Etiket arşivi: cia

SİNAN MEYDAN : SİZ DE UYUYANLARDAN MISINIZ? “Dünyayı Kimler Yönetiyor? /// CC : @SMEYDAN


CIA, FORD, ROCKEFELLER ve TAVİSTOCK (SİNAN MEYDAN)

CIA’nın yaklaşık 50 yıldır uyguladığı en etkili toplumsal kontrol yöntemlerinden biri kamuoyunu değişik yapay uyarıcılarla ve şişme gündemlerle uyutmaktır.

CIA, bu uyutma projesi için "insan hakları" ve "yardım kuruluşlarına" gizli fonlar aktarmıştır. "Eski Bir CIA yetkilisi, etkin ve prestijli vakıfların CIA’ya fon aktararak gençlik grupları, işçi sendiklaları, üniversiteler, yayınevleri vb kuruluşlara sayısız gizli operasyonlar düzenlettiğini, bunlara 1950’lerden itibaren ‘İnsan Hakları Gruplarının ilave edildiğini açıklamıştır. " (Erol Bilbilik, İşgal Örgütleri, CIA, NATO, AB, 2.bs, Asya Şafak Yay, İst, 2008, s.9)

CIA, kontrol etmek istediği ülkelerde operyasyon yapabilmek için Soğuk Savaş döneminin en önemli emperyalist kültürel projelerinden Ford Vakfı’nı ve Tavistock İnsan İlişkileri Enstitüsü’nü kurmuştur.

Ford Vakfı, ABD ve CIA’nın Avrupa’daki bütün gizli operasyonlarında görev almıştır. Vakfın temel amacı antiemperyalist ve ulusal sol hareketleri etkisiz kılmaktır. Guatemala’da Demokrat Arbenz ve İran’da Musatlık hükümetinim deviren, Küba, Dominik Cumhuriyeti ve Nikaragua’da açık insan hakları ihlalleri gerçekleştiren CIA’nın Ford Vakfı’dır.

CIA, toplum mühendisliğine soyunarak dünyayı ABD istekleri doğrultuusnda biçimlendirmek amacıyla ise Tavıstock İnsan İlişkileri Enstitüsü’nü kurmuştur. Enstitü, 1921’de Londra’da kurulmuştur. I ve II. Dünya Savaşı yıllarında Psikolojik Savaş Örgütü olarak çalışan Tavıstock Grubu, Rocefeller Vakfı’nın yaptığı büyük bağışlarla 1946 yılında görev alanını genişleterek yeniden yapılandırılmıştır. Rocefeller, Tavistock’a daha geniş çaplı psikolojik savaş araştırmaları yapma ve uygulama görevleri vermiştir. (Age, s.17).

Tavistock Enstitüsü’nün ilham kaynağı ünlü psikanalist Sigmond Freud’un "İNSAN DAVRANIŞLARININ KONTROLU" konusundaki araştırmaları olmuştur.Enstitü, insan davranışlarını kontrol ederek, toplumları ABD çıkarları amacıyla biçimlendirmek amacıyla kurulmuştur.

Tavistock, KİTLESEL BEYİN YIKAMA TEKNİKLERİNİ ilk defa Kore Savaşı’nda denemiştir.

"Geliştirilen, kalabalıkların kontrol metotları gizli ve halkın tepkisini çekmeyecek şekilde ABD halkı üzerinde denenmiş ve onların psikoljik tavırları tespit edilmiştir." (Age, s.18). Örneğin, 1933’de Tavistock Direktörlüğü’ne getirilen Alman Mülteci Kurt Lewin, ajanlarını düşmanalar arasına sızdırarak Harward Ünversitesi’nde geliştirilen propaganda ve beyin yıkama kampanyaları ile Amerikan halkını ABD’nin Almanya’ya karşı savaşa girmesi için hazırlamaya çalışmıştır. (Age, s.18).

Tüm CIA Programları TAVİSTOCK’un rehberliğinde oluşturulmuştur.

Roosevelt ve Churchill’in hava saldırılarının tümü Tavistock laburatuvarlarında kitlesel terörden elde edilen deneyimlere göre gerçekleştirilmiştir. (Age, s.18).

TAVİSTOCK’un önecelikli hedefi "halkın psikolojik gücünü kırmaktır." Bu amaçla Dünya Düzeni Diktatörlerine muhalefeti engellemek, aile bağını zayıflatarak, aile, din, onur, milliyetçilik ve seksüel davranışları çökertmek için teknikler geliştirmek Tavistock bilim adamlarınca yıllarca üzerinde çalışılan konulardır. (Age, s.18).

Tavistock Programları, kontrol edilecek toplumdaki "kişilerin kimlik ve ırksal mensubiyetlerinin çökertilmesine göre dizayn edilmiştir." (Age, s.19).

Tavistock stratejilerinden biri de "uyuştucu haplar" kullanılması ve "sesksüel davranışların çarpıtılmasıdır". Bu amaçla 1960’ların LSD aykırı kültürü ve öğrenci devrimi için CIA 25 milyon dolar para harcamıştır.(Age, s.19).

Bugün Tavistock, ABD’deki vakıflar ağını 6 milyar dolarlık bir bütçe ile faaliyette bulundurmaktadır. ABD’nin dünya düzeni üzerindeki kontrolünü artırmaya yönelik programlar üreten 10 büyük vakıf ve bu fakıflara bağlı olan 400 kuruluş, 3000 araştırma ve düşünce kuruluşu, Tavistock’un doğrudan kontrolu altındadır.(Age, s.20)

Tavistock Enstitisü ile kol kola çalışan Rockefeller Vakfı, aklınıza hayalinize gelmeyecek projelerle dünyayı kontrol etmenin hesaplarını yapmaktadır. Örneğin, Vakıf, dünya tarımını kopntrol etmek için projeler geliştirmiş ve uygulamıştır. Vakfın Direktörü Kenneth Wernimont bu projeleri Meksika ve Güney Amerika’da uygulamıştır. Programın hedefinde bağımsız çiftçiler vardır. Çiftçilerin yok edilmesi, bağımlı hale getirilmesi, üretimin bitirilmesi anlamına gelmektedir. Bu şekilde dünya ABD’ye muhtaç hale getirilmek istenmektedir.(Age,s.21).

Tavistock’un en önemli programlarından biri BEYİN YIKAMA TEKNİKLERİ’dir.Tavistock Enstitiüsü, sürekli ve kitlesel Beyin Yıkama yapmaktadır. İnsanların gerilim, korku ve endişe seli karşısında bırakılarak beyinlerinin sinirsel durumlarının değiştirilmesi amaçlanmaktadır.Nitekim Tavistock’un çalışmalarıyla, Küba Füze Krizi, bibiri peşi sıra dünyanın değişik yerlerinde siyasi liderlerin öldürülmesi, ve tvlerde hergün defalarca yayınlanan kanlı ve vahşi Vietnam Savaşı görüntüleri ile sarsılan ve bunalan 1960’lar Amerikan ve dünya gençliği zihinlerini sürekli meşgul eden milliyetçilik, sosyal sorumluluk, kamu yararı, etik değerler dünyasından uzaklaştırılarak, bireyselliği öne çıkaran Rocak müzik, uyuşturucular, holiganizm ve çarpık seks dünyasında teselli bulur hale getirilmiştir.

Özetle, CIA; Tavistock Enstitüsü, Ford Vakfı, Rokefeller Vakfı gibi kuruluışlarla hedef toplumları MIŞIL MIŞIL UYUTMUŞTUR.

NASIL UYUTULUYORUZ?

Uyutulucak toplum, öncelikle CIA uzmanlarınca siyasi, sosyal, kültürel ve psikolojik incelemelere tabi tutulur, daha sonra elde edilen veriler doğrultusunda o topluma uygun bir "uyutma paketi" hazırlanır ve bu uyutma paketi söz konusu toplumu istenilen yönde biçimlendirmek için yavaş yavaş uygulamaya konulur….

Uyutma paketi uygulamaya konulurken de çok dikkatli hareket edilir, söz konusu toplumdaki en güzide kişiler ve kurumlar seçilerek devreye sokulur… Zaman zaman bu kişi ve kurumlar bile "neye ve kime" hizmet ettiklerinden habersiz ABD ve CIA’nın gönüllü neferleri olarak toplumun uyutulması projeseinde yer alırlar. Uyutma Paketi daha çok medya iletişim araçlarıyla uygulanmaktadır.

Dr. Emery, Tavistock Enstitüsü’nün projeleri doğrultusunda toplumsal UYUTMANIN üç sahfada gereçekleştiğini belirtmiştir:

1. Sahfa: Moral değerlerini yitirme (Demoralisation)

2. Safha: Zihni Bölünme (Segmentation) Bu sahfada birey, zihninde yerleşik olan ulus devlet görüşünden kopar ve cemaat görüşüne geçer.

3. Sahfa: Zihni Ayrışma (Disassocation) Bu safhada birey, fantezilerle, gerçekleri birbirine karıştırıp bir anlamda "robatlaşmış bir birey" haline gelir. (Dr. Emery, "Gelecek 30 Yıl Konsept, Metot ve Antipati", Tavistock Magazine (Human Relations), ABD, 1967.)

TAVİSTOCK’UN TÜRKİYE’DEKİ AKTÖRLERİ

CIA’nın, Tavistock Enstitüsü aracılığıyla "uyutma paketi" uyguladığı ülkelerden biri de 1946’dan beri ABD’nin stratejik ortağı olan Türkiye Cumhuriyeti’dir… Türkiye Paketi, 1946’da hazırlanmış, 1950’lerden sonra ilk uygulamaları yapılmış, 1980’lerden itibaren ise uygulanmaya başlamıştır. Özal dönemi uyutma paketinin en iyi uygulandığı dönemlerden biridir. Nitekim o dönemde kurulan ilk özel tv’inin adının Magic Box star 1 (Sihir/büyü kutusu) olması çok manidardır!

Türkiye’deki "uyutma paketinin" belli başlı aktörleri şunlardır:

1. KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARI: Bunlar bazı İnternet siteleri, bazı gazeteler, bazı radyolar ve özellikle de bazı Tv’lerdır. Ülkemizde 1990’lardan sonra büyük bir hızla artan kitle iletişim araçlarının önemli bir kısmı malesef hep CIA’nın Tavistock Enstitüsü’nün etkisi altında olmuştur. İnternet sitelerinden yerel gazetelere ve radyolara kadar her yere el kol uzatan Tavistock son zamanlarda Türkiye’de özellikle tv’leri ve gazeteleri kontrol etmek istemiş ve bunda da büyük oranda başarılı olmuştur. Bugün Türkiye’de TAVİSTOCK ENSTİTÜSÜ’nün BEYİN YIKAMA PROJESİ doğrultusunda yayın yapan çok sayıda büyük tv kanalı ve gazete vardır.Bu kitle iletişim araçları daha çok "dolaylı" yoldan Tavistoc’a hizmet etmektedirler. Öyle ki birçoğu ona hizmet ettiğini bilmememektedir. Daha çok reklam, daha çok tüketim, daha çok seks, daha çok eğlence, daha çok para, daha çok şehret…daha çok… daha çok… diyerek ortaya konan yayın ilkeleri (ilkesizlikleri) Tavistock’a yaramaktadır. Ayrıca bilerek isteyerek TAVİSTOCK’un kölesi olanlar da yok değildir! Hatta TAVİSTOCK, Türkiye’deki "sınırsız özelleştirme" furyasından yararlanarak kendi tv kanalını (kanallarını) kurmuş bile olabilir!!!

a) Zaman Tüketen, Yalnızlaştıran ve Tüketim Toplumu Yaratan Programlar: Bu programlar CIA’nın ve TIVİSTOCK’un aslında bütün "Turunucu Devrimler" yaşanan ülkelerde gösterime sokulmasını sağladığı PRİME TİME TV PROGRAMLARDIR. Bu programların özelliği, toplumun büyük bir kesimini aynı anda tv başına kilitlemesi ve bu büyük kitlenin adeta beynini ykamasıdır… Bu programlarda üç temel amaç güdlür. 1. Kamuoyunu anlık zevklerle uyuşturarak asıl sıcak gündemi unutturmak, 2. Akıl, bilim, çalışma gibi değerlerin yerine, şans, kadar, huarafeyi yerleştirmek; 3. Kapitalist ekonomiyi beslemek ve ayakta tutmak için sürekli tüketimi teşvik etmek… Ülkemizde bu amaçlara yönelik belli başlı programların hangileri olduğunu kolayca bulabilirsiniz. (Lütfen Türkiye’deki tv’lerin tamamını bu çerçevede değerlendiriniz, bakalım hangileri uyutma porejesinin birer parçası, hangileri değil!)

2. CEMAATÇİLİK: Atatürk, 20 yüzyılın başında gerçekleştirdiği "ulusal ve çağdaş" devrimle "tekke" ve "tarikatları" ve onların beslediği "cemaat kültürünü" ortadan kaldırmış, insanları Padişahın kulları olmaktan kurtarıp, "özgür bireyler" haline getirmiştir. Ancak 1950’lerden beri yaşanan ABD destekli KARŞI DEVRİM sürecinde Türk insanı yeniden BİRİLERİNİN KULU OLMAYA zorlanmıştır. Hatta zamanla insanlar "kul olmak için" cana atar olmuştur. Cemaatçilik; mezhepler, tarikatlar ve bunlar arasındaki ayrılıkların canlı tutulması Tavistock’un temel politikalarından biridir. İşte bu nokta da Türkiye’de yeniden tekkeler, tarikatlar ve CEMAAT KÜLTÜRÜ’nün önü açılmıştır. CIA, dinsel kaynaklı kişi otoritesine dayanan Cemaatçiliği, SİVİL TOPLUM adı altında, DEMOKRASİ adı altında topluma yaymaya çalışmaktadır… ABD’nin Türkiye’yi biçimlendirmede cemaatlere ne kadar büyük bir önem verdiğini ABD de ikamet eden FETHULLAH GÜLEN’e verilen destekten anlamak mümkündür… Burada amaç "özgür" akılla düşünen bireylerden, "bağımlı", sürüler (reaya) yaratmaktır. Çünkü "bağımlı sürüleri" gütmek (yönelendirmek) çok daha kolaydır.

3. EMPERYALİZME UYGUN MÜFREDAT ve SINAV BUNALIMI: ABD ve CIA’nın "uyutma paketinde" potansiyel tehlike olarak görülen gençlerin takip edilmesi, ABD çıkarlarına uygun olarak beyinlerinin formatlanması ve gerekirse "kıpırdayamaz" hale getirilmesi çok önemlidir. Bu çerçevede ABD ve CIA, 1949’dan beri Türkiye’de faaliyette bulunarak Türk gençlerini ABD çıkarlarına hizmet edecek biçimde eğitmek ve gerekirse hareketsiz kılmak için yoğun çaba harcamıştır. Öncelikle Türk Milli Eğitim Bakanlığı ABD’li uzamanların kontrolüne geçmiş ve Türk gençlerine "ulusal bilinç aşılayan" Atatürk’ün tarih kitapları kaldırılmıştır. Türkiye’deki müfredatı belirlemek ve ders kitaplarının içeriklerini saptamak için 4’ü Türk, 4’ü Amerikalı uzamandan oluşan "Fulbrayt Komisyonu" kurulmuştur. Atatürk’ün hazırlattığı (4 cilt) tarih kitaplarını, (ki bu kitaplar Türklerin uygarlık tarihine yaptıkları hizmetlerden söz eder) yerli işbirlikçilere kaldırtıp, onların yerine ABD çıkarlarına hizmet edecek tarih kitaplarını (ki bu kitaplar Türklerin sadece savaşçılıklarını anlatır) koyduran bu kuruldur.

Daha sonra yine MEB’deki ABD’li uzmanlarının önerileri ve istekleri doğrultusunda Türk gençlerini hareketsiz kılacak bir SINAV SİSTEMİ uygulamaya konulmuştur. 1960’larda ÜSS, 12 Eylül’de ÖSS ve ÖYS, 2000’lerde LYS ve SBS olarak adlandırılan Orta Öğretim ve Üniveriste Giriş Sınavları Türk gençlerini en verimli çağlarında TEST BUDALASI haline getirmiş, gelecek ve iş kaygısıyla üniversite kapılarına yığılan gençlik, siyasi, sosyal ve kültürel konulara kafa yormak yerine daha ilk okuldan itibaren ezbere dayalı ve sonuca endeksli TEST TEKNİĞİ ile adeta düşünmeyen, üretmeyen, anlamayan, analiz edemeyen "a politik" bir genç kuşak halini almıştır. Günümüzde CIA’nın Türkiye’den sorumlu uzmanları bu a politik kuşaktaki kısmı kıpırtılardan rahatsız olmuş olmalı ki, Türkiye’de, ilk öğretimden Üniveriste sonrasına kadar bir dizi yeni sınav uygulanması gündeme getirilmiştir. Son olarak üniveriste mezunu, üretmeye ve düşünmeye hazır genç kuşağı da "etkisiz" ve "edilgen" hale getirmek için KPSS icad edilmiştir. Türkiye’de Karşı Devrimin tarihiyle, test tekniğine dayanan sınav sisteminin neredeyse yaşıt olması sadece bir tesadüf değildir anlayacağınız!

4. FUTBOL VE YAN ÜRÜNLERİ: Futbol yaklaşık 150 yıllık bir spor… İngilizlerin keşfettiği bu ilginç oyun, uzun yıllar boyunca dikkatörlerin toplumu uyutmak için kullandıkları bir araç olarak politik bir işlev gördü… İspanya Diktatörü Franco, "Yüzbin kişilik bir uyku tulumu yapın" dediğinde Bernabeu Satadı inşa edilmişti. Latin Amerika ülkelerinden Arjantin’de Videla ve Portekiz de Diktatör Salazar da aynı taktiği uygulayınca tüm dünya da 3f’den söz edilmeye başlanmıştır. Futbol, fiesta ve fado… Özetle futbol, uzun yıllar boyunca demokrasi geleneği oturmamış ülkelerde diktatörlerin oyuncağı olmuş, dikkatörler, futbolla toplumu uyutarak uzun yıllar ayakta kalmayı başarabilmişlerdir.

Avrupa ülkelerinin "tam demokratikleşmelerinin" ardından futbol Avrupa’da kısmen politik işlevini yitirmiş (kısmen diyoruz çünkü, hala Avrupa da bazı büyük kuluplerin başkanları aynı zamanda başbakandırlar) sportif boyutu ön plana çıkmıştır. Ama Latin Amerika ve Türkiye gibi "gelişmekte olan ülkelerde" futbol hala çok önemli bir uyutma aracıdır. Ve bu gerçeğin farkında olan ABD ve CIA bu durumdan alabildiğince yararlanmaktadır… ABD’nin uyutma paketi çerçevesinde futbol hiç bir zaman sadece futbol değildir. Futbol gazeteleri, futbol tvleri, futbol internet siteleri ile futbol, aynı zamanda Diktatör Franco’nun dediği gibi , "Büyük Bir Uyku Tulumudur"… Tv’lerdeki saatlerce süren anlamsız futbol programlarını düşünün!!!

5. TARIMI ve HAYVANCILIĞI BİTİRMEK: İnsanlık tarihinin dönüm noktası "Tarım Devrimi" dir. İnsanoğlu avcılık ve toplayıcılıktan buğdayı evcilleştirip Tarım Devrimi ile yerleşik hayata geçerek kurtulmuştur. Böylece insanoğlu üretmiş, özel mülkiyeti keşfetmiş, evler yapmış, hayvanları evcilleştirmiş, köyler, şehirler, devletler kurmuş, toplumsal kuralları belirlemiş, ticaret yapmış, temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra sanat, bilim kültür alanlarında ilerlemeye başlamıştır. İnsanlık tarihinin en büyük "hareklendiricisi" Tarım Devrimi’dir. Dolyısıyla insanları, toplumları ve devletleri kontrol etmenin en kolay yolu da tarımsal etkinlikleri bitirmektir. Tarımın bitirilmesi, biraz önce anlattığımız "tarih çarkının" adeta tersine çevrilmesidir.

Tarımın bitirilmesi beraberinde hayvancılığın ölmesine yol açacak, tahıl üretmeyen bir toplum, üreten toplumlara muhtaç olacak ve eninde sonunda açlığın pençesinde "esir" olacaktır. Günümüzün Yeni Dünya Düzeni’nde "tohum üretimi", "tohum ıslahı" ve "tohum kontrolü" ve GDO bunun için çok önemlidir. ABD ve ABD işbirlikçisi İSRAİL’İN bu konulara çok önem vermelerinin alemet-i farikası buradadır. Türkiye’de Atatürk’ün "Köylü milletin efendisidir…" diyerek ve Aşar Vergisi’ni kaldırıp İskan Kanunu’nu yaparak hayata geçirmek istediği "Toprak Reformu" ve tarım konusundaki devrimci adımları bu bakımdan çok önemlidir. Nitekim, Atatürk’ün sağlığında 10 milyon dekara yakın toprak, topraksız çiftçiye dağıtılmıştır. (Bkz. Sinan Meydan, AKL-I KEMAL, "Atatürk’ün Akıllı Projeleri, " C.2, İstanbul, 2012).

Türkiye yakın zamanlara kadar tarımsal üretim açısından dünyada kendi kendine yetebilen az sayıdaki ülkeden biriyken, bu gün ABD ve yerli işbirlikçilerinin çabalarıyla, Türkiye Güney Amerika’dan Mısır, Orta Avrupa’dan Angus ithal eden bir "bağımlı ülke" haline gelmiştir. Uyutma paketi çerçevesinde "tarım" ve "köycülük" gericilik olarak adlandırılır; insanların bu konularla uğraşmaması için gereken her şey yapılır. Hükümetlerin tarım politikaları kontrol edilerek, tarımı özendirecek adımlar engellenir. Çiftçi, muhtaç duruma düşürülür ve sonunda çiftçi/köylü, toprağını, köyünü, çiftini bırakarak büyük kentlere göç eder…. Bu aslında sonun başlangıcıdır…. Tarih çarkı geri çevrilmiş, o toplum yeniden en başa dönmüş, yaşamsal üretim etkinliğini terk ederek yeniden bir anlamda aycı ve toplayıcı olmuştur. Lütfen, büyük kentlere gelip yaşam savaşı veren köylü/çiftçi/kırsal insanını düşünün!!!

6. SANAL RAKAMLAR: ABD ve CIA, uyutma paketi çerçevesinde, Kredi derecelendirme kuruluşlarıyla ekonomileri istediği gibi yönlendirir. Somut verilerden, reel ekonomiden çok, rakamlara ve sanal ekonomiye önem verir. Borsa denilen "yalan dünyayı" parlatır. Gayri Safi Milli Hasıla, Enflasyon Oranları, Kalkınmışlık Düzeyi gibi kavramlarla toplumu uyutur. "Enflasyon rakamları tek haneye indi.", "Büyüme oranı arttı…", "Borsa tavan yaptı…" biçimindeki açıklamalar, İşsizliğin yüzde 20’lere yaklaştığı, insanların açlık sınırında yaşadığı bir ülkede hiçbir anlam ifade etmese de "uyutma paketini" hazırlayanların yarattıkları sanal dünya, insanları öylesine kuşatmıştır ki, cebinde beş parası olmayan insanlar bile neredeyse bütün tv’lerin alt yazı olarak akıttıkları Borsa rakamlarını takip etmekten kendilerini alamazlar; cebinde beş parası olmayan insanlar, cüzdanlarındaki, asgari ödemesi bile yapılmamış kredi kartlarına güvenerek alış veriş merkezlerinin yolunu tutmaktan kendilerini alamazlar!…. Çünkü "uyutma paketi" bu insanları çoktan etkisi altına almıştır….

Yoksa siz de CIA’ ve TAVİSTOCK’un uyuttuklarından mısınız? Uyanın artık!

Sinan MEYDAN

MOSSAD-CIA kapışması /// CC : @takvimhabercom


ERGÜN DİLER

Uzun zamandır Avrupa’da görev yapan yakın bir dostum önceki gün İstanbul’a geldi.

Döndüğünü haber alsam da "daha sonra ararım" diye düşündüm. Dün gazeteye geçerken telefonuma bir SMS düştü.

Çantanın içindeki telefonu çıkarıp baktım. Mesajı gönderen kayıtlı bir numara değildi. Zorlanarak da olsa okuduğum SMS’te "Boş dönmedim.

Çok güzel kahve getirdim. Her şey aynı sadece numaram yeni…" yazıyordu. Sevinçle gittim. Sarılıp oturduk. Kendi eliyle kahve yaptı.

Gerçekten son zamanlarda içtiğim en güzel kahveydi. Çok konuştuk.

Londra’dan, Washington’a kadar ne varsa konuştuk. Daha doğrusu ben sordum o cevapladı. Bazı konularda ayrı düşsek de çok önemli ve bilinmeyen noktaları işaret etti. İşte uzun görüşmenin kısa özeti…

-Avrupa’da uzun zaman kaldın. Neler oluyor?

Dünya yeniden kuruluyor. Herkes yerini almaya çalışıyor.

-Şablon bir tanım oldu sanki…

Evet ama gerçek böyle. Yapılacak bir şey yok. Karar verildi. Her ülke üzerine düşeni yapacak.

-Karar verenler neye KARAR verdi?

Senin de sık sık yazdığın gibi Avrupa ve ABD arasında büyük çekişme var. ABD’nin bir kanadı da Avrupa’nın yanında. Daha açık söylemek gerekirse Londra, Paris,

Berlin ve ABD’deki Musevi patronlar, Obama, Putin ve Erdoğan arasındaki ittifaktan rahatsız.

-Neden? Ölüm kalım maçı da ondan. Türkiye tam ortada, BÜYÜK DENGENİN TAM ORTASINDA. Hani ortaokulda öğretmenlerimiz "Türkiye stratejik bir öneme sahiptir" derdi ya! İşte tam bu durumu yaşıyoruz. Obama, Türkiye olmadan Londra merkezli BEYİN ile mücadele edemeyeceğini biliyor. Zaten Obama, vizyona konulacak filmi hayata geçirsin diye ikinci kez seçildi. ABD tarihinin Müslümanlar’a en yakın ismi.

-Ne istiyor karar verenler?

Ortadoğu’da çok güçlü bir ülkenin bütün bölgeyi kontrol etmesini.

-Bu Türkiye mi?

Başkasının olma ihtimali yok. Bu formül aynı zamanda bazı ülkelerin Türkiye’ye olan düşmanlığını iyice artırıyor. Çünkü uzun yıllardır kurdukları OYUN bitecek.

-Açar mısın biraz?

Türkiye RESMİ İDEOLOJİ ile bölgeden uzaklaştırıldı. Şimdi yeni kurulan RESMİ İDEOLOJİ ile bölgeye iniyor. Müslümanlar’ı birleştirmek için. Hem onları koruyacak hem de petrol ve gazdan pay alıp zenginleşecek. İşte bu formül Avrupa’yı frenlerken ABD ve RUSYA’nın dünyanın diğer yerlerinde rahat hareket etmesini sağlayacak.

-ABD, İsrail’i bırakıp bizi mi tercih etti yani?

Evet. Çünkü mecbur. İsrail, Londra’nın ürünü. Yeni Washington "şimdi Türkiye" zamanı diyor. Yani Obama

-İnanmıyorum İsrail’le ilişkilerin koptuğuna…

Yanılmıyorsam 2010’da Dubai’de filmlere konu olabilecek bir cinayet işlendi. Otel odasında öldürülen HAMAS‘ın önemli komutanlarından Mahmud el Mabhuh’du… HAMAS yani İslami Direniş Hareketi, Mısır’daki Müslüman Kardeşler’in Filistin kanadıydı…

Mabhuh da bu yapının çok önemli bir ismiydi.

Avrupa’nın çeşitli yerlerinden yola çıkan MOSSAD ajanları Dubai’ye farklı pasaportlarla indi. 11 MOSSAD ajanının kılık kıyafeti ve dış görünüşü tamamen farklıydı.

Birbirine benzemeyen 11 kişi seçilmişti. Pasaport kontrolünden geçen ajanlar farklı araçlarla aynı otele doğru yola çıktılar.

-Ne oldu sonra?

Hedef Mabhuh’tu…

İki ajan yan odasına, diğerleri de yakın odalara yerleşti. O kat kimsenin fark edemeyeceği şekilde MOSSAD’ın yönetimine girmişti.

Önce Mabhuh’un kimlerle temasta olduğu izlendi. O çıkınca odaya girildi. Belge bulmak için saatlerce arama yapıldı. Ancak KOMUTAN dönünce işler karıştı.

-Nasıl yani? İçerideki iki ajandan güçlü ve atletik olan, elindeki iğneyi Mabhuh’un boynuna sapladı. Ölüm kaçınılmazdı.

Nereye geldik peki?

Olaydan sonra Dubai polisi cinayetin fotoromanını ilgililere verdi. Bütün hareketler, bütün konuşmalar kayıt edilmişti.

Birileri MOSSAD’a "aklınızı başına alın.

Attığınız her adımı biliyoruz" diyordu.

-Kim bu?

Elbette CIA… Ama MOSSAD geri adım atmadı.

Bundan kısa bir süre sonra İran’ı arayıp "Sizin çok aradığınız CUNDULLAH’ın lideri Abdulmelik Rigi, şu an Dubai’den havalanıp, Kırgızistan’a giden uçağın içinde" mesajı verdi. İran’ın ÖCALAN’ı olarak bilinen Rigi, 20 yıldır ABD tarafından korunuyordu!

Zaten Amerikan pasaportu taşıyordu. MOSSAD böylece rövanşı almış oldu. Anlayacağın ilişkiler iyice koptu. Baksana Şimon PERES, Putin’e sığındı. Tel Aviv yeni bir yol arıyor. Rusya, Suriye konusunda son kararını verince işler değişir.

-Moskova, galiba Ankara’ya çok güvenmiyor?

Adamlar haklı… Türkiye’nin potansiyeli ortada.

Akdeniz’den tamamen çekilmelerinin ileride ne getireceğini hesap etmeye çalışıyorlar. Bunlar normal.

Ama sonunda onlar GAZI biz de petrolü kontrol edeceğiz. Ama kritik bir süreçten geçtiğimiz de ortada…

-Nasıl yani?

Bölgede bazı ülkelerin liderleri ZEHİRLENME olayları ile karşı karşıya kaldı. Londra merkezli güç Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamıyor. Bunun için 2003’te

ABD’deki bir kanatla DARBEYE soyundular.

-Balyoz mu?

Evet… Avrupa tamamen işin içindeydi. İçerideki birliği parçalama gayretindeler. Türkiye karışırsa ne ABD ne Rusya kafasındaki planı hayata geçiremez.

-Merak ediyorum KÜRTLER ne olacak?

Ya Türkiye alıp büyüyecek ya da onlara yeni patron bulunacak. Londra "Türkiye Kürtler’i bırakıp AB’ye gelsin. Çünkü Kürtler AB çıtasını aşağı çeker" diyor. ABD ise "Türkler, kardeş Kürtler’i kucaklasın" ilkesinden hareket ediyor. İngilizler Irak petrolünü, büyük şirketlerle avucuna alırken, Türkiye’nin bölünmesini istiyor.

ABD ise "Rakibim olan Avrupa’yı Türkler’in kontrol ettiği petrolle dizginlerim" fikrinde…

Mücadele büyük. Bugünden yarına sonucu görmeyi bekleme. Tarih hemen bir günde yazılmaz çünkü.

-Şemdin Sakık konuştu, neden?

Ergenekon içinde değişik isimler var. Mesela önemli bir isim aslında FRANSIZLAR‘a çalışıyor. Onların ağzıyla konuşuyor. Hatta bir gün KÜRTLERLE konuşurken önemli bir isim "Yahu siz Türk gibi konuşuyorsunuz. Ama o Kürt gibi konuşmakta ısrar ediyor. Bu yüzden sizi tanıyoruz. Ama onun kim olduğunu bir türlü çözemiyoruz" demişti…

Ama unutma, bu operasyonlarda elma ile armut karıştırıldı. İstenmeyen bazı operasyonlar yapıldı… Bu yüzden SAKIK‘ın dediklerine bakılmalı. Kimi işaret ediyor acaba…

-Kimi yahu?

Bilemiyorum. Ama izlemekte fayda var…

Yakında ilginç sürprizler görürüz diye düşünüyorum…

Türkiye Ajan Cenneti


Iğdır’da yakalanan İran Ajanlarını hatırlarsınız, peki ya diğer ülkelerin ajanları ? CIA ajanları mesela ? Mossad ? Bunları kim ne zaman yakalayacak ?

Türkiye ajan cenneti bir ülke, doğusundan batısına kadar her bölgesi ajan kaynıyor.

Batı kanadımızı Yunan Ajanları çok sever mesela, sık sık Yunan Ajanları tarafından Ege Bölgemizde orman yangınları çıkartılır.

Kıbrıs’ta da Yunanlı Ajanlar İsrail ajanlarıyla birlikte cirit atarlar. Ve Kıbrıs Rumlarının hamiliğini ajanlar kanalıyla Yunanlılar yaparlar.

Doğu ve Güneydoğu’yu Mossad ve CIA kimseciklere vermez, yine aynı bölgede İngiliz ajanları aktiftirler.

Ve Alman Dostluk (!) dernekleri buralara para akıtırlar, ve bu paralar genelde Pkk’nın eline geçer.

Bu bölgede yoğun bir biçimde Zerdüştlük faaliyetleri yürütülür, maksat Kürtleri İslam’dan uzaklaştırmaktır, ama terör uluslar arası boyut kazanıp yakayı ele verince ‘anlık istihbarat’ yalanlarıyla işler yürür gider, bizlerde seviniriz, avunuruz, gaza geliriz.

İç Anadolu bölgemizi özellikle Kapadokya Bölgesi’ni Vatikan destekli Misyoner ajanlar sarmıştır, elinizi bile dokunamazsınız çünkü ya turisttirler, ya da bölgede turizmle uğraşırlar.

İstanbul tüm ajanların uğrak yeridir, çok severler İstanbul’u.

Ruslar burada Eski Çeçen direnişçileri sokak ortasında öldürür, olayın üstü kapatılır gider.

Eğer Ruslar İstanbul’da Çeçen direnişçileri sokak ortasında öldürüyorsa iki sonuç çıkar ortaya;

1: Ya Mit bu durumdan habersizdir.

2: Ya da Mit ile anlaşılıp öldürülmüşlerdir.Yani izin verilmiştir.

Sizin anlayacağınız doğusundan batısına kadar her tarafı ajanlarla çevrili bir ülkeyiz biz. Şimdi attığımız adımları izliyorlar, önceleri attığımız adımlara karar verirlerdi, ama hala tam bağımsız olabilmiş değilizdir istihbarat anlamında. Zamana ihtiyacımız var.

Çünkü hala devletin mahrem koridorlarında altı köşeli yıldız’a hizmet eden adamlar var.

Ergenekon operasyonlarından rahatsız olan odaklar var devlet içinde.

Sizin anlayacağınız ülkemizde ajanlar cirit atıyor, örtülü operasyonlar yapıyor, eskisi gibi olmasa da hala mevcutlar. Aktifler.

Mesela Oslo görüşmelerinin medyaya sızmasında kesinlikle içerden dışarıya bilgi aktarımı vardır.

Örnekler çoğaltılabilir bu konuda, ama bilmemiz gereken şu ki ciddi bir yol ayrımındayız.

Ve gelelim asıl kafamızı karıştıran konuya;

Geçtiğimiz günlerde Iğdır’da İran Ajanları yakalanmıştı, bu ajanların Pkk için bilgi topladığı vs bir sürü detay haber ajanslara düştü.

Sormak istediğimiz asıl soru da şu;

Ülkemizde o kadar çok ülkenin ajanı varken, neden sadece İran Ajanlarını yakalayabiliyoruz ?

Veya neden diğer ülke ajanlarını yakalayamıyoruz ?

Tekrar soruyorum İKK dairesi (İstihbarata karşı koyma) ne iş yapıyor ?

Bunca yıldır ülkemizde at koşturan ajanları kim, ne zaman durduracak ?

Türkçe konuşan ülkelerde büyük bir istihbarat örgütü kurulduğu, başına eski Müsteşar Emre Taner’in getirildiği haberine sevinirken, dünyada Türk Ajanlarının etkisinin artacağını düşünüp sevinirken, birileri artık şu ülke içindeki ajanları paketleyip geldikleri yere göndersin, birileri artık işlerin iyiye gideceğini uygulamalı olarak göstersin..

Hem de hemen..

Tunar Çalışkan – Haber Molası

tunar

ERGENEKON OPERASYONUNDA CIA’NİN ROLÜ /// CC : @ulusalkanalTV @ulusalkanal


Sayın Yetkili;

Ek’te bulunan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne arz ettiğim savunmamda CIA’nin ERGENEKON OPERASYONU’na müdahilliğine dikkat çektim.

Dikkatinize sunar, iyi günler dilerim.

Erkut ERSOY

Ergenekon Sanığı

01.06.2012 FADEM.PDF

CIA planı tıkır tıkır işletiliyor!


Düşünce kuruluşu adı altında faaliyet gösteren Ekopolitik’in elemanı Prof. Dr.Vamık Volkan’ın hazırladığı PKK açılımı raporundaki maddeler bir bir gerçekleştiriliyor.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında ülkesini savunmak yerine ABD’ye kaçan ve CIA gibi kuruluşlara da hizmet veren Volkan’ın iktidar tarafından sahiplenilen önerileri şunlar:

Raporda neler var?
Hükümet, geri adım atmamalı. CHP katkı sunacak politikalar üretmeli.

Gerçekleşti
Operasyonlar durmalı. PKK’nın dağdan indirilmesi için zemin hazırlanmalı

Görüşülüyor
Anadilde eğitim konusu tartışmaya açılmalı. Kürtçe, seçmeli ders olabilir.

Gerçekleşti
Katı devlet anlayışı son bulmalı. Yerel yönetimler güçlendirilmeli.

Gerçekleşmek üzere
Çözüm önerileri kamuoyu ile paylaşılmalı.

Gerçekleşti
Özerkliğin tartışmaya açılması

Gerçekleşti
G. Doğu’da ’Ne Mutlu Türküm’ yazılarının silinmesi “

Gerçekleşti
Okullarda andımızın kaldırılması

Görüşülüyor

Volkan’ın Gül’e sunduğu “yol haritası”na uyuluyor!

Bir yandan Cmuhrubşakanı Abdullah Gül’ün “iyi şeyler olacak” sözleriyle başlattığı açılım sürecinin yeni aşaması uygulamaya konulurken, bir yandan da terör örgütünün talepleri arasında yer alan “eyalet sistemi”nin önünü açacağı düşünülen Büyükşehir Yasa Tasarısı İçişleri Komisyonu’ndan geçirilerek Meclis Genel Kurulu’na getiriliyor. Bütün bu çalışmaların Abdullah Gül’e sunulan dosyada yer aldığını YENİÇAĞ daha önce manşetine taşımıştı.

70 maddeden oluşuyor

CIA hesabına çalıştığı bilinen Kıbrıs doğumlu Prof. Dr. Vamık Volkan, Kürt sorununun çözümü konusunda 70 maddenin yer aldığı dosyayı 2010’da Cumhurbaşkanı Gül’e sunmuştu. Dosyada, “Kürtçenin seçmeli ders olması”, “Doğu ve Güneydoğu’da dağlara yazılan ‘Ne Mutlu Türküm’ yazılarının silinmesi”, “Kürtçenin seçmeli ders olması”, “okullarda andımızın kaldırılması” ve “özerkliğin tartışmaya açılması” talepleri yer alıyordu. Düşünce kuruluşu Ekopolitik’in hazırladığı dosyada, “Kürtlerin hassasiyetleri kadar Türklerin de endişelerini ortadan kaldıran dengeli bir politika ortaya konmalı” görüşü yer almıştı. Daha önceki açıklamalarında “Öcalan sürece dâhil edilmesin, af için erken” diyen Volkan’ın, Gül’e sunduğu dosyada PKK’nın dönüşümü için siyasal ve sosyal koşulların hazırlanması vurgusu yapılıyor. İşte, dosyadaki görüşler:

Dosyada neler var

* Hükümet, açılım sürecinden kesinlikle geri adım atmamalı, cesur olmalı. Anamuhalefet partisi CHP de, bu sürece katkı sunacak politikalar üretmeli.

* PKK’nın eylemsizlik kararı doğru okunmalı, kalıcı barış için askeri operasyonlar durdurulmalı.

* PKK’nın dağdan indirilmesi için sosyal ve siyasal zemin hazırlanmalı, Türkiye koşullarına uygun gerçekçi çözümler üretilmeli.

*Anadilde eğitim konusu tartışmaya açılmalı. Kürtçe, Türkiye genelinde olmazsa bile bazı bölgelerde seçmeli ders olabilir.

* Demokratik açılım sürecinden geri adım atılmamalı. Toplumun tüm kesimlerinin süreci anlayabileceği adımlar atılmalı.

* Ortak vatan vurgusu geliştirilerek atılan adımlar kamuoyuna doğru şekilde aktarılmalı.

* Yerel yönetimler güçlendirilmeli.

* Katı devlet anlayışı son bulmalı.

* Kürt sorunu inkârla çözümlenemez. Sorunun çözümüne ilişkin somut bir strateji ortaya konmalı.

* Kürtlerin hassasiyetleri kadar Türklerin endişelerini de ortadan kaldıran dengeli bir politika izlenmeli. Bu sorunun nedenleri, çözüm önerileri kamuoyu ile açık bir şekilde paylaşılmalı.

* Doğu ve Güneydoğu’da toplumla güvenlik güçleri arasındaki tepkisel kısırdöngü kırılmalı.

* Kuzey İrlanda, IRA sorununu çözerken muhafazakâr muhalefet süreci baltalamadı, istismar etmedi. Siyasi parti liderleri bu süreçte siyasi söylemlerinde

dikkatli olmalı.

* İnsan hakları başta olmak üzere demokratik adımlar kesintiye uğramamalı

Feinstein: Senate Panel’s Probe of CIA Torture Program Concludes It Was “Far More Widespread and Systematic Than We Thought”


It could have been big news, if U.S. torture weren’t so anathema to the press corps, such that reporting upon it is considered either a fruitless and unprofitable enterprise, or among most of those who do venture into such waters, the sine qua non for such reportage must be ignorance and/or cover-up for much of what the U.S. military and intelligence agencies do.

Consider that during the recent Senate debate over the Defense Authorization Bill — the one that passed provisions on indefinite detention that drew cries of outrage from a number of law professors, and stoked fear among government opponents — Senator Dianne Feinstein, while speaking against provisions of the bill that would subject U.S. citizens to indefinite detention also made some serious points concerning the torture-interrogation amendment offered by Sen. Kelly Ayotte (R-New Hampshire). (See PDF link of her remarks – h/t Marcy Wheeler.)

Feinstein announced that the much-heralded, and much forgotten review of CIA torture undertaken by the Senate Intelligence Committee, first reported by Jason Leopold back in April 2010, is wrapping up its investigation. But her comments went unregarded and unreported, as patience for such things as fighting torture is not the strong suit of American political discourse, nor is much expected anymore from a Congress that has so clearly lost its bearings.

But, nevertheless, the announcement is not without interest, as Feinstein told her colleagues:

As chairman of the Select Committee on Intelligence, I can say that we are nearing the completion [of] a comprehensive review of the CIA’s former interrogation and detention program, and I can assure the Senate and the Nation that coercive and abusive treatment of detainees in U.S. custody was far more systematic and widespread than we thought.

Moreover, the abuse stemmed not from the isolated acts of a few bad apples but from fact that the line was blurred between what is permissible and impermissible conduct, putting U.S. personnel in an untenable position with their superiors and the law.

That is why Congress and the executive branch subsequently acted to provide our intelligence and military professionals with the clarity and guidance they need to effectively carry out their missions. And that is where the Army Field Manual comes in.

It is not surprising to hear the torture was worse than already known. After all, the purpose of secrecy and the cult of classification, so assiduously courted by the current Administration, is to hide crimes. So one can only hope the Intelligence Committee will, when the review is truly and finally complete (and let’s hope it’s not another 18 months), that its findings will be released publicly. In fact, in a decent world, it would be demanded.

Lies that facilitate torture – Case-in-point: the Army Field Manual

One reason for the lulled non-murmur over torture is the outrageous lie that Obama, after coming into office, “ended torture.” He enshrined the Army Field Manual as the supposedly humane alternative to the Bush torture regime of “enhanced interrogation techniques.” Feinstein, who certainly knows better, is an exemplary model for such myth-making — “myth” because the Army Field Manual actually uses torture of various sorts, and even though about half-a-dozen human rights and legal organizations, and a number of prominent government interrogators have said so (see this Nov. 2010 letter signed by 14 well-known interrogators to then-Secretary of Defense Robert Gates) — as her following comments on the Army Field Manual (AFM) demonstrate.

Here, Sen. Feinstein is polemicizing against the Ayotte amendment, which was ignominiously dismissed via a parliamentary maneuver, along with a few dozen other amendments, after an ostentatious Senate “colloquy” on the matter by Senators Ayotte and Lieberman (with Lindsay Graham chiming in at the very end). The amendment awaits its resurrection, seeking passage attached like an obligate parasite to another bill some months down the line. (The authorization bill is currently “in conference,” as a final version is worked out that reconciles both House and Senate versions. It is not unknown for provisions to be slipped in under such circumstances, and I wouldn’t count out yet Ayotte/Lieberman/Graham’s attempt to insert a new secret annex to the AFM, not until, like the undead, a stake is driven through its heart.)

Feinstein:

However, Senator Ayotte’s amendment would require the executive branch to adopt a classified interrogation annex to the Army Field Manual, a concept that even the Bush administration rejected outright in 2006.

Senator Ayotte argued that the United States needs secret and undisclosed interrogation measures to successfully interrogate terrorists and gain actionable intelligence. However, our intelligence, military, and law enforcement professionals, who actually interrogate terrorists as part of their jobs, universally disagree. They believe that with the Army Field Manual as it currently is written, they have the tools needed to obtain actionable intelligence from U.S. detainees.

As an example, in 2009, after an extensive review, the intelligence community unanimously asserted that it had all the guidance and tools it needed to conduct effective interrogations. The Special Task Force on Interrogations–which included representatives from the CIA, Defense Department, the Office of the Director of Intelligence, and others–concluded that “no additional or different guidance was necessary.”

Since 2009, the interagency High Value Detainee Interrogation Group has briefed the Select Committee on Intelligence numerous times. The group has repeatedly assured the committee that they have all authority they need to effectively gain actionable intelligence. As a consummate consumer of the intelligence products they produce, I agree.

Unfortunately, Sen. Feinstein is oddly correct. Between standard interrogation methods and CIA-derived interrogation techniques meant to break down a prisoner psychologically, they do really have all they “need.”

Feinstein never mentions the years-long protests about certain provisions of the AFM, many of them gathered in the document’s Appendix M, that have been found tantamount to torture — the use of drugs (so long as they don’t “induce lasting or permanent mental alteration or damage,” the harsh manipulation of fears and phobias, the elimination of wording from the previous version of the AFM that would ban stress positions, the use of isolation, sleep deprivation and sensory deprivation techniques. All of these are mingled in with a number of other basic interrogation techniques, but that doesn’t diminish the cruel irony of Feinstein’s IC-based assurance that that government interrogators “had all the guidance and tools it needed to conduct effective interrogations.” Guidance and tools, indeed.

Perhaps she could have quoted the letter to Gates, signed by Ali Soufan, Steven Kleinman, Jack Cloonan, Robert Baer, Mark Fallon, Malcolm Nance and others, which noted “the use of potentially abusive questioning tactics” in the Army Field Manual. Of course, these government interrogators softened their language (“potentially”?) and couched their opposition in terms of what hurts the national interest, versus what is wrong or illegal.

But when it comes to protecting the massive military-intelligence complex, such awkward facts as the use of cruel, inhumane, and degrading treatment of prisoners, as well as outright torture enshrined in the Army Field Manual are not worthy of note. Even the many human rights groups who opposed the Ayotte amendment all buried any past critique of the AFM or its Appendix M in their polemics against Ayotte’s “classified annex” proposal. This is not the way to win a battle!

Honoring “our values”?

Feinstein concluded:

We cannot have it both ways. Either we make clear to the world that the United States will honor our values and treat prisoners humanely or we let the world believe that we have secret interrogation methods to terrorize and torture our prisoners.

But what about interrogation methods that are not secret, Sen. Feinstein?

I don’t seriously expect her to respond. Instead I ask readers, what kind of a country is it that has torture written into its public documents, and no one raises a fuss (or practically no one)?

The failure to take on the AFM and its Appendix M abuses in a serious fashion has led in a straight line to the political pornography of watching torture debated in Congress and among Presidential candidates, as well as a surge of political effort being made in some circles to make sure all such abuse is hidden forever behind a veil of classification. This failure is directly the responsibility of the human rights groups, who have not made it clear to their constituencies and the public at large how serious the problem currently is. While most of them are on the record of opposing the abuses described above, they repeatedly have pulled their punches for political reasons (as during the recent debate on the Ayotte amendment), and as a result, they must take the hard criticism when it comes, until, or unless they turn this around.

http://www.truth-out.org/feinstein-senate-panel%27s-probe-cia-torture-program-concludes-it-was-%22far-more-widespread-and-systema

FBI’dan İstihbarat Uygulaması Siparişi /// CC : @siring @arslandidem @fatihaltayli @nevsinmengu


FBI sosyal medya ortamında halka açık bilgileri gözetleyebilecek, takip edecek, stratejik bazı anahtar kelimeleri ve söz öbeklerini tanıyacak, ayrıştıracak, analiz yapacak bir bilgisayar uygulamasının kendisine özel geliştirilmesi için resmen kendi birimi olan Stratejik Bilgi ve Operasyonlar Merkezi ‘nin(SOIC) sitesi üzerinden bilişim sektörüne talepte bulundu.

OLASI SALDIRILARA VE ACİL DURUMLARA KARŞI ÖNCEDEN HAZIRLIKLI OLMAK İÇİN

Amaç ise son zamanlarda sosyal medyada Anonymous gibi grupların yaptıkları siber saldırı olasılıklarına yönelik önceden istihbarat toplayabilmek ve yine sosyal medya üzerinden terör eylemleri gerçekleştirmek için faaliyette bulunan ve örgütlenen grupların yapacakları olası saldırılara ve acil durumlara karşı önceden hazır olmak.

UYGULAMA ESNEK OLMALI, DEĞİŞEN TEHDİTLERE KARŞI HIZLA ADAPTE OLABİLMELİ

FBI’nın projeye dair yayınladığı ilanda uygulamanın kesinlikle esnek, olması, stratejik ve taktik avantajı sürdürebilmek adına değişen tehditlere karşı hızla adapte olabilmesi şartları aranıyor ve bu uygulama talebinin FBI’ın SOIC biriminin olası vakalar karşısında uyanık olması ve stratejik karar verme işlevini geliştirmek için yaptığı söyleniyor.

Bu istihbarat faaliyetini yürütecek uygulamanın " keşif ve gözetleme görevlerinde,Ulusal Özel Güvenlik Vakaları (NSSE) operasyonlarında ve planlamasında, SOIC operasyonlarında, karşı istihbarat, terörizm ve daha fazlasında" kullanılacağı da vurgulanıyor.

HALKA AÇIK VERİLERİ DİDİKLEYEBİLECEK ANAHTAR KELİMELERİ KULLANABİLMELİ

Globalpost theAtlantic.com sitesine dayandırarak verdiği haberde, "sistemin terörizm, suç ve diğer FBI ilişkili operasyonlarda internet aracılığıyla oluşabilecek tehditlere karşı halka açık verileri didikleyebilecek anahtar kelimeleri kullanacağını" söyledi.

CIA VE SAVUNMA BAKANLIĞI GİBİ ABD’NİN FEDERAL BİRİMLERİ HALİHAZIRDA BENZER UYGULAMALARI KULLANIYOR

Aynı zamanda diğer ABD federal birimlerinin de benzer uygulamalar sahip olduğu, bu birimler arasında CIA ve savunma bakanlığı olduğu vurgulanıyor.

CIA’IN VIRGINIA EYALETİNDE YILLARDIR KULLANDIĞI SOSYAL MEDYA TAKİP MERKEZİ VAR

"CIA yıllardır Virginia’daki sosyal medya takip merkezinde bunu sürdürüyor" deniyor. ABD Savunma Bakanlığı’nın da Ağustos ayında sosyal ağ analizinde eğitimli kişilere açık çağrı yaptığının altı çiziliyor.

Habertürk

http://www.turkishny.com/technology/91-technology/78834-fbidan-istihbarat-uygulamasi-siparisi

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: