Etiket arşivi: bdp

TÜNAY SÜER : Ey AKP iktidarı, Kürtçe hukuk dilini nasıl yaratacaksınız?


Başbakan Erdoğan açlık grevi yapanlara sözde verip veriştiriyor, “Devam etsinler” diyor. Beş BDP li milletvekilinin açlık grevine başlayacaklarını açıklamalarından sonra da “bazılarının diyete ihtiyacı vardı” diyerek adeta alay ediyor.

Bağırıp çağırarak, bazen aşağılayarak güya sert tepki gösteriyor ama öte yandan bal gibi de PKK nın istediklerini yapıyor.

Açlık grevi yapanların talepleri arasında bulunan” Mahkemede Kürtçe savunma” olarak tanınan yasa tasarı TBMM İnsan Hakları Komisyonu’ndan geçiveriyor. Eee ! Sayın başbakan ne oluyor?

*****

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek Silivri’den hukuk dersi veriyor.

Kürtçe savunma hakkı talebi aslında Kürtçe yargı talebidir. Ceza yargısında Kürtçe savunma hakkı tanıdığınız yurttaşa Ticaret veya Şirketler veya Borçlar hukukuyla ilgili davalarda aynı hakkı tanımanız tutarlılık gereğidir. Ne var ki, Ceza Hukukunda veya Ticaret Hukukunda kullanabileceğiniz Kürtçe ( yâda Zazaca ) hukuk dili yok. Kürtçe tek bir hukuk kitabı yok ve PKK da bütün yargılamalarını Türkçe yapıyor.

Peki, Kürtçe savunma hakkını yasallaştırmaya kalkıştığınıza göre, ey AKP iktidarı, Kürtçe hukuk dilini nasıl yaratacaksınız? Diye soruyor.(16.Kasım.2012 Avrupa’da hukuk dili niçin Latince kökenli—Aydınlık Gazetesi)

Sn. Perinçek çok önemli bir konuyu ele almış. Sahi, Kürtçe hukuk dili nasıl yaratılacak? İnsan bayağı düşünüyor.

Fazla düşünmeyelim diyorum zira ilkleri yapan AKP bir bakarız sabaha karşı Kürtçe hukuk kitabı çıkartıvermiş!

Şaka bir yana, başbakanın BDP ye ve açlık grevinde olanlara çatmaları hepsi blöf. Zira “anadilde Savunma “konusunun AKP kongresinde dağıtılan kitapçıkta olduğunu biliyoruz.

*****

Adalet Bakanlığı,2 Kasım’da 67 ceza infaz kurumunda açlık grevi eylemi yapan 682 hükümlüye düzenli olarak tuz, bal, limon, şeker ve vitamin verildiğini, her gün düzenli olarak doktor tarafından kontrol edildiğini açıklamıştı..

TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyeleri Bolu F tipi cezaevinde, açlık grevine katılan PKK’lılar ile görüştüklerinde, bir tutuklunun 53 gün önce başlattığı eylemden sonra iki kilo şişmanladığını belirlediler.

Kantin alışveriş listesinde yapılan incelemede ise açlık grevindeki bazı hükümlülerin domates, salatalık, yoğurt, kuru kayısı, peynir, balık, konserve, meyve, bisküvi, çikolata gibi katı gıdalar aldıkları, eylemcilerle aynı koğuşta kalan diğer hükümlülerin alışveriş listesinin de oldukça uzun ve çoğunun aynı kiloda olduğu da görülmüş.

Bu nasıl bir açlık grevidir anlayamıyorum!

*****

Yollara mayın döşeyip askerlerimizi şehit eden, canlı bombalar ile binlerce masum insanın ölümüne neden olan PKK ‘ın ölüm oruçları da oyun içinde oyun gibidir. Maalesef birileri ortaya çıkıp;

Kendilerine insan diyen (!) herkesi açlık grevindeki arkadaşları için dayanışmaya çağırıyor. Grevi bitirecek olan tek merciin hükümet, olduğunu, arkadaşlarının haklı (!) isteklerini kabul etmelerini ve bu greve son vermelerini istiyorlar. Trajik komik çağırılar yapıyorlar. Barışın gelmesi için mutlaka istekleri karşılanmalıymış. Kaç Kürt öldüğünde dikkat çekilecekmiş Bütün partiler bunu istemeliymiş filan falan.

Yandaşları anlayabilirim hani şu aydın geçinen, sanatçı geçinen aydınlardan bahsediyorum.

Ya Atatürkçü geçinenlere ne demeli? Yahu bunlar daha birkaç gün önce helikopterimizi düşürerek 17 askerimizi öldürdüler. Yıllardır bangır bangır bağırıp tehditlerle özerk Kürdistan kurulacak başkenti Diyarbakır olacak diyen hainlerin bir çeşit sözcüleri nasıl olabilirsiniz?

Türkiye’yi parçalamak isteyen emperyalizmin uşakları ile işbirliği değil midir bu?

Amaçları kamuoyu yaratmak ve kanlı elleriyle masumu, haksızlığa uğramışlığı oynayarak Kürdistanı kurmak..

Yoksulluktan, açlıktan ölen yüzlerce insanımız var bizim, gazilerimizin hali ortada, bu vatan uğruna şehit düşmüş çocuklarımızın yoksul aileleri var. Biraz vicdanlarınız varsa onları düşünün ey Allah’ın gafilleri.

*****

Olmadı Hüseyin Aygün, yine olmadı.

Başbakan Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ne kendi kişisel tarihini ne de CHP’nin tarihini konuşamayacağını belirterek, her ikisinde de Dersim olduğunu ve Dersim’le yüzleşmek zorunda olduğunu ifade etti.

(Derdi, dini imanı Kılıçdaroğlu ve CHP oldu başbakanın. CHP ile yatıyor CHP ile kalkıyor).

Tabi o sözlere çok bozulduk. Bu kadar da olmaz dedik.

Yetmedi yine konuştu.

Kılıçdaroğlu’nun zalim CHP ile mazlum Dersim arasında bir tercih yapmak zorunda olduğunu ama bunu yapamadığını ifade ederek ”Asıl patolojik vaka budur. CHP Genel Başkanı, Dersim’le CHP arasında bir reddi miras tercihi yapmak zorunda kalmış ve Dersim’i reddetmiştir. Onu unutmuştur ama ondan da devamlı geçinmektedir” diye konuştu.

( İdamı övüyor mu yoksa yeriyor mu belli değil.)

“Büyük bir vakarla! İpe götürülürken Seyit Rıza şunu söylemiştir; ‘Evladı Kerbelayık. Bihatayık. Ayıptır, günahtır, cinayettir’. Seyit Rıza idamından 70 yıl sonra bile hatırlanırken o dönem zalimlerle işbirliği yapan Seyit Rıza’nın kardeşinin oğlunu hiç kimse hatırlamıyor. CHP Genel Başkanı bir Seyit Rıza olmak yerine, Seyit Rıza’nın en azından izinden gitmek yerine işte o işbirlikçilerle hareket etmeyi, Dersim’in üzerine örtmeyi tercih etmiştir. “Diyorsun.

Sana ne be başbakan, sana ne..

Sen AKP li misin yoksa CHP limisin? Bırak onu CHP liler düşünsün. Tasası seni mi tutuyor?

Her neyse, Sn. Kılıçdaroğlundan bu sözlere sert bir yanıt beklerken kafamıza taş düştü sanki.

Dersim İsyanı lideri Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edildiği Elazığ’daki Buğday Meydanı’nda anma programı düzenledi. ”Seyit Rıza ve arkadaşlarının itibarlarının iadesini” öngören kanun teklifi hazırlayan CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün oradaydı. Gazetecilere yaptığı açıklamada;

Biz bugün 75 yıl evvel idam edilen 7 kişinin masumiyetini dile getiriyoruz. İdam kuşkusuz Kürt sorununun çözümü değil. Seyit Rızaların asılması da Dersim trajedisini asla çözmedi, tarih haline getirmedi. Bugün Seyit Rızaların torunları olarak buradayız ve bu acıyı 3 çeyrek yüzyıl sonra olsa da bütün dünyaya ilan ediyoruz. Dolayısıyla ne Kürt sorununun çözümü için idama ihtiyaç var, ne de şiddet dalgasının, şiddet sarmalının sürmesini istiyoruz” diye konuştu. (Şiddeti biz mi yoksa PKK mı yapıyor?)

O yıllarda adı Dersim olan Tunceli ‘de neler olduğunu isyancıların neler yaptıklarını daha önceleri yazdığım için tekrarlamıyorum.

Dersim katliamının sorumlusu CHP’dir.

Aleviler, Atatürk’le Hazreti Ali’nin fotoğraflarını yan yana asıp kendini kandırmasın.

“Ulusalcı-kafatasçı kişiler”

“PKK’lılar iyi çocuklar, genç arkadaşlar” dedin ama yettin Hüseyin Aygün, lütfen artık ya Dersimli ol ya da Tunçelli…

Tünay SÜER / KEMALİSTLER.ORG

BDP KKTC’YE RUMLARDAN BETER SALDIRDI


Fuhuş, kumar sahtekarlık merkezi

Rumlar KKTC için ‘’Sahte Devlet’’ diyor. Yavru vatana daha önce ‘’Dandik’’ diyen BDP ise şimdi de, ‘’Fuhuş, kumar sahtekarlık merkezi’’ suçlamasında bulundu.

BDP milletvekilleri KKTC için, Rumlardan bile daha ağır suçlamalarda bulundu. Rumlar KKTC için, ‘’Sahte Devlet’’ yakıştırması yaparken, yavru vatana daha önce ‘’Dandik Cumhuriyet’’ diyen BDP, şimdi de ‘’Fuhuş, kumar, sahtekarlık merkezi’’ suçlaması yaptı.

AKP Malatya milletvekili ve Türkiye-KKTC Dostluk Grubu Başkanı Faruk Öz, KKTC’nin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü kutladı. Öz TBMM’deki konuşmasında ‘’KKTC toprakları, şehit ve gazilerimizin kanlarıyla yoğrulmuştur. Bu mukaddes topraklarda kimsenin, Türk kardeşlerimizin geleceğini karartmasına müsaade etmeyiz. Yeşil ada, cennet ada ve yavru vatana sahip çıkacağız’’ dedi.

Bu sözlere BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, ‘’Kıbrıs, kumarhane ve fuhuş merkezi oldu, sahtekarlık yapan bütün bankaların merkezi oldu, onu da belirtmek lazım’’ diyerek laf attı.

Daha önce de BDP Şırnak milletvekili Hasip Kaplan, KKTC’ye ‘’Dandik Cumhuriyet’’ demişti. KKTC hükümetinin Yakın Doğu Üniversitesi‘nde pkk lehine eylem yapıp olay çıkaran 18 öğrenciyi sınır dışı etmesini eleştiren Kaplan, ‘’Kıbrıs’a yavru vatan deyip orayı dandik cumhuriyet, muz cumhuriyetine çevirdiniz’’ demişti.

Bu sözler KKTC’de de yankı bulmuş ve Başbakan İrsen Küçük, ‘’Hasip Kaplan’ın, KKTC’ye yönelik mesnetsiz, seviyesiz, devleti aşağılayıcı ve hakaret içeren açıklamaları, rahatsızlık ve üzüntü yaratmıştır. KKTC, demokrasi, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan laik bir cumhuriyettir’’ açıklaması yapmıştı.

KAYNAK: GAZETEPORT

Melih Aşık: Heykele hücum.


BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın “Öcalan’ın heykelini dikeceğiz” sözleri üzerine Başbakan Erdoğan, CHP’yi de hedefe katarak diyor ki:

“…Dünyanın her yerinde diktatörlerin heykelleri yıkılırken bunların aklı sadece heykel dikmeye yetiyor. Bunu defalarca söyledim. BDP, Doğu’nunGüneydoğu’nun CHP’si olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Heykel olayına da girdiler fark tamamen ortadan kalktı. Bu millet, yeni bir CHP zihniyetine, faşizmdalgasına izin vermez. Saddam’ın, Stalin’in, Lenin’in, Tito’nun, Esed’in heykelleri tek tek yıkılıyor. Hiç merak etmeyin, bunların heykelleri bu topraklarda kendilerine kaide bile bulamaz…”

Başbakan ne demek istiyor? Gayet açık..

Öcalan heykeli fikrini eleştirirken bilvesile… Atatürk heykellerini CHP zihniyetinin ve faşizm dalgasının eseri olarak niteliyor… Diktatör heykellerinin yıkıldığını çıtlatarak… Sıranın Atatürk’e geldiğini anımsatıyor. Atatürk heykellerini hedef gösteriyor…

Recep Usta’nın gerçek gündemi 10 yılın sonunda yavaş yavaş su yüzüne çıkıyor… Acaba Usta bu konuya da dinsel mi bakıyor? Öyle görünüyor.

Evet, İslam dünyasında, putperestliğe karşı verilen mücadelenin uzantısı olarak tasvir yasağı gelişmiştir. Resim ve heykele tarih boyunca günah objeleri olarak bakılmıştır. Acaba bu bakış gerçekle ne kadar ilişkilidir?

Beşir Ayvazoğlu, “İslam Estetiği” adlı kitabında bu konuyu ele alırken:

– Tasviri yani resim ve heykeli yasaklayan Kuran’ı Kerim değil hadislerdir, diyor…

Kimi padişahlar da öyle düşünmüş… Örneğin Abdülaziz kendi heykelini yaptırmıştır…

Silivri’den sesler

OdaTV sanıklarından gazeteci Müyesser Yıldız bu defa Silivri’ye ziyaretçi olarak gitmiş… İzlenimlerini yazıyor… Tuncay Özkan Silivri’de 4 yılı bitirdi, 5’inci yıla girdi… Artık gün saymayı bırakmış. 19 davanın Ergenekon ‘çuvalı’na atılmasıyla iddianameler 17 bin sayfaya ulaştı. Ek dokümanlar 500 milyon sayfayı buldu. Bu dava günün birinde Yargıtay’a giderse nasıl çıkacaklar içinden… Hoş mevcut mahkeme de pek çıkacak gibi değil ya… Beş yıldır hâlâ tek hüküm yok… Tuncay Özkan o arada bir vecizeyi hatırlatmış Yıldız’a:

“Büyük iktidar yoktur, onu büyük gören muhalefet vardır!..”

Geçiyoruz Aydınlık gazetesi yazarı Hikmet Çiçek’e.. O da Silivri’de 4 yılını tamamladı. 12 Mart döneminde tam 14 yıl hapis yattı. Ömrünün neredeyse yarısı hapislerde geçti. Bu dönemin darbe dönemlerine taş çıkarttığını söylüyor. Ergenekon’un Gizli Tanıkları adlı bir kitap yazıyormuş. Gizli tanıklardan söz ederken:

– Hepsi bir Osman Yıldırım, diyor, sabıkalı, koyun hırsızı, kullanılmaya müsait insanlar.

Silivri’de tutuklu baba Doğu Perinçek ile oğul Mehmet Perinçek’in görüşmesi de dikkate değer. Farklı koğuşlarda yatan baba – oğul sadece ziyaret günlerinde görüşebiliyormuş. Nasıl mı? Baba mahkum tarafında, oğul ziyaretçi tarafında durup, camın ardından telefonla…

Mustafa Balbay da Silivri’de 4 yılını tamamladı, 5’inciye geçti.

Mustafa’nın 7 aylıkken bıraktığı şimdi 5 yaşına giren oğlu Deniz, onun havaalanında çalıştığını sanıyordu. Artık Silivri’nin bir havaalanı olmadığını, babasının orada çalışmadığını biliyormuş, ama sormaya devam ediyormuş: “Baba, sen nerdesin?”

Soner Yalçın bugün tekrar duruşmada… Vicdanlar kıpırdar da Soner tahliye edilir mi? Ummaktan başka bir şey yapamıyoruz…

Müteahhit Ali Ağaoğlu, “Kabul ediyorum, Maslak 1453 projesinde usul hatası yaptık” demiş. En büyük “usulsüzlüğü” bile usulünce yapmak gerektiğini sanırız şimdi öğrenmiştir!

Fahrettin Fidan

20 milyon

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ne genç bir kadın vize talebiyle başvurur. Vize bürosu herkes gibi ondan da çeşitli belgeler yanında hesap cüzdanı fotokopisi ister. Birkaç gün sonra fotokopiler gelir. Vize görevlilerinin ağzı hayretten açık kalır. Çünkü cüzdanda görünen para 20 milyon dolarcivarındadır. Amerikalı görevliler küçük bir araştırma yapınca kadının bir sendikada sıradan bir muhasebeci olarak çalıştığını öğrenirler. Elçilik ek bir bilgiye daha ulaşır. Kızın babası Ankara’da ünlü bir sendikacıdır.

Bu olayı Yıldırım Koç Aydınlık’taki köşesinde yazdı. Aradan haftalar geçti… Kendisini arayan bir yetkili olmadı. Ancak tabii bu sendikacının kim olduğu hayli merak mevzuu oldu… Ortaya bugünlerde bir isim atılıyor… Önce http://www.kemalistler.net adlı site, ardından Aydınlık’ta Mehmet Akkaya yazdı… Adres olarak Türk – İş’in zirveleri işaret ediliyor. Açık açık isim veriliyor. O?zatın artık bir açıklaması bekleniyor.

AKP yeni anayasada laiklik ile Atatürk ilke ve inkılaplarının milletvekili yemininden çıkarılmasını önermiş.

Göz göre göre yalan yemin etmekten kurtulmaya çalışmalarını takdirle karşılamak lazım…

Haldun Ertem

Program

AKP milletvekili yemininden “Demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma” ve “Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma” sözlerinin çıkarılmasını istiyor…

Bu birkaç satırlık ifade AKP’nin gelecekteki programı konusunda fikir vermiyor mu? Nelere bağlı kalmayacaklarını ve neye sadakatten ayrılacaklarına tersini söyleyerek pek güzel ifşa etmişler… Dedik ya… AKP artık gerçek gündemini gizlemeye pek gerek görmüyor…

Bakan Ömer Dinçer’in oğlu sınava girmeden THY’de müdür olmuş. Normaldir!

Onların KPSS’yi geçmesine gerek yok! Mahdumların elinde kapı gibi AKPSS belgesi var…

Akif Kökçe

Milliyet

İŞTE BDP GENEL BAŞKANI’NIN DAĞDAKİ HALİ


Gerçi bu habere şaşıran olmayacak ama…

BDP’nin Genel Başkanı Selahattin Demirtaş‘ın örgütün dağ kadrosunda iken çekilmiş fotoğrafı ortaya çıktı.

ASKERHABER‘in edindiği bilgiye göre bu fotoğraf, Demirtaş 26 yaşında iken, 1999 yılında Irak’ın kuzeyinde çekildi.

Demirtaş, 1999’da bebek katilinin yakalanıp İmralı’ya kapatılmasının ardından, hukuk eğitimli olduğu için pkknın siyasi kanatlarında görev alması ve bebek katilinin savunma hazırlıklarında kullanılmak üzere Türkiye’ye gönderildi. Dağda kısa süre kalan Demirtaş’ın fotoğrafta çok zayıf ve yüz hatlarının çıkık olduğu görülürken, dağdan inmesinin yaradığı görüldü.

Fotoğrafta iki arkadaşı ile birlikte poz veren Demirtaş’ın teröristlerin kullandığı meşhur Mekap ayakkabıları da dikkat çekiyor.

ANKARA HUKUK MEZUNU

Hürriyet Gazetesi‘nin 16 Haziran 2011 tarihli sayısına bir söyleşi veren Demirtaş, "O dönem binlerce genç dağa gitti. Ben de dağa gidip gitmeme arasında bocaladım" demişti. “Herkes dağa giderken sen hala okul mu okuyorsun?” diye mahalle baskısı olduğunu iddia eden Demirtaş, 1994 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni kazandı. Mezun olduktan sonra pkkya katılan Demirtaş, 1999’da teröristbaşının yakalanmasının ardından dağdan inerek örgütün siyasi eylemlerine katılmaya başladı. Demirtaş serbest avukatlığın yanısıra İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu Üyeliği ve Şube Başkanlığı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye şubesi üyeliği görevlerinde bulundu.bulundu. Orta düzeyde İngilizce biliyor. Evli ve 2 çocuk babası.

ASKERHABER / HABER MERKEZİ

Kürt Devleti Kuruluyor /// CC : @ulusalkanalTV @ulusalkanal


BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, cezaevlerindeki açlık grevlerine destek amacıyla düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, "Ortadoğu’da Kürt devleti kuruluyor" dedi.

Batman’da partisinin ’Ölümlere sessiz kalmayacağız, taleplerimiz kabul edilsin’ sloganıyla düzenlediği mitinge, Selahattin Demirtaş’ın yanı sıra BDP milletvekilleri Ayla Akat Ata, Altan Tan, Hüsamettin Zenderlioğlu, Nursel Aydoğan ve İdris Baluken de katıldı. Demirtaş kabalığa yaptığı konuşmada, cezaevlerindeki açlık grevlerinde artık saniyelerin bile önemli olduğu dönemlere girildiğini belirterek, "Sözün bittiği yerdeyiz. Lafla İmralı gemisinin yürümediği ortadadır. Ne Adalet Bakanı’nın çağrısı, ne de bizim çağrımız bu ölüm oruçlarını durdurmayacak. Onların kararlı olduklarını gördük, taleplerinin yerine gelmesini istiyorlar" dedi.

Sadece cezaevlerinde değil dağlarda, alanlarda meydanlarda miting yaparak barış çağrısı yaptıklarını kaydeden Selahattin Demirtaş, "Faşist İçişleri Bakanı bizim önümüze gaz bombası, panzer ve cop olarak karşımıza çıkıyor. Leş kargalığını bırakın, siz karga oldukça biz şahin olacağız. Karşımızda çözüm zihniyeti görürsek biz barış güverciniyiz" diye konuştu.

"ÇÖZÜM ANAHTARI İMRALI’DA"

Adalet Bakanı’nın samimi olması durumunda onun girişimlerini destekleyeceklerini belirten Demirtaş, "Adalet Bakanı tek başına Kürt sorununu çözemez. Çözüm anahtarı İmralı’dadır. Adalet Bakanı bu konuda daha cesur olmalıdır" dedi. Demirtaş, Ak Parti içinde çözümden yana olanların seslerini çıkarması gerektiğini belirtirken de "Hava bozuk ya da koster bozuk diye görüş yapılmaz diye bir şey olamaz. Kanun buna izin vermez. 1,5 yıldır utanmadan koster bozuk deniliyor. Bu kadar haksızlığa yalana ve kanunsuzluğa karşı bu toplum sessiz kalamaz. Leş kargaları önderliğin ne demek olduğunu anlamazlar. Ama bu halk için önderlik demek liderlik demektir. Beynimizde ne varsa dilimizde o vardır" dişe konuştu.

"ORTADOĞU’DA KÜRT DEVLETİ KURULUYOR"

Lozan antlaşmasının Kürtlere anadilde eğitim hakkı tanıdığını iddia eden Demirtaş, "Kanunsuzluk, hukuksuzluğu bir kenara bırakıp hükümet ve devlet gibi davranın, karşınızda bir halk var. Bakın Ortadoğu’da Kürt devleti kuruluyor" dedi.

İmralı’ya gitmeleri halinde müzakerelerin yeniden başlayabileceği zemini hazırlayacaklarını iddia eden Demirtaş, "Bu kadar basit bir yolu denemek yerine gece gündüz tutuklama, ölüm, kan, işkence, tehditle bir sonuç alamazsınız. Lozan Antlaşmasını hatırlatmak istemiyoruz. Kürdistan’ı 4 parçaya bölmüş antlaşma olmasına rağmen, Kürtlere anadilde eğitim hakkı tanımıştır. Ama 2012 yılında halk bu haklardan yararlanamıyor" iddiasında bulundu.

"ENGELLEYENİ SAVAŞ SORUMLUSU İLAN EDERİZ"

Türkiye’de 59 Cezaevi’nde 600’den fazla tutuklunun açlık grevi yaptığını belirten Demirtaş, "Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü ve fikirlerini savunmak suç değildir. Açık açık savunuyor belirtiyoruz. Bir halk önderleri özgür olmadan çözüm sürecine giremez. Bir halkın ana dilde eğitim hakkı olmadan, kamu kuruluşlarında anadilini kullanmadığı takdirde barış süreci yaşanmaz" dedi.

Batman Valisi’ne miting için kolaylık göstermesi nedeniyle teşekkür eden Demirtaş, "Valiler, Emniyet Müdürleri çözüm istiyorlar. Bu eylemlerin önünü kesmemelidirler. Engelliyorlarsa onları savaş sorumlusu ilan ederiz" tehdidinde bulundu.

Selahattin Demirtaş konuşmasının sonunda cezaevlerinde açlık grevi yapanlara destek için salı günü taraftarlarına kepenk açmayıp, alışveriş yapılmayıp, öğrencileri okula göndermeyip hayatı durdurmaları çağrısı yaptı.

BDP ÜYELERİ ANTALYA’DA AÇLIK GREVİNE BAŞLADI

BARIŞ ve Demokrasi Partisi (BDP) Antalya İl Başkanlığı üyeleri, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlüler tarafından başlatılan açlık grevine destek amacıyla 2 günlük açlık grevine başladı.

BDP Antalya İl Başkanı İhsan Nergiz, parti binasında yaptığı açıklamada, cezaevlerindeki 800 civarında tutuklu ve hükümlünün 46 gündür açlık grevi yaptığı söyledi. Cezaevlerinde açlık grevi başlatan tutuklu ve hükümlülere destek vereceklerini belirten Nergiz, Antalya’da da 27 kişinin 48 saat boyunca açlık grevi yapacağını duyurdu.

AK Parti iktidarının cezaevlerindeki olaylara karşı duyarsızlık gösterdiğini ifade eden Nergiz, tutuklu ve hükümlülerin taleplerin karşılanması halinde demokrasi ile 30 yıldır özlenen barışın sağlanması yolunda önemli adımlar atılacağını söyledi.

Basın açıklamasının ardından parti binasında açlık grevi yapan BDP üyelerinin yanında oturan İhsan Nergiz, Hasan Adsız adlı kişinin de süresiz olarak açlık grevine başladığını söyledi.

Nergiz, "AK Parti başta olmak üzere Adalet Bakanlığı bu konuda adım atmazsa bu arkadaşlarımızın eylemlerini sonuna kadar destekleyeceğiz ve geri adım atmayacağız" dedi

AKP ile BDP arasında danışıklı dövüş!


Tayyip Erdoğan, Elazığ konuşmasında, Teröristlerle kucaklaşanlarla bizim konuşacak hiçbir şeyimiz yoktur.

Biz demokratik ortamda her şeyi çok açık net herkesle konuştuk, konuşuyoruz ve asla kapımız o insanlara kapalı değildir. Yeter ki terörle irtibatını kessin, yeter ki bu konuda samimi olsun” dedi.

İyi güzel de, Oslo’da PKK terör örgütü ile konuşan şimdiki MİT müsteşarı, PKK temsilcilerine “Ben Başbakan adına yetkiliyim” dememiş miydi? “Şerefsiz” tartışmalarının sonunda Tayyip Erdoğan da “Evet benim talimatımla gittiler. Görüştüler” dememiş miydi?

Yani bırakın teröristle kucaklaşanları bir kenara, Tayyip Erdoğan Oslo’da teröristlerle müzakere masasına oturmuş değil midir?

Peki şimdi BDP’ye neden yükleniyor?

Yerel seçimler, genel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştığı için, değil mi? Peki, seçmen bu çelişkiyi görmeyecek mi?

***

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, “Başbakan’ı artık iyi tanıyoruz. Ne zaman BDP’yi sert ifadelerle eleştirip yüklenirse, o zaman başka kanalların devreye girdiğini biliyoruz. Ben Başbakan’ın bu tavır değişikliği ile İmralı’da görüşmelerin yeniden başladığını tahmin ediyorum” dedi.

Bilindiği gibi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bir süre önce, “Abdullah Öcalan nerede?” diye sormuş, Aydınlık gazetesi de konuyu araştırarak, görüşmelerin İmralı dışında devam ettiğini ortaya çıkarmıştı. Abdullah Öcalan, zaman zaman İmralı’dan alınıyor ve görüşmelere götürülüyordu. Bu konuda devlet adına ciddi bir açıklama bile yapılamadı. Adalet Bakanı, “İmralı’ya gider görürsünüz” diyebildi ama iddiayı yalanlayamadı.

***

Aslında mesele sadece halkı aldatmak değil.. Tayyip Erdoğan ile BDP arasında danışıklı bir dövüş var sanki.. Öyle ya, PKK’nın Oslo sürecindeki “demokratik özerklik” taleplerinin hatta öteden beri savundukları Abdullah Öcalan’ın demokratik konfederalizm önerisinin bütün gerekleri yerine getiriliyor.

Türkiye’nin ekonomik ve siyasi alt yapısı, hukuk düzeni değiştirilmek suretiyle eyalet sistemine doğru götürülüyor. Büyükşehir yasa tasarısı ile şehir devletleri dönemine dönüş yaşanıyor.

AKP, 2003 yılında Abdullah Gül’ün Başbakanlığında bir Yerel Yönetim Reformu hazırlamış parlamentoya getirmişti. Biz bu reformu kanton modeli olarak değerlendirmiştik.

Türk-İş’in konu ile ilgili raporunda ise “Yerel Yönetim Reformu adı altında hazırlanan düzenlemeler, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısını büyük ölçüde zayıflatacak, 81 eyalet yaratacaktır. Etnik kimlik ve siyasal görüşlere göre bölgesel yapılanmalar ortaya çıkacaktır” deniliyordu.

***

Zaten AKP daha kurulmadan, Tayyip Erdoğan, kendisine ABD’den gönderilen mektupta belirtilen küreselleşmenin şehir devletleri planına uyacağını, parti programında ortaya koymuştu.

Dünyayı yönetmeye soyunmuş elit, milli devletleri parçalamak istiyordu. Bunun için şehirleşme adı altında eski Yunan tarzı şehir devletleri modelini gündeme getiriyorlardı. Tayyip Erdoğan’a söylenen, bu politikaya uyması halinde, destek göreceğiydi…

Bir lobi şirketi vasıtasıyla Erdoğan’a New York’tan gönderilen memorandumda “Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir” deniliyordu…

Sözde reform taslağında ise, “Zabıtanın bir kısmı güvenlik elemanı olarak görevlendirilebilir” ifadesi vardı! Ayrıca İl Özel İdaresi’ne de zabıta teşkilatı ve özel güvenlik teşkilatı kurma görevi veriliyordu!

Erdoğan, henüz, 81 devlete 81 ayrı polis teşkilatı kuramayacağını bildiği için, bu işi zabıta ile başlatmayı düşünüyordu!

Zaten AKP programının 41’inci sayfasında, “Temel eğitim hizmetlerinin verilmesi, pilot uygulamalarla merkezi idarenin taşra birimlerine ve yerel yönetimlere aktarılacaktır” ifadelerine yer verilmişti..

Yani, Tayyip Erdoğan, başından beri ABD ve BDP’nin taleplerini yerine getiriyor ama halkın bu oyunu görmemesi için şimdi BDP’ye yükleniyor.

Gültekin AVCI : Öcalan BDP genel başkanı olsaydı… /// CC : @GultekinAvc


Gültekin AVCI

gavci

Selahattin Demirtaş, Kürt sorunu maskesiyle takdim ettikleri terör sorununda devletin muhataplarını açıklıyor.

Muhataplar BDP, KCK, Öcalan ve PKK’ymış.

Bunlar "Kürt halkı"nın açıkladığı muhataplarmış.

Oysa Kürt halkının dörtte üçü, BDP-PKK eksenine yüz vermiyor.

Ama bunlar Kürtler’in onda biri bile olsalar, "silah kimdeyse temsil onda" eşkıyalığıyla kendilerini tüm Kürtler’in temsilcisi olarak dayatıyorlar.

Hem Kürtler’e hem de devlete.

4 muhatap bildiriyor Demirtaş.

BDP, PKK‘nın ayak siyasetini yaptığına, KCK da PKK‘nın üstü olduğuna göre 2 muhatap söz konusu.

Kandil ve Öcalan.

Ama biz defaatle gerçekleşen müzakerelerde Kandil’in Öcalan’a veya Öcalan’ın Kandil’e uyum sağlayabildiğini göremedik.

Öcalan "tamam" dedi kurşun yedik, Kandil "tamam" dedi bomba yedik.

Özellikle önümüzdeki süreçte her fırsatta Öcalan’ın gündeme getirilerek, yeniden irtibat kurulmasına çalışılması KCK‘nın BDP‘ye yönelik son talimatlarından birisiydi.

BDP‘nin ısrarla "Öcalan’ın tecriti"nden bahsetmesindeki gaye, Suriye kriziyle özerkliğe çok yaklaştıklarını düşündükleri bu süreçte, örgütle Öcalan arasındaki irtibat köprüsünü tekrar inşa etmektir.

Zira Öcalan’la irtibatsızlık, örgüt açısından ciddi bir strateji ve taktik dağınıklığı doğuruyor.

Nitekim bu kargaşa örgüt liderlerine kadar sirayet etmiş, BDP bile örgütte kimin talimatını dikkate alacağını şaşırmıştı.

Karayılan, Cemil Bayık, Fehman Hüseyin ve Duran Kalkan gibi örgüt liderleri birbirlerinden gizli mağaralarda yaşıyorlar.

Her şey bir yana gelin 2 hayal kuralım, bu hayallerin asla gerçek olmaması duasıyla.

Bu hayalde Karayılan bir yandan KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı’nı ifa ederken, BDP Genel Başkanlığı da yapsın.

Terörist genel başkan olur mu demeyin, terörist partili oluyor da genel başkan neden olmasın(!)

Ayrıca hayal bu.

Böylece BDP, PKK’nın ayakkabısı değil de KCK’nın başındaki adamı genel başkan yapmış bir parti olsun.

Ama Karayılan BDP Genel Başkanı’yken Cemil Bayık, Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Ali Haydar Kaytan ve Fehman Hüseyin gibi örgüt liderleri yine Kandil’de olsun.

Hem örgütün hem de partinin başında olan Karayılan‘la anlaşıp sorunu siyaseten çözebilir misiniz?

Asla!

Karayılan da örgüte sözünü dinletemeyecek, Demirtaş gibi Kandil ve Öcalan’ı işaret edecektir.

Çünkü silahlar dağdakilerin elinde.

Varlıklarını korumak isteyenler ellerinde silah olanlar, siyaset yapanlar değil.

Üstelik varlıklarını ellerindeki silahlarla birlikte devletçe resmen kabul edilmiş şekilde korumak istiyorlar.

2. hayalimizde Öcalan tamamen affedilmiş ve BDP‘nin başına geçmiştir.

Üstelik Meclis’te Diyarbakır veya Şanlıurfa milletvekilidir.

Ama Kandil aynen silahlı mevcudiyetini korumakta ve saldırılar devam etmektedir.

Cezaevinden terör örgütüne söz dinletemeyen Apo, BDP Genel Başkanı ve milletvekili olarak örgüte söz dinletebilir mi?

İhtimal vermem.

Cemil Bayık‘ın Öcalan "mutabakat tamam" dediğinde "seni kandırıyorlar" dediğini ne çabuk unuttunuz?

En iyi ihtimal örgütün bölünmesi, büyük parçanın dağda kalmasıdır.

Karayılan‘ın da dediği üzere pek çok devletle iltisakı olan PKK, Öcalan‘a mahkûm olmadığını, o günlerin çok gerilerde kaldığını biliyor.

Örgütü Öcalan kurmuş olabilir, ama bunca yıl ayakta tutan o değil.

Özerklik verilse bile PKK silah bırakmayacak, sadece militanlarını sınır dışına çekecek, bu süreci bağımsızlığı tahkim etmek için kullanacaktır.

"Kendi topraklarının silahlı koruyucuları" olarak dönene kadar.

Anlaşılmayan şudur.

Örgütün stratejisinde ateşkes olabilir, müzakere olabilir, özerklik ve bireysel haklar olabilir ama silah bırakmak ve dağılmak asla yoktur.

Önemli bir tehlike şudur:

Eğer Öcalan‘ın izolasyonu kaldırılır da irtibat tekrar sağlanırsa, örgütte kafa karışıklığı, strateji dağınıklığı, liderler arası çekişmeler minimuma inecek, çok daha derli toplu bir PKK tezahür edecektir.

Öcalan, 11 Mayıs 2011’de avukatlarıyla yaptığı görüşmede, "Suriye Kürtleri’nin hem Esed hem de muhalif gruplarla diyalog içinde olması, hangi taraf pozitif yaklaşıyorsa o tarafa taleplerini dayatmaları, gerektiğinde silah da kullanarak öz savunmalarını yapmaları" talimatını vermişti.

KCK ve PYD 1,5 yıldır bu taktik eksende yürüyor.

Güncel taktik ve stratejilere çok ihtiyacı var ama Öcalan‘la irtibat kuramıyor.

Umarım devlet, KCK‘nın "ideolojik buhran, strateji üretememe, örgüt içi hizipleşme ve hesaplaşma" gibi sorunlarını çözmez.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: