padişahım, senden büyük Allah var. Sen bir başbakan olarak, kanunu çiğner ve bu gazeteleri kongreye sokmazsan, en azından ayıp olur. Koskoca BOP Eşbaşkanına yakışır mı? Başbakan ağabeycim ya, sen böyle alenen yasayı çiğnersen, polisin ve seninkilerin, zamları protesto ederken yerler­de sürüklenip, coplanarak dövülen, gaz yut­turulan ya da ölümden dönen insanlara yaptıkları muameleyi senden Örnek aldıkları­nı gösteriyor. “Büyük döker, küçük toplar”‘ hesabı… Baba, ülkeyi yönetiyorsun, buna yönetmek denirse.. Şimdi bunun adı de­mokrasi mi oluyor? Hatta ileri demokrasi… Başbakanım, ağabeycim, bu gidişler ne gi­dişlerdir? Yabancı devlet başkanlarını geti­rip, kredi karşılığı konuşturuyorsun; Sence insanlar bunu yiyor mu? (?)

Arkadaşlarıma sordum, bir T.C. vatanda­şı olarak bunların kurultayına gitsem ne olur, diye. Aynı gün Ankara’daydım. Beni de beş bin kişi izledi. Şöyle cevap verdiler; “Kapıdan kovulurdun. Hadi içeri girdin, ora­daki kalabalık, başbakanlarına yaranmak için, seni parçalayıp öldürürdü.” Vay ki ne vay… Korktum valla. Daha yapacak işlerim var. Daha sana karşı çıkacağım. Atatürk’ü savunacağım ve Cumhuriyet’i senin elinden kurtaracağım…

Ülkemin ‘dönekleri’ne

Sizi, bizim bildiğimiz kadar, Erdoğan abimiz de biliyor. Bre gafiller, inanın bizlerden sonra sıra size de gelecek.

Sinan Çetin

Ben bu adamı, çocukken Ankara’da tanı­dım; devrimci ve Atatürkçüydü. Beş kuruşu da yoktu. Mahalle arasında düğün fotoğrafçısıydı. Yükselmek istiyordu ama nasıl… Bunların arasında ille ve en önce ben şöhret oldum. O gün de devrimciydim, bugün de öyleyim. Benden gayrısı değişti.

Bir film çekmiş, Çanakkale Çocukları di­yor ama inanmayın, kendi çocukları… Karı­sını ve çocuklarını oynatmış, tabi onlar da oynayamamış… Filmi evinin arka bahçesin­de çekmiş, inanılmaz bir müsamere. Cum­huriyet düşmanı, Atatürk düşmanlığı yapan bir film… “O”, seyirciye oynuyor. Hatta se­anslar iptal ediliyormuş. Bir gittim, seyrede­yim istedim. Salondaki tek seyirciydim, on dakika zor tahammül ettim ve çıktım. Yaz­mak, yazabilmek için tekrar seyrettim, alt­mış iki yaşındayım, ilk kez “yuh” çekme hakkımı kullanmak istiyorum. O da Sinan’a ve bu filme olsun. Yuh! Diyorum, hepsi bu…

Ne olur biraz filmi özetleyeyim size;

Sinan’ın gerçek hayattaki oyuncu olma­yan karısı, Sinan’ın gerçek hayattaki oğlu­nun da annesidir. Anne, Sinan’ın gerçek hayattaki evinin arka bahçesinde, aşırı botokslu haliyle oturmaktadır. Çocukların biri İngiliz, biri de Türk’tür. Aralarında tartışmak isterler fakat tartışamazlar, çünkü oyuncu­lukları ve diksiyonları mani olur kendilerine. Hava bulutlu, yağdı yağacak. Ne var ki, İn­giliz kadın havayı dikkate almaz. Sadece çarşaflardan oluşan çamaşırlarını yıkamış, yağmura rağmen bahçeye asmıştır. Uç kişi­lik bir aile olmalarına karşın, kirli çamaşırla­rın otuz kadar çarşaf olması ve yağmurlu havada nasıl kuruyacağı, bir muammadır. Baba Haluk Bilginer, onlara ve otuz kadar çarşafın olduğu boşluğa arkası dönük bir şe­kilde ve ekşimiş bir suratla on beş dakika kadar bakar. Yağmur başlar…

Hiçbiri yağmurdan kaçıp eve sığınma ge­reği duymazlar. Kostümlerin ve makyajların boyaları yağmura karışıp akmaktadır. Anne, tastaki yeşil elmalardan birini oğulları için yağmurun altında soymak ister. İngiliz’dir, ayrıca kabiliyetsiz olduğu için elmayı soyamaz, elini keser. Elindeki kan, bir sahnede akar, bir sahnede akmaz çünkü filmde de­vamlılık yoktur. Birden, bahçede asılı otuz beyaz çarşafın kırmızı, hatta bordo olduğu­nu görürüz. Film, o andan itibaren bir zombi filmi halini alır. Çanakkale’de ölen İngiliz,

Türk, her milletten ölüler birer ikişer çarşaf­ların arasından gelirler. Bu sahnede Atatürk ve Çanakkale şehitlerinin küçümsendiği apaçık ortaya çıkar. Ölülerden biri olan Ya­vuz Bingöl bir iskemleye oturur, Çanakkale Savaşı’nı anlatır.

Sinan arka bahçesine, bahçede çektiği anlaşılmasın diye bol sis basmıştır. Duman­ların arasında birkaç asker birbirini süngüler ve bu görüntüler Yavuz Bingöl’ün anlatımı­nın arasına serpilir. Sinan bu filmden ötürü beş milyon dolar içeri girer; ama olsun, bu parayı bir topluluk ödeyeceği için, o kadar da önemli değildir.

İngiliz kadın ve İngiliz oğlu, oyunculuğu öğrenemeden film biter. Yağmur kesilmez, filmden umut kesilir. -SON-

İşçi Partisi

Ekimin altıncı günü, yani siz bu yazıyı okurken ben Ankara’da bir törenle İşçi Partisi’ne katılmış olacağım. Heyecanlıyım. Atatürk çatısı altında, doğru bir yerde duru­yorum. Benim katılmam, İşçi Partisi’ne katı­lımları artıracaktır, eminim. Aydınlık Gazetesi’nin tirajları; Ulusal Kanal’ın izleyici kitle­si; Doğu Perinçek ve Mehmet Perinçek’in aydın oldukları için baba-oğul hapiste oluşu;

Şule Hanım’ın, sadece oğlunun değil, bu genç yaşta hepimizin anası olması; partiyi aydınlıklara götürecek, eminim. Bu aydınlık, jeneratörlü, ampüllü bir aydınlık değil, güne­şin aydınlattığı doğal bir aydınlık olacak.

Kendi rızamla, hiç kimsenin baskısı olma­dan aldım bu kararı. Ayrıca değerli dostum “İlyas Salman “‘in ve hocam, ustam “Özde- mir Nutku”nun da aynı tarihte İşçi Partili ol­ması çok manidar. Dostlarıma da, aileye hoş geldiniz, diyorum.

Sevgili dostlar umutsuzluğa kapılmayın. Ben TGB’de konuşma yaparken, salonda oturan gençleri gördüm. Bu gençler, Ata­türk’ün yasaklanan hitabesinde seslendiği gençler.. Ve anladım ki, yarınlar bizim…

Kedi köpek davası

İnsanlar, yığınlar halinde AKP’nin hay­vanları telef etmeye yönelik kararlarını pro­testo etmek için yürüdüler. AKP de kararı geri çekti. Güzel… Bence bu, oyundu. On­lar yürüsünler, biz de kararı geri çekelim, oyunu. Yani bakın, bazen de sizin dediğinizi yapıyoruz, oyunu.

Cumhurbaşkanı yeni bir oyun başlattı; “milletvekili olanlar hapisten çıksın” oyunu. BOP Eşbaşkanı da aynı fikirde olmadığını beyan etti. İlk raunt böyle, ikinci raundu merakla bekliyorum…

Haftalık yazımı tam noktalayıp bitirmiş­tim ki, Suriye’yi bombaladığımızı öğrendim. Bizi kışkırtıp savaşın içine çekmek istiyorlar. Şimdilik, “Suriye Halkı Kardeşimizdir” ve “Savaşa Hayır” demekle yetiniyorum.

Savaşa hayır

Her ne kadar meclisten teskere çıksa da, emperyalist güçler bizi savaşın içine çekmeye çalışıyor. Türkiye’nin bu savaştan hiçbir çıkarı olamaz. Aksine, bu coğrafyada Müslüman komşularımızla iyi geçinmeliyiz. Bu bir dayatmadır. Ayrıca İran’ı ve Rus­ya’yı karşımıza almamızı da hiç doğru bul­muyorum.

Ordumuz bu işe gönüllü mü? Elbette de­ğil ama gönüllü olmayanların nerede oldu­ğunu biliyoruz. Bilinmelidir ki, Suriye’nin bölünmesi Türkiye’nin de bölüneceği anla­mına gelir.

AYDINLIK

Kurtul Altuğ: İktidarda çöküş sinyalleri /// CC : @Ulusal_Kanal @halilnebiler @AydinlikGazete


AKP 4. büyük kongresinde Sayın Başbakan’ın ko­nuşmasını bütün yandaş televizyonlar aynı anda yayınladı. İktidara teslim olmuş yazılı basın bir gün ön­ceden açıkladı ki Başbakanın bu konuşması “bir manifesto olacaktır“. Yani Başbakan ve AKP Ge­nel Başkanı Tayyip Erdoğan danışmanları tara­fından özene bezene hazırlanan bu konuşmasıyla kongrede, hem AKP’ye bir yol haritası çizecek hem de kendi düşüncesine göre Çankaya Köşkü’ne çı­kıştan sonra, 2023 yılında kendisine 10 yıllık bir süre tanıyarak, ilahi adaleti hiç düşünmeden par­tisine yeni bir düzen verecektir.

Konuşmayı dikkatle dinledim. Geçmiş dene­yimlerimi yakın tarihin sayfalarını karıştırdım:

1957 seçimlerinden sonra Başbakan Mende­res’in ruh hali sanki 2012,4. AKP kongresinde ko­nuşan Başbakan a etki etmişti. 1957 27 Ekim’in- den sonra yakın çalışma arkadaşlarından Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlunun anlatımıyla Mende­res’in durumu şuydu: “Ezgin, bezgin, gergin, son derece kararsız ve tutarsızdı. Şöyle eliyordu: ‘Allah bana bir daha o 27 Ekim gecesini yaşatmasın’.”

Menderes o 27 Ekim gecesini yaşamadı. Da­ha feci ve hak etmediği bir son kendisini bekliyordu.

Erdoğan iktidarının 11. yılında “ustalık devri” di­ye nitelediği süreçte Türkiye’nin en önemli soru­nu dış politikada ve PKK terörünü önlemede hiç­bir başarı sağlayamamıştı. AKP genel başkanının iki yanlı bir tutumu var. TV ekranlarında ya da ba­sına verdiği açıklamalarda başka türlü konuşuyor, halka o artık alıştığımız hatip üslubuyla akıl almaz vaatlerde bulunuyor, yol haritalan belirliyor. Ancak tarihi nitelik taşıyan örneğin; dünyaya verdiği me­sajlarda başka türlü. İşte o nedenle Başbakan’ı bu son genel başkanlık kongresinde Menderes’e ben­zer bir ezginlik, bezginlik ve sıkıntı içinde dinledi­ğimi söyleyebilirim. Menderes’e o kadar benziyordu ki!

Manifesto değil fiyasko

Kongrenin ertesi günü yayınlanan ve çoğu AKP kongresine girmesi yasaklanan muhalif gazeteler­de hep şu başlık yer cildi: “Manifesto değil fiyasko.”

Neden?

Çünkü Atatürk’ün fotoğrafı yanında konuşulanların önceki konuşmalarıyla hiçbir ilgisi yoktu ve Başbakan önündeki sorunları çözmenin çareleri­ni üretmiyor terörle ve terörün başıyla yani İmralı’daki 30 bin insanın katlini gerçekleştiren ve ha­la Kandil’in bu işlere devamına son vermek için İm- ralı sakiniyle görüşeceğini ve artık Kandil’i ve bu­nun meclisteki uzantısı BDP’yi saf dışı edeceğini açık bir biçimde ifade etmiyordu. Tersine kongre üye­lerinin gözyaşı pınarlarını harekete geçirecek ha­masi şiirleri ard arda sıralıyordu. Kongrenin ko­nukları arasında muhalefet partileri yoktu ama ül­kesinde idama mahkûm Irak’lı Haşimi ve Hamas’ın ABD’nin hiç hoşlanmadığı lideri Halit Meşal bu­lunuyordu. En önemlisi ise PKK’nın arkasında dur­duğunu dünya âlemin bildiği ve Irak’ın merkezi ida­resine karşın PKK’ya barınaklık yapan, Türk as­kerlerini şehit eden eşkıyanın barınağı Kuzey Irak özerk bölgesinin ya da kukla devletin başı Mesut Barzani vardı ve Barzani konuşurken akıllara dur­gunluk veren bir AKP grubu sesi yükseliyordu:

“Türkiye seninle gurur duyuyor…”

Şehit ailelerinin yüreği sızladı

Kongrenin genel çizgisinde ne ekonominin ba­kanlar arasında tartışmaya varan tükenişi vardı ne de teröre son verecek bir darbeyi eşkıyanın barınağına indirecek yumruğun sesi.

Allah bir ya bu kongreden Barzani için yükselen “Türkiye seninle gurur duyuyor” sesleri Türkiye’nin her yerinde yaşayan AKP’li şehit ailelerinin yüre­ğini sızlatmıştır. İşin daha acısı 11 yıldır terörle baş edemeyen Başbakanın CHP Genel Başkanını yar­dıma çağırmasıydı. AKP’nin 4. büyük kongresi an­ketlere pek uygun düşmeyen Başbakan’ın şu söz­leriyle noktalandı: “İçimizde nifaka yer yok. Bun­dan sonra değişik unvanlarla yine birlikte çalışa­cağız.” Ve bir ilginçlik de Başbakanın bırakın 2023’ü, 207l’i yani Malazgirt! Ve Alpaslan’ı he­def seçmesi.

Hayalin bu kadarına pes.

AYDINLIK

SABAHATTİN ÖNKİBAR: Yeni oluşum çığlığı ve Milli Merkez! /// CC : @sonkibar


Bir değil birkaç anket aynı şeyi söylüyor.

Türk halkının yüzde 60 küsürü AKP, CHP ve MHP’yi beğenmiyor ve illa da “yeni bir oluşum” diyor.

Bunun adı, “toplumun çığlığı”dır ve kendine, bırakın “kanaat önderi”, “aydın” diyen herkesin bu çığlığı duyma ve gereği için harekete geçme sorumluluğu vardır.

Evet, çıkın sokağa duyacaklarınızın özeti şudur:

– Tamam, AKP ile Tayyip çok kötü ama bu ülke, Kılıçdaroğlu ile Bahçeli’ye de teslim edilemez!

Bu bakışın egemenliğiyledir ki Tayyip Erdoğan, 10 yıllık iktidar yıpranmışlığına rağmen oyunu artırabiliyor.

Altını çizerek yazıyorum, AKP’yi yüzde 50’lere çıkaran ve hâlâ o noktada tutan temel olgu, alternatif bir siyasi adresin olmayışıdır.

Kuşkusuz bu tablo, doğal değil yapaydır yani AKP’yi iktidar yapanlar, ona alternatif olacak bir muhalefetin inkişafını, türlü operasyon ve siyaset mühendislikleri ile engellemişlerdir ama manzara her halükarda budur.

Gelelim olması gerekene:

Söz konusu ülkenin mukadderatı ise artık amblem-sembol alışkanlıkları ile şahsi hırslar aşılmalı ve yeni bir eksende bir araya gelinmelidir.

Bu eksenin adı Milli Merkez’dir.

İçeriği ise Mustafa Kemal’in Milli Devleti yani Cumhuriyet ideolojisidir.

Evet, sağ-sol demeden ve parti ayırımı yapmaksızın “Atatürk” diyen herkesin bu çatı altında toplanması artık yurtseverlik görevidir.

Bu bütünleşmenin bilimsel ya da akademik zemini ve ruhu da Sevgili Haluk Dural’ın önderlik ettiği ve Hüsamettin Cindoruk’tan Doğu Perinçek’e, Ufuk

Söylemez’den Ali Topuz’a, Ümit Kocasakal’dan Prof. Dr. Zekeriya Beyaz’a kadar pek çok toplumsal önderin yazı ve söylevleri ile omuz verdiği Milli Anayasa Forumlarıdır.

Gelinen noktada yapılması gereken, pratiğe geçiş yani sahaya inmektir.

Bunun için toplumda kendine misyon biçen ve zerre sorumluluk hisseden herkesin bugünden itibaren kollarını sıvaması artık vecibedir.

Hani derler ya, vatan söz konusu ise gerisi teferruattır -ki öyledir- bırakın ürkekliği ve hesap yapmayı bir araya gelelim. Bölünmezliğimiz adına kurtuluş meş’alesine yakalım!

İlan ediyorum! Güya bizim hassasiyetlerimizi paylaşıp da kim bu kutlu girişime uzak durur ve gıyabında menfi laf ederse onu hedef alacağım.

Ve Newyork Times Kürdistan’ı ilan etti!

The Newyork Time’s değil ABD’nin, Dünyanın en etkili gazetesidir.

Öyle çünkü bu gazete, ABD’de hem yönetimi yönlendirir hem de yönetimdeki eğilimleri en doğru ve net olarak yansıtır.

Newyork Time’s daha da ötesi, adına Dünya devleti denilen Küresel Emperyalist Merkezin de sesi konumundadır.

İşte bu gazetede önceki gün bir makale ve harita yayımlandı.

Harita önümüzdeki yakın süreçle ilgili. Ve haritada, Kürdistan ayrı bir devlet olarak yer almış durumda.

Evet Kürdistan, Pentagon ile NATO’nun haritalarına ilaveten Newyork Times’a da girmiş oluyor.

Küresel baronlar, Kürdistan’ı bu şekilde ilan ettiğine göre yerli işbirlikçileri de ona göre vaziyet alacaklar ki gidişat orayadır.

Kürdistan’ın kurulması Sevr’in ilk bölümünün hayata geçmesidir, göreceksiniz peşi sıra hemen Büyük Ermenistan ile Pontus projeleri devreye girecek.

AKP Kongresi ve Öcalan’ın kardeşi!

Yarın yapılacak olan AKP Kongresi, Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki yılları inşa toplantısı olacak.

Erdoğan, partisini önce eski yol arkadaşları ile buluşturacak yani Numan Kurtulmuş gibi isimlerin önde olacağı bir vitrin oluşturacak. Amacı F Tipi ile Gül’e karşı partisini sağlama almak.

Peşi sıra mesajlar verecek.

Tahminim -ki Aydınlık dün yazdı- Erdoğan’ın Kürtlere göz kırpacağı yani özerkliği ima eden açıklamaları yapacağıdır.

Burada bir parantez açıp Öcalan’la yeniden müzakere ve kardeşinin İmralı’ya aniden gönderilmesinin AKP Kongresi’ne denk gelmesinin tesadüf olmadığını söylemek istiyorum. Öcalan’ın kardeşinin aktardığı, “PKK’ya kızgınlık” ifadeleri, belli ki sipariştir ve arkası da gelecektir. Kuşkusuz bütün bu süreç bağımsız değil yani dış dinamiklerin kontrölünde yürüyor ki Erdoğan’ın birden dümen kırması zaten bunun içindir.

Hülasa yarın ki kurultay özellikle Kürt mes’elesi bağlamında önemli bir kilometre taşı olacak.

Bahçeli’nin Erdoğan’a verdiği söz

Erdoğan ile Bahçeleri imzaları atıyor.

Ne için mi?

Erken yerel seçimin kış öncesine alınmasına!

Yahu yaz sonu demek insanların ekonomik olarak kısmen rahat olduğu dönem demek, dolayısıyla bu mevsimde seçim iktidara yarar.

Bunu herkes gibi MHP’liler de biliyor ama buna rağmen susuyorlar.

Niye mi?

Bahçeli, Tayyip Erdoğan’a söz vermiş de ondan!

Dün bunu, telefonda konuştuğum, “Adımı açıklama beni ihraç eder “ diyen MHP’li bir milletvekili söyledi bana.

Ey Bahçeli! Öcalan’la müzakere masasına oturan Erdoğan’la bu paslaşmanın perde gerisinde ne var?

Kurultayda sana destek mi olacak? Yani muhalif adaylara iktidar operasyonları mı olacak?

Değilse hangi akla uyarak AKP’nin talebine “iyi” deyip ardına takılıyorsun!

Bu tutumunla sen de dolaylı olarak Türkiye’nin yıkım projesinde yer almış olmuyor musun?

Aydınlık

MEHMET FARAÇ: Teröristin halleri, Türkiye’nin rolleri!.. /// CC : @FARACYAZIYOR


Türkiye’nin de katkılarıyla Suriye’de aylardır süren karmaşa yerini iyice belirsizliğe bıraktı… Net olan bir şey var ki; Suriye Kaddafi’nin Libyası kadar kolay lokma değilmiş!..

Çünkü uluslararası gelişmeler ve tartışmalar da gösteriyor ki, olay neredeyse “Suriye’de binlerce insan boşuna mı öldürüldü” sorusuna kadar gidiyor!..

Bu sorunun önümüzdeki günlerde daha yaygın dillendirileceğini gösteren iki önemli gelişme de var… Önce birincisine değinelim:

“Muhalif” adı altında Suriye’de kan döken “Özgür Suriye Ordusu” (ÖSO) adlı taşeron grubun liderlerinden Albay Ahmet Hicazi, Arabi Press haber sitesine demiş ki;

“Türkiye, Özgür Suriye Ordusu’nu topraklarından kovdu ve merkezi komutayı Suriye’ye taşımak için belli bir süre verdi.”

Hicazi, “Suriye içine dağılan örgüte bağlı çetelerle irtibatta sorun yaşadıklarını ve bu yüzden söz konusu çetelere daha kolay silah ve mühimmat sağlamak amacı ile örgütün komuta merkezini Türkiye’den Suriye topraklarına kaydırdıklarını” da belirtmiş.

ÖSO yöneticisi Hicazi’nin bu itirafına bakarak Suriye rejimini yıkmaya çalışan teröristlerin, Türkiye’deki üslerinin net olarak ortaya çıktığını irdelemek istemiyorum

Çünkü, Türk ambulanslarıyla taşınan teröristlere ve Hatay sokaklarında dolaşan gizemli tiplere bakanların bile bundan zerre kadar kuşkusu kalmıyordu!..

Kral… kralcı!..

Gelelim ikinci gelişmeye… İşte bu önemli ikinci konu dünkü Aydınlık‘ın dış politika sayfasındaydı… Bu haber de Arabi Press’e dayandırılmıştı…

Habere göre, “ÖSO” adlı silahlı gruba mensup bazı komutanlar, 23 Eylül’de Şam’daki bir otelde toplanarak, rejime karşı savaşmaktan pişmanlık duyduklarını itiraf etmişler!..

Hatta habere göre, “halka silah doğrultmanın üzüntüsü”nü yaşayan bu komutanlar, Suriye hükümetiyle yeniden iletişim kurmak için de çaba gösteriyorlarmış…

O halde ortada üç önemli soru ve sorun da var;

– Türkiye ÖSO’yu gerçekten sınır dışı etti mi?.. Bu karar ne zaman alındı ve ne kadar uygulanabildi?.. Yoksa bu haber Türkiye kamuoyunu rahatlamaya dönük bir dezenformasyon mu?..

– Türkiye sınır dışı kararı alıp uyguladıysa, ÖSO içindeki çözülmeyi önceden mi haber almıştı?.. Bu kararda; Türk halkının, hükümetin Suriye politikasını beğenmediğini kanıtlayan anketlerin de payı var mı?..

– Peki, bu sınır dışı gerçekse ve ÖSO’daki çözülme bizzat muhatapları tarafından itiraf edilmişse Türkiye; Suriye politikasını değiştirecek mi?..

Yok… yok… Bu soruları yalnızca Suriye’ye yönelik tavır yüzünden özellikle Güney illerinde ekonominin çökmesi ve halkın huzursuzluğunun iyice artması nedeniyle sormuyorum…

Acaba Türkiye, kerpiç damlarımızın bile sırt sırta olduğu en yakın komşumuza karşı daha ne kadar “kraldan çok kralcı” davranacak onu merak ediyorum!.

Gafletin kestiği bilet!..

Bingöl-Muş karayolunda PKK’nın düzenlediği saldırıda 10 asker şehit olmuştu… Yaralanan 70 askerden biri olan jandarma er Ramazan Arı memleketinde gazetecilere konuşmuş:

“Olaydan sonra hastanede bir gün yattım. Vali ve komutanlar bizi ziyaret etti. Daha sonra helikopterle Elazığ’a getirildik. Memlekete gelmek için cebimde beş kuruş dahi yoktu. Mecburen gelmek için Elazığ’da tanıdığım bir hocam vardı. Ondan borç yol parası aldım ve o parayla memleketime gelebildim.”
Bu haberi okuyunca sizin aklınıza eminim geçen ay Sakarya’daki evine otobüsle gönderilen yaralı asker gelmiştir!..

Yok… Yalnızca o değil, Aydınlık’ta dün yayımlanan “Saltanat göklerdedir” başlıklı haber de beni çok düşündürdü. Bakınız o haber çaresizlik ve saltanat ikilemini nasıl anlatıyordu:

“MHP Kocaeli milletvekili Lütfü Türkkan, Başbakanın yedinci uçağını da alarak filo kurmasını TBMM gündemine taşıdı. Türkkan, Erdoğan’ın geçen yıl Airbus’tan 200 milyon dolara satın aldığı Airbus 330-200 tipi uçağının VIP dönüşümü sonrası maliyetinin 400 milyon doları bulacağını söyledi.”

Uçak filosu kurmak ve Suriyeli isyancıları beslemek için ekmekten suya kadar her şeye zam yapılmasını olağan karşılamak anlayış meselidir!..

Peki, yaralı askerin borç parayla aldığı bilet kimlerin gafletinin ürünüdür acaba?..

AKP’linin yolsuzluğu tamam da!..

Örneğin Karacabey’in AKP’li Belediye Başkanı Ergün Koç ve diğerlerini sıralamama gerek yok…

Son bir haftada bile AKP cephesinde iki ihraç olayı yaşandı!.. AKP Merkez Disiplin Kurulu, Doğanhisar Belediye Başkanı Salih Öztoklu‘yu “yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma iddialarının basına yansıması üzerine” partiden ihraç etti.

Önceki gün ise AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, Doğankent Belediye Başkanı Nazmiye Kabadayı‘nın da “Görevi kötüye kullanma, yolsuzluk“ iddiaları nedeniyle partiden ihraç edildiğini açıkladı.

Bunları AKP’liler çok dürüst gibi bir algı yaratmak için tabi ki yazmıyorum… “AKP’liler bunları göstermelik yapıyor” diyenler de çıkabilir…

Hatta CHP’liler, özellikle büyükşehirlerdeki belediye ihalelerini dikkatle izlerse, AKP’yi çok zor duruma düşürebilecek ilişkiler de ortaya çıkabilir!..

Ancak Türkiye’de siyaset ahlakının ne kadar dejenere olduğunu kimse reddedemez!.. Örneğin medyada yolsuzlukları, usulsüzlükleri sıralanan muhalefet belediye başkanlarını savunmaya hatta korumaya kalkanlar, utanmadan şunu söyleyebiliyorlar:.

“Ne yani AKP’liler de yapmıyor mu?.. Onlar yazılsın!..”

Bir teslimiyet, bir kabullenme ve bir ikiyüzlü tavırdır bu!..

AKP son günlerde birçok belediye başkanını yolsuzluk yapıyor diye partisinden ihraç ederken, kamuoyunda yolsuzlukla mücadele ediyoruz algısı da yerleştirmeye çalışıyor…

Toplum halkçı belediyecilik iddiasındaki partilerden de aynı duyarlı tavrı bekliyor!.. Özellikle de CHP’den…

Acaba CHP Genel Merkezi; usulsüzlükleri ve şaibeleri gazetelere manşet olan Ataşehir Belediyesi‘nin ilginç ve tartışmalı imar-ihale faaliyetlerini ne zaman mercek altına alacak?..

Çünkü bütün Ataşehir manşetleri ve Battal İlgezdi adlı başkanın lüks ve şatafatlı yaşamını konuşuyor!.. Ve bu durum ne yazık ki belediyeyi AKP karşısında ancak 3 bin oy farkla alabilen CHP’yi çok zor durumda bırakıyor…

Haaa… Bir de kotralı, yatlı belediyecilik var!.. CHP yönetimi acilen Bakırköy’e uzanıp halkı ve tabanı dinlese yeter!..

Aydınlık

Suriye sahnesinden çekilmek /// CC : @MaliGuller


Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan’dan oluşan “Dörtlü Komisyon”un, Ankara’nın Suriye sahnesinden “onurlu” çekilebilmesi için bir fırsat olduğunu dile getirmiştik geçen hafta… “Suriye sorunu yerelleşiyor” ve “Erdoğan tuzaktan çıkabilir mi?” başlıklı iki yazımıza, hem olumlu hem de olumsuz eleştiriler gelmişti…

Aradan geçen bir haftada durum ne peki?

ÖSO komutanı: Ankara bizi kovdu

1. Özgür Suriye Ordusu ÖSO Askeri Konsey Başkanı Tuğg. Mustafa el Şeyh, hafta sonu AP ajansına yaptığı açıklamayla, komuta merkezini Türkiye topraklarından taşıdıklarını açıkladı.

Oysa AKP Hükümeti’nin açık desteğiyle kurulan ve faaliyet gösteren ÖSO, resmi internet sitesinde komuta merkezinin adresini Hatay diye ilan edecek kadar pervasızca hareket ediyordu…

Denilebilir ki, bu karar göstermeliktir ve sadece AKP Hükümeti’ni kamuoyu nezdinde rahatlatmak için alınmıştır. Böyle bile olsa, ÖSO’nun komuta merkezini Türkiye toprakları dışına taşıdığını açıklaması, Esad karşıtı cephe açısından bir olumsuzluğa işaret etmektedir.

Nitekim mesele çok daha özel anlamlar içermektedir. ÖSO bu kararı her ne kadar “isyancı gruplar arasında daha fazla bölünme oluşmasını önlemek üzere” aldıklarını açıklasa da, kararın ana nedeninin, Ankara’nın “Suriye sahnesinden çekilme” adımlarıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.

Örneğin ÖSO’nun üst düzey komutanlarından Ahmet Hicazi, “Ankara’nın kendilerine Türk topraklarını terk etmek ve komuta merkezini Suriye’ye taşımak için belli bir süre vermesi“ nedeniyle bu kararı aldıklarını açıklamaktadır.

Davutoğlu: Suriye sınavını kaybediyoruz

2. Başbakan Tayyip Erdoğan‘ın “AKP Kongre hazırlıkları” gerekçesiyle katılmadığı BM toplantılarında Türkiye’yi temsil eden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu‘nun konuşmasını nasıl buldunuz? Esad‘a 15 gün süre tanıyan, “bölgeyi dizayn ediyoruz” diyen, kendisini “düzen kurucu” olarak niteleyen Davutoğlu, artık şöyle diyordu: “BM ve uluslararası sistem Suriye’de sınavı kaybetmek üzere.“

3. Aydınlık‘tan Rafet Ballı, İran dini lideri Ayetullah Hamaney‘in temsilcisi Hüseyin Şeriatmedari‘yle röportaj yaptı. İran’a göre Başbakan Tayyip Erdoğan, Suriye politikasından dolayı pişmanlık işaretleri vermeye başladı.

4. Suriye krizi üzerinden yaşanan cepheleşmede, Irak merkezi yönetimi İran’la yan yana durmuştu. AKP Hükümeti ise Bağdat’a karşı Erbil’le birleşiyordu. Dahası Erdoğan, Maliki‘ye karşı İyad Allavi ve Tarık Haşimi‘yi destekliyor, hatta yargılanan Haşimi‘yi Türkiye’de saklıyordu. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin, Irak merkezi yönetimini devre dışı bırakan bu yaklaşımı, Ankara-Bağdat ilişkilerini neredeyse kopma noktasına getirdi.

Ancak yukarıda sıraladığımız gelişmelerle eş zamanlı olarak, Ankara Bağdat’a da iyi niyet gösterisi yaptı. “Erdoğan‘ın Maliki‘ye sürpriz bir davet yaptığı” haberlerinin basına servis edilmesi, yeni bir yönelime işaret olarak algılandı.

Erdoğan’a kaçış yolu

Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan’dan oluşan Suriye Temas Grubu’nun ya da diğer ismiyle Dörtlü Komisyon’un Ankara’ya Suriye sahnesinden çekilme fırsatı sunduğu görüşü, önemli analistlerce de dile getirilmeye başlandı. Örneğin üçüncü dünya konulu kitaplarıyla tanınan Prof. Vijay Prashad…

Prashad Asya Times için yazdığı 22 Eylül tarihli uzun analizinde, bizim 20 Eylül tarihli “Suriye sorunu yerelleşiyor” başlıklı yazımızda dile getirdiğimiz görüşlere yakın şeyler söylüyordu: “Suriye’nin sarp bir şekilde Balkanlaşması, Irak Kürdistan’ının yanı başında bir Suriye Kürdistan’ı üretebilir. Şemdinli’deki yeni cephe, Erdoğan‘ın Suriye’deki ayaklanmaya verdiği desteğin bedelini gösterdi. Erdoğan siyasetinin neticeleri, ordudaki düzensizlik, ABD başkanı Obama‘nın Türkiye’den ‘daha fazlasını’ istemesi eşliğinde Türkiye’nin omuzlarına bindi. Mursi’nin Temas Grubu, Erdoğan hükümetine aşırı taahhütlerinden bir kaçış yolu sunmaktadır.“ (Dünya Bülteni, 22 Eylül 2012, Çev. Alpaslan Balcı)

Mehmet Ali Güller

Aydınlık

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: