Etiket arşivi: chp

PROF. DR. KEREM DOKSAT : CHP NASIL YOK EDİLDİ?


Yok, Çirkin Kral’mış, yok büyük sinema üstâdıymış, yok şuymuş buymuş!

Yâhu Yılmaz Pütün (sonradan Güney) kelimenin tam anlamıyla kaatildir, Kürtçüdür ve Fransa’nın koruması altında kanserden oralarda ölmüştür.

Babası Siverekli Zaza ve annesi Varto’lu Kürt olmakla birlikte, aslen Adana doğumludur. Kendisini “asimile edilmiş Kürt” olarak tanımlamıştır.

Yâhu, bir de edilmese neler yapardı acaba?

Bakın seyredin:

Bu videoları mutlaka da indirin, yarın öbür gün bir Atatürkçü dernek tarafından(!) gene yasaklanmadan önce…

Arşivde bulunsun…

Filmlerinin de hiçbir san’atkârâne özelliği yoktur; bol feodal kabadayılık, bıçkınlık ve antisosyallik:

Şimdi de Başbakanımız’ın çılgınca hayranı olduğu Ahmet Kaya’nın videosunu seyredin…

Bu derin mütefekkirin lâflarını dinleyin (takıyyeye dikkat), de bu adamların marşını seyredin, Sonra bakın:

Bunlarda hiç bölücülük filân yok, kim derse vallahi müfterîdir!

Allah’ına kadar, ölene kadar Kürdüz biz“:

Yarısını Türklük için söylersen yeni yasalara göre “suç”.

Nedense gene aklıma

ve konseri geldi… Peşmergeler’e methiye düzerkenki. Hani o şimdi bir Büyük Kulüp’lü ya…

***

Atatürk’ün kurduğu partinin seçilmiş (elected or selected) başkanının baba tarafından Kürt şakîsi torunu ve Alevî olduğunu öğrendik de, ana tarafından Ermeni olup olmadığı suâllerini hep eskizlerle geçiştiriyor, demek ki doğru!

Bakın http://www.antigazete.com/kemal-kilicdaroglu-ermeni-donmesi-mi_haberi_1387.htm adresine, ne iftira var ne de çarpıtma!

Voleyi müthiş vurdurttular!

Şimdi kimse kalkıp da “biz bu ülkede kardeşlik için savaşıyoruz” diye takıyye yapmasın, bir yandan Türklüğe ve Türk’lere “ha s..tir, ha s..tir” diyenleri koruyup kollayanlara…

“Ne mutlu Türk’üm” diyen adam gibi adamın kurduğu partinin başına Pennsylvania târikiyle Kürt-Ermeni-Alevî ortalamasını oturttular. O adam gibi adamın, yâni Atatürk’ün koyduğu isme, yâni Tunceli’ye ısrarla muhalefet edip, sürekli olarak Dersim diyor.

Soner Yalçın’ın htttp:/www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15608090.asp?yazarid=218 yazısını bir okuyun, tıklamanız yeter!

Ve…

Bu karizması, liderlik özellikleri nâkıs olan kişi, Atatürk’ün kurduğu partinin başına seçildikten sonra malûm “açılıma” katılıyor ve ilk ciddi icraatı ise Yılmaz Güney namlı kaatilin ve Ahmet Kaya isimli bölücünün mezarını ziyaret etmeye gitmek oluyor.

İkinci icraatı olarak da Alenî Bölücü Parti’ye “sizinle de görüşürüz, herkesle de” diyerek kapısını ÖDP’lilere, herkese açıyor! “Atatürk’ün Kürtlere verdiği söz” palavrasını yakında ulusal düttürü yapacaklardır (affedin, dayanamadım)!

Bana “sen Türk ırkçısısın” diyecek kalın kafataslılara hatırlatayım bir… Yapmadığımız soykırım için pek çok ülkede cezalıyız, ABG’de de olması an mes’elesi, kime mi: Ermeniler’e!

Pamukçuk Nobel’i nasıl kapmıştı: Kürt ve Ermeni soykırımı yaptığımızı iddia ederek.

Milliyetçi Hareketsizlik Partisi Başkanı kırk yılda bir doğru lâf etti: “Bir san’atçı vardır vatana ihânetten 3 yıl 9 ay ceza alıp yurtdışına kaçmış. Eğer vatan hâinlerine saygı gösteriyorsan, cezaevindeki vatan hâinlerine de saygı göster. Bir san’atçı var ki Yumurtalık Hâkimi’ni silâhla öldürüp yurt dışına kaçmıştır. O zaman bu millet der ki o san’atçının kabrini ziyaret ediyorsan Hâkim Sefa Mutlu’nun da kabrini ve âilesini ziyaret et”.

Pek yakında kimin soyunu kırdığımız resmen iddia edilecek: Kürt’lerin.

Peki, Kemal Kılıçdaroğlu neyin ortak bileşeni ve bu icraatı neye hizmet ediyor?

Hele, Mehmet Ali Ağca namlı kaatilin TRT-1’de reklâmı neyin nesi?

Bilene bir metre minâre gölgesi…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 20 Kasım 2010 Cumartesi

RIZA ZELYUT : CHP’ye küfür HAMAS’a alkış


Türk medyasının yüzde 90’ı kaç gündür AKP Kongresinin propagandasını yaptı. Ama dağ fare doğurdu.

Bol bol kahramanlık şiiri okudu Sayın Başbakan, salondakileri ağlattı. Hele birisi neredeyse sakalını yolacaktı.

İkide bir büyük Türk Sultanı Alp Arslan’dan söz etti. Araya padişahlar Yavuz’u, Kanuni’yi koydu ve Gazi Mustafa Kemal’i de lütfen sıkıştırdı.

Sayın Erdoğan tarihin sazına vurduğu her mukaddesatçı mızrap ile CHP’ye nefret saçtı.

MENDERES VE CHP

Başbakan Erdoğan’ın uzun konuşmasında günümüze ait dişe dokunur bir şey yoktu. Kurultaya gelenlerin içindeki en gerici duyguları depreştirmeye uğraştı. Bunun için günümüzü bıraktı, 50 yıl, 60 yıl, 70 yıl gerilere gitti. Buradan da elbette ki -dün yazdığım üzere- CHP’ye hücum etti. Tarihten düşmanlık üretmeye çalışan Sayın Başbakan; yine camilerin ahır yapıldığını söyledi. Ezanın, Kuran’ın yasaklandığı anlamına gelen iddialarda bulundu. Böylece 80 yıldır CHP’yi kötülemek için gerici tarikatlerin yeraltında imal ettiği yalanları; bir kez daha Başbakan olarak sahiplendi. Sayın Erdoğan CHP’ye vurur iken salondaki AKP’liler coşkuyla alkışladılar.

Hedef belli idi: Bir tarafa CHP’yi koyuyor; bir tarafa kendisini ve AKP’yi. Böylece CHP dışındaki her kesimi otomatik olarak AKP’li yapıyor. Yani ikiye bölünmüş bir

Türkiye yaratmak hedef. Böylece büyük çoğunluğun tek lideri gibi görünüp seçimleri de cumhurbaşkanlığını da kazanmak.

İşin ilginç yanı; AKP Lideri; MHP’nin kapsama alanını da ele geçiriyor. Sayın Bahçeli’nin ‘sessizlik siyaseti’; açıkça AKP’nin işine yarıyor.

YÜZÜ DOĞUYA

AKP kurultayının gösterdiği bir diğer gerçek de şudur: Bu iktidar artık yüzünü tamamen Doğu’ya çevirmiştir. Kongre’ye katılanların tavırları ve Başbakan’ın verdiği mesajlar bunu çok açık olarak gösteriyor.

Davet edilenlerin adları okunurken sıra HAMAS Lideri Halit Meşal’e gelince salon coştu; onu Başbakan Erdoğan’ınkine eş bir coşkuyla alkışladı.

CHP’ye yuh çekenlerin HAMAS’a bu kadar gönülden alkış tutması; sözünü ettiğimiz ‘İkiye bölünmüş Türkiye’ gerçeğinin en açık görüntüsü oldu.

Bir yandan Türkiye’de herkesin başbakanı olduğunu söyleyeceksin; öbür taraftan CHP’lilere; Atatürkçülere; laik ve çağdaş yaşam tarzından yana olanlara demediğini bırakmayacaksın. Bu kesimler ki darbelerin en ağır mağdurları iken onları neredeyse darbeci ilan edeceksin. Ama HAMAS Lideri Halit Meşal’i coşkuyla alkışlayacaksın. İkinci konuğun Mısır’ın gerici Müslüman Kardeşler örgütünün adamı Mursi olacak… Üçüncü konuğun PKK destekçisi Mesut Barzani olacak.

Bunların yanına dünya polisi Interpol’ün terörist diye kırmızı bültenle aradığı Tarık el Haşimi’yi oturtacaksın…

Bunları alkışlayacaksın da şu an yönettiğin Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran CHP’ye küfredeceksin.

2023’e bu zihniyetle mi gideceksiniz?

ÖCALAN’A LAF ETMEDİ

Başbakan Erdoğan’ın konuşmasını hatırlayınız… PKK’nın elebaşısı Abdullah Öcalan’a laf etmedi de sadece ondan emir alanlara kızdı, durdu.

Bunun anlamını dünkü yazımda açıkladım: Hükümet; Öcalan ile görüşme yapmaktadır veya yapacaktır; o yüzden de ‘Öcalan iyi, BDP ve Kandil kötü!’ gibi bir dezenformasyon (haber ve bilgi kirliliği) yürütmektedirler. Mesut Barzani de bu amaçla çağrılmış; AKP kongresinde konuşturulmuştur. O Barzani değil miydi 2000’lerin başında, ‘Türk Ordusuna Kürdistan’ı mezar ederiz.’ diyerek ABD adına bizi tehdit eden?

AKP’liler yakın zamanlı çıkarları için (ev, araba, iş) uzun zamanlı çıkarlarını (Türkiye’nin ortak geleceğini) tehlikeye attıklarını acaba ne zaman görecekler?

Ve zaten çok azalmış olan muhalif basına, AKP’nin ambargo uygulamasını, ‘ileri demokrasi’lerinin neresine yerleştirecekler?

Subay Ailesi Olmak ve Balyoz…


İnsanlık onuruna sahip çıkanlar, asker ailesinin onurunu yok etmenin dayanılmaz hafifliği içinde intikam duygularını tatmin ederken insanlıklarını çoktan yitirmekte olduklarını elbet bir gün göreceklerdir. Adaletin, insafın, insanlığın geri döneceği günleri özlemle bekleyen temiz vicdanlıların, umudu kaybetmeye hakkı yoktur.

Prof. Dr. F. Nur SERTER / CHP İstanbul Milletvekili

Subaylar “komutan” olarak doğmazlar. Göreve komutan olarak da başlamazlar. Törenlerde giydikleri sırmalı üniformaları, kokteyllerde çekilen gösterişli fotoğraflar yanıltmasın sizi…

Onlar dar, engebeli ve sarp yollarda mücadele vererek, zorluklarla boğuşarak, tehlikelerle kucaklaşarak, adım adım, emekle, özveri ile terfi basamaklarında yükselirler.

Subay aileleri bu zor, çileli yaşamın bir parçasıdır. Ülkenin en ücra köşelerinde verilen hizmetin ayrılmaz parçasıdır.

Bir subay ailesinin yıllar boyu kalıcı bir yuvası, sağlam iki koltuğu, bir masası bile olmaz. Çocuklarının bir sonraki yıl yurdun hangi köşesinde, hangi okulda okuyacağını bile bilmekten uzakta, bilinmezler içinde yaşar, dolaşır, dururlar.

Yarı göçebe bir yaşamdır bu, gücünü vatan sevgisinden alan.

Geceleri sıcak yataklarında uyuyanlar, asker ailesinin yaşadıklarını hayal bile edemezler. Sabahları eşi ile vedalaşan genç bir subayın, akşam eve dönüp dönmeyeceğini bilmeden onu uğurlayan eşinin kaygılarını anlayamazlar.

Subay ailesi olmak özveri ister, cesaret ister, ancak hepsinin ötesinde vatan sevgisi ister.

Dondurucu soğukta sabahın ilk ışıklarında karı küreyerek açılan dar yollardan atının sırtında görevine giden babamı hatırlarım.

Kendi giysilerini bozarak, mantosunu ters yüz edip bana kıyafet diken annemi de…

Doğu Anadolu’nun sert ikliminde yüzünü yıkayacak suyu bulamayıp buzları eriten, donmuş havluyu ısıtıp ellerini kurulayan ama vatan sevdasını gönüllerimize taşıyan bir askerin evladı olmaktan hep onur duydum.

Yokluğa, yoksulluğa, cehalete savaş açan bir kuşaktır asker aileleri.

Silopi’de üniversite hazırlık kursu açıp birkaç Kürt çocuğuna üniversite kapısını aralamanın coşkusunu gördüm bir komutanın gözlerinde. “Ah” diyordu, “keşke onların bazılarını da askeri okullara alabilsek.”

Öğretmen yetersizliğinde yardımcı öğretmen olarak okullarda okuma-yazma öğreten subay eşleri tanıdım, gözleri umut doluydu.

Terörle mücadelenin amansız koşullarında canlarını siper eden, gözlerini kırpmadan ölüme meydan okuyan, asker ocağında Mehmetçiğin cesaretine öncülük eden komutanlar gördüm.

Hepsi bu cesaretlerini, bu kahramanca mücadelelerini Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş mücadelesinden aldılar.

Atatürkçü olmanın onurunu taşıyarak hizmet aşkı ile göreve koştular.

Laik, demokratik, çağdaş ve gelişmiş, onurlu bir Türkiye için yandılar.

Endişeli sivillere yol gösteren komutanlar tanıdım. “Türkiye’de mücadelenin tek yolu demokrasi içinde seçim sandığıdır” diyerek kışkırtmalara kapıyı kapadılar.

Şimdi onlar Balyoz davasında “darbeci” oldular. 27 Mayıs’ta doğmamış, 12 Eylül’de çocuk yaşta olanlar bile bu intikam rüzgârından paylarını aldılar. Adeta Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tüm geçmişinden yargılandılar. “Ordu darbecidir, siz de darbe yapacaktınız” anlayışına hedef oldular.

Ulus devlete, üniter yapıya, laikliğe sahip çıkmanın bedelini ödediler.

Hukuk ve adaletin yok edildiği bir düzende gizli bir örgütün ürettiği yapay delillerle öç alma duygularına kurban edildiler.

Geçmişleri, bilgileri, birikimleri, hizmetleri, özverili gayretleri silindi, yok edildi. Ama bu da yetmedi. Onurları da ayaklar altına alındı, çiğnendi, insanlıkları örselendi.

İnsanlık onuruna sahip çıkanlar, asker ailesinin onurunu yok etmenin dayanılmaz hafifliği içinde intikam duygularını tatmin ederken insanlıklarını çoktan yitirmekte olduklarını elbet bir gün göreceklerdir.

Adaletin, insafın, insanlığın geri döneceği günleri özlemle bekleyen temiz vicdanlıların, umudu kaybetmeye hakkı yoktur.

Silivri’de akan gözyaşları, aydınlık Türkiye’nin başlangıcı olacak, karanlıkları boğacaktır.

__._,_.___

Vakıfbank’a damat “devri” /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


CHP Kocaeli Milletvekili ve Parti Meclisi üyesi Hurşit Güneş, hükümetin, Çalık Grubu’na Vakıfbank’tan verilen kredilerin tahsil edilememesi üzerine, bankanın Hazine’ye devri için yasal düzenleme içinde olunduğunu ileri sürdü.

CHP Kocaeli Milletvekili ve Parti Meclisi üyesi Hurşit Güneş, hükümetin, Vakıfbank’tan Çalık Grubu’na verilen kredilerin tahsil edilememesi üzerine, bankanın Hazine’ye devri için yasal düzenleme içinde olunduğunu söyledi.

Güneş, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’a verdiği önergede, “Vakıfbank’ın Çalık Grubu’nun tahsil edilemeyen borçları için Hazine’ye devri söz konusu mudur?” diye sordu. CHP’li Güneş, Çalık Grubu alacakları nedeniyle mali yapısı bozulan bankanın Hazine’ye devri yoluyla, açığının kapatılacağını iddia etti.

Güneş, hükümetin Çalık Grubu’na Vakıfbank ve Halk Bankası’ndan teminatsız 375 milyon dolarlık kredi verildiğini ve bu yolla Sabah Gazetesi’nin alınmasının sağlandığını söyledi. Vakıfbank’ın teknik ve siyasi nedenlerle TMSF’ye devredilmediği belirten Güneş, bankanın içine yeniden kamu sermayesi aktarılması için Vakıf hisselerinin Hazineye devredilmesi için hazırlık yapıldığını vurguladı.

Bu durumun kamu varlık ve tasarruflarının açıkça peşkeş çekilmesi olduğunu belirten Güneş, bu durumun gerçek olup olmadığını öğrenmek için soru önergesi verdiğini belitti. Güneş önergede, Çalık Grubu’na verilen kredinin tahsil durumumun ve bankanın idari ve hukuksal alacaklarının içinde Sabah Grubu’nun payının ne olduğunu sordu. Güneş ayrıca BDDK’nın, Vakıfbank’ın Hazine Müsteşarlığı’na devrine ilişkin rapor yahut onayının bulunup bulunmadığının da cevaplanmasını istedi.

ARSLAN BULUT : Balyoz gibi belge! /// CC : @ArslanBulut1


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Robert Pearson’ın, 22 Mart 2003 tarihinde

Washington’a gönderdiği kriptoyu yani şifreli mesajı gündeme getirdi ve Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’de Başbakanlık yapamayacağını söyledi.
Konuyu önce, Merdan Yanardağ, “1. Cumhuriyetin Sonbaharı” kitabında yazmıştı. Sonra Emin Çölaşan ve ben dahil sınırlı sayıda gazeteci bu mesajı yayınlayabilmişti. Cüneyt Ülsever’in son hatırlatması üzerine bu defa CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, konuyu Türk halkının gündemine taşıdı.
Ben bu kriptoyu, Balyoz Davası için “yeni delil” olarak da görmüştüm.

***

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson, Washington’a gönderdiği gizli kriptoda, aynen şöyle diyordu:

“Türk generaller AKP’den seçilen Tayyip Erdoğan’ın davranışlarından büyük rahatsızlık duyuyor. Erdoğan güçlü bir müttefikimizdir. Generallerin bu tutumu Amerikan çıkarlarının korunması açısından engelleyicidir. Orgeneral Hilmi Özkök’ün sadakatli duruşuna sahip çıkmalıyız. Muhalif orgeneraller, Hilmi Özkök’ün çizgisine itiraz etmekte.

Erdoğan kendisine desteğin devamı halinde ABD’nin bir müttefiki olarak Orta Doğu ve Irak dahil olmak üzere Türk hava sahasını, kara ve demiryolları ile Mersin ve İskenderun limanlarını kullanımımıza açacağını taahhüt etmektedir.

Ancak Türk Ordusu’ndaki üst rütbeli subaylar tarafından sürekli engellenmek istenmekteyiz. Amerikan çıkarlarına karşı çıkan orgeneraller Aytaç Yalman, Şener Eruygur, Çetin Doğan, Hurşit Tolon, Fevzi Türkeri, Tuncer Kılıç ve Yaşar Büyükanıt, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün emir ve talimatlarına uymadıkları gibi, her an muhtıra verebilirler.

Bu bakımdan değerlendirildiğinde, güçlü bir medya grubunun oluşturulmasına acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Bu konu Recep Tayyip Erdoğan ile paylaşılmış olup, gereğinin değerlendirileceği hakkında olumlu değerlendirmelerin yapıldığı ve yapılacağı teyidi alınmıştır.”

***

26 Nisan 2011 tarihli yazımda, yeni delil olması dışında gizli kriptoyu şöyle değerlendirmiştim:

“Görüldüğü gibi Pearson’a göre Tayyip Erdoğan, generallere karşı desteklenmesi durumunda, Orta Doğu ülkelerine karşı Amerikan çıkarlarını koruyacağını taahhüt etmiş oluyor! Bu davranış, hukuk sistemi tarafından değerlendirilememiştir. Çünkü Tayyip Erdoğan, yine ABD ve AB desteğiyle, yargı sistemini de felç etmiştir.

Bilindiği gibi Pearson’ın gizli mektubunda adı geçen orgenerallerin çoğu tutuklandı, bir kısmı serbest bırakıldı. Pearson’ın mektubundaki bilgiler, Türkiye’nin geleceği açısından darbeden de kötüdür. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın kendi ordusunun generallerine karşı, ülkesinin çıkarları aleyhine ABD ile siyasi pazarlık yaptığı anlaşılmaktadır. Tarih, bunu böyle kaydedecektir.”

***

Aradan bir buçuk yıl geçtikten sonra Kemal Kılıçdaroğlu, parti toplantısında konuyu gündemine aldı ve “Kendi ülkesinin çıkarlarını değil, başka ülkelerin çıkarlarını koruyan bir kişi Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olamaz. Halkımın görmesini isterim.. Buna hukukta ne denir; takdirini milletime bırakıyorum. Kendi ülkesini, kendi ülkesinin çıkarlarını korumayan adama hain denir arkadaşlar, hain denir” dedi.

Tabii, bu belge, Türkiye’de medyanın nasıl AKP/ABD yandaşı haline getirildiğini de açıklıyor. Kılıçdaroğlu da buna işaret ettikten sonra “Bu hükümetin kime hizmet ettiği çok iyi anlaşılıyor. Demek biraz ileri gittiler ki, beyzbol sopasıyla ders verildi. Bir dakika, dediler, fazla ileri gitme. Kendi iktidarını başkalarına borçlu olan kişi, ülkeye hizmet etmez. Başkasının atına binen kişi sanır ki ben hedefime gidiyorum. Atın sahibi ıslık çaldığında at sahibine gidecektir, o da üstünde. Geldiğimiz nokta budur” dedi.

Kılıçdaroğlu her ne kadar konuyu bir buçuk sene gecikme ile gündeme getirmiş olsa da “Belgeler gündeme düştüğünde belgeleri yayınlayanlara en ağır hakaretlerde bulunmuştu Recep Tayyip Erdoğan. Sonra medya büyük ölçüde sesini kesti, konuşmadılar, yazmadılar, ürktüler, korktular. Korkmayan tek organ var, tek makam var, tek kurum var. Onun için cesur olun diyoruz. O da Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Korkmayacağız” diyor. İyi de bu bir buçuk sene içinde CHP neredeydi; MHP neredeydi?

“Ordu istihbaratı kör ve sağır”


CHP’li Oran, TSK istihbarat bakımından kör, sağır ve görev yapamaz hale getirildi” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, son dönemde çatışma ve pusularda şehit sayısının artmasıyla Genelkurmay Elektronik Sistemler (GES) Komutanlığı’nın MİT’e devredilmesi arasında bağlantı olduğunu savundu.

MİT’in gecikmiş ve yetersiz bilgi aktardığını savunan Oran, “2012 yılı başından itibaren TSK istihbarat bakımından kör, sağır ve görev yapamaz hale getirildi” dedi. Oran, MİT’e devredildikten sonra Sinyal İstihbarat Başkanlığı’na (SİB) dönüştürülen GES’le ilgili iddialarını Meclis gündemine de taşıdı. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz ’ın yanıtlaması istemiyle önerge veren Oran, “GES, TSK ’ya yönelik iç ve dış tehditler için bilgi toplayan, analiz eden ve ilgili komutanlıkları uyararak gerekli önlemlerin alınmasını sağlayan bir kuruluştu. PKK ’nın yoğun faaliyet gösterdiği il ve ilçelerde 3-5 kişiden oluşan dinleme ve kestirme timleri 2011’e kadar çok etkin görev yaparak, çok başarılı operasyonların yapılmasına istihbari destek sağlamıştır” dedi. Oran şu soruları yöneltti:

Gecikmeli ve yetersiz “GES Komutanlığı’nın MİT’e bağlanmasının ardından 2012 yılı başından itibaren TSK ’nın istihbarat bakımından kör, sağır ve görev yapamaz hale getirildiği, MİT’in verdiği, gecikmiş ve yetersiz bilgilerle yetinmek zorunda kaldığı eleştirilerinin gerçeklik payı nedir? GES’in MİT’e bağlanmasının operasyon yapan tümen, tugay, alay seviyesindeki birlikleri menfi yönde etkileyerek, görev yapamaz hale getirdiği doğru mudur? Eskiden GES Komutanlığı dinleme/kestirme timlerinin operasyon icra eden komutanlıkların emrinde görev yaparak anında elde ettiği istihbari bilgileri aktardığı, bugün ise elde edilen bilgilerin önce SİB’e geldiği, oradan Genelkurmay’a buradan da ast birliklere dağıtılması nedeniyle operasyonların gecikmesine ve şehit -yaralı asker sayısının artmasına yol açtığı duyumu doğru mudur?”

Hürriyet

Kaynak : http://www.haber3.com/ordu-istihbarati-kor-ve-sagir-1525214h.htm#ixzz27aoTin2c

‘İstihbarat örgütleri cirit atıyor’


CHP’li Gürsel Tekin, Afyon’da yaşanan faciayı ve Hatay’ın durumunu değerlendirdi.

Afyonkarahisar’daki patlama için ‘yüzde yüz sabotaj’ açıklaması yaparak Hükümet ve TSK ile karşı karşıya gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan sonra Gürsel Tekin’de konuyu gündeme taşıyarak, “Mobese kayıtları nerede? Mobese kayıtlarını inceleyelim, izleyelim” çağrısı yaptı.

Bölgede istihbarat örgütleri cirit atıyor

Suriye’de yaşanan olayların ardından Hatay’da kısa bir süre önce gerilime neden olan tartışmalara da değinen Tekin, sağduyu çağrısı yaptı. Bölgede istihbarat örgütlerinin cirit attığını ifade eden Tekin, “Mezhepsel ve etnik çatışma meydana getirmek isteyenlerin oyunlarına gelmeyelim. Şiddetin dilini kullanmaktan uzak duralım. Çok acılar yaşandı. Sivas, Çorum, Maraş olayları unutulmadı. Benzer acıları yaşatmak isteyenlere fırsat vermeyelim. Provokasyonlara gelmeyelim” dedi. Ülkede tırmanan şiddet olaylarında komşu ülkeler ile egemen güçlerin etkisinin olduğunu da Tekin, sözlerine ekledi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, Gazeteci Yazar Aslan Değirmenci’nin Kanal 5’te hazırlayıp sunduğu ‘Son Gündem’ programına konuk oldu.

Afyonkarahisar’daki mühimmat deposunda kaza ihtimalinin milyonda bir olduğunu öne süren CHP Genel Başkan Yardımcısı Tekin, “Burası çok özel korunaklı bir yer. Burası ayrıca mobese sistemi ile inceleniyor. Nerede mobese kayıtları? Mobese sistemini izleyelim. Kaza olmasını en fazla biz temenni ediyoruz ama görüntüleri paylaşalım. Tüm giriş çıkışlar incelensin ve sonuçlar paylaşılsın. Zaten mobese yok ise büyük bir eksikliktir. Biz kaza ihtimali zayıf diyoruz, aksini ispatlasınlar. Halen sağlıklı bir sonuç alınamamıştır. Görevden alınmalar ve tutuklamalar var. Kaza ise neden tutuklama ve görevden alınmalar var. Ortada çelişkiler var. Bu kargaşa gizlenemez, gerçekler kısa sürede ortaya çıkacaktır. Sabotaj ihtimalinin yüksek olduğunu tekrar ediyoruz” dedi.

Çirkin filme tepki

Hz. Muhammed’e hakaret içeren filme de programda tepki gösteren Tekin, “İnançlara hakaret etmek kimsenin haddi değildir. Peygamber efendimize yapılan çirkin saldırıyı şiddetle kınıyorum. Biz ABD’den özür değil, gerekeni yapmasını bekliyoruz. Gereken söz konusu saldırıyı yapanları hukuk önünde cezalandırmaktır. Batı ve ABD medyası çirkin saldırıyı eylemler ile kınayanları terörist ilan ederek olayı kapatamazlar” diye konuştu.

Terörün elinden argümanları alalım

30- 35 yıldır Türkiye’de şiddet olaylarının yaşandığına dikkat çeken Tekin, Kürt sorunu hakkında ise, “Bu ülkede emekli, işçi, çalışan, esnaflar zor durumdaysa bunun temel nedeni yaşanan şiddet olaylarıdır. Bu işe katrilyonlar harcanıyor. Birçok yöntemler denendi ama sonuç elde edilemedi. Faili meçhuller, köy boşaltmalar, koruculuk sistemi gibi metotlara da başvuruldu ama sonuç alınamadı. Alınamazda… Evrensel hukuku hayata geçirip, insan haklarına dayalı bir mücadele verirsek terörün elindeki argümanları alırız. Terörü güçlendiren argümanları ortadan derhal kaldırılmalıyız. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’e de büyük görev düşüyor. Çözüm için siyasi partileri bir araya getirip bir yol haritası çizilmesine katkı sağlamalıdır.

Bu konu da akademik çevreler, aydın ve sivil toplum örgütlerinden destek alınmalıdır. Baskı ile sorunu çözemeyiz. Sorunu hemen şimdi çözmek zorundayız. CHP, açılımın başladığı ilk günlerde destek vermemekle suçlandı. Şimdi destek vermek istiyoruz. İç barışın sağlanması için her türlü desteğe hazırız. Hiçbir evladımızın burnu artık kanamasın. Bu hükümet tarafından bugün kabul edilmiyor” dedi.

Terör olaylarında komşuların etkisi de var

Tırmanan şiddet olaylarında komşu ülkelerin de etkisinin olduğunu ifade eden Tekin, “Suriye, İran ve Irak var. Suriye’de devam eden olaylar ortada. İşte İran. Geçtiğimiz yıl Karayılan konusunda sergiledikleri tutum. Anadolu ajans Karayılan’ın İran tarafından yakalandığını duyurdu. Sayın Bülent Arınç konu hakkında bilgi verdi. İran ise bir yanıltma politikası izleyerek bizimle oynadılar. Bölgedeki ülkeler terörü kullanıyor. Egemen güçlerinin planları da var. Bunu devlet biliyor. Devlet bu konuyu daha ciddiye almalı ve önlem almalıdır. Dış politikamız da yeniden gözden geçirilmelidir” şeklinde konuştu.

Bölgede istihbarat örgütleri cirit atıyor

Suriye’de yaşanan olayların ardından Hatay’da kısa bir süre önce gerilime neden olan tartışmalara da değinen Tekin, sağduyu çağrısı yaptı. Bölgede istihbarat örgütlerinin cirit attığını ifade eden Tekin, “Mezhepsel ve etnik çatışma meydana getirmek isteyenlerin oyunlarına gelmeyelim. Şiddetin dilini kullanmaktan uzak duralım. Çok acılar yaşandı. Sivas, Çorum, Maraş olayları unutulmadı. Benzer acıları yaşatmak isteyenlere fırsat vermeyelim. Provokasyonlara gelmeyelim” dedi.

Başörtü sorunu artık aşılmalıdır

Başörtüsü konusunda da açıklamalarda bulunan Tekin, “Bu konu artık aşılmalıdır. Bir önceki YÖK Başkanımız bizim son süreçteki tutumumuzdan dolayı bize teşekkür etti. Üniversitelerde sorun çözüldü. Kısmen bazı üniversitelerde sorun olabilir. O da aşılacaktır. Kamu da ise az sayıda da olsa başörtülü çalışanların olduğunu görüyoruz. Bizim bu konuda hiçbir sorunumuz yok. Benim ailemdeki kadınların da yarısı örtülüdür. Bu tartışma konusu yapılamaz… Yapanları ayıplarım. Türkiye örtü konusunu artık aşmalıdır. Biz parti olarak bu sorunu aştık. Türkiye bu hastalıklardan kurtulmalıdır.

28 Şubat döneminde bile benimle birlikte çalışan başörtülü hanım vardı. Şuanda bizimle çalışan çok sayıda örtülü kadın var. Laiklik başka sosyal yaşam ve inançları başkadır. Bunları karıştırınca ciddi sorunlar yaşandı. Bu sorunları geride bıraktık” diye konuştu.

CHP neden iktidar olamıyor?

Milat gazetesi Ankara temsilcisi Aslan Değirmenci’nin “CHP yıllardır neden iktidar olamıyor” sorusunu ise Gürsel Tekin, şu şekilde cevaplandırdı: “Bir özeleştiri yapmak istiyorum. 83’de partiye katıldım. Darbe mağduru olmuş bir partiye… Hep sorunlar yaşandı. Sorunlar içe dönük mücadeleye dönüştü. Sorunları toplumsal mücadeleye dönüştüremedik. İç iktidar mücadelesine daldık. Son 20- 25 yıl süreci iyi kullanamadık. Bize baskılar ve kendi hatalarımız ile geriledik. Ama artık önümüzde yeni bir süreç var. Herkes yeni bir CHP görecek. Yani içe dönük değil, 30 yıllık alışkanlıklarından kurtulan bir CHP. Benim arkadaşımı yenmem beni tatmin etmez. Onun karşısında iktidar olmam anlam taşımaz. Bizim genel anlayışımız iktidar ile mücadele olacak ve hedefimiz iktidar olacak” dedi.

Bu anayasa ile yola devam edilemez

Devam eden Anayasa çalışmalarına da değinen Tekin, “Genel seçim öncesi siyasi partilerin temel iddiası cuntacıların dayattığı uygulamayı değiştirmektir. Ve tarihi gün geldi. Tüm siyasi partilerde bu anayasa ile yola devam edilemeyeceğini görüyor. Anayasa çalışmaları polemiklerine kurban edilmemelidir. Halkımız yeni ve özgürlükçü anayasayı hak ediyor. Yurttaşların tüm kaygılarını gideren, baskıları ortadan kaldıran, özgürlükçü, hepimizin nefes alabileceği bir anayasaya ihtiyacımız var. Hepimizin sorunlarına ilaç olacak bir anayasa yapılmalıdır. Kimse bundan kaçmamalıdır. Kim kaçarsa yarın tarihi sorumluluk altında kalır. Halk da umut ediyorum hesabını sorar” dedi.

Çetelerin üzerine sonuna kadar gidilmeli

CHP’li Hurşit Güneş’in, “Silivri’ye gitmediğimiz gün bu parti düzelecek” sözlerini değerlendiren Tekin, “Çeteler, faili meçhul cinayetler, gayri meşru işlerle uğraşanlar ve darbecilerin üzerine sonuna kadar gidilmeli, Türkiye bu kirlilikten kurtulmalıdır. Buna kimsenin itirazı yok. Bu olayların en mağduru olan siyasi hareketiz. Bunun adı Silivri yada başka bir şey. Evrensel hukuk olsa kimse Silivri ile ilgilenmez. Yargı müdahaleleri ortadan kalksa gündemden düşer. Önce hukuku düzeltmeliyiz. Bu düzelirse sorun kalmaz. Tartışmalar sona erer. Yarından itibaren evrensel hukuki hayata geçirelim. Gerekli düzenlemeleri el birliği ile yapalım. AKP bundan korkmasın” şeklinde konuştu.

Akpınar sakinlerine söz verdi

Ankara Çankaya Akpınar Heyelan Bölgesi’nde mağdur olan vatandaşların sorununu çözmek için programda söz veren Tekin, “Ortada ciddi bir sorun var. Sıkıntı sürüyor. Kargaşalı bir durum var. Yarından itibaren Belediye Başkanımız ile konuyu görüşüp sorunu çözmek için elimden geleni yapacağım. Orada bir sorun var ve çözmek zorundayız.

Bunu tartışmamız bile doğru değil. Vatandaşın sorunu var. İster Çankaya Belediye Başkanı olsun ister Büyükşehir Belediyesi olsun. Görev vatandaşın sorununu çözmektir. Yarından itibaren ben de konu ile yakından ilgileneceğim” dedi.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: