Etiket arşivi: dava

ORG. ÖZEL’DEN FATİH ALTAYLI’YA DAVA


Genelkurmay Başkanı, kendisine ‘hak ederek o mevkilere gelmedi’ diyen Altaylı’ya tazminat davası açtı

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Afyonkarahisar’da 25 askerin şehit düştüğü patlamanın ardından kaleme aldığı ve 9 Eylül 2012’de yayımlanan "Schopenhauer Haklıymış" başlıklı yazıyla kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle gazeteci Fatih Altaylı ve Habertürk gazetesi aleyhine 50 bin liralık manevi tazminat davası açtı.

Özel’in avukatı Umut Kemal Yıldırır‘ın açtığı davanın dilekçesinde, Altaylı’nın, "Ya Genelkurmay Başkanı’na ne demeli!.. Kendisine emanet 25 evlat pisi pisine ölüyor. Umurunda değil. Büyük ihtimalle ‘Astlarımdan biri hata yapmışsa bana ne!’ diyor", "Dediğim gibi Schopenhauer haklıymış aslında. Anladım ama geç anladım. ve bu adamların neden asla ve asla istifa etmediğini de biliyorum artık. Etmez, çünkü hiçbiri yetenekleriyle, hak ederek, kazıyarak gelmediler o mevkilere" ifadelerinin de bulunduğu bazı bölümler aktarıldı.

Köşe yazısında kullanılan ifadelerin tahkir ve tezyif niteliğinde olduğu ifade edilen dilekçede, "Dava konusu makalede kullanılan dil ve ifadelerin, son derece kışkırtıcı ve kaba olduğu aşikardır. Yazıyı kaleme alan Fatih Altaylı’nın, haksız bir kişisel saldırı için basındaki kalemini araç olarak kullandığı açıktır" ifadeleri yer aldı.

"Altaylı’nın, sık sık sübjektif yorumlarla Özel’in kişiliğini hedef aldığı" savunulan dilekçede, "kullanılan ağır, haksız ve çirkin ifadelerin eleştiri sınırları içerisinde görülemeyeceği" ileri sürüldü.

Dilekçede, şunlar kaydedildi:

"Köklü tarihe ve şanlı bir maziye sahip Türk Silahlı Kuvvetleri ailesinin her bir personelinin rütbesi ve görevi ne olursa olsun hukuken korunması gereken kişilik haklarının bulunduğu izahtan varestedir. Davalı gazetecinin, aziz Türk milletinin gözünde Genelkurmay Başkanlığı makamını küçük düşürmeye çalıştığı, kullandığı ifadelerdeki üslubu bilerek ve isteyerek, incitici olarak seçtiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, müvekkilim Orgeneral Necdet Özel hakkında, davalı Fatih Altaylı tarafından küçültücü değer yargısında bulunulduğu, davalı Fatih Altaylı’nın eyleminin objektif eleştiri kapsamında olmadığı, doğru ve haklı bir amaca yönelik bulunmadığı, bu sebeple dava konusu yazının hukuka uygunluk sınırı içinde bulunmadığı tartışmasızdır"

ASKERHABER / ANKARA

Ergenekon örgütü iddiası çöktü /// CC : @Ulusal_Kanal @halilnebiler @AydinlikGazete


Ergenekon davasında tanık olarak dinlenen gazeteci Aslı Aydıntaşbaş “Ergenekon Analiz ve Yeniden Yapılanma” belgesini Doğu Perinçek’e kendisinin verdiğini açıkladı. Savcılar, Ergenekon davasının temel belgelerinden olan bu belgeyi Doğu Perinçek’in örgüt yöneticliğinin kanıtı olarak değerlendiyor. Ancak Aydıntaşbaş’ın ifadesiyle Doğu Perinçek’in Ergenekonun yöneticisi olduğu iddiası çürümüş oldu.

"Ergenekon Analiz ve Yeniden Yapılanma" belgesini Doğu Perinçek’e ben verdim." Bu sözler Ergenekon davasının bugünkü duruşmasında tanık olarak dinlenen gazeteci Aslı Aydıntaşbaş’a ait.

Aydıntaşbaş, İşçi Partisi’ndeki aramalarda bulunan “Ergenekon Analiz ve Yeniden Yapılanma” belgesini 2006 yılında Doğu Perinçek’e kendisinin verdiğini açıkladı.

Savcılar bu belgeyi Doğu Perinçek’in yazdığını iddia ediyor ve buna dayanarak Perinçek’in Ergenekon yöneticisi olduğunu ileri sürüyor. Aydıntaşbaş’ın ifadesiyle Ergenekon’un yöneticisi olduğu iddia edilen Doğu Perinçek’in, örgütün en temel belgesini ilk kez bir gazeteciden aldığı ortaya çıktı. Böylece Doğu Perinçek’in Ergenekonun yöneticisi olduğu iddiası çürümüş oldu.

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in talebi üzerine tanık olarak dinlenen Aslı Aydıntaşbaş, Sabah Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi olduğu dönemde “Ergenekon Analiz ve Yeniden Yapılanma” belgesinin zarf içinde kendisine gönderildiğini, belgeyle ilgili kendisinin Perinçek’le röportaj yaptığını anlattı.

Aslı Aydıntaşbaş röportajı 1 Haziran 2006 tarihinde Sabah Gazetesi’ndeki “Doğu Perinçek ne diyor?” başlıklı köşe yazısında yazdığını kaydetti.

“Danıştay cinayetinden sonra Ergenekon her yerde tartışılıyordu. Ergenekon Analiz ve Yeniden Yapılanma belgesi zarf içinde bana gönderildi. Bu belgeyi Doğu Perinçek’in yazdığı söyleniyordu. Perinçek ile konuşmanın iyi bir gazetecilik olduğunu düşündüm. Perinçek’e belgeyi incelemesi için verdim. 1 kaç dakika inceledikten sonra bu belgeyi kendisinin yazmadığını ve belgede istihbarat dilinin kullanıldığını söyledi.”

Belge üzerindeki rakamların ve ünlem işaretinin kendisinde ait olduğunu söyleyen Aslı Aydıntaşbaş’la savcı Mehmet Ali Pekgüzel arasında ilginç diyaloglar yaşandı.

Savcı: O belgeyi nereden buldunuz?

Aydıntaşbaş: Zarfla bana geldi. Zarfta herhangi bir isim yoktu.

Savcı: Yazıyı işaretlediniz mi?

Aydıntaşbaş:Ünlem işaretleri bana ait.

Savcı: Sağ üstte "ERGENEKON" yazısı size mi ait?

Aydıntaşbaş: Ergenekon yazısı bana ait

Savcı: Doğu Perinçek’in el yazısına benzettim.

Aydıntaşbaş: Hayır, benim yazım.

Doğu Perinçek savunmasında bu iddiayı çürütmüştü. Belgenin Doğu Perinçek tarafından yazıldığı ifadesi davanın başlamasında temel oluşturan Tuncay Güney’in mülakatında da yer almıyor. (ulusalkanal.com.tr)

Odatv.com

Başbuğ’dan ‘şok’ hamle!


Ergenekon Davası’nda Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ…

Ergenekon Davası’nda Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ‘un avukatı İlkay Sezer’in de aralarında bulunduğu bazı avukatlar, mahkeme başkanı ve üyelerini reddetti. Avukatlar, mahkemenin tarafsızlığını ve bağımsızlığını yitirdiğini belirterek, tüm mahkeme heyetini reddettiklerini söylediler.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen Ergenekon Davası’nda Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese sanıklara ve avukatlara söz verdi. Duruşma söz alan tutuklu sanık CHP Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın avukatı Dilek Helvacı, mahkemenin avukatların sözlü talep hakkını kaldırdığını belirterek, duruşma salonunda müvekkilleriyle görüşmelerinin engellendiğini savundu. Helvacı, avukat ve müvekkil arasındaki görüşmelerin denetime tabi tutulmaya başlandığının altını çizerek, bazı sanıkların uzun süreli duruşmalardan men edilmesini eleştirdi. Helvacı, mahkemenin tarafsızlığını yitirdiğini ve baskı altında olduğunu iddia etti. Mahkeme Başkanı Özese, "Baskı altında olduğumuzu nereden çıkarıyorsunuz" diyerek tepki gösterdi. Helvacı, mahkeme heyetini reddettiklerini söyleyerek sözlerini tamamladı.

AVUKATLAR MAHKEME BAŞKANI VE ÜYELERİNİ REDDETTİ
Tutuklu sanıklardan Genelkurmay eski Başkanı emeli Orgeneral İlker Başbuğ‘un avukatı İlkay Sezer, Tümgeneral Hıfzı Çubuklu’nun avukatı Nazlı Çubuklu, emekli Albay Dursun Çiçek’in avukatı İrem Çiçek, emekli tuğgeneral Veli Küçük’ün avukatı Zeynep Küçük’ün de aralarında bulunduğu bazı avukatlar da mahkeme heyetini reddettiler. Tek tek söz alan avukatlar, mahkemenin tarafsızlığını ve bağımsızlığını yitirdiğini belirterek, tüm mahkeme heyetini reddettiklerini söylediler. Taleplere ilişkin görüşü sorulan duruşma savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, reddi hakim taleplerinin duruşmaya uzatmaya yönelik olduğunu belirterek, taleplerin reddedilmesini istedi. Mahkeme heyeti talepleri değerlendirmek üzere duruşmaya ara verdi.

20 TANIK DİNLENECEK
Öte yandan mahkeme heyetinin sanık ve avukatlarının talebi üzerine dinlenilmesine karar verdiği tanık sayısının 20 olduğu belirtildi. Mahkemede tanık olarak dinlenecek olan isimler şunlar:

"Eski MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, emekli Orgeneral Teoman Koman, eski emniyet amiri Ahmet İhtiyaroğlu, Ak Parti Milletvekili Şirin Ünal, CHP Milletvekili Emrehan Halıcı, gazeteci Aslı Aydıntaşbaş, Faruk Demir, Haluk Yurtsever, Tayfun Devecioğlu, Erkan Çınar, Ali Esenler, Kemal Karademir, Türkay Tüdeş, Ali Ergülmez, Mustafa Nemli, Burak Güneş, Mustafa Erkan, Ramazan Selçuk, Mesut Gülger ve Özcan Erdoğan."

AVUKATLARDAN AÇIKLAMA
Duruşmaya verilen arada avukatlar duruşma salonu önünden basın açıklaması yaptı. Avukatlar adına basın açıklamasını okuyan Serkan Günel, "Bizler Ergenekon Davası’nda yargılanan sanıkların avukatları olarak bu davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti Başkanı ve tüm üyelerini reddediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu bu hakimlerle ilgili derhal yasal işlem çağırıyoruz" dedi. Günel sözlerine şöyle devam etti: "Son olarak 3. Yargı Paketi’nin gereklerini yerine getirmeyerek TBMM’yi de hiçe sayan hakimler, sadece Silivri’ye özgü hukukdışı bir yargılama usulü icat etmişlerdir. Sanıkların ve avukatların konuşma hakkı tamamen kısıtlanmış hatta buna itirazda bulunmak dahi yasaklanmıştır. Birbirleri ile hiçbir irtibatı bulunmayan 20 iddianamenin birleştirilmesiyle kocaman bir enkaz haline getirilen davanın delilleri terör ya da yüz kızartıcı suçlardan dolayı daha önce mahkum olmuş gizli tanıklara, sahte CD’lere ve belgesiz duyumlara ve birbiriyle çelişen raporlara dayanmaktadır. Sanal bir terör örgütünün varlığı ispatlanmaya çalışılmaktadır. Silivri’de yaşanan bu olaylar bir hukuk cinayetidir. Bütün bunların sorumlusu ve sürdürücüsü ise malesef reddini istediğimiz İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinde görevli hakimlerdir."

Mustafa Balbay: Hukukun Bittiği Yerden Çağrı /// CC : @BalbayMustafa @MustafaBalbay @mbalbay35 @must afabalbay35 @BalbayM


Ergenekon davasında 18 Eylül Salı günü yaşananlar, yargılamanın geldiği noktanın özetiydi. O gün duruşma salonundaki koşullar bir doz daha ağırlaştırıldı; sanıklarla avukatlarının birbirlerine dilekçe dahil hiçbir yazılı kâğıt veremeyecekleri, bunun önce hâkim tarafından görüleceği daha sonra taraflara iletilebileceği bildirildi.

Savunma hakkının giderek kısıtlandığı, yargılamanın adeta işkenceye döndüğü bir ortamda böylesi bir uygulamaya neden gerek görüldüğünü mahkeme başkanına sormak istedim.

Bunun için duruşmanın öğleden sonraki bölümünde elimi kaldırdım ve söz istedim. Başkan vermeyeceğini söyledi. Ben de neden söz istediğimi anlatmaya çalıştım. Şöyle dedim:

“Sayın başkan, artık talep konuşmaları yaptırmıyorsunuz, usul hakkında kimseye söz vermiyorsunuz. Avukatlarımızla araya fiziki mesafe koydunuz. Bugün de avukatlarımızla diyaloğumuzu kısıtladınız. Bunların hangi yasada yeri var?”

Bu durum elbette tüm sanıklar için geçerli. Onlar da söz hakkı isteyip haksızlığı, hukuksuzluğu dile getirmek istedi. Bunun üzerine mahkeme başkanı oturuma ara vererek heyetle birlikte salondan ayrıldı.

***

Heyet salonu terk ederken ben ve kimi sanıklar hâlâ salondaydık. O sırada duruşma savcısı Mehmet Ali Pekgüzel bana döndü ve şöyle dedi:

“Sayın Balbay, başkan sözlü bir talep istemiyor. Siz de yazılı bir dilekçe verin, söz hakkını öyle isteyin.”

Bir şekilde yaşadığımız hukuksuzluğu mahkeme heyetine anlatmak, sadece bugün değil gelecek için kayda geçirmek istiyordum. Bir dilekçe yazdım, mübaşirHasan Bey aracılığıyla mahkeme başkanına ilettim.

Mahkeme, oturumu o gün dinlenecek tanığın da istemi doğrultusunda sanıksız sürdürdü. Akşamüstü 17.30 sıralarında hepimiz salona alındık. Mahkeme başkanı kararları yüzümüze okudu. Benim “suçlarım” arasında duruşma salonunu “terk etmek” de var. Oysa kamera kayıtları ortada, her şey yukarıda aktardığım gibi gelişti. Ben salondaydım. Protesto amaçlı salondan ayrılma da olmadı.

Duruşma salonunda iki metre tepemizde onlarca mikrofon sarkıyor, duruşmanın her anı kamerayla kaydediliyor. Yani ses ve görüntüyü birleştirmek mümkün. Gazeteciler, avukatlar, izleyiciler salonda. Böylesine çok kayıtlı ve tanıklı bir durumda bile heyet, gerçeğe aykırı saptamalar yapıyorsa, yargılamanın nasıl yapıldığı yorumunu okura bırakıyorum.

***

Ergenekon davasında gelinen noktayı madde madde paylaşmak istiyorum.

1- Dava herkesin gözü önünde, açık yargılama ile devam ediyor gibi görünüyor ama aslında dava unutuldu. 7 bin sayfalık 20 iddianamenin birleştiği davada duruşma günü hangi tanık gelmişse, onun söyledikleri bir parça haber oluyor, o kadar. Dava, dava olmaktan çıktı. Tutulduğu yerden şekillenen, tarifi olanaksız bir yapıya dönüştü.

2- Özel yetkili mahkemeler (ÖYM) ellerindeki dosyaları bitirdikten sonra kapatılacak. Bir başka deyimle, en kabarık ve karmaşık dosya olması dikkate alınırsa, ÖYM’lerin ömrü Ergenekon davaları kadar. Sözüm ona, asrın davasına tasfiye halindeki mahkeme bakıyor. Hiçbir hukuk devletinde böyle bir uygulama olmaz.

3- Ellerindeki dosyalarla kaderi birleşmiş olan bu mahkemeler kendilerini adeta Meclis’in çıkardığı yasalardan bağımsız hissediyorlar. Kendi usullerini kendileri üretiyorlar. Kendilerinde, kendilerine yetki verme hakkı görüyorlar. Bu uygulama Türkiye tarihinin en karanlık günlerinde bile yoktu.

4- Meclis’ten geçen 3. yargı paketiyle tutukluluğa devam kararlarının daha zor alınacağı, mahkemelerin tutukluluk gerekçelerini her sanık için ayrı ayrı açıklamak zorunda olacağı belirtilmişti. Silivri tam tersini yaptı, tutukluluğa devamı kolaylaştırdı. 3. yargı paketinden önce ayda bir kez sanıklara söz hakkı veriliyordu. Tutukluluğu gözden geçirme bu 15 dakikalık konuşmadan sonra oluyordu. Silivri’de bu uygulama temmuz ayından itibaren kaldırıldı. 18 Eylül günü bizlere duruşmalardan men cezası verilirken, sanıkları ve avukatlarını dinlemeden tutukluluğa da devam kararı verildi.

5- Silivri’de hukuk, yargılama yok, sadece cezalandırma var. Merak edilen tek şey verilmiş olan cezaların ne zaman açıklanacağı. Hiçbir vicdan bunu kabul edemez.

Hukukun bittiği yerdeyiz. Bu zulüm devam ettiği sürece herkes tehdit altındadır.

Çağrım şudur:

İletişimin böylesine güçlendiği, çeşitlendiği bir ortamda herkes bu hukuksuzluğu kabul etmediğini bir başkasına iletsin.

Kim bilir, belki de sayımız çoktur!

Cumhuriyet

“Turkey’s Miscarriage of Justice” – Dani’s oped in the Washington Post /// CC : @vardiyabizde @BalyozGerce kler @rodrikdani


The Washington Post published an oped by Dani shortly after the Sledgehammer verdict was announced. It begins:

After a patently sham trial, a Turkish court on Friday handed down lengthy jail sentences to more than 300 military officers convicted of planning a coup, code-named Sledgehammer, in 2003.

Turkey’s courts have been working overtime to throw government opponents of all political stripes behind bars. Since 2007, the government has run a series of trials against an alleged ultra-nationalist terrorist organization called Ergenekon, charging lawyers, politicians, academics, journalists and military officers with plotting to overthrow the government. In separate cases, thousands of Kurdish politicians and activists are on trial — nearly 1,000 among them detained — for alleged links with terrorist activities. Turkey holds more journalists in jail than China and Iran combined.

In terms of sheer drama, few match the Sledgehammer case. In a trial that began in 2010, 365 serving and retired high-ranking military officials — including my father-in-law, Çetin Dogan — and two civilians are charged with planning the coup. Prosecutors allege that the plotters planned to bomb mosques, down a Turkish fighter jet in a false-flag operation, take over hospitals and pharmacies, close nongovernmental organizations, arrest journalists and politicians, and ultimately appoint a handpicked cabinet.

Yet the “incriminating documents” the court relied on to issue Thursday’s verdict were forged and have been used to frame the defendants. American, German and Turkish forensic analysts hired by the defense have independently confirmed the forgery.

Balyoz’da kritik sorular


Aylar süren Balyoz davasından sonra çıkan mahkumiyet kararları Türkiye’nin gündemini sarstı. Şimdi merak edilen kararın nasıl kesinleşeceği, sanıkların kaç yıl hapis yatacağı ve hukuki sürecin nasıl işleyeceği…

KARAR KESİN Mİ?

10. Ağır ceza Mahkemesi’nin verdiği karara itiraz eden sanıkların dosyasını Yargıtay 9. Ceza Dairesi değerlendirecek. Sanıkların büyük çoğunluğu tutuklu olduğu için, bu kararın 1 yıl içinde çıkması bekleniyor.

Yargıtay bir bozma kararı verirse, yerel mahkeme yani 10. Ağır Ceza Mahkemesi dosyayı tekrar değerlendirmek zorunda. Ancak mahkeme kararında direnirse dosya, iki adres arasında yıllar boyu gidip gelebilir.

Bu durumda nihai kararı Yargıtay’ın üst kurulları verecek. Bu aşamadan sonra, yani iç hukuk yollarının bitmesiyle birlikte AİHM yolu açılacak.

KAÇ YIL YATACAKLAR

Hukukçulara göre ceza alan sanıklar terör suçları gereği uygulanan 3/4 uygulamasına tabi tutulacak.

Yani sanıklar verilen cezanın dörtte üçünü yatacaklar. Buna göre 20 yıl hapis cezası alan Çetin Doğan, İbrahim Fırtına ve Özden Örnek buna göre 15 yıl daha cezaevinde kalacak. Ancak sanıklar 21 aydır cezaevinde. Bu sürede cezaden düşecek. Ve 13 yıl daha hapis yatmaları gerekecek.

ALAN’IN VEKİLLİĞİ DÜŞECEK Mİ?

Cezaevindeyken MHP’den İstanbul milletvekili seçilen emekli Korgeneral Engin Alan’ın milletvekilliğinin düşüp düşmeyeceğine Yargıtay karar verecek.

HÜKÜM GİYEN ‘OR’LARIN RÜTBELERİ SÖKÜLECEK

Balyoz davasında dün verilen ağır hapis cezalarının ardından gözler Yargıtay aşamasına çevrildi. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararının Yargıtay tarafından onanması halinde hapis cezası alan emekli ve muvazzaf TSK personeli er statüsüne düşecek. Emekli generallerin rütbeleri sökülecek, madalya ve nişanları geri alınacak. Muvazzaf askerlere er iaşesi verilecek. Maaş ödenmeyecek. 20 yıl hapis cezası verilen emekli orgeneraller İbrahim Fırtına ile Çetin Doğan, Ergin Saygun, Şükrü Sarıışık ve emekli oramiral Özden Örnek’in madalya ve nişanları TSK’ya iade edilecek. Generallerin rütbeleri sökülecek, er statüsüyle emekli olmuş sayılacak. Ancak Emekli Sandığı tarafından ödenen maaşlarında bir değişiklik olmayacak.

Hapis cezası alan general silahlarını da iade edecek. Tamamen sivil vatandaş sayılacak olan emekli generaller ve aileleri TSK’nın sağladığı lojman, orduevi gibi tüm sosyal haklarını da kaybedecek. Kararın kesinleşmesi ve infaz aşamasına geçilmesi halinde, YAŞ üyesi Org. Bilgin Balanlı’nın ailesine yalnızca yakacak, giyecek ve yiyecek yardımı yapılacak. Balanlı’nın da rütbeleri sökülecek. Emekli Korgeneral Engin Alan, MHP’den İstanbul milletvekili adayı olmuş ancak seçimler yapılmadan tutuklanmıştı. 12 Haziran 2011 seçimlerinde MHP İstanbul Milletvekili seçilen Alan, TBMM’de yemin edememişti. Milletvekili haklarının hepsini kullanabilen, danışman ve sekreteri bulunan Alan, maaşını da alıyordu. 18 yıl hapis cezasına çarptırılan Engin Alan, TCK’ya göre, 13.5 yıl cezaevinde kalacak. Alan’ın cezaevinde kaldığı süre, cezasından düşülecek. İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararının temyiz incelemesini, Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi yapacak. Daire’nin, Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını onaması halinde hapis cezalarının infazına geçilecek. Daire’nin kararı usul veya esas yönünden bozması halinde dosya İstanbul 10’uncu Ağır Ceza’ya geri gidecek.

Feyzioğlu: Savunmaya saldırı sürüyor!


5 yıldan bu yana tutuklu yargılandığı Ergenekon davasında, Mahkeme tarafından dava sonuna kadar duruşmalara katılması yasaklanan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in bu kez de vekili Avukat Hasan Basri Özbey hakkında, yargı içindeki F Tipi yapılanmaya karşı yaptığı savunmalar nedeniyle ceza davası açıldı.

Duruşmada Ankara Barosu Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu başta olmak üzere aralarında Yönetim Kurulu üyelerin de bulunduğu 30 avukat, Özbey’in müdafii olarak hazır bulundu.

Duruşma salonu önünde basın mensuplarına açıkmala yapan Av. Metin Feyzioğlu, savunmaya yönelik hukuksuzluklara tepki göstererek, mesleki dayanışma ve hukuku savunmak adına davaya müdafii olarak katılmayı görev kabul ettiklerini söyledi.

Duruşma sonunda Adliye önünde bekleyen yüzlerce yurtsever olduğu halde bir basın açıklaması yapan İşçi Partisi Başkanvekili ve Silivri’ de Ergenekon tertibiyle yargılanan İşçi Partisi yöneticilerinin avukatı da olan Hasan Basri Özbey, bu davaların sonunda, tertibi düzenleyenlerin ve maşalarının Mehmetcik Divanında yargılanıp gerekli cezalara çarptırılacaklarını ifade etti.

Özbey, Perinçek, Önsel, Balbay ve Önsel’e verilen duruşmadan yasaklama kararlarına da tepki göstererek bu kararların tertipçilerin büyük korkularını gösterdiğini belirtti.

Ezgi Başaran : Rövanş almanın zevki için


Hem rövanş almanın zevki için, hem de ibret olsun diye

Radikal gazetesi yazarı Ezgi Başaran Balyoz Davası’nı böyle yorumladı:

"Balyoz davasının sonucu davayı yakından izleyen hiç kimse için sürpriz olmamıştır. Böyle olmak zorundaydı. Çetin Doğan , İbrahim Fırtına, Özden Örnek darbeye teşebbüsten ceza alacaktı. Aslında tutuklu yargılanan herkes ceza alacaktı. Belliydi.

Neden derseniz… Davanın başından beri ortada ne gerçek bir savcı, ne de gerçek bir mahkeme vardı. Bir karar verilmişti. Uygulanacaktı. Çetin Doğan ve yakın silah arkadaşlarından Ankara ’nın davetlerinde “İrtica geliyor” diye ileri geri konuşmanın, 28 Şubat dönemindeki girişimlerinin ve tabii görüş ve düşüncelerinin rövanşı alınacaktı. Hem rövanş almanın zevki için. Hem de tutuklanmamayı başaran ordunun geri kalan muvazzaflarına ibret olsun diye.

Bir karar verilmişti. Uygulanacaktı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin en yüksek öğrenim görmüş, en parlak subaylar serisi, türlü mercilerdeki güçlerin zihniyetine göre makbul bulunmadığı için tasviye edilecekti. Hem onlardan kurtulmak için, hem de yeni ve ‘makbul’ olanlarına yer açılsın diye. Böylelikle Kara Kuvvetleri olmasa da, Deniz ve Hava Kuvvetleri’nin önümüzdeki 20 yılına istenildiği gibi şekil verilebilecekti.

Balyoz ‘yargılaması’ budur.

Onlarca kez yazdığım tutarsız dijital delillerden, delil değerlendirme bölümünün atlanmasından, atanmayan bilirkişilerden, dinlenmeyen kilit tanıklardan bahsetmek istemiyorum. Bunlardan bahsettik. Mahkeme heyeti dahil herkes biliyor.

Evet herkes biliyor ki, Balyoz davası hukuki manada meşruiyeti olan bir dava değildi. Dünyanın hiçbir medeni hukuk devletinde bu haliyle görülmesine imkan yoktu. Aslına bakarsanız, ilk duruşmadan sonra devam etmesi sivil toplumda infial yaratırdı. Fakat bizde öyle olmadı.

Bunda manipülatif haberler yapan gazetelerin, gazeteci benzeri muhtelif kişilerin, söz konusu asker olduğu için ilkeyi, hukuku, prensibi unutan kalantor gazeteci-yazar abilerin sessizliğinin, tembelliğinin, korkaklığının payı çoktur.

Halbuki Balyoz davasının ne olduğu, delillerin ve iddianamenin nasıl bir ‘modus operandi’ ile hazırlandığı ilk etapta görülseydi, sonrasında gelen Oda TV , KCK , Devrimci Karargah ve Fenerbahçe davaları başka türlü yürürdü. Hem de çok başka yürürdü. Ama olmadı. Artık Bor-Niğde denklemi. Geçiniz.

Balyoz davasının sonucu beni hiç şaşırtmadı. Fakat Silivri Cezaevi’nin önünde elleri titreyerek ağlayan eşler ve çocuklar mideme oturdu. Bu dava da yıllar içinde büyük bir ayıp ve vicdansızlık örneği olarak Türkiye ’nin midesini bulandırmaya devam edecek. Eminim."

STAR’DAN YENİ İDDİA : ÖSYM’deki ‘derin yapıların’ izi Balyoz belgelerinde çıktı


ÖSYM’deki derin yapılanmadan yakınan ÖSYM Başkanı Ali Demir’in sözünü ettiği çetenin izine Balyoz iddianamesinde rastlandı

Balyoz Darbe planlarında yer alan bir belge cuntacıların ÖSYM ile ilgili çalışma yaptığını ve yükseltilmesi gereken isimleri belirlediğini gösteriyor. İddianamede yer alan belgeye göre cuntacılar darbeyi yaptıktan sonra ÖSYM’nin başına kendilerine yakın isimleri atamayı planlamış ve kurum içinde kendileri için çalışan 18 kişinin yerine atanacak yeni isim listesini bile belirlemişti. İddianamede, savcılığın isimleri ÖSYM’ye sorduğu ve oradan gelen cevapta da belgede adı geçen 18 kişinin ÖSYM personeli olduğu bildirildiği kaydediliyor.

11 No’lu listedeki isimler

Balyoz darbe planı belgesinin de yer aldığı 11 Nolu CD’de bulunan “ÇALIŞMALAR A/YENİ YAPILANMADA yer alan ÇALIŞMALAR_ı GÖREVLENDİRİLECEKLER” adlı exel dosyasının “MehmetAltunay” isimli sayfasında 18 kişinin isim ve soy isimleri yer alıyordu. “Yapılandırmada Görev Alacaklar” başlığı altında bu isimlerin karşısında bazı notlar alınmıştı. Listenin ilk sırasında H. A.’nın ismi yer alıyor. H.A.’nın isminin karşısında “Mutlaka ÖSYM Başkanı olarak atanmalı” yazıyor. H.A’nın uzun yıllar ÖSYM başkanı olarak görev yapan Fethi Toker’in yerine getirilmesi planlanıyor. Listenin 11 numarasında yer alan M.A.’nın ise Milli Eğitim Bakanı yapılması planlanan Kemal Gürüz’ün yerine YÖK Başkanı yapılması planlanıyor.

‘Kritik noktalarda görev alabilir’

Savcılığın belgede ismi geçenler hakkında bilgi talep ettiği bu 18 ismin tamamının ÖSYM personeli olduğu ortaya çıktı. Belgede, bu kişilerin isimlerinin karşısında “Çok güvenilir ÖSYM’de Cemile’nin yedeği olacak, ÖSYM Test Araştırma Birimi Müdürlüğüne atanması uygun olur, YÖK veya ÖSYM de bilgi işlemde kritik noktalara getirilmesi uygun olur, Çok güvenilir bir eleman kritik görevler verilebilir, çok güçlü referansları var, ÖSYM Bilgi İşlem Müdürü olarak atanmalı, ÖSYM veya YÖK te yönetici yapılaması uygun olur” notları düşülmüş.

KPSS ŞÜPHELİLERİ DE AYNI LİSTELERDE

Listede ÖSYM’de yönetici yapılmasının uygun olacağı belirtilen G.T.’nin yanı sıra S.Ö, N.A, A.A, M.Ö ve M.Y’nin de yönetici yapılması isteniyor. Balyoz planında ÖSYM yöneticisi yapılması istenen G.T. mal varlığı ve KPSS hazırlık kursu veren bir dersanenin sahibi olması ile uzun süre tartışılmıştı.

Belgedeki memurların kıskandıran mal varlığı

ÖSYM tarafından 2010 yılında yapılan KPSS sınav sorularının sızdırıldığı iddialarının ardından ismi gündeme gelen ÖSYM Soru Hazırlama Komisyonu üyesi eşi G.T. Hakkında YÖK Başkanlığına gönderilen bir ihbar mektubunda dersane sahibi olduğu belirtilmişti. CumhurBaşkanı Abdullah Gül’ün talimatı ile inceleme yapan Devlet Denetleme Kurumu hazırladığı raporda, G.T ve dönem ÖSYM Bilgi işlem Daire Başkanı olarak görev yapmakta olan eşi M.T.’nin mal varlıklarına dikkat çekmişti. Yapılan incelemede M.T ile G.T.’nin 3 bin 200 lira aylık maaşla, Ankara’nın en lüks semtleri olan Gaziosmanpaşa, Çayyolu ve Konutkent’te 3 ev, Toyoto Raw 4 jeep ve Toyoto Carollo marka 2 lüks otomobil sahibi olduğu, 2 kızını ise paralı okula gönderdiği belirlenmişti. denetleme kurumu ÖSYM’de görevli başka bir çalışanın ise 130 milyon TL’ye Volvo S80 marka otomobil satın aldığı tespit edilmişti.

STAR GAZETESİ

Ergenekon tanığı: Ersever, Veli Küçük’ün talimatıyla öldürüldü


Ergenekon davasında tanık olarak dinlenen Emrah Özdemir, Binbaşı Cem Ersever’in, Ergenekon davasının tutuklu sanığı Veli Küçük tarafından öldürüldüğünü öne sürdü. Tanık Özdemir,…

Ergenekon davasında tanık olarak dinlenen Emrah Özdemir, Binbaşı Cem Ersever’in, Ergenekon davasının tutuklu sanığı Veli Küçük tarafından öldürüldüğünü öne sürdü. Tanık Özdemir, bu konuyu da eski PKK terör örgütü itirafçısı olan, JİTEM için görev yapan ve Hayrettin Ertekin’in yanında çalışan Adil Timurtaş’tan duyduğunu söyledi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Ergenekon davasında tanık Emrah Özdemir, tutuklu sanıkların duruşma salonundan çıkarılmasından sonra gizli tanık odasından ifade vermeye başladı. Orjinal sesinin ve görüntüsünün bozulmadan duruşma salonuna yansıtıldığı tanık Özdemir ifade verdiği sırada tutuksuz sanık Hayrettin Ertekin ile ilgili iddialarda da bulunduğu için Ertekin’in duruşma salonunda bulunmasına izin verildi. Daha sonra da başka bir cinayet davasından hükümlü bulunan Emrah Özdemir’in ifadesinin alınmasına geçildi.

Tanık sıfatıyla mahkemede ifade vermek istediğine dair dilekçe vermesinin ardından ölümle tehdit edildiğini belirten Emrah Özdemir’in Malatya’da geçtiğimiz ay Kazım Çillioğlu ve Rıdvan Özden’in öldürülmesi hakkında verdiği ifade okundu. Bu sırada ifadesinde geçen olaylarla ilgili net tanıklığı olup olmadığı sorulan tanık, “Ben bire bir olaylara tanık olmadım. Babam kumarhaneler kralı olarak tanınan Ömer Lütfü Topal’ın şoförüydü. O nedenle çok ortama girip çıktım. Ömer Lütfi Topal’ın yanına sık sık gelip gitmesi nedeniyle tanıdığım ve samimi olduğumuz, benden önce Ergenekon davasında tanıklık da yapan Adil Timurtaş ağabeyden duydum bunları. Ancak burada duyduklarımı değil gördüklerimi anlatmak istiyorum.” dedi.

Tanık olmak istediğine dair dilekçe vermesinin ardından tehdit edildiğini de iddia eden tanık, “Hasan Atilla Uğur ile hastanede karşılaştık. Cezaevinde komutanlara hayli toleranslı davranılıyor. Silivri 1 Nolu Cezaevi’nde görevli infaz koruma memurları tarafından bana onlar aracılığıyla para ve haber getiriliyor. Bir ay önce bin lira, bir hafta önce de 500 lira para geldi. Bu para ifade vermemem içindi. Ayrıca avukat Zeynep Küçük de para vermiş. Ben cezaevi savcısına şikayette bulundum. Bugün yarın soruşturma başlar. Veli Küçük, Hayrettin Ertekin, Hasan Atilla Uğur ve Sedat Peker ağabey aracılığıyla uyardılar. Sedat Peker ile sürekli zaten mektuplaşıyoruz. Benden gencim, cahillik ettim şeklinde ifadelerle dilekçemi geri çekmemi istediler. Hayrettin Ertekin’in, Sedat Peker’i hiç tanımadığı şeklinde ifade verdiğini duydum. Oysa çok iyi tanır, ofisine sürekli gelir giderdi.” şeklinde konuştu. Savcı Pekgüzel, tanığa "Zeynep Küçük’ü görseniz tanır mısınız" diye sordu. Tanık, "Hayır" cevabını verdi.

Tanık Özdemir, Adil Timurtaş’ın da aralarında bulunduğu bazı PKK terör örgütü itirafçısı olan ve sonradan JİTEM’ci olan kişilerin, Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Hayrettin Ertekin’in yanında çalıştıklarını söyledi. Timurtaş’ın, gittiği her yere kendisini de beraberinde götürdüğünü belirten Özdemir, Ergenekon davasının tutuklu sanıkları Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Kemal Kerinçsiz ve Sedat Peker ile tutuksuz sanık Arif Doğan’ı da Timurtaş’la gidip geldiği yerlerde tanıdığını kaydetti. Küçük, Tekin, Kerinçsiz ve Peker’in Ataşehir’de Sahan Restoran ile Süreyyapaşa Sineması ve patrikhanede toplantı yaptıklarını söyledi. Özdemir, Süreyyapaşa Sineması’ndaki sinema izler gibi yapılan başka bir toplantıda da bu isimlerden farklı olarak Hayrettin Ertekin’in de katıldığını ifade etti.

Bu toplantılarda "Olayın değişmesi lazım. Her yeri Fethullahçılar ele geçirdi. Eskiden her istediğimizi yapıyorduk. Yine söz sahibi olmamız için kaos ortamı oluşturmak gerekiyor…" şeklinde konuşmalar geçtiğini belirten Özdemir, "Ayrıca Orhan Pamuk, Ahmet Türk ve Osman Baydemir’in öldürülmesi gerektiğinden bahsediyorlardı." diye konuştu. Araçlarına kurşun geçirmez cam takmaktan bahsettiklerini belirten tanık Özdemir, "Rahmetli Kuddusi Okkır ile birlikte çeşitli illerde kongreler yapacaklarmış. Yavuz Ataç’ın isminden çok bahsediyorlardı. Veli Küçük ile Korkut Eken arasındaki kırgınlığı çözebilecek kişinin Ataç olduğunu söylüyorlardı." sözlerini kaydetti.

Susurluk kazası olduğunda Veli Küçük paşanın, Drej Ali lakaplı Ali Yasak’ı olay yerine gönderdiklerinin de bu konuşmalarda geçtiğini anlatan Özdemir, Çatlı’nın aslında kazada ölmediği, Veli Paşa tarafından öldürüldüğü, araçta bulunan evrakların ve çantanın Ali Yasak tarafından alındığından bahsettiklerini söyledi.

Tanık Özdemir, daha sonra da sanık Hayrettin Ertekin’in resmi ve gayriresmi çok büyük mal varlığı olduğunu belirtti. Özdemir, bu mal varlığının da kuyumculukla elde edilemeyecek bir varlık olduğunu söyledi.

Ertekin’e GATA’dan zaman zaman komutan misafirler geldiğini ifade eden tanık Özdemir, "Genelkurmay Başkanı olmadan önce İlker Başbuğ ve Ergin Saygun’un kendilerine nasıl yardım edebileceklerini konuşuyorlardı. Konuşmalarında Yaşar Büyükanıt’tan çok konuşurlardı." dedi.

JİTEM’in Arif Doğan ve Cem Ersever tarafından kurulduğunu Arif Doğan’dan duyduğunu aktaran Özdemir, “Cem Ersever, Veli Küçük’ün talimatıyla öldürüldü. JİTEM’deki anlaşmazlık yüzünden öldürüldü. Cem Ersever kendi kadrosunu kurmak istedi. Ben bu beyanları Adil Timurtaş’tan duydum.” şeklinde konuştu.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: