Etiket arşivi: dava

TARAF’A ‘TARİHSEL BAĞLAM’ MEKTUBU


Tuğamiral Ünsal, iddianameyi okumaya ve davaları takip etmeye çağırdı

(SÖZDE) Balyoz davasında 16 yıl hapis cezası alan Tuğamiral Ali Sadi Ünsal, Taraf Gazetesi‘nde yayınlanan "Hertaraf" köşesinde tutuklu askerler ile ilgili bir yorumu yayınlanan ve kendisini aktivist olarak tanımlayan Arife Köse‘ye cevaben bir mektup gönderdi.

*****

03 kasım 2012
’de “Hertaraf” köşenizde, kendisini “darbelere karşı 70 milyon adım koalisyonu” aktivisti olarak tanımlayan “Arife Köse”nin, “Balyoz davası’nın ardından” başlıklı bir yazısı yayımlanmıştır.

Bu yazıdan anlaşılmaktadır ki, sayın aktivist başkalarına “bakış açısını değiştirme” yöntemini önerirken kendisi sunulanlarla yetinmektedir. Ben kendisini aktivist olarak tanımlayan bir kişinin, hoşuna gitmese de, çıkarlarına uygun olmasa da gerçeğin peşinde olması gerektiğini düşünüyorum.

Sayın aktivist;

Hukukçu olmayabilirsiniz. ama balyoz davası sürecinin bir takipçisi olarak, hiç olmazsa iddianamenin tamamını okumalıydınız. acaba iddianame size boş ve sıkıcı mı geldi?

Tartışılması gerekenin Balyoz davası kararlarının değil, bambaşka konular olduğunu” yazmışsınız. Tartışılmayan, az tartışılan, gerektiği gibi tartışılmayan konulara dikkat çekmenizi, eleştirmenizi anlayabilirim. ama herhangi bir konunun tartışılmasına karşı olmanızı anlayamam. İddianamesini bile okumaya tenezzül etmediğiniz, ama takipçisi olduğunuz Balyoz davasının tartışılmasının bakış açınızı değiştirmesinden mi çekiniyorsunuz?

Balyoz dosyası Taraf gazetesinde yayımlanır yayımlanmaz, bir grup insanla birlikte, suç duyurusunda bulunmuşsunuz. Çok iyi etmişsiniz ama sizi ve sizin tabirinizle “sizin gibilerini” duruşmalarda görmek isterdik. “Özel” olarak görevlendirilen hâkim ve savcıların yer aldığı duruşmalara niye gelmediniz? Orada yaşananlara şahit olup bakış açınızın değişmesinden mi çekindiniz?

Başka ülkelerde de bu tür yargılamalar olduğunu, bu tür davaları tarihsel bağlamından kopararak sadece hukuk tartışmasına indirgenmemesi gerektiğini” vurgulamış, sonra da “hukuk demişken; adil yargılanma bir haktır ve ‘ama’ sı olmaz” cümlesini lütfedip araya sıkıştırmışsınız.

Adaletsizliği ve pusuyu "tarhsel bağlam" ile örtemezsiniz. Herşeyden önce balyoz davasi bilim ile mahkeme arasindadir. Sizin örnek gösterdiğiniz ülkelerin mahkemeleri de bilime karşi mi?

Davayı bilmeden ve takip etmeden. hukuki mi siyasi mi olduğuna nasil karar veriyorsunuz? Başbakanın bile "Devlet içinde devlet oldular" diye tanımladığı özel yetkili mahkemeler değil mi?

Sayin aktivist,

"Tarihsel bağlam" yaklaşımı sizi ve "sizin gibileri", masum askerlerin kendi ülkelerinde katledilmelerine ortak etmiştir. O askerler ki, aralarında 12 Eylül ve 28 Şubat‘ta haksızlığa uğramış, işkence görmüş insanlar vardır. Önemli bir kısmı sanatla ve edebiyatla ilgilenen insanlardır. Mesleklerini çok seven, kendilerini iyi yetiştirmiş, görevlerini iyi bilen, disiplinli, fedakar ve emrine verilen vatan evlatlarını bağırlarına basan insanlardır.

Artik onlar görevlerinde değiller…

Ama, bu askerlere pusu kuran çete elemanları ki, bir kisminin kimlikleri deşifre oldu ise görevdedirler. Onlara kimse dokunamıyor, dokunanlar ise, ucu açık yeni davalara ekleniyor. Bu durumda da önemli makamlardaki hiçlere, "böcek" gibi yaşamanın erdemini anlatan nutuklar atmak kalıyor.

Bilemiyorum, Hrant Dink davasının gerekçeli kararını okuyabildiniz mi?

Bu karardaki gerekçeler, diğer davalar için de geçerli olsa, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 50’lere düşerdi. Bu davada dokunulamayanların, Balyoz ve benzeri davalardaki rolüne hiç baktınız mı ya da İstanbul Barosu’nun 1997 yılında hazırlattıı Susurluk Raporu’nu incelediniz mi?

Eğer gerçeklere dayanan bir bakış açısına sahip olmayı arzu edip hiç olmazsa bu konuları inceleseydiniz;

Uydurma senaryolarla, bizim gibi masum insanlar üzerine dikkatlerin yoğunlaştırılarak çetelerin ve elemanlarının nasıl saklandığını anlar, kiralık katillere, çete elemanların, işkencecilere, gerek cezaevlerinde gerek dışarıda nasil itibar edildiğini, nasıl korunduğunu ve hangi görevler verildiklerini görür, dış güçlerin güdümünde, geçmişte yapılan alçaklıkların, bugün bizim üzerimizden farklı bir yöntemle yapıldığını, bu hususta bugün rol alanların ise, dünün işbirlikçi ajanları, işkencecileri, ağaca yaslanıp idam edilenleri seyredenleri, terörist ve çete üyeleri ile aynı kabileden kişiler olduğunun farkına varır, hakim olan siyasi iklimin devam etmesi için uydurma senaryolarin nasıl bir "tarihsel bağlam" sahtekarlığı ile servis edildiğini algılar, bizim masum olduğumuzu ve iddia edilenleri hayal bile etmediğimizi kolaylıkla anlardınız.

İnsan olan, geçmişte yapılan alçaklıkların arkasına sığınıp, bugün yapılan alçaklıkları savunmaz, öyle değil mi?

Bu ülkenin tarihindeki karanlık sayfaların, kötülüklerin sorumlusu ve piyonları bizler değiliz.

Darbelere karşı çıkarken bilerek veya bilmeyerek gerçekleşen bir darbenin payandası ve biz masum askerlere atılan iftiranın ortağı oldunuz.

Gerçekleri görmekten kaçınanların, bir gün, bu hukuk düzeninin adaleti ile karşılaşmamalarını dilerim.

Şemdin Sakık Ergenekon duruşmasında konuşuyor


Şemdin Sakık’ın ifadesine son verildi. Duruşma yarına bırakıldı. Yarın Gizi Tanık Huzur dinlenecek.

Sakık: "Genel ve yerel seçimlerde adayları örgüt belirler. Biz de ekiplerimizle köylere gider oy vermeye ikna ederdik"

Avukatların soruları bitti. Hakimler soru sormaya başladı.

Av. Hüseyin Ersöz, “ifadesine katılan ancak imzalamayan savcının kim olduğunu sordu. Cevabı “medyadan gördüğüm ve tanıdığım bir savcıydı” şeklinde oldu.

Av. Hüseyin Ersöz Sakık’a “Açlık grevleri gündemdeyken bu eylemin etkisini zayıflatmak için mi kimliğinizi açıkladınız, bunun için size vaatte bulunuldu mu diye sordu. Cevabı, “hayır böyle bir telkinde bulunulmadı” oldu.

Av. Hüseyin Ersöz Şemdin Sakık’a, “Taraf Gazetesi PKK ile bağlantılı dediği için,Balyoz ve Kafes Planlarının ilk kez Taraf’ta yayınlandığını hatırlatarak, bu planlar PKK tarafından hazırlanmış olabilir mi” diye sordu. Cevabı “PKK, askeri zayıflatmak ister” şeklinde oldu.

Telekonferans yöntemiyle alınan ifadesinde Sakık’ın sesi duruşma salonuna gelmeyince ara verildi.

Sakık: "İki kez Etkin Pişmanlık Yasası’ndan yararlanmak üzere başvurdum ancak reddedildi"

Sakık: "Taraf gazetesi yayına başlamadan Altan ve Çongar önce ABD’ye sonra Kandil’e gitti. Taraf, örgütün kararları ile Karayılan ve Öcalan’ın mektuplarını doğrudan yayınladı. Miroğlu’nun gazeteden ayrılma sebebinin altında bu vardır. Taraf,PKK’nın propaganda aracı haline geldi"

Sakık: "Andıç Krizinde önüme konulan isimler arasında Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek ile önemli görevlerde bulunan siyasiler de vardı"

Sakık: "Fatih Altaylı örgütten hiç saygı duymadı. Öcalan onu kullanamadı.M. A. Birand hasta, onun için fazla bir şey söylemek istemiyorum"

Sakık: "Öcalan gönderdiği talimatla Yasemin Çongar ve Ahmet Altan’ın kendi adına görüş bildirebileceğini söyledi. Şimdi ise Hasan Cemal"

Şemdin Sakık kardeşi Sırrı Sakık için "kan emici" ifadesini kullandı ve kendisi ile tartıştığını ifade etti.

Sakık: "Balyoz,KCK ve Ergenekon Davaları açıldıktan sonra çekinecek bir şey kalmadığından kimliğimi açıkladım"

Sakık:"2008 yılında Şamil Tayyar’a mektup gönderdim.O da köşesinde yayınladı. Bu yazıları okuyan Savcılar benim ifademi almak için geldi"

Şemdin Sakık’ın yanına hakim gönderilerek Diyarbakır’dan ifadesinin alındığı ortaya çıktı. Mahkeme Başkanı buna "usul ekonomisi, ne fark eder ifadesinin nereden alındığı" şeklinde açıklama getirdi. Uzaktan ifade alındığı için sık sık teknik arızalar yaşandı ve kesintiler oldu.

Avukatlar soru sormaya başladılar.

Sakık ifadesinde, 3 Savcının bulunduğunu söyledi ancak ifadesinin altında sadece 1 savcının imzası var.
Gizli Tanık Deniz’in (Şemdin Sakık) 2 tane ifadesinin olduğunu ortaya çıktı. Bir tanesi imzasız. Diğeri ise Diyarbakır Savcılığı tarafından alınmış

Duruşma gerilimli bir ortamda devam ediyor.Mahkeme Başkanı söz isteyenlerin mikrofonlarını açmıyor.Avukatlar tavandan sarkan mikrofonlar altında oturtuluyor.Avukatlarla sanıklar arasındaki tüm evraklar denetime tabii tutuluyor.Tüm bu uygulamalar CMK’ya aykırı.

Aradan sonra Sakık’a avukatlar soru sormaya başlayacaklar.

Perinçek: "Mahkemeniz Kanunsuzdur. CMK’ya uygun hiçbir icraatı yoktur" Bu sözlerden sonra, Perinçek salondan çıkarıldı ve duruşmaya ara verildi.

Perinçek: "Biz Kürdümüzden vazgeçmedik. PKK’nın ABD tarafından yönetildiğini fark edince PKK’ya sırtımızı döndük"

Sakık: "Melik Fırat,Öcalan’ın yanına gelerek liderlik için izin istedi. Öcalan eş başkanlığı önerdi ve Aysel Tuğluk’u önerdi. Fırat reddetti"

Sakık:"Öcalan’ın Suriye’den kovulma sebebi, ülke politikasına ters düşmesi değil,artık yararlı olmamasıdır"

Sakık: "Demokratik Ülkerlerde devletin bölünmesini konuşmak dahi suç olmamalı. Kemal Burkay’a sırf isminden dolayı çamur dahi atılmıştır"

Sakık: "PKK’nın 80 öncesinde MİT tarafından yönlendirilerek sol örgütlere saldırdığı yönünde bir düşüncem var"

Sakık:"12 Eylül PKK’yı koruma şemsiyesi oluşturdu.PKK’ya katılmakla yeterince üzüldüm."
Perinçek:"PKK’dan kaçan birçok Kurt liderini ben korudum. Öldürülmelerini engelledim.Onları rencide etmemek için isimlerini vermiyorum"

Sakık:"Yanlış söylüyor olabilirim ancak yalan söylemiyorum. Düşündüklerimin daha azını söylüyorum" Perinçek: "PKK’dan kaçan herkes bana sığındı"

Sakık: "Perinçek’in hangi tarihte kaç gün süreyle Bekaa Kampı’nda olduğunu bilmiyorum." Perinçek:" Ama ifadenizde 10 gün kaldı demişsiniz"
Perinçek, Şemdin Sakık’a soru soruyor. Sakık: "Örgütün Diyarbakır’da gerekleştirdiği tüm eylemlerden ben sorumluyum"

Doğu Perinçek duruşmalardan yasaklanmıştı ancak Sakık kendisi hakkında ifade verdiği için duruşmaya getirildi.

Sakık: "Güvenlik güçlerine Öcalan’ın yakalanmasında yardımcı oldum. Şam dışına çıkarılmasında görev üstlendim.Bunu açıklayarak hayatımı tahliye atıyorum. Ben örgüt için 18 yıl görev yapıp hizmet verdiğim için bana "baş hain" demeye başladılar."

Sakık: "Abdullah Ocalan dışında PKK’da hakkında kitap yazılacak adam yok. Hepsi tıpkı benim gibi 0’dır.Hiçbir değerleri yoktur."

Sakık: "Uludere’nin faillerinin bulunamamış olması devletin ayıbıdır"

Sakık,TRT Şeş için Ak Parti’ye teşekkür etti.

Sakık, Cengiz Çandar,Yasemin Çongar ve Hasan Cemal’in ismini vererek bu kişiler sadece röportaj için Kandil’e gelmediler başka amaçları vardı" dedi. Fatih Altaylı’yı ise bu değerlendirmenin dışında bıraktı.

Sakık, Öcalan’ı kastederek,"PKK’da 1 tane 1 vardır. Diğerleri 0’dır" dedi.

Ergenekon Davasının gizli tanığı Şemdin Sakık çarpıcı açıklamalarda bulunuyor.
Silivri’de yarın KCK-Avukatlar Davası var. Olağnüstü güvenlik önlemleri hemen göze çarpıyor.

Ergenekon’da Deniz adlı gizli tanığın Şemdin Sakık olduğunun ortaya çıkması gündeme bomba gibi düştü.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen, Genelkurmay Eski Başkanı emekli orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ın da aralarında bulunduğu 65’i tutuklu 274 sanıklı Ergenekon davasında tanıklık yapan Sakık bugün de sanıkların ve mahkeme heyetinin sorularını cevaplıyor.

Odatv olarak duruşmadaki tüm gelişmeleri canlı vermeye devam edeceğiz:

Odatv.com

Konyalı askere komutan dayağı


Acemi birliğinde Uzman Çavuş tarafından sopayla dövüldüğü iddia edilen asker iki büklüm kaldı..

Konya’nın Çumra İlçesi’nde oturan Veli Can, Jandarma Komanda Er oğlu Mustafa Can’ın, acemi birliğinde dayak yüzünden belinden rahatsızlandığı ve gerekli tedavinin zamanında yapılmadığı iddiasıyla Genelkurmay Başkanlığı başta olmak üzere Jandarma Genel Komutanlığı ve Çumra Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduğunu söyledi.

KOMUTAN DAYAĞI BU HALE GETİRDİ

Konya’nın Çumra İlçesi’nde oturan 20 yaşındaki Mustafa Can, geçen mayıs ayında vatani görevini yerine getirmek için Manisa Kırkağaç Jandarma Komanda Er Eğitim Komutanlığı’nda er olarak askerlik görevine başladı. Acemi eğitiminin bitmesine 1 ay kala, komutanı Uzman Çavuş M.Ö. tarafından sopayla dövüldüğünü iddia eden Mustafa Can, revirde 3 gün kaldığını ve basit bir tıbbi müdahalenin ardından taburcu edildiğini iddia etti.

HASTANE HASTANE GEZDİM

Ağustos ayında memleketine dağıtım iznine geldikten sonra hala belindeki ağrının devam etmesi üzerine Konya Askeri Hastane’ye gittiğini belirten Mustafa Can, "Buradaki doktorlar beni usta birliğime gittiğimde, oradaki askeri hastanelerde tedavi olabileceğimi söyleyip geri gönderdi" dedi. Usta birliği için Kilis Elbey İlçe Jandarma Komutanlığı’na gittiğini ifade eden Can, "Buradaki komutanlarıma durumu anlattım. Hatay ve Gaziantep’deki askeri hastanelere gittim. Ama tanı koymayıp, beni gönderdiler. Ağrılarım şiddetli bir şekilde devam edince, komutanım beni tedavi olmam için memleketime izine gönderdi. Ekim ayı başında yine Konya Askeri Hastane’ye gittim. Burada zincir kemiğinde birden fazla kırık ve disk kayması tanısı koydular. Tedavi olmam için Etimesgut Askeri Hastane’ye sevk edildi. Buradaki doktorlar birliğimden sevk edilmem gerektiğini belirtim, beni geri gönderdi. Tekrar Konya Askeri Hastane’ye gittim. Bu seferde Meram Tıp Fakültesi’ne sevk ettiler. Orada da aynı tanı kondu. Bir süre hastanede kaldım. İlaçlı tedavim devam ediyor ve 1 ay rapor aldım" diye konuştu.

"FİDAN GİBİ GİTTİ, İKİ BÜKLÜM GELDİ"

Oğlunu vatanı koruması için askere gönderdiğini belirten Veli Can ise, şunları söyledi:

"Çocuğumun tedavisinin yaptırılmasını istiyorum. Çocuğum mağdur oldu. Kim suçluysa hakkında davacıyım. Çünkü fidan gibi gönderdiğim çocuğum iki büklüm geldi. Yetkililerin bu olayı takip etmesini istiyorum. Kim yaptıysa cezalandırılsın. Benim çocuğum mağdur olduysa, başka askerler mağdur olmasın. Oğlumu vatan için gönderdim iki büklüm geldi."dedi.

BABASI SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU

Veli Can, hem oğlunun tedavisi yapılmadığı hem de döven komutanı hakkında, başta Genelkurmay Başkanlığı olmak üzere Jandarma Genel Komutanlığı ve Çumra Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduğunu, Jandarma Genel Komutanlığı’ndan da konu ile ilgili inceleme başlattıklarına dair cevap geldiğini belirtti.

Anne Zade Can da, "Allah’a şükür fidan gibi büyüttüm oğlumu. Davulla zurnayla askere gönderdim. Ben oğlumu gündelik işe giderek büyüttüm. Ben oğlumun sağlığına kavuşmasını isterim" diyerek göz yaşlarına hakim olamadı.

TARAF’ÇILARI DİNLEYEN MİT’ÇİLERE DAVA


İstanbul’da MİT soruşturması

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, (terör örgütü yandaşı ve TSK karşıtı)gazeteciler Ahmet Altan (fotoğrafta soldan ikinci) Mehmet Altan, Yasemin Çongar’ın da (fotoğrafta en solda) arasında bulunduğu 9 kişiyi sahte kod adı ile dinlediği iddia edilen MİT görevlileri hakkında “Resmi belgede sahtecilik”, “Haberleşmenin gizliliğini ihlal” ve “görevi kötüye kullanma” suçlarında soruşturma başlatılması için Başbakanlık’tan izin istedi. Yazıda toplumun güzide bir kurumu olan MİT’in sahtecilik yaparak kod isimleri kullanarak mahkemelerden dinleme kararı alması ile toplum içindeki güvenilirliğinin zedelendiği öne sürüldü.

(İLGİLİ HABER) BARANSU’YU DİNLEDİ DİYE 4 ASKER TUTUKLANDI

ÇONGAR’A “ELİZABET”, AHMET ALTAN’A “CAŞİT” KOD ADI

18 Ekim 2012’de Başbakanlık makamına gönderilen yazıda soruşturma izni istenen görevlilerin isim belirtilmezken, “MİT İstanbul Bölge Başkanı, yazıların düzenlenmesinde bölge başkanına sunan imzalayan diğer görevliler” denildi. Suç tarihlerinin ise kurumun düzenlediği her bir tutanak için ayrı tarih esas alınarak 30 Ekim 2008-9 Şubat 2009-8 Mayıs 2009-17 Haziran 2009-18 Eylül 2009-4 Kasım 2009-24 Ocak 2012 olduğu ifade edildi.

Soruşturma izni için Başbakanlığa gönderilen yazıda İstanbul MİT Bölge Başkanlığı’nın Müsteşar adına adına yapmış olduğu yazıda casusluk suçuna karıştıkları iddia edilerek Yasemin Çongar adına ve babası Behiç Çongar adına kayıtlı telefonun “Elizabet” ve “Arashi Quarzad”, Ahmet Altan’ın “Caşit” ve “Hossain Seyfullah”, Markar Eseyan’nın “Vahan” ve “Hossain Seyfullah”, Amberin Zaman’ın “Demi” ve “Quramaddin Fatımı”, Mehmet Altan’ın”Pastör” ve “Quramaddin Fatımı” kod adı ile dinleme talep edildiği, 30 Aralık 2008-9 Şubat 2009-8 Mayıs 2009 ve 4 Kasım 2009 tarihlerinde alınan mahkeme kararları ile dinlendiği ifade edildi.

E-POSTA ADRESLERİNİ DE İZLEDİLER

Mehmet Baransu hakında da aynı gerekçe ile “Malik Hussein Feyda” kod adı ile 17 Haziran 2009 ve 18 Eylül 2009’da dinleme kararı alındığı anlatılan yazıda Tuğba Altun’un da Malik Hussein Feyda kod adı ile alınan kararla 24 Ocak 2012’de dinlendiği bilgisine yer verildi. Nesibe Altun ile Züleyha Yusuf’un mail adreslerinin de mahkeme kararı ile izlenmeye alındığı belirtildi.

“İŞLEDİKLERİ HERHANGİ BİR SUÇ OLMADIĞINI BİLDİKLERİ HALDE…”

”Yazının devamında ise “Suç tarihinde görevli MİT İstanbul Bölge Başkanı ve tutanaklarda tespit edilecek parafı, bilgi yazısı olan, teşkilat görevlileri müşteki mağdurların işledikleri herhangi bir suç olmadığını bildikleri halde ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı ve mahkemelerin kendilerine dinleme veya izleme izni vermeyeceklerini, bunun kanuna aykırı olduğunu düşündüklerinden Tuğba Altun, Nesibe Altun ve Züleyha Yusuf haricindeki kişiler için sahte kod adı üretmişler ve sanki "casusluk" suçunu takip ediyormuş düşüncesini oluşturmuşlardır” denildi.

“MAHKEMELERİ DE ZAN ALTINDA BIRAKTILAR”

Bir kısım müştekiler için iki defa dinleme- uzatma kararı aldıktan sonra aynı numaralara farklı kod adıyla tekrar talepte bulunulduğu anlatılan yazıda şunlara yer verildi: “Yapılan eylem Türk milleti adına yargılama yapmakta olan kararı veren mahkemeleri de zan altında bırakmıştır. Zira iş yoğunluğundan bildirilen numaraları inceleyememiş ve kurumu olan güvenlerinde dolayı ayrıca işin acil olması sebebiyle ibraz edilen sahte delillere itibar edilerek karar vermek zorunda kalmışlardır.

“YAPTIĞI SAHTECİLİK İMAJINI OLUMSUZ ETKİLEDİ”

Ayrıca ilgili Milli İstihbarat Teşkilatı Türkiye’nin güzide ve saygın bir kuruluşu olmakla yapılan sahtecilik toplumsal imajında olumsuz etkiler meydana getirmiştir. Çünkü halkın çok önemli işler yaptığı bir kurumun, haklı bir sebep var ise yeterli deliller ile birlikte ilgili mahkemelerden talep edip karar almasında ve ilgili kişileri dinlemesinde bir mahsur yoktur.

“KURUMA GÜVENİ ZEDELEDİ”

Fakat bunun sahte talep yazılarıyla birlikte sahte isimler altında istenilmesi kurumlar arasında olan güveni zedelediği gibi dürüst insanlarda da "Acaba ben de dinleniyor muyum?" şeklinde düşünceler oluşturmasına ve devlete olan güvenin zedelenmesine sebep olmuştur. Söz konusu belgeyi düzenleyen kişiler, görevliler resmi belgede sahtecilik, haberleşmenin gizliliğini ihlal ve görevi kötüye kullanma suçlarını her bir kişi ve evrak yönünden ayrı ayrı işledikleri anlaşılmıştır. Bu sebeple ilgili kişiler hakkında soruşturma izni verilmesi görüşü ile yüksek makamınız tarafından şüpheliler hakkında soruşturma izni hususunda karar verilmesi arz olunur”

İlker Başbuğ’u yakacak ifade


Ergenekon’un tutuklu sanıklarından emekli Korgeneral Mehmet Eröz, İlker Başbuğ’un internet andıcından haberi olmadığı şeklindeki beyanların doğru olmadığını söyledi.

"Ergenekon" davasının tutuklu sanıklarından emekli Korgeneral Mehmet Eröz, "Sayın İlker Başbuğ’un internet andıcından haberi olmadığı şeklindeki beyanlar doğru değildir. Sayın İlker Başbuğ’a andıçla ilgili olarak defalarca bilgi verilmiştir" dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, Tuncay Güney ile 2001 yılında yapılan mülakat sırasında İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nde tahkikattan sorumlu müdür yardımcısı olan polis başmüfettişi Kemal Karademir tanık olarak dinlenildi.

Karademir’e Güney ile yapılan 2001 yılındaki mülakattan bazı bölümler izletilerek, sorular yöneltildi.

Mülakatın kendi odasında yapıldığını ve baş sorgucunun Ahmet İhtiyaroğlu olduğunu ifade eden Karademir, Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüzeyin Özese’nin "işkence" iddialarını hatırlatması üzerine de, Güney’e kesinlikle işkence yapılmadığını, ifadeyi kendisinin istekli şekilde verdiğini, hatta Güney’in çok istekli olmasının kendilerini şaşırttığını anlattı.

Duruşmada, Karademir’e MİT’ten gelen CD’ler arasında yer alan Tuncay Güney’e işkence yapıldığı değerlendirilen seslerin yer aldığı ses CD’leri de dinletildi.

Karademir’in tanık olarak dinlenilmesine ara veren mahkeme heyeti, duruşmayı yarına erteledi.

MEHMET ERÖZ’ÜN DİLEKÇESİ

Bu arada tutuklu sanıklardan emekli Korgeneral Mehmet Eröz, mahkemeye tahliye talebine ilişkin yazılı bir dilekçe sundu.

Eröz, Genelkurmay Başkanı’nın (İlker Başbuğ) internet andıcından haberi olup olmadığı konusunda bazı tereddütlerin olduğunu ve konunun hala yeterince açıklığa kavuşmadığını belirterek, davanın tutuklu sanıklarından eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un da mahkemede savunma yapmadığını, hiçbir soruya yanıt vermediğini kaydetti.

Eröz, bu nedenle kendisinin ve sanıkların "andıçla" ilgili konuyu aydınlatma olanağı bulamadıklarını ifade ederek, dava konusu internet andıcının hazırlandığı tarihte Genelkurmay Harekat Başkanı olduğunu hatırlattı.

Genelkurmay Başkanı’nın andıçtan haberinin olmadığı, zaten imzalamadığı, konunun kendi bilgisi dışında geliştiği gibi bir görünümün ortaya çıkabileceğini vurgulayan Eröz, dilekçesinde "Bu durumda sanki Harekat Başkanı olarak ben andıcı Hasan Iğsız’ın emrine rağmen Başbuğ’a arz etmemişim ve andıçta imza ya da parafı bulunan kişilerle birlikte kendi başımıza iş yapıyormuşuz gibi bir yanlış anlam çıkabilir. Oysa gerçek bu değildir. Sayın İlker Başbuğ’un internet andıcından haberi olmadığı şeklindeki beyanlar doğru değildir. Sayın İlker Başbuğ’a andıçla ilgili olarak defalarca bilgi verilmiştir" ifadelerini kullandı.

Dilekçesinde andıcın hazırlama sürecine ilişkin bilgi veren Eröz, çalışmalara dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Hasan Iğsız’ın emri üzerine 5 Şubat 2009 tarihinde başladıklarını ve 16 Şubat 2009 tarihinde Iğsız’a arz ettiklerini anlattı.

Üzerinde ‘Sn. K’a arz" yazan andıcın Genelkurmay 2. Başkanı’nın imza tarihinin 1 Nisan 2009 olduğunu belirten Eröz, aradan geçen 1.5 aylık süreci de "Genelkurmay 2. Başkanı andıcı bu kadar bekletmek durumunda kalmıştır. İnternet sitelerinin basında yer aldığı 4 Şubat 2009 tarihinde biz Genelkurmay Başkanımız göreve başladığında Bilgi Destek Dairesi hakkında verdiği emir doğrultusunda çalışmaktaydık" şeklinde açıkladı.

Eröz, dilekçesinde şunları kaydetti: "İnternet andıcı konusunda yaptığımız çalışmaları Genelkurmay 2. Başkanımız Hasan Iğsız’ın kendisi Genelkurmay Başkanımıza birkaç defa arz etti ve aldığı direktifler kapsamında da bize emirler verdi. Sayın Hasan Iğsız, Genelkurmay Başkanı’na arza giderken, bizden aldığı andıcı ve takdim için hazırlamış olduğumuz bilgi kartlarını, beraberinde götürüyordu. Biz bu arzlarda yer almadık. En sonunda yanılmıyorsam 1 Nisan 2009’da Hasan Iğsız’ın emri ile sayın Genelkurmay Başkanımıza internet siteleri dahil, üzerinde çalıştığımız üç konuda (internet andıcı) brifing vererek, karar ve emirlerini aldık."

"ANDICI ZARFLA İMZAYA GÖNDERDİK"

Başbuğ’un andıcın eklerinde yer alan izlenen internet sitelerinin bir kısmını dinlediğini, "Ekler teferruattır. Bana arz etmeyin" dediğini, brifing sonrası iki haftaya yakın Başbuğ’a imzaya çıkamadıklarını savunan Eröz, andıcı zarf içine koyarak, Başbuğ’un sekreterine verdiklerini kaydetti.

Eröz dilekçesinde, "Hasan Iğsız’a bilgi verip bu şekilde andıcı zarfın içine koyarak, imzaya gönderdik. İmzadan döndüğünde de Hasan Iğsız’a bilgi verdik. Sonuç olarak söylemek istediğim şudur: internet andıcı ve yeni sitelerin kurulması Sayın Genelkurmay Başkanımızdan habersiz yapılan işler değildir" ifadelerine yer verdi.

Başbuğ’un internet andıcı ve yeni sitelerin kurulmasından haberi olmaması durumunda, 4 Kasım 2009’da ikinci ihbar mektubu ekinde yer alan internet andıcını gördüğünde kendileri hakkında işlem yapması gerektiğini belirten Eröz, bugüne kadar sadece içinde bulunduğu rütbe ve görevle ilişkili olarak emir aldığını ve emir verdiğini ifade ederek, tahliyesini istedi.

Redhack için 24 yıl hapis istemi /// CC : @R3dh4ck1 @TheRedHack @RedHackEU @RedHack_EN @KizilHacke rlar @unnamed_anarchy


Türkiye’deki birçok devlet kurumuna ait internet sitesine düzenledikleri siber eylemlerle adını sıkça duyuran Redhack örgütü hakkında, ‘silahlı terör örgütü üyesi oldukları’ ve çeşitli bilişim suçları işledikleri iddiasıyla 24 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

Redhack’in, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün internet sitesini hack’lemesinin ardından, örgüte üye 10 kişi hakkında ‘silahlı örgüte üye olmak ve çeşitli bilişim suçları işledikleri’ suçlamasıyla 8.5 yıldan 24 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Ankara Başsavcıvekilliği’nin, 20 Mart 2012’de gerçekleştirilen ve yedi kişinin tutuklandığı Redhack soruşturması tamamlandı. Soruşturma sonucunda hazırlanan iddianame, Terörle Mücadele Yasası kapsamında kurulan Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi.

Savcı Mustafa Başer tarafından yaklaşık yedi aydır tutuklu bulunan üniversite öğrencileri Duygu Kerimoğlu, Alaattin Karagenç ve Uğur Cihan Oktulmuş’un da bulunduğu 10 kişi hakkında hazırlanan iddianamede, şüpheliler, “silahlı terör örgütüne üye olmak, açıklanması yasak gizli belgeleri temin etmek, kişisel verileri hukuka ayrı olarak ele geçirmek ve yaymak, bilişim sisteminin işleyişini engellemek veya bozmak, bilişim sistemine hukuka ayrıkı olarak girmek ve orada kalmak” eylemleriyle suçlandı.

Mavi Marmara mağdurlarından İsrail’e dava


Mavi Marmara” gemisine yönelik saldırıda hayatını kaybedenlerin aileleri İsrail’den 10 milyon liralık tazminat talep etti.

Gazze’ye insani yardım taşıyan ”Mavi Marmara” gemisine yönelik saldırıda hayatını kaybeden Cevdet Kılıçlar ile Necdet Yıldırım’ın ailesinin de aralarında bulunduğu 33 kişi, İsrail devletine maddi ve manevi tazminat davası açtı.

Saldırıda hayatını kaybedenlerin aileler, söz konusu gemide yaralanan mağdurlar ile avukatları Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayına geldi.

Burada grup adına açıklama yapan avukat Uğur Yıldırım, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde İsrailli bazı komutanlar hakkında ceza davasının açıldığını anımsattı.

İsrail’in, verilecek kararla zarar gören tüm gerçek ve tüzel kişilere tazminat ödeyerek zararlarını karşılaması gerektiğini belirten avukat Yıldırım, ”Şimdilik İstanbul ve Kayseri’den toplam 40 kişi açtıkları davalarda İsrail devletinden toplam 10 milyon TL tazminat talep etmiştir. Süreç içerisinde diğer kişiler davalarını açacaklar” dedi.

Avukat Yıldırım, ilk etapta dava açanlar arasında saldırıda hayatını kaybeden Furkan Doğan, Cevdet Kılıçlar ve Necdet Yıldırım’ın ailelerinin yanı sıra, ağır yaralılar, basın mensupları ve hemşirelerin yer aldığını söyledi.

‘Katıldığımı hatırlamıyorum’ /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Eski Rektör Ergenekon’da dinlendi…

Ergenekon’da Eski Rektör Sütbeyaz Tanık Olarak Dinlendi
Rektör Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz, YÖK yasa tasarısıyla ilgili Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur’la bir görüşme yapmadığını belirtti.

Ergenekon Davası’nda tanık olarak dinlenen Atatürk Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz, Yök yasa tasarısıyla ilgili rektörlerle birlikte dönemin Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur’la bir görüşme yapmadığını belirtti. Savcı Pekgüzel’in, "25 Ekim 2003’te cübbeleriyle birlikte Anıtkabir’e yürüyen rektörler arasında var mıydınız?" şeklindeki sorusuna tanık Sütbeyaz, "Vallahi hatırlamıyorum" diye cevap verdi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’de görülen 65’i tutuklu 274 sanıklı Ergenekon Davası’nın 239. duruşması başladı. Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde bulunan küçük salonda yapılan duruşmada İnönü Üniversitesi eski Rektörü Prof. Fatih Hilmioğlu, Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin’in de aralarında bulunduğu 35 tutuklu hazır bulundu. 16 celse men edilen CHP İzmir Milletvekilli Mustafa Balbay ve gazeteci Tuncay Özkan ile eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın da aralarında bulunduğu 30 tutuklu sanık duruşmaya katılmadı. Adil Serdar Saçan’ında aralarında bulunduğu 3 tutuksuz sanık da hazır bulundu.

YAŞAR SÜTBEYAZ TANIK OLARAK DİNLENDİ

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, tutuklu sanık Fatih Hilmioğlu’nun savunma tanığı olarak gösterdiği Atatürk Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz’ın dinleneceğini belirti. Yeminli olarak ifadesi alınan tanık Sütbeyaz, 2000-2008 yılları arasında Erzurum’da bulunan Atatürk Üniversitesi’nde rektör olarak görev yaptığını ve hala aynı üniversitenin Fen- Edebiyat Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştığını söyledi. Mahkeme Başkanı Özese, Hilmioğlu’nun avukatı tarafından verilen dilekçede 19 Eylül 2003 günü Jandarma Genel Komutanlığı’nın Bilkent’teki sosyal tesislerinde düzenlenen yemeğe katılan rektörler arasında Sütbeyaz’ın da yer aldığını belirttiğini söyledi. Özese, dilekçede davanın sanıklarından olan dönemin Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur ile Yök Yasa Tasarısı’yla ilgili görüşüldüğü iddialarını hatırlattı. Mahkeme Başkanı Özese, 2003 yılında Jandarma Genel Komutanlığı’nın Bilkent tesisilerinde düzenlendiği iddia edilen toplantıyla ilgili ne biliyorsunuz?" diye sordu.

"O TOPLANTIYA KATILDIĞIMI HATIRLAMIYORUM"

Sütbeyaz, "Bu konu hakkında hiçbir şey bilmiyorum. O toplantıya katıldığımı hatırlamıyorum. O toplantı basında da çıktı. Ben o tarihte bir heyetle ABD’de görevliydim. Sütçü İmam Üniversitesi ve Atatürk Üniversitesi’nden bir heyetle New York’daki üniversiteler birliğine davetli olarak Amerika’ya gittik. 13 Eylül’de hareket ettik. 21 Eylül’de de Türkiye’ye döndüm. ABD’de kaldığım oteller, uçak biletim dahi devlet tarafından karşılandı. Bunu da ispatlayabilirim. Ben Amerika’ya gittiğimde yerime rektör yardımcımı bıraktım. O dönemde 3 rektör yardımcım vardı. Şu an hangisini yerime baktığını hatırlamıyorum. Ayrıca ben Bilkent’teki jandarma tesisilerinin kapısını bile bilmem" dedi.

"ERUYGUR ÜNİVERSİTEMİZİ ZİYARET ETMİŞTİ"

Davanın tutuksuz sanıklarından eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur’u tanıdığını söyleyen tanık Yaşar Sütbeyaz şunları anlattı:

"Şener Eruygur Erzurum’a geldiğinde ünivesitemizi de ziyaret etmişti. Eruygur, ‘Erzurumlu olduğunu, Atatürk Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptığını ancak diplomasını alamadığını’ söyledi. Ben de ‘Diplomanızı hazırlatırım’ dedim. Daha sonra iadeyi ziyaret amaçlı odasına gittim. Şener Eruygur’a diplomasını takdim ettim. Şener Eruygur’a diplomasını ne zaman takdim ettiğimi şu an hatırlamıyorum."

Sorular üzerine Yaşar Sütbeyaz, İstanbul, Ankara ve Atatürk üniversitelerinin rektörlerden oluşan 23 kişilik heyet ile Başbakan ve Milli Eğitim Bakanı ile Yök tasarısının hazırlanmasıyla ilgili görüştüklerini söyledi. Dava sanıklarından Başkent Üniversitesi kurucu Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal’ı tanığını da söyleyen Sütbeyaz, "Mehmet Haberal Üniversilerarası Kurul ve Rektörler Konseyi’nden tanırım. Bunlarla ilgili toplantıların çay molalarında rektörlerin birbirleriyle sohbet eder. Zaten her rektör birbirini tanır. Selamlaşır ve konuşur. Genel de isim olarak tanır" diye konuştu. "Haberal ile Hilmioğlu arasındaki ilişki nasıldı?" sorusuna tanık Sütbeyaz, "Ben ne söyleyebilirim. Ben nasıl görüşüyorsam herhalde Hilmioğlu da Mehmet Bey’le o şekilde görüşmüştür. İlerisini bilemem" dedi.

"VALLAHİ HATIRLAMIYORUM"

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel’in soruları üzerine Yaşar Sütbeyaz, "Atatürk Üniversite’sine Erzurum Üniversitesi de denir" diye cevap verdi. Savcı Pekgüzel, "Jandarma Genel Komutanlığı’nın Bilkent’teki sosyal tesislerinde düzenlendiği iddia edilen toplantıya katılmadığınızı söylediniz. Acaba dekanlarınızdan biri katılmış olabilir mi?" sorusuna tanık Sütbeyaz, "Öyle bir ihtimal vermiyorum. Ama kesin de bilmiyorum. Ama olsaydı haberim olurdu" diye cevap verdi.

Savcı Pekgüzel’in, "25 Ekim 2003’te cübbeleriyle birlikte Anıtkabir’e yürüyen rektörler arasında var mıydınız?" sorusuna Sütbeyaz, "Vallahi hatırlamıyorum" dedi. Duruşmaya öğle arası verildi.

Bu mahkeme çıldırmış olmalı /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Ergenekon davasında tutuklu sanıkların tanıklarına soru sormalarına yeni bir kısıtlama daha getirildi. Mahkeme başkanı Hasan Hüseyin Özese’nin icat ettiği yeni yönteme göre mahkeme başkanı, tanığa, soru sormak isteyen tanığı tanımayıp tanımadığını soruyor. Tanık, “tanımıyorum” derse sanığa soru sordurmuyor!

25 Eylül 2012 günü İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’in “savunma tanığı” olarak gösterdiği gazeteci Aslı Aydıntaşbaş dinlendi. Ayrıntılarını Aydınlık’ta okudunuz, tekrar etmeyelim. Gazetelerde yazılmayanı yazalım.

Milliyet gazetesi yazarı Aslı Aydıntaşbaş, Sabah gazetesinin Ankara Temsilcisi olduğu dönemde Danıştay saldırısından kısa bir süre sonra, bir sarı zarf içinde kendisine ulaştırılan “Ergenekon Analiz-Yeniden Yapılanma” adlı bir belgeye dayanarak (ki, bugün artık bu metni Tuncay Güney ile Ümit Oğuztan’ın hazırladığından kuşku duyulmuyor) “İşte Ergenekon Anayasası” başlıklı manşet habere imza attı.

Haberde Muzaffer Tekin’in de adı geçiyordu. 16 Haziran 2007’den beri, tutukluluğun 6. yılında olan emekli kıdemli Albay Muzaffer Tekin’in haberin içeriğine yönelik olarak tanık Aydıntaşbaş’a soru sormasından daha hukuki ne olabilirdi? O zamana kadar mahkemenin uygulamaları “sorguda adı geçen sanıklara” söz hakkı verilmesi şeklindeydi. Fakat mahkeme başkanı Özese, tanığa Tekin’i tanıyıp tanımadığını sordu, “tanımıyorum” yanıtını alınca da Muzaffer Tekin’e, “Efendim sizi tanımıyor, soru soramazsınız” dedi.

Muzaffer Tekin, soru sorma hakkı elinden alınarak cezalandırıldı. İtiraz ederek, “mahkemenin düzenin bozduğu” gerekçesiyle duruşmalara 16 celse girmesi yasaklanarak ikinci kez cezalandırıldı!

Bu kaçıncı?

Muzaffer Tekin duruşmalara katılması yasaklanan ilk sanık değil, bu gidişle son da olmayacak. Daha önce Serdar Öztürk, Durmuş Ali Özoğlu ve Doğu Perinçek’e “son savunmaya kadar” yasak geldi.

Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Erkan Önsel, Oktay Yıldırım’ın duruşmalara girişi 16 celse yasak.

İbrahim Özcan, Yalçın Küçük, Mehmet Zekeriya Öztürk ve Hikmet Çiçek ise 16 celselik yasağı tamamlayanlar.

Yok artık!

27 Eylül Perşembe günü Ergenekon’un 235. duruşmasında yaşananlar, artık sadece hukukun değil, akıl ve mantığın sınırlarının da aşıldığını gösterdi. Mahkeme başkanı Özese, tutuklu sanıkların hepsinin salondan çıkarılmasını istedi! Silivri Notları’nda “kadrolu sanık” olarak anlattığımız (Aydınlık, 23 Eylül 2012) Emrah Özdemir dinlenecekti.

İyi ama Özdemir zaten salonda değildi! Gizli tanıklara yapıldığı gibi bir başka odada konuşuyor, ses ve görüntü ekrana yansıtılıyordu. Duruşma salonuyla hiçbir bağlantısı yoktu. Bunun tek amacı sanıkların, Özdemir’in söyleyeceklerine itiraz etmeleri ve soru sormalarını önlemekti. Sanıkla ile avukatlar arasında hukukun olmazsa olmaz bağlantı koparılıyordu. Bir süre önce “sandalyeleri yargılayan” mahkeme, şimdi sandalyelere karşı tanık konuşturuyor. İşte adil yargılama!

Daha önce de yazdık. 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Osmanlı’nın Maarif Nazırı Emrullah Efendi gibi düşünüyor: “Şu sanıklar olmasa mahkemeyi ne güzel yönetirdik!”

‘Özel yetkili’ Yargıtay

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, soyut gerekçelerle tutukluluğun devamı yönünde karar veren 9 yargıcı Prof. Dr. Mehmet Haberal’a tazminat ödemeye mahkûm ettiğinde tarihler 2010 yılını gösteriyordu. “Silivri Notları”nın sürekli okurları hatırlayacaktır. 4. Hukuk Dairesi’nin Ergenekon sanıklarından Kemal Kerinçsiz ve bir çok sanığın açtığı davalarda verdiği kararlardan söz etmiştik.

Ancak HSYK’nın 24 Şubat 2011’de Yargıtay’ın üye sayısını artırırken yaptığı “toplu atamalar”dan sonra diğer dairelerde olduğu gibi 4. Hukuk Dairesi de “dizayn edildi.” Daire üyelerinin değişimi, tam tersi olacak kararlara yansımaya başladı.

42 yıllık hukukçu, Balyoz sanıklarının avukatlarından Celal Ülgen, “Açacağımız tazminat davalarına bakacak olan 4. Hukuk Dairesi bu davalara hazırlanmış. Ne bekleyebilirim bu daireden” diyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) 10 yıl yargıçlık yapan CHP İzmir milletvekili Rıza Türmen de Ülgen gibi düşünüyor:

“Tiyatronun birinci perdesi tamam. Yargıtay ikinci perdesi olacak. Sonuç değişmeyecek. Yargıtay böyle bir şeye cesaret edebilir mi, adi yargılama olmamıştır, diyebilir mi? Bugünkü kompozisyonuyla imkansız bir şey. Bir beklenti yaratıyorlar, ama imkansız.”

Balyoz, Ergenekon, Odatv vs gibi davalarda temyiz incelemesini yapacak olan Yargıtay 9. Ceza Dairesi de bu değişimden nasibini aldı. Bu dairenin başkanlığını, önceki HSYK’nın başkanvekilliğini de yapan Mahmut Acar yürütüyordu. Acar’ın emekliye ayrılmasından sonra dairenin en kıdemli üyesi Ekrem Ertuğrul başkanlığa seçildi. Daha sonra 160 yeni üyenin Yargıtay’a seçilmesinden sonra 9. Ceza Dairesi’ne de yeni üyeler atandı. Abdurrahman Kavun, Ahmet Toker, Fikriye Şentürk, Hamza Yaman, Cumhur Özen, Zekeriya Erdoğan ve Hüseyin Sarıömeroğlu, Yargıtay’ın yaptığı yeni görevlendirme ile 9. Ceza Dairesi üyeliğine getirildi. Eski üyelerden başkanla birlikte sadece Halim Aşaner kaldı.

Balyoz davasının incelenmesinde Ertuğrul başkanlığında bu isimlerden 5’i olacak.

Celal Ülgen, “Yargıtay’dan olumlu sonuç beklemek safdillik olur. Yargı bağımsız olmadıkça, normal hukuk düzeni geri gelmedikçe umut beklemek doğru olmaz” diyor.

Hikmet Çiçek

Aydınlık

VİDEO : ERGENEKON’DA 234. DURUŞMA YAPILDI !!!


İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: