Etiket arşivi: BOJİDAR ÇİPOF

RUM PATRİKHANESİ BURSA’DA BİR KİLİSE DAHA SATIN ALDI, BATI TRAKYA’DAKİ DURUM İSE ÇOK VAHİM /// C C : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Rum Patrikhanesi’ne bağlı kiliseler, İstanbul ile Gökçeada ve Bozcaada’da bulunmaktadır. Zaten Lozan Anlaşması’na istinaden bu yerleşim alanları mübadele kapsamına alınmamıştı. Türkiye’de İstanbul ile Gökçeada ve Bozcaada dışında tüm Anadolu’da yaşayan Rumlar ile Yunanistan’da da Batı Trakya hariç tüm Yunanistan’da yaşayan Türkler “Nüfus Mübadelesi” kapsamında karşılıklı göç ettiler.

Lozan’da yapılan tüm manevralar, İstanbul’dan Rumların ve dolayısı ile de Rum Patrikhanesi’nin gitmemesi üzerine yapıldı. Önemli olan ahali değildi, önemli olan Rum Patrikhanesi’nin nakil edilmemesiydi. Çünkü “Megali İdea” doktrinine göre bir gün İstanbul (Konstantinopolis) yine Yunanistan’ın başkenti olacaktır. İstanbul Rumlarına karşı Batı Trakya’daki Türklerin neden seçildiği sorusu ise hep akla gelir. İstanbul ile Gökçeada ve Bozcaada’daki Rumlara karşı Yunanistan’da da bir coğrafi alan ve orada yerleşik Türkler seçilmeliydi ki bu coğrafya, Türk yoğun bir coğrafya olan batı Trakya’dır.

Lozan görüşmelerine katılan Bulgaristan’ın bir amacı da Ege Denizi’ne çıkış elde etmekti ve bunu için de en uygun alan Batı Trakya’dan denize kadar olan coğrafyaydı. Bulgaristan Lozan’a sadece bu talebi için gitmişti. Ama bu tabi ki ütopik bir istekti ve kabul edilmedi, hatta önemsenmedi dahi… Asırlardır Rus desteği ile varlığını sürdüren hatta devlet olmasındaki en büyük etkenin Rusya olduğu bir Bulgaristan’ın palazlanması ise zaten Avrupa ülkelerinin reddedeceği bir istekti. Ve bu ve birçok başka şartlar, İstanbul ile Gökçeada ve Bozcaada’daki Rumlara karşı Batı Trakya Türklerinin Yunanistan’da kalmasına etkili oldu.

Tarih, Batı Trakya Türkü’nün, aslında İstanbul Rum’una karşı “rehin” olduğunu hep göstermiştir. Geçtiğimiz dönemde, Türkiye’de bulunan azınlıkların durumları ise fevkalâde iyileştirildi ve bundan en çok nasibini alan da Rum Patrikhanesi ve kiliseleri oldu. İstanbul ile Gökçeada ve Bozcaada’daki Rum kiliselerinin işlevselliği, onarımı ve kullanılması hakkında geçmişte de sıkıntı yoktu ama artık ihya durumunda olduklarını söylemek abartı değildir. Türkiye bu iyileştirmelerde, Batı Trakya’daki Türkler ve camileri üzerinde yaşanan aşırı baskıyı da dikkate almamakta, (hiçbir zaman) işlemeyen mütekabiliyet kurallarına rağmen Türk vatandaşı olan bu cemaat mensuplarına her türlü desteği sağlamaktadır.

Peki, Batı Trakya’da durum nasıldır?

Ezilen Batı Trakya için sayfalar, kitaplar yazmak mümkündür. Türkiye’de, Batı Trakya’da Türklere ve camilere yapılan saldırı ve baskıların yüzde biri yapılsa, bir kiliseye saldırı, kundaklama ya da polis baskısı olsa, Dünya’nın ayağa kalkacağı/kaldırılacağı ise aşikârdır.

Çok kısa olarak ve birkaç paragrafta şunları yazabiliriz: Geçtiğimiz 23 Mayıs’ta İskeçe’nin Okçular Köyü Camisi ve lojmanı taşlı bir saldırının hedefi oldu. Saldırıda cami lojmanında büyük ölçüde maddi hasar meydana geldi. Saldırıyı kınayan İskeçe Seçilmiş Müftüsü Ahmet Mete, şöyle konuştu: “Ekonomik ve siyasi krizlerin yaşandığı böyle hassas bir dönemde, dini kurumlarımıza yapılan bu tür menfur saldırılar düşündürücüdür.” Okçular Camii 2004 yılında da kundaklanmış ve tamamen yanmıştı. Yeniden inşa edilen cami, 2007’de ve 2009’da iki kez daha (seçimler öncesinde) kundaklandı.

6 Aralık 2009’da ise kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce İskeçe’nin Sünne Mahalle Camisi’nin camları taşlanarak kırılmış ve cami duvarlarına çok çirkin sloganlar ve figürler yazılmıştı

Nisan 2011’de, İskeçe’ye bağlı Dolaphan Köyü’ndeki Hasanlar Camisi’nin külliyesindeki tamirat için “kaçak inşaat muamelesi” yapılarak “700 bin Euro” ağır para cezası kesildi. (Batı Trakya’daki normal bir köy camisi inşaatının en fazla 200 bin Euro’ya mal olduğunu bu arada belirtelim.) Bu durumda, Dolaphan Köyü Camisi’ne kesilen para cezası 3,5 cami inşaatına tekâmül etmektedir.

Yeterli cami bulunmayan Selanik’te ise ibadete kapalı ve müze olarak kullanılan Yeni Camii’nin, (Diğer adıyla Alaca İmaret Camii) Belediye Başkanı Yannis Butaris’in de talebiyle, geçen Ramazan Bayramı’nda ibadete açılması için verilen sözler yerine getirilmedi. Oysaki ihtiyaçtan ötürü bu camii sadece özel günlerde ibadete açılacaktı.

Yunanistan Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı her koşulda Batı Trakya Türklerine zorluk çıkarmayı asli görev edinmiştir. Yunanistan Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığı arasında yapılan formalite trafiği sonunda caminin açılması işi akamete uğratıldı ve talep tamamen askıya alındı.

Yunanistan Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı, Batı Trakya Türklerine karşı özellikle baskıcıdır ve baskıcı olmayan polis birimlerine karşı da çok sert davranmaktadır. Örneğin, Dedeağaç’a bağlı Hasanlar köyünün minaresinin yapımında çalışan ustalar, 1 ay içerisinde 5 kez tutuklanarak polis merkezine götürülmüşlerdi. Bakanlığın baskısı altındaki Yunan Polisi ustaları bir yandan tutuklarken, diğer yandan da sözlü olarak “işlerinizi gece karanlıkta yapın” demektedir.

Batı Trakya’daki camilerde yine Yunanistan Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu bir yasaya göre en fazla 7,5 metre minare uzunluğu için izin verilmekte ve bu da bölgede sıkıntılara yol açmaktadır. Zira eski minarelerin uzunlukları en az 16 metredir ve bunlarda yapılacak tamirlerde dahi Yunan makamları 7,5 metreyi esas almaktadır.

Türkiye’de ise son üç yıldır, her 15 Ağustos’ta Sümela’da Fener Rum Patriği Bartholomeos’un yönettiği ayinler için izin verildiğini ya da Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki metruk kiliselerde ayinler yapılmasına izin verildiğini anımsayalım. Bu coğrafyalarda Rumluğun esamesinin bulunmadığını, yaşayan tek bir Rum dahi olmadığını ve buralarda yapılan bu ayinlerin illaki bir gereklilik olmadığını da hatırlatarak, Batı Trakya’da iki dini bayramda ibadet edecek yer bulamayan binlerce Türk’ün içler acısı halini kıyaslayalım.

Anadolu ve Trakya’daki eski, metruk, bazılarının duvarlarının bile izi kalmamış kiliselerde son yıllarda yapılan ayinlerin dikkatle izlenmesi gerekir…

Zira bu kiliselerin bulunduğu ilçeler, beldeler, yukarıda da yazdığımız gibi tek bir Rum’un yaşamadığı yerlerdir.

Batı Trakya’da seçilmiş müftülere yapılan baskılar ve seçilmişlerin Yunan makamları tarafından kabul edilmediği de bilinen bir gerçek iken Burada Rum Patriği Bartholomeos’a yapılan VIP muamele ve gösterilen saygı ne yazık ki ABD ve AB taraflarında hiç görülmez. Anadolu ve Trakya’da ise bir tek Rum dahi olmayan yerlerin adları üzerine ve eski Bizans adlarıyla tanımlanan “metropolitlikler” ihdas edilmiştir. Bursa bu alanlar içinde en önemli olanıdır.

Bursa; Hıristiyan tarihi açısından da çok önemli bir kenttir. M.S. 325 yılında “1. Genel Hıristiyan Konsili” İznik’te yapılmış ve bugün Hıristiyanlığın en önemli amentüsü olan “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh” üçlemesi bu konsilde karara bağlanmıştır.

İlk adım olarak 2011’de Mudanya’nın beldesi Tirilye’de (Eski adı Zeytinbağı) bulunan “Kemerli Kilise”yi (Yunanca adı ile Panagia Pantovasilissa) satın aldılar. Satın alma işlemini Bursa Metropolitliği’ne geçen sene tayin edilmiş olan Elpidophoros Lambriniadis gerçekleştirdi. Ardından, 9 Mayıs 201’de Fener Rum Patriği Bartholomeos, bu beldeye bağlı olan Kumyaka ve Kurşunlu köylerinde bulunan tarihi kilise binalarını inceledi.

Son olarak geçtiğimiz Ağustos ayında Mudanya’nın Kumyaka Köyü’nde mülkiyeti özel bir şahsa ait olan “Baş Melekler Kilisesi” de Bursa Metropolitli Elpidophoros Lambriniadis’e tarafından satın alındı. Bu kilise, Bizans İmparatoru IV. Konstantinos Porphyrogenetos tarafından 780-797 yılları arasında yaptırılmıştır ve dünyanın en eski üçüncü Ortodoks kilisesi olarak bilinmektedir.

Eski makalelerimizde hep Bursa’ya dikkat dedik ve bu havalide yaşanan hareketliği analiz etmeye, Rum Cemaati içinde Patrik Bartholomeos’un veliahdı olarak da anılan Metropolit Elpidophoros Lambriniadis’in faaliyetlerini gözler önüne sermeye alıştık.

Bir tarafta, Türkiye genelinde olduğu gibi Bursa ve civarında da mülk alan, kolayca din adamı atayan, metropolitlikler açan Rum Patrikhanesi ve Rum Cemaati…

Diğer tarafta, camilerini tamir etmekten men edilen, 7,5 metrelik minare gibi komik durumlarda kalan,siz de minare tamirinizi gece yapıverindiye Yunan Polisi’nden tavsiye alan, ibadethane gereksinimi karşılanmayan, din adamı ihtiyacı sınırlanan, en önemlisi seçtiği müftülerin hizmet etmesi de engellenen, Yunanistan’ın atadığı müftülerin legal sayıldığı Batı Trakya ve Türkleri…

Bojidar Çipof

İLK KURŞUN

BATI TRAKYA TÜRKLERİ İLE TÜRKİYE’DEKİ RUM CEMAATİ ARASINDA MUKAYESELER


Bir süredir Yunanistan’da Müslüman düşmanlığı tırmanmaya başladı ve bu düşmanlık sadece Batı Trakya Türkleri ile sınırlı değil…

Yunanistan’da Batı Trakya Türklerine karşı Lozan ve mübadelenin ardından başlayan ve süregelen, nefrete varan düşünceler hâkimdir. Bu düşünce sistematiği çerçevesinde; Batı Trakya Türklerinin durumları ile hiçbir zaman tam olarak işlemeyen mütekabiliyet prensipleri göz önüne alındığında; Türkiye ve Yunanistan’ı “haklar ve özgürlükler” açısından kıyaslamak mümkün değildir.

Batılı ülkelerin Türkiye‘deki azınlıklar için sürekli yaptığı baskılar da bu bağlamda anlamsızdır ve Türkiye’ye azınlıklar için yapılan bu baskılar büyük haksızlıktır. Ne yazık ki Türkiye’deki azınlıklar için bu davranışları sergileyen baskıcı unsurların gözü hiçbir zaman Batı Trakya’yı ve Batı Trakya Türklerinin maruz kaldığı haksızlıkları ve baskıları görmez…

Dost, komşu, kardeş ülke gibi söylemlerin içi Yunanistan’da boştur ve sadece laftır. Ama gizli ya da sessiz diye tanımlayabileceğimiz Türk düşmanlığının içi olabildiğince doludur ve zaman zaman eylem olarak da ortaya çıkar. Türkler ve Yunanlılar tarihte savaşmıştır, karşılıklı kanlar akmıştır ama bugün Türkiye’nin Yunanistan haklına gösterdiği samimi kardeşlikte bunların unutulduğu da bir gerçektir. Ya da bu tümceyi şöyle de ifade etmek kabildir: “Türk Halkı’nın Yunan Halkı için gösterdiği dostluk, karşı yakadan aynı samimiyetle geri dönmez…”

Bir Yunanlı ve bir Türk dostça sofraya oturursa ve neşe içinde sohbet sürdürülürken, birkaç kadeh rakı ya da uzonun ardından “Türklerin ellerinden aldığı Konstantinopolis ya da yıktığı Bizans”ın ahları başlar. Bastırılmış ya da durağan bir Türk/Türkiye düşmanlığı masaya saçılır ve sofranın tadını bozar…

Bu durumu belki Yunanlının vizöründen bakarak anlamak mümkündür. Zira kuyruk açısının dozu yüksektir. Yunanistan’ın resmi ideolojisi Türk düşmanlığı üzerine kurulmuştur ve bu ideoloji ilköğretim sıralarından itibaren sürer…

Türkiye ise özellikle Türkiye’de yaşayan TC vatandaşı Rum Cemaati mensuplarına karşı –ki bu durumu son dönemde daha da arttırarak- ve insani açıdan bakıldığında fevkalâde önemli sayılması gereken bir tutum sergilemektedir. Türkiye’de mukim TC vatandaşı Rumların sosyal ve manevi durumlarında, Batı Trakya’daki olumsuz sosyal ve manevi durumlara rağmen pozitif anlamda çokça iyileştirmeler yapılmıştır. Bu iyileştirmelerde bu kişilerin evvelâ Türk vatandaşı olmaları dikkate alınmaktadır ve Rum Cemaati ile Patrikhane’nin kazandığı edinimler; Yunanistan ile mütekabiliyetin karşılıklı işlememesine rağmen yapılmaktadır. Burada Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarından oluşan Rum Cemaati’ni kucakladığını da söylemek gerekir.

Eski yazılarımızda Rum Patrikhanesi ve kiliselerinin, vakıflarının kazandığı hakları uzun uzun yazdık. Bir kez daha burada tekrar etmeye gerek yoktur ama belirtmek gerekir ki Rum Patrikhanesi’nin ve Rum vakıflarının Türkiye ne kadar verirse versin “biraz daha” diyerek tatmin olmamalarıdır.

Yazımızın ilk paragrafında yazdığımız Yunanistan’daki Türk olmayan Müslüman unsurlara karşı başlayan şiddete değinmeden önce birkaç hususu daha vurgulamak gerekir. İstanbul’da yaklaşık 70 kadar kilise bulunuyor. Bunların hepsi faal değildir ama faal olmayanlarının sorumlusu, bu mekânları ihya edemeyen/etmeyen kendi vakıflarıdır.

Buna karşı İstanbul’un en mutena semtlerinde görkemli ve restorasyonları yapılmış Rum kiliseleri bulunuyor. Taksim’de bir cami yoktur ama anıt kilise olarak tanımlanabilecek “Aya Triyada Kilisesi” tüm görkemi ile Taksim’in göbeğindedir. İstanbul dışında da Gökçeada ve Bozcaada’daki kiliselerin durumları son derece iyidir.

Bu vakıf kiliselerinin dışında, Anadolu’daki metruk kiliselerde -ki bazıları dört duvar dahi değildir- bizzat Rum Patriği tarafından rutin ayinler yapılmaktadır. Son dönemde yıldızı parlayan, Bursa Metropoliti ve Heybeliada Ruhban Okulu sorumlusu olan Elpidophoros Lambriniadis; Bursa, Tirilye ve Kütahya’da ayinler yapmaya başlamıştır ki bu coğrafyalarda şu anda Rumluğun esamesi dahi yoktur.

Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması ile ilgili siyasi ve lobi çalışmaları için de çokça eski yazılarımız var… İllâ da YÖK Yasası’na aykırı olarak açılması istenen bu okul için resmen Türkiye’nin başı ağrımaktadır.

Peki, İstanbul’da birkaç bin kişi olan ve ihtiyacın çok üstünde kiliseleri bulunan Rum Cemaati’ne karşı Atina’da neler oluyor?

Atina’da Türk ya da diğer Müslüman unsurların ibadeti için tek bir camii yoktur…

Türkiye’nin en üst düzeylerde sık sık tekrarladığı hatta talep ettiği bu ihtiyaç için Yunan kulakları tıkalıdır. En son Diyanet İşleri Başkanı’nın, Rum Patrikhanesi’ne yaptığı ziyaret sonrasındaki basın toplantısında Başkan Mehmet Görmez’in de bu hususu dile getirmesi Yunanistan tarafından “provokasyon” olarak nitelendirilmiştir.

Batı Trakya’da müftü seçimleri de özgür değildir. On yıllarca süregelen, seçilmiş ve atanmış müftülerin yaşadıkları aksiyonlar ise gözler önündedir. Türk Cemaati’nin seçtiği müftüleri sürekli olarak illegal sayan Yunan yetkililer, kendi seçtikleri kukla müftüleri yasal saymakta ve bu da kaotik sorunlar yumağı oluşturmaktadır. Merhum Müftü Mehmet Emin Ağa ile geçmişte katıldığımız televizyon programları oldu ve kendi ağzından neler çektiğini duyma imkânı bulduk. Bayramlarda müftülük adına yaptığı tebrik mesajları için kendisini illegal addeden Yunanistan’ın açtığı davalar ile boğuşmaktaydı. Aylarca Larissa Cezaevi’nde yatmış ve bunun üzerine “Uluslararası Af Örgütü” tarafından “Vicdan Mahkûmu” olarak ilân edilmişti. Çok kez tartaklandığını, kaba etlerinden bıçaklandığı, yerlerde sürüklendiği de kendi ağzından duyma fırsatı bulduk.

Acaba Rum Patriği’ne yolda basit bir hakaret ya da hareket yapılsa Dünya’yı tepemize yıkmazlar mı?

Atina’da, son bayram namazı Olimpiyat Stadı’nda, bazı yerlerde ise spor salonlarında yapıldı…

Atina’daki Müslümanlar, Bayram Namazı’nı Yunan Hükümetinin gösterdiği spor salonlarında ve Olimpiyat Stadı’nda polis korumasında kıldılar. Parlamentoya son seçimlerde girmeyi başaran “Hrisi Avgi Partisi”nin (Altın Şafak) de kışkırtmalarıyla son zamanlarda sadece Türklere değil diğer Müslümanlara yönelik çeşitli saldırılar ve tacizler olmaktadır. Bir Irak vatandaşı ise bu süreçte hayatını kaybetmiştir.

Bırakınız Türkleri ve orada yaşayanları, seyahat amacıyla Atina’da bulunan bir Müslüman da orada ibadet edemez zira Atina; Avrupa’nın ibadete açık bir tek camisi bulunmayan yegâne başkentidir…

Şimdi bu perspektife her iki taraftan da bir bakalım. Özgürce seçilemeyen müftülere karşı VIP kapılarından giren çıkan ve en üst düzeyde siyasetçiler ile bürokratlar tarafından saygı gören Rum Patriği…

Bir yanda adında Türk ibaresi olduğu için kapatılan Batı Trakya kuruluşları, disko ve meyhane yapılmış eski camiler, öte yanda Türkiye’de onlarca faal ve bakımlı Rum Kilisesi…

Sümela’da üç senedir verilen ayin izni yetmiyormuş gibi Ayasofya’da da ayin yapma talepleri var. v.s. v.s…

İçinde mütekabiliyet (karşılıklılık) olması gereken o kadar çok husus var ki…

Yunanistan aç gözüyle almaya ama hiçbir karşılık vermemeye devam ederken Rum Patrikhanesi de evvelâ kendisine gösterilen olabildiğince saygıya ve son dönemde verilmiş çokça haklara rağmen sürekli daha neler koparabiliriz çabasındadır. Ve ne yazıktır ki bu konuda dışarıdan ona destek verenler adeta Batı Trakya gerçeğini “yok” saymaktadırlar…

BOJİDAR ÇİPOF

İLK KURŞUN

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: