Etiket arşivi: bop

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) için laboratuar hazırlığı


Deniz Türkoğlu

Büyük Avrupa Krallığı ile kudret-i mutlak ABD, dünyayı "komünizm" tehlikesinden elbirliğiyle kurtardılar. Şimdi sırada "yeşil kuşağı" küreselleştirme projesi var. Projenin adı BOP. Laboratuarı bizim topraklar.

Irak, Afganistan derken dibimize kadar kıyı kıyı yanaşıp, gemilerinin çapasını fırlattılar ama çapa havada daireler çize çize çakılacağı sağlam bir kayalık arıyor hâlâ. Buralarda hepimizi acaba kimin tepesine düşecek, kimin kafasını yaracak korkusu sardı.

Ben de diyorum ki, buyursun gelsinler meselâ işe Beyoğlu’ndan başlasınlar. Hazır bu bölge son genel ve yerel seçimlerin akabinde, yepyeni ve çağdaş projelerin ardı ardına uygulanmasıyla adından sıkça bahsettirirken, fırsatı yakalasınlar.

Yıkımlar, yakımlar, toplu mahalle sağaltımları derken, dokusuna işlemiş mikroplardan tek tek temizlenirken, burayı da vaat edilmiş topraklarına katsınlar. Ama bu temizlik hareketinin tek elle yapılması güç iştir. Bir ucundan da onlar tutsunlar. Zaten Nato toplantısıyla ayakları İstanbul’a alışacak bu BOP’çu biraderlerin… Gelmişken kalsınlar, dönmeleri gereksizdir.

Beyoğlu’nun topografyası ve mikron insan haritası

Beyoğlu’nu bilmeyen yoktur. Sittin senedir yerli yerinde duruyor. Oturduğun kaldırımı madeni parayla kazısan, altından tarih fışkırır. Üstünden de al bir o kadarı. Fakat halkımızın bunun değerini anlayacak kadar geniş bir ufku yoktur. Okuyup araştırmıyor bizim millet, maalesef dar kafalı.

Ne oluyor, kendilerine benzetiyorlar tabii burayı da. Evler bakımsız, sokaklar çöp yığını. Salaş meyhaneler, abuk sabuk bir takım dükkânlar, her yere girip çıkan ızgara üstlerinde sızan uğursuz tekinsiz insanlar. Hele o arka sokaklar… Altından geçsen başına devrileceğinden, önünde dursan mikrop kapacağından korktuğun bir kıyamet keşmekeşi olmuş oralar.

Beyoğlu kırmızı gözlü, eciş bücüş insanların canlı canlı yontulduğu bir heykel atölyesi midir? Öyleyse bilelim. Etrafını yüksek duvarlarla çevirip, tatillerde müze diye ziyaret edelim. Çoluk çocuğumuz da feyiz almış olur.

Ne kadar istenmeyen adam varsa, atılmışların, ülkelerinden dahi kovulmuşların barınağı mıdır? Bunca göçebenin, yurtsuzun, işe güce yaramazın burada ne aradıklarını bilen var mıdır? Kendi vatanlarından sürülmüş bu insanların Beyoğlu’na faydası değil, ancak zararı dokunur. Biz bunların sinsi sülâlesini beslemek zorunda mıyız? Değiliz.

Bir süre sonra bunlar böyle birike birike bölgede zaten uzun zamandır vuku bulan ucube bir kronik hastalığa eklemleniyor, araziye uygunlaşıyorlar. Bir bakıyorsunuz belinde usturası, elinde ispirtosuyla yol keser olmuşlar.

Halk mıdır bunlar? Şüphesiz değil! Çoğu bizim ırktan bile değil. Bunlar toplumumuzun habis bir kitlesidirler, urudurlar. Toplum sağlığının korunabilmesi için neşterle kesilip alınması gereken kütle, patlamış bir apandistirler. Bir an önce vücuttan çıkartılmaları gerekmektedir.

Şimdi bu haliyle Beyoğlu için varoş desen, değildir. Ama varoşun giriş cümlesidir. Hatta ana fikridir. Varoşların insanların karanlık zaaflarını tutkallayan özellikleriyle toplum bilincini zedeleyen, toplumların yükselme azimlerini tehdit eden tehlikeli yerleşkeler olduğunu göz önüne aldığımızda, durumun vahametiyle de yüzleşmiş oluruz.

İşte bu gerçekler ışığında BOP’çuların dikkatini önce Beyoğlu’na çekmek zorundayız. Gelsinler ve bizim acemi devlet, hükümet, yerel yönetim vs. gibi yapılanmalarla baş edemediklerimize, güçlü iradeleriyle omuz versinler. Halliburton’u da yanlarında getirsinler. Ben en kısa sürede bu metruk vahşi bölgenin yepyeni bir Manhattan olacağından hiç bir kuşku duymuyorum.

Boşaltmasınlar da, beslesinler mi?

72,5 milletin dili, dini, huyu, suyu bir ağızdan değiştirilir mi? 72,5 milletin hepsine birden ev iş bulacaksın, aş vereceksin, hastasına, sütsüzüne, döküntüsüne, elinin körüne bakacaksın. Böyle bir şey mümkün müdür?

Üstelik kültürel değişimden yana geçirimsiz bu kara yığınlar, panzehir damarlarına zerk edilse de iman ettikleri kıytırık kafa yapılarından gene kurtulmazlar. Dünyanın değişen dengelerine dair hiç bir vizyonları yoktur. Nato, AB, G8, Kopenhag kriterleri, BOP, ÇUŞ, serbest piyasa ekonomisi, hiç bir şeyden haberleri yoktur. Washington’u portakaldan, Brüksel’i lâhanadan bile tanımazlar.

Ne yapılmalı?

Ne yapılacak peki?

Beyoğlu, maalesef bir çevre felâketidir. Bu bölgedeki evlerin çoğuna, köpek bağlasan durmaz. Dursa bile, hızlı bir kaşıntıda toplam kat sayısının tamamını kafasına yıkar, zinciri ana kolondan boşa çıkar, köpek de basar kaçar.

Burayı kolay kolay ıslah edemezsiniz. Buralara yatırılacak parayla İstanbul’da kaç tane Fransız sokağı, Amerikan beyaz sarayı, İngiliz muhipler cemiyeti, çarliston çaça kursları, plates salonları, daha neler neler açılır, bunun farkında mıyız? Özetle, bu sokakları pembeye boyamaya değmez. Toptan yıkalım, bir uçtan girilsin öte uçtan çıkılsın. Topluma temiz bir bölge kazandırılsın.

Önerim şudur:

Önümüzdeki seçimleri beklemeden, yönetim kadroları derhal değiştirilsin.

Cumhurbaşkanlığına Bush’un, başbakanlığa Blair’in, Türkiye’ye demokrasinin, Beyoğlu’na Halliburton’un getirilmesini olmazsa olmaz görüyorum.

Ayrıca, birkaç önemli hususun da altının çizilmesi, gündeme alınması çok acildir!

Ankara’ya "Pentagon" açılmalıdır. Amerikan beyin takımının okyanus ötesinden gelmesine, sürekli masrafa girmesine, gereksiz zorluklarla karşılaşmasına, gönlüm razı değildir.

Soykırıma uğramış Amerikan halkının, artık Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilmesi ve söz hakkı bulunması için milletvekili sayısının yeterli çoğunlukta olması için daha ne bekleniyor?

Verheugen, Topkapı Sarayına taşınmalı, halka oradan buyurmalı.

Aralık ayında Avrupa Birliğinden tarih alınmazsa, Türkiye’de kıyamet kopacakmış. Kopmasın, niye kopuyor? Türkiye’nin AB’ye girmesi şart mı? Biz AB’ye giremiyorsak, AB bize girsin. Gelsin, Beyoğlu’ndan başlasın işte. Aklın yolu bir değil mi? Telaşa mahâl yok. Don’t panic, be happy!

VİDEO : HAREMAĞASI ADNAN HOCA’DAN BOP ÜZERİNE SEÇME SAÇMALAR


VIDEO LINK :

http://www.harunyahya.org/tr/eserler/151343/Buyuk-Ortadogu-Projesi-ile-Turkiye-ile-Islam-alemi-arasindaki-baglantiyi-kesmek-istiyorlar?utm_source=dlvr.it&utm_medium=twitter

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) – Aytunç Altındal – Yonca Bayrak


http://www.youtube.com/watch?feature=youtu.be&v=ZtGiIV85TwY&gl=TR

Durmak yok BOP’a devam!


KIRMIZI BÜLTEN
Metin Yeşiltepe

Top mermisi yedik ciğerimiz yandı. Suriye ile savaşın eşiğinde kaç aydır ha girdik, ha giriyoruz.. Uçağımız düşürüldü savaş olmasın dedik, masumlar ölmesin dedik ve aldık bayrakları Suriye Türkiye kardeştir naraları attık. Anlaşılan o ki Abd ve Nato’nun planına çomak soktuk ki yeni bir Türkiye misillemesi yapıldı. Akçakale’de 4’ü çocuk 1’i kadın toplam 5 kişi hayatını yitirdi. Günahsızlar hayatlarını yitirdi, çocuklar geleceğinden oldu, yaşam hakları ellerinden alındı.

Türkiye Akp hükümeti ile komşularını tam anlamıyla satışa getiren bir hükümet yapısı ile bizleri olmadık düşmanlıklara ve sonuçlarının ne olacağını bilmediğimiz yada az çok tahmin ettiğimiz sınır ötesi bir savaşa sürükleyecek. BOP’un eş başkanlarından olan ve bunu daha önceki yazımda da sizlere tüm konuşmalarına kadar açıkladığım Başbakan Recep Tayyip Erdoğan üzerine düşen görevi layığıyla yapmakta ve Türkiye’nin ilerideki konumunu değiştirebilecek büyük hasarlı adımlar atmaktadır.

Hükümet olarak daha önce her çıktığı yerde konuşan Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye konusunda eline yüzüne bulaştırdığı diplomatik atılımlar ne yazık ki onların istediği gibi olacak gözüküyor. Yani savaşa Türkiye girecek yalnız kazananlar bizler değil Abd ve Nato olacak.

Suriye ile Savaşa Hayır.

Her şeyden önce bu çıkabilecek olayların bizleri savaşın eşiğine kadar götürebilecek bir durum olduğunu ve bu olaylarla sadece sivillerin öleceğini bilmemizin yanında, Türkiye’nin ileriki adımlarına çok büyük değişikler yapmasına ve BOP’un en ince detayına kadar işlediği, Kürdistan hayali taşıyan hayallerin gerçekleşmesi için atılan bir adım olduğu açık ve nettir.

Bu Konuma Türkiye Nasıl Geldi?

Ak Partinin izlemiş olduğu diplomatik yol ve yaptığı hataların sonucu olan Suriye, Ak Parti’de bir çıban gibi çıktı ve şimdi bu çıbanı nasıl temizleyeceğinin adımını kara kara düşünmektedir. En son olan olaylar neticesinde Nato ve Abd gazı ile zaten bu vakte kadar gelebilen hükümet istenilen kozu almış ve tezkere için meclis görüşmelerini başlatmıştır. Durumun boyutu hiç iç açıcı olmamakla birlikte bizleri yani Müslümanları birbirine düşüren emperyalist güçlerin kazandığı bir plan olmuş ve bu çıban hükümet kanadından tüm Türkiye’ye mal olan bir durum olmuştur.

Geçtiğimiz yıllarda Suriye – Türkiye ilişkilerinin bir hayli iyi olduğu ve ortak bakanlar toplantısını bir yana bırakalım iki devlet büyüğünün aileleri ile tatile kadar gittiği de gözler önündeydi. Recep Tayyip Erdoğan neden böyle bir viraj alarak Suriye ile politikaları bozduğunu düşünmeli, neden sorusunu bir de kendimiz yanıtlamalıyız. Her konuşmasında bağırdığı o BOP’un tıkırında işlediğini iyi bilmeliyiz.

Dediklerimin kısası, Ak Parti hükümet olarak dış politikaları emperyalist güçlerin baskısına boyun eğerek Türkiye’yi kazığa oturtan bir politika izleyerek tüm komşularımıza düşman eyletti. Haricinde bir savaş çıkması durumunda bizleri koruması gereken komşularımız ki bunlar Müslüman ülkeler olan İran ve Suriye gibi ülkeler bizi yalnız bırakacağı açıktır. Hakettik mi, evet ettik !

Mantıklı hareket etmeliyiz, milliyetçi ruhumuzun bir anda kabararak aldığı kararlar bizi hiç içinden çıkılmayacak bir hale sokabilir ve bu savaş Suriye – Türkiye arasında olmaktan bir anda çıkabilir. Bu adımlar topla, tüfekle ve bombalardan ziyade, ölümlerden ziyade daha mantıklı, tarihine leke sürmeyecek bir Türkiye olarak atılmalıdır ve ayrıca unutmayın ki eğer Nato ve Abd bir destek veriyorsa kesinlikle o destekte bir iş vardır. Sonunu kendi hazırlayan Türkiye’ye halk dur demeli.

Savaşa Hayır !

Sevgi ve saygılarımla .

Türker Ertürk: ÇEP DEĞİL BOP /// CC : @orsatramola @turkererturk


Çoruh nehri ana kolu Erzurum platosunda Mescit dağından doğar bir süre batıya doğru akar, Bayburt ilinde kuzeyden bir kavisle doğuya döner ve Artvin ilinde hududu geçerek 17km Gürcistan topraklarında aktıktan sonra Karadeniz’e ulaşır. Ülkemizin en derin ve en hızlı akışlı nehri olan Çoruh 431 km uzunluğunda olup yıllık 6,3 milyar m³ su taşır.

Çoruh’a bağlanan dere ve çaylarla birlikte oluşan Çoruh havzasında; denizden Artvin’e kadar Karadeniz, Artvin yakınlarından İspir civarına kadar Akdeniz, daha yüksek yerlerde ise Doğu Anadolu iklimi özellikleri vardır.

Çoruh havzasının binlerce yıldır yerleşim yeri olarak seçilmesinin nedeni yamaçlarını oluşturan kayaların bitkilerin muhtaç olduğu elementlerin hemen hemen tümüne sahip olması, iklim çeşitliliği, bunun sonucu olarak bitki ve hayvanlar için bölgenin doğal sera oluşu ve çok özel bir yaşam alanı olmasıdır. Havzada binlerce yıllık tarımsal faaliyet sonucu bazı bitkiler “ Endemik kültürel bitki “ özelliğini kazanmıştır. Bu bitkilerin başka yerde yetiştirilme özelliği yoktur. Ayrıca Çoruh nehri dünyanın ikinci derecede heyecan verici buna karşılık en ucuz rafting parkurudur.

Bu havzada akan sulardan elektrik enerjisi üretmek için ilk plan 1969 yılında hazırlanmıştır. Daha sonra 1979 yılında Çoruh havzasının master plan raporunun hazırlanması için bir mühendislik kuruluşuna ihale edilmiş ve 1982’de plan son halini almıştır.

Bu plana göre Çoruh nehri ana kolu üzerinde 10 barajlı, yan kollar üzerinde 5 barajlı ve 17 regülatörlü olmak üzere toplam 32 adet HES ( Hidroelektrik santrali ) yapımı planlanmıştır.

Elektrik üretme projesi değil

Bu planın gerçek amacı ise elektrik üretmek bahanesi ile bir takım gruplara kamu değerlerinin aktarılması, bölgenin kaynaklarının yağmalanması ve emperyalizmin uzun vadeli çıkarlarına hizmettir. Nasıl mı?

Bir kere bu proje ile elektrik üretimi, alternatiflerine göre 14 misli daha fazla yatırımı gerektirmektedir. Üretimin maliyeti birim başına planlanandan 10 misli daha fazladır. Bu plan 3,5 senede kavuşulacak elektriğe 50 senede ulaştırmaktadır. Bu plan ülkemizi borca batırma çalışmasıdır. Çünkü 3,5-4,5 milyar dolara yapılacak üretim 50-60 milyar dolara yapılmaktadır. Ülkemizdeki elektriğin yüzde 23’ü kayıp ve kaçağa giderken Çoruh Enerji Projesi ( ÇEP ) ile bunun ancak dörtte biri üretilecektir.

Elektrik üretme bahanesi ile yapılan ve hala realize edilmeye çalışılan bu proje ile bölgenin iklimi değişecek ve havzanın flora ( doğal bitki örtüsü ) ve faunası ( bölgede yetişen hayvan türleri ) tahrip olacaktır. Proje bölgede yaşayan binlerce insanın dışarıya göçüne neden olacaktır. Bölgenin madenler bakımından çok zengin olduğu bilinmektedir. Bu proje maden yağmasının önüne çıkabilecek insan engelini ortamdan çıkarmaktadır. Barajların işgal etmediği alanlar uluslararası maden şirketlerinin yerli işbirlikçilerine tahsis edilmiştir. Özetle ÇEP bölgemizin ve ülkemizin çıkarına değil zararına olup bizi borç batağına sürüklemektedir. Ama böyle olmasına rağmen ihanet içinde bulunan ülkemiz yöneticileri projeyi adım adım gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar.

Sanırım ekonomik tetikçiliğin ne demek olduğunu biliyorsunuz. Ekonomik tetikçilerin görevi bir ülkenin yöneticilerini hazırladıkları raporlarla kalkınmak için neye gereksinimi olduğuna inandırmaktır. Yöneticiler raporlara inanınca ihaleler açılır, krediler alınıp verilir, ihalelerde tetikçinin bağlantılı olduğu şirketler kazanır. Ekonomik tetikçiler başarılı olmaz ise CIA ve benzerleri devreye girer. Rüşvet, baskı, hükümet darbesi ve suikastlar diğer ikna yöntemleridir.

Fakat ÇEP’i bize yaptıran ve tetikçisi ile bizi bu projeye ikna eden iradenin arkasında yalnız ekonomik endişeler yoktur. Bu iradenin arkasında emperyalizmin stratejik hedefleri de vardır. Nasıl mı?

Amaç Anadolu’yu bölmek

Türkiye haritasında, Çoruh nehri ve civarını gözünüzün önüne getirin. Projede ana kol üzerinde peş peşe tesbih tanesi gibi dizilen baraj göllerini haritaya işaretleyin. Şimdi bölgenin hangi eksende bölündüğünü görebiliyor musunuz?

Sevgili okurlar ülkeler arasındaki siyasi sınırları çoğunlukla sular ve dağlar teşkil eder. Tarih boyunca ülkeler sınırlarını bu doğal engellere dayamak istemişlerdir. Örneğin Anadolu’nun Avrupa’ya doğru birinci savunma hattı veya doğal sınırı Meriç nehri, ikincisi Balkan dağları üçüncüsü Tuna nehridir. Osmanlı’da stratejisinde hep bunu gözetmiştir.

Daha önce birbiri ardına yapılan barajları işaretlediğiniz haritaya tekrar bakınız. Doğu Anadolu coğrafyasının Anadolu’nun batısından nasıl yapay engeller ile koparıldığını görüyor musunuz? İnanmıyorsanız şimdide ABD’nin çizdiği internet sitelerinde yapacağınız aramayla kolayca bulabileceğiniz BOP haritasına bakın ve üst üste koyun. Çakışıyor değil mi? Sakın şaşırmayın karşı taraf satranç oyuncusu! Eğer güneyini merak ediyorsanız, o da Fırat üzerine dizilen barajlarla tesis edilmiştir.

Ben bu yazımla size Çoruh Enerji Planı’nın arkasında yatan gerçekleri, yapılmak istenenin BOP’un olmaz ise olmazı olan kukla Kürt Devleti’nin doğal sınırlarını çizmek işlemi olabileceğini düşünmeniz için bir kapı araladım. Eğer ülkemizin menfaatlerine olmayan bu emperyalist planı hala merak ediyorsanız, lütfen Yurttaş Mazlum Çoruh’un Kusursuz Enerji ( ! ) Planıadlı kitabını okuyunuz. Tüm ayrıntıları orada bulacaksınız. Ben sadece bu kitabı bu köşeye sığdırabilmek için özetledim.

Siz farklı düşünüyor hatta özetlemeye çalıştığımız bu görüşü ilk bakışta komplo teorisi olarak da görebilirsiniz. O zaman yurtsever bir mühendisin yazdığı bu kitabı okuyun ve kararınızı verin.

Saygılar sunarım.

İLK KURŞUN

Hedefi Müslümanlar üssü Türkiye!


AKP’nin yalpalayan dış politikasını topa tutan MHP’li Yalçın sınırları değiştirecek ABD projesi BOP’un etki alanı ve merkezini bu şekilde tanımladı.

BOP’un hedefi Türkiye üzerinden Müslümanlar

ABD’nin projesi BOP’un merkezinde Türkiye’nin olduğunu belirten MHP’li Yalçın, “Bu projenin hitap ettiği kitle ise Müslümanların tümüdür. Müslümanlar içerisinde de özellikle Türklerdir” dedi.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, Yalova İl Başkanlığı tarafından düzenlenen “Türkiye’nin Meseleleri” adlı konferansta BOP’u masaya yatırdı ve çarpıcı tespitlerde bulundu. AKP’nin dış politikasına ağır eleştiriler yönelten Yalçın, “Bugün gelinen noktada bırakınız sıfır sorunu dış politikada her şey sırf sorunlu oldu” dedi. Konuşmasında Büyük Ortadoğu Projesi’nin merkezinde Türkiye’nin olduğuna dikkati çeken Yalçın, şunları söyledi: “Fotoğrafın eski adı şark meselesi, bugünkü adı Büyük Ortadoğu Projesi. Büyük Ortadoğu Projesi dendiğinde hatırlamamız gereken coğrafya Kuzey Afrika’nın tümüdür. Bugünkü Türk cumhuriyetlerinin bütünüdür. Suudi Arabistan’dır. İran, Kafkaslar, Türkiye’dir. Dikkat ediniz zihninizde çizdiğinizde bu projenin merkezinde Türkiye vardır. O sebeple de son durak Türkiye’dir. Bu projenin hitap etiği bölge budur. Hitap ettiği kitle ise Müslümanların tümüdür. Müslümanlar içerisinde de özellikle Türklerdir. Tıpkı şark meselesinde olduğu gibi.

Direnç gösterilmedi
Milli meselelere karşı son günlerde hiçbir direncin gösterilmediğini iddia eden Yalçın, “Milli konularda acziyet göstermek suretiyle Türkiye’nin başkalaştırılmasına sebep olmak 10 yıldır bu iktidarın vazifesidir” ifadesini kullandı. İktidarın dış politikasını sert bir dille eleştiren Yalçın, konuşmasına şöyle devam etti: “AKP, iktidara geldiği andan itibaren ‘çözümsüzlük çözüm değildir’ doktrini ve ilkesiyle Kıbrıs’ta çok ciddi bir çıkmaz meydana getirmiştir. Hala çözemiyoruz. Doğu’da Ermenistan ile ilgili bir milli maç üzerinden güya dış politik meselelerimizi çözme gayreti içerisindeyken iki notanın arka arkaya verilmesiyle birlikte bırakın Türk-Ermeni ilişkilerinin düzelmesini, dünyadaki birçok devletin parlamentolarında 1915 olayları bir soykırım olarak adlandırılmaya başlandı. Ve arka arkaya birçok devlet bunu alenen ifade etti. Türkiye Cumhuriyeti devleti ise hiçbir yaptırımı olmaksızın adeta bu tabloyu seyretti.”

Bugün gelinen nokta
MHP’li Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: “1639 Kasr-ı Şirin Anlaşması beri ciddi anlamda bir meselemiz olmayan İran ile son dönemde, bu iktidar zamanında problemler oluşmaya başladı. İran, Kuzey Irak, Suriye, güneydeki tüm komşularımızla şu anda problemliyiz. Problemli olmamızın çok daha mahsurlu tarafı, bu sınırlardan Türkiye’ye terör ihraç ediliyor. Dışişleri Bakanı göreve gelirken adeta bir doktrin niteliğinde sıfır sorunlu dış politika iddiasıyla geldi. Bugün gelinen noktada bırakınız sıfır sorunu dış politikada her şey sırf sorunlu oldu. Sıfır komşulu bir dış politikaya dönmeye başladık.”

Uğur Mumcu Belgeseli : Hangi Derin Güçler Katletti – BOP / Keşke Olmasaydı


İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: