Etiket arşivi: cia

Arslan Bulut: ABD, Öcalan’ı niçin transfer etti? /// CC : @E_Sarizeybek @erdalsarizeybek


Esad Altay dostumuz, “1999 yılında Abdullah Öcalan Türkiye’ye neden verildi?” diye sağlıklı bir analizin yapılmadığını düşünerek, konu ile ilgili bir çalışma yaptı. Bilindiği gibi dönemin başbakanı olan rahmetli Ecevit, 2005 yılında yaptığı açıklamada “Öcalan’ı ABD bize neden teslim etti halen anlamış değilim” demişti.. İşte o analiz: * PKK 1999’a kadar, yani Öcalan Şam’da terör örgütünü yönetirken çok büyük oranda, Suriye devlet yönetiminin politikalarından onay almaktaydı. Atlantik ekseninin oluşturduğu küresel güçlerin emirlerine uyum sağlayacak durumda değildi.

* Bunun yanında Barzani’nin liderliğinde Irak’ın Kuzeyi’nde kurulan Kürt yönetiminin PKK üzerinde bir otorite kurması, küresel güçlerin çıkarları açısından daha uygundu. Barzani’nin peşmergeleri CIA tarafından ABD’nin Guam adasında gelecekte kurulacak kukla yapı için eğitilmekte ve Barzani de babası Molla Mustafa Barzani’nin İsrail’den 1960’lı yıllardan itibaren aldığı askeri ve mali yardım geleneğini devam ettirmekteydi.

* Öcalan Şam’dan çıktığı andan itibaren PKK’nın Şam yönetimi onaylı politikalara devam etmesi için bir sebep kalmamış dolayısı ile PKK-Şam bağlantısı koparılmıştır. PKK’nın bundan sonraki çizgisi küresel güçlerin kendisine Orta Doğu coğrafyasında verdiği rolü oynamak olmuştur. Bu esnada Mesut Barzani, PKK’nın A.Öcalan sonrası yönetici kadrolarını, küresel politikaların devamlılığının, PKK’nın Irak’ın Kuzeyi’nde yaşamaya devam etmesi için gerekli olduğuna ikna etmiştir. Bu anlaşma sağlandığı için Barzani, PKK’ya 1999 sonrası süreçte hiçbir şekilde düşmanca tavır sergilememiştir.

* Bu duruma paralel olarak, PKK, İran’a karşı faaliyet gösteren PJAK terör grubunu kurmuş ve onu İran’a karşı kullanmaya başlamıştır. Öcalan Şam’da kalsaydı, PKK Şam’ın gözü önünde onun müttefiği İran’a karşı bu girişimi asla yap(a)mazdı.

* Devam eden süreçte, eş zamanlı olarak ABD, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak Kuzey’inde PKK’ya karşı operasyon geliştirmesinin önünde engel oluşturmuş, çuval hadisesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak Kuzeyindeki ileri istihbarat imkanlarına darbe vurmuş, daha sonra da PKK terör yuvalarına sonuç getirici kara harekatı yapmasını siyasi yöntemlerle engellemiştir. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, Kandil’e saldırının bir devlet kararı gerektirdiğini, ABD’nin buna rıza göstermesinin de şart olduğunu söylemiştir. Bununla birlikte Türkiye’de PKK terörü tırmanmıştır.

* Bu arada Barzani, Suriye toprakları içinde Arap Baharı etkisi ile meydana gelen terör ve istikrarsızlık ortamını fırsat bilerek Suriye’deki Kürt grupları Erbil’de toplamış ve onları Suriye PKK’sı olan PYD örgütlenmesi altında birleştirmiştir.

* Arap Baharı sürecinde Suriye’nin Türkiye’ye karşı sıkıştığı bir durumda iki ülke arasına PYD’nin girerek tampon kuvvet olarak yerleşmesi sağlanmış, böylelikle Barzani, Şam yönetimini de kendisine bağımlı hale getirerek bu cepheyi kendi lehine şekillendirmiştir.

* Burada ek olarak vurgulamak istediğimiz bir konu, Türkiye’nin Beşşar Esad’a karşı Suriye topraklarına bir askeri harekat yapmasına, küresel güçlerin, Kuzeyde oluşan bu Kürt gruplarının güvenliği zedeleneceği için asla izin vermeyeceğidir.

***

PKK, Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesi sayesinde Şam yönetiminin onaylayacağı politikalar ekseninden çıkarılarak, Barzani üzerinden ABD-İsrail yönetimlerinin onaylayacağı politikalar eksenine transfer edilmiştir.

Konu burada kapanmayacaktır. PKK’nın ABD ve İsrail tarafından kullanım süresi henüz bitmemiştir. Barzani, PKK üzerinden Irak’taki Kürt milislerini ABD ve İsrail’in tasarladığı İran saldırısında kullanacak ve “İran’ın Kürt bölgesinde de Barzani’ye bağlı bir Kürt oluşumu” nu tamamlaya çalışacaktır. Aslında Barzani dört parçalı yapbozun ik parçasını, Irak’ın Kuzeyi ve Suriye’nin Kuzeyi üzerine monte etti. İran ve Türkiye üzerindeki parçalar henüz yerleştirilmedi. İlk önce İran’a saldırı ile mi yoksa Türkiye’de PKK terör ayaklanması çıkarılmak sureti ile mi bu parçalar da birleştirilecek; bunu önümüzdeki süreç gösterecektir.

Türkiye, bu oyunu bozmak için bir an önce Irak Kuzey’ine kara harekatı gerçekleştirerek PKK’nın silahlı yapılanmasını büyük ölçüde yok etmeli ve Suriye’nin Kuzeyi ile Irak’ın Kuzeyi arasına girmelidir.

Yeniçağ

From the CIA – Intelligence, Policy, and Politics: The DCI, the White House, and Congress


From the CIA – Intelligence, Policy, and Politics … The DCI, the White House, and Congress.pdf

CIA İran’da ‘hazine’ buldu


İsrail sitesi Debkafile’nin iddasına göre uluslararası kuruluşların varlığını bilmediği nükler tesisler var

İsrail sitesi Debkafile, ABD’ye iltica eden İranlı kameramanın elinde ‘paha biçilemez’ değerde görüntüler olduğunu savundu. İddiaya göre, söz konusu görüntüler arasında, uluslararası kuruluşların varlığını bilmediği tesisler de var.

İsrail istihbarat servislerine yakınlığıyla bilinen internet sitesi Debkafile, İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinecad’ın BM Genel Kurul çalışmalarına katılmak üzere New York’a geldiği heyette bulunan, ancak daha sonra siyasi iltica talebinde bulunan kameraman Hassan Golkhanban hakkında müthiş bir iddia ortaya attı.

Golkhanban’ın, ‘iki bavul dolusu’görüntüyü ABD’li yetkililere verdiği, görüntülerde İran’ın en gizli ve hassas nükleer tesisleriyle bu tesisleri ziyaret eden İranlı yetkililerin olduğu iddia edildi.

İsrail sitesinin haberine göre 40 yaşındaki kameraman, Ahmedinecad’ın 140 kişiden oluşan heyetiyle birlikte, BM Genel Kurulu için New York’a gelirken, ülkesinden çıkışta iki bavulu aranmadı. New York’a gelen Golkhanban, 1 Ekim’de ABD’ye siyasi iltica talebinde bulundu. Elindeki belge ve bilgileri de ABD’li yetkililere veren Golkhanban, daha sonra CIA tarafından bilinmeyen bir yere götürüldü.

Haberde, Golkhanban’ın haber kameramanı olarak görev yaptığı süreçte ‘özel görüntüler’ de çektiği, bu görüntüler arasında İran’ın en önemli nükleer tesislerinin de bulunduğu dile getirildi.

Görüntülerde ayrıca, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in nükleer tesislerle Devrim Muhafızları üslerine yaptığı ziyaretlerin yanı sıra, uluslarası gözlemcilerin bilmediği tesislerin son ve eksiksiz bilgilerinin yer aldığı öne sürüldü. Söz konusu görüntüler arasında, Natanz nükleer santrali, Fordo yeraltı zenginleştirme tesisi, Parçin askeri üssü ve Tahran yakınlarındaki Amirabad araştırma reaktörünün de bulunduğu iddia edildi.

Mossad ve CIA’nın gizli silahı kadın ajanlar


İstihbarat teşkilatları, erkeklere göre birçok alanda daha yetenekli olduklarını keşfettikleri kadınları en zorlu görevlerde sahaya gönderiyor

1990’lara kadar kadınlara sadece masabaşı işler veren istihbarat teşkilatları, artık bu politikalarını değiştirmeye başladı. Kadınların erkeklerden daha yetenekli olduğu birçok alan olduğunu fark eden İsrail dış istihabrat teşkilatı Mossad ve ABD’nin istihbarat teşkilatı CIA, giderek daha fazla kadın ajanı en önemli görevlerde sahaya gönderiyor.

Mossad’ın şefi Tamir Pardo, geçen hafta yaptığı konuşmasında “Kadınlar, birçok işi aynı anda yapabildikleri için gizli savaşta ayırt edici bir avantaja sahipler. Erkeklere göre egolarını bastırmak ve hedefe ulaşmakta daha iyiler. Kadınlar, şifreli durumlarda çok iyiler. Klişelere aykırı olarak kadınların bölgeyi anlama, durumları okuma ve mekensal farkındalık yetenekleri erkeklerden çok daha iyi” dedi.

Bin Ladin’i izledi

ABD’nin Usame Bin Ladin’i öldürdüğü operasyonda yaşananları kitap haline getiren Navy Seal komandosu Mark Bissonnette’in anlattıkları da El Kaide liderinin yakalanmasını sağlayan istihbaratı “Jen” adlı bir kadın ajanın verdiğini ortaya koymuştu. Yıllarca Bin Ladin’in kaldığı evi izleyen Jen, kapıların içeriye mi yoksa dışarıya doğru mu açıldığına kadar tüm detayları SEAL komandolarına iletmişti. CIA’nın son yılların en önemli operasyonunda sorumluluğu bir kadın ajana vermesi gözleri kadınların istihbarat teşkilatındaki rolüne çevirdi. ABD’nin saygın haber dergisi Newsweek’e göre şu an, CIA’nın operasyon düzenlenecek kişileri ya da şüphelileri izleyen “hedef belirleyicileri”nin neredeyse tümü kadın. 1990’larda El Kaide’yi izlemek için oluşturulan Alec Station adlı birimin 14 hedef belirleyicisi de kadındı.

Daha detaycılar

CIA’de üst düzey liderlik yapan ilk kadınlardan biri olan Mary Margaret Graham, kadınların daha çok tercih edilmesinin detaycı olmalarından kaynaklandığını söylüyor. Kadınlar detaylara olağanüstü bir dikkat veriyor; kasabalar, insanlar telefon numaraları, kredi kartları gibi şeyler arasında daha iyi bağ kuruyorlar.

İnsanları iyi okuyabiliyorlar

Finans ve iş dünyasının önemli dergisi Forbes da “kadınların neden daha iyi ajanlar olduğunu” masaya yatırdı. Forbes’a göre kadınlar insanları okumakta daha başarılı ve daha çabuk arkadaşlık kurabiliyorlar. CIA için 5 yıl çalışan Lindsay Moran “Potansiyel kaynakların nasıl tespit edileceği ve bu kişilere nasıl ulaşılacağı konusunda yaptığımız testlerde kadınlar hep daha başarılı oluyor” diyor. Ayrıca kadınlar her zaman şüpheli karakterler konusunda tetikte oluyorlar. Daha iyi birer dinleyici olan kadınlar, gerçek kimliklerinin ortaya çıkmasını engelleyecek hikayeler uydurmakta da daha başarılılar.

`Tuncay Güney `CIA`e Çalışıyorum` Dedi`


Ergenekon Davası`nda tanık olarak dinlenen İstanbul Organize Suçlar Şube eski Müdür Yardımcısı Ahmet İhtiyaroğlu, 2001 yılında Tuncay Güney`e yaptığı sorguyu anlatarak, Güney`in CIA için çalıştığını kendisinin söylediğini iddia etti.

İstanbul Organize Suçlar Şube eski Müdür Yardımcısı Ahmet İhtiyaroğlu, 2001 yılında Tuncay Güney`e yaptığı sorguyu anlatarak, "Güney`e `seni kim gönderdi` dedim. `CIA`e çalışıyorum` dedi. O vakit keşke sırtıma alıp onu savcıya götürseydim. Başsavcıya gider, adam şunları anlatıyor derdim. Adil Serdar Saçan`a konunun cemaatle TSK`nın hesaplaşması olduğunu, girmememizi söyledim" dedi. İhtiyaroğlu, Tuncay Güney`in anlattığı hususların doğru olma ihtimalinin sıfır olduğunu söyleyerek şunları anlattı: "Ama Adil Serdar Saçan iyi çalıştı. Dosya kapatması mümkün değil. Bana `Proje için izin talebi var. Başsavcı Aykut Cengiz Engin`e gidecek sen götür` dedi. Dosyayı Aykut Cengiz Engin`e uzattım. Başsavcı ile baba-oğul gibiydik. Ama dosyayı inceledi `Siz Türkiye`yi karıştırmak mı istiyorsunuz?` deyip suratıma attı. Tuncay Güney`in iddialarına ilişkin dosya 2002 yılında kapatıldı ve emanete alındı." Üye Hakim Hüsnü Çalmuk, Tuncay Güney ile Veli Küçük`ün yer aldığı fotoğrafları salondaki perdeye yansıtarak, "Bu fotoğraflar, emanetteki dosyadan çıktı. Siz gördünüz mü?" diye sordu. İhtiyaroğlu ise "Bu fotoğrafları görmedim. İşkenceden dolayı cezaevinde yattım" dedi. Bunun üzerine üye hakim Hüsnü Çalmuk, "Siz işlemediğiniz suçtan mı yattınız" diye sordu.

GÜNEY`İN BEYANLARI AKIL DIŞI?

İhtiyaroğlu, "Yapmadım ya da yaptım neyse o bende yaradır. Oralara girmeyelim. Vicdanımız da vardır. Sert polislik de yaptık zamanında" diye cevap verdi. İhtiyaroğlu, işkence nedeniyle meslekten de atıldığını da sözlerine ekledi. Sorular üzerine İhtiyaroğlu, "Güney`in beyanlarının akıl dışı. Mantık dışı, bilim dışı. Bu adam (Adil Serdar Saçan) uğraştı uğraştı geldi olayın sanığı oldu. Çalıştılar ama bir şey bulamadılar. İstihbarattan hiç bir şey gelmedi" dedi. İhtiyaroğlu sözlerine şöyle devam etti: "Saçan 2008 yılında beni arayarak öldürüleceğini söyledi. Bana bir plaka verdi. Araştırdım ekip arabası çıktı. `Bunlar bizden` dedim. `Polis niye takip etsin` dedi. Dürbünlü çocuklar varmış. Dürbünü ilk kez biz kullanmıştık. O zaman `Ergenekon`dan alacaklar, gel seni gömeyim` dedim. Kabul etmedi. Adil Serdar Saçan trafik kazası geçirdiği dönem küs olduğumuz zamandı. Kazayı gazetecilerden öğrendim. İlk benim haberim oldu." Üye Hakim Hüsnü Çalmuk, "Gerçekten kaza mıydı?" diye sordu. İhtiyaroğlu, "Ben de şüphelendim. Gittim baktım. Bilirkişi yaptırdım. Bana göre normal bir kazaydı. Hastaneye gidip Saçan ile sarıldık" diye cevap verdi. Sorular üzerine, İhtiyaroğlu, "Güney`in sorgusu istihbarat şube tarafından kamera kaydına alındı. Küçük kasetlere aldılar. Foto filmde büyük video kasetine kopya alındı" diye cevap verdi.

GÖZLERİ BAĞLI DEĞİLDİ

Tanık Ahmet İhtiyaroğlu`na, Tuncay Güney ile Mart 2001 tarihinde İstanbul Organize Suçlar Şubesi`nde yapılan mülakatın görüntüleri izlettilerek sorular soruldu. Görüntülerde Tuncay Güney`in "Dün gece gözüm bağlıyken" sözleri üzerine üye hakim Hüsnü Çalmuk "Bir gece önceki sorguda gözleri bağlı mıydı?" diye sordu. İhtiyaroğlu "Hayır, bağlı değildi" dedi. Görüntülerin izletilmesine ara veren mahkeme heyeti, duruşmayı 1 Ekim Pazartesi saat 09.00`a erteledi.(DHA)

UAEK’daki bilgiler CIA ve Mossad’a servis ediliyor


Tahran, 26 Eylül 2012 – İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun, kurum dışındaki istihbarat kaynaklarının etkisinde olduğunu, kurumdan bilgiler sızdırılarak CIA ve Mossad’a servis edildiğini söyledi.
Mehr haber ajansının bildirdiğine göre, İslami Şura Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyon üyelerinin sorularına cevap veren İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Feridun Abbasi, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun, kurum dışındaki istihbarat kaynaklarının etkisinde olduğunu, kurumdan bilgiler sızdırılarak CIA ve Mossad’a servis edildiğini söyledi.

Düşmanların İran İslam Cumhuriyeti’nin bilim adamlarına karşı güçsüz kaldıklarını dile getiren Abbasi, barışçıl nükleer enerjinden yararlanmak maksadıyla elde edilen başarıların İran milletinin gururu ve onuru olduğunu belirtti.

Buşehr nükleer santralinin olağan şekilde çalışması devam ettiğini ifade ederek, santralde Rusya ile işbirliğin devam edeceğini söyledi.

CIA TÜRKİYE UZMANI HENRY BARKEY : AKP İLE ANLAŞARAK TÜRK ORDUSUNU KAFESLEDİK … /// CC : @vardiyabi zde @BalyozGercekler @rodrikdani


CIA+MOSSAD=Mitt Romney


Hazreti Muhammed’e hakaret içeren filmin çekilmesi,
Tepki olarak Libya’da ABD konsolosluğuna saldırı düzenlenmesi,
Amerikan Büyükelçisinin öldürülmesi,
Arap coğrafyasının yangın yerine çevrilmesi.

Bir film çekildi, arkasından bunlar yaşandı. Kim yaptı? sorusu yanıtsız kaldı. İsrailli bir yapımcının adı ortaya sunuldu sonra o yapımcı sırra kadem bastı, medyaya başka bir isim servis edildi.

Bir çok tez ortaya atıldı. En çarpıcısını ise Webster Griffin Tarpley sundu. Kim bu Tarpley. Önce ona bakalım.

Amerikalı tarihçi ve yazar. İran Press TV’nin sık sık canlı yayınlarına konuk olan bir isim. Yaz aylarının başında Amerika’yı suçlayan bir yazı kaleme aldı. "Washington Türkiye’yi zorla Suriye’ye sokmaya çalışıyor" dedi. Türkiye’nin Suriye’ye girmesine karşı olduğunu da ekledi.

Tarpley, film olayıyla ilgili bir çoklarının seslendirdiği komplo teorisini isimler vererek, etraflıca izah etti.

İki ihtimalden bahsetti. İkisinin ortak hedefinin aynı olduğunu söyledi. Birinci teorisine göre film olayı ve arkasından yaşanacakları CIA içindeki mormonlar tertip etti. "CIA içindeki mafya" diye özetlediği mormonların amacının Cumhuriyetçilerin adayı Mitt Romney’e seçim kazandırmak olduğunu iddia etti. Bu teoriye göre CIA, Obama’yı Amerikan halkının önünde küçük düşürmek adına böyle bir olayı tezgahladı. Amacı ise 6 Kasım’daki seçimde Obama’nın yerine Mitt Romney’nin ABD Başkanı olmasını sağlamaktı.

İkinci teorisine gelince. Hedef yine Obama’ydı. Aktör ise bu kez İsrail’di. Tarpley’e göre Netanyahu’nun partisi Likud’un önemli isimleri Amerika’daki seçim sürecinde Mitt Romney’nin kampanyalarına gönüllü olarak katılıyordu. Bu nedenle İsrail, Obama’yı hedef alarak ABD büyükelçisinin ölümüyle sonuçlanacak olan film senaryosunu kaleme aldı.

İran yanlısı görüşleriyle tanınan Amerikalı yazar CIA ile İsrail’in ortak projesine süpriz bir ismi de dahil etti. Suudi Arabistan’ın da bu tezgaha alet olduğu iddiasını ortaya attı.

‘Türkiye’de 50 üst düzey ajan var’


Suriye’deki kriz başladığından beri, Türkiye’nin doğusu casus yuvası haline geldi. Gizli kameralara yakalanan İran ajanları… Sayıları artırılan CIA görevlileri… Almanlar, Fransızlar, İngilizler…

Neredeyse her köşe başından bir istihbaratçı çıkmaya başladı. Peki kim bu insanlar? Birbirlerinin ayaklarına basmadan nasıl çalışıyorlar? Nerelerde kalıyorlar? Amaçları, çalışma yöntemleri ne? 1986 ile 1989 yılları arasında İstanbul’daki CIA ekibinin direktörlü olan ve 18 yıl Amerikan ajanı olarak çalışan Philip Giraldi’ye bunları sorduk.

– Bölgedeki istihbaratçılar nasıl çalışır, oradan başlayalım.

– Önce kaynak bulmayı denersin. Bunu ya Amerikalı ya da Türk istihbaratçılar yapar. Kaynak da ne yapacağını öğrenmeye çalıştığın organizasyonun içinden biridir. Ancak sorun şu: Ona hiçbir zaman güvenemezsin. Çünkü hem seninle konuşur hem de öbür taraftakilerle. Sana verdiği kötü istihbarattan dolayı onlara güvenmezsin. Ama bir yandan da elindeki istihbarat imkânlarından onları ufak da olsa yararlandırırsın. İletişim malzemesi verirsin. Bazı uydu fotoğrafları verirsin. Telefon dinleme kaydı verirsin.

– Tüm bunları yaparken bir istihbaratçının temel amacı nedir?

– İki temel amaç vardır. Birincisi, neler olduğunu öğrenmek. İkincisi de işin paramiliter boyutu. Bu gruplara destek verme faslı.

– Desteklemek mi, yönlendirmek mi?

– Yönlendirmezler. Çünkü yeteneklerini ve ne yapacaklarını tam bilemediklerinden yönlendirme konusunda emin olamazlar. CIA’in bugün bölgedeki temel amacı, isyancıların kimlerden oluştuğunu, onları kimin kontrol ettiğini, başarı şanslarının ne olduğunu öğrenmek.

– Kaç CIA ajanından bahsediyoruz?

– Bugün Türkiye’de bu iş için 15-20 arasında CIA ajanının görevlendirildiğini tahmin ediyorum.

– Sadece o kadar mı?

– Evet, çünkü bu tür bir operasyonu gerçekleştirebilecek ekip bu kadardır. Bunlar sadece istihbarat görevlisi değil, aynı zamanda paramiliter ajanlar.

– Nerede çalışırlar?

– Adana’da bulunan ABD Konsolosluğu’ndaki geçici bir merkezde ve İncirlik Üssü’nde askerle ortak bir üste çalışırlar. Aynı zamanda sahadadırlar. Antakya’da örneğin. Ama Suriye’de değil. Türkiye tarafında, Suriye’ye geçmezler.

– Türk istihbaratıyla nasıl bir ilişki içindedirler?

– Çok yakın çalışırlar.

– Yapacakları faaliyetler için izin almaları gerekir mi?

– Evet, gerekir. Ama bu karşılıklı bir ilişkidir. ABD de Türk istihbaratına elindeki uydu fotoğraflarını verir. Elindeki bütün fotoğrafları. Ayrıca normalde paylaşmadığı çok hassas teknik bilgileri de paylaşır.

– Mesela bir CIA ajanı, Özgür Suriye Ordusu’ndan bir yetkiliyle teke tek görüşebilir mi?

– Bir Türk istihbarat yetkilisi de her zaman orada bulunur. Bu bir kural değildir. “Kimseyle tek başına görüşmeyeceksin” demezler ama böyle işler.

– Bahsettiğimiz CIA ajanlarının vasıfları nasıldır? Çok mu iyi Türkçe ve Arapça konuşurlar mesela?

– Hayır, bu bir sorun. Esasında, çeviri için MİT ‘e güvenirler. Amerikalı istihbaratçılar için bu her zaman bir sorun olmuştur. Bir ekipmanı nasıl kullanacağınızı öğretmede son derece vasıflıdırlar. İstihbarat paylaşmada da. Ama Arapça ve Türkçe gibi dillerde üst düzeyde vasıflı sadece belli sayıda ajan vardır. Bütün teşkilatta çok iyi Arapça konuşan muhtemelen 10 kişidir.

– Şaka mı yapıyorsunuz?

– Hayır. Size bütün teşkilatta çok iyi Türkçe konuşan kaç ajan olduğunu da söyleyeyim: Beş.

– Neden bu kadar az?

– CIA’nin çalışma şekli nedeniyle. CIA’de, Türkiye’ye atandınız diyelim, iki-üç yıl sonra başka bir yere gönderilirsiniz. O kültürde, dilde uzmanlaşmak için yeterince vaktiniz olmaz. Bunun sonucunda da yapabilecekleriniz sınırlı kalır. Türkiye’deyken İngiliz ve Rusları da gördüm. Onlar çok daha iyiydi. Bir Rus ajanı Türkiye’ye gitmeden önce iki yıl dil okuluna gider. Sonra Türkiye’de 10 yıl kalabilir.

– Siz ne kadar kaldınız Türkiye’de?

– Üç yıl kaldım. Normalde iki yıldır. Dördüncü yılımı da geçirmek istedim ama izin vermediler. Barselona’ya gitmem istendi. Bunun için tabii bir de İspanyolca öğrenmem gerekti.

Halen Ortadoğu konularında çalışan Washington merkezli Ulusal Menfaat Konseyi (CNI) adlı bir sivil toplum örgütünün başında olan Philip Giraldi (66), terörle mücadele ve askeri istihbarat konularında uzman. Savaş karşıtı görüşleri ve Amerikan dış politikasına getirdiği sert eleştirilerle bilinen Giraldi, ABD’nin Ortadoğu ve dünyada daha az müdahaleci bir çizgi izlemesi gerektiğini savunuyor.

– MİT ve CIA dışında bölgede kaç ajan olduğunu tahmin ediyorsunuz?

– Bellibaşlı her ülkeden birkaç kişi. Birkaç İngiliz, birkaç Fransız, birkaç Alman. Belki Yunanlılar da olabilir ama sanmıyorum.

– Nerede konuşlular?

– Tahminim İncirlik Üssü. Çünkü orası aynı zamanda bir NATO üssü.

– Ya Suudiler gibi NATO’da olmayanlar?

– O başka bir kanal. Katar, Suudi Arabistan Türk Dışişleri ve MİT ile koordineli çalışır.

– Şimdi karşı taraf sayılan istihbaratçılara gelelim. Türkiye’de İran ajanları yakalandı.

– Evet, gördüm. İran ajanları bazen hacı kılığındadır, bazen işadamı… Yakalananların gerçekten neyi temsil ettiğinden emin değilim. İranlıların Türkiye’de bir operasyon yürütmesi için aptal olması gerekir. Çünkü yakalanırlar.

– Ama videolar yayınlandı…

– Belki de gerçekten ajandırlar. Ama bilemezsiniz. “Kontrol bizde, karışmasan iyi edersin” mesajıdır bu. Söylemeye çalıştığım şu: İşin içinde bir istihbarat örgütü varsa, misyonu gerçeğin bir versiyonunu yaratmaktır. Yaratılan gerçek olduğu anlamına gelmez. Ben de hep bunu yaptım. O yüzden biliyorum.

– Peki hem müttefikler hem de diğerlerini düşününce, Türkiye’nin Suriye sınırında kaç casus olduğunu tahmin ediyorsunuz?

– Muhtemelen çok. Ama üst düzey istihbarat görevlisi olarak bakarsanız farklı. Örneğin Türkiye’nin çok iyi Arapça konuşan 10-20 ajanı vardır şu anda. CIA var. Fransızlar, Almanlar, İngilizler, hepsini toplarsanız şu anda bölgede 50 üst düzey istihbaratçı vardır. Ayrıca alt düzeyde birçok istihbaratçı ve muhbir de olduğunu unutmayın. Bunlar silah taşır ve polisinkine benzer görevler yürütür. Muhbirlerle de alt düzey istihbaratçılar temas halindedir. Fakat önemli nokta şu: Bu kişilerin hepsi MİT’in ekibidir. CIA ve diğer yabancı istihbarat örgütleri, alt düzey adam yollamaz.

– Türk istihbaratçıların vasıfları nasıl?

– Mükemmel. O bölgede çalışıyorsanız Türk istihbaratçılar en az herkes kadar iyidir. Bana göre herkesten iyidir. Yaptıkları işten her zaman çok etkilendim. Bölge konularına gelince onların yanında amatörsünüzdür. Bir CIA ajanıysa teknik konularda çok üst düzeydedir. Telefon dinleme, yerde hareket eden insanların uydu fotoğrafları…

– Bölgede bugün birçok casus olduğunu hükümet yetkilileri de gazetecilere söylüyor. Peki bunların kendi aralarındaki ilişki nasıl? Kim domine ediyor?

– Eğer Türkiye’de olmasa CIA domine eder. Ama Türkiye’de koordinasyona MİT liderlik eder. Türkiye NATO üyesi olduğu için de Alman, İngiliz, Fransız, Amerikan ajanları hep birlikte çalışır. Muhtemelen her iki günde bir kendi aralarında toplantı yapıyorlardır. Bence NATO üyesi olarak da ellerindeki istihbaratı birbirleriyle paylaşıyorlardır. Bu ortamda hiçbir bilgiyi kendinize saklamazsınız.

– Kimse kendi önceliğine göre hareket edemez mi?

– Hayır. Herkes liderlik eden Türk istihbaratını referans alır.

Hürriyet

CIA bu günleri 1996’da planlamış!


CIA’nın finansörleri arasında olduğu ABD düşünce kuruluşunun 1996′daki bir raporunda ‘Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan de Recep Tayyip Erdoğan olmalı’ dediği ortaya çktı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, CIA’nın finansörleri arasında olduğu ABD düşünce kuruluşu RAND Corporation’un 1996′daki bir raporunda “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan de Recep Tayyip Erdoğan olmalı” dediğini belirterek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a bazı zor sorular yöneltti.

CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, Rand Corporation ve Genelkurmay’ın dönüşmesi gerektiğine ilişkin raporları soru önergesiyle TBMM gündemine taşıdı.

Necmettin Erbakan, ABD bağlantısını ifşa etmişti

Oran,konuyla ilgili olarak şu yazılı açıklamayı da yaptı:

“AKP yönetiminin daha parti kurulmadan yıllar önce, hatta 28 Şubat sürecinden bile önce ABD ile belirli ilişkiler geliştirdiği ortada. Bunu herkes biliyor. Necmettin Erbakan bile 2008 yılında “Tayyip Erdoğan AKP’yi ABD’den aldığı emirle kurdu” diye bunu ifşa etmişti. Bugün artık ortalığa alenen çıkan şey, AKP liderliğinin CIA, Amerikan Ulusal Güvenlik Kurumu gibi kurumların finansörlüğünü yaptığı RAND gibi kurumlarda yapılan senaryolara uygun olarak hareket ettiğidir. 1996 yılında RAND, “Başbakan Tayyip Erdoğan olmalı” diyor. Bakıyoruz, AKP kurulmadan önce Tayyip Erdoğan ABD’ye birçok ziyarette bulunuyor nihayetinde de bu parti kuruluyor. Aradaki ilişkinin somut göstergesi, AKP’nin politikalarıdır. 2002 yılından beri AKP’nin ABD çıkarları aleyhine verdiği tek bir karar yok. AKP 4 ayda fikir değiştirip, Irak Savaşı’nda Bush yönetimine destek olmak için lobi yapmış bir partidir.Tayyip Erdoğan alenen Bush ve Neoconlar istedi diye Irak’a savaş açmak için kendi partisinde ikna turları yapmış bir insandır. Bugün de aynı dil ve üslupla, Suriye’ye savaş açarak, bölgede kan ve gözyaşını arttırmak için mücadele ediyor. Dün “Kardeşim” dediği Esad’a bugün ABD emriyle düşman oluyor.

Başbakan az konuşup daha fazla düşünmeli

Tayyip Erdoğan Türkiye politikasını da kendine benzetmek için uğraşıyor. Tayyip Erdoğan uluslararası oyunların figüranı olmayı içine sindirmiş olabilir, ama Türkiye Cumhuriyeti bunu sindiremez. Bugün geniş Ortadoğu bölgesi yangın yerine dönmüş, istikrarsızlık ve düzensizlik bölgeyi kavurmuş durumda. Bölgedeki merkez yönetimler aşınmış, bölge ülkelerinin önemli kısmı iç savaş içerisinde. Böyle bir bölgede düdük çaldı diye şartlı refleksle savaş çığlıkları atmak akıldışıdır. Türkiye’nin bölgede ABD çıkarlarının yerel karakolu olmaktan fazlasını temsil etmesi lazım. Türkiye bölgenin barış ve istikrardan yana, saygın, güvenlik çıpası olmalıdır. Kimse şunu unutmasın, başka yerlerde yakılan ateşlerin bedelini bizim Mehmetçiğimiz ödeyecekse, bu oyuna gelmemek için 40kere düşünmemiz lazım. Sayın Başbakan’ı da daha az konuşup, daha fazladüşünmeye davet ediyorum. Bir süre devlet adamı gibi davranmasına bu ülkenin ihtiyacı var.”

CIA destekli RAND1996′da bugünü bildi!

Umut Oran’ın konuyla ilgili olarak Başbakan’a yönelttiği sorular şöyle:

– Finansörleri arasında ABD Hükümeti ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin de olduğu RAND Corporation isimli düşünce kuruluşunun 1996 tarihli bir raporunda “Ortadoğu sorununa kapsamlı bir çözümün yerleştirilmesi için Türkiye’nin Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığında ve RecepTayyip Erdoğan Başbakanlığında yönetilmesi gerektiği” ifadesi geçmektedir. Buraporun ABD Hükümetine sunulduğu da ifade edilmektedir. 1996 – 2002 yılları arasında ABD’ye kaç ziyaret yaptınız, bu ziyaretlerinizde ABD Dışişleri Bakanlığı, Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) veya herhangi bir devlet kuruluşu ile görüştünüz mü?

RAND ile görüştünüz mü?

– 1996 – 2002 yılları arasında ABD’ye yaptığınız ziyaretler sırasında, RAND, CFR, Hudson Institute gibi kurumlarla herhangi bir temasınız oldu mu? Buna benzer kaç düşünce kuruluşu ile görüştünüz?

– Dönemin Savunma Bakan Yardımcısı Richard Perle ile 2002 yılı Ocak ayında herhangi bir görüşme yaptınız mı? Bugörüşmede Ortadoğu ve Irak konusu gündeme geldi mi?

Başbakan’ın 1 Mart tezkeresi öncesinde 4 ayda değişen tavrı

– 6 Kasım 2002 tarihinde Associated Press Ajansına “Irak sorununun barışçıl yollarla çözümlenmesini istiyoruz. Kan, gözyaşı ve ölüm istemiyoruz” dedikten sadece 4 ay sonra TBMM gündemine Irak konusunda getirilen tezkereye verdiğiniz desteğin ardında ABD ile yapılan bugörüşmenin etkisi bulunmakta mıdır? 2002 – 2003 yılları arasında ABD’ye kaç ziyarette bulundunuz, bu ziyaretlerinizde hangi heyetlerle görüştünüz?

Genelkurmay’ın dönüşümü, Müslüman Kardeşler ve Selefiler de var

– Nelson Mandela’nın da danışmanlığını yapmış olan Christof Lehmann’ın yazdığı bir rapora göre, “Arap Baharı”ndaki önemli noktalardan biri RAND Raporu çerçevesinde Türk Politik sistemi ve TürkSilahlı Kuvvetleri’nin “dönüşümü”dür. Buna göre “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Müslüman Kardeşler ve Selefi Hareketlerle eşgüdüm halinde çalışmasına müsaade edecek, laiklik ilkesinde yaşayacağı bir dönüşüm” mihenk taşı olarak görünmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri bugün Hatay’da konuşlanan sığınmacılar ve aralarında Selefi militanların da bulunduğu Özgür Suriye Ordusu adıyla bilinen yapıyla herhangi bir temas kurmuş mudur? Askeri, stratejik, taktik veya lojistik herhangi bir destek verilmekte midir?

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: