Etiket arşivi: dava

‘Katıldığımı hatırlamıyorum’ /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Eski Rektör Ergenekon’da dinlendi…

Ergenekon’da Eski Rektör Sütbeyaz Tanık Olarak Dinlendi
Rektör Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz, YÖK yasa tasarısıyla ilgili Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur’la bir görüşme yapmadığını belirtti.

Ergenekon Davası’nda tanık olarak dinlenen Atatürk Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz, Yök yasa tasarısıyla ilgili rektörlerle birlikte dönemin Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur’la bir görüşme yapmadığını belirtti. Savcı Pekgüzel’in, "25 Ekim 2003’te cübbeleriyle birlikte Anıtkabir’e yürüyen rektörler arasında var mıydınız?" şeklindeki sorusuna tanık Sütbeyaz, "Vallahi hatırlamıyorum" diye cevap verdi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’de görülen 65’i tutuklu 274 sanıklı Ergenekon Davası’nın 239. duruşması başladı. Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde bulunan küçük salonda yapılan duruşmada İnönü Üniversitesi eski Rektörü Prof. Fatih Hilmioğlu, Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin’in de aralarında bulunduğu 35 tutuklu hazır bulundu. 16 celse men edilen CHP İzmir Milletvekilli Mustafa Balbay ve gazeteci Tuncay Özkan ile eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın da aralarında bulunduğu 30 tutuklu sanık duruşmaya katılmadı. Adil Serdar Saçan’ında aralarında bulunduğu 3 tutuksuz sanık da hazır bulundu.

YAŞAR SÜTBEYAZ TANIK OLARAK DİNLENDİ

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, tutuklu sanık Fatih Hilmioğlu’nun savunma tanığı olarak gösterdiği Atatürk Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz’ın dinleneceğini belirti. Yeminli olarak ifadesi alınan tanık Sütbeyaz, 2000-2008 yılları arasında Erzurum’da bulunan Atatürk Üniversitesi’nde rektör olarak görev yaptığını ve hala aynı üniversitenin Fen- Edebiyat Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştığını söyledi. Mahkeme Başkanı Özese, Hilmioğlu’nun avukatı tarafından verilen dilekçede 19 Eylül 2003 günü Jandarma Genel Komutanlığı’nın Bilkent’teki sosyal tesislerinde düzenlenen yemeğe katılan rektörler arasında Sütbeyaz’ın da yer aldığını belirttiğini söyledi. Özese, dilekçede davanın sanıklarından olan dönemin Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur ile Yök Yasa Tasarısı’yla ilgili görüşüldüğü iddialarını hatırlattı. Mahkeme Başkanı Özese, 2003 yılında Jandarma Genel Komutanlığı’nın Bilkent tesisilerinde düzenlendiği iddia edilen toplantıyla ilgili ne biliyorsunuz?" diye sordu.

"O TOPLANTIYA KATILDIĞIMI HATIRLAMIYORUM"

Sütbeyaz, "Bu konu hakkında hiçbir şey bilmiyorum. O toplantıya katıldığımı hatırlamıyorum. O toplantı basında da çıktı. Ben o tarihte bir heyetle ABD’de görevliydim. Sütçü İmam Üniversitesi ve Atatürk Üniversitesi’nden bir heyetle New York’daki üniversiteler birliğine davetli olarak Amerika’ya gittik. 13 Eylül’de hareket ettik. 21 Eylül’de de Türkiye’ye döndüm. ABD’de kaldığım oteller, uçak biletim dahi devlet tarafından karşılandı. Bunu da ispatlayabilirim. Ben Amerika’ya gittiğimde yerime rektör yardımcımı bıraktım. O dönemde 3 rektör yardımcım vardı. Şu an hangisini yerime baktığını hatırlamıyorum. Ayrıca ben Bilkent’teki jandarma tesisilerinin kapısını bile bilmem" dedi.

"ERUYGUR ÜNİVERSİTEMİZİ ZİYARET ETMİŞTİ"

Davanın tutuksuz sanıklarından eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur’u tanıdığını söyleyen tanık Yaşar Sütbeyaz şunları anlattı:

"Şener Eruygur Erzurum’a geldiğinde ünivesitemizi de ziyaret etmişti. Eruygur, ‘Erzurumlu olduğunu, Atatürk Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptığını ancak diplomasını alamadığını’ söyledi. Ben de ‘Diplomanızı hazırlatırım’ dedim. Daha sonra iadeyi ziyaret amaçlı odasına gittim. Şener Eruygur’a diplomasını takdim ettim. Şener Eruygur’a diplomasını ne zaman takdim ettiğimi şu an hatırlamıyorum."

Sorular üzerine Yaşar Sütbeyaz, İstanbul, Ankara ve Atatürk üniversitelerinin rektörlerden oluşan 23 kişilik heyet ile Başbakan ve Milli Eğitim Bakanı ile Yök tasarısının hazırlanmasıyla ilgili görüştüklerini söyledi. Dava sanıklarından Başkent Üniversitesi kurucu Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal’ı tanığını da söyleyen Sütbeyaz, "Mehmet Haberal Üniversilerarası Kurul ve Rektörler Konseyi’nden tanırım. Bunlarla ilgili toplantıların çay molalarında rektörlerin birbirleriyle sohbet eder. Zaten her rektör birbirini tanır. Selamlaşır ve konuşur. Genel de isim olarak tanır" diye konuştu. "Haberal ile Hilmioğlu arasındaki ilişki nasıldı?" sorusuna tanık Sütbeyaz, "Ben ne söyleyebilirim. Ben nasıl görüşüyorsam herhalde Hilmioğlu da Mehmet Bey’le o şekilde görüşmüştür. İlerisini bilemem" dedi.

"VALLAHİ HATIRLAMIYORUM"

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel’in soruları üzerine Yaşar Sütbeyaz, "Atatürk Üniversite’sine Erzurum Üniversitesi de denir" diye cevap verdi. Savcı Pekgüzel, "Jandarma Genel Komutanlığı’nın Bilkent’teki sosyal tesislerinde düzenlendiği iddia edilen toplantıya katılmadığınızı söylediniz. Acaba dekanlarınızdan biri katılmış olabilir mi?" sorusuna tanık Sütbeyaz, "Öyle bir ihtimal vermiyorum. Ama kesin de bilmiyorum. Ama olsaydı haberim olurdu" diye cevap verdi.

Savcı Pekgüzel’in, "25 Ekim 2003’te cübbeleriyle birlikte Anıtkabir’e yürüyen rektörler arasında var mıydınız?" sorusuna Sütbeyaz, "Vallahi hatırlamıyorum" dedi. Duruşmaya öğle arası verildi.

Bu mahkeme çıldırmış olmalı /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Ergenekon davasında tutuklu sanıkların tanıklarına soru sormalarına yeni bir kısıtlama daha getirildi. Mahkeme başkanı Hasan Hüseyin Özese’nin icat ettiği yeni yönteme göre mahkeme başkanı, tanığa, soru sormak isteyen tanığı tanımayıp tanımadığını soruyor. Tanık, “tanımıyorum” derse sanığa soru sordurmuyor!

25 Eylül 2012 günü İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’in “savunma tanığı” olarak gösterdiği gazeteci Aslı Aydıntaşbaş dinlendi. Ayrıntılarını Aydınlık’ta okudunuz, tekrar etmeyelim. Gazetelerde yazılmayanı yazalım.

Milliyet gazetesi yazarı Aslı Aydıntaşbaş, Sabah gazetesinin Ankara Temsilcisi olduğu dönemde Danıştay saldırısından kısa bir süre sonra, bir sarı zarf içinde kendisine ulaştırılan “Ergenekon Analiz-Yeniden Yapılanma” adlı bir belgeye dayanarak (ki, bugün artık bu metni Tuncay Güney ile Ümit Oğuztan’ın hazırladığından kuşku duyulmuyor) “İşte Ergenekon Anayasası” başlıklı manşet habere imza attı.

Haberde Muzaffer Tekin’in de adı geçiyordu. 16 Haziran 2007’den beri, tutukluluğun 6. yılında olan emekli kıdemli Albay Muzaffer Tekin’in haberin içeriğine yönelik olarak tanık Aydıntaşbaş’a soru sormasından daha hukuki ne olabilirdi? O zamana kadar mahkemenin uygulamaları “sorguda adı geçen sanıklara” söz hakkı verilmesi şeklindeydi. Fakat mahkeme başkanı Özese, tanığa Tekin’i tanıyıp tanımadığını sordu, “tanımıyorum” yanıtını alınca da Muzaffer Tekin’e, “Efendim sizi tanımıyor, soru soramazsınız” dedi.

Muzaffer Tekin, soru sorma hakkı elinden alınarak cezalandırıldı. İtiraz ederek, “mahkemenin düzenin bozduğu” gerekçesiyle duruşmalara 16 celse girmesi yasaklanarak ikinci kez cezalandırıldı!

Bu kaçıncı?

Muzaffer Tekin duruşmalara katılması yasaklanan ilk sanık değil, bu gidişle son da olmayacak. Daha önce Serdar Öztürk, Durmuş Ali Özoğlu ve Doğu Perinçek’e “son savunmaya kadar” yasak geldi.

Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Erkan Önsel, Oktay Yıldırım’ın duruşmalara girişi 16 celse yasak.

İbrahim Özcan, Yalçın Küçük, Mehmet Zekeriya Öztürk ve Hikmet Çiçek ise 16 celselik yasağı tamamlayanlar.

Yok artık!

27 Eylül Perşembe günü Ergenekon’un 235. duruşmasında yaşananlar, artık sadece hukukun değil, akıl ve mantığın sınırlarının da aşıldığını gösterdi. Mahkeme başkanı Özese, tutuklu sanıkların hepsinin salondan çıkarılmasını istedi! Silivri Notları’nda “kadrolu sanık” olarak anlattığımız (Aydınlık, 23 Eylül 2012) Emrah Özdemir dinlenecekti.

İyi ama Özdemir zaten salonda değildi! Gizli tanıklara yapıldığı gibi bir başka odada konuşuyor, ses ve görüntü ekrana yansıtılıyordu. Duruşma salonuyla hiçbir bağlantısı yoktu. Bunun tek amacı sanıkların, Özdemir’in söyleyeceklerine itiraz etmeleri ve soru sormalarını önlemekti. Sanıkla ile avukatlar arasında hukukun olmazsa olmaz bağlantı koparılıyordu. Bir süre önce “sandalyeleri yargılayan” mahkeme, şimdi sandalyelere karşı tanık konuşturuyor. İşte adil yargılama!

Daha önce de yazdık. 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Osmanlı’nın Maarif Nazırı Emrullah Efendi gibi düşünüyor: “Şu sanıklar olmasa mahkemeyi ne güzel yönetirdik!”

‘Özel yetkili’ Yargıtay

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, soyut gerekçelerle tutukluluğun devamı yönünde karar veren 9 yargıcı Prof. Dr. Mehmet Haberal’a tazminat ödemeye mahkûm ettiğinde tarihler 2010 yılını gösteriyordu. “Silivri Notları”nın sürekli okurları hatırlayacaktır. 4. Hukuk Dairesi’nin Ergenekon sanıklarından Kemal Kerinçsiz ve bir çok sanığın açtığı davalarda verdiği kararlardan söz etmiştik.

Ancak HSYK’nın 24 Şubat 2011’de Yargıtay’ın üye sayısını artırırken yaptığı “toplu atamalar”dan sonra diğer dairelerde olduğu gibi 4. Hukuk Dairesi de “dizayn edildi.” Daire üyelerinin değişimi, tam tersi olacak kararlara yansımaya başladı.

42 yıllık hukukçu, Balyoz sanıklarının avukatlarından Celal Ülgen, “Açacağımız tazminat davalarına bakacak olan 4. Hukuk Dairesi bu davalara hazırlanmış. Ne bekleyebilirim bu daireden” diyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) 10 yıl yargıçlık yapan CHP İzmir milletvekili Rıza Türmen de Ülgen gibi düşünüyor:

“Tiyatronun birinci perdesi tamam. Yargıtay ikinci perdesi olacak. Sonuç değişmeyecek. Yargıtay böyle bir şeye cesaret edebilir mi, adi yargılama olmamıştır, diyebilir mi? Bugünkü kompozisyonuyla imkansız bir şey. Bir beklenti yaratıyorlar, ama imkansız.”

Balyoz, Ergenekon, Odatv vs gibi davalarda temyiz incelemesini yapacak olan Yargıtay 9. Ceza Dairesi de bu değişimden nasibini aldı. Bu dairenin başkanlığını, önceki HSYK’nın başkanvekilliğini de yapan Mahmut Acar yürütüyordu. Acar’ın emekliye ayrılmasından sonra dairenin en kıdemli üyesi Ekrem Ertuğrul başkanlığa seçildi. Daha sonra 160 yeni üyenin Yargıtay’a seçilmesinden sonra 9. Ceza Dairesi’ne de yeni üyeler atandı. Abdurrahman Kavun, Ahmet Toker, Fikriye Şentürk, Hamza Yaman, Cumhur Özen, Zekeriya Erdoğan ve Hüseyin Sarıömeroğlu, Yargıtay’ın yaptığı yeni görevlendirme ile 9. Ceza Dairesi üyeliğine getirildi. Eski üyelerden başkanla birlikte sadece Halim Aşaner kaldı.

Balyoz davasının incelenmesinde Ertuğrul başkanlığında bu isimlerden 5’i olacak.

Celal Ülgen, “Yargıtay’dan olumlu sonuç beklemek safdillik olur. Yargı bağımsız olmadıkça, normal hukuk düzeni geri gelmedikçe umut beklemek doğru olmaz” diyor.

Hikmet Çiçek

Aydınlık

VİDEO : ERGENEKON’DA 234. DURUŞMA YAPILDI !!!


ORG. ÖZEL’DEN FATİH ALTAYLI’YA DAVA


Genelkurmay Başkanı, kendisine ‘hak ederek o mevkilere gelmedi’ diyen Altaylı’ya tazminat davası açtı

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Afyonkarahisar’da 25 askerin şehit düştüğü patlamanın ardından kaleme aldığı ve 9 Eylül 2012’de yayımlanan "Schopenhauer Haklıymış" başlıklı yazıyla kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle gazeteci Fatih Altaylı ve Habertürk gazetesi aleyhine 50 bin liralık manevi tazminat davası açtı.

Özel’in avukatı Umut Kemal Yıldırır‘ın açtığı davanın dilekçesinde, Altaylı’nın, "Ya Genelkurmay Başkanı’na ne demeli!.. Kendisine emanet 25 evlat pisi pisine ölüyor. Umurunda değil. Büyük ihtimalle ‘Astlarımdan biri hata yapmışsa bana ne!’ diyor", "Dediğim gibi Schopenhauer haklıymış aslında. Anladım ama geç anladım. ve bu adamların neden asla ve asla istifa etmediğini de biliyorum artık. Etmez, çünkü hiçbiri yetenekleriyle, hak ederek, kazıyarak gelmediler o mevkilere" ifadelerinin de bulunduğu bazı bölümler aktarıldı.

Köşe yazısında kullanılan ifadelerin tahkir ve tezyif niteliğinde olduğu ifade edilen dilekçede, "Dava konusu makalede kullanılan dil ve ifadelerin, son derece kışkırtıcı ve kaba olduğu aşikardır. Yazıyı kaleme alan Fatih Altaylı’nın, haksız bir kişisel saldırı için basındaki kalemini araç olarak kullandığı açıktır" ifadeleri yer aldı.

"Altaylı’nın, sık sık sübjektif yorumlarla Özel’in kişiliğini hedef aldığı" savunulan dilekçede, "kullanılan ağır, haksız ve çirkin ifadelerin eleştiri sınırları içerisinde görülemeyeceği" ileri sürüldü.

Dilekçede, şunlar kaydedildi:

"Köklü tarihe ve şanlı bir maziye sahip Türk Silahlı Kuvvetleri ailesinin her bir personelinin rütbesi ve görevi ne olursa olsun hukuken korunması gereken kişilik haklarının bulunduğu izahtan varestedir. Davalı gazetecinin, aziz Türk milletinin gözünde Genelkurmay Başkanlığı makamını küçük düşürmeye çalıştığı, kullandığı ifadelerdeki üslubu bilerek ve isteyerek, incitici olarak seçtiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, müvekkilim Orgeneral Necdet Özel hakkında, davalı Fatih Altaylı tarafından küçültücü değer yargısında bulunulduğu, davalı Fatih Altaylı’nın eyleminin objektif eleştiri kapsamında olmadığı, doğru ve haklı bir amaca yönelik bulunmadığı, bu sebeple dava konusu yazının hukuka uygunluk sınırı içinde bulunmadığı tartışmasızdır"

ASKERHABER / ANKARA

Ergenekon örgütü iddiası çöktü /// CC : @Ulusal_Kanal @halilnebiler @AydinlikGazete


Ergenekon davasında tanık olarak dinlenen gazeteci Aslı Aydıntaşbaş “Ergenekon Analiz ve Yeniden Yapılanma” belgesini Doğu Perinçek’e kendisinin verdiğini açıkladı. Savcılar, Ergenekon davasının temel belgelerinden olan bu belgeyi Doğu Perinçek’in örgüt yöneticliğinin kanıtı olarak değerlendiyor. Ancak Aydıntaşbaş’ın ifadesiyle Doğu Perinçek’in Ergenekonun yöneticisi olduğu iddiası çürümüş oldu.

"Ergenekon Analiz ve Yeniden Yapılanma" belgesini Doğu Perinçek’e ben verdim." Bu sözler Ergenekon davasının bugünkü duruşmasında tanık olarak dinlenen gazeteci Aslı Aydıntaşbaş’a ait.

Aydıntaşbaş, İşçi Partisi’ndeki aramalarda bulunan “Ergenekon Analiz ve Yeniden Yapılanma” belgesini 2006 yılında Doğu Perinçek’e kendisinin verdiğini açıkladı.

Savcılar bu belgeyi Doğu Perinçek’in yazdığını iddia ediyor ve buna dayanarak Perinçek’in Ergenekon yöneticisi olduğunu ileri sürüyor. Aydıntaşbaş’ın ifadesiyle Ergenekon’un yöneticisi olduğu iddia edilen Doğu Perinçek’in, örgütün en temel belgesini ilk kez bir gazeteciden aldığı ortaya çıktı. Böylece Doğu Perinçek’in Ergenekonun yöneticisi olduğu iddiası çürümüş oldu.

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in talebi üzerine tanık olarak dinlenen Aslı Aydıntaşbaş, Sabah Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi olduğu dönemde “Ergenekon Analiz ve Yeniden Yapılanma” belgesinin zarf içinde kendisine gönderildiğini, belgeyle ilgili kendisinin Perinçek’le röportaj yaptığını anlattı.

Aslı Aydıntaşbaş röportajı 1 Haziran 2006 tarihinde Sabah Gazetesi’ndeki “Doğu Perinçek ne diyor?” başlıklı köşe yazısında yazdığını kaydetti.

“Danıştay cinayetinden sonra Ergenekon her yerde tartışılıyordu. Ergenekon Analiz ve Yeniden Yapılanma belgesi zarf içinde bana gönderildi. Bu belgeyi Doğu Perinçek’in yazdığı söyleniyordu. Perinçek ile konuşmanın iyi bir gazetecilik olduğunu düşündüm. Perinçek’e belgeyi incelemesi için verdim. 1 kaç dakika inceledikten sonra bu belgeyi kendisinin yazmadığını ve belgede istihbarat dilinin kullanıldığını söyledi.”

Belge üzerindeki rakamların ve ünlem işaretinin kendisinde ait olduğunu söyleyen Aslı Aydıntaşbaş’la savcı Mehmet Ali Pekgüzel arasında ilginç diyaloglar yaşandı.

Savcı: O belgeyi nereden buldunuz?

Aydıntaşbaş: Zarfla bana geldi. Zarfta herhangi bir isim yoktu.

Savcı: Yazıyı işaretlediniz mi?

Aydıntaşbaş:Ünlem işaretleri bana ait.

Savcı: Sağ üstte "ERGENEKON" yazısı size mi ait?

Aydıntaşbaş: Ergenekon yazısı bana ait

Savcı: Doğu Perinçek’in el yazısına benzettim.

Aydıntaşbaş: Hayır, benim yazım.

Doğu Perinçek savunmasında bu iddiayı çürütmüştü. Belgenin Doğu Perinçek tarafından yazıldığı ifadesi davanın başlamasında temel oluşturan Tuncay Güney’in mülakatında da yer almıyor. (ulusalkanal.com.tr)

Odatv.com

Başbuğ’dan ‘şok’ hamle!


Ergenekon Davası’nda Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ…

Ergenekon Davası’nda Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ‘un avukatı İlkay Sezer’in de aralarında bulunduğu bazı avukatlar, mahkeme başkanı ve üyelerini reddetti. Avukatlar, mahkemenin tarafsızlığını ve bağımsızlığını yitirdiğini belirterek, tüm mahkeme heyetini reddettiklerini söylediler.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen Ergenekon Davası’nda Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese sanıklara ve avukatlara söz verdi. Duruşma söz alan tutuklu sanık CHP Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın avukatı Dilek Helvacı, mahkemenin avukatların sözlü talep hakkını kaldırdığını belirterek, duruşma salonunda müvekkilleriyle görüşmelerinin engellendiğini savundu. Helvacı, avukat ve müvekkil arasındaki görüşmelerin denetime tabi tutulmaya başlandığının altını çizerek, bazı sanıkların uzun süreli duruşmalardan men edilmesini eleştirdi. Helvacı, mahkemenin tarafsızlığını yitirdiğini ve baskı altında olduğunu iddia etti. Mahkeme Başkanı Özese, "Baskı altında olduğumuzu nereden çıkarıyorsunuz" diyerek tepki gösterdi. Helvacı, mahkeme heyetini reddettiklerini söyleyerek sözlerini tamamladı.

AVUKATLAR MAHKEME BAŞKANI VE ÜYELERİNİ REDDETTİ
Tutuklu sanıklardan Genelkurmay eski Başkanı emeli Orgeneral İlker Başbuğ‘un avukatı İlkay Sezer, Tümgeneral Hıfzı Çubuklu’nun avukatı Nazlı Çubuklu, emekli Albay Dursun Çiçek’in avukatı İrem Çiçek, emekli tuğgeneral Veli Küçük’ün avukatı Zeynep Küçük’ün de aralarında bulunduğu bazı avukatlar da mahkeme heyetini reddettiler. Tek tek söz alan avukatlar, mahkemenin tarafsızlığını ve bağımsızlığını yitirdiğini belirterek, tüm mahkeme heyetini reddettiklerini söylediler. Taleplere ilişkin görüşü sorulan duruşma savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, reddi hakim taleplerinin duruşmaya uzatmaya yönelik olduğunu belirterek, taleplerin reddedilmesini istedi. Mahkeme heyeti talepleri değerlendirmek üzere duruşmaya ara verdi.

20 TANIK DİNLENECEK
Öte yandan mahkeme heyetinin sanık ve avukatlarının talebi üzerine dinlenilmesine karar verdiği tanık sayısının 20 olduğu belirtildi. Mahkemede tanık olarak dinlenecek olan isimler şunlar:

"Eski MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, emekli Orgeneral Teoman Koman, eski emniyet amiri Ahmet İhtiyaroğlu, Ak Parti Milletvekili Şirin Ünal, CHP Milletvekili Emrehan Halıcı, gazeteci Aslı Aydıntaşbaş, Faruk Demir, Haluk Yurtsever, Tayfun Devecioğlu, Erkan Çınar, Ali Esenler, Kemal Karademir, Türkay Tüdeş, Ali Ergülmez, Mustafa Nemli, Burak Güneş, Mustafa Erkan, Ramazan Selçuk, Mesut Gülger ve Özcan Erdoğan."

AVUKATLARDAN AÇIKLAMA
Duruşmaya verilen arada avukatlar duruşma salonu önünden basın açıklaması yaptı. Avukatlar adına basın açıklamasını okuyan Serkan Günel, "Bizler Ergenekon Davası’nda yargılanan sanıkların avukatları olarak bu davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti Başkanı ve tüm üyelerini reddediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu bu hakimlerle ilgili derhal yasal işlem çağırıyoruz" dedi. Günel sözlerine şöyle devam etti: "Son olarak 3. Yargı Paketi’nin gereklerini yerine getirmeyerek TBMM’yi de hiçe sayan hakimler, sadece Silivri’ye özgü hukukdışı bir yargılama usulü icat etmişlerdir. Sanıkların ve avukatların konuşma hakkı tamamen kısıtlanmış hatta buna itirazda bulunmak dahi yasaklanmıştır. Birbirleri ile hiçbir irtibatı bulunmayan 20 iddianamenin birleştirilmesiyle kocaman bir enkaz haline getirilen davanın delilleri terör ya da yüz kızartıcı suçlardan dolayı daha önce mahkum olmuş gizli tanıklara, sahte CD’lere ve belgesiz duyumlara ve birbiriyle çelişen raporlara dayanmaktadır. Sanal bir terör örgütünün varlığı ispatlanmaya çalışılmaktadır. Silivri’de yaşanan bu olaylar bir hukuk cinayetidir. Bütün bunların sorumlusu ve sürdürücüsü ise malesef reddini istediğimiz İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinde görevli hakimlerdir."

Mustafa Balbay: Hukukun Bittiği Yerden Çağrı /// CC : @BalbayMustafa @MustafaBalbay @mbalbay35 @must afabalbay35 @BalbayM


Ergenekon davasında 18 Eylül Salı günü yaşananlar, yargılamanın geldiği noktanın özetiydi. O gün duruşma salonundaki koşullar bir doz daha ağırlaştırıldı; sanıklarla avukatlarının birbirlerine dilekçe dahil hiçbir yazılı kâğıt veremeyecekleri, bunun önce hâkim tarafından görüleceği daha sonra taraflara iletilebileceği bildirildi.

Savunma hakkının giderek kısıtlandığı, yargılamanın adeta işkenceye döndüğü bir ortamda böylesi bir uygulamaya neden gerek görüldüğünü mahkeme başkanına sormak istedim.

Bunun için duruşmanın öğleden sonraki bölümünde elimi kaldırdım ve söz istedim. Başkan vermeyeceğini söyledi. Ben de neden söz istediğimi anlatmaya çalıştım. Şöyle dedim:

“Sayın başkan, artık talep konuşmaları yaptırmıyorsunuz, usul hakkında kimseye söz vermiyorsunuz. Avukatlarımızla araya fiziki mesafe koydunuz. Bugün de avukatlarımızla diyaloğumuzu kısıtladınız. Bunların hangi yasada yeri var?”

Bu durum elbette tüm sanıklar için geçerli. Onlar da söz hakkı isteyip haksızlığı, hukuksuzluğu dile getirmek istedi. Bunun üzerine mahkeme başkanı oturuma ara vererek heyetle birlikte salondan ayrıldı.

***

Heyet salonu terk ederken ben ve kimi sanıklar hâlâ salondaydık. O sırada duruşma savcısı Mehmet Ali Pekgüzel bana döndü ve şöyle dedi:

“Sayın Balbay, başkan sözlü bir talep istemiyor. Siz de yazılı bir dilekçe verin, söz hakkını öyle isteyin.”

Bir şekilde yaşadığımız hukuksuzluğu mahkeme heyetine anlatmak, sadece bugün değil gelecek için kayda geçirmek istiyordum. Bir dilekçe yazdım, mübaşirHasan Bey aracılığıyla mahkeme başkanına ilettim.

Mahkeme, oturumu o gün dinlenecek tanığın da istemi doğrultusunda sanıksız sürdürdü. Akşamüstü 17.30 sıralarında hepimiz salona alındık. Mahkeme başkanı kararları yüzümüze okudu. Benim “suçlarım” arasında duruşma salonunu “terk etmek” de var. Oysa kamera kayıtları ortada, her şey yukarıda aktardığım gibi gelişti. Ben salondaydım. Protesto amaçlı salondan ayrılma da olmadı.

Duruşma salonunda iki metre tepemizde onlarca mikrofon sarkıyor, duruşmanın her anı kamerayla kaydediliyor. Yani ses ve görüntüyü birleştirmek mümkün. Gazeteciler, avukatlar, izleyiciler salonda. Böylesine çok kayıtlı ve tanıklı bir durumda bile heyet, gerçeğe aykırı saptamalar yapıyorsa, yargılamanın nasıl yapıldığı yorumunu okura bırakıyorum.

***

Ergenekon davasında gelinen noktayı madde madde paylaşmak istiyorum.

1- Dava herkesin gözü önünde, açık yargılama ile devam ediyor gibi görünüyor ama aslında dava unutuldu. 7 bin sayfalık 20 iddianamenin birleştiği davada duruşma günü hangi tanık gelmişse, onun söyledikleri bir parça haber oluyor, o kadar. Dava, dava olmaktan çıktı. Tutulduğu yerden şekillenen, tarifi olanaksız bir yapıya dönüştü.

2- Özel yetkili mahkemeler (ÖYM) ellerindeki dosyaları bitirdikten sonra kapatılacak. Bir başka deyimle, en kabarık ve karmaşık dosya olması dikkate alınırsa, ÖYM’lerin ömrü Ergenekon davaları kadar. Sözüm ona, asrın davasına tasfiye halindeki mahkeme bakıyor. Hiçbir hukuk devletinde böyle bir uygulama olmaz.

3- Ellerindeki dosyalarla kaderi birleşmiş olan bu mahkemeler kendilerini adeta Meclis’in çıkardığı yasalardan bağımsız hissediyorlar. Kendi usullerini kendileri üretiyorlar. Kendilerinde, kendilerine yetki verme hakkı görüyorlar. Bu uygulama Türkiye tarihinin en karanlık günlerinde bile yoktu.

4- Meclis’ten geçen 3. yargı paketiyle tutukluluğa devam kararlarının daha zor alınacağı, mahkemelerin tutukluluk gerekçelerini her sanık için ayrı ayrı açıklamak zorunda olacağı belirtilmişti. Silivri tam tersini yaptı, tutukluluğa devamı kolaylaştırdı. 3. yargı paketinden önce ayda bir kez sanıklara söz hakkı veriliyordu. Tutukluluğu gözden geçirme bu 15 dakikalık konuşmadan sonra oluyordu. Silivri’de bu uygulama temmuz ayından itibaren kaldırıldı. 18 Eylül günü bizlere duruşmalardan men cezası verilirken, sanıkları ve avukatlarını dinlemeden tutukluluğa da devam kararı verildi.

5- Silivri’de hukuk, yargılama yok, sadece cezalandırma var. Merak edilen tek şey verilmiş olan cezaların ne zaman açıklanacağı. Hiçbir vicdan bunu kabul edemez.

Hukukun bittiği yerdeyiz. Bu zulüm devam ettiği sürece herkes tehdit altındadır.

Çağrım şudur:

İletişimin böylesine güçlendiği, çeşitlendiği bir ortamda herkes bu hukuksuzluğu kabul etmediğini bir başkasına iletsin.

Kim bilir, belki de sayımız çoktur!

Cumhuriyet

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: