Etiket arşivi: cia

CIA ve Türklerin genetik şifreleri


Boğaziçi Üniversitesi’nde yapıldığı bildirilen bir araştırmaya göre Türkiye’nin genetik çeşitlilik haritası çıkarıldı. 2010’da başlatılan Türkiye Genom Araştırması için, 17 ilden, en az 4 kuşak aile geçmişi bulunan 17 kişinin gen haritasına bakıldı.

Konuyla ilgili olarak Hürriyet’ten Mesude Erşan’a bilgi veren Dr. Cemalettin Bekpen, “Bu bir ilk adım, pilot proje. Arkası gelecek, en az 100 bireyin genetik haritasının çıkarılması gerekir. Bu çalışmada, Türkiye’de genomik çalışmalar başladı ve ’Genomik DNA Çeşitlilik Haritası’ çıkarıldı diyebiliriz” dedi.

Ekipte Harvard, Simon Fraser ve Bilkent Üniversiteleri’nden uzmanlar da var.

***

Bu ekibin çalışması hakkında elimizde başka bir veri yok ama Amerikan üniversitelerinin uzun zamandan beri Türklerin genetik yapısı üzerinde araştırmalar yaptığını biliyoruz.

Amerika’dan gelen bazı kişilerin Doğu Karadeniz’de “bilimsel deneyler yapıyoruz, burada salgın bir hastalık var mı tespit ediyoruz” gibi sözlerle yöre halkından kan örnekleri alarak ABD’ye gönderdikleri ve bölge halkının genetik haritasını çıkarmaya çalıştıkları biliniyor.

Bu arada gen araştırmacıları, nesilden nesile kendini temizleyen genin sadece Türklerde bulunduğunu tespit etti. Diğer milletlerin genleri ise her nesil daha kötüye gidiyor. İlginçtir, Dr. Oktar Babuna için düzenlenen “ilik nakli için uygun kişi” arama temalı kampanya sırasında sadece Balkan kökenli Türklerden kan alınmıştı. Kanlar da ABD’ye gönderilmişti.

***

Kampanyanın düğmesine The Wall Street Journal gazetesinin 28 Kasım 2006 tarihli sayısında, Huge Pope basmış ve Türkiye Türklüğünün Türklük oranının yüzde 10 olduğunu iddia etmişti. Ardından Boğaziçi Üniversitesi’nde bir anket yaptırıldı. Newsweek dergisinde 28 Kasım 2008 sayısında Owen Matthews bu araştırmayı yazısında kullandı ve Türkiye’de Türk oranını yüzde 20 olarak gösterdi!

Bu uydurmalarla birlikte önce Niyazi Öktem, sonra Özdemir İnce, Ertuğrul Özkök ve İsmet Berkan, bu sözde araştırmaları doğru kabul eden yazılar yazdılar!

Benzer iddiaları ABD’de Kaliforniya Üniversitesi’nde yetişmiş İTÜ’lü profesör Timuçin Binder de Sabah gazetesinde gündeme getirdi.

Türklüğün genetik yapısı veya DNA’sı ile neden uğraşıyorlar bu kadar? Çünkü Anadolu’yu ele geçirmeye uğraşıyorlar. Bunun için uydurma verilerle, Anadolu’nun Türk vatanı olmadığını ispatlamaya çalışıyorlar.

***

Hem Anadolu’yu hem de Orta Asya’yı Avrupalılar ve Amerikalıların dünyaya yayıldığı merkezler olarak gösterme çalışmaları da var. Macit Gürbüz, Selenge Yayınları arasından çıkan “Kürtleşen Türkler” eserinde şu bilgileri veriyor: “Genetik çalışmalarından biri de 1991 yılında başlatılan ’İnsan Genom Çeşitliliği Projesi’dir. Bu konuda yer olarak Orta Asya seçilmiştir! Sonuçta Avrupa ve Amerikalıların tek bir bölgeden, Orta Asya’dan, yani Kazakistan ve bütün Türkistan’dan dünyaya dağıldığını gösteriyor.”

Aslında bu tür verileri, ağırlıklı olarak bir CIA kuruluşu olan National Geographic propaganda ediyor. Bu konularda MİT ne yapıyor bilmiyoruz!
Oysa bugün Etrüsklerin Türklüğü İtalyan üniversiteleri tarafından da ispatlanmıştır. Avrupa medeniyeti, Etrüsk temeline dayanır. Latin alfabesinde de Etrüsk alfabesi esas alınmıştır. Yani Batı medeniyetinin şifreleri Türklere aittir ama Türklerin genetik şifresini çözemediler.

“CIA ve Soros’un “Birleşik Türkiye Devleti” ne adım adım”


(SOROS’UN TESEV’İNİN HAZIRLADIĞI “YEREL VE BÖLGESEL YÖNETİM” RAPORUNU AKP YASALAŞTIRIYOR)

B A S I N A Ç I K L A M A S I

“29’u Isparta da olmak üzere Bin 591 belde belediyesi ile 16 bin 82 köyün tüzel kişiliğini sona erdiren, 29 il özel idaresinin kapatılmasını, 13 İlde büyükşehir belediyesi kurulması ve il sınırlarının büyükşehir sınırı olarak belirlenmesini öngören “Yerel Yönetimler” yasa taslağı AKP hükümetince TBMM ye sunuldu.

TESEV İyi Yönetişim Programı, 9 Haziran 2012 tarihinde gerçekleştirdiği bir konferans ile “Yeni Anayasada Yerel ve Bölgesel Yönetim için Öneriler” raporunu kamuoyu ile paylaştı. Raporda, yerel yönetimlerin güçlendirilmesinin ve bölgesel yönetim birimlerinin oluşturulmasının önündeki anayasal engellerin kaldırılması ve yerel yönetimler üzerindeki merkezi vesayetin hafifletilmesi öneriliyor.

TESEV’in raporunda “illerden gelecek birleşme taleplerinin yanı sıra kalkınma ajanslarının kuruluşu ile ilgili 08.02.2006 tarih ve 5449 sayılı kanunda belirtilen NUTS bölgeleri de dikkate alınmalıdır. Bölge yönetimleri kurulduğunda, söz konusu kalkınma ajanslarının bu yönetimlere bağlanması yararlı olacaktır” deniliyor. Yine TESEV’in söz konusu raporunda “Bu değişikliklerin yapılabilmesi için Anayasa’nın ikinci ve üçüncü maddesinin değiştirilmesi, “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” ifadesi, “Türkiye Cumhuriyeti bir bütündür. Örgütlenmesi yerinden yönetim esasına dayanır” şeklinde değiştirilmesi isteniyor. İşte Bu önerileri de içeren yasa taslağı Bakanlar Kurulundan sonra TBMM gündeminde.

TESEV Başkanı Can Paker; “Soros her sene TESEV’e 2 milyon doları ‘Hobileri’ uğruna Türkiye’ye gönderiyor” diyor. Anlaşılan ABD’nin KÜRESEL İşgalini derinleştirmek ve güçlendirmek için sözde demokrasi operasyonlarında başrolü oynayan, Yahudi asıllı dünyaca ünlü finans spekülatörü(vurguncusu) Soros, bunu bir “hobi” olarak yapıyor.

Azerbaycan, Gürcistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Kazakistan, Gürcistan, Afganistan, Irak, Tunus, Mısır ve Libya’da olduğu gibi ülkemizde de bu paralardan nemalanan Sivil Toplum Örgütleri ve Siyasal Partiler ne yazık ki iş başındadırlar. Bunlar; “Garip bir şekilde ABD’nin küresel emperyalist politikalarını destekleyici, Küresel ölçekte ekonomik işgale açılacak olan ülkelerdeki, direnç gösteren güçleri zayıflatıcı, bölücü bir görev üstlenmektedirler. Yani Kendi halkını ateşe atmakla görevlidirler.” Kaldı’ ki ünlü spekülatör Soros, bunu saklamaya bile gerek duymadan; ”Dünyanın her yanında böyle süreçleri destekliyorum. Şu anda Liberya’da yapıyoruz, Nepal’de de yapabiliriz. Türkiye’de de son 5 yılda 8 milyon dolar harcadık” diyerek Türkiye’deki “İleri Demokrasiye!” “hobi” olarak yaptığı katkıyı ortaya koymaktadır.

Bölge Kalkınma Ajansları, Kent Konseyleri ve Büyükşehir Belediye Yasası birlikte değerlendirildiğinde ABD’nin BOP projesi, ABD adına taşeronluğa soyunan AKP tarafından hayata geçirilmektedir. Büyükşehir belediye sınırlarının il sınırlarına çıkarılmasıyla kendiliğinden bölgesel yönetimler ihdas edilmiş olacaktır. Yerel yönetim düzeyinde ortaya çıkan bu yapılanma bölgesel otonomiyi gündeme getirecektir.” Yani Federe devletçiklerden oluşan “Birleşik Türkiye Devleti” gündeme alınmıştır.

CIA’nın Türkiye ve Ortadoğu sorumluluğunu yapmış Graham Fuller; “Türkiye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına çok önem veriyoruz; dünyada pek çok ülkenin yıkıcı etnik isyanlar ve ayrılıkçı eğilimlerle boğuştuğu bir çağda eğer mümkünse birleşik bir Türk devleti içerisinde çözüme kavuşmasından yanayız” diyor ve “mümkün olmadığında” ne yapılacağını da açıklıyor. “İnsan haklarını ihlal etmesi Türkiye’ye Avrupa ve Washington’da da siyasi bedeller ödetecektir”

ABD’nin Türkiye Büyükelçiliği yapmış olan Morton Abromowitz “Merkezi yönetimin yetkilerinin bir kısmının yerel yönetimlere devredilmesi önerisi, Kürt meselesi üzerindeki etkisi ne olursa olsun son derece önemli bir ihtiyaçtır” tespitinde bulunuyor.

İl idaresi sisteminin aşındırılması taşrada devletin tarafsızlığını ve hukukun üstünlüğünü” uygulayacak makamların zayıflamasına ve zaman içerisinde ortadan kalkmasına yol açacaktır. İl idaresi sistemin aşınması kamu düzeninin sağlanmasında güçlüklere sebebiyet verecektir. Hâlbuki İl İdaresi sistemi yerel demokrasinin sağlıklı işlemesinin en büyük teminatıdır.

Tüm bunlara ek olarak BOP eş başkanı Tayyip Erdoğan’ın “Şu an Türkiye’de sistemi oynuyoruz” sözleri düşündürücüdür. Buna göre, Meclis’in yeni döneminde ilk iş büyükşehir yasası değiştirilecek ve böylece BOP Eş başkanı Erdoğan’ın Federe Devlet Başkanlığına giden yolu açılmış olacaktır.

AKP, Emperyalizme uşaklık ve taşeronluk politikasında artık gemi azıya almıştır. Soros’un Türkiye ayağı olan TESEV yasa tasarısını hazırlıyor. BOP Eş başkanı; TBMM deki sayısal çoğunluğuna dayanarak yasalaştırıyor. Böylece Türkiye tek kurşun bile atmadan Küresel çetenin istediği biçimde “Birleşik Türkiye Devleti” adı altında eyalet sistemine dönüştürülüyor.

Bu nedenle eğer Ulusal Bağımsızlığımızı, devletin tekliği ve ülkenin birliğini, egemenliğimiz, kısaca ulusal namus ve onurumuzu korumak istiyorsak İlk önce ve her şeyden önce AKP iktidardan uzaklaştırılmalıdır.

Yönetim Kurulu Adına

MAHMUT ÖZYÜREK

ADD ISPARTA ŞUBE BAŞKANI

‘İstihbarat ABD’den değil İran’dan’ iddiası /// CC : @MahirKaynak @MKaynakf @MahirKaynakStar


Moskova-Suriye seferini yapmaktayken, içinde askeri malzeme taşıdığı iddiası ile Türkiye hava sahasında indirilen Suriye uçağıyla ilgili ilginç bir iddia ortaya atıldı.

ABD’LİLERDEN GELMEMİŞ MİYDİ?

Uçakta yapılan aramalarda bir takım askeri malzemeler bulunduğu açıklanmıştı. Bunun üzerine akıllara gelen sorulardan biri de istihbaratın ABD’den mi gelmiş olduğuydu.

‘İSTİHBARAT İRAN’DAN’ İDDİASI

Mehmet Ali Birand’ın sunumuyla ekrana gelen Kanal D Haber, o iddianın peşinden gitti ve ilginç sonuçlara ulaştı. Bülten öncesinde "Uçaktaki malzemelerin istihbaratını kimin verdiğini açıklıyoruz" diye duyurulan haberde, uçakta askeri malzeme bulunduğu iddiasının İran kaynaklarınca Türk yetkilelere ulaştığı iddiası vurgulandı.

Arslan Bulut: ABD, Öcalan’ı niçin transfer etti? /// CC : @E_Sarizeybek @erdalsarizeybek


Esad Altay dostumuz, “1999 yılında Abdullah Öcalan Türkiye’ye neden verildi?” diye sağlıklı bir analizin yapılmadığını düşünerek, konu ile ilgili bir çalışma yaptı. Bilindiği gibi dönemin başbakanı olan rahmetli Ecevit, 2005 yılında yaptığı açıklamada “Öcalan’ı ABD bize neden teslim etti halen anlamış değilim” demişti.. İşte o analiz: * PKK 1999’a kadar, yani Öcalan Şam’da terör örgütünü yönetirken çok büyük oranda, Suriye devlet yönetiminin politikalarından onay almaktaydı. Atlantik ekseninin oluşturduğu küresel güçlerin emirlerine uyum sağlayacak durumda değildi.

* Bunun yanında Barzani’nin liderliğinde Irak’ın Kuzeyi’nde kurulan Kürt yönetiminin PKK üzerinde bir otorite kurması, küresel güçlerin çıkarları açısından daha uygundu. Barzani’nin peşmergeleri CIA tarafından ABD’nin Guam adasında gelecekte kurulacak kukla yapı için eğitilmekte ve Barzani de babası Molla Mustafa Barzani’nin İsrail’den 1960’lı yıllardan itibaren aldığı askeri ve mali yardım geleneğini devam ettirmekteydi.

* Öcalan Şam’dan çıktığı andan itibaren PKK’nın Şam yönetimi onaylı politikalara devam etmesi için bir sebep kalmamış dolayısı ile PKK-Şam bağlantısı koparılmıştır. PKK’nın bundan sonraki çizgisi küresel güçlerin kendisine Orta Doğu coğrafyasında verdiği rolü oynamak olmuştur. Bu esnada Mesut Barzani, PKK’nın A.Öcalan sonrası yönetici kadrolarını, küresel politikaların devamlılığının, PKK’nın Irak’ın Kuzeyi’nde yaşamaya devam etmesi için gerekli olduğuna ikna etmiştir. Bu anlaşma sağlandığı için Barzani, PKK’ya 1999 sonrası süreçte hiçbir şekilde düşmanca tavır sergilememiştir.

* Bu duruma paralel olarak, PKK, İran’a karşı faaliyet gösteren PJAK terör grubunu kurmuş ve onu İran’a karşı kullanmaya başlamıştır. Öcalan Şam’da kalsaydı, PKK Şam’ın gözü önünde onun müttefiği İran’a karşı bu girişimi asla yap(a)mazdı.

* Devam eden süreçte, eş zamanlı olarak ABD, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak Kuzey’inde PKK’ya karşı operasyon geliştirmesinin önünde engel oluşturmuş, çuval hadisesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak Kuzeyindeki ileri istihbarat imkanlarına darbe vurmuş, daha sonra da PKK terör yuvalarına sonuç getirici kara harekatı yapmasını siyasi yöntemlerle engellemiştir. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, Kandil’e saldırının bir devlet kararı gerektirdiğini, ABD’nin buna rıza göstermesinin de şart olduğunu söylemiştir. Bununla birlikte Türkiye’de PKK terörü tırmanmıştır.

* Bu arada Barzani, Suriye toprakları içinde Arap Baharı etkisi ile meydana gelen terör ve istikrarsızlık ortamını fırsat bilerek Suriye’deki Kürt grupları Erbil’de toplamış ve onları Suriye PKK’sı olan PYD örgütlenmesi altında birleştirmiştir.

* Arap Baharı sürecinde Suriye’nin Türkiye’ye karşı sıkıştığı bir durumda iki ülke arasına PYD’nin girerek tampon kuvvet olarak yerleşmesi sağlanmış, böylelikle Barzani, Şam yönetimini de kendisine bağımlı hale getirerek bu cepheyi kendi lehine şekillendirmiştir.

* Burada ek olarak vurgulamak istediğimiz bir konu, Türkiye’nin Beşşar Esad’a karşı Suriye topraklarına bir askeri harekat yapmasına, küresel güçlerin, Kuzeyde oluşan bu Kürt gruplarının güvenliği zedeleneceği için asla izin vermeyeceğidir.

***

PKK, Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesi sayesinde Şam yönetiminin onaylayacağı politikalar ekseninden çıkarılarak, Barzani üzerinden ABD-İsrail yönetimlerinin onaylayacağı politikalar eksenine transfer edilmiştir.

Konu burada kapanmayacaktır. PKK’nın ABD ve İsrail tarafından kullanım süresi henüz bitmemiştir. Barzani, PKK üzerinden Irak’taki Kürt milislerini ABD ve İsrail’in tasarladığı İran saldırısında kullanacak ve “İran’ın Kürt bölgesinde de Barzani’ye bağlı bir Kürt oluşumu” nu tamamlaya çalışacaktır. Aslında Barzani dört parçalı yapbozun ik parçasını, Irak’ın Kuzeyi ve Suriye’nin Kuzeyi üzerine monte etti. İran ve Türkiye üzerindeki parçalar henüz yerleştirilmedi. İlk önce İran’a saldırı ile mi yoksa Türkiye’de PKK terör ayaklanması çıkarılmak sureti ile mi bu parçalar da birleştirilecek; bunu önümüzdeki süreç gösterecektir.

Türkiye, bu oyunu bozmak için bir an önce Irak Kuzey’ine kara harekatı gerçekleştirerek PKK’nın silahlı yapılanmasını büyük ölçüde yok etmeli ve Suriye’nin Kuzeyi ile Irak’ın Kuzeyi arasına girmelidir.

Yeniçağ

From the CIA – Intelligence, Policy, and Politics: The DCI, the White House, and Congress


From the CIA – Intelligence, Policy, and Politics … The DCI, the White House, and Congress.pdf

CIA İran’da ‘hazine’ buldu


İsrail sitesi Debkafile’nin iddasına göre uluslararası kuruluşların varlığını bilmediği nükler tesisler var

İsrail sitesi Debkafile, ABD’ye iltica eden İranlı kameramanın elinde ‘paha biçilemez’ değerde görüntüler olduğunu savundu. İddiaya göre, söz konusu görüntüler arasında, uluslararası kuruluşların varlığını bilmediği tesisler de var.

İsrail istihbarat servislerine yakınlığıyla bilinen internet sitesi Debkafile, İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinecad’ın BM Genel Kurul çalışmalarına katılmak üzere New York’a geldiği heyette bulunan, ancak daha sonra siyasi iltica talebinde bulunan kameraman Hassan Golkhanban hakkında müthiş bir iddia ortaya attı.

Golkhanban’ın, ‘iki bavul dolusu’görüntüyü ABD’li yetkililere verdiği, görüntülerde İran’ın en gizli ve hassas nükleer tesisleriyle bu tesisleri ziyaret eden İranlı yetkililerin olduğu iddia edildi.

İsrail sitesinin haberine göre 40 yaşındaki kameraman, Ahmedinecad’ın 140 kişiden oluşan heyetiyle birlikte, BM Genel Kurulu için New York’a gelirken, ülkesinden çıkışta iki bavulu aranmadı. New York’a gelen Golkhanban, 1 Ekim’de ABD’ye siyasi iltica talebinde bulundu. Elindeki belge ve bilgileri de ABD’li yetkililere veren Golkhanban, daha sonra CIA tarafından bilinmeyen bir yere götürüldü.

Haberde, Golkhanban’ın haber kameramanı olarak görev yaptığı süreçte ‘özel görüntüler’ de çektiği, bu görüntüler arasında İran’ın en önemli nükleer tesislerinin de bulunduğu dile getirildi.

Görüntülerde ayrıca, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in nükleer tesislerle Devrim Muhafızları üslerine yaptığı ziyaretlerin yanı sıra, uluslarası gözlemcilerin bilmediği tesislerin son ve eksiksiz bilgilerinin yer aldığı öne sürüldü. Söz konusu görüntüler arasında, Natanz nükleer santrali, Fordo yeraltı zenginleştirme tesisi, Parçin askeri üssü ve Tahran yakınlarındaki Amirabad araştırma reaktörünün de bulunduğu iddia edildi.

Mossad ve CIA’nın gizli silahı kadın ajanlar


İstihbarat teşkilatları, erkeklere göre birçok alanda daha yetenekli olduklarını keşfettikleri kadınları en zorlu görevlerde sahaya gönderiyor

1990’lara kadar kadınlara sadece masabaşı işler veren istihbarat teşkilatları, artık bu politikalarını değiştirmeye başladı. Kadınların erkeklerden daha yetenekli olduğu birçok alan olduğunu fark eden İsrail dış istihabrat teşkilatı Mossad ve ABD’nin istihbarat teşkilatı CIA, giderek daha fazla kadın ajanı en önemli görevlerde sahaya gönderiyor.

Mossad’ın şefi Tamir Pardo, geçen hafta yaptığı konuşmasında “Kadınlar, birçok işi aynı anda yapabildikleri için gizli savaşta ayırt edici bir avantaja sahipler. Erkeklere göre egolarını bastırmak ve hedefe ulaşmakta daha iyiler. Kadınlar, şifreli durumlarda çok iyiler. Klişelere aykırı olarak kadınların bölgeyi anlama, durumları okuma ve mekensal farkındalık yetenekleri erkeklerden çok daha iyi” dedi.

Bin Ladin’i izledi

ABD’nin Usame Bin Ladin’i öldürdüğü operasyonda yaşananları kitap haline getiren Navy Seal komandosu Mark Bissonnette’in anlattıkları da El Kaide liderinin yakalanmasını sağlayan istihbaratı “Jen” adlı bir kadın ajanın verdiğini ortaya koymuştu. Yıllarca Bin Ladin’in kaldığı evi izleyen Jen, kapıların içeriye mi yoksa dışarıya doğru mu açıldığına kadar tüm detayları SEAL komandolarına iletmişti. CIA’nın son yılların en önemli operasyonunda sorumluluğu bir kadın ajana vermesi gözleri kadınların istihbarat teşkilatındaki rolüne çevirdi. ABD’nin saygın haber dergisi Newsweek’e göre şu an, CIA’nın operasyon düzenlenecek kişileri ya da şüphelileri izleyen “hedef belirleyicileri”nin neredeyse tümü kadın. 1990’larda El Kaide’yi izlemek için oluşturulan Alec Station adlı birimin 14 hedef belirleyicisi de kadındı.

Daha detaycılar

CIA’de üst düzey liderlik yapan ilk kadınlardan biri olan Mary Margaret Graham, kadınların daha çok tercih edilmesinin detaycı olmalarından kaynaklandığını söylüyor. Kadınlar detaylara olağanüstü bir dikkat veriyor; kasabalar, insanlar telefon numaraları, kredi kartları gibi şeyler arasında daha iyi bağ kuruyorlar.

İnsanları iyi okuyabiliyorlar

Finans ve iş dünyasının önemli dergisi Forbes da “kadınların neden daha iyi ajanlar olduğunu” masaya yatırdı. Forbes’a göre kadınlar insanları okumakta daha başarılı ve daha çabuk arkadaşlık kurabiliyorlar. CIA için 5 yıl çalışan Lindsay Moran “Potansiyel kaynakların nasıl tespit edileceği ve bu kişilere nasıl ulaşılacağı konusunda yaptığımız testlerde kadınlar hep daha başarılı oluyor” diyor. Ayrıca kadınlar her zaman şüpheli karakterler konusunda tetikte oluyorlar. Daha iyi birer dinleyici olan kadınlar, gerçek kimliklerinin ortaya çıkmasını engelleyecek hikayeler uydurmakta da daha başarılılar.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: