Etiket arşivi: cemaat

PKK SEMPATİZANI WEB SİTESİ SEROKATİ’DEN AKP HAKKINDA YORUMLAR :: : AKP Rejimi Tarikat – Cemaat Biçiminde Kamufle Edilen Bir Çetel er Cephesidir


Türkiye’ de İktidar erkinin yeni ortakları olan tarikatlar, çete kültürünün en üst biçimini temsil ediyorlar. Türkiye çetelerden arınma değil, onların en gelişmiş biçimince yönetiliyor.

AKP rejiminin temel direklerini oluşturan Nakşibendiciler – Nurcular – Fetullahçılar –Süleymancılar ve 12 Eylül cuntacıları Türk İslam sentezinin etrafında kenetlenerek kadrolaşmalarını tamamladılar. Tarikatlar koalisyonundan başka bir şey olmayan AKP’ de hangi bakanın hangi tarikata mensup olması gerektiği, önce dergahlarda konuşulur. Kabinenin yüzde 64′ü, Nakşibendi tarikatının sertlik-yayılmacı yanlıları diye adlandırılan Dergâhları’na mensup. Tayyip Erdoğan da aynı dergâha bağlı. Yüzde 11′sı Nurcu.

Fethullahçılardan, Milli Görüş’e, Menzil grubundan Nakşibendilere, Türk Ocakları kökenlilerden Akıncılara, Ülkü Ocakları kökenlilerden Nizam-ı Alemcilere ve daha sayamadığımız bir sürü tarikat, tekke, ocak mensuplarına kadar ortak paydaları, milliyetçi-ırkçı, Türk-İslam sentezidir. Mücahit Akıncıların pan-türkizm temelinde Kafkasya, Filistin, Afganistan, Libya ve şimdi de Suriye topraklarında aktif savaşa katılmaları, Fethullahçıların ve Nakşicilerin Müslüman kardeşler örgütleri ile birleşerek “dünyaya hakim olma” adına Arap rejimlerini kontrol yarışında illerleme göstermeleri, paramiliter İslamist örgütlenmelerin hızla artan faaliyetleri, Erdoğan’ın ve diğer tarikatların “ırkçı, milliyetçi, dinsel gericiliği” birleşince tehlike çanları daha da hızlı çalıyor.
Üst rutbeli subayların çark etmeleri, Türbanlı hatunların önünde süklüm büklüm olmaları, kışlalara Kuran kurslarını sokmaları tasadüfi değildir. 12 Eylül generallerinin ahlaksızca uydurduğu ve bugün tuhaf biçimde kendisini her alanda ifade eden sözde “ılımlı dindar Atatürk milliyetçiliği” aslında buz gibi ırksal ve dinsel bir omurga üzerinde duruyor: Türklük ve Sünni İslam!

1981 yılında askeri hükümetin Başbakanı Bülent Ulusu’nun Taif’deki İslam zirvesine katılarak, koruyucu İslam kuşağı oluşturulması amacıyla Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan ve Sudan ile kurulan sıcak ilişkiler ve hemen sonrasında A. Gül’ in Arap bankalarının başına getirilmesi bu sürecin hızlandırlmasına takabül eder. İslamiyet, devletin 12 Eylül temelinde gelişen ve dış dinamik tarafından kollanan ihtiyaçları doğrultusunda yeni bir politik içerikle ele alınıyordu. Öncelikle körfezdeki petrol çıkarlarını düşünen Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Dubai ve Pakistan gibi otoriter rejimlerle yönetilen ancak “kanun dairesinde” hükmünü icra eden İslamcı devletleri destekliyordu. Bu çerçevede “Kanun Dairesinde İslam” Türkiye’de devlet politikası haline gelirken, 12 Eylül sonrası askeri iktidar tarafından yaygınlaştırılan, Rabıta, her köye bir cami, her Türk’ e bir imam, zorunlu din dersleri uygulamalarıyla, bütün güç tarikat ve kahraman mehmetçik ortaklığına veriliyordu.

12 Eylül’ de özellikle baskıcı tarikat ve cemaatler darbeyi coşkuyla karşılıyorlardı. Askeri kanat tarafından korunan Fethullah Gülen’in o zaman darbeyi desteklemek için bir sakınca olmadığının fetvasını veriyordu. Şimdiki cumhurbaşkanı A. Gül Hizbullah örgütüne bağlı olarak faaliyet gösteriyor ve 1982 lerde Askeriyenin çekirdek kadroları ile ilişkiye geçiyordu. Daha sonraları ise, cumhurbaşkanlığı ufukta görününce, ilkin Kenan Evren’ i ziyaret ediyordu. Abdullah Gül, Nakşibendi şeyhi Seyyid Abdülhakim dergâhının uzantısı olarak tarikat-cemaat ilişkilerine katılmış ve daha sonra generallerin adamı olarak Arap diktatörlüklerinin Rabıta örgütü adı altında gerçekleştirdikleri transaksiyonları da denetliyordu. Gerek Millî Görüş hareketinde, gerekse Askeriye, MHP ve uluslararası Müslüman örgütlerle iyi ilişkileri olan bu şahsiyete mazbata verilmesi, örgütlü, planlı bir sürecin parçasıdır. Erdoğan’ın yerine Gül’ ün tercih edilmesinde, Gül’ ün Arap bankaları yoluyla, üst derece devlet yöneticilerinin, MİT ve ordu’nun Rabıta örgütü atrafından finanse edilmesinde kilit rol oynamasıydı. A. Gül, burada, yalnızca ABD ve Suudiler değil aynı zamanda çete kültürüne sahip Askeriyenin de güvenini alıyordu.

Darbeden sonra Fethullah Gülen cemaatine bağlı Sızıntı Dergisi’nin başyazısında, “Ümidimizin tükendiği yerde Hızır gibi imdadımıza koşan Mehmeçik’e bir daha selam duruyoruz” demekle darbecilere selam durmuşlar. Böylece Türkiye’ nin dini çeteleri olan tarikatları darbeyi desteklemekle, hızla gelişme ve büyüme göstermişlerdir. 12 Eylül’ün en önemli ürünlerinden biri işte bu Türk İslam sentezidir. Darbe sonrası siyasetten kültüre, eğitimden idari yapıya kadar her şey, her alan bu ideolojinin ekseninde biçimlendirilmiştir. AKP- Kemalist ordu ittifakı ile, Osmanlı Devleti’nin İslam ümmetçiliğine dayanan fetih ideolojisi yeniden diriltilmektedir. Bu nedenle AKP, ABD’nin desteğiyle içeride ve dışarıda İslam’ı ve Osmanlı mirasını sahiplenerek Sünni İslam ümmetçiliğin bölgede sözcülüğünü üstlenmiştir… AKP iktidarının 3. döneminde Yeni Osmancılık siyasal ve toplumsal hayatın her alanında egemen olmaya başlamıştır. Artık Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş yıldönümleri kutlanmakta, Osmanlı’dan kalan etnik, kültürel ve dinsel gelenekler kutsanmaktadır. AKP kongrelerinde “Biz Osmanlıyız” marşları söylenmekte, Osmanlıca Arapça’nın yanında okullarda seçmeli ders olarak okutulmakta, İslam’ı ve Osmanlı’yı yücelten filmler, diziler, oyunlar, müzikler TRT ekranlarında boy göstermekte, otomobillerin camlarına, gümüş takılara, işyerlerinin duvarlarına kadar her yere Osmanlı tuğrası resmedilmektedir.

12 Eylül’den sonra Kemalizm yerine Türk-İslam Sentezi’nin resmi ideoloji haline gelmesi “yeni Osmanlıcılık” akımının yolunu açtı. Türk-İslam Sentezi’nin ana çerçevesi, Türklerin öncülüğünde “İslam birliğini kurmak, geliştirmek ve Osmanlı’dan miras olarak bu işlevi devir ve teslim almak, ahlak ve kültür öğelerini, uzun vadeli bir plan içinde din temeline dayalı” olarak biçimlendirilmişti.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden beri Türk-İslam sentezi ve bunun içerisinde de İslam’ın sadece bir kolu Hanefi mezhebi… Onun dışındakileri yok saymış ve insanlara ‘ancak benim size önereceğim din dindir’ baskısı yapmıştır.

Günümüzde hem dini hem de ırki düşünsel sentezin oluşturduğu Türk-İslam ideolojisinin Neo-Osmanlıcı zihniyetin örneğini, Türkiye’de 10 yıldan fazladır iktidar olan AKP hükümeti oluşturmaktadır. TC’nin kuruluşundan 2002′ye kadar sadece etnik Türkçülük ağırlıklı ırkçı bir hegemonya gerçekliği söz konusuydu. Bu hegemonik sürecin soykırım uygulamalarına en fazla maruz kalan bütün Anadolu halklarıdır. Asker-polis sopasına dayalı jakoben rejimi, şimdi yerini Türk-İslam sentezinden oluşan Yeşilci Irkçılığa bıraktı. Yani AKP şahsında hegemonik sistem kendisini yenileyerek çağın koşullarına göre uyarladı. AKP, Türk devletinin kuruluş felsefesinin gereklerinden olan Anadolu ve Trakyada ki etnik temizlik sürecini yeniden canlandırıp sonuca götürme projesini yüklediği misyonla hareket ediyor.

Yeşil Türkçülük ideolojisi, Türkiye’de Türk-İslam sentezi biçiminde kendisini bir formasyona kavuşturdu. Bu örgütleme hızla 60′lı yıllardan sonra kendisini Türkiye’ye taşırarak modernizme karşı mücadele dernekleri biçiminde devlet destekli bir örgütlülüğe kavuşturdu. Gülen cemaatinin liderinin bu derneklerden birinin başı olduğu birçok kesim tarafından da biliniyor. Aynı zamanda bugün TC Başbakanı olan Tayyip Erdoğan’ın aynı anlayışı temsil eden Türk Milli Talebe Birliği geleneğinden geldiği de diğer önemli bir ayrıntıdır. 12 Eylül askeri cuntası da en çok bu Yeşil Türkçü ırkçı ideolojiye yaradı. Bu cemaat tipi örgütlemenin güçlenmesi için devletin tüm imkanları cunta lideri Evren tarafından seferber edildi.

AKP, Türk-İslam Sentezini seçerken, bu sentezin Avrupa’ da varolan yöneticilerin zaaflarından en iyi faydalanma olanaklarını sağladığını, kendilerini temiz dindarlar olarak lanse eden onbinlerce tarikatçı kadronun, Avrupa kanunlarının en zayıf noktalarına dayanarak kendilerine güç sağlayacağını, Avrupa’nın şimdiki zayıf yöneticilerini din-iman-hümanizma adına ekarte edeceğini, aynen 1200-1450 yıllarındaki katolik ve ortodoks yöneticilerinin durumuna benzer bir duruma yol açacağını iyi biliyorlar. Yığınlarla akın eden müslüman göçmenlerin taşıdıkları yıkıcı fonksiyon ‘din işleri’, insan hakları adı altında kamüfüle edilirerek, ümmet bilinci bu defa da orta Avrupa’ da yayılmanın temel aracı haline getiriliyor. Ms. 1200 yıllarında Katolikler kendi gemileri ile Rumelin’ ne göçmen Müslümanları taşıyorlardı, çünkü o zaman en büyükü rakipleri olan Ortodoksları zayıflatmak istiyorlardı. Vatikan, Osmanlı’ nın Avrupa’ya ayak basmasını sağlayan ilk güç idi. Şimdilerde ise çoğu Avrupa partileri aynen o zamanın Katolikleri gibi, uygarlığı yıkmak için Müslüman göçmenlerin yıkıcı fonksiyonlarından meddet ummaya başladılar.

‘2071 yılı yeni hedefimizdir’ diye bas bas bağıran Recep Erdoğan’ ın, bununlan neyi kastettiği çoğu kişinin gözünden kaçtı.

1071 Anadolu, 2071 Avrupa!

Erdoğan’ın 2071”nin ruhunu anlamak için, Avrupa’lıların fazla kafa yormalarına gerek kalmıyor. Osmanlı’dan neo-Osmanlı’ya, Türkçüsüyle İslâmcısıyla Türk-İslâm sentezi tam tekmil. Ordusuyla, tarikatlarıyla, cemaatleriyle…, liberalleriyle her şey ortada. Her fatih gibi AKP de fütuhatını komuta ettiği kalabalık orduya borçlu. O halde, “komuta”nın nasıl işlediğinin yanısıra, o “kalabalık ordu”nun yapısına ve maddî-manevî teçhizatına yakından bakalım. Elbette vurucu gücünden, akıncılardan başlayarak. Öyle olunca da gelsin hak gaspları, peşkeş, alicengiz ve rant,kara para zaten hep orada. “Her köye cami” kampanyası, ilahiyat seferberliği de bonusu. “Anavatan”da ne yapılıyorsa “gurbet vatan”da da yapılıyor. Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca Sünni Türkler dışında kalan hiçbir unsur için hiçbir zaman güven içerisinde ve kimliğiyle gurur duyacağı bir yurt olamadı. Ama daha da kötüsü; bu sözde tekleştirilmiş yurt, egemenliği başkalarıyla paylaşmama andını her Allah’ın günü tekrar etmenin yenmeye yetmediği bir korku nedeniyle hiçbir zaman gerçek anlamda Türk’ün de yurdu olamadı.

Türkiye halkına ne yapılıyorsa Avrupa halkına da o yapılıcaktır. Giriş, gelişme, sonuç: Fetih, işgal, ilhak…

Tıpkı 1950’lerde Menderes’li Demokrat Parti’nin icad ettiği, sonrasında Millî Görüş’ün devraldığı, şimdi de AKP’nin sahip çıktığı yüz kızartıcı kılıç-kalkan-cihad teorileri neo-Osmanlıya doğru iman köprüsü kuruyor. Avrupa’ya –ve temsil ettiği mihraklara– da âdet olduğu üzere “kahpe” rolü düşüyor. Bütün bunlar olurken “ecdadımız”dan tevarüs ettiğimiz bilinçdışı “sır”lar da ifşa oluyor.

AKP VE AVRUPA

Sokaktaki hızla artan başörtüsü ve islam okulları, kuran kursları, yüksek minareler, politik islam tarafından yönlendirilen kitleye göre, Avrupa kentlerinin sembolik bir işgalidir.

Avrupa şartlarında entegrasyon, her tarafa cami kurmak, kuran kursu açmak, imam göndermek, kadınlara türban-çarşaf giydirmekle olamaz. Avrupa’da din -kültür eğitimi adına tarikatların denetiminde cahil kitleleri kışkırtıp, onları beraber yaşadıkları toplumlara düşman etmek entegrasyon değildir. Bulunduğu, yaşadığı yere ne kadar ters, yabancı, uyumsuz adet ve görenekler varsa, onları oranın halkına karşı birer provakasyon aracı olarak kullanmakla entegre olunamaz. Milyonlarca başörtü ve islam okulları, kuran kursları ve onbinlerce dini militanın oluşturduğu tarikatlar, minareli camiler, neyi amaçlıyor ? Bu, Avrupa insanı için bu bir provakasyondan başka bir şey değildir.

Aile birleşimi, Avrupa açısından bir felaket dalgası olmuştur. Bu yeni göç sosyal anlamda, kadınların birer kağıt parçası olarak kullanılıp, ilkel anlamda, adına evlilik denilerek, kabile dönemine takabül eden aile zorlamaları ve parayla satın alınan kadınların üzerinden yapılan, milyonlarca insanın Avrupa’ ya sokulmasını hedefleyen, iş migrasyonu ile ilişkisi olmayan bir katastrofdan başka bir şey değildir. Bu yeni fenomenle ikinci kuşak veya parazit damatlar sınıfı denilen dejenere tabakanın da Avrupa’da ortaya çıkması bir realite olmuştur. Bundan sonra göçmenlerin entegrasyon meselesi tam bir felaket halini alacaktır. Bir yandan süren göç ve uyumsuz kuşaklar sorunu, diğer yandan da artan işsizlik, Müslüman ülkelerin de bu insanları kendi çıkarları için birer işgalci olarak örgütleme çabaları, yeni bir felaketin ortaya çıkmasına yol açacaktır.

Bu dönemde, Avrupa görünmez mekânlara çekilmiş olan mescitlerin mekân değiştirmesine ve yeni camilerin yapılmasına sahne oluyor. Damatlar kuşağı, Avrupa! da var olan bütün haklara bedavadan konmuş, hiç bir şekilde, hiç bir hak ve hukuk için bir nebze olsa da çaba göstermemiştir, kandınlar kandırılıp oturumlar alınmış ve sonra da bu kadınlar sokağa atılmıştır. Bugün Berlin şehrinde Türkler arasında ki boşanma sayısının Alman toplumundan daha yüksek oluşu bunun kısa bir özetidir.

Tarikatlarca örgütlenen uyumsuz kitle, hemen kendi kültürünü yaşatmak adına camiler ve Kur’an kurslarının açılmasına başlamış ve kendilerini birer kolonist olarak görmüşlerdir.

Sosyal anlamda geri kalan kitlenin kendilerinin de tam anlamadıkları ‘kimliklerini’ vurgulamaları, minareli cami ve başörtüsü gibi sembollerle görünür hale gelmeleri entegrasyona karşı bir direnişi ve toplumdan yalıtlanmayı ifade etmektedir. Yalıtlanmışlık ve uyumsuzluk göstergesi olan bu semboller, hoşgörü sınırlarını da zorlamaktadır. Bedavadan, akın akın Avrupa ya akan Müslümanlar, Avrupa ülkelerinde kendilerini artık birer kolonist olarak görüyor ve doğal olarak da sosyo-kültürel uyumu red etmektedirler.

ENTEGRASYON MU, YIKIM MI?

Türkiye’de yine her zamanki milliyetçi, ırkçı fanatik yolu seçin ve aynı anda da Avrupa topluluğuna girmek istiyorum deyin!.

Normal toplum ile çelişen standartlar ve değerler, düşmanca bir siyasi ideoloji ile entegrasyon mümkün değildir, başka bir ülkeyle de birleşme olamaz.

Müslüman lider Erdoğan, Avrupa’ya akınlar düzenlemiş, yakmış yıkmış ne kadar kriminal osmanlı lideri varsa onunla gurur duyduğunu söylüyor. İstanbul’un işgali ve uygarlığın çöküşünü de bayramla kutluyor! Bizans’a saldırıp, Anadolu’yu işgal eden ne kadar cani varsa hepsine sahip çıkıp onların yolundan gidiyorum deyip, arkasından da beni mutlaka Avrupa’ ya alın, yoksa görürüsünüz diye tehditler savurmaktanda geri kalmıyor!.

Erdoğan, son AKP kongresinde:”….1071 oldu ve şimdi sırada 2071 var ‘ diyerek Avrupa’ yı açıkça tehdit etti. 1071 öncesi göçmenlik sorunları Bizans İmparatorluğu’ na yönelik idi şimdi aynı şey Avrupa’ya karşı bir silah olarak kullanılacaktır. Türkler, Bizans sınırlarını savaşla geçmeden 150 yıl öncesinden beri göçebelik yoluyla aşıyorlardı, İslam dinine geçmiş göçmenler akınlarla içeri dalıyor ve ülkenin korkunç bir şekilde kanunsuzluk, şiddet ve aşırı tehdit ortamına sokulmasını sağlıyorlardı ve zaman içinde zayıflatıyorlardı. Bu bozuklukta Kilicarslan olarak tanına Selcuklu lider’ e de son darbeyi vurmak kalmıştı. O zamanın uygarlığı, sonunda 1071 yılında ağır bir darbe yedi ve çöküşün içine düştü.

Şimdi de, o dönemi açıkça örnek gösteren AKP liderleri, 2071 diyerek Avrupa’yı hedef göstermeye başladılar. TC, ‘ Avrupa’nın Türk toplulukları’ adı altında, rejime yamanmış, Türkiye’ den yönetilen koloniler kurmaya karar verdi. AKP liderliğinde, Avrupa’ya sokulan kitlenin yaklaşıkk %90 u, yeni osmanlı hayalleri ile kışkırtılıp tarikat ve ocaklarlın denetiminde, siyasi ve dini gruplar şeklinde, ‘dış Türkler’, beşinci kol’ gibi adlandırmalarla ırkçı- milliyetçi-dini hedefler gösterilerek örgütlenmeye başlandı. Şemsiye kuruluşlar: “Türk-İslam sentezi ile; Avrupa’ yı fethedecek Türkler, 2071 de Avrupa’ yı müslüman yapacak savaşçılar “, diye, Osmanlı’yı canlandırmanın yeni kurbanları olarak seçildi.

Soydaşlarımızın ve dindaşlarımızın kültürlerini, tarih bilinçlerini, kimliklerini geliştirmeleri ve korumaları konusunda Türkiye her türlü desteği vermektedir, vermeye de devam edecektir. Bunun yanı sıra bütün Avrupalılar bilmelidir ki, ırkdaşlarımız herhangi bir sıkıntıyla karşı karşıya kaldığında yardımlarına koşacağız,’ Türkiye cumhuriyeti arkanızdadır….’ diye bas bas bağıranlar, neden bu insanları vatanlarından kopararak Avrupa’ ya sürdüklerini de açıkça söylemelidirler.

‘Biz Avrupa Birliği üyeliğini istiyoruz, fakat Avrupa Birliği bizim değerimizi bilmezse Türkiye Cumhuriyeti Avrupa’ da yaşayan bütün soydaşlarının yardımına gelecektir. (AKP- Ömer çelik.) Bu sebeple dindaşlarımız ve soydaşlarımız için Türkiye Cumhuriyeti anavatandır.’ Bu kadar adi bir politika olamaz! 15 milyona yakın bir kitleyi yaşadıkları topraklardan kopararak başka ülkelere sürecek, arkasından da onlar üzerinde komplolar, projeler kuracak, kendi politik hedeflerine ulaşmaya çalışacaksın.Türkiye’nin saldırgan dış siyasetine, kendi jeostratejik çıkarlarını Avrupa’ya dayatan, yayılmacı ve savaşçı bir güç. Ancak böylece, dayatılan ikilem (tam üyelik ya da içerdekileri kullanmak) dincilerin yayılma hedeflerini teşhir edebilir, veya yaratılmaya çalışılan şoven iklim Avrupa’daki Türkleri dağıtabilir. Neo-Osmanlıcı Türk-İslamcı hükümet Suriye’de amaçladığı hiçbir şeyi gerçekleştiremedi. Suriye’de olaylar onların öngördüğünün tam tersi oldu. Özellikle Kürtlerin Suriye’de yaşadıkları toprakların yönetimi ele geçirmesi, Türk-İslamcı elitte büyük panik yarattı. Bu durumun verdiği tedirginlikle Batılı müttefiklerine başvurarak Suriye’de bir ‘‘tampon bölge’’ oluşturmak istedi. Ama bu istekleri müttefikleri tarafında reddedildi.

Tezkere çıkarılırken dünya ve Türkiye kamuoyuna tezkerenin Suriye için çıkartıldığı söylense de, tezkere metninde Suriye ismi yer almadı. Hedefin Suriye ve Irak Kürtleri olduğu aşikâr. Kendi Kürdlerine karşı baskı politikalarını sürdüren Türk devleti, diğer bölgelerdeki Kürdlerin statü sahibi olmasını kendi Kurdlerini baştan çıkaracağını düşünüyor. Bu yüzden nerede olursa olsun, Kurdlerin hak taleplerine karşı içte ve dışta tahammülsüz bir politika sürdürüyor.

Türkler, Ortadoğu’daki eski Osmanlı sömürgelerine hâkim olayım derken, bugün mevcut toprakları tehdit altında. Komşularla “sıfır sorundan” savaş konumuna gelmiş durumda. Türkler, bugün Irak, İran, Suriye, Ermenistan ve Rusya gibi komşularıyla büyük sorunlar yaşıyor. Aynı şekilde geleneksel müttefikleri olan İsrail ile ilişkiler tarihinin en kötü dönemini yaşıyor. Hayalperest Türk Dışişleri Bakanı Davudoğlu yaratmak istediği “stratejik derinlikte” boğuldu.

AB liderleri ise ultimatomlarla karşı karşıya kalınca, kendilerince doğurdukları bu akıllı, modern, ılımlı İslamcılar karşısında tamamen şaşırdılar.

Türkiye’nin Avrupa’ya entegrasyonu için, AB‘ne üyeliği için, ilk etapta Avrupa ülkelerinde 40-50 yıldan beri yaşayanların entegrasyonu zorunludur. Tersi mümkün değildir. Yani Avrupa içinde bağımsız adacıklar yaratarak, kapalı alanlarla, uzaktan da iyice palazlanan dinci bir rejimi davet etmek, entegrasyon değil, yıkım sürecine girmektir.

Entegrasyon uluslararası ilişkilerde aralarında karşılıklı bağımlılık bulnan birimlerin ayrıyken sahip olamadıkları özellikleri biraraya gelip elde etme girişimidir, entegrasyonun amaçları,barışı korumak, daha büyük kapasitelere ulaşamak, belli spesifik görevler üstlenmek-ve yeni bir kimlik kazanmaktır. Ama şimdi olan bunun tam tersidir. Eğitimsiz cahil kesimlerinin Avrupa’ya sokularak, Avrupa’ da yabani-ilkel bir imajın yaratılması, Türkiye’nin AB’ ye üyeliğinin önünden en büyük engellerden biri haline gelmiştir.

Türkiye ve ortadoğuda ki son gelişmeler göz önüne alındığında Müslümanlardaki İslamcı siyasal iddianın iflas ettiğini, barış ve dengelerin yeniden inşa edileceğini söylemek erken olacaktır. İslam’ın da Batıdaki Hıristiyanlığın geçirdiği aşamayı geçireceğini düşünmek henüz çok erken..
Arap ülkeleri ve Türkiye şimdi tam ters bir yolla girdi. Ilımlı şeriatçılar, tarikatlar, Müslüman kardeşler her yerde iktidara geliyor ama pratikleri, 1000 sene evvelki durumlarından fazla ileri değil, bazı alanlarda ise daha da gerileme var!. Bu anlamda politik İslamı daha derin analiz edersek, aksine onun daha büyük kitleleri siyasi arenaya çektiğini, sertleşen akımlarla daha büyük alanları ele geçirdiklerini izlemekteyiz.

Her ne kadar Türkiye Cumhuriyeti anayasası bütün Türk vatandaşlarını “Türk” olarak kabul etse de, ülkedeki yaygın ve hâkim anlayış, “Türk” olabilmenin tek yolunun “Müslüman” olmaktan geçtiği yolundadır. Her nüfus cüzdanına ‘İslamdır’ mühürünün vurulması bunu en basit örneğidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir kurumunda tek bir gayrimüslim vali, büyükelçi, subay ya da polis şefi olmaması, Türkiye’de İslam’ın hâkimiyetinin kanıtlarındandır. AKP Türkiye’deki kişisel özgürlüklerin artması için değil, İslam’ı caminin ve özel alanın sınırlarından kurtarıp onu toplumun her alanında hâkim kılmak, hayattaki bütün ilişkileri İslam kurallarına göre yeniden düzenlemek için savaşıyor. Gül ve Erdoğan dahil, AKP liderleri “İslam’ın camide tutuklu kılınmış olması”na karşı çıkan görüşlerini defalarca ifade etmiş, İslam’ın bir yaşam biçimi olarak her tarafa hâkim olması gerektiğini talep etmişlerdir.

Kadınlar Şeriat kuralları doğrultusunda başlarını kapayıp memleketin her yanında serbestçe dolaşabildikleri halde, türban takmayan kadınlar belli bölgelerde dışlanmış, pekçok kez saldırılara maruz kalmışlardır. Avrupa’ya yayılan tarikatlar, yalnızca Almanya’da 8 000 üzerinde cami kurmuş ve yüzbinlerce küçük çocuğu buralara taşıyarak beyinlerini yıkamış, bebeklere kadar varan bir türban, şarşaf kültü oluşturularak türban ve cübbe geleneksel kültür haline getirilmiştir. AKP iktidarı döneminde, cihadçılar, İslamcı gençler Afganistan, Kafkasya, Irak ve bugün Suriye gibi çatışma bölgelerine geçerek, islamcı paramiliter yapının temellerini atarak, önümüzde ki dönemde kurulması düşünülen yeni Türk ordusunun ön temellerini atmışlardır.

AB üyeliği için çırpınan AKP yönetiminin içerdeki söylemlerine bir bakarsak: ‘…10. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar devam eden uzun İslâmlaşma dönemini Türkiye bugün yeniden tekrarlamalıdır, süre hayli kısalmıştır, Avrupa’nın şimdiki hali geçicidir, Avrupalı yaşam tarzını geri plana itecek güc belirmiştir, Almanya’ da 8 500 camimiz faaliyet gösteriyor, onu 2071 de ortadan kaldıracak muminler ordusu için uzun ve yıpratıcı çabalar kaçınılmazdır. Tüm bu çabalar Anadolu’da sağlanan zaferin bu defada burada kökleşmesi içindir.’

Türkiye’nin AB’ ne katılımının önünden en büyük engel, sadece Türkiye’de ki AKP rejimi ve askeri kanatların takip ettikleri anti-Avrupai politika değil, aynı zamanda onların uzantısı olarak örgütlenen tarikatlar tarafından kontrol edilen göçmenlerin yarattığı ortamdır. Avrupa’nın muhtelif kentlerindeki ortaya çıkan görüntü ve oluşum tam manasıyla bir rezalettir…Aşiret -kabile aşamasına saplanıp kalmış milyonlarca insan zihinsel gettolaşmanın bir sonucu olarak Avrupa’daki hiç bir toplumla kaynaşamıyor. Gece gündüz Türküm- Müslümanım demekten başka bir şey bilmeyen kör cahiller, gelişen ve değişen şartlara uyum gösterememe ve fikri olarak gelişip değişememeye bağlı devam eden bu sorun olarak büyüyorlar. Tarikatlar tarafından kışkırtılan cahil yığınlar sosyal ve siyasal gelişimini bir adım bile ileri götürememiş ve gettolaşmayı bir norm haline getirmişlerdir. Mahalleler, kahvehaneler,dinci-ırki cami-dernek-vakıf ve cemiyetler Müslüman ülkelerden aldıkları desteklerle bu zihinsel gettolaşmayı gerçekleştirmektedirler. İsviçre’nin Basel kentini alırsak, burada tam 26 İslamci ırkçı tarikat faaliyet gösteriyor. Bunlar buraya tesadüfen gelmiş her insanın başına çullanıp onu kafa kola almaya çalışıyor, kısacası onun İsviçre hakkında tarafsız bilgi ve algılama olanaklarını tamamıyla sıfıra indiriyorlar. Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde bu tür ilkel göçmenlerin tavırları ve bunun entegrasyon sürecindeki rolü tamamıyla fataldır.

Dünyanın en geri tarikatlarının destekçisi olan hükümetler ise, Turkiye’nin AB’ne uye olabilmesi icin gerekli bir dizi siyasi, ekonomik ve kulturel reformlar yapma yerine, cahil kitlelerden umut beklermişçesine, bunların hiçbirini gercekleştirememiş, aksine zaman kazanarak Avrupanın iyi olan adet ve örflerini de yok etmeye çalışmaktadırlar.

Turgut Özal 1980 lerde: ‘Biz Avrupadaki nüfusumuza güveniyoruz, diğer şeyler bizim için arka planda gelir….’, diyordu.

Erbakan ise: ‘ Avrupayı içerden Müslüman ve Türkleştireceğiz…’

Erdoğan ise: ‘.. Minareler gelecekte Avrupa’nın her sokağını süsleyecektir…’ Aynı Erdoğan: …’ ..minareler bizim füzelerimizdir demekten de geri kalmadı.

Bu kafalarca Avrupaya sürülen milyonlarca Türkün Avrupa’daki varlığı da bu anlamda yeni bir boyut kazanmaktadır. Osmanlıcı AKP – Milli görüş- Nurcu- Süleymancı- Nakşibendici- Fetullahçı örgütlerin kontrolundaki yığınların Avrupa’ya entegrasyonu değil, tehlike halini almış varlıkları sözkonusudur. AKP’ nin asker sivil diktası, gelinen noktada yeni planlarla meşgul. Dejenere olmuş kriminal, kimliksiz kara cahil kitlenin Avrupa topraklarına nasıl sokulacağının planları AKP için artık tek opsiyon. Kanuni’den beri gerçekleşememiş hayaller şimdi gerçekleşebilir! İslamist AKP çeteleri bar bar bağırıyor: ”….Avrupa nüfüsu giderek hızla azalıyor, bunun karşısında müslüman nüfüsu ile hazır duruma geçmeli ve ‘allah,’allah’ naralarıyla AB’ ye girmeliyiz!. Osmanlı padişahlığının modern bir şekli olması düşünülen başkanlık sistemine özenen Erdoğan ise kadınlara en az 5 çocuk yapın demeye hazırlanıyor.!

Sevgi ve Saygılarla

Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

Esin Duran,

N. Gök,

Sezer Aşkın,

Melahat Baykara,

Uğur Demir

Bedri Engin,

Selma Altuntaş,

Filiz Serin,

Vedat Koçak,

Salih Birdal,

Mustafa Gur,

Hasan Zafer

Bahar Ünsal

Osman Bahar

Ayse bahar

Metin Maslak

H. Maslak

Dilek Solak

Zeynep içkaya

Sevda maslak

Sercan Gezmiş

İpek Doğan

Nazım Doğan

Murat Doğan

Esin erkan

Beyhan erdem

N. erdem

İsmail Deniz

Ayten BARAK

Ugur Birdal

Ahmet Tan

Yıldırım Kongar

Selma Kongar

Birol Aytekin

Hatice Gül

Ibrahim Erkin

Kemal erdem

Rıza Akdemir

Mehmet Coskun

Hüseyin demir

Fethi killi

Yeliz Ender

Mustafa Ender

Ugur Basak

Kemal Dektaş

Ayten Ilkdal

Nuri Aktanır

Metin Koc

Sevgi Ender

Burhan Kulakçı

Oğuz Duran

Burcu Kanter

Aysel kanter

Erol kanter

Layla SOLGUN

Orkun Keskin

T. Vural

Oğuz şen

Nur Şen

Ismail çaykara

Burhan Orkal

D. Kahan

Seher Yıldız

Esra akkaya

Mehmet Uzan

Yeliz IŞIK

Seyhan İlknur

Osman Çekiç

Esma yıldız

Musa Tekin

Aslı Birdal

Nazmi Doğan

Mürsel Bozkır

Zeynep Şengül

Gülcan Iğsız

http://www.facebook.com/entegrasyon.komitesi

Hem Cemaat’e hem Ergenekon’a çalışıyoruz /// CC : @taraf_tar


Ümit Kıvanç
(Taraf /11 Şubat 2012)

Hrant’ın Arkadaşları olarak, Cemaat’in elemanları kimliğiyle başladığımız faaliyeti Ergenekoncularla işbirliğine vardırmamız kolay olmadı.

Hrant’ı öldürdüklerinde hemen toplanıp dar bir örgüt kurduk. Amaçlarımızı şöyle tanımladık: 1. Hükümete ve Cemaat’e bişey olmasın, 2. Derin Anadolu Hrant’a dokunamasın, 3. Sonra da psikolojik harekât yapalım.

Faaliyetlerimizi Pennsylvania’nın bize polisteki Cemaat’çi örgütlenmeyi desteklememiz için verdiği parayla finanse edecektik. Ergenekon’la pazarlıklarımız henüz kayda değer bir aşamaya varmamıştı. Hocaefendi’nin resmine el basarak yemin ettik, işe giriştik. Mustafa Kemal fotoğraflarını da hazırladık ama çıtalarını çaktırmadık.

Başta işler kesattı. Nostaljik duygularla kendilerine sol demeye devam eden Kemalist gruplar Hrant Dink cinayeti davası adlı müsamereyi iplemiyorlar; mevki-makam buldumcuğu olmuş İslâmcı kalem-kanaat erbabı, mukaddes hükümet sayesinde nihayet devlete iç rahatlığıyla tapınabilmenin coşkusundan, bizimle ilgilenemiyorlardı. Böyle üç sene geçti.

Kabahatin bizde olduğu açıktı: Hrant’ı Ermeni olarak sunmuştuk! Derin Anadolu’dan bir arkadaşa sorduk, “Yok kardeşim öyle bir şey,” dedi. “Yalnız biz Ermeni değiliz, Türk’üz, yani siz ‘hepimiz Ermeni’yiz’ diye bağırıyorsunuz ya, onun için yanınıza gelemiyoruz…” Aramızdan bazıları, “Hrant’a Fırat diyelim, aslında Müslüman olduğunu söyleyelim, ‘hepimiz Türk’üz, Müslüman’ız’ diye bağıralım, herkes bizi destekler, Hocaefendi’nin de hoşuna gider,” dedi. Fakat Cemaat’ten gelen parayla hazırladığımız afişler, bildiriler basılmıştı, diasporadan gelen paraları da yemiştik, değiştiremedik.

Suikastın planlayıcılarını yakalarından tuttuğu gibi yargı önüne çıkarmak için canla başla uğraşan hükümet pek ayıp bir şekilde eleştirilmeye başlandığında, liberal faşist işbirlikçiler olduğumuzu gizlemek için biz de eleştiriyormuş gibi yaptık. Mevzu hükümet olunca birileri birden ortadaki rezaleti keşfetmişlerdi. Ama bizim gibi, genel seçim adı altında yapılan darbeyle işbaşına gelmiş hükümetin yalakası tiplerle birarada gözükmemek için ayrı yerden yürüdüler. Herkes Ergenekon meselesinin uydurma olduğunu, dünya halklarının biricik düşmanının AKP hükümeti olduğunu anlamak üzereydi. “Solcuların sloganlarını bastırın” talimatı aldık. Ve “sessiz yürüyüş” diye bir şey icat ettik ki, sırf devrimci sloganlar atılamasın. Bunu da mahsus, Hrant’ın ailesi öyle istiyormuş gibi takdim ettik.

Fakat o esnada solcular etrafımızı sarmış, bizi Hrant’ı taşıyamaz hale getirmişti. Hemen çıkış yolu bulduk. Aslında beş vakit namazında, mütedeyyin bir insan olan Hrant’ı sosyalist olarak sunmaya karar verdik. Biliyorduk ki Hrant son yıllarda Budist olmuştu ve bunu gizlememiz gerekliydi. Emniyet’ten yardım istedik. Emniyet’te Fethullahçı sanıp başvurduğumuz müdürler meğerse Ergenekoncuyken kendini cemaatçi gösteren tiplermiş. “Normal polis yok mu” diye sorduk, yokmuş. Bize dediler ki: “Bu işi hükümete karşı bir eyleme çevirirseniz sizin kamera kayıtlarınızı yok etmeyiz.” Kabul ettik. Çünkü kamera kayıtları bize lâzımdı. Pennsylvania için tanıtım dizisi ve Veli Küçük’ün güvenlik şirketi için reklam filmi yapacaktık. Fakat bazı arkadaşlar gelip, “Niye o polise gittiniz de bu polise gitmediniz” diye sordular. Manalı manalı da baktılar. Cemaat’le ilişkimiz deşifre olmuştu!

Böylece Ergenekonculara yöneldik. Bu sefer Derin Anadolu’dan aradılar, “Bu durumda biz gelmeyiz” dediler. Biz de solcu olduğumuz için bunun önemini kavrayamadık. Ve kaldık öyle kavruk kavruk! “Ama Hrant içinizden biriydi!” diye ikna etmeye çabaladık. Onlar da dediler ki: “Kardeşim o bir kere Ermeni’ydi. Ayrıca siz onu sosyalist olarak sundunuz, günah bizden gitti.” Zaten günah hiçbir zaman onlarda olmamıştı.

Ergenekon’dan aldığımız talimat şuydu: “Tıpkı Susurluk’taki gibi, hedefi saptırın, Ergenekon’u bırakıp hükümete yönelin!” “Haa, psikolojik harekât!” diye cevap verdim, “Telefonda konuşma!” dediler.

Yani insanların birkaç yıl önce “Hrant’ın katili Ergenekon devleti” diye bağırırken “Faşistler vuruyor, AKP koruyor”a dönmesi asla hükümetin beş sene boyunca katilleri korumasından değil bizim Ergenekoncularla iş tutmamızdan ötürüdür.

Ancak bu kolay olmadı. Çünkü hükümetten kimse çıkıp “mum söndü oynuyorlar”, “glu glu dansı yapıyorlar” demiyordu. Hükümetin rezaletteki rolünü teşhir etmek için bir dolu ayrıntı anlatmak lâzımdı, kim dinleyecekti?

Basın toplantısı düzenleyip hükümetin günahlarını saydık döktük. Fakat memleketin cesur ve uyanık gazetecileri hemen bütün bu tezgâhı yine polisteki Cemaatçileri korumak için kurduğumuza uyandı. Basın da, yargıyı, meclisi, hükümeti, askeri, polisi töhmet altında bırakan bizim gibi şerefsizlerin söylediği tek lafa yer vermedi tabiî. Üstelik “Hrant Dink operasyonu”nun o sırada hükümete karşı da yapıldığını ağzımızdan kaçırdığımız için solcu teşkilatlar bizim gerçek yüzümüzü hemen anladı. Hükümeti hedef aldığımız için de öbürküler Ergenekon’la ilişkimize uyandı.

Ve nihayet, Hrant’ı öldürtenlerin korunması gibi tâlî meseleler bir kenara itildi, Hrant’ın Arkadaşları olarak baş köşeye geçtik.

Hrant’ın çok yakın bir dostu, çok yerinde bir hamleyle, insanlara asıl hedefi işaret etmişti: Hrant’ın Arkadaşları. Hemen ardından yazdığı yazıda da “parazit” lafını kullandı, böylece “arkadaş” gibi olumlu çağrışımlı bir kavramın insanların kafasını karıştırması önlendi, biz de parazit olduk, çünkü bu iki yazı “parazit” kodu altında birarada internet âlemini süsledi. Basın toplantımızda “hükümetin yapabilecekken yapmadıkları” başlığı altında sunduğumuz beş buçuk sayfa malzemeden aktarmaya değer tek satır bulamayan gazeteler, hakkımızdaki yazıyı internet sitelerinde sürmanşetlere, manşetlere çıkardılar. İktidar makamına bayağı alışmışken kamu vicdanı gibi bir düşmanla karşı karşıya gelmeyi hiç istemeyen hükümet yanlısı akıl-fikir insanları kaleme sarıldı. Vicdan sahibi dindar insanları Hrant için adalet için verilen mücadeleden soğutma harekâtı başladı. Bunu Hrant’a laf ederek yapamıyorlardı. Ermeni olmasına RAĞMEN! onu bağrına basmış geniş kitleyi, “bakın, Hrant’a sahip çıkanlar kötü insanlar” diyerek etkileme şansını onlara bizzat Hrant’ın bir dostu vermişti. Bulunmaz nimetti! Artık “psikolojik harekât”ın parçası olduğumuzu söylemek bile terbiyesizlik sayılmayacaktı.

http://www.t24.com.tr/hem-cemaate-hem-ergenekona-calisiyoruz/haber/197176.aspx

“THE CEMAAT” İLLUMİNATİ’YE Mİ HİZMET EDİYOR..? /// CC : @E_Sarizeybek @erdalsarizeybek


***

Cemaat kurumlarına nasıl isim veriliyor..

Cemaat okullarının dünya genelindeki gelişim ve yayılmasını uzun yıllardır yakından takip ediyorum. Özellikle Fethullah Gülen’in Amerika Birleşik Devletleri’ne ‘yerleşmesinin’ ardından Amerikan halkının cebinden çıkan paralarla bu ülkedeki ‘Charter Schools’ sistemi üzerinden inanılmaz bir hızla ülkenin en büyük eğitim kurumları zincirinin sistematik bir şekilde oluşturulması sürecini dikkatle izledim. Bu süreçte ve hala devam etmekte olan camiaya yönelik başta vize usulsüzlükleri, mali yolsuzluklar gibi adli süreç ve iddialar nedense Türkiye’de gündeme gelmedi. Bugün ABD’de Gülen Cemaati ve okullarına karşı küçümsenmeyecek derecede tepki duyan, şüpheyle bakan ve mücadele eden ciddi bir kitle oluşmaya başladı. Önümüzdeki dönemde bu konuda ciddi gelişmeler olabileceği kanaatindeyim.

Her ne kadar FBI resmi sitesinde cemaat kurumlarıyla olan ilişkisini açıkça ortaya koysa da; Fethullah Gülen CIA mensuplarının referanslarıyla[i] ABD’den Yeşil Kart aldıysa da unutulmamalıdır ki türlü kusuruna rağmen ABD bir hukuk devletidir.

Gelelim esas konuya. Biliyorsunuz son günlerde çocuklara isim koyma konusu gündeme geldi. Önce Samsun Müftüsü sonra da Taraf Gazetesi yazarı Ramazan Rasim ve Zaman yazarı Beşir Ayvazoğlu çocuklara verilen isimler üzerine nitekim hakkında Diyanet’in de açıklama gereği duyduğu yorumlar yaptılar. İşte bu tartışmayı bir adım ileri taşımak istiyorum. Hazır Evrim ve Devrim gibi isimlere sahip kimselerin ilahiyatçılığını tartışırken cemaat kurum ve kuruluşlarının isimleri üzerinde de bir fikir jimnastiği yapmaya ne dersiniz?

İSLAMİYET DIŞI SEMBOLLER

İsimler tıpkı mimari, arma, renkler vs. gibi çok tanrılı dinler döneminden beri hermetik, mitolojik, ezoterik, kabala vb. inanç/düşünce sistemlerinin, gizli örgüt ve öğretilerin (Gül-Haç, İlluminati gibi) fetiş derecesinde önemsedikleri sembolizm kavramının çok önemli bir unsurudur. Bugün bu tür öğreti, akım ve yapılanmaların sayılı temel başvuru kaynaklarından biri olan Manly P. Hall’un ‘Tüm Çağların Gizli Öğretileri’ adlı kitabında sembolizm “gizemlerin en gizlisi ve en kadim olanı”[ii] şeklinde tanımlanır.

Burada ilginç ve şaşırtıcı olan cemaat kurum ve kuruluşlarının adlarına baktığımızda yukarıda değindiğim İslamiyet dışı inanç, felsefe, mit, öğreti ve örgütlerin sembollerini yaygın bir şekilde kullanması. Geçtiğimiz günlerde Fethullah Gülen’in kendi sitesinde ve hareketin medya uzantılarında kendisinin cemaat dergilerinin mizanpajına kadar ilgilendiği bilgisinden yola çıkarak bu isimlerin Gülen’in bilgisi dışında verildiğini söylemek kolay değil.[iii]

Öte yandan bu konuyu daha önce tartıştığım bir ‘hizmet gönüllüsünün’ “Müslüman olmayan ülkelerde nasıl İslami/Türk isimler verelim?” argümanı ise geçtiğimiz günlerde Güney Afrika Cumhuriyeti’nde açılan ve bünyesinde bir okulu da barındıran Nizamülmülk Külliyesi ile birlikte anlamını tamamen yitirmiş oldu. Müslüman nüfusun sadece %1.5 olduğu bir ülkede böyle bir isim verilebiliyorsa bu her yerde yapılabilir.

NEW AGE ETKİSİ Mİ

Cemaat kurum ve kuruluşlarının isimlerine baktığınızda göreceğiniz ilk şey inanılmaz bir kosmos, uzay, gökyüzü vurgusu. Mitoloji, çok tanrılı dinler, New Age dinler ve gizli öğretilerin temel öğelerinden olan bu konuların tek tanrılı bir din olan İslam dinine ‘hizmet’ eden bir hareket tarafından bu kadar sık kullanılması şaşırtıcı bir durum değil mi? Aşağıda sadece bir kısmını sıraladığım isimlerleri okuduğunuz zaman aklınıza gelen din bir New Age uzay dini mi, yoksa İslam mı?

· Sky Foundation (Gökyüzü Vakfı), ABD
· Cosmicus Stichting (Kosmos Vakfı), Hollanda
· Samanyolu TV
· Cosmos Foundation (Kosmos Vakfı), ABD
· Milkyway Education Center (Samanyolu Eğitim Merkezi), ABD
· Feza Medya
· Star College (Yıldız Koleji), G.Afrika
· Sema Foundation (Sema Vakfı), ABD/Arnavutluk

İSİM VERİRKEN GÖKYÜZÜNE BAKMAK

Sayısız dini kaynaktan ve bizzat Kuran’dan tüm tek tanrılı dinler gibi İslam dininin de karşılaştığı engeller arasında gök cisimlerine ve onlarla ilişkilendirilen tanrı ile putlara tapmanın olduğunu biliyoruz. Nitekim Kuran’da çeşitli ayetlerde (örneğin Neml Suresi – Ayet 24/25; Fussilet Suresi – Ayet 37) bu durum anlatılmıştır.
Bu isimleri Kuran çerçevesinde açıklamak mümkün. Ancak örneğin biz Türklerdeki Göktanrı gibi bir ilahı olan, semayı Şaman inancındaki gibi kudsiyetin merkezi sayan sayısız (Müslüman) topluluğun olduğu gerçeği ortadayken, çocukken hepimiz büyüklerimizce “Allah gökyüzünde değil, her yerdedir” diye uyarılırken cemaatin kurum ve kuruluşlarına isim verirken sıklıkla gökyüzüne bakması sizce de garip değil mi?

Sadece İslam’ın değil tüm tek tanrılı dinlerin gökyüzüne, uzay ve oradaki cisim ile varlıklara inanan, medet uman, açık veya gizli tapan çevrelerle olan ‘mücadelesinin’ bittiğini söylemek kesinlikle doğru olmaz. Bu bağlamda monoteist dinlerden önceki inanç biçimlerinin büyük bir diriliş gösterdiği (Şamanizm, Paganizm, Mitraizm, Wicca vs.) ve New Age dinlerin (geçmişte Türkiye’de gündeme gelen Uzay dini Raelyanlık gibi) ortaya çıktığı bir dönemde bu inançların merkezinde yer alan, gizli, yarı gizli ve açık kimi cemiyetlerin felsefesinin terminolojisine devamlı bir şekilde referansda bulunulmasını anlamak oldukça güç.

Geçtiğimiz günlerde Pennsylvania’da Gülen’i ziyaret eden Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan bir yazısında[iv] laikliği, sporu, futbolu ve ulus devleti Neo-Paganizm olarak yorumlayabilirken nedense cemaatin bu Pagan sembollere olan ilgisini sorgulamak hiç aklına gelmiyor. Zaten kendisinin “Hocaefendi’ye” soru sorabilecek durumda olmadığını yine kendisinin ziyaret sonrasında yazdığı yazısından biliyoruz. Halbuki yine Kaplan bir başka yazısında güzelliklerin putlaştırılarak bitirildiğini yazmıştı.[v]

DİNLER ARASI DİYALOG MESELESİ

Kosmos temasından sonra cemaatin isim verirken ilham aldığı diğer bir alan ise meşhur ‘diyalog’ meselesi. Hareketin İslamcı çevreler dahil en çok eleştiri alan ve kimi çevrelerce destek gören boyutunu teşkil eden dinler arası diyalog vizyon ve vazifesini ortaya koyan isimlerden bazıları şunlar:

· Harmony Schools (Uyum Okulları), ABD
· Amity Schools (Dostluk Okulları), ABD
· Tolerance Foundation (Tolerans Derneği), ABD
· Peace Valley Foundation (Barış Vadisi Dernegi) , ABD
· Peace Islands Foundation (Barış Adaları Derneği), ABD

Öncellikle İslam dinine hizmet ettiklerini iddia eden bu camianın Ali İmran Suresi – Ayet 19’dan (Allah katında din, ancak İslâm dinidir) bihaber olduğunu elbette düşünmüyorum. Belli amaçlara hizmet edecek Ekümenik bir dünya dini yaratılması planının sadece İslam’a yönelik bir tehdit olmadığını malum çevrelerce Yunanistan’da yaşadığım dönemde Ortodoksluğa karşı yapılan operasyonlara şahit olduğumdan çok iyi biliyorum. Protestan/dönüştürülmüş ‘light’ bir İslam yaratma arzusu bugün iktidar ve cemaatin maşası olduğu diğer tek tanrılı dinlere karşı da yönetilen büyük bir proje (uydurma dini bayramlar vs.). Nitekim İslamcı düşünür Mehmet Şefket Eygi de ‘Yeni Bir Din Türetilmek İstiyor’[vi] başlıklı yazısında bu konuya dikkat çekmişti. Burada işaret edilenlerden bazıları şunlardı:

· Kelime-i Tevhid’in ilk kısmını söylemek, gerektiğinde ikinci kısmını (Yahudileri ve Hıristiyanları üzmemek için) söylememek.

· Kur’andaki "Allah katında (hak ve geçerli) din İslam’dır" temel inancını kaldırıp, onun yerine "Üç hak ibrahimî din vardır. Bunların üçünün mensupları da ehl-i necat ve ehl-i Cennet’tir" inancını getirmek.

· İslam’ın tek hak din olduğu inancını kaldırıp, onun yerine üç İbrahimî hak din vardır inancını ikame etmek.

· Yahudilerin ve Hıristiyanların, Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselamın son Peygamber olduğunu inkar etmelerine önem vermemek.

· Tevhid ile Teslis inancını, âmentü bakımından bir görmek.

MEVLANA NEDEN KULLANILIYOR

Ortodoksluğa değinmişken Gülen okullarına verilen isimler arasında Hristiyan teolojisine ait kavramların da bulunduğunu belirtmekte fayda var. Örneğin Belçika’da kullanılan ‘Lucerna’ bir Katolik ayini olan Lucernarium kelimesinden (Latince) geliyor. Benzer şekilde cemaatin Hollanda’daki seminer ve konferanslar gibi etkinlikler düzenleyen öğrenci ağının/derneğinin adı ‘Peritus’. Peritus Katolik kilisesinin Ekümenik Konseyi’ne tavsiyelerde bulunan teologlara verilen ünvan. Örneğin şimdiki Papa Joseph Ratzinger de bir Peritus idi.[vii]

Bazılarının yukarıda yazdıklarıma “ama Mevlana ile ilgili isimler çeşitli yerlerde kullanılıyor” (Rumi Forum-ABD/Almanya, Rumi Diyalog Merkezi-İngiltere vs.) dediğini duyar gibi oluyorum. Konuya vakıf olanlarca bilindiği üzere Mevlana veya onların kullandığı şekliyle Rumi başta masonik inanış ve yapılar olmak üzere bu tür hareketler içerisinde önemli bir yer tutar. Bunun başlıca sebebi Mevlana’nın “Ne olursan ol, yine gel” sözünün bu çevrelerce kendi çıkar ve hedefleri çerçevesinde değerlendirme ve kullanılmasının bir sonucu.

Buna bağlı olarak Mesnevi bugün birçok ülkede İncil’den sonra en çok satan kitaplardan biri. Mevlana (Amerika’nın en popüler şairi)[viii] İranlı/Pers sufist/şair olarak bilinir ve Türklük ile özdeşleştirilmez. Kısacası Mevlana’nın hümanizmi yaratılmak istenen evrensel din için geçmişten beri bir araç idi ve öyle olmaya devam ediyor. Dolayısıyla cemaat ile onu yaratıp bu sürece dahil eden güçlerin yüzyıllardır alışageldiği üzere bu yolda bu güzel ve özel insanı kullanması yeni bir durum değil. Yani diğer bir deyişle Rumi bu çevrelerin elinde kapitalizmine oyuncak olan Che figüründen farksız değil.

YENİ BİR DÜNYA

Başta (V)akit paçavrası olmak üzere ülkemizde kişi ve kurumları hedef göstermeyi ilke edinmiş bazı yayın organları ve çevreler olduğunu biliyoruz. Siyonist, mason, Ergenekoncu gibi yaftalar ile infazlarda bulunan bu kesimler nedense hiç kendi çevrelerine bakmazlar. Amerika merkezli operatörlerden cep telefonlarına İlker Başbuğ’un Yahudi olduğu yollunda SMS’ler atar, Eurovision temsilcimiz Can Bonomo’nun klibinde Illuminati mesajı verdiğini iddia ederler ama örneğin ‘Altın Nesil’[ix], ‘Işık Evi’[x] gibi uygulama ve kavramların yüzyıllardır kullanılan gizli örgüt (mason vs.) terminolojisinden geldiğini görmezden gelir, hasıraltı ederler.

Bu duruma en güzel örnek en son Türkçe Olimpiyatlarında yaşandı. Gizli örgüt ve öğretilerin en bilinen slogan/ideallerinden biri olan, ABD dolarına kadar giren ve cemaatin göbekten bağlı olduğu Neoconlarca her fırsatta dile getirilen ‘Yeni Bir Dünya (Düzeni)’ Türkçe Olimpiyatlarının resmi şarkısı oldu. Bonomo’nun şarkısında Illuminati sembolleri arayan keskin gözler, kulaklar elbette yine kör ve sağır olmuştu.
()

MASON LOCALARIYLA AYNI İSİMLER

Yine çok ilginçtir ki Gülen hareketine ait kurum ve kuruluşların büyük bir çoğunluğu ile aynı ismi taşıyan mason locaları dünyanın dört bir yanında mevcut. Bazı örnekler vermek gerekirse.

· Harmony Masonic Lodge
· Meridian Masonic Lodge
· Amity Masonic Lodge
· Pinnacle Masonic Lodge
· HERCULES Masonic Lodge

Buna bağlı oralarak Illuminati/Mason terminolojisi ve sembolizmi ile birebir örtüşen sayısız örneği sıralayabilirim. Romanya’daki Lumina, Burundi’deki Lumiere okulları ve Infinite Light adlı internet sitesi ve en önemlisi Gülen’in kendi kişisel internet sitesi Herkül (herkul.org) bunlardan sadece bazıları.
Buraya kadar yazdıklarımın tamamı konusunda akıl ve mantık çerçevesinde ikna olabilirim. Ancak hiçbir açıklama bana Illuminati/Mason ritüelleri ve inançları içerisinde çok büyük bir önem taşıyan Herkül (Hercules) figür/sembolünün Fethullah Gülen tarafından bilinçsiz bir şekilde veya son günlerin moda tabiri ile sehven seçildiğine inandıramaz.

CEMAAT KİMLERE HİZMET EDİYOR

Gülen ve hareketinin İslam’dan kopup farklı denizlere yelken açtığı gerçeğini farklı bir pencereden sunmaya çalıştım ve bu kanaatimde yalnız değilim. Bakın İslamcı düşünür, yazar ve aktivist Hamza Türkmen bir yazısında ne diyor….

Artık Hizmet, adeta Bahailik veya Moon Hareketi gibi küresel bir dünya dini projesi peşinde. Moon tarikatı gibi neredeyse “Dünya barışı için küresel aile federasyonu”nu hedef almaktadır.[xi]

Benzer şekilde Alman Der Spiegel de cemaati bir New Age dini olan Scientology’ye benzetmişti.[xii] Yine yukarıda referansda bulunduğum Eygi, İslam’ın dejenere edildiğini yazmış ve “Müslümanların içine modern İbn Sebe’ler, Hempher’ler, Lawrence’lar mı girdi?” diye sormuş ve “Mutlaka girmiş olmalı. Çünkü tek kimlikli bir Müslüman ne kadar akılsız ve ahlaksız olursa olsun, dini tahrip konusunda bu kadar şeytanlık, cinlik, hainlik, ifritlik yapamaz” diye cevaplayarak İslamî hareketin içine sızmış iki kimlikli sahte Müslüman Kriptolar, casuslar, ajanlar, provokatörler, istihbaratçılar bizi paramparça ettiler” diye eklemişti.[xiii]

Sonuç olarak ABD’den sıradışı bir İslam (din) alimi olduğu için CIA kefaletiyle Yeşil Kart alan Gülen’in bu taraklarda bezi olmadığını kabul etsek bile o üstün din bilgisiyle yukarıda sıraladığım detaylardan bihaber olması mümkün değil. Dolayısıyla “ben yazmadım, kuzenim yazdı” türü açıklamalar özellikle kendi sitesi Herkül için geçerlilik taşımıyor. Sadece benim değil, yukarıda alıntı yaptığım İslamcı yazar ve düşünürlerin de Hizmet Hareketi’nin aslında kimlere hizmet ettiği konusundaki kaygılarını paylaşmamak mümkün değil.

Hz. Muhammed diyalogcu değildi ve yine Eygi’nin bir yazısının başlığında dediği gibi “Bediüzzaman (da) Diyalogçu Değildi”[xiv]. ‘Yoksa Recep Tayyip Erdoğan’ın Milli Görüş gömleğini çıkardığı gibi Fethullah Gülen de İslam gömleğini mi çıkardı?’ diye sormadan edemiyorum kendime.

Tantum religio potuit suadere malorum…[xv]

K. Murat YILDIZ

twitter.com/kmyildiz

[i] http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=9276671
[ii] Manly P. Hall, Tüm Çağların Gizli Öğretileri, s. 237.
[iii] http://www.herkul.org/index.php/herkul-nagme/9778-117-nagme-dergilerin-gelecek-say-lar-n-n-mizanpajlar-yap-l-rken-cok-oezel-goeruentueler
[iv] http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=24.08.2012&y=YusufKaplan
[v] http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/Default.aspx?t=04.06.2012&y=YusufKaplan
[vi] http://www.milligazete.com.tr/makale/yeni-bir-din-turetilmek-isteniyor-238496.htm
[vii] http://en.wikipedia.org/wiki/Peritus
[viii] http://news.bbc.co.uk/2/hi/south_asia/7016090.stm
[ix] Jenny White, Muslim Nationalism and the New Turks, s. 37.
[x] Manly P. Hall, Tüm Çağların Gizli Öğretileri, s. 667 .
[xi] http://www.haksozhaber.net/ben-islamci-degilim-diyenler-ve-gulen-cizgisi–25837yy.htm
[xii] http://www.duzceyerelhaber.com/haber-detay.asp?id=7422&gulen_cemaati_scientology_gibi
[xiii] http://www.milligazete.com.tr/makale/islam%C3%AE-hareket-nasil-dejenere-edildi-246975.htm
[xiv] http://www.milligazete.com.tr/makale/bediuzzaman-diyalogcu-degildi-246693.htm
[xv] Lucretius

ODATV

Houston Chronicle: Gulen cemaati ile iliskili vakif okulunda kanunsuz isler! (Haziran 6, 2012) /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Bu haber 6 Haziran 2012 tarihinde Houston Chronicle gazetesinden cikmistir, haberin linki asagidadir.

“Sali gunu aciklanan bir denetleme raporunda, Alphretta’da bulunan basarili bir vakif okulunun baska ulkelerden eleman ise almak icin vatandasin vergisini kullandigi, gerekli denetleme yapilmadan uluslararasi geziler duzenledigi ve iliskili oldugu kuruluslara is verdiginden bahsediliyor. (ccc: Sanki bunu bir yerden animsiyorum!)

Atlanta Journal-Constitution’a gore bu denetleme raporu (Fulton County Devlet Okullari adina hazirlanmistir) Fulton Bilim Akademileri Orta Okul’u yoneticilerinin idari ve mali kararlarini incelemektedir. Bu okul, Turk imam ve egitim oncusu M.Fethullah Gulen’e bagli oldugu one surulen ABD’dek yaklasik 130 okuldan biridir. Ilce egitim mudurunun belirttigine gore bu okul vakif statusunun devami icin halihazirda basvuruda bulunmamistir.

Fulton Bilim Akademisi daha once “ozel” okula donusmek istediklerini duyurmuslardi.

Rapora gore okul neredeyse $7 5,000 dolari okullarindaki %20 calisani (ozellikle Turkiye’den) ise alabilmek icin harcamistir. Rapor ayrica 2011-2012 yillarinda Turkiye’ye duzenlene gezilerde de uygunsuzluklar oldugundan bahsediyor.

Denetlemeyi yapan mufettisler ayrica, okul ile malzeme saglayan sirketler ve diger kurumlar arasinda ticari kapsamin disinda iliskiler oldugunu rapor etmislerdir.”

[1] Audit shows ‘egregious’ conduct at charter school, http://www.chron.com/default/article/Audit-shows-egregious-conduct-at-charter-school-3612589.php, June 6, 2012

Cemaatin Okulu Truebright’in Eski Yoneticisine Ifade Verme Emri… /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Bu haber de Gulen okullari diye gecen vakif okullarindan Truebright Science Academy hakkinda. Philadelphia’da bulunan bu okul hakkinda da cok ciddi yolsuzluk iddialari bulunmakta. En onemlisi de okulda calisan Turk ogretmenlerin cemaate maaslarindan maddi kesinti yaptiklari yonunde. Amerikali’lar buna “kickback” diyorlar, biz “himmet” diye biliyoruz. Gorunen o ki, sadece FBI degil, Calisma ve Egitim bakanliklari da sorusturma baslatmis durumda.

Haber, Amerika’nin en prestijli gazetelerinden The Philadelphia Inquirer’da cikmis (Philly), tarihi 19 Nisan 2012. Daha sonra 29 Eylul’de cikan habere gore de, mahkeme eski bir yoneticiye ifade icin emir vermis…!

Haberin ozeti soyle…

Truebright Science Academy Philadelphia’nin kuzeyinde bir vakif okulu (charter school) ve Turk imam Fethullah Gulen’e bagli cemaatine mensup kisilerce idare edilen 130 okuldan biri. Federal yetkililer okulu mikroskop altina almis durumdalar.

Ulke geneline yayilan bu vakif okullari zinciri (Truebright) hakkinda ogretmenlerin maaslarindan himmet adi altinda cemaate kesinti yapildigi guvenilen kaynaklara dayanilarak iddia edilmekte. En az 9 Amerikali yonetici ve ogretmen sertifikasi olmayan Turk ogretmenlere kendilerinden daha cok maas verildigini soyleyerek yetkili mercilere yasal sikayette bulunmuslar.

Philadelphia Bolgesel Egitim Mudurlugu (school district) okulun akademik yetersizligi, sertifikali calisan eksikligi ve yoneticiler arasinda isten cikarmalarin coklugu nedeniyle 5 yillik uzatma okul acma yetkisinin yenilenmemesi yonunde tavsiye bulunmus.

307 ogrencisi olan bu okul, $3.9 milyon butcesinin $3.4 milyonunu bolgesel egitim mudurlugunden almakta, geri kalani da devlet ve federal yonetim tarafindan karsilanmakta. Ogrencilerin %90′i Afrikali Amerikali (African American).

Bazi veliler Turk ogretmenlerin Ingilizcelerinin yetersizliginden sikayet etmisler. Ayrica idari calisanlar okul yonetiminin buyuk bir gizliklik icinde islerini yuruttuklerini ve cok soru sorduklarinda islerini kaybetme tehlikesi ile karsilastiklarini soylemisler. Hatta gecen yil yine ayni gazetenin federal sorusturmayi gundeme getirmesinden sonra idari calisanlardan bazilari yoneticilerin birtakim evraklari imha ettiklerini rapor etmisler.

Haber daha uzun ama onemli bazi detaylar soyle federal sorusturmanin baslamasi ile okula mevcut evraklarin korunmasi hakkinda yasal bir karar iletilmis. Ilginc olan, bundan birkac gun sonra okul yoneticilerinin evrak imhasi yaptiklari ve bazi guvenlik kameralarini soktukleri bazi calisanlarca tespit edilmis.

Bu ve benzeri iddialara CEO Bekir duz’un verdigi yanitlar inanin cok komik; “o gun guvenlik kameralarinin onarimi icin planli bakim vardi”, “belge imha etme makinalarini temizlemistik”, “onceki CEO bazi ogretmenlerle pazarlik esasina dayali anlasma yapmis, maaslar ondan yuksek”, “butun ogretmenlerin ingilizceleri cok iyi, video ile ogretme tekniginin dil problemi ile alakasi yok” vs. vs.!

En acisi da sikayetci olan Amerikali bir calisanin soyledikleri, “kendi ulkemde ayrimciliga maruz kalip sikayette bulunacagim hayatta aklima gelmezdi”. Bizim cemaat herkese kulahlari ters giydirdi anlasilan, ama burasi Turkiye degil adamin canini cok kotu yakarlar yamuk yaparsan!

Ilginc olan bir diger nokta da, butun bu sorunlar okulun kurucu CEO’su Riza Ulker’in 2011′de ortadan kaybolmasi ile basliyor. Benim takip edebildigim kadariyla, sayin Ulker Zirve Universitesi’nde calismakta ve Twitter’da renkli bir sosyal agi bulunmakta (!). Ozgecmisine baktiginizda ise TrueBright CEO’su olduguna dair hicbir bahis yok! Ben CEO olsam, sadece ozgecmisime yazmakla kalmam, yolda gordugum herkese anlatirdim

Gelelim 29 Eylul’deki habere. Gorunen o ki, okulun acik kalabilmesi icin gereken izni vermemis Philadelphia Okul Reform Komisyonu ve bunu da 18 ayri gerekceye dayandirmis. Okul da avukatlari araciligi ile mahkemeye karsi basvuruda bulunmus ama bolgesel egitim mudurlugu cok kritik bilgilere sahip oldugunu soyledigi eski okul yoneticisi Susan Farley-Ellison’un ifade vermesini mahkemeden talep etmis. Mahkeme de bu talebe istinaden, zorlayici yasal bir kararla adi gecen bayani ifade vermek icin mahkemeye cagirmis bulunmakta. Daha once takip ettigim kadariyla, avukatlar isci isveren arasindaki baglayici sozlesmeye dayanarak boyle bir ifadenin verilemeyecegini savunuyorlardi. Gorunen o ki yandi gulum keten helva!

Benden bu kadar, son sozum su… Ulkemin adini bu tur pisliklere karistirdiklari icin uzulsem mi, yoksa sonunda iplikleri pazara cikti diye sevinsem mi bilemiyorum. Siz siz olun dogru bildiginiz yoldan sasmayin, ozellikle de Hak’kin yolundan!

[1] Allegations raised over N. Phila. charter school run by followers of Turkish imam, http://articles.philly.com/2012-04-19/news/31368006_1_charter-school-charter-office-turkish-imam, Nisan 19, 2012.
[2] Former Truebright exec ordered to testify, http://www.philly.com/philly/news/pennsylvania/171880641.html, Eylul 29, 2012.
[3] ABD, Cemaatin 3 Okulunu Kapatıyor, http://www.haberler.com/abd-cemaatin-3-okulunu-kapatiyor-3559008-haberi/, Nisan 21, 2012

http://caveocavicautum.wordpress.com/2012/10/17/cemaatin-okulu-truebrightin-eski-yoneticisine-ifade-verme-emri/

Cemaatin Sponsorlugunda Turkiye’ye Gitmenin Tadi Kacti Gibi /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Bu haber Austin Statesman’dan alinma. Bilindigi uzere, Texas cemaat yanlisi olusumlarin en yaygin olarak bulundugu eyaletlerden biri. Hebere gore yerel yoneticiler ve eyalet yetkilileri cesitli Turk-Amerikan kuruluslari tarafindan 10 gunluk Turkiye gezilerine davet ediliyor. Bu gezilerin masraflari da bazen tamamen bazen de kismen bu kuruluslar tarafindan karsilaniyordu. Gorunen o ki, son zamanlarda ortaya cikan kamu-destekli ozel okullar (charter schools) hakkindaki tatsiz haberler, yetkililerin de tadini kacirmis ve gezilere gitme konusunda cekimser tavir almaya baslamislar.

Habere bakalim…

Texas eyaleti yerel yoneticileri icin son yillardaki en cazip aktivitelerden biri masraflari Turk-Amerikan sirketleri tarafindan karsilanan 10 gunluk Turkiye gezileriydi.

Bir duzine civarinda eyalet yetkilisi, yasama yetkisine sahip gorevliler de dahil olmak uzere, gecen birkac yil icinde bu tur gezilere gitmis bulunmakta ve bu sene icinde devet edilmislerdir.

Senator Troy Fraser bu tur aydinlatici gezilere, Avrupa’nin hemen her ulkesi dahil olmak uzere, daha once de katildigini ama iclerinde Turkiye’nin yerinin ayri oldugunu belirtti.

Senator gecen seneki gezisinin bugune kadarkiler icinde “en iyisi” oldugunu ve gezi sirasinda ust duzey devlet yetkilileri ve is adamlari ile gorusme firsati buldugu icin de cok etkilendigini belirtti.

“Iliskilerimizi gelistirmeye calisiyorlar” diyen senator “bu ticari amaci olan bir geziydi” diye ekledi.

Turkuaz Amerikali ve Avrasyalilar Konseyi (The Turquoise Council of Americans and Eurasians) bu gezilerin iyi niyet amaciyla yapildigini, lobicilikle alakasi olmadigini belirtti.

Konseyin baskani Kemal Oksuz “Bu geziler ticari ve kulturel alanda Texas ve Turkiye arasindaki iliskileri gelistirmekte” dedi.

Butun bunlara ragmen, bazi kanun koyucular bu geziler hakkinda artik cekimser olduklari belirtiyorlar, ozellikle New York Times’da cikan ve Harmony Okullari (Texas’da 33 okul isletmekte olan bir kurulus) ile cesitli Turk-Amerikan kuruluslari (Turkuaz Konseyi de dahil olmak uzere) arasindaki iliskiye dikkat ceken makalenin bunda etkili oldugunu haber ayrica belirtmekte.

Times makalesinde bu kuruluslarin okul yapimi ve hizmetleri ihalelerinde kayirilmis olabileceklerine dair kuskulari dile getiriyordu.

Buna ek olarak, bazi Amerikan muhafazakar kuruluslari bu okullarin Islamiyet adina misyonerlik yapiyor olabilecekleri yonunde imalarda bulunmuslardi.

Harmony Okullari yetkileri bu iliskilerin dogrulugunu kabul etmese de, baska bir eyalet vekili Sid Miller, bu iliskilerin dogru olabilecegini ve kendi arastirmasini yaptiktan sonra gitmekten vazgecigini soyledi. Harmony Okullari’nin ise muhtemel bir “Islami doktrin’e bagli olarak isletildigini” belirten Miller, Turkiye’nin ilimli bir Islam ulkesi oldugunu ve bunun kendisi icin sadece siddet egilimi olmayan bir ulke oldugu anlamina gelecegini de soyledi.

Baska bir velik, Wayne Christian, gezileri cok cazip olmakla birlikte Islami iliskilerden dolayi asiri bir politik vurgu tasidigini belirtti. “Eger bu dogruysa, benim icin bir promlemdir” diyem Christian, kendisinin de aslinda kamu-destekli ozel okullari destekledigini belirtti.

Yazida bu gezilere hala olumlu bakan ya da olumlu bakmasina ragmen masraflarin karsilanmasindan rahatsiz olan vekillerin de bulundugundan bahsedilmekte.

Gezilerin masrafi $3200 ila $3800 arasinda olmakla beraber, cesitli devlet yetkilileri ve is adamlari ile gorusmeler icermekte. Bunun yaninda turistik aktiviteler de gezilere dahil, Bogaz’da yat ve havada balon gezileri, Kapali Carsi da eglence aktiviteleri olarak planlanmakta.

Lobicilik amacli bu geziler Taxas yasalarinca yasak olsa da bu tur geziler daha cok ogrenme amacli goruldugu icin bircok baska organizasyon tarafindan da yapilmakta. Turkiye gezileri ozellikle son iki yil icinde Turkuaz Konseyinin kurulmasi ile ortaya cikmis.

Sadece kanun koyucular degil, hakimler, kongre calisanlari ve diger yetkililer de bu gezilere davet edilmisler.

Bu cevrime eyalette ki kamu-destekli ozel okullara onay veren ve denetleyen bir yonetici de dahil, ama kendisi bu gezilere gitmeyecegini belirtmis.

Ornegin, bu yaz aylarinda eyaletteki bu tur okullarin yapimi ile ilgili bir finansal duzenlemeye destek verip vermemeyi tartisacak olan yasa koyucular da bu gezilere davet edilmis ama gitmemisler.

Konsey baskani Oksuz, bu gezilerle yasama arasinda bir iliskinin olmadigini soylemekle birlikte kendisi Harmony okullar’na da insaat yapan bir muteahhitlik sirketinin sahibi.

Ocak ayinda Turkiye gezisinden donen Fraser ve diger 4 senatorle birlikte Fethullah Gulen’i ve Houston Universitesi’ndeki Gulen Enstitusunu onore eden bir deklarasyonun onculugunu yaptilar. Eyalet senatosu de bu deklarasyonu eyaleti ziyaret etmeye gelen Turk delegasyonunun ziyareti sirasinda onayladi.

Bu gezide Fraser ile birlikte gitmis olan Senator Eddie Lucio, “Tavirlari iyi bir Hiristiyan’in gosterecegi turdendi. Hiristiyan olmadiklari ortada ama asil kullanmak istedigim kelime cok insani”.

Lucio bu sene icinde bir gezi daha planladigini, Turkuaz Konseyi’nin destegiyle, bu ulke hakkinda daha cok sey ogrenmek istedigini belirtti.

[1] Some lawmakers have second thoughts about Turkey trips, http://www.statesman.com/news/news/state-regional-govt-politics/some-lawmakers-have-second-thoughts-about-turkey-t/nRbzQ/, Temmuz1 19, 2011.

http://caveocavicautum.wordpress.com/2012/10/18/cemaatin-sponsorlugunda-turkiyeye-gitmenin-tadi-kacti-gibi/

Cemaat’in ABD’deki okullari: Nedir, ne degildir? /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Bu yazimda sizlere cemaatin ABD’de actigi ve islettigi okullardan kisaca bahsedecegim. Bu konu benim icin de henuz gelismekte olan bir ilgi alani, o nedenle bildigim kadarini yazmaya calisacagim.

Giris yapmak gerekirse, cemaat ABD’de buyuk bir vakif okullari zincirini isletmekte, bu okullarin buyuk bir kismi Harmony Public Schools isimli kurulus bunyesinde bulunmakta. Kesin sayisini bilmemekle birlikte bu kapsamda 130 civarinda okulun bulundugu ve ABD’deki en buyuk vakif okullari zinciri oldugu bilinmekte. Ne kadar ilginc degil mi, ABD’de egitim gonullulugune soyunmus bu insanlar Turkiye’de ne kadar da farkli bir durus sergiliyorlar!

ABD medyasindaki haberleri takip edenler gorur ki bu okullar yogun bir propaganda ile ilim irfan yuvasi olarak gosterilmekte. Ozellikle matematik ve bilim alaninda ortalamanin cok uzerinde bir basariya sahip olduklari iddia edilmekte. Ayri bir iddia da bu okullarin aslinda Fethullah Gulen ile bir baginin olmadigi yonunde. Sosyal medyada bu okullari oven ve veliler tarafindan olusturuldugu soylenen bloglarin / web sitelerinin de aslinda cemaat mensuplari tarafindan kontrol edildigi de yine iddialar arasinda.

Son zamanlarda, bu okullarin Amerikan halkinda belli bir rahatsizlik yarattigi cok acik bir sekilde ortada, blogumda bulunan haberler de bu rahatsizlik uzerine zaten. Halkin gozunde, dini bir orgutsel harekete ait bu okullarin bu kadar gozde olmasi ve halkin vergileri ile bu okullara destek olunmasi rahatsizligin kaynagi olan iki temel konu. Soyle ki…

Bu vakif okullari (vakif okullari diyorum ama ingilizcede “charter schools” diye geciyor, benim bulabildigim en yakin ifade bu oldu) devletten para yardimi alan ilk ve orta dereceli okullar olup devlet okullari ile ayni yonetmeliklere tabi degillerdir. Bu yardim karsiliginda okullardan beklenen ise belli basli kriterlere gore okuldaki basariyi ust duzeyde tutmalaridir.

Gelelim burada toplumu geren o iki noktaya. Dedik ya halkin vergisi ile bu okullara yardim yapiliyor; tabi bizim ulkemizden farkli olarak burada halk verdigi vergileri son kurusuna kadar takip eder ve ediyor da. Oncelikle bu okullarin yonetim kurullarinda Amerikan vatandaslarinin olmasi yonunde ciddi bir baski var. Mesela bizim bakanlar kurulunun resmine bir bakin ve ona benzer kisileri alin ve deyin ki buradaki vatandasa “iste bunlar sizin okulunuzu yoneten insanlar”. Pek hos karsilamiyorlar tabi, ki (bu da kendi gorusumdur) Amerikan insani cok hosgoruludur aslinda. Mesela okullardaki ogretmenler icin de benzer bir rahatsizlik var diyebilirim. Bu okullarda cogu ogretmenin Turk olmasini da istemiyorlar, haksiz da sayilmazlar! Issizlik var diyorsun, bir de egitim gibi “milli” bir konuda bu ne perhiz bu ne lahana tursusu.

Aslinda olay cok basit. Amerika’da “merit” yani “liyakat” cok onemlli. Okullardaki bu duzenin liyakatten cok sadakat esasli oldugunu gordukleri icin, karsi geliyorlar. Turkiye’nin haline bakarsan zaten hakli olduklarini anlamak cok daha kolaylasir.

Bence en rahatsiz edici iddialardan biri burada “kick-back” dedikleri, bizim “himmet” olarak bildigimiz cemaate yapilan yardimlar. Ispatlanabilmis degil ama cok ciddi yayin organlarinda cikmis haberler var bu yonde. Iste bu okullarda gorev yapan ogretmen ve yoneticilerin aslinda cemmat mensubu olduklari ve maaslarindan belli bir miktari duzenli olarak cemaate verdikleri iddia ediliyor. Ayrica, okul ihalelerinde yandas sirketlerin ayricalikli olarak tercih edildigi de bahsediliyor cogu haberde. Bir diger iddia da, finansal boyutta uluslararasi bazi borclanma ve kredi girisimleri ile halkin vergisinin ulke disina ciktigina dair. Kimse sevmez ama Amerikan toplumu bu tip seyleri tolere etmez. Bireyin topluma ve devlete olan sorunluluklarinda duzen ve kurallar ve ayrica seffaflik vurgusu cok belirgindir.

Rahatsizliklarin kaynagi olan ikinci nokta da, bu okullarin gercekten basarili olup olmadiklari yonunde. Mesela, bu konuda Texas’ta yayinlanan bir haber (“Efficiency” in Charter Schools: A Bogus Claim) basarinin finansal etkinlik yonune bakmakta ve bu okullarin aslinda devlet okullarinin sundugu bircok hizmeti sunmadiklarini ve bu nedenle de etkin bir sekilde idare edildiklerinin soylenemeyecegini belirtiyor. Ayrica bu okullardaki ogrencilerin basarili olduguna dair de ciddi bir propaganda oldugu, bu yondeki haber ve duyurularin cogu zaman kasitli bir sekilde yanlis ve eksik bilgi verdigi diger haberlerde soz edilen konular arasinda. Bu okullara yerel yonetim ve basindan verilen destegin arkasinda da cemaat mensuplarinin verdigi ciddi bagislarin ve maddi olarak finanse ettikleri uluslararasi gezilerin oldugu kulaga gelen duyumlar arasinda.

Bunca yillik ABD yasamimda daha bir kere cemaat mensuplarinin bu girisimlerine davet edilmedim, bu bagislarla elde ettikleri hicbir faydayi da bir Turk vatandasi olarak gormedim. Demek istedigim her ne amacliyorlarsa sadece kendileri icin amacliyor olduklarini dusunuyorum.

Bu yazida yazdiklarimin cogu ile ilgili referanslari blogumdaki haberlerden okuyabilirsiniz, detayli bir referans calismasi yapamadigim icin okurlardan ozur diliyorum.

Saygilar,

http://caveocavicautum.wordpress.com/2012/10/07/cemaatin-abddeki-okullari-nedir-ne-degildir/

1

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: