Etiket arşivi: cemaat

Fethullah – Tayyip Erdoğan zıtlaşması /// CC : @siring


Ali Serdar Bolat

"MİT’in Fethullahçılaştırılması" operasyonunda frene basılması üzerine Taraf ve ZAMAN gaz tenekeleri MİT’e ve Tayyip Erdoğan’a karşı ateşe başlamışlardı.

(Konu ile ilgili 1 Ocak 2012 günlü yazımı aşağıda tekrar veriyorum.)

Fethullahçı ekip, bütün gövdesi ile MİT için abanıyordu.

Fethullah’ın "Akıllı ol" anlamındaki yazısı, Tayyip Bey’e ihtar olarak gaz tenekelerinde yayımlanıyordu.

Hatta, hani şu "Meçhul darbesavar subay"ın Ergenekon belgelerini bavulla getirip verdiği Taraf yazarı Mehmet Baransu bir adım daha ileri giderek, gazetedeki köşesinden "Avrupa’dan uçakla bavul içinde yüzbinlerce dolar getiren kim" diyerek Tayyip Erdoğan’ın İsviçre’deki gizli banka hesapları ve para trafiği hakkında bilgi sahibi olduklarını çıtlatmış, bu yolla Tayyip Bey’i tehdit bile etmişti.

Baransu, dün, kendisini takip eden 2 kişiyi polise haber vererek yakalattı. Twitter’de "İkisinin de MİT’ten olduğu kesinleşti. Üzerlerinden dinleme aletleri çıktı. MİT Daire başkanı’nın görüşme isteğini reddettim" diye cikcikledi.

KCK soruşturmasını yürüten özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliği, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı, eski Müsteşar Emre Taner’i ve eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş’i ifadeye çağırdı.

Tayyip Erdoğan’ın bir kadrosu olmadığı için, yıllarca kadro yetiştirmiş olan Fethullah’a mahkum olmuştu.

Fethullahçı Savcı ve Hakimleri kullanmaktan başka bir seçeneği yoktu.

Yetkiyi ele geçiren Fethullahçı kadro, dişlerini Tayyip’e de göstermeye başlamıştı.

Canavarı yaratan Frankenştayn, her zaman tehdit altındadır.

"Bağımsız yargı var, biz karışamayız" diyerek canavarı her gün biraz daha azdıran AKP yöneticileri, ne yapacaklarını şaşırdılar.

"Şüpheli sıfatıyla KCK içerisinde bu 3 kişi nasıl yer alır, aklımla izah edemiyorum. Olsa olsa tanıklıklarına başvurulabilir diye düşünüyorum. "

diyerek bağımsız (!) yargıya müdahale eden Bülent Arınç’ın şaşkın yüz ifadesi ibretlikti.

Davutoğlu da NTV’ye "İstihbarat teşkilatlarının işi bu" anlamında konuşarak yargıya müdahale etti.

Kaşif Kozinoğlu ölmeden önce Aydınlık’a yazdığı mektupta "Hakan Fidan döneminde MİT’te Fethullahçı yapılanmanın arttığını" belirtmişti.

Mülakatlar bile laf olsun diye yapılıyordu, kimlerin mülakatı kazanacağı liste halinde önceden belirleniyordu.

MİT’e yakın kaynaklar, Hakan Fidan’ın yeni gelen Fethullahçılar ile uzun süredir MİT’te çalışmakta olan eski kadroları uzlaştırıcı bir rol üstlendiğini ifade ediyorlardı.

Ancak yeni gelenler (Fethulahçılar) bu uzlaştırıcılıktan memnun değillerdi.

Eski kadrolar atılmalı, sürülmeli, en azından etkisizleştirilmeli, MİT’te tüm yetki Fethullahçılara geçmeliydi.

Dananın kuyruğu bu noktada kopuyordu.

ZAMAN ve Taraf gaz tenekeleri, bu yüzden MİT’e ve Tayyip’e ateş püskürüyorlardı.

Fethullahçılar geçen gün ateş püskürme aşamasından operasyon aşamasına geçtiler.

Hakan Fidan ve 2 MİT’çinin ifadeye çağırılması operasyonuna Tayyip Erdoğan cenahından hemen yanıt verildi:

2 Fethullahçı polis (İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan ve Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün) ışık hızıyla görevden alındılar.

Afet Güneş bir yakınına:

"Bizi ifadeye çağıran Başbakan’ı da çağırır"

diyerek savaşın taraflarını kamuoyuna açıkladı.

Çünkü Oslo’daki Hükümet-PKK görüşmesinde Hakan Fidan PKK heyetine: "Beni Başbakan görevlendirdi. Ben Başbakan’ın özel temsilcisiyim" diyordu.

Tayyip Erdoğan ise "Hakan Fidan’ı gönül rahatlığı içinde gönderdik. Hatası da olsa Hakan Bey’i böyle nedenlerle harcamayız." diyerek olaya açıklık kazandırmıştı.

Hakan Fidan ve Afet Güneş, kendilerine Başbakan tarafından verilen görevi yapmışlardır.

Ama, kanunsuz görevi kabul etmek gibi bir sorumlulukları var.

Afet Güneş’in "Biz suçlanırsak Başbakan da suçlanmalıdır" anlamındaki açıklaması doğrudur.

İki Amerikancı güç arasındaki bu kapışmayı merakla izlemeye devam ediyoruz.

Kapışmanın başlangıcı ile ilgili 1 Ocak günlü yazımı tekrar veriyorum:

Fethullahçılar tam kadro Tayyip Bey’e saldırıya geçti

Ali Serdar Bolat

Taraf ve ZAMAN gaz tenekelerinde Tayyip Bey hedefte.

Abdullah Gül’ün bir daha seçilmesini isteyen Fethullahçılar, görev süresinin 5 sene olmasını istiyor.

Gözü Çankaya’da olan Tayyip Bey ise, Gül’ün görev süresinin 7 yıl olmasında ısrarlı.

Bu yüzden Fetocular ile Tayyip Bey’in arası uzun zamandır açıktı.

35 köylünün öldürülmesi üzerine bu çekişmede yeni bir sayfa açıldı.

Fetocular bu ölümlerden dolayı sert ifadelerle MİT’i eleştirdiler.

İstihbaratın Amerika’dan gelmiş olmasını gözardı eden bu Amerikan uydusu Fethullahçılar, "Yanlış istihbarat PKK içindeki bir MİT ajanından geldi" diye yaygara koparıyorlar.

Fethullah’ın Türkiye Büyükelçisi ve ZAMAN yazarı Hüseyin Gülerce’ye göre, nasıl TSK içinde vesayetçiler var ise, MİT içinde de var.

Onların lisanına göre, Fethullahçı olmayanlar, vesayetçi. Yani Ergenekoncu ve darbeci.

MİT eleştirisi bahanesi ile Tayyip Bey’e açılan salvo ateşin nedeni şu:

–Gerek Oslo görüşmelerinin ortaya çıkması,

–gerekse Kozinoğlu’nun Aydınlık’ta yayımlanan mektuplarında

MİT Müsteşarı Hakan Fidan başta olmak üzere MİT’te Fethullahçı kadrolaşma olduğu hakkında bilgiler ortaya çıkması Tayyip Bey’i frenlemiş, MİT’in Fethullahçılaştırılması operasyonu hız kesmişti.

MİT aleyhine başlatılan kampanya, MİT içindeki Fethullahçı (Amerikancı) olmayan, Türkiye’nin bölünmesine karşı olan görevlilerin tasfiyesine dönük çalışmaların devam etmesi için Tayyip Bey’i tehdit etmeyi amaçlıyor.

Mehmet Ali Güller, 31 Aralık günlü Aydınlık köşe yazısını özetle şöyle bitiriyor:

(Parantez içi maviler bana ait)

"5. Oslo görüşmesini kim sızdırdı?

Cemaatin (Fetocuların) MİT’ten rahatsızlığının kaynağı ne olabilir?

PKK, "Görüşmeleri biz sızdırmadık" dedi.

Tayyip Erdoğan, "hataya rağmen" Hakan Fidan’ı sahipleneceğini söyledi.

Demek ki, Hakan Fidan, MİT’e tamamen hakim olamamış. (Hala MİT içinde Türkiye’nin bölünmesine karşı olan elemanlar var.)

"Yeni Anayasa" çalışmalarına paralel ikinci bir "açılım" yapılacaksa, yeni Oslo sızdırmalarının önüne geçilmesi gerekiyor.

(PKK ile görüşmelere devam etmeden önce, görüşmelerin sızdırılmaması için, MİT içinde tek bir ulusalcı bile bırakılmaması, MİT’in tamamen Fethullahçıların eline geçmesi gerekiyor)

Taraf yazarı Mehmet Baransu, Twitter’de :

"Kasımpaşalı Erdoğan’dan korkacağımı zannediyorsanız yanılıyorsunuz" diye cikcikledi.

Cikcikleyen o değildi. Onu cikcikleten Fethullah idi.

(Dini bilgisi kuvvetli olanlar bu sözü daha iyi anlar)

Baransu, 30 Aralık günlü Taraf’ta özetle şöyle yazıyor:

"PKK içindeki bir MİT ajanı, bombalanan bölgeden içinde Fehman Hüseyin’in de bulunduğu PKK’lilerin geçeceğini Ankara’ya bildiriyor.

Bölgeye gönderilen Heron’dan alınan görüntüleri gören yetkililerden biri, şüpheleniyor, gurubun sivil olma ihtimali olduğunu yetkililere söylüyor.

MİT ile iki kez temasa geçiliyor. MİT: "Gurup kesin PKK’li" diyor. Bunun üzerine gurup bombalanıyor"

Azılı ordu düşmanı Baransu, MİT’teki Fethullahçı operasyonun devam edebilmesi için, bu defa orduyu değil de, kırk yıllık canciğer kuzu sarması olduğu MİT’i suçluyor, orduyu suçsuz buluyor.

Fethullah’ın Büyükelçisi Hüseyin Gülerce, 30 Aralık günlü ZAMAN’da özetle şöyle yazıyor:

"111 kişinin öldüğü Maraş katliamının hemen sonrasında İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş "Katliamdan MİT sorumludur" diyor.

Alevilerin evi tespit edilmiş, yakılacak evler işaretlenmiş.

Saldırı olacağı belli, ama MİT bilgi vermiyor. MİT bizzat katkı yapıyor.

Bu feryat üzerine yer yerinden oynamalı değil mi?

MİT hakkında derhsl soruşturma başlatılmalı değil mi?

AK Parti Milletvekili Şamil Tayyar "PKK’yı MİT kurdu" diyor.

Vesayetin askeriyede, medyada, üniversitede, siyasette ayağı var da MİT’te yok mu?

MİT içinde suça bulaşanlar hesap vermeyecekse, Ergenekon davalarının sonucundan nasıl emin olabileceğiz?"

Bakan Güneş’in bu açıklaması yeni değil. Sanki Gülerce bu sözleri yeni duymuş.

30 senedir niye bu suçlamaları yapmamış?

İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Nusret Senem, Maraş olaylarından sonra saldırıya uğrayanların avukatlığını yaptı, MİT’in suçlarını ortaya döktü.

O zamanlar Fethullahçı takımı kulaklarının üzerine yatmışlar, katliamı alkışlıyorlardı.

Nereden çıktı Alevi düşmanlarının bu sözde "MİT’in suçlarının peşine düşme" oyunu?

"PKK’yı MİT kurdu" tespiti de yeni değil.

Aydınlık dergisi / gazetesinin arşivlerinde, hem MİT’in Maraş olaylarındaki rolü, hem de PKK – MİT ilişkisi hakkında yığınla bilgi, belge ve inceleme mevcut.

Sırf MİT’i suçlayabilmek için, "PKK’yi Perinçek kurdu" palavralarını bile unutmayı göze aldılar.

Yeter ki MİT’teki tüm Fethullahçı olmayanlar ayıklansın, MİT tamamen -kılçıksız olarak- Amerika’nın hakimiyeti altına girsin.

http://aliserdarbolat.blogspot.com/2012/01/fethullahclar-tam-kadro-tayyip-beye.html

http://www.facebook.com/notes/ali-serdar-bolat/fethullahçılar-tam-kadro-tayyip-beye-saldırıya-geçti/10150455326908157

Cemaatten geri vites mi?


Cemaat ve AKP arasındaki çatışma iddiaları hakkında açıklamalarda bulundu.

Habertürk ekranlarında Didem Arslan Yılmaz’ın konuğu olan Zaman yazarı Hüseyin Gülerce gündeme dair çarpıcı açıklamalar yaptı.

Başbakan Erdoğan’ın Fethullah Gülen’i kardeşinin vefatı üzerine telefonla arayarak taziyelerini sunmasını yorumlayan Gülerce "tırnak içinde bir cemaat ve iktidar çekişmesi üzerine plan proje yapanlar varsa rahatsız olabilir" dedi.

CEMAAT HERKESİN KONUMUNA SAYGI DUYUYOR!

Gülen Cemaati ve AKP arasındaki çatışma iddialarını red eden Hüseyin Gülerce çarpıcı mesajlar verdiği programda, cemaatin hükümetle aynı duygu ve düşünceler içinde birlikte yürüdüğünü, herkesin konumuna saygı duyduğunu söyledi.

AKP VE CEMAAT ÜLKENİN İSTİKBALİ İÇİN İKİ KRİSTAL VAZODUR!

"Cemaat ve hükümet arasında yöneticilik alanlarında bazı yanlış anlamalar ve insanların kendi nefislerini kattığı durumlar olabilir. Ama iktidar ve Gülen hareketi Türkiye’nin istikbali için iki kristal vazodur. Bu vazoların hiç bir zaman çarpışmaması gerekir. Her iki taraf da bu vazoların çatlamasını istemez. Ama yanlış anlamalara dayanan ve insan nefislerinin karıştığı zeminlerde hiç ummadığını insanlar da ters düşebilirler."

CUMHURBAŞKANI VE ARINÇ DA BAZEN BAŞBAKAN’LA FARKLI DÜŞÜNÜYOR

"Sayın Cumhurbaşkanı ve Bülent Arınç’ın da Başbakan’la farklı düşündüğü durumlar olabiliyor. Bunlar dostluklara arkadaşlıklara zarar veren şeyler değildir. Farklı yorumlar olur farklı değerlendirmeler olur. Burada aslolan iyi niyettir, samimiyettir. İyi niyetli olduktan sonra hata yapılsa bile telafi kolaylıkla edilebilir. İktidar cemaat üzerine o kadar iler giden arkadaşlar oldu ki ‘cemaat iktidardan pay istiyor’ denildi. Benim çok kaba bulduğum haksız bulduğum yaklaşımlar oldu. İktidar bir pastaysa cemaat o pastadan ne isteyecek neden isteyecek? Bu hareket insanların konumlarına saygı duyarak birlikte yürümek, aynı duygu his ve düşünceyi paylaşarak ülkemize insanlarımıza hizmet etmek ve küresel barışa hizmet etmek hareketidir."

GÜLEN CEMAATİ BAŞBAKAN’I YÖNLENDİRMEYE ÇALIŞIYOR MU?

"Türkiye’de Sayın Başbakanımızı yönlendirebilecek bir cemaat ya da sivil toplum örgütü olabilir mi? Mevcut iktidar yüzde 50 ile gelmiş. Böyle bir şeyi kim düşünebilir. Başbakan Bakanlar kurulunu yönetiyor. İnsanlar ülkeye dair fikirlerini önerilerini söylerler ama bu yönlendirme olarak kabül edilemez. Yönlendirme çünkü bilfiil olur. Özellikle Başbakan’ı yakından tanıyanlar böyle bir şeyin olamayacağını bilirler."

Ergenekon’da cemaat izi /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Wikileaks belgelerinde Ergenekon davasının cemaat tarafından yürütüldüğü iddiası.

Wikileaks belgeleri, ABD’li diplomatların Ergenekon davasının Emniyet Örgütü’nde etkin olan Fethullahcı polis ekibi tarafından yürütüldüğünü rapor ettiklerini ortaya koydu. ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey’nin Washington’a gönderdiği rapora (kripto) göre, Ergenekon soruşturmasını Fethullahçılar yürütüyor. Üstelik bu soruşturmayla, AKP Hükümeti’ne karşı çıkan muhalifler tasfiye ediliyor.

ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey, 4 Aralık 2009 tarihinde Washington’a gönderdiği kriptoda, “ Bu durum (Ergenekon operasyonları) Gülenciler’in nihai hedefinin, Türkiye’nin görünür biçimde İslamcı hale gelmesini onaylamayan bütün kurumların yıpratılması olduğu yönündeki suçlamaları güçlendirdi” diyor.

James Jeffrey’in 4 Aralık 2009 tarihinde Washington’a gönderdiği kripto şöyle:

“Gülencilerin ayrıca, Ergenekon soruşturmasının öncüsü olarak görev yaptıkları Türk Ulusal Polisi’ne de hâkim oldukları belirtiliyor. Bu soruşturma, askeri şahsiyetler dahil olmak üzere iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin pek çok laik muhalifinin tutuklanmasına ve tasfiyesine neden oldu. Bu da Gülencilerin nihai hedefinin Türkiye’nin görünür biçimde İslamcı bir hale gelmesini onaylamayan bütün kurumların yıpratılması olduğu yönünde suçlamalara neden oldu. “

POLİS OKULU SINAV SORULARI CEMAATTE

ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi Jeffrey, bu bilginin hemen altına parantez içinde şöyle bir yorum yapıyor: “ Türk Ulusal Polisi’nin , Gülencilerin kontrolünde olduğu iddiasını teyit etmek imkansız ama biz buna karşı çıkan kimseye rastlamadık ve Gülenci yurtlarda kalan polis adaylarına polislik sınavındaki soruların cevaplarının önceden verildiğine ilişkin tanıklıklar duyduk.”

GÜLENCİ GAZETELER, ATATÜRK MİRASINI SORGULUYOR

Büyükelçi Jeffrey kriptosunun devamında Fethullah Gülen cemaatine ait gazetelerin Atatürk’ün mirasını bıkmadan sorguladıklarını belirterek, şöyle devam ediyor:

“Zaman gibi Gülenci gazeteler, Atatürk’ün mirasının geçerliliğini bıkmadan sorguluyor ve ABD heveslisi bir ülke olarak, siyasi konularda Türk Ordusu’nun sesinin kısılmasının sağlanması gerektiğini savunuyorlar. Bu gazeteler, Ergenekon soruşturmasının bayraktarlığını yapıyor ve Türk Ordusu’nun geleneksel hâkimiyetinin Türkiye’nin tarihinde olumsuz bir etken olduğunu sürekli vurguluyorlar. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Türk Genelkurmay’ına yakın kaynaklar, Gülen’den açıkça nefret ediyor; onun destekçilerinin sadece Türk Ordusu’nu yıpratmak değil, aynı zamanda Türkiye’yi İran benzeri bir İslami cumhuriyete dönüştürmek için de amansız bir mücadeleye giriştiklerini savunuyorlar.(….) “

ERGENEKON “BATI VE ABD KARŞITI”

Emniyet Örgütü’nden üst düzey polisler, ABD Elçiliği ve CIA görevlilerine verdikleri brifing sırasında sadece, Genelkurmay eski Başkanı Yaşar Büyükanıt ve kızına ait “cinsel içerikli” görüntülerin yer aldığı dosyadan söz etmiyorlar. Brifing veren polisler Ergenekon soruşturmaları hakkında ayrıntılı bilgi verirken, bu çevrelerin “Batı ve ABD karşıtı” olduklarını da özel olarak vurguluyorlar.

ABD Türkiye Büyükelçiliği Siyasi Müsteşarı Daniel O’Grady, bunu kriptosunda şöyle anlatıyor:

“Türk Ulusal Polisi, 21 Kasım’da, AKP Hükümeti’ni devirme planları yapmakla itham edilen belirsiz grup hakkındaki Ergenekon soruşturmaları konusunda da çok kapsamlı bilgi verdi. Brifing, Ergenekon’un, aşırı ulusalcı çevrelerden taraftar kazanmak için Batı ve ABD karşıtı propagandaya dayanan çok büyük, iyi finanse edilen ve iyi organize olduğunun altını çizen kusursuz bilgi sundu.”

ABD’li diplomatın raporunun bundan sonrası daha da ilginç:

“Brifingi verenler, bize davayı ‘yasal açıdan güçlü’ bulduklarını ve ikna edici olma konusunda kendilerine güvendiklerini ama Türk yargısının ne yapacağının belli olmayabileceğini anlattılar. Brifing, Ergenekon’un ABD karşıtı eğilimine odaklandı ki, Türk Ulusal Polisi çabalarında ABD Hükümeti’nden doğrudan ya da dolaylı destek talep etti. Keza Türk Ulusal Polisi, Türk kamuoyunun Ergenekon davasına ilgisini hızla yitirdiğinin de farkında.”

Yurt Gazetesi

http://www.gercekgundem.com/?p=435829

DOĞU PERİNÇEK : DOĞRUYA DOĞRU


CEMAATLER BAKANLIĞI ///// CC : rifatserdaroglu


Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığının belli birimlerinin çeşitli cemaatler tarafından paylaştırıldığını daha önce yazmıştım. Şanlıurfa’da yaşanan bir olay bu paylaşımın “adam öldürecek” seviyeye geldiğini, Cumhuriyet düşmanlarının ne kadar pervasız olduklarını ortaya koydu.

Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bir doktor ile başhekim yardımcısı arasında “işe geç gelme” sebebiyle tartışma çıkar. Tartışmanın taraflarından Doktor H.P daha sonra odasına gittiği Başhekim A.Y ile de tartışır. Tartışma büyüyünce taraflar kendi cemaatlerine haber verirler. Kısa sürede yüzlerce sarıklı-göbeğine kadar sakallı cemaat militanları hastane koridorlarını doldururlar.

Başhekim taraftarları da, başhekimlik katında, Başhekimi diğer cemaat militanlarına karşı korumaya alırlar… Bu kişilerin çoğunluğu “Menzil Tarikatı” üyelerindendir. Polis ise ancak hastane bahçesinde tedbir alır…

Menzil Tarikatı, kurucusunun ölümünden sonra ikiye bölünmüştü. Bir kısmı Adıyaman Menzil Köyünde kalmış, bir kısmı ise kışları Afyonkarahisar’da yazları ise Eskişehir Bilvanis çiftliğinde yerleşmiştir.. Eskişehir-Bilvanis çiftliğini uçaklar ile gözetlediği iddiasıyla Türk Ordusunun Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Balanlı şu an cezaevinde bulunuyor !…

21.Yüzyılın ilk çeyreğinde, T.C Sağlık Bakanlığında yaşananlar akıl alır gibi değil.

Hastane Başhekimi, Başhekim Yardımcısı, Doktor aralarında geçen bir münakaşadan sonra, polisi arayıp şikayetçi olmak yerine, kendi tarikatlarından yardım istemeyi tercih ediyorlar. Anında yüzlerce Ticani kılıklı adam, devletin hastanesini işgal edebiliyor. Öylesine kalabalık ve güçlüler ki, devletin polisi ancak bahçede tedbir alabiliyor, bunlara müdahale edemiyor.

Soru şu;

*Sağlık Bakanlığının Hastanesine Tarikat mensubu bu kişileri kim tayin etti?

*Bakanlığın kaç hastanesi, hangi tarikatın elinde?

* Bu tarikatlar için hangi menfaat, hangi çıkar insanları birbirini öldürecek hale getirir?

*Anayasanın 174.Maddesi ve 677 Sayılı Yasa yürürlükte olmasına rağmen, bu çağdışı tarikat ve cemaat örgütlenmesi hakkında Cumhuriyet Savcılarının soruşturma açmasını hangi güç engellemektedir?..

Uyan artık Türk Milleti, tarikat ve cemaatler devletin her yerindeler. Evinize geldiklerinde mi uyanacaksınız?…

İKİ BUÇUK KELLE VEYA YEDİ GAZİ= BİR KAÇAKÇI

Başbakan Erdoğan, bildiğiniz gibi “Şehitlere Kelle” Öcalan’a ise “Sayın” demişti.

AKP Grup toplantısında Uludere de ölen ve tabutlarına PKK bayrağı örtülen kaçakçıların her biri için, 123 Bin TL ödeneceğini açıklamıştı…

Sivas Şehit Aileleri ve Gazileri Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı Mustafa Hızal; “Başbakanımıza soruyorum, bu vatanın bölünmez bütünlüğü için canlarını severek veren aziz şehitlerimizin ailelerine 50 bin lira tazminat vereceksin, yaralanan kahraman gazilerimize 18 bin lira 45 bin lira tazminat vereceksin, sonra da çıkıp bu ülkede kaçakçılığın suç olduğunu bilen ve vergi kaçıran, devletin her türlü güvencesinden faydalanan bu kişilere kahraman edasıyla tazminat vereceksin. Bu hangi vicdana sığar?..” dedi.

Başkana yardımcı olalım; 123 Bin TL tazminattan başka, Emine Erdoğan ve Bakan eşleri beraberce Uludere’ye gidip kaçakçılık yaparken ölenlerin ailelerine başsağlığı ziyaretinde bulunacaklar. Siz hiç AKP’lilerin toplu halde herhangi bir şehit cenazesine katıldığını gördünüz mü? Göremezsiniz…

Bu olay sığsa sığsa AKP vicdanına sığar, anladın mı Mustafa Başkan !…

Sağlık ve başarı dileklerimle 28 Ocak 2012

Rifat Serdaroğlu

rifatserdaroglu
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11

Cemaati suçüstü yakaladım


Hava Hâkim Albay Zeki Üçok’un Askeri Yargıtay’da yargılanmasına başlandı.

Hava Hâkim Albay Zeki Üçok’un, bazı soruşturmalar sırasında “zincirleme olarak memuriyet görevini kötüye kullandığı” gerekçesiyle Askeri Yargıtay’da yargılanmasına başlandı.

Albay Üçok’un, bazı soruşturmalarda usule aykırı hareket ettiği, bilirkişi raporlarını dosyaya dâhil etmediği gibi iddiaların yer aldığı iddianamede “makam aracıyla lokanta ve pastaneye gittiği, çocuğunu dershaneden aldırdığı” gibi iddialar da ileri sürüldü. Üçok, hakkında açılan davaların sebebinin TSK içinde yaptığı soruşturmalar olduğunu savundu.

Daha önce aynı gerekçeyle Genelkurmay Askeri Mahkemesi’nde yargılanan Üçok’un dava dosyasının, Askerlik Kanunu’nda yapılan değişiklik nedeniyle Askeri Yargıtay’a gönderilmesine karar verilmişti. Askeri Yargıtay 3. Dairesi’nde bugün görülmeye başlanan duruşmaya sanık Üçok, avukatları mağdurlar ile avukatları katıldı. Askeri Yargıtay 3. Dairesi Başkanı Kıdemli Albay Gürcan Gürdal, Askerlik Kanunu’nda yapılan değişikliğe dikkat çekerek askeri hâkimlerin dava dosyalarının Askeri Yargıtay’a gönderilerek davanın burada devam edeceğinin yeniden düzenlendiğini ve dosyanın bu nedenle kendilerine geldiğini ifade etti.

Duruşmada yapılan kimlik tespiti sırasında aylı geliri sorulan Hâkim Albay Üçok da Hasdal Cezaevi’nde tutuklu olduğunu, tutukluluğu nedeniyle maaşının bir kısmını alamadığı için net gelirini bilmediğini, üzerinde gayrimenkul olarak bir arsanın bir bölümünün bulunduğunu kaydetti. Duruşmada askeri savcı, Üçok hakkındaki 88 sayfalık iddianameyi özetleyerek okudu. İddianamede, Albay Üçok’un, bazı soruşturmalar sırasında usule aykırı hareket ettiği, mağdur Astsubay Ali Balta’nın avukatıyla uzun süre görüştürülmediği, bir bilirkişinin hazırladığı raporların dosyaya dâhil edilmediği aynı bilirkişiye farklı rapor hazırlatıldığı, bazı şüpheli avukatları hakkında MİT Müsteşarlığı, Ankara Barosu ve bazı askeri birliklere yazı yazılması gibi işlemlerin yapıldığı gibi iddialarla “zincirleme olarak memuriyet görevini kötüye kullanmak” suçunu işlediği ileri sürüldü. Üçok’un, makam aracını özel işleri için kullandığı, makam aracıyla lokanta ve pastaneye gittiği, çocuğunu dershaneden aldırdığı gibi iddialar da yer aldı.

-“CEMAAT ÜYESİ TSK MENSUPLARINA SORUŞTURMA AÇTIM”-

İddianamenin okunmasının ardından savunmasını slayt gösterisi eşliğinde yapan Albay Üçok, savcılığı döneminde pek çok önemli soruşturmayı yürüttüğünü belirtti. Üçok’un yürüttüğü soruşturmalarla ilgili ayrıntılı bilgi vermesi üzerine katılanların avukatları itiraz etti. Avukatı Mustafa Dokumacı’nın, görülen davayla Üçok’un anlattığı soruşturmaların ilgisi olmadığını, Üçok’un savunmasını hakkındaki iddialarla ilgili yapması gerektiğini söylemesi üzerine salondaki avukatlar arasında kısa bir tartışma yaşandı. Mahkeme Başkanı Gürdal’ın, kimsenin savunmasının kısıtlanamayacağını ve gerekirse bu uyarıyı kendisinin yapacağını belirterek, yeniden söz vermesi üzerine savunmasına devam eden Üçok, hakkında bu davanın açılmasının sebebinin özellikle, TSK’da bazı örgütlenmeler, diğer personeli fişlemeleri ve TSK’ya ait bilgi ve belgeleri kaçırdıkları iddiasıyla yürüttüğü soruşturma olduğunu ileri sürdü. Davanın temel sebebinin yürüttüğü “Karargah Evleri” soruşturması olduğunu savunan Üçok, soruşturma kapsamında cemaate üye olduğunu söyleyen bazı astsubayların yaptıklarını ortaya çıkardığını öne sürdü.

-“TEHDİTLER GELDİ, İFTİRALAR ATILDI”-

Karargah Evleri soruşturması nedeniyle hakkında 1 milyondan fazla haber yapıldığını, e-posta adresine girildiğini ve telefonlarının dinlendiğini kaydeden Üçok, isminin karalanması için hakkında Rusya’dan kadın getirip pazarladığı gibi iddiaların ortaya atıldığını anlattı. Yürüttüğü soruşturma nedeniyle birçok tehdit aldığını da anlatan Üçok, tehdit e-postalarında kızının öldürüleceğini, böbreklerinin satılacağını, kızının ve eşinin bir “trafik kazasına kurban gideceğini”, kızının ve eşinin sürekli takip edildiğinin belirtildiğini ifade etti.

-“ASIL MAĞDUR BENİM”-

Bu süreçte Milli Savunma Bakanı tarafından “sivil kıyafetli ziyaretçisi geldiği”, “savcı yardımcısıyla birlikte arsa aldığı” iddialarla kırktan fazla soruşturma açıldığını belirten Üçok, başına gelen tüm olayların sebebinin yürüttüğü soruşturmalar olduğunu ifade etti. Kendisine açılan davayla, yapılmak istenenin, “TSK hakkında fişleme yapan ve TSK’yı Ergenekon ile ilişkili göstermek amacıyla sahte emirler üreten astsubayların ifadelerini yok sayarak cemaati aklamak” olduğunu ifade eden Üçok, bu astsubayların sahte belge ve dokümanlarına suçüstü yapıldığı, kendisine yöneltilen işkence, hipnoz gibi iftiraların “bu suçların yok sayılmasını amaçladığını” iddia etti. Yürüttüğü soruşturmanın ardından hakkında 7 dava açıldığını, 74 suçlama nedeniyle 724 yıl hapis cezası istendiğini belirtti. Balyoz Davası’nda da 23 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldığını ve 3 yıl 14 gündür tutuklu olduğunu belirten Üçok, kendisini davanın mağduru olarak gördüğünü ifade etti.

Bazı soruşturmalar sırasında “zincirleme olarak memuriyet görevini kötüye kullandığı” gerekçesiyle Askeri Yargıtay’da hakim karşısına çıkan Albay Zeki Üçok, hakkında Kayseri’de yürüttüğü soruşturma nedeniyle iki dava açıldığını belirterek, “Ben Fetullah Gülen Cemaatine mensup bazı sivil şahısların, TSK’de bazı personel hakkında bilgiler toplattığını ve TSK personelini fişlediğini tespit ettim” dedi.

Hava Hâkim Albay Zeki Üçok’un, bazı soruşturmalar sırasında “zincirleme olarak memuriyet görevini kötüye kullandığı” gerekçesiyle Askeri Yargıtay’da yargılanmasına öğleden sonraki oturumda devam edildi. Üçok, 67 sayfadan oluşan ve slayt gösterileriyle yaptığı savunmasında, iddianamede kendisine yöneltilen suçlamalara tek tek yanıt verdi. Makam aracıyla lokanta, pastane gibi yerlere ve özel mülkiyete konu bir arsaya bakmak için gidildiği iddiasına Üçok, “Makam aracımla adli ve idari yargıda görevli bazı yargıç ve savcılarla buluşmak amacıyla değişik lokanta ve pastaneye gittim. Aynı şekilde Kara Kuvvetleri Komutanlığı askeri hakim ve savcıları ile yemek yemek amacıyla Jandarma sosyal tesislerine de gittim. Jandarma Genel Komutanlığı askeri hakim ve savcıları ile yemek yemek üzere JEST tesislerine de gittim. Eğer benim veya diğer hakim ve savcıların beraber yemek yemek için kendilerine tahsis edilen araçları kullanmalarını suç olarak kabul edersek, Kara, Hava, Deniz komutanlıklarının personelinin piknik gezileri, tayin yemekleri,emeklilik yemekleri vs.gibi bir çok sosyal etkinlik için tahsis ettiği askeri araçları izah edemeyiz. Bu konuda devamlı emirler yayınlayan komutanları burada sanık olarak yargılamamız gereklidir” ifadeleriyle yanıt verdi. Astsubay Ali Balta’nın talebi olmamasına rağmen Avukat çağırılıp sorgu sırasında hazır bulundurulması ve Kayseri’deki soruşturmada şüpheli Balta’nın babası ile görüştürülmediği iddialarına yanıt veren Üçok, Balta’nın avukat talebinin tutanaklarla sabit olduğunu babasının ise görüşme için çağrıldığı halde basın toplantısı yapmayı tercih ettiğini ve görüşmeye gelmediğini kaydetti.

-HTS KAYITLARINDA 3 AYLIK SÜREYE TİB MAHKEME KARARI İSTEMİYOR-

Üçok, soruşturma dosyalarında evrakları dağınık ve sıra verilmediği iddialarına da ise “Suç eşyası ve aramalarda el konulan eşyaların emanete alınmayıp naylon poşet içerisinde kalem odasında açıkta bırakılması ise yine benim tutuklanmam nedeniyle kalemde görevli olan arkadaşlarımızın muhtemelen hakkımda idari bir soruşturma beklentisi nedeni ile hiçbir şeye dokunmamalarından kaynaklanmaktadır. Sıra numarası almamış olması iddiası ise soruşturma tekniğinden kaynaklanmaktadır. Işık Evleri ve Karargah Evleri soruşturmasının birleştirilmeden önce kendi içlerinde ayrı ayrı sıra numaralarına sahiptiler. Ancak birleştirme kararı alındıktan sonra bazı karışıklık ve yanlış anlaşılmalara neden olmamak amacıyla soruşturma tekniği gereğince sıra numarası verilmemiştir” diyerek yanıt verdi.

Dinleme ve HTS kayıtlarının mahkeme kararı olmadan alındığı iddialarını da değerlendiren Üçok, dinleme taleplerine ilişkin mahkeme kararlarını mahkemeye delil olarak sundu. Üçok, HTS tespitinde TİB’in 3 aya kadar olan tespitlerde mahkeme kararı istemediğine ilişkin yazı örneğini mahkemeye vererek, “HTS taleplerinde TİB iki farklı yöntem uygulamaktadır. Eğer savcılık olarak talebiniz üç aylık süreyi geçmiyorsa mahkeme kararı istememektedir. Üç aydan fazla süreyi gerektiriyorsa mahkeme kararı istemektedir. İletişimin dinlenmesinde ise, TİB mahkeme kararı olmadan kesinlikle askeri savcılıkların talebini yerine getirmemektedir. Mutlaka mahkeme kararı istemektedir. Savcılığımızda tüm dinleme talepleri için mahkeme kararı almıştır” diye konuştu.

-CEMAATİ SUÇÜSTÜ YAKALADIM-

Kendisi hakkında, Kayseri’de yürüttüğü soruşturma nedeniyle birisi Kayseri 2.Ağır Ceza Mahkemesinde diğeri ise Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinde olmak üzere iki dava açıldığını belirten Üçok, savunmasına şöyle devam etti:
“Ben askeri savcı olarak Karargah Evleri ve Işık Evleri soruşturmasını yürüten ve ilk defa Işık Evlerinde yetiştirilerek ağabeylerinin tavsiyesi ile Türk Silahlı Kuvvetlerine girdiklerini söyleyen üç astsubayın kendi iradeleri ile verdikleri ifadeler ile Fetullah Gülen Cemaatine mensup bazı sivil şahısların, kendi cemaatleri mensubu olan Ali Balta, Orhan Güleç ve İsmail Dağ’ı kullanarak, TSK’de bazı personel hakkında alevi Sünni, namaz kılanlar kılmayanlar, kadın ve kumar düşkünü gibi bilgiler toplattığını ve TSK personelini fişlediğini tespit ettim. Fetullah Gülen Cemaatine mensup olduğu söylenen bazı sivil şahısların, kendi cemaatleri mensubu olan bazı kişileri kullanarak, Komutanlığa ait birtakım emirleri çaldırdıklarını, bu emirleri değiştirip Kayseri eşrafına göndererek, TSK ile Kayseri halkı arasında husumet yaratmaya çalıştıklarını tespit ettim. Işık Evlerin de yetiştiğini beyan eden Ali Balta’yı kullanılarak, Hava Kuvvetleri Komutanlığının Doküman Yönetim Sistemine bazı emirleri izinsiz olarak ve gayri resmi yollardan sokturduklarını ilk defa suçüstü yaparak tespit ettim. İşte tam burada, Fetullah Gülen Cemaatinin bazı mensupları devreye girerek, başta Balta, Güleç ve Dağ’ın ifadelerinin yasal yollarla tespit edilmediğini ileri sürerek yok saydırmak amacıyla bu asılsız suçlamalara başlamışlardır.”

– GÜLEN, CEMAAT ÜYELERİNİN YAPTIKLARINI ÖĞRENDİĞİNDE BU KİŞİLERİ CEMAATİNDE TUTMAYACAKTIR-

Kendisine Rusya’dan kadın getirip sattığı, rüşvet aldığı gibi iftiraları atılarak hakkında linç kampanyaları yürütüldüğünü, küçük kızının öldürülmekle tehdit edildiğini belirten Üçok, savunmasında şu değerlendirmede bulundu:
“Bu yalanlar, iftiralar, suçlamalar, kanaatimce Fetullah Gülen Cemaatinin kontrolü dışında hareket eden birkaç kendini bilmez cemaat mensubunun, fütursuzca yaptığı bu eylemler nedeniyle Fetullah Gülen Cemaatinin düştüğü bu durumdan kurtarmak için, üç astsubayın ifadelerini geçersiz saydırmaktır. Kanaatimce, Sayın Gülen, cemaat üyelerinin yaptıkları bu hukuksuzlukları öğrendiği takdirde bir an bile bu kişileri cemaatinde tutmayacaktır. Çünkü, her demecinde hukukun üstünlüğünden, adaletten, insanların kardeşliğinden, hoşgörüden bahseden Fetullah Gülen’in, hukukun böylesine katledilmesine izin vermeyeceğini, göz bebeği olduğunu söylediği Silahlı Kuvvetleri mensuplarının fişlenmesine izin vermeyeceğini, dünyada ki en büyük kötülüğün iftira atmak olduğunu söyleyen birisi olarak, cemaatinin üyelerinin hakkımda attıkları iftiralara göz yummayacağını düşünüyorum. Ben yürüttüğüm hiçbir soruşturmada bilerek suç teşkil edebilecek bir davranışta bulunmadım. Hiç bir zaman suç işlemek kastı ile hareket etmedim. Hakkımdaki tüm iddialar yalandır, iftiradır. Buradan tüm dünyaya haykırıyorum; ben suçsuzum, ben masumum, ben mağdurum.”

Üçok’un savunmasının ardından duruşma avukatların savunmalarını yapmaları için 16 Kasım tarihine ertelendi

Saygı Öztürk: Ergenekon şemasını 11 yıl önce hazırlayan müdür


Di­yar­ba­kır Em­ni­yet Mü­dür­lü­ğü­’ne ata­nan “Dağ­da­ki te­rö­rist­le­rin ölü­mü­ne ağ­la­ma­yan in­san de­ğil­di­r” di­yen Re­cep Gü­ve­n’­in bu söz­le­ri hay­li tar­tı­şı­la­cak gi­bi gö­zü­kü­yor.

Da­ha kim­se “Er­ge­ne­ko­n” adı­nı bil­mez­ken Re­cep Gü­ven, “ör­güt şe­ma­sı­nı­” tam 11 yıl ön­ce ha­zır­la­mış, ye­ni gö­re­ve baş­la­yan İs­tih­ba­rat Da­ire­si Baş­ka­nı Sab­ri Uzu­n’­a o şe­ma­yı sun­muş. Ye­tin­me­miş, 2006 yı­lın­da ay­nı şe­ma­yı yi­ne gün­de­me ge­tir­miş. Yi­ne ope­ras­yon baş­la­ma­mış. An­cak, Uzun ay­rıl­dık­tan son­ra ün­lü “Er­ge­ne­kon Ope­ras­yo­nu­” ger­çek­leş­ti­ril­miş.

“Er­ge­ne­kon bom­ba­la­rı­”nın bu­lu­nu­şun­dan 6 yıl ön­ce­si­ne dö­ne­ce­ğiz. Top­lam 6 yıl İs­tih­ba­rat Da­ire­si Baş­kan­lı­ğı gö­re­vin­de bu­lu­nan Sab­ri Uzu­n’­un, Mül­ki­ye Mü­fet­tiş­le­ri; Fer­di İle­ri, Mus­ta­fa Ya­vuz, İl­ha­mi Do­ğan ve Po­lis Mü­fet­ti­şi Ne­cat Öz­de­mi­roğ­lu­’na ver­di­ği 29 Ekim 2010 ta­rih­li ifa­de­si hay­li il­ginç. Çün­kü, Uzu­n’­un, çok önem­li id­di­ala­rı var. Hem “Er­ge­ne­ko­n” hem de is­tih­ba­ra­tın na­sıl ça­lış­tı­ğı­na iliş­kin önem­li ipuç­la­rı ol­du­ğu için o ifa­de­le­ri oku­ya­lım:

ERGENEKON, TERÖR ÖRGÜTÜ’YMÜŞ

“Ben 14 Ha­zi­ran 2001’de gö­re­ve baş­la­dı­ğım­da bir şu­be mü­dü­rü önü­me bir şe­ma ge­tir­di. Şe­ma­nın en ba­şın­da ‘Er­ge­ne­kon Te­rör Ör­gü­tü­’ di­ye ya­zı­yor­du. Şe­ma­ya gö­re ör­gü­tün so­rum­lu­su Or­ge­ne­ral Çe­tin Do­ğa­n’­dı. Ona bağ­lı ça­lı­şan 5-6 kor­ge­ne­ral var­dı. On­lar­dan bi­ri­si de Çor­lu­’da gö­rev­li kor­ge­ne­ral­di. Bun­la­rın al­tın­da da tuğ ve tüm­ge­ne­ral­ler var­dı. Top­lam 22-25 ki­şi­lik bir şe­may­dı.

Bu şe­ma­yı ge­ti­ren ar­ka­da­şa ‘şe­ma­nın hu­ku­ki bir ge­çer­li­li­ği yok­tur. Ad­li iş­lem­ler­de ifa­de tu­ta­nak­la­rı ge­çer­li­dir. Bu şe­ma, han­gi ifa­de ve­ya bel­ge­ye da­ya­nı­yo­r’ di­ye sor­dum. Tun­cay Gü­ne­y’­in ifa­de­si­ni ge­tirt­tim. Ha­tır­la­dı­ğım ka­da­rıy­la 52-55 say­fa­dan olu­şu­yor ay­rı­ca 20-22 say­fa­lık da bil­gi no­tu var­dı. İfa­de tu­ta­na­ğın­da, ne Çe­tin Do­ğa­n’­ın ne de şe­ma­da gö­rü­len di­ğer ge­ne­ral­le­rin isim­le­ri yok­tu. Sa­de­ce Ve­li Kü­çü­k’­ün adı ge­çi­yor­du. O da, bu ki­şi­nin bir ga­ze­te­de ça­lı­şan emek­li ge­ne­ral­le ar­ka­

daş ol­du­ğu ya­zı­yor­du.

İSTİHBARATÇI OLMAYA GEREK YOK

Tun­cay Gü­ne­y’­in ifa­de­sin­de Türk Si­lah­lı Kuv­vet­le­ri­’n­den (TSK) 24 bin Ka­laş­ni­kof si­lah alıp bu­nu kam­yon­la Ku­zey Ira­k’­a gö­tür­dü­ğü de be­lir­ti­li­yor­du. İfa­de tu­ta­na­ğı­nı ge­ti­ren şu­be mü­dü­rü­ne yaz­ma­sı­nı is­te­dim. 24 ile 3,5’u çarp­ma­sı­nı is­te­dim. Şu­be Mü­dü­rü ba­na ‘84’ de­di. 24 bin Ka­laş­ni­ko­fun 84 bin ki­lo tut­tu­ğu­nu, bu­nun bir kam­yon­la ta­şı­na­ma­ya­ca­ğı­nı bil­mek için de is­tih­ba­rat­çı ol­ma­ya ge­rek ol­ma­dı­ğı­nı, bu ifa­de­de bir hi­le ol­du­ğu­nu söy­le­dim.

2006 yı­lı­nın Ocak ya da Şu­bat ayın­da Er­ge­ne­kon ko­nu­su yi­ne gün­de­me gel­di­ğin­de, Baş­ba­ka­n’­ın im­za­sıy­la bü­tün bu bil­gi­le­ri Ge­nel­kur­may Baş­ka­nı Hil­mi Öz­kö­k’­ün adı­na ya­zıl­ma­sı­nı is­te­dim. Hat­ta, üst ma­kam­lar­dan giz­li iş yap­ma­nın yan­lış ola­ca­ğı­nı ağır bir ifa­dey­le şu­be mü­dü­rü­ne söy­le­dim.

Şim­di an­lı­yo­rum ki, şu an­da gün­dem­de olan Er­ge­ne­kon ope­ras­yo­nu­nu, be­ni iğ­fal et­miş ol­sa­lar­dı, o ta­rih­te ya­pa­cak­lar­mış. Ben oyu­na gel­me­di­ğim için o ta­rih­te ya­pa­ma­dı­lar.

OPERASYONU YAPABİLMEK İÇİN

Gö­rev­de bu­lun­du­ğum dö­nem­de, İs­tan­bu­l’­da­ki bu is­tih­ba­rat per­so­ne­li­ne eşim­le bir­lik­te ara­ca bi­ner­ken fo­toğ­ra­fımın çe­kil­me­si ta­li­ma­tı ve­ril­di­ği­ni öğ­ren­dim. İşin özü şu­dur: Ce­ma­atin ka­rar or­ga­nı olan ‘Şu­ra­’ be­nim Er­ge­ne­kon ope­ras­yo­nunun ya­pı­la­bil­me­si için gö­rev­den alın­ma­mın şart ol­du­ğu­na ka­na­at ge­tir­miş ve be­nim gö­rev­den alın­ma sü­re­ci­mi baş­lat­mış­lar.

Ce­ma­at bir ki­şi hak­kın­da ope­ras­yon ya­pı­yor­sa, onun et­ra­fın­da­ki in­san­la­rı ta­ma­men uzak­laş­tı­rır ve o ki­şi yal­nız­laş­tı­rı­lır. Da­ha son­ra bu ki­şi­ler ya­yın or­gan­la­rıy­la iti­bar­sız­laş­tı­rı­lır. Ben bun­la­rı ya­şa­dım. Mal var­lı­ğı so­ruş­tur­ma­sı açıl­dı, te­le­fon­la ara­yan­la­rın sa­yı­sı yüz­de 90 azal­dı, ta­nı­dık­la­rım et­ra­fım­dan uzak­laş­tı­rı­lıp yal­nız­laş­tı­rıl­dım. Bü­tün bun­lar, tek bir ka­rar­gah­ta ha­zır­la­nıp uy­gu­la­nı­yor.

Ben bu ce­ma­atin, bir ko­mu­tan­la il­gi­li yap­tı­ğı ya­sa­dı­şı işi biz­zat tes­pit edip il­gi­li bir ma­ka­ma ‘ki­şi­ye öze­l’ ya­zıy­la bil­dir­dim. Ne o ya­zı­nın içe­ri­ği­ni, ne de o ma­ka­mı, yet­ki ve­ril­me­den as­la açık­la­ya­mam. Be­nim gö­rev yap­tı­ğım za­man­da böy­le bir il­le­gal ör­güt yok­tu. Böy­le bir ör­gü­tün var­lı­ğın­dan ha­ber­dar ol­sam, ya­sal ge­re­ği­ni ya­par­dım.”

“ÇOK YANLIŞ SÖZLER”

Re­cep Gü­ven, İs­tih­ba­rat Da­ire­si Baş­ka­nı Ra­ma­zan Ak­yü­re­k’­in, yar­dım­cı­lı­ğı­nı yap­tı. Ak­yü­rek alı­nın­ca da ye­ri­ne ve­ka­let et­ti. “Ön­le­me amaç­lı te­le­fon din­le­me­le­ri­ni­n” en yay­gın ol­du­ğu dö­nem ola­rak bi­li­nir.

Gü­ve­n’­in, “Dağ­da­ki te­rö­rist­le­rin ölü­mü­ne ağ­la­ma­yan in­san de­ğil­di­r” söz­le­ri­ni mes­lek bü­yük­le­ri yan­lış bul­du. Emek­li Em­ni­yet Mü­dür­le­ri Der­ne­ği Baş­ka­nı Bar­ba­ros Hay­ret­tin Ay­dı­n’­ın da ar­ka­daş­la­rı adı­na söz­le­ri şöy­le ol­du:

“İn­sa­ni açı­dan yak­la­şı­yor ama böy­le bir or­tam­da çok yan­lış ifa­de. Bir em­ni­yet mü­dü­rü­nün bu şe­kil­de açık­la­ma yap­ma­sı­nı as­la tasvip et­mi­yo­rum.”

Em­ni­yet Mü­dü­rü Re­cep Gü­ven, 11 yıl ön­ce ha­zır­la­nan Er­ge­ne­kon şe­ma­sıy­la il­gi­li es­ki Baş­ka­nı Sab­ri Uzu­n’­un id­di­ala­rı­na açık­lık ge­ti­re­bil­se da­ha bü­yük bir hiz­met yap­mış olur.

Sözcü

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: