Etiket arşivi: Balyoz Davası

“Balyoz” ile kasaptaki et terbiye edilir mi!


O gün haberleri seyrederken bu balyozun bir gün kafama indirilmeye çalışılacağını ve “ne oldu”derken esir alınarak hayatımın alt üst olacağını hiç mi hiç düşünmemiştim.

Bir tomar Hasdal mektubu birikti masamda. Bir yandan bu köşeyi tekrara düşürmemeye (çünkü hepsinin isyanları aynı temelde) ama bir yandan da Hasdal, Silivri ve Maltepe’de “esaret” altında olduklarını savunan Türk subaylarının seslerini duyurabilecekleri yegane aracın bu mektuplar olduğunun idrakiyle, birkaç gün arayla aktarmaya çalışıyorum yazdıklarını sizlere. Bugün, Deniz Piyade Kurmay Albay Yusuf Afat’ın, 29 Ekim günü Hasdal’da kaleme aldığı satırlar var sırada:

“Yakın geçmişte, “Zırhlı kurşun geçirmez camlarla donatılmış ve yürüyen modern kale haşmetinde görünen makam arabasının içinde mahsur kalan devlet büyüğümüzün, mahalle hırdavatçısında bile bulunabilecek sıradanlıkta bir “BALYOZ”un “DARBESİ” marifetiyle, mucize kurtarılışı”nın trajikomik anekdotu haberde gözümüze çarpmıştı. Sonrasında kurtuluşun mucize sembolü olan “balyoz”un yüksek bedeller ödenerek müzelik hale getirilmesi süreci yaşanmıştı…

O gün haberleri seyrederken bu balyozun bir gün kafama indirilmeye çalışılacağını ve “ne oldu”derken esir alınarak hayatımın alt üst olacağını hiç mi hiç düşünmemiştim. Anlaşılan, diğer meslektaşlarım da, benim gibi hiç düşünmemişler. Demek ki, bu “balyoz”un kerametini başa gelmeden anlamak mümkün değilmiş. Meğer biz neler yapmışız neler de hiç haberimiz yokmuş. İşin garibi hâlâ da yok…

Meğer biz;

– 2002-2003 yıllarında olmayan bilgisayarlarımız ile sözde “Balyoz” ile ilgili gerçek ad, rütbe ve unvanlarımızı kullanarak yazı yazmışız. Üstelik teröristlerin bile akıl ettiği kod adı kullanımını biz akıl edememişiz. Üstüne üstlük, bu yazıların hiç birini, ıslak veya elektronik imza ile imzalamadığımız gibi numunelik de olsa, ilaç niyetine, bir tanesinin bile kağıda çıktısını almamışız. Neden “ilaç niyetine bile çıktısını dahi almadığımız ve imzalamadığımız halde, bu dijital yazıların üstüne kendi isim ve rütbemizi olduğu gibi yazmışız”?!

– İBBB tarafından 2006 ve 2007 yıllarından sonra değiştirilen sokak isimlerini, 2003 yılında sözde “Balyoz” yazışmalarında kullanarak, güya cami eylem planı hazırlamışız. Neden 2012 yılında projelendirilen “Ağaoğlu Maslak 1453’ü proaktif davranarak öngörmemişiz”?!

– 2002-2003 yıllarından çok önce vefat eden emekli amirallere sözde “Balyoz”da görev vermişiz. Neden “Akdenizi Türk gölü haline getiren, Barbaros Hayreddin Paşa’yı unutmuşuz”?!

– 2009 yılında üniversiteye kaydını yaptıran ortaokul öğrencisinin adını, güya 2003 yılında üniversitede okuyor diye sözde “Balyoz” belgelerine yazmışız. Neden “ana karnındaki bir bebeği yazmayı unutmuşuz”?!

– Türkiyede ilk kez 2008 yılında kullanılmaya başlanan “Emniyetli Cep Telefonlarını”, güya 2003 yılında hazırlanan sözde “Balyoz” yazışmalarında kullanacağımızı yazmışız. Neden “5 yıl önceden ülkemize teknolojiyi getirmişiz”?!

– Microsoft tarafından 2006 yılında üretilerek piyasaya sürülen ve ilk kez 2007 yılı başında kullanılmaya başlanan CALİBRİ ve CAMBRİA yazı tiplerini, Mart 2003’de sözde “Balyoz” yazışmalarında kullanmışız. Neden “2020’li yıllarda ilk kez kullanılacak olan “serial…” yazı tipini kullanmamışız”?!

– 19 Mayıs 2006 tarihinde kurulan Türkiye Gençlik Birliği adını Aralık 2002’de sözde “Balyoz” yazışmalarında kullanmışız. Neden “TGB’nin de tertip komitesinde olduğu, 29 Ekim 2012 Cumhuriyet Bayramı nedeniyle organize edilen Ulus-Ankara’daki Seferberlik Yürüyüşünü yazmamışız”?!

– TRT’nin su altına dalışta görüntüleri alındığı tarih ve saatte bir deniz subayımız sözde “Balyoz” yazışmalarına yönelik dijital bir belge oluşturmuş. Neden “sözde darbe planlarını suyun altında bilgisayar kullanarak hazırlamışız?! Acaba kamera gibi balıkların da şahitliği kabul edilmediğinden m”?!

– 2003’de İzmir plakalı olan aracı, güya 2003 yılındaki sözde “Balyoz” yazışmalarında 2006 yılında değiştirildiği 16 BEB 33 yeni plakasıyla yazmışız. Neden “bu kadar müneccimlik yapmışız”?!
2000’e yakın bu örnekleri bitirmek mümkün değil. Düşünüyorum da;

– Her türlü zorluğun üstesinden gelmeye yardımcı olan mucize aparat “Balyoz” ile “kasaptaki et” terbiye edilebilir mi? Mesela soğan doğramak için?!

Balyoz’un doğru kullanımı için, tanıklar huzurunda, bilirkişi marifetiyle, Balyoz’un fayda ve mahzurları ortaya dökülebilir mi? Maazallah, yanlış kullanıp da bir yerimizi incitebiliriz.

(…)

Arabanın camını kıran Balyoz müzelik oldu. Acaba kafamıza vurulmaya çalışılan Balyoz da bir gün “Yüzyılın İftirası Balyoz Davası Müzesi” oluşturularak oraya konur mu?

Demirin ateşte kızartıldıktan sonra suya sokulduğunda çelikleşmesi gibi, suçsuz ve haklı olmaktan aldığımız güçle komplo ve ürünü iddialara karşı irademiz daha da çelikleşmiştir. Gerçeği saklayabilirsiniz ancak yok edemezsiniz. Yüzyılın iftirası Balyoz Davası’nda bir gün bütün gerçeklerin tüm ihtişamıyla ortaya döküleceği ve bu iftirayı atanların da yanına kar kalmayacağına canı gönülden inanıyorum.

“Güneş bulut altına girebilir fakat hakikat güneşi uzun müddet bulut altında kalmaz.” (Ziya Gökalp)

BİR AY UĞRAŞTI, ÖLÜM HABERİNİ ALDI


Silivri’de yaşanan acılara bir yenisi eklendi

(SÖZDE) Balyoz davasından tutuklanan emekli Tuğgeneral Mustafa Kemal Tutkun’un 2 yıldır tedavi gören annesi 97 yaşındaki Hüsniye Tutkun vefat etti. Tutkun’un özel izinle annesinin cenaze törenine katılacağı bildirildi.

Hüsniye Tutkun’un, yarın Çanakkale’nin Biga İlçesi’ne bağlı Çınardere Köyü’nde ikindi vakti toprağa verileceği bildirildi.

Çanakkale Onsekiz Mürt Üniversitesi (ÇOMÜ) Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salih Zeki Tutkun, tutuklu olan ağabeyi Mustafa Kemal Tutkun’un özel izinle, annelerinin cenaze törenine katılacağını belirtti.

Bu arada ÇOMÜ Rektörlüğü de Hüsniye Tutkun için taziye iletisi yayınladı. Emekli Tuğgeneral Mustafa Kemal Tutkun, ÇOMÜ’de bir süre İnkılap Tarihi dersi vermişti.

BİR AYDIR İZİN İÇİN UĞRAŞIYORDU

Öte yanan emekli Tuğgeneral Tutkun’un Haydarpaşa GATA‘da iki yıldır tedavi gören fafkat bir aydır hastalığı ağırlayan annesini ziyaret etmek için bir aydır Silivri 10. Ağır Ceza Mahkemesi‘ne "hasta ziyaret talebi"nde bulundu fakat izin verilmediği öğrenildi. Mahkeme, zorlu izin alma sürecinin sonunda 10 Kasım sabah erken saatlerde "görüş izni" verilen Tutkun, apar topar hastaneye gitti. GATA’ya geldiğinde annesinin öldüğü haberin alan Tutkun ardından Silivri’ye tekrar götürüldü. Avukatları ise "görüş izni"nin "vefat izni" olarak değiştirilmesi için izin başvurusunda bulundu.

Silivri’den TGB’ye selam ve 10 Kasım çağrısı


Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Amiral Cem Gürderiz, TGB’li gençlere bir mektup yolladı. Gürdeniz, mektubunda, 10 Kasım için de çağrı yaptı.İşte o mektup:

Değerli TGB’li gençler,

Bir devletin en büyük gücü, ekonomisi ya da silahlı kuvvetleri değildir. En büyük gücü gençleridir. Zira o devletin Sürekliliği, gençliğinin idealizm ve kararlılığının bir sonucudur.

19 Mayıs 2012 ve 29 Ekim 2012 tarihlerinde Türk gençliği, hepimize geleceği gösterdi, sadece göstermedi, yaşattı.

Aydınlık, kararlı ve sade bir enerji önce tünelden, Dolmabahçe’ye; daha sonra Ulustan Anıtkabir’e aktı. Şüphesiz akan bu enerji 2023 ün Türkiye’sinin gerçek sahiplerinin kimler olacağını aklımıza ve kalbimize kazıdı.

Bu 10 Kasım Ata’dan sonsuza dek ayrılmanın burukluğunu; ama onun ölümsüz ruhunun Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hiç bir döneminde yaşanmadığı kadar, gençlerle yekvücut bütünleştiğini görmenin tarifsiz mutluluğunu yasıyorum.

Türkiye cumhuriyetinin artık milyonlarca Mustafa Kemal’i var.

Amiral Cem Gürdeniz Silivri 5 Nolu cezaevi C 10

ulusalkanal.com.tr

BAKAN’IN AÇIKLAMASI SAHTEKARLIĞI ORTAYA KOYDU


Meğer 2003’te mevcut değilmiş

(SÖZDE) Balyoz davası belgelerindeki sahtelik Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz tarafından da tescillendi. Savcının ve bilirkişilerin, "2003 yılında tek oturumda oluşturulmuş" dediği Balyoz CD’lerinde ‘CC MAR Naples‘ adlı bir NATO Komutanlığı’ndan bahsediliyordu. Bakan Yılmaz, ‘Suga Harekat Planı’nda adı geçen komutanlığın, planın kaydedildiği 2003 yılında mevcut olmadığını açıkladı.

CHP Muğla milletvekili Nurettin Demir‘in soru önergesini yanıtlayan Bakan Yılmaz, CD’lerdeki sahteliği ortaya koyan önemli bir açıklama yaptı.

CD’lerde, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın Ege Denizinde Yunanistan’la yüksek bir gerilim ortamı yaratmak için hazırlanan ‘Suga Harekat Planı’nda “CC MAR Naples” adlı bir NATO Komutanlığı’nın ismi yer alıyordu. Soru önergesine yanıt veren Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, "CC MAR Naples" NATO Komutanlığı’nın, 1 Temmuz 2004 yılında kurulduğunu açıkladı.

Napoli-İtalya’da bulunan NATO Deniz Karargahının 05 Haziran 1967 – 01 Temmuz 2004 tarihleri arasındaki ismi Güney Bölgesi Müttefik Deniz Kuvvetleri Karargahı’dır. Haziran 2003 ayında onaylanan MC 324 / 1 dokümanıyla NATO’nun komuta yapısında bir değişikliğe gidilmiş, buna bağlı olarak da 01 Temmuz 2004 tarihinde HQ NAVSOUTH ismi Deniz Unsur Komutanlığı Napoli / İtalya (CC-MAR Naples) olarak değişmiştir.

Söz konusu plan, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in hakkındaki iddialara dayanak oluşturuyor. İddianamede, Tuğamiral Cem Aziz Çakmak’ın Deniz Kurmay Yarbay Ahmet Durhan Mertcan’ı CC MAR Naples’da görevlendirdiği iddia ediliyordu.

Tuğamiral Cem Çakmak da, savunmasında hazırladığı iddia edilen listenin sahte olduğunu açıklamıştı.

ASKERHABER / ANKARA

Türker Ertürk: ARKASINDAKİ İRADE VE SİLAHLI GÜÇ KİM? /// CC : @orsatramola @turkererturk


Milli Anayasa Forumu yurdun her tarafında toplantılar düzenleyerek hazırlanmakta olduğu söylenen, esasında emperyalist merkezler tarafından hazırlatılan ve yürürlüğe sokulması için dayatılan yeni anayasanın ne menem bir şey olduğunu anlatmaya çalışmaktadır.

Biz de bu Forum’un bir üyesi olarak bu çalışmalara katılmaktayız. Bu kapsamda geçtiğimiz Cuma Artvin’de, Cumartesi Hopa’daydık. Ayrıca Pazar günü de Özdere/İzmir’de Türkiye’nin genel durumu ile ilgili olarak başka bir çalışmada konuşmacı idik. İster istemez burada da konu yeni anayasa çalışmalarına geldi.

Forum ve diğer gazetecilik çalışmalarımız nedeniyle bugüne kadar ülkemizin birçok köşesine gittik ve oralarda yaşayan insanlarımızla yakından temas ettik. Halkın yeni bir anayasa talebi kesinlikle yoktur. Halkın ihtiyaçları, istekleri ve çözüm bekleyen sorunları çoktur. Hal böyle iken bu yeni anayasa çalışmaları nereden çıkmıştır?

Çağdaş anlamda dünyanın en eski anayasası sayılan 17 Eylül 1787 tarihli ABD Anayasası’ndan başlamak üzere günümüze kadar hazırlanan bütün anayasaların arkasında kurucu irade ve silah vardır. Bu tespit çağdaş anlamda olmasa bile 1787 öncesinde bir devletin veya bir toplumun en üst hukuk kaynağı olarak yapılan ve anayasa sayılabilecek tüm metinler için de geçerlidir.

Kurucu irade ve arkasında zorlayıcı yaptırım gücü olan silah yoksa anayasa yoktur. ABD Anayasası’nın arkasındaki silah İngilizlere karşı verilen bağımsızlık savaşının Başkomutanı George Washington ve onun komuta ettiği ordudur. O güç olmasa ABD Anayasası yapılamazdı.

İnsan derisi ile kaplıdır

Paris’te Karnavale Müzesi’nde bulunan ve kapağında “ İnsan derisi ile kaplıdır “ yazan Fransızların ilk anayasasının arkasındaki irade 1789 tarihli Fransız Devrimi, yaptırım gücü ise devrimin silahlı güçleridir.

1947 tarihli Japonya Anayasası’nın arkasındaki kurucu irade Japonya’yı kayıtsız şartsız teslim alan ABD, zorlayıcı gücü ise ABD işgal gücüdür. ABD İşgal Kuvvetleri komutanı Douglas MacArthur emrinde bulunan hukukçularına bir taslak hazırlatmış bunu Japonlara zorlamış ve ufak tefek değişikliklerle kabul ettirmiştir.

23 Mayıs 1949 tarihli Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası’nı hazırlatan irade II. Dünya Savaşı sonunda Almanya’yı işgal eden müttefikler ve onun başat gücü ABD’dir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 1921 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu adı altındaki anayasasının arkasındaki irade Türk Milleti’nin bu topraklarda hür ve bağımsız yaşama arzusudur. Arkasındaki silahlı güç ise Kurtuluş Savaşı’nı yapan Mustafa Kemal ve onun komuta ettiği ordudur.

2005 tarihli Irak Anayasası’nın arkasındaki irade bu ülkeyi istila eden ABD, zorlayıcı gücü ise ABD işgal kuvvetleridir. Bu anayasa ile Irak federal sistem altında yapılandırılmış, toplum etnik ve mezhepsel kompartımanlara ayrılmıştır. Ayrıca bu anayasa Irak’ın istikrarsızlaştırılmasına ve zaman içinde bölünmesine elverişli bir ortamı yaratmıştır.

Dünyada bugüne kadar yapılmış tüm anayasalar mutlaka bir devrim, karşı devrim veya işgal sürecinden sonra yapıldığı düşünülürse Türkiye’de gündemimize oturan yeni anayasa hangi sürecin sonucudur?

Yürürlükteki 1982 Anayasası TBMM’nin yeni bir anayasa yapmasına yasal olarak izin vermemesine hatta böyle bir girişimin suç olmasına rağmen Türkiye’de yeni anayasa yapılmasını isteyen irade kimdir? Bu iradenin zorlayıcı yaptırım gücü kimlerdir?

Ülkemiz ABD’nin işgali altındadır. Hala gönderlerde dalgalanan Türk Bayrakları halkın uyanmasını engellemek içindir. Çünkü geçmişte yaşanan Yunanın İzmir’e girmesi ve Anadolu’nun bir bölümünü işgale etmesi halkın tehlikeyi somut olarak görmesine yardım ettiği deneyimi nedeniyle şu anda yaşadığımız işgal örtülü yapılmaktadır.

Arkasında ABD var

Bu işgalin işbirlikçisi AKP hükümetidir. Zaten Erdoğan ABD’nin ülkemizi de içine alan bölgemize yönelik planının eş başkanı olduğunu kendisi itiraf etmiştir. Başka bir AKP’li ABD ile bu konuda 2 sayfa 9 maddelik bir anlaşma imzalamıştır.

Evet, Türkiye’de yapay olarak gündeme getirilen yeni anayasanın arkasında ABD vardır. Bu iradenin silahlı güçleri ise ülkemizde ve çevre ülkelerde konuşlanan ABD Silahlı Kuvvetleri, CIA kontrolünde bulunan ve devletin içinde yuvalanan F tipi örgüttür.

Yeni anayasa ile arzu edilen; rejim değişikliği, bölünme ve Türkiye’nin bölgede emperyalizmin çıkarlarına uygun olarak sınırsız şekilde kullanımına elverişli hale getirilmesidir.

Ergenekon, Balyoz ve diğerleri bunun için vardır. Silivri, Hasdal, Hadımköy ve Maltepe zindanlarında insanlar bu nedenle acı çekmektedir. TSK’ya operasyonlar bunun için yapılmış ve yapılmaktadır.

ABD Başkanı Barak Obama, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, ABD Savunma Bakanı Leon Panetta ve onların temsilcisi ABD Ankara Büyükelçisi Francis J. Riccciardone bu nedenle bizimkilere hesap soruyorlar “ ne oldu, ne zaman bitecek bu yeni anayasa çalışmalarınız “ diye.

ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey yeni anayasanın arkasındaki iradenin silahlı gücünün temsilcisi ve ülkemizin MacArthur’u olarak Türkiye’ye gelmekte ve direktifler vermektedir.

Yeni anayasaya her platformda ne pahasına olursa olsun direnmek işgale karşı direnmektir ve yurtseverliğin gereğidir.

Saygılar sunarım.

İLK KURŞUN

Deniz Albay A. Yasin Türker : ‘KENDİNİZİ GÜVENDE HİSSETMEYİN’


(SÖZDE) Balyoz’da yargılanan Deniz Albay Türker Financial Times’e konuştu

(SÖZDE) Balyoz davasında 16 yıl hapis cezasına çarptırılan Deniz Albay A. Yasin Türker, Maltepe Askeri Cezaevinden Financial Times’e gönderdiği mektupta davada kanıt olarak değerlendirilen "dijital dosyaları uyduran gerçek suçlular adaletin önüne çıkartılıncaya dek Türkiye’de hiç kimsenin güvende hissetmemesi gerektiğine” dikkat çekti.

A.Yasin Türker, İngiliz Financial Times tarafından yayımlanan mektubunda kendisinin 16 yıl hapse mahkum olan “kurbanlar”dan biri olduğunu belirterek, davanın “imzasız, uydurma dijital dosyalara” dayandığına, iddianameyi destekleyen “inandırıcı kanıtlar veya tanıkların olmadığı”na dikkat çekti.

Dava sürecine ilişkin eleştirilerini sıralayan Türker, yargıçların savcının sadece bir talebini reddederken sanıkların 980 talebinin sadece 6’sını kabul ettiklerini kaydetti.

Türker, ünlü İngiliz Felsefecisi John Locke’nin 1960 yılında sarfettiği “Hukuk bittiği yerde tiranlık başlar” yönündeki sözlerini de zikrettiği mektubunda AB’nin son İlerleme Raporunda Türk yargı süreçlerinin eksikliklerinden duyulan kaygıları vurgularken, Balyoz davasını örnek gösterdiğini kaydetti.

BM’nin keyfi tutuklama ile ilgili çalışma grubunun halen (SÖZDE) Balyoz davasını incelediğini ve bulgularını Aralık ayında açıklayacağını da kaydeden Türker, hukuk üstünlüğünün adil bir toplumun temelini oluşturduğunu belirtti.

Türker, mektubuna “Bu nedenle ki dosyaları uyduran gerçek suçlular adaletin önüne çıkartılıncaya dek Türkiye’de hiç kimse güvende hissetmemeli” sözleriyle son verdi.

KAYNAK: ANKA

GEDİK: NEML VE CİN SURESİNE DİKKAT /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Albay Gedik, tutuklu askerlere kurulan tezgahı ilginç bir örnek ile anlattı:

(SÖZDE) Balyoz davasında 16 yıl hapis cezası alan Deniz Kurmay Albay Ayhan Gedik, ASKERHABER‘e yeni bir mektup gönderdi.

Mektubuna, ulusumuzun Cumhuriyet ve Kurban bayramlarını kutlayarak başlayan Albay Gedik, bu sefer (SÖZDE) davadaki hukuki süreci anlattı.

Savcının üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair; gerçek, somut ve kesin tek bir delil sunamadığına dikkat çeken Gedik, meşhur 11 No’lu CD içerisinde 1500 adet sahtekarlık belirlemelerine rağmen bunun hiç dikkate alınmadığının altını çizdi.

(İLGİLİ HABER) ALBAY GEDİK’TEN BAŞBAKAN’A İMZASIZ OSLO SORUSU

(İLGİLİ HABER) ALBAY GEDİK: ‘ASKERLERİMİZİ BU GEREKÇELER İLE TUTUKLADILAR’

İŞTE ALBAY GEDİK’İN MEKTUBU

BİR ÖNCEKİ MEKTUBUMDA, Balyoz Davası’nın, adil yargılama ve hukuk haricinde, her şeyi ihtiva eden bir dava olduğunu ve nasıl bir komployla maruz kaldığımızı, kendi ülkemizde haksız ve hukuksuz olarak ağır cezaya çarptırıldığımızı somut örneklerle sizlere anlatmaya başlamıştım.

Şimdi size çok kısa olarak Balyoz Davasındaki hukuki süreci anlatmak istiyorum.

Tüm sanıklar olarak, dava süresince savcılıkça suç unsuru ihtiva ettiği belirtilen 11 nu’lı CD içinde yer alan dijital verilerin sahte olduklarını, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı 1500’den fazla delillerle ispat ettik. Aleyhimize, üzerimize atılı suçu işlediğimize dair; gerçek, somut ve kesin tek bir delil, Savcılık tarafından ortaya konulmadı. Hukukta kural nedir? Kural; iddianamede sanıklara yüklenen suçun, mevcut delillerle ilişkilendirilerek hukuka uygun, kesin, şüpheden uzak, inandırıcı ve somut bilgi ve belgelere dayandırarak ispat edilmesi görevinin, Savcılık makamına ait olduğudur.

Bir suçun işlendiğinin ispatının, kuvvetli ve somut delillerle ortaya konulması hukukun gereğidir. Ancak ne yazık ki bizim hukuk sistemimizde suçlanan kişi, suçu kesinleşmemiş, sadece bir iddia durumunda olmasına rağmen “suçsuzluğunu” ispat etmeye çalışmaktadır. Yani Savcılık, iddia ettiği suçun işlendiğini kanıtlayacağına; biz, suçsuzluğumuzu ispat etmeye çalıştık ve ispat ettik.

Ne güzel değil mi hukuk sistemimiz?!

Bir kişi üzerine bir suç at, bunu sen yaptın de, ortaya hiçbir somut delil koyma, sonra da kalk, kardeşim bak git, suçsuz olduğunu ispat et, yoksa ağır ceza alırsın de

Ne güzel değil mi? İşte Balyoz davasında Türk Silahlı Kuvvetlerine büyük özveri, cesaret ve fedakârlıkla hizmet etmiş, görev aşkıyla yanan, içi vatan ve millet sevgisi ile dolu, general, amiral, subay, astsubay ve devlet memurlarına reva görülen şey bu. Yazık, inanın gerçekten çok ama çok yazık!

Sizlerin, bize yapılan bu haksızlığı, hukuksuzluğu net bir şekilde anlamanıza yardımcı olmak, size; vay be gerçekten de böyle mi oldu? dedirmek ve gerçeklerin farkına varmanıza katkı sağlamak için, yine bir örnekle, kurulan tuzağı anlatmaya devam edeceğim.

Şimdi dostlarım; çoğunuz bilgisayarla ilgileniyorsunuz ve bilgisayarda yazılar yazıyorsunuz o zaman “Arial, Times New roman” kelimelerini iyi bilirsiniz. Neden? Çünkü bunlar hemen hemen herkesin bildiği ve kullandığı yazı karakterleridir. “Arial, Times New roman” yazı karakterleri, Microsoft Office sürümlerinde en eski kullanılan yazı karakterleridir. Üretilen yeni Microsoft Office sürümlerinde, teknolojik gelişmelere bağlı olarak yeni ve güncel yazı karakterleri kullanılmaktadır.

Bu yeni ve güncel yazı karakterleri/tiplerinden bir tanesi de “Calibri”dir. Almanya’dan Gramber & Vogel isimli Bilişim Bürosu tarafından hazırlanan 02 Ağustos 2012 tarihli raporda da açıkça belirtildiği gibi, Calibri yazı karakteri/tipi, 2006 yılı sonunda yayınlanmış olan Microsoft Vista işletim sisteminin temel yazı tipidir. Bu ne demektir? Calibri yazı karakteri, en erken 2006 yılının sonundan sonra kullanılmaya başlanmıştır” demektir.

Neden size bu Calibri yazı karakterini anlattım? Çünkü 11 nu.lı CD içinde, bilirkişi raporlarıyla kesin olarak tespit edilen, Calibri karakteri kullanılarak yazılmış 80 adet dijital veri var.

Alman Bilirkişi Bürosu hazırladığı raporda, 11 nu’lı CD içinde, son kayıt etme tarihleri 2002 ve 2003’de yapılmış gibi görünen ve “Calibri” yazı karakteri ile oluşturulan dosyalar olduğunu, ancak, bu dosyaların son kayıt tarihlerinin 2002 ve 2003 olmasının mümkün olmadığını, zira o tarihlerde Calibri yazı karakterinin mevcut olmadığını belirtmektedir.

Ancak bizim tutuklanmamıza ve ceza almamıza neden 11 nu’lı CD ile ilgili TÜBİTAK, 19 Şubat 2010 tarihli bilirkişi raporunda ne demişti? “11, 16 ve 17 nu’lı CD’lerin içindeki dosyaların oluşturma ve son kaydetme tarihlerinin 2003 yılı ve öncesine ait olduğu ve CD’lere sonradan ekleme yapılmadığı sonucuna varılmıştır” demişti. O zaman sizlere soruyorum; Gelecekte, 2007 yılı başında ilk kez kullanılmaya başlanacak olan Calibri yazı karakterinin, 2003 yılında üretilmiş dosyaların içinde bir yazı tipi olarak kullanılması mümkün mü?

Bu şuna benziyor. Vergi dairesi size diyor ki: “Ahmet Bey, Nissan Quasqai arabanızın 2003 yılı trafik sigortasının Temmuz ayına ait olan 2. taksitini ödemediniz. Borcunuz şu kadar” Siz de cevaben diyorsunuz ki: “Ben, bu arabayı, 2008 yılında ilk kez piyasaya çıktığında aldım, 2003 yılında Nissan Quasqai yoktu ki!” İşte bizim durumumuz da aynen böyle!

Görüyorsunuz tuzağı değil m? İnsan müneccim olabilir mi? Ya da herkes geleceği tahmin edebilir mi? Ya da tahmin edebilirse kaç kere tahmin eder? İlk kez 2007 yılı başında kullanılmaya başlanan Calibri yazı karakteri, bu müneccimliklerden sadece bir tanesi. Bunun gibi yüzlerce veri var bu 2003 yılında üretildi denilen 11 nu’lı CD içinde. Yüzlerce kez geleceği tahmin etmek size normal geliyorsa, ben daha bir şey söylemeyeceğim. Sadece şunu söylerim. Bu sahte dijital veri üreten çetenin mesleği “müneccimlik”tir. Artık gerisini siz hesap edin. Durum bu. Bizler, bu müneccim çetesinin yaptığı tezgâh nedeniyle haksız ve hukuksuz olarak yargılandık ve ağır cezalar aldık.

Yüce Allah Kuran-i Kerim’inde, şöyle buyuruyor:

NEML suresi 65 inci ayet: “De ki: Göklerde ve yerde, Allah’tan başka kimse gaybı bilmez…

CİN suresi 26 ncı ayet: “Gaybı bilen O’dur. Gizli bilgisini kimseye göstermez

Geleceği ve bilinmeyeni yalnız ve ancak Allah bilir. Bu çok açık ve nettir. Bu müneccim çetesi, bu dünyada insanları kandırabilir ama Allah’ı kandıramaz. Bu çetenin hepsi, eninde sonunda, bunca insana, özellikle de bu insanların eşlerine, çocuklarına ve ailelerine yaptıkları ve sebep oldukları haksızlıkların hesabını büyük Türk Milletinin önünde vereceklerdir. Kesin ve gerçek olan yegâne husus budur.

GERÇEĞİ KAPATIRSANIZ BİRİKİR

Mahkemede de söyledim. Emile ZOLA’nın dediği gibi “Gerçeği yeraltına kapatırsanız birikim oluşur ve gerçek bir yerde öylesine bir patlama gücü kazanır ki; patladığı gün, kendisiyle birlikte her şeyi havaya uçurur. Gerçek yürüyor, onu hiçbir şey durduramaz

Geleceği mutlu, huzurlu ve aydınlık olan bir Türkiye’de yaşamak dileğiyle…

Ayhan GEDİK
Kendi Ülkesinde
Esir Bir Türk Subayı

Adres : Ayhan GEDİK Deniz Kurmay Albay

3 üncü Kolordu Askeri Ceza ve Tutukevi HASDAL/İSTANBUL

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: