Etiket arşivi: balyoz

Yargıtay’dan Balyoz ve Ergenekon’un sonucunu etkileyecek karar


Ergenekon ve Balyoz gibi son yılların en önemli davaları ‘dijital deliller’ üzerine kurulurken ve bu ‘deliller’in ise sahte olduğu ortaya çıkarken DHKP/C davasından yargılanan Hüseyin Edemir’in cezası dijital delillere dayanılarak Yargıtay tarafından onandı. Bu diğer davalara da emsal teşkil edecek.

Ergenekon ve Balyoz gibi son yılların en önemli davalarını ‘dijital deliller’ üzerine kuran AKP yargısında ‘delillerin’ sahte olduğu birer birer ortaya çıkarken, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin DHKP/C davasında sanık Hüseyin Edemir’e ele geçirilen disketlerdeki bilgilere dayanarak verdiği 6 yıl hapis cezasını Yargıtay onadı. Bu karar, Balyoz gibi sadece dijital veriyle desteklenen davalar için de emsal olma özelliği açısından önem taşıyor.

‘Dijital delil’ kabul edildi
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin DHKP/C davasında dijital verilerden yola çıkılarak Sanık Hüseyin Edemir’e ofisinde ele geçirilen disketlerde yer alan bilgilere dayanılarak 6 yıl hapis cezası verildi. Mahkeme kararında “Günümüzde bilgisayar verileriyle ilişkisi olmayan çok az suç kalmıştır. Suç işleyen kişilerin ya da suç örgütlerinin bu teknolojiden faydalanmayacağını düşünmek imkânsızdır.” derken karar sanık ve savcısının kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde tekrar görüşüldü ve ceza onandı.

Edemir’in davasında delil olarak kullanılan dijital dökümanlar, ‘Ülkemizde Gençlik’ isimli derginin ofisinden alındı. Dergide yapılan aramada 10 disket, 2 hard disk ve 2 bilgisayara el koyuldu. Mahkeme söz konusu dijital deliller üzerinde yaptığı incelemede 7 numaralı diskette sanık Hüseyin Edemir’le ilgili suç konusu olduğuna karar verdi. Edemir’in suçlanmasında ayrıca 7 adet dijital belgede isminin geçmesi kanıt gösterildi. Mahkemenin bu ‘dijital delillere’ dayanarak verdiği karar ve Yargıtayın cezayı onaması beraberinde önemli bir sorunu ortaya çıkarıyor. Zira karar Ergenekon, Balyoz gibi dijital deliller üzerine kurulan davalar için de emsal olabilecek.

Hukuksuzluk ve keyfilik yine tescil edildi
Yargıtay’ın dijital delili esas alarak mahkemenin kararını onaması hakkında görüş aldığımız Avukat Özgür Urfa verilen karar için “ Basına yansıyan haberlerde Yargıtay’ın son kararlarından birinde dijital verilerin tek başına delil olarak kabul edildiği belirtilmektedir. Kararın tamamını inceleme imkanımız olmamasına rağmen haberlere yansıdığı kadarıyla yasadışı örgüt üyeliği suçlamasıyla yargılanan bir sanığın cezalandırılmasında delil olarak sadece dergi bürosunda bulunan bir diskette ve yurtdışındaki bir bilgisayarda bulunan 7 word belgesinde isminin geçmesi yeterli görülmüş olup Yargıtay tarafından verilen karar onanmıştır. Sanık hakkında başkaca hiçbir delil bulunmadan sadece bu delillerle karar verilmesi hukuka aykırı olduğu gibi, karara dayanak olan dijital verilerin de hukuka uygun delil vasfını taşımadığı açıktır. Bu kararla ülkemizdeki hukuksuzluk ve keyfilik birkez daha tescil edilmiştir" diye konuştu.

Edemir’in davası Milliyet Gazetesi köşe yazarı Can Dündar tarafından da ele alınmıştı. Dündar 9 Mart 2011 tarihli yazısını sanık Hüseyin Edemir’e ayırmıştı. Dündar yazısında, “Hukuksuzluğun yeni bir kanıtından söz edeceğim bugün.” diyerek sanık Hüseyin Edemir’in kendisine gönderdiği mektubu yayımlamıştı. Edemir’in bir bilgisayar disketinde adı çıktığı için tutuklandığını belirten Dündar, avukatların dijital verilerin delil olamayacağı iddialarına yer vermişti. Kararı veren mahkemeyi de hedef alan Dündar, “Hâkim kim? Balyoz davasının hâkimi.” ifadelerine yer vermiş ve davayı ‘bir adalet ayıbı’ olarak nitelendirmişti.

Sahte belgeler üzerine dava kuruluyor
AKP döneminde yargılamasına başlanan Balyoz, Ergenekon, Oda Tv, KCK, Devrimci Karargah gibi davalar gizli tanıklar, isimsiz ihbar, üretilmiş ve dijital deliller üzerinden şekillendirilirken, yapılan incelemelerin bir çoğunda dijital delillerin sahte olduğu ortaya çıktı.

Balyoz davasındaki tutarsızlıklar ve sahtecilik küçük bir araştırma ile fark edilebilecek durumda. Balyoz savcısının iddiasına göre davanın temel aldığı delil, 12 Aralık 2002 tarihinde oluşturulmuş ve "BALYOZHAREKATPLANI.DOC" ismindeki imzasız bir Word dökümanı. Bu dökümanda, görünürde tek seferde oluşturulmuş bir CD’nin içerisinde yer alıyordu. İddiaya göre CD, 5 Mart 2003’te Çetin Doğan için oluşturulmuştu. Ancak bu noktada çok mühim bir sahtecilik yapıldı. Balyoz davasına adını veren Balyoz Harekat Planı isimli Word belgesi dahil, cami bombalama planları, çeşitli kişi ve sivil toplum örgütlerini hedef alan planlar, tutuklanacak ve yararlanılacak medya mensupları listeleri, tutuklanacak AKP üyeleri listesi ve diğer Balyoz belgelerinin, ilk defa Microsoft Office 2007 ile kullanılmaya başlanan Calibri ve Cambria yazı karakterlerine ve XML şemalarına referans taşıdığı, Arsenal Consulting ve Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından tespit edildi.

Yine davaya delil teşkil ettiği söylenen ve 2006 yılında kurulan Türkiye Gençlik Birliği’nin aslında 2003 yılında kurulduğunu kanıtlamaya çalışan emniyet bilirkişileri, 11, 16 ve 17 numaralı CD’lerin diğer CD’lerle farklı programlarda yazılmalarına rağmen, "aynı programda yazıldıklarına" dair rapor verdi. Mahkemenin delil olarak kullandığı bu sahte veriler emniyetin hazırladığı bilirkişi raporlarında onaylandı ve sahteciliği örtbas etmek için çaba harcandı.

Oda TV davasının iddianamesimnin bel kemiğini oluşturan yine dijital deliller oldu. “Ulusal Medya 2010", "Bilinçlendirme", "teRTEmiz" ve "darbe.doc” gibi akıldışı birçok delilin sahte olduğuna ilişkin dört ayrı kurumdan alınan bilirkişi raporlarına mahkeme heyeti itibar etmedi.

“Dijital delil” yargılamada geçerli midir?
Son dönem yargının soruşturmaları üzerine kurduğu ‘dijital deliller’in soruşturmaya kaynaklık etmemesi gerektiği birçok davada savunuldu. Sahte dijital verilerin kolaylıkla yaratılabileceği ve ve internet ağına bağlı bir bilgisayara dışarıdan gönderilebileceği bilinirken, ele geçirildiği iddia edilen dijital belgelerin virüslü e-posta yoluyla gönderildiği yönündeki iddiaların ise mahkemeler tarafından üzerine gidilmiyor.

"Dijital veriler ancak başka delillerle birlikte desteklenebilirse karara esas alınabilir"
Balyoz davasına emsal oluşturması beklenen karar için görüşünü aldığımız Avukat Özgür Urfa konu hakkında şu açıklamayı yaptı:

"Ceza yargılamalarında hukuka ve yasal mevzuata uygun şekilde elde edilen verilerin delil niteliği taşıdığı kabul edilebilir. Öncelikle önemli olan husus bu delillerin ve verilerin elde edilmesindeki usul ve yöntemlerdir. Örneğin hukuka aykırı şekilde dinlenen telefon konuşmaları, virüs yoluyla bilgi yüklenen bilgisayarlar, telefon rehberine sehven yüklenen numaralar hiçbir şekilde delil olarak kullanılamaz.

Bazı veriler ve bilgiler hukuka uygun şekilde elde edilmiş olsa bile karar vermek için tek başına yeterli sayılamaz. Dijital verileri de bu kapsamda değerlendirmek gerekir, dijital veriler ancak başka delillerle birlikte desteklenebilirse karara esas alınabilir.

Bu verilerin delil niteliğinde olabilmesi için gerekli kriterler ise sanığın kendi aleyhine delil vermeye zorlanmaması, özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmemesi, delillerin şüpheye yer bırakmayacak şekilde güvenilir ve kesin nitelikte olmasıdır.

İnsanların bilgisayarlarında tuttukları notlar, izledikleri videolar, dinledikleri şarkılar hiçbir şekilde delil niteliğinde kabul edilemez verilerdir. Bu bilgi ve belgeler özel hayatın gizliliği kapsamında kişinin yalnızca kendisini ilgilendirir ve kamusal niteliği bulunmamaktadır. En son Odatv davasında da ortaya çıktığı üzere bilgisayarlara ve telefonlara kişinin iradesi dışında dışarıdan kolayca bilgi ve belgeler yüklenmekte ve insanlar sadece bu delillerle yıllarca tutuklu olarak yargılanmaktadır. Bu sebeple tek başına güvenilirliği hiçbir şekilde ispatlanamayan delillerle hüküm kurulması hukuka açıkça aykırıdır.

Basına yansıyan haberlerde Yargıtay’ın son kararlarından birinde dijital verilerin tek başına delil olarak kabul edildiği belirtilmektedir. Kararın tamamını inceleme imkanımız olmamasına rağmen haberlere yansıdığı kadarıyla yasadışı örgüt üyeliği suçlamasıyla yargılanan bir sanığın cezalandırılmasında delil olarak sadece dergi bürosunda bulunan bir diskette ve yurtdışındaki bir bilgisayarda bulunan 7 word belgesinde isminin geçmesi yeterli görülmüş olup Yargıtay tarafından verilen karar onanmıştır. Sanık hakkında başkaca hiçbir delil bulunmadan sadece bu delillerle karar verilmesi hukuka aykırı olduğu gibi, karara dayanak olan dijital verilerin de hukuka uygun delil vasfını taşımadığı açıktır. Bu kararla ülkemizdeki hukuksuzluk ve keyfilik birkez daha tescil edilmiştir."

Reklamlar

Balyoz ve Ergenekon sanıkları firarda!


Hak­kın­da ya­ka­la­ma ka­ra­rı çı­ka­rı­lan ge­ne­ral, rek­tör ve es­ki mil­let­ve­kil­le­ri için; “Çağ­rıl­sa­lar za­ten gi­der­ler­di. Bun­lar say­gın in­san­lar” söy­lem­le­rinin doğ­ru ol­ma­dı­ğı bir kez daha bel­ge­len­di.

Bal­yoz Dar­be Pla­nı da­va­sı­nın ka­rar du­ruş­ma­sın­da hak­kın­da tu­tuk­la­ma ka­ra­rı çı­kan yak­la­şık 25 sa­nık, ya­ka­la­ma ka­rar­la­rı­na ya­pı­lan iti­raz­lar red­de­dil­me­si­ne rağ­men 36 gün­dür tes­lim ol­ma­dı. Er­ge­ne­kon Te­rör Ör­gü­tü da­va­sın­da da hak­kın­da ya­ka­la­ma ka­ra­rı olan 4 fi­ra­ri sa­nı­ğa ha­la ula­şıl­ma­dı. Hak­kın­da tu­tuk­la­ma ka­ra­rı ve­ril­dik­ten son­ra GA­TA’da te­da­vi­ye baş­la­yan Yük­sek As­ke­ri Şû­ra (YAŞ) üye­si Or­ge­ne­ral Hü­se­yin Nus­ret Taş­de­ler de 444 gün­dür sağ­lı­ğı­na ka­vu­şa­ma­dı.

Fİ­RAR RE­KO­RU TUR­HAN ÇÖ­MEZ’E AİT

Er­ge­ne­kon Te­rör Ör­gü­tü ve Bal­yoz Dar­be Pla­nı da­va­sın­da hak­kın­da tu­tuk­la­ma ve­ya ya­ka­la­ma ka­ra­rı ve­ri­len sa­nık­la­rın fi­ra­rı sü­rü­yor. Er­ge­ne­kon Te­rör Ör­gü­tü da­va­sı­nın sa­nık­la­rı es­ki Mil­let­ve­ki­li Tur­han Çö­mez 4 se­ne 178 gün­dür, Ye­di­te­pe Üni­ver­si­te­si ve İS­TEK Vak­fı’nın sa­hi­bi Bed­ret­tin Da­lan 3 se­ne 293 gün­dür, ÇEV Ge­nel Baş­ka­nı Gül­se­ven Ya­şer de 3 se­ne 197 gün­dür, Emek­li Tüm­ge­ne­ral Mus­ta­fa Ba­kı­cı 1 se­ne 79 gün­dür fi­rar­da… Hak­kın­da tu­tuk­la­ma ka­ra­rı ve­ril­dik­ten son­ra has­ta­la­nan YAŞ üye­si Or­ge­ne­ral Hü­se­yin Nus­ret Taş­de­ler’in de 1 se­ne 79 gün­dür te­da­vi­si sü­rü­yor.

TUR­HAN ÇÖ­MEZ 1638 GÜN­DÜR Fİ­RAR­DA!

Er­ge­ne­kon so­ruş­tur­ma­sı kap­sa­mın­da, 1 Tem­muz 2008 ta­ri­hin­de, Ba­lı­ke­sir es­ki Mil­let­ve­ki­li Tur­han Çö­mez’in evin­de ve ofi­sin­de ara­ma ya­pıl­dı. Hak­kın­da gö­zal­tı ka­ra­rı alın­dı an­cak yurt­dı­şın­da ol­du­ğu or­ta­ya çık­tı. Tur­han Çö­mez, İn­gi­liz­ce­si­ni iler­let­mek için Lond­ra’da bu­lun­du­ğu­nu be­lir­te­rek, “Üç ay­lık ken­di­me prog­ram yap­tım, iki ay da­ha bu­ra­da­yım” de­di. İki ay de­ğil 53 ay geç­ti, hâ­lâ Tür­ki­ye’ye gel­me­di. Tur­han Çö­mez, 4 se­ne 178 gün­dür fi­rar­da…

DA­LAN, 1388 GÜN­DÜR ÜL­KE­Sİ­NE DÖ­NE­ME­Dİ!

Er­ge­ne­kon Te­rör Ör­gü­tü so­ruş­tur­ma­sı kap­sa­mın­da, 7 Ocak 2009 ta­ri­hin­de, Bed­ret­tin Da­lan’ın sa­hi­bi ve Mü­te­vel­li He­ye­ti Baş­ka­nı ol­du­ğu Ye­di­te­pe Üni­ver­si­te­si ve Baş­ka­nı ol­du­ğu İs­tek Vak­fı’nda ara­ma ya­pıl­dı. Bed­ret­tin Da­lan, ABD’de ol­du­ğu için gö­zal­tı­na alı­na­ma­dı. Da­lan, 3 se­ne 293 gün­dür fi­rar­da… Bed­ret­tin Da­lan’ın, bir­bi­ri­ni ya­lan­la­yan açık­la­ma­la­rı…

7 Ocak 2009: “İki haf­ta son­ra dö­ne­ce­ğim”

8 Ocak 2009: “Eşi­min sağ­lık so­run­la­rı ne­de­niy­le ABD’ye gel­dik. İki haf­ta son­ra İs­tan­bul’da­yım, po­lis­ler be­ni ha­va­ala­nın­dan al­sın­lar”

20 Şu­bat 2009: “Bu pa­zar­te­si de dok­tor kont­ro­lü­ne git­mem ge­re­ki­yor”

3 Ni­san 2009: “Ne za­man dö­ne­rim bil­mem, şu an diş te­da­vi­si gö­rü­yo­rum”

7 Ma­yıs 2009: “Ni­ye dö­ne­yim. De­li saç­ma­sı bir so­ruş­tur­ma­nın par­ça­sı ol­mak için mi? Be­nim al­nım ak. Hiç­bir kö­tü­lük yap­ma­dım. Dev­le­ti­me kar­şı en kü­çük bir suç iş­le­me­dim. Bun­dan kuş­kum yok. Ama ge­lir­sem be­ni içe­ri ata­cak­lar. Bu ha­lim­le be­lir­siz bir sü­re­cin içi­ne gi­re­ce­ğim. Ni­ye ge­le­yim? Ge­lip ha­pis­te mi çü­rü­ye­yim?”

YA­ŞER’İN 1292 GÜN­DÜR TE­DA­Vİ­Sİ BİT­ME­Dİ

Er­ge­ne­kon so­ruş­tur­ma­sı kap­sa­mın­da 13 Ni­san 2009 ta­ri­hin­de, Çağ­daş Eği­tim Vak­fı (ÇEV) Ge­nel Baş­ka­nı Gül­se­ven Ya­şer’in evi ile ÇEV Ge­nel Mer­ke­zi aran­dı. Hak­kın­da gö­zal­tı ka­ra­rı olan Gül­se­ven Ya­şer’in Ame­ri­ka’da ol­du­ğu öğ­re­nil­di. Gül­se­ven Ya­şer, sağ­lık so­run­la­rı ne­de­niy­le yurt­dı­şın­da te­da­vi gör­dü­ğü­nü, te­da­vi­si­nin ta­mam­lan­ma­sı­nın ar­dın­dan Tür­ki­ye’ye ge­le­rek ba­ğım­sız Türk yar­gı­sı­nın kar­şı­sı­na çı­ka­ca­ğı­nı id­dia et­ti. Ya­şer, “Te­da­vim bi­ter bit­mez Tür­ki­ye’ye dö­ne­ce­ğim” de­di. Ya­şer, 3 se­ne 197 gün­dür fi­rar­da… Ya­şer ken­di­si­ni Türk he­kim­le­ri­ne ema­net et­me­di.

BA­KI­CI Fİ­RAR­DA, TAŞ­DE­LER HAS­TA­NE­DE!

Er­ge­ne­kon da­va­sı­na ba­kan İs­tan­bul 13. Ağır Mah­ke­me­si; “AK Par­ti Hü­kü­me­ti hak­kın­da ka­ra pro­pa­gan­da yap­mak ama­cıy­la Ge­nel­kur­may Ka­rar­gâ­hı’nda ku­rul­du­ğu bel­ge­le­nen in­ter­net si­te­le­ri” da­va­sı kap­sa­mın­da; 14 sa­nık hak­kın­da ya­ka­la­ma ka­ra­rı çı­kar­dı. Sa­nık­lar­dan 12’si tes­lim ol­du ve tu­tuk­lan­dı. Mus­ta­fa Ba­kı­cı, Tüm­ge­ne­ral ola­rak gö­rev ya­par­ken yurt dı­şı­na fi­rar et­ti, YAŞ üye­si Or­ge­ne­ral Hü­se­yin Nus­ret Taş­de­ler ise GA­TA’ya sı­ğın­dı. İn­ter­net An­dı­cı da­va­sı, Er­ge­ne­kon da­va­sıy­la bir­leş­ti. Ba­kı­cı ve Taş­de­ler, 444 gün­dür yar­gı­ya tes­lim ol­ma­dı.

TAŞ­DE­LER’İN İFA­DE­Sİ­NİN NA­SIL ALI­NA­Bİ­LE­CE­Ğİ SO­RU­LA­CAK

Mah­ke­me, hak­kın­da ya­ka­la­ma ka­ra­rı bu­lu­nan ve An­ka­ra’da­ki GA­TA’da te­da­vi al­tın­da ol­du­ğu be­lir­ti­len YAŞ üye­si Or­ge­ne­ral Nus­ret Taş­de­ler’in du­ru­mu­nu il­gi­li has­ta­ne­den sor­ma­ya ka­rar ver­di. Mah­ke­me, Taş­de­ler’in sağ­lık du­ru­mu dik­ka­te alı­na­rak han­gi yön­tem­le be­ya­nı­nın alı­na­bi­le­ce­ği­nin te­da­vi gör­dü­ğü has­ta­ne­den so­rul­ma­sı­nı ka­rar­laş­tır­dı.

BAL­YOZ’­DA 25 SA­NIK Fİ­RAR­DA

İs­tan­bul 11. Ağır Ce­za Mah­ke­me­si de; “Bal­yoz Dar­be Pla­nı” da­va­sı­na ba­kan İs­tan­bul 10. Ağır Ce­za Mah­ke­me­si’nin 21 Ey­lül 2012 ta­ri­hin­de­ki son du­ruş­ma­sın­da ver­di­ği tu­tuk­la­ma ve ya­ka­la­ma ka­rar­la­rı­na iliş­kin sa­nık ve avu­kat­la­rın yap­tı­ğı iti­raz­la­rı red­det­miş­ti.

Bir kı­sım sa­nık­la­rın yar­gı­la­ma aşa­ma­sın­da ol­du­ğu gi­bi ka­rar son­ra­sı kaç­ma­ya yö­ne­lik ey­lem­ler­de bu­lun­ma­sı­nı da dik­ka­te alan mah­ke­me he­ye­ti, tu­tuk­lu­luk ha­li­nin de­va­mı­na, tu­tuk­lan­ma­yı ya da ya­ka­la­ma em­ri çı­kar­tıl­ma­sı­nı ge­rek­ti­ren şart­la­rın ge­çer­li­li­ği­ni sür­dür­dü­ğü­nü ve sa­nık­lar hak­kın­da­ki ad­li kont­rol hü­küm­le­ri­nin uy­gu­lan­ma­sı­nın da ye­ter­siz ka­la­ca­ğı­nı açık­la­mış­tı.

İs­tan­bul 10. Ağır Ceza Mah­kemesi, karar duruş­masın­da 59 kişi hak­kın­da yakalama kararı çıkar­mış­tı. 25 sanığın firar­da ol­duğu belir­tiliyor.

YENİ AKİT

Korkunç iddia: Teker teker susturuluyorlar!


Faili meçhul cinayetleri ve Ergenekon yapılanmasını çözecek kilit isimler ya ölü bulunuyor ya zehirleniyor ya da ilaçlarla susturuluyor.

Yeni Akit’in haberine göre; faili meçhuller, Eşref Bitlis, Bahtiyar Aydın, Kazım Çillioğlu, Rıdvan Özden ve Gaffar Okan gibi terörün kök salmasına engel olmaya çalışan güvenlik görevlisi ve aydınlara yönelik suikastlarla, kargaşa ortamını körükleyen provokatif eylemlerinin sorumlusu JİTEM’i komuta eden dönemin kudretli paşalarının tutuklanır tutuklanmaz bunama emareleri göstermeleri “çok iyi numara mı yapıyorlar, yoksa susturuluyorlar mı” sorusunu gündeme getirdi.

JİTEM’in kurucusu Arif Doğan , eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur , Özel Harekatçı İbrahim Şahin ve son olarak eski Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman “bunama” ve “hafıza kaybı” yaşanlar arasında. Yine bir dönem JİTEM’de görev alan Ergenekon un kilit ismi Levent Ersöz ise “Her şeyi anlatacağım. Konuşursam ışığı göremezler” şeklindeki tehdidinden sonra vücuduna ‘et yiyen bakteri’ enjekte edildi. Derin yapının MİT içerisindeki ayağı Kaşif Kozinoğlu ise şüpheli bir kalp krizi ile hayatını kaybetti.

YA ÖLDÜLER YA DA KONUŞAMAYACAK DURUMA GETİRİLDİLER

Ergenekon, Balyoz gibi davalar öncesi hükümeti yıpratmak için dağ bayır demeden gezip miting üstüne miting yapan, ortaya çıkan telefon görüşmelerinde türlü planlar içinde oldukları belgelenen “Turp gibi” JİTEM’ci generaller, bunama, unutkanlık, işitme kaybı, ağır enfeksiyon gibi gerekçelerle ifade vermiyor. Derin yapının kilidini açacak önemli isimlerin ani kalp krizi ile öldürüldüğü yada konuşamayacak duruma getirildiği iddia ediliyor.

ERUYGUR, TOLON’UN GÖZETİMİNDE BEYİN KANAMASI GEÇİRDİ

İşte sırlarını açıklamayan ya da açıklamayacak duruma getirilen o isimler:

Ergenekon sanığı Hurşit Tolon’la birlikte Kandıra F Tipi Cezaevi’nde kaldığı koğuşunda başını merdivene çarptığı ve beyin kanaması geçirdiği belirtilen eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur’un kendi adını dahi hatırlamayacak duruma geldiği iddia edilmişti. Avukatının, “Müvekkilim okuma yazma dahi bilmeyen 7 yaşında çocuk gibi. Yargılanma ehliyeti yok” açıklamasının ardından Eruygur’un, son sağlık durumu, cezai ehliyeti ve duruşmaya katılma yeteneğinin belirlenmesi için bir kez daha Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmesine karar verildi.

DOĞAN ŞU AN NEFES DAHİ ALAMIYOR

JİTEM’in kurucusu emekli Albay Arif Doğan ise adı soruşturmaya karıştığı güne kadar dağ bayır gezip emlak işi yapan biri olarak biliniyor. İhbar üzerine Beykoz Çavuşbaşı’ndaki emlak dükkanı basılan Doğan’ın operasyon öncesi dükkanında bulunan bir kamyon askeri mühimmatı Jandarma’ya taşıttığı ifade ediliyor. Dehşete düşen ses kayıtları ortaya çıkan Arif Doğan sorguya çağırıldıktan kısa süre sonra tekerlekli sandalyeye bağımlı duruma gelmiş, ağır akciğer ve 4. evre kalp yetmezliği teşhisiyle yoğun bakıma alınmıştı.

ÖZEL HAREKATÇI ŞAHİN DE BUNAYANLAR ARASINDA

JİTEM’le koordineli cinayetler ve bombalama eylemlerini organize ettiği iddia edilen Ergenekon tutuklularından eski Özel Harekatçı İbrahim Şahin, Susurluk davasında da kendisini hapis yatmaktan kurtaran “bunama” raporunu tekrar aldı ve mahkemeye sunarak tahliyesini talep etti. Mahkemede sorulan soruların büyük bölümüne “hatırlamıyorum”, “duyamıyorum” şeklinde cevap veren Şahin’in hakkında süren soruşturmadan habersiz yaptığı telefon görüşmelerinde ise gayet sağlıklı düşünebildiği, Ankara’daki bir AVM’yi havaya uçurma planlarını zekice yönlendirebildiği görülüyor.

KOZİNOĞLU SIRLARI İLE GİTTİ

ODA TV soruşturması kapsamında tutuklanan derin yapının MİT içerisindeki ayağı Kaşif Kozinoğlu 13 Kasım 2011’de cezaevinde hayatını kaybetmiş, ölümü derin tartışmalara neden olmuştu.

SON İSİM KOMAN MI?

28 Şubat soruşturmasında tutuklanmadan önce gayet sağlıklı olan JİTEM’in kurucusu eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Teoman Koman da hafızasını kaybedenler arasına katıldı. Koman önceki gün tanık olarak dinlendiği Ergenekon davasında sorulan soruların büyük bölümüne “hatırlamıyorum”, “duymadım”, “bilmiyorum” şeklinde cevaplar vermiş, tutuklu olduğunu dahi bilmediğini belirtmişti.

YÜKSEK DOZDA “BENZODİAZEPİN” ANİ BUNAMAYA NEDEN OLUYOR

Uzmanlar uykusuzluk ve endişe bozukluğunun tedavisinde kullanılan, etken maddesi “benzodiazepin” olan bazı ilaçların sağlıklı bireylere yüksek dozda verildiğinde bunamaya, ani hafıza kaybına neden olduğunu belirtti. İngiliz Tıp Dergisi’nde yayımlanan araştırmaya imza atanlardan Bernard Begaud, neden-sonuç ilişkisi bulunamasa da istatistiklerin bu maddeye maruz kalanlarda bunama riskinin yüzde 50 olduğunu, bu maddeyi yüksek dozda alan her iki kişiden birinin hafıza kaybına uğradığını belirtti.

YENİ AKİT

Saygi Ozturk: Balyoz’un madalyali mahkumlari


26 Ekim 2012 Bal­yo­z” ola­rak bi­li­nen da­va­da 16-18-20 yıl ha­pis ce­za­sı alan 326 ki­şi­den 324’ü as­ker, 2’si si­vil. Mah­ke­me­nin ge­rek­çe­li ka­ra­rı ya­zıl­dık­tan son­ra dos­ya Yar­gı­tay 9. Ce­za Da­ire­si­’ne ge­le­cek. On­ca as­ke­rin hü­küm giy­me­si in­sa­nın yü­re­ği­ni sız­la­tı­yor. He­le, böy­le bay­ram gün­le­rin­de de­mir ka­pı­la­rın, kör pen­ce­re­le­rin ar­ka­sın­da ses­siz ağıt­lar bi­le var­dır.

Da­ha ön­ce adı­nı bi­le duy­ma­dı­ğı­mız as­ker­ler­den mek­tup­lar ge­li­yor. Sa­tır sa­tır oku­yor, dert­le­ri­ne, sı­kın­tı­la­rı­na or­tak olu­yo­ruz. Bu­gün, De­niz Kur­may Al­bay Ut­ku Ars­la­n’­ın mek­tu­bu­nu oku­ya­lım:

İş­te yön­tem: Ali ara­ba çal­mış

Bal­yoz da­va­sı hak­kın­da şu ana ka­dar pek çok şey ya­zıl­dı. Ki­mi te­le­viz­yon ve ga­ze­te­ler ‘bun­lar ke­sin­lik­le ger­çek­ti­r’, ki­mi­si ise ‘bu id­di­alar ke­sin­lik­le ya­lan­dır, de­lil ola­rak gös­te­ri­len­ler sah­te­di­r’ di­yor. Onların 200 bin say­fa­yı ge­çen da­va kla­sör­le­ri­ni oku­yup işin için­den çık­ma­sı müm­kün de­ğil. O ne­den­le in­san­lar ga­ze­te, te­le­viz­yon ve in­ter­net­te an­la­tı­lan­la­ra, ya­zı­lan­lar­la ye­ti­nip bir fi­kir sa­hi­bi ol­ma­ya ça­lı­şı­yor­lar.

Ya­ban­cı is­tih­ba­rat ör­güt­le­ri ta­ra­fın­dan çok sık kul­la­nı­lan bir yön­tem­den ör­nek ve­re­yim. Di­ye­lim ki, Ali is­min­de dü­rüst­lü­ğü ile ta­nı­nan bi­ri­si­ni si­zin çı­kar­la­rı­nız doğ­rul­tu­sun­da dav­ran­ma­dı­ğı için ka­ra­la­mak is­ti­yor­su­nuz. Ön­ce or­ta­ya bir ya­lan atı­yor­su­nuz ‘A­li ara­ba çal­mı­ş’. Bu­, baş­lan­gıç­ta inan­dı­rı­cı­lı­ğı ol­mu­yor. Ar­dın­dan ikin­ci ya­lan ge­li­yor ‘A­li kır­mı­zı bir Mer­ce­des çal­mış.’ Bir sü­re son­ra üçün­cü aşa­ma­ya ge­çi­li­yor ‘A­li ma­vi bir BMW çal­mı­ş’. Bu aşa­ma­dan son­ra med­ya­da­ki adam­la­rı­nız dev­re­ye gi­ri­yor ve tar­tış­ma baş­la­tı­yor. ‘A­li bir hır­sız­dır (!) bu­nu tar­tış­ma­ya bi­le ge­rek yok, önem­li olan kır­mı­zı Mer­ce­des mi çal­mış yok­sa ma­vi BMW mi?’ Böy­le­ce, ger­çek­ler­le ya­ni or­ta­da ça­lı­nan bir ara­ba ol­ma­dı­ğı ile kim­se il­gi­len­mi­yor ve Ali’­nin gü­ve­ni­lir­li­ği, hır­sız­lı­ğı tar­tı­şı­lı­yor ve is­te­ni­len ama­ca ula­şı­lı­yor.

So­nuç ola­rak Tür­ki­ye­’de ve Bal­yoz da­va­sın­da da ya­şa­nan bu­dur. Or­ta­da 2003 yı­lın­da bir dar­be ve­ya te­şeb­bü­sü­nün ol­ma­dı­ğı­nı, sa­nık­lar hak­kın­da tek bir im­za­lı bel­ge ol­ma­dı­ğı­nı, 30 bi­lir­ki­şi ra­po­ru­nun CD’­le­rin sah­te ol­du­ğu­nu or­ta­ya koy­du­ğu­nu, ya­şa­nan hu­kuk­suz­luk­la­rı kim­se gör­mü­yor ve med­ya­nın yön­len­dir­di­ği şe­kil­de ‘dar­be­ci­ler­le he­sap­laş­tı­k’ di­yor. Hal­bu­ki or­ta­da ne dar­be var ne de dar­be­ci.”

Bu so­ru­la­rı ken­di­ni­ze so­run

Al­bay Ut­ku Ars­lan, “suç­lu pro­fi­li­” hak­kın­da so­ru­lar yö­nelt­miş. Böy­le bir bay­ram gü­nün­de, in­san­la­rın bu so­ru­la­rı ken­di­le­ri­ne sor­ma­la­rı­nı, “suç­lu in­san bun­la­rı ya­par mı?” di­ye dü­şün­me­le­ri­ni öne­ri­yor. İş­te o so­ru­lar:

1. “Du­ruş­ma­lar te­le­viz­yon­dan can­lı ya­yın­lan­sı­n” di­ye im­za kam­pan­ya­sı baş­la­tıp, top­la­nan 50.000 im­za ile Ada­let Ba­kan­lı­ğı­’na baş­vu­rur mu?

2. Mah­ke­me­nin ça­ğır­ma­sı­nı bek­le­me­den yurt dı­şın­dan ge­lip “be­ni yar­gı­la­yı­n” der mi?

3. İd­di­ana­me­de “Dar­be­yi ön­le­miş­ti­r” de­ni­len ki­şi­nin ta­nık ola­rak din­len­me­si için ıs­rar eder mi?

4. Aley­hi­ne de­lil ola­rak gös­te­ri­len CD’­le­rin “sah­te­” ol­du­ğu­nu gös­te­ren, üni­ver­si­te­ler­den (OD­TÜ, İTÜ, Bo­ğa­zi­çi) ve yurt­dı­şı ad­li bi­li­şim ku­ru­luş­la­rın­dan 30 adet bi­lir­ki­şi ra­po­ru ala­bi­lir mi?

5. Aley­hin­de ra­por ver­di­ği id­di­a edi­len bi­lir­ki­şi­le­rin mah­ke­me­de din­len­me­si­ni ta­lep eder mi?

6. Is­rar­la mah­ke­me­den “ki­mi se­çer­sen seç, ye­ter ki sen bir bi­lir­ki­şi ta­yin et” der mi?

7. T.B.M.M. Dar­be­le­ri Araş­tır­ma Ko­mis­yo­nu­’na ıs­rar­la bu da­va­yı da in­ce­le­yin der mi?

8. Av­ru­pa İn­san Hak­la­rı Mah­ke­me­si­’ne baş­vu­rur mu?

9. Bir­leş­miş Mil­let­ler Kon­se­yi Key­fi Tu­tuk­la­ma­lar Ça­lış­ma Gru­bu­’na mü­ra­ca­at eder mi?

10. Suç­lu in­sa­nın hak­sız yar­gı­lan­dı­ğı Av­ru­pa Bir­li­ği İler­le­me Ra­po­ru­’n­da ya­zar mı?

11. Ömür bo­yu ha­pis ce­za­sı ile yar­gı­la­nır­ken, mah­ke­me­yi uzat­ma­mak ve bir an ön­ce ka­rar alın­ma­sı için “1 da­ki­ka­” sa­vun­ma ya­par mı?

12. Sa­vun­ma ya­par­ken ha­kim­le­re “Lüt­fen gö­zü­mün içi­ne ba­ka­rak be­ni din­le­yi­ni­z” der mi?

13. Çap­raz sor­gu es­na­sın­da “Lüt­fen ba­na so­ru so­ru­nu­z” der mi?

14. Suç­lu in­sa­nın ken­di avu­ka­tı, mü­vek­ki­li için ken­di hak­kın­da suç du­yu­ru­sun­da bu­lu­nul­ma­sı­nı gö­ze alır mı? Mah­ke­me Suç du­yu­ru­sun­da bu­lun­du­ğu za­man “Bu be­nim için şe­ref ma­dal­ya­sı­dı­r” der mi?

15. Suç­lu de­ni­len 326 ki­şi­nin aley­hin­de Al­lah rı­za­sı için tek bir ta­nık da­hi ol­maz mı?

16. Suç­lu in­san hak­kın­da, ha­di ta­nık bu­lun­ma­dı, tek bir im­za­lı bel­ge, te­le­fon din­le­me kay­dı v.s. her­han­gi bir de­lil ol­maz mı?

17. Suç­lu ol­du­ğu id­di­a edi­len 326 ki­şi­nin, top­lam­da, si­cil­le­rin­de 20 bi­nin üze­rin­de tak­dir, gö­ğüs­le­rin­de 100’ler­ce ma­dal­ya, vü­cut­la­rın­da 10’lar­ca PKK mer­mi­si­nin ya­ra izi olur mu?

18. Suç­lu in­san top­lu­mun her ke­si­min­den bu ka­dar des­tek gö­rür mü?

İş­te, bu ka­dar dik, onur­lu du­ruş­la­rı on­dan­dır. On­lar, “Bal­yo­z”­un ma­dal­ya­lı mah­kûm­la­rı­dır.

BİR ELİMDE CIMBIZ BİR ELİMDE BALYOZ /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Emekli Orgeneral Saygun’un kızı Ece Saygun’dan kitap

Balyoz tutuklusu ve Genelkurmay eski ikinci Başkanı emekli Orgeneral Ergin Saygun’un kızı Ece Saygun, ‘Bir elimde cımbız bir elimde Balyoz’ isimli bir kitap yazdı. Ece Saygun, iki hafta içinde yayımlanması beklenen kitabını VATAN’a anlattı

18 yıl hapis cezasına çarptırılan emekli Balyoz sanığı Orgeneral Ergin Saygun’un kızı Ece Saygun babasının ilk gözaltına alınışından son karar duruşmasına kadar olan süreci anlattığı kitabı “Bir elimde cımbız bir elimde Balyoz” Kasım ayında piyasaya çıkıyor. Saygun, herkesin kapalı kutu olarak nitelendirdiği asker ailelerinin hayatlarındaki ilginçlikleri ve bilinmeyenleri bu kitapta anlatıyor. Bir de özeleştirisi var yazarın: “Kitabın dili komik. Film olsa ‘Ay ne abuk film’ deyip çıkıverirsin ortasında”…

OTUZ GÜNLÜK YAZMIŞ

İlkokuldan beri bırakmadığı tek alışkanlığının günlük tutmak olduğunu söyleyen Ece Saygun bugüne kadar yaklaşık 30 günlük doldurmuş. Babasının asker olması sebebiyle bir çok şehir ve farklı ülkelerde yaşadığını belirten Saygun “Toplam 9 okul değiştirdim. Gittiğim yerlerde çok yalnızlık çektim. Dilini bilmediğim ülkelere gidince aylarca susardım. O zaman annemin de yönlendirmesiyle yazmaya başladım. Ve hiç bırakmadım” dedi.

BLOG’DU KİTAP OLDU

Ece Saygun, kitabı yazma nedeni olarak ise şunları söyledi: “Babam hastaneye kaldırıldığında çok sıkıntılı günler geçirdik. Yaşadıklarımı birileri okusun bilsin istedim. Ve bir blog açtım. Blogun adı L5F6 yani babamın cezaevi mektup adresiydi. İnanılmaz bir geri dönüş oldu. Bir buçuk ay içinde 20 bin kişi okudu yazdıklarımı. Bütün arkadaşlarım ‘Bu yazıları toplayalım ve olduğu gibi yayımlayalım. İçinden hiçbir şey çıkarmayalım’ dedi

SALONA KIRMIZI HAT

Ece Saygun bir asker kızı olarak ilginç yaşantısını ise şöyle anlatıyor:

2007-2008 yılları arasındaydı. Babam o zaman Genelkurmay ikinci Başkanı’ydı. O dönemde Başbakan’la Amerika Beyaz Saray’a gitmişti. Orada terörle mücadele için anında istihbarat paylaşımı kararlaştırılmıştı. Babam döndüğünde eve bir tane telefon getirdiler. Kırmızı hatlı bir telefon. Salonun ortasına kuruldu. Bu ne dedik. İstihbarat telefonu dediler. Yani Amerika’yla anında istihbarat anlamını taşıyordu. Biz o zaman Ankara Çankaya’da Cumhurbaşkanlığı köşkünü yanında askeri lojmanda kalıyorduk. Bahçemizde helikopter pisti vardı

EV KARARGAHA DÖNERDİ

O telefon aylarca gece gündüz çaldı. Telefon çalar, babam koşarak açar, 10 dakika ev bir anda karargah olurdu. Helikopterle ve araçlarla gelen 30-40 subay bir anda eve doluşur, masalarda haritalar açılır, uydudan ABD’ye ve neresi olduğunu bilmediğim bir sürü yere bağlanırdı. Biz gidemezdik tabii yanlarına. Ben anlamıyorum bu insanlar o üniformayla mı yatıyor? Koşup saat kaç olursa olsun televizyonu açardık. Bazen bir saat sonra basından neler olduğunu öğrenirdik. En korkuncu da evde kimse yokken telefonun çalmasıydı. Açsan bir türlü açmasan bir türlü. Telefonu açıp “Hello how are you” mu diyecektim

AİLELERİ DE TUTUKLUYORLAR

Ece Saygun, babası gözaltına alındığında neler yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

Birini alıp götürüyorlar. TV’de izliyor, geçiyoruz. Ama sonra neler oluyor o evlerde. O kişiyle birlikte ailesini de tutukluyorlar. Bizimkiler bambaşka bir hayat artık. Benim için 35 yaşında yürümeyi öğrenmek gibi

HİLMİ AMCA BİZDE KALIRDI

Hilmi Özkök önledi darbeyi diyorlar. 2003-2005 arasında babam Belçika’daydı. Hilmi amca Belçika’ya geldiğinde ‘Ben burada çok rahat ediyorum’ diye bizim evde kalırdı. Kapıdan girdiğinde ‘Al tosun sana simit getirdim’ derdi. Oradan geldiğimiz noktaya bak. Bu daha acı. Mücadele edilmesi en zor kısım bu. Bir anda sanki karşıt taraflarmışız gibi oldu. Sabahlara kadar evimizde birlikte yiyip içerdik

BABAM KOMADAN ÇIKTI, IRAK’A UÇTU

“Babam Genelkurmay ikinci başkanıyken bir gün şeker komasına girdi. Morardı. Hastaneye kaldırıldı. Şekeri 600 çıktı. Yoğun bakıma aldılar. Bir hafta sonra çıktı. Doktor 15 gün istirahat verdi. Bir gün sonra televizyonda flaş haber olarak ‘Genelkurmay ikinci başkanı helikopterle Irak’a gitti.’ diye alt yazı geçti. İnanmadım. Bu gazeteciler bir orgeneralin adını öğrenemediler diye kızdım. Telefon çaldı. Açtım babam. ‘Ben Iraktayım. Merak etmeyin’ dedi. Hayatımda ilk defa babama çığlık çığlığa bağırdım ve dedim ki: ”Orada öldün öldün, ölmedin döndün burada ben seni öldüreceğim!” Hiçbir şey demedi ama dönünce bana bir laf etti. ‘Ben bu ülke için ölmeye yemin ettim. Ölebilirim. Bunu kabul edeceksiniz.’ Hiç unutmayacağım bir cümledir o.”

HAYATIM DEĞİŞTİ

35 yaşındaki Ece Saygun, kitabında gezme ve alışveriş dışında bir derdi olmayan bir genç kızken hayatının bir anda nasıl allak bullak olduğunu anlatıyor: “Babam içeriyi ben dışarıyı yazdım.”

‘HEPİMİZ TUTUKLANDIK’

İngiliz dili ve edebiyatı mezunu olan Ece Saygun özel bir şirketin pazarlama müdürü. Babasının tutuklanmasından sonra hayatının artık bambaşka bir hayata dönüştüğünü belirten Saygun kitabının önsözünde yaşadıklarını şu cümlelerle özetliyor: “Bir sabah kapımız çaldı. Babamı götürdüler. Hepimiz tutuklandık”

KAYNAK: Burcu PURTUL / VATAN

Eskişehir’de “bulunan” flash belleğin hikayesi /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


21 Şubat 2011’de Eskişehir’de flash bellek “bulunan” emekli Havacı Albay Hakan Büyük’ün Balyoz “Mahkemesi”ne sunduğu savunmaya buradan ulaşabilirsiniz.

Büyük’ün savunmasında evinde “bulunan” ve ikinci Balyoz iddianamesinde delil olarak kabul edilen flash belleğin hikayesi ile ilgili ilginç detaylar var.

Olayların akışını aşağıda özetlemeden önce, bu flash bellekte en son 2003’de kaydedilmiş gibi görünen bir Word belgesinde 2005 tarihde gerçekleşen kanun değişikliğinin, değişiklik tarih ve sıra sayısıyla yer aldığını, yine aynı bellekte üstverisine göre 2007’de taranmış gibi görünen 2009 tarihli bir gazete küpürü bulunduğunu hatırlatalım. Boğaziçi Üniversitesi’nin, bu flash bellekteki belgelerin üstverilerinin elle manipüle edildiğini ve dolayısıyla delil bütünlüğünün yok olduğunu tespit eden raporunu da burada yayımlamıştık (rapora buradan ulaşabilirsiniz).

***

Tüh, geç kalmışız! İhbar e-mailini gönderenin görüntü kayıtları silinmiş!

18 Şubat 2011 Cuma: Hakan Büyük şehir dışında. Saat 20:00-20:30 gibi Hakan Büyük’ün oğlu ve arkadaşı evde otururken elektrikler kesilyor. Oğlu ve arkadaşı dairenin kapısını açık bırakarak iki kat altta apartman girişindeki elektrik panosunun bulunduğu yere iniyorlar. Sigorta panosunun kapağını açtıklarında sadece “5” no’lu dairenin (Büyük’ün dairesi) ile “apartman aydınlatma” sigortalarının indirilmiş olduğunu görürüyorlar ve düzeltiyorlar.

19 Şubat 2011 Cumartesi: İstanbul Emniyet’e e-mail ile bir ihbar mektubu geliyor. İhbar mektubunu daha önce burada yayımlamıştık (buraya tıklayın).

20 Şubat 2011 Pazar: İstanbul Emniyet tespit tutanağı hazırlıyor, savcılık arama yapılmasını talep ediyor ve aynı gün mahkeme tarafından arama kararı çıkıyor.

21 Şubat 2011 Pazartesi: Hakan Büyük’ün evi aranıyor (detaylar aşağıda).

25 Şubat 2011 Cuma: ihbardan tam bir hafta sonra (arama yapılmış, tutanaklar hazırlanmış, vs.), savcıların aklına Telekom’a yazı yazılarak elektronik ihbarın yapıldığı internet IP’sinin kime ait olduğunu sormak geliyor. Aynı gün Telekom gerekli bilgiyi veriyor.

1 Mart 2011 Salı: IP adresini aldıktan günler sonra IP sahibinin ifadesine başvuruluyor.

Bu arada ihbarı yapan kişinin ihbarı yaptığı yerdeki kamera kayıtları sadece 7 gün saklandığı için kayıtlar silinmiş! İsimsiz ihbar e-mailini aldıktan sonra arama için jet hızıyla hareket eden emniyet ve savcılar, ihbar e-mailini yollayan kişiyi “bulmak” için hiç acele etmiyor. Sonuç: süre aşımı nedeniyle kayıtlar siliniyor, ihbarcı bulunamıyor.

Eskis,ehir’de arama: 2 metrekareye bir polis

Hakan Büyük ve oğlunun yaşadığı 45 metrekarelik bir oda bir salon eve, 21 Şubat 2011 Pazartesi sabahı, Hakan Büyük’ün oğlu evden çıktıktan sonra, saat 08:35’de muhtar ile birlikte 20 kadar polis doluşuyor. Büyük’ün oğlunun odasındaki beş çekmeceli şifonyerin alttan ikinci çekmecesinden Cruser marka bir flash bellek bulunuyor. (Arama esnasında avukat yok.) Arama eldivenle yapılmasına rağmen, flash bellek bulunduğunda, üzerinden parmak izi ve DNA örneği alınmıyor.

“Sizin evde bulundu, sizindir”

Büyük, ilerleyen saatlerde eve gelen oğluna bu flash belleği sorduğunda, oğlu “hatırlamadığını, çok flash bellek aldığını ve kaybettiğini, kendisine ait olmayabileceğini” söylüyor. Bunun üzerine ‘Ev Arama, El Koyma, İmaj Alma ve Teslim Tutanağı’nı hazırlayan görevlilere durumu anlatan Büyük’e verilen cevap şu: “Sizin evde bulundu, sizindir.”

Büyük’ün ifadesine göre:

“Arama sırasında flash bellek saklamaya müsait onlarca yer varken (askılık, masa, sandalye boru ayakları vb) buralara hiç bakılmamıştır. Arama, gereken özen ve ciddiyette yapılmamıştır. Üst aramasının yapılmaması, kapı girişindeki askılıkta bulunan montumun aranmayışı, içi boş yuvarlak borudan yapılmış askılık ile masa ve sandalye ayaklarının aranmayışı, flash belleğin bulunduğu odadaki çalışma masasının üzerinde ve içerisinde çeşitli malzemeler bulunan ayakkabı kutusundaki 3 adet CD’nin bulunamaması, evdeki kombi, TV, DVD oynatıcı vb. aletlerin kapaklarını sökülerek kontrol edilmemesi, akşamüzeri eve gelen oğlumun üst aramasının yapılmaması ve teklifine rağmen cep telefonunun imajının alınmaması, “Biz aradığımızı bulduk, uğraşmaya gerek yok” dercesine bir tutum sergilendiği düşüncesine sevk etmektedir.”

Ertesi gün Büyük, flash belleğin içerisinde ne olduğunu anlamak için dizüstü bilgisayarına takıyor ve içerisinde sıkıştırılmış olarak ‘DOSYALARIM.rar’ isimli bir klasör olduğunu görüyor. Klasörü açtığında içerisinde başka klasörler olduğunu, bunların içerisinde de word, Powerpoint ve JPG uzantılı dosyalar olduğunu görüyor. Ancak, dosyaları açmak istediğinde dosyalar şifreli olduğu için açamıyor.

Eskişehir Emniyet Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne gidiyor ve durumu anlatarak bu konuda ek ifade vermek istediğini belirtiyor. Görevli, arama ile ilgili tutulan her kaydın İstanbul Emniyet Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından götürüldüğünü, oraya müracaat etmesini söylüyorlar. Büyük’ün danıştığı avukat, İstanbul’a gitmesinin gerekmediğini, flash bellek ile ilgili savcılık tarafından çağrılırsa konuyu anlatmasını söylüyor.

Aramadan tam 68 gün sonra tutuklama

28 Mart 2011 Pazartesi: Eskişehir’de yapılan aramadan tam 68 gün sonra Hakan Büyük İstanbul’da gözaltına alınıyor ve savcılık sorgusunun ardından sevk edildiği mahkemece flash bellek içindeki dijital dokümanlar nedeniyle tutuklanıyor.

Neden 68 gün sonra, bu henüz bir muamma. Büyük soruyor:

“Madem “Kaçma” ve “delilleri karatma” gibi bir olasılık vardı, neden arama yapıldıktan 68 gün sonra tutuklandım. Kaçmaya ve varsa delilleri karatmaya niyetli olan biri için bu süre yeterli değil midir?”

Hay Allah, nasıl tahmin edemedik… Flash belleğin şifresi ‘NOYAN1990? imiş!

Büyük, aramadan 68 gün sonra Emniyet ve Savcılıktaki ifadesi sırasında flash bellek içerisindeki şifreli dijital dokümanların şifresinin ‘NOYAN1990? olduğunu öğreniyor. Büyük savunmasında şunları sıralıyor:

• Meslekte bize ilk öğretilenlerden biri “bilgisayardaki şifrenizi eş/çocuk adı ve doğum tarihi yapmayın” şeklindedir ve çok basit bir kuraldır. Ki en son “Bilgi Güvenliği Eğitimi” mi 2009 yılında (emekli olduğum yıl) aldım.

• İçerisinde böylesine önemli dijital dokümanları ve suç delillerini barındırdığı ileri sürülen flash belleğin; mevcut dava ve soruşturmalar nedeniyle sık sık arama yapıldığının medyada yer aldığı bir dönemde elde bulundurmak, oğlumdan bile gizlemem gerekirken bir çok arkadaşlarının geldiği evde ve kolayca bulunabilecek bir yerde açıkta görülecek şekilde saklamak akla, mantığa ve hayatın olağan akışına aykırıdır.

• Görev yaptığım hiçbir dönemde bulunduğum birimden ayrılırken arşiv yapmadım, hiçbir dijital doküman veya evrakın kopyasını yanımda götürmedim.

• Anılan flash bellek bana ait olsaydı, şifresini bilir ve içeriğinde ne olduğuna vakıf olduğumdan, başımı derde sokmamak için imha etmiş olurdum.

Büyük soruyor:

“(Sözde) 6 ayrı il ve ilçede yerleşik 10 askeri birlikte görevli yaklaşık 29 kişiye ait makam ve bilgisayarda yer alan dijital dokümanlar, nasıl tek bir kişinin elinde olabilir? Bu kişi, tek tek bu birlik ve makamlara giderek bunları izinli veya izinsiz olarak nasıl toplayabilir? (…)

Aramada bulunan flash bellek içerisindeki davaya konu olan dijital dokümanlarda adı geçen Havacı subayların büyük çoğunluğunu ismen bile tanımamakla birlikte, hiçbiri ile irtibatım yoktur. Aynı yerdeki dijital dokümanlarda adı geçen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı mensubu subaylardan ise hiçbirini tanımıyorum. Tanıdığıma ilişkin bir telefon görüşmesi vb hiçbir delil de yoktur. Hiç bir irtibatım olmayan kişilere atfedilen dijital dokümanların bende olması doğal mı?”

Hakan Büyük emekli olduktan sonra belgeleri güncellerim diye belleği “saklamış”

İkinci Balyoz iddianamesi’nde “… içerisinde Balyoz Güvenlik Harekat Planı kapsamında bilgi/belgelerin bulunduğu flash belleğin içerisinde bulunan dosya ve belgelerin şifreli oldukları görülmüştür (…) suça yönelik olarak hazırlanan bu plan ve yazışmaların, güncelleştirme amacına yönelik şüpheli [Hakan Büyük]tarafından şifreli bir şekilde muhafaza edildiği” yazıyor.

Yani, emniyet ve savcılara göre Hakan Büyük, nereden ve nasıl edindiği belli olmayan belgeleri, ‘emekli olduktan sonra boş vakitlerimde güncellerim’ diye düşünerek bir flash belleğe kaydetmiş, kolay tahmin edilmesin diye oğlunun adı ve doğum yılını şifre olarak kullanmış ve de bulunması zor olsun diye oğlunun odasındaki çekmeceye yerleştirmiş.

http://cdogangercekler.wordpress.com/2011/12/02/eskisehirde-bulunan-flash-bellegin-hikayesi/

EMİN ÇÖLAŞAN : SİLİVRİ HAKİM VE SAVCILARINA AÇIK MEKTUP !! /// CC : @vardiyabizde @BalyozG ercekler @rodrikdani


http://www.ilk-kursun.com/haber/88316

Ergenekon, Balyoz ve benzer davaların iddianamesini hazırlayan ve yargılamasını yapmakta olan sayın Beşiktaş adliyesi, başka bir deyişle Silivri hakim ve savcıları…Nasılsınız, iyi misiniz? İyi olmanızı dilerim.*

Sayın savcılar, yazmaya önce sizden başlayayım. Yasalarımız açıktır. İddianame hazırlanırken sanığın hem aleyhine, hem de lehine olan bilgi ve belgelere yer verilir.

Soruyorum, siz onların lehine olan hangi hususlara iddianamelerinizde yer verdiniz? Hiçbirine!

Mahkemelerin ve kamuoyunun önüne binlerce sayfalık iddianameler getirdiniz. Mahkemelerin bunu reddetme hakkı var. Ama böyle bir durum asla olmuyor, derhal kabul ediliyor ve davalar otomatik olarak açılıyor.

Şimdi Ergenekon’a değinmek istiyorum. Sayın savcılar, siz böyle bir örgütün var olduğuna baştan beri inandınız mı? Orada yargılananlar arasında birbirini ilk kez duruşma salonunda görenler çoğunlukta.

Ben bazı gazeteci meslekdaşlarımdan biliyorum. Geçmişte birbirleriyle kanlı bıçaklı kavgalı olan gazeteciler, yıllardır aynı örgütten yargılanıyor! Bunları değil aynı örgütte, aynı caddede bile görmek mümkün olmazdı.

Yazdınız, çizdiniz, tutuklanmalarını sağladınız.

Varsayalım öyle bir örgüt vardı. Peki ama içlerinden bir kişi olsun savcılıkta veya mahkemede çözülüp buna itiraf etmez miydi!

Sayın hakimler, bu davalar ne zaman bitecek? Bir sürü masum insan demir parmaklıklar arasında inim inim inliyor.

Bakınız, Mustafa Balbay yarın parmaklıklar ardında 1.000 günü dolduracak. Suçu nedir, ne yapmıştır? Ötekiler gibi kamuoyu bugüne kadar bunu da anlamadı.

Yazar Ergün Poyraz, temmuz 2007’de tutuklandı. Tutukluluk süresi 1.500 günü geçti! Duruşmalara katılmıyor. Arayan soran savcılık ve mahkeme yok. Unutuldu gitti. Acaba suçu ne, örgütün neresinde?

Dünyaca ünlü Türk doktoru Mehmet Haberal hocamızın suçu ne?

Balyoz ve benzerin davalardan yatanlar ısrarla söylüyorlar, suçlandıkları CD’lerin düzmece olduğunu, sonradan hazırlandığını savunup kanıtlıyorlar. Bunlar öyle sokaktan rastgele toplanmış ne idüğü belirsiz

sabıkalı, ayyaş takımı değil. Bunlar devletin generalleri, amiralleri, subayları…

Bir gün olsun aklınıza geldi mi ‘Yaa arkadaş, bu adamların söylediğinde acaba gerçek payı var mı’ diye araştırmak!..Ve ona göre tahliye kararı vermek veya vermemek!

Sayın hakimler, davalar açılıyor. Güzel!..İyi ama bu davalar bir türlü bitmiyor. Ne zaman biteceğini sizler dahil hiç kimse bilmiyor. Bu nasıl iştir sayın hakimler?

Dikkat ediniz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa kuruluşları bile ‘Böyle şey olmaz, tutukluluk süresi cezaya dönüşemez, böylesine uzatılamaz’ diye bağırmaya başladılar.

Sayın Silivri hakim ve savcıları, siz bunları yaparken arkanızda elbette sizlere destek veren, alkış tutan bir kamuoyu var. En başta AKP iktidarı var. Onlar, şu olanlardan memnun. Tabii iktidara destek veren medya ve öteki kesimler de sizin arkanızda.

Hatta size gaz veriyorlar, her kararınızdan sonra açıktan veya çaktırmadan arka çıkıyorlar.

Bir kesim ise şu olanlara haklı olarak karşı çıkıyor, sizleri iktidarın adamı olmakla, iktidarın emir ve direktiflerini yerine getirmekle suçluyor. Çünkü o tutukluların tamamı, istisnasız her biri, AKP iktidarına karşı olan kimseler.

Bütün bu alkış ve protestolarla yargı yara alıyor.

Adalet, yargı ve hukuk, işte bu durumlara düşürüldü sayın hakim ve savcılar. Adalet, günü geldiğinde hepimizin, belki sizlerin bile sığınacağı son yer.

Eğer adalete ve yargıya siyaset girerse, bu olay günün birinde mutlaka ters teper. Ne yazık ki sayın hakimler ve savcılar, bu iktidar adalete siyaset soktu.

Bunu gidermek şimdi sizlerin elinde. Lütfen hiç kimseye ‘Bu hakim ve savcılar oraya AKP’nin Adalet Bakanlığı ve HSYK’sı tarafından özel olarak atandılar. Bunlar iktidarın adamıdır, o yüzden böyle oluyor’ dedirtmeyiniz.

Unutmayınız, bazıları aylardan, bazıları yıllardan beri tutuklu olan o insanların çilesini aslında –belki onlardan daha fazla- dışarıdaki aile bireyleri çekiyor. Onların suçu ne?

Sayın hakimler, tutuklamalardan sonra bunca zaman geçti. Sorguların çoğu bitti. Artık herhalde önünüzdeki suçluyu ve suçsuzu ayıracak duruma gelmiş olmanız gerekir. O halde suçsuz gördüklerinizi, ya da içeride yeterince yattığına inandıklarınızı niçin tahliye etmiyorsunuz?

Lütfen bunları okurken ‘Sen bizim işimize hangi bilginle, hangi hak ve sıfatınla karışıyorsun, biz istediğimizi yaparız’ demeyin.

Ben bunları kendi adıma değil, toplumun çok büyük bir kesimi adına soruyorum. Buna AKP de dahil!..Çünkü iktidarın yetkilileri bile bu tutukluluk sürelerinin yasada ve hukukta yer almayan bir cezaya

dönüştüğünü kabul ediyorlar. Hatta bu konuda bir yasa tasarısı hazırlayıp Meclis’e getireceklerini duyuyoruz.

Sayın hakimler, yargılamalar uzadıkça uzuyor. Suçu belli olmayan insanların 1.500 gün, 1.000 gün tutuklu olmaları ne demektir!

Varsayalım aylar sonra karar verdiniz. Bu işin bir de Yargıtay aşaması var ve normal koşullarda o da birkaç yıl sürecek.

Sanıklara ceza verdiğiniz takdirde birileri diyecek ki ‘Bunca zaman tutuklu bıraktıkları için beraat kararı veremediler, mecburen ceza yağdırdılar.’

Bu işin sonunda gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve gerekse bizim mahkemelerimizde çok ağır tazminat davaları açılacak. Evet, AKP o yasayı da değiştirdi, tazminatları sizler değil, devlet ödeyecek!

Sayın hakimler, savunma en kutsal haktır. Sizler, bazı sanık avukatlarını bile duruşmadaki sözleri, tutum ve davranışları nedeniyle tutukladınız.

27 Mayıs 1960 sonrasında Yassıada mahkemesi kurulmuştu. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Sıkıyönetim Mahkemeleri kuruldu. Bunların her birinde yüzlerce sanık yargılandı ve davalar ortalama bir yıl içerisinde karara bağlandı.

Şu anda ise tutukluluk süresi bazılarında dört yılı geçti, insaf yani!

İşler uzadıkça uzuyor, uzatıldıkça uzatılıyor ve baktığınız davaların ne zaman biteceğini sadece Allah biliyor.

Yargıladığınız insanlar bu ülkenin seçkin ve aydın insanları. Komutanlar, profesörler, gazeteciler…

Bunların hepsi mi size yalan söylüyor?

Bu duruşmaları medyada en baştan sona izleyen bir gazeteciyim. Bugüne kadar yandaş iktidar medyasının deyimiyle ‘Ergenekon silahlı terör örgütü’ olan örgüt, sizler tarafından ortaya çıkarılamadı. Bunu hep bekliyordum, gerçekten de merakla bekliyordum. İçlerinde yakın tanıdıklarım vardı, onların bu örgüte nasıl girmiş olduğunu sizin ortaya çıkaracağınızı düşünüyordum ama olmadı, çıkmadı.

Balyoz ve benzeri davalarda darbe belgelerinin açıklanıp kanıtlanmasını bekliyordum, karşımıza düzmece CD’ler çıkarıldı.

Oda tv davasında gazeteci arkadaşlarımızın yazılmamış, yayınlanmamış kitapları, piyasaya suç unsuru olarak sürüldü.

Hukukçu değilim ama böyle hukuku herkes gibi benim de aklım almadı!

Peki dosyalarda ne vardı? Her davada aynı!..Herkesin telefonları polis tarafından dinlenmiş, yıllar önce yapılan özel konuşmalar bile suç unsuru olarak kabul edilmiş.

Peki silahlı örgüt nerede, darbe nerede?..

Bunları siz herhalde biliyorsunuz da, biz anlayamadık sayın hakimler ve savcılar.

Sayın hakimler, bu gidişe artık lütfen ‘DUR’ deyiniz. Bunu yapmak sizin elinizde. Suçlu ile suçsuzu ayırınız, yargının, adaletin ve hukukun daha fazla yara almasına lütfen izin vermeyiniz.

Saygılarımla."

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: