Etiket arşivi: deşifre

VİDEO : Acayip Hikayeler Dizisi (Gizli Mesaj Deşifre)


İran-İsrail gizli ilişkileri deşifre edildi


Humeyni’nin CIA ile ilişkisi neydi? İsrail’den İran’a 1 Milyar Dolarlık Silah nasıl gitti? Humeyni’ye suikasti MOSSAD mı önledi? ‘İran İsrail için Tehdit Değildir’ diyen İsrail Başbakanı kim?

Bu delil ve belge dolu dosya, Sünni, Vehhabi veya Tarikatçı bir kaynaktan değil; bilakis, Kemalist çizgisiyle bilinen Oda Tv’de yazan Selim Meriç isimli yazarın kaleminden çıktı.

Suriye Halkı’nın çocuklarını kurşunlamak amacıyla Esad’a yardımcı olacak 4200 komando gönderen ve Hizbullah Sniper’larının Suriye’de meşhur olacak denli insan öldürmesine destek veren İran’ın, Şii’leştirme ve Muhbirleştirme amacıyla, İran’ın sözde tehditkâr tutumundan dolayı varlığını ve lobilerinin ABD yönetimi üzerindeki hegamonyasını sorgulatmayan İsrail’le düet yaparak yürüttüğü Neo-Aryanist Strateji’nin ve ‘İsrail’i Haritadan Silme Yalanı’nın deşifresine katkı amacıyla, AnalizMerkezi.com okurlarıyla paylaşıyoruz.

Son yıllarda basında yansıyan haberlere göre İsrail ve Amerika İran’ı vurmakla tehdit etmektedir. İran’ın nükleer çalışma programı ABD, İsrail ve Batı’nın tepkisini çekmiştir. İran Şah Rıza Pehlevi döneminde İsrail’in müttefiki ve bölgedeki jandarmasıydı. İran gizli servisi SAVAK’ı İsrail gizli servisi Mossad eğitiyordu. Peki İsrail ve Amerika neden Şah’tan vazgeçmişti? Amerika 1979’da Şah’ın devrilmesine resmen göz yumdu. Hatta Şah döneminin İran Hava Kuvvetleri Komutanı General Amir Hüseyin Rabii Humeyni yönetimince idam edilmeden önce kısa mahkemesinde kendilerinin yanında olduğunu söyleyerek Şah’a ihanet eden NATO başkomutan yardımcısı General Robert E. Huyser için şunları söylemişti: "Şah’ı bir sıçanı atar gibi İran’dan atmıştır.." 1979’da İslam Devrimi gerçekleştiğinde İran, yasal meşrutiyeti olmadığı gerekçesiyle İsrail’i tanımadığını açıkladı ama günümüze kadar gelecek olan perde arkasında gizli ilişkilerinde temellerini attılar.

Humeyni’nin İran’da iktidara gelmesini Amerika’dan daha çok İsrail istiyordu. ABD ve Rockfeallar ailesi bundan ilk başlarda zararlı çıktı. Washington’un bildirdiği kadarıyla yeni yönetimle sadece askeri konudaki anlaşmaların iptal edilmesi nedeniyle ABD tarafının kaybı 10-12 milyar dolar civarındaydı. Eğer yeni İran rejimi tarafından ABD’ye vurulan zarar ele alınırsa genel olarak İran’da 350’ye yakın Amerikan şirketi kendi çalışmalarını durdurdu. Bu şirketler arasında Northrop, Lockheed Martin, Bell, General Motors, Dupon de Nemur, Bechtel Corporation, Grumman Aerospace Corporation ve diğerleri bulunmaktaydı.

HUMEYNİ’NİN CIA BAĞLANTISI

İslam devriminde son noktayı İsrail koymuştu Humeyni Tahran’a dönecek ve İsrail Amerikan politikalarına yön verecekti. Peki İsrail Şah dönemindeki bunca sermayeden ve imtiyazdan Humeyni yönetimindeki İslam devrimi için neden vazgeçti? CIA 1979 İslam devrimi öncesi bir yandan Humeyni komitacılarına yanaşıp Humeyni’ye yakın köstebekler elde ediyordu. Amerika Dışişleri Bakanlığından Tahran Büyükelçiliğine 8 Ocak 1979 tarihli Bakan Cyrus Vance imzalı gizli mesaj’ın 3.ncü maddesinde Humeyni’ni sağ kolu ve önemli isimlerinden İranlı işadamı Abbas Amir Entezam’ın Amerikan Büyükelçiliği ile temas kurmak istediği bildirilmektedir. İntizam daha sonra Humeyni rejiminin hükümet sözcüsü olmuştu. İranlı devrimci radikal öğrencilerin 1979’da Amerika’nın Tahran büyükelçiliğini bastıklarında ele geçirdikleri dokümanların birinde Amir Entezam’ın CIA ile bağlantısı ortaya çıktı.

Entezam birkaç saat sonra vatana ihanet suçundan tutuklandı. Entezam CIA işbirliğinden dolayı hapse girdi. Entezam savunmasında bu görevi ona Humeyni’nin verdiği bildirmektedir. Humeyni’nin CIA olan bütün bağları 1979’da ABD Tahran büyükelçiliğinin İranlı öğrenciler tarafından basılmasıyla ortaya çıkmıştı. Ele geçen belgelerde Humeyni-CIA arasındaki bağlar resmen açığa çıkmıştı. Fakat İsrail Humeyni’nin halk nazarında itibarını kaybedip ABD müttefiki olduğunu gizlemeyi başardı fakat olan Humeyni’nin casuslukla suçlanan ve göz göre göre ateşe yollanan adamlarına oldu. Ayetullah Humeyni 1979’da Paris’ten Tahran’a getirilirken CIA tarafından 3 ayrı suikast planı tertip edilmişti. Şah’ın Generalleri ve ABD’li yetkililerin tarafından tertiplenecek olan suikasti Mossad Humeyni’nin adamlarına ihbar etmişti.İran devrimini ve Humeyni-CIA ve Mossad ilişkisini sonraki yazılarımda diplomatik imzalı belgelerle detaylı bir şekilde anlatacağım..

"LİDERİMİZ HUMEYNİ" SLOGANI ATAN MOSSAD ŞEFİ

Yale Üniversitesinde akademisyen olan İran asıllı Trita Parsi geniş diplomatik belgelere dayanarak hazırladığı “Hain İttifak” adlı kitabında İsrail ve İran arasındaki gizli ilişkilere dair ciddi bilgiler vermektedir. Parsi, Mossad ile Humeyni arasındaki bağı şöyle anlatıyor : Ayetullah Humeyni sürgünden 15 yıl sonra 1 Şubat 1979’da İran’a döndü ve milyonlarca İranlı tarafından karşılandı. Humeyni’yi karşılama esnasında İsrail’in askeri ataşesi Yitzhak Segev ve Mossad şefi radikal devrimcilerin yanında yer aldılar. Bir adam kızgın bakışları ile bu iki İsrailliye sordu: Siz neden Ayetullah posterleri taşımıyorsunuz? Onlar da mükemmel bir Farsça ile özür dilediler ve onlara Humeyni’nin fotoğrafının olduğu iki büyük posteri onlara teslim ettiler. Daha sonra kalabalığın içine katıldılar ve sloganlar atmaya başladılar. Allahu Ekber, Liderimiz Humeyni ! Allahu Ekber, Liderimiz Humeyni… İsrail’in askeri ateşesi Yitzhak Segev ve Mossad şefi, Humeyni İran’a döndüğünde Şah Meydanı (Meydane Azadi)’de bu tezahüratları yaptılar. Humeyni’nin helikopteri yaklaşırken Yitzhak Segev, Humeyni’nin yanında oturanlardan birini tanıdı. Helikopterin içinde Hava Kuvvetleri Komutanı General Amir Hüseyin Rabii vardı. Şah’ın sağ kolu ve ekibi Humeyni’yi öldürmek için komplo kurdular. Komplo ortaya çıkınca birkaç hafta sonra General Hüseyin Rabii devrimciler tarafından idam edildi. Trita Parsi, Treacherous Alliance: The secret dealings of Israel, Iran, and the United States, Yale University Press, 2007, p. 79-81.

HUMEYNİ’YE SUİKAST YAPILMASINI MOSSAD ÖNLEDİ

Mossad-Humeyni ilişkisini Amerika’nın en iyi uzman Ortadoğu uzmanlarından olan siyaset bilimci ve ödüllü gazetecisi Mike Evans “Jimmy Carter” adlı kitabında şöyle bildiriyor: Humeyni’ye yapılacak suikastı Mossad, İran askeri ataşesi Yitzhak Segev aracılığıyla Humeyni’nin adamlarına bildirmişti. Suikastın ortaya çıkmasından sonra General Amir Hüseyin Rabii devrimciler tarafından idam edildi. Mike Evans, Jimmy Carter: The liberal left and World Chaos, Crossstaff Publishers, 2009, p. 251.

İRAN- IRAK SAVAŞINDA İSRAİL SÜPRİZİ

Amerikan-İran Konseyi’nin kurucusu ve başkanı olan İran asıllı akademisyen Dr. Trita Parsi, İsrail-İran ilişkileri üzerine kaleme aldığı makalesinde, iki devlet arasında gizlice yürütülen pragmatik ilişkinin boyutuna örnek olarak Irak’ın nükleer tesisi Osirak’ın bombalanmasını göstermiştir. Trita Parsi devrimden hemen sonra İran ile İsrail arasındaki ilişkiyi şöyle aktarıyor: 1979’da ABD’nin Tahran Büyükelçiliğindeki rehine krizinin patlak vermesinden sonra 1951’de İran’ın petrol endüstrisinin gelişmesinde önemli rol oynamış Ahmed Kashani’nin en genç büyük oğlu Ayetullah Abul Kassam Kashani İslam devriminden sonra İsrail’in İran’a yaptığı ilk ziyarette İran-Irak savaşında Irak’ın Osirak nükleer programına karşı silah satışı ve askeri işbirliği için görüşmelerde bulundu. Görüşmelerin başlangıcında Amerika silah satışına faiz uygulanması ve Tahran büyükelçiliğindeki rehinelerin serbest bırakılmasını isteyen bir politika çiziyordu. Anlaşma sağlanırken İsrail başbakanı Menahem Begin’in silah satışları konusunda duyarsızlığı, Jimmy Carter’i çileden çıkardı. İki zorlu liderin sert değişimleri sonucu Carter İsrail’i azarlayarak beklemeye çekilirken, Yahudi devleti yedek parça satışını onayladı.

Begin Humeyni’den karşılıklı olarak İran’da yaşayan Yahudilerin İsrail’e göç etmelerini istedi. Parsi, İranlı bir bürokrata dayanarak, İran-Irak Savaşı’nda Irak’ın Osirak’daki nükleer tesisinin İran’ın teşebbüs ettiği, fakat İsrail’in gerçekleştirdiği bir operasyonla bombalandığınıileri sürmektedir. Trita Parsi “Hain İttifak” adlı kitabında Osirak nükleer tesisin bombalanması hakkında detaylı bilgiler vermektedir. İran-Irak savaşında İran ile askeri ilişkileri derinleştiren İsrail 7 Haziran 1981’de İsrail Hava Kuvvetlerine ait 8 adet F-16 ve 6 adet F-15 uçağı İsrail’in Etzion hava üssünden havalandı. İsrail İran’ın vurmayı planladığı Osirak nükleer tesisini kusursuz bir operasyonla yok etti. Parsi London Sunday Telegraph gazetesinin haberine dayanaraktan verdiği bilgiye göre operasyon öncesi İran Osirak nükleer tesislerinin fotoğraf ve haritalarını İsrail’e vermişti. Osirak saldırısı öncesi 1980’de üst düzeyi İsrailli yetkili Ari Ben Menashe ve Humeyni’nin temsilcileri Fransa’da bir araya geldiler. İki tarafın anlaşmasına göre operasyonunda Irak’ın herhangi bir saldırısı durumunda İsrail uçakları Tebriz’de bir havaalanına iniş yapacaklardı. Sonuçta Osirak’ın bombalanmasında İran büyük rol oynadı. İslam dünyasının önemli güçlerinden olan Irak aslında İran ile değil İsraille savaşıyordu.Trita Parsi, Treacherous Alliance, op. cit. p. 95. 107. * Kaynak : The Sunday Telegraph – June 14, 1981.

Amerika’nın köklü gazetelerinden “Washington Post”da gazeteci Michael Gerson tarafından kaleme alınan bir makalede, 1981 İran-Irak savaşında İsrail uçaklarının Irak’ın Osirak nükleer tesisini bombalamasını gazetesindeki köşesinde işlemişti. Gerson dönemin başbakanı Menahem Begin Osirak bombalamasını Irak’ın nükleer programını durdurmak için yapıldığını vurguluyordu. Michael Gerson, Israel may see attack as best option on Iraq, Washington Post, October 3, 2009. (0da Tv)

İsrail’in Irak’ın Osirak nükleer tesisine yaptığı saldırı 1990 yılında The Newyork Times gazetesinde Malcom Browne tarafındanda kaleme alındı.Malcolm Browne, Atomic Agency Ivited by Iraqis fos Inspections, The Newyork Times, November 16, 1990.
İran’ın vurmak istediği Osirak tesisini İran ile İsrail’in arasında yapılan anlaşmalar sonucu İsrail vurmuştu. Kutsal ittifak kendisi devrimden önce ve sonra da gösteriyordu.

İSRAİL’DEN İRAN’A 1 MİLYAR DOLARLIK YASADIŞI SİLAH SEVKİYATI

Executive Intelligence Review (EIR) Amerikalı siyasi aktivist Lyndon LaRouche tarafından 1974 yılında kurulmuş haftalık siyasi haber dergisidir. Leesburg, Virginia, Wiesbaden, Berlin, Kopenhag, Paris, Melbourne ve Mexico City dahil olmak üzere bir çok ülkede ofisleri bulunan bir yayın grubudur. EIR dergisi Eylül 1985 sayısında İsrail-İran ilişkileri üzerine diplomatik kaynaklara dayanarak yayınladığı bilgilere göre: Humeyni yönetimindeki İran’ın en büyük silah tedarikçisidir. Devrimin hemen ertesinde 31 Temmuz 1979’da Orlandolu Federal yetkililerin tespitlerine göre Florida’dan bir gemi ile yaşadışı 75 milyon dolar değerindeki silah Humeyni rejimine gönderilmişti. İran hükümetinin yüksek yetkili bir yöneticisi, İsrail gizli servisi Mossad ile bir silah sözleşmesi imzalamıştı. Bu organizasyon ABD ordusuna bağlı subaylardan Paul Sjekloha, Wayne Gillespie ve İranlı yetkili Amir Hüseyin M. Azar tarafından gerçekleşti. Sjeklocha ise bir Mossad ajanıydı. Ariel Şaron ile yakın ilişkiler içerisindeydi ve 1982’de İsrail’i ziyaret etmişti. Humeyni rejimine silah satışında rol alan isimdi. Humeyni rejimine toplamda yasadışı 1 milyar doları aşkın silahın nakliyatı yapılmıştı. ABD başkanı Carter İsrail ile İran arasındaki bu bağı kırmaya çalışıyordu.

Son derece güvenilir kaynaklara göre ABD başkanı Jimmy Carter’ın istihbarat ve ulusal güvenlik danışmanlarına göre 1980 Amerikan seçimleri öncesi, Mossad ve bazı CIA görevlileri Tahran büyükelçiliğinde rehin alınan elçilik görevlilerini serbest bırakmaması karşılığında Humeyni rejimine yasadışı silah satmıştı. Bunun nedeni rehinelerin serbest bırakılmaması seçim öncesi Carter için bir imaj kaybı olacak ve Carter seçimleri kaybedecekti. Bu gizli anlaşmaya göre Carter seçimi kazansa bile rehineler Ocak 1981’e kadar serbest bırakılmayacaktı. ABD Tahran Büyükelçiliği’nin devrimci öğrenciler tarafından baskına uğraması ve çalışanların 444 gün rehin tutulması Humeyni yönetimindeki İran ile CIA arasında yapılmış gizli bir anlaşmaydı. CIA elçilikteki rehinelerin kurtulması için Tahran’a yapılması planlanan Çöl 1 Harekatını başarısızlığa uğratmıştı. Humeyni emin olmalı ki Carter yönetimi, İran’a Reagan yönetiminin sağladığı kadar silah ve yedek parça sağlamayacaktı..Carter’ın gitmesi Humeyni’ninde işine geldi ABD’li siyonist lobilerinde…Artık büyü bozulacak ve İsrail İran üzerinde istediği politikayı izleyebilecekti.

İsrail milyar dolarlık ABD yapımı askeri techizatları ve silahların yedek parçalarını 1979 İslam devrimi öncesi İran’a sattı. Makalenin devamında “EIR Investigation” dergisi bir diğer kaynağına göre ABD Dışişleri Bakanlığı 1982 yılında İsrail’in İran’a 27 milyon dolar değerinde silah ve 300 bin dolar değerinde F-4 savaş uçaklarının yedek parçalarını sattığını doğrulamaktadır. Bu haberin doğruluğu resmi kaynaklardan gelen açıklamalara göre dönemin Amerikan gazetelerindede yayınlanmıştır. İsrail İran’a Lübnan’ı işgal dönemde silah satmıştı. İran’ın Şah dönemindeki Tahran askeri ateşesi ve Mossad ajanı (Jacob) Ya’akov Nimrodi, İsrail’in Humeyni rejimine silah satışını gerçekleştiren isimdi. 31 Temmuz 1979 yılında ABD Orlando Bölge Mahkemesine yapılan bir suç duyurusunda Mossad ajanı olduğundan şüphelenilen ABD subayı Paul Sjeklocha Nisan ve Temmuz ayları içerisinde Humeyni yönetimine TOW, Exocet ve Sidewinder Füzeleri, F-4 Fantom uçaklarının motorlarını ve yedek parçalarını gemi ile İran’a göndermişti. Araştırmalar neticesinde Sjekloha 5 yıl vadeli hapis cezası ve 10 bin dolar ödemeye mahkum edildi.EIR Investigation, Guns for Khomeni the Mossad Connection, Virginia, Volume 12, September 15, 1985.

EIR Investigation dergisinde yer alan Humeyni-Mossad ilişkisi dönemin ABD gazetelerinde açığa çıkmıştı. İşte o delillere göre Arjantine ait bir kargo uçağı 1981 yılında İsrail ve İran arasındaki bir silah anlaşmasının sonucunda Tahran’a 27,9 milyon dolarlık ABD yapımı askeri levazımı ve silahları teslim etti. Schenectady Gazette, $ 27.9 M Cargo of U.S. Arms From Israelis to Khomeini Reported on Downed Plane, July 27, 1981.


İsrail’in İran’a sadece tek sevkiyatta gönderdiği 27 Milyon Dolar değerinde gizli silahların öyküsü gazetelere manşet olmuştu..

İsrail’in Şah dönemindeki Tahran Askeri ataşesi ve Mossad Ajanı (solda) Ya’akov Nimrodi

SİLAH SEVKİYATI TÜRKİYE VE SURİYE ÜZERİNDEN

1990 öncesi ikili ilişkileri inceleyen çok az sayıdaki eserden biri olan İran asıllı akademisyen Sohrab Sobhani’nin “The Pragmatic Entente” adlı çalışması, doğrudan iki devletin ilişkilerini ele alması nedeniyle İran-İsrail ilişkilerinin geçmişi hakkında başvurulması gereken önemli kaynaklardan biridir. Sobhani’ye göre İran-İsrail ilişkilerinde mevcut karşıtlığın Humeyni döneminde görünürde kaldığı anlaşılmaktadır. İkilinin pragmatik ilişkileri bağlamında, 1980’de yapılan bir anlaşmaya göre, İsrail 1980-1987 yılları arasında İran’a 500 milyon Dolarlık silah sattı. İran-Kontra adıyla açığa çıkan olayda, silah sevkiyatları Suriye ve Türkiye üzerinden yapıldı. Iran-Kontra Skandalı, Humeyni döneminde İsrail-İran ilişkilerinde yaşanan en çarpıcı gelişmelerden biri olarak kaydedilmiştir. Sohrab Sobhani, The Pragmatic Entente: Israeli-Iranian Relations: 1948-1988, New York, Praeger, 1989, p.141, 143, 151.

ABD-İran ilişkilerinde, İran açısından pragmatik unsurların ağır bastığı en çarpıcı örneği İran asıllı akademisyen Ruhullah Ramazani vermektedir: Irak-İran Savaşı’nda Lübnan’daki ABD’li esirlerin serbest bırakılmasına yardım eden İran’ın bunun karşılığında ABD’den ve İsrail’den yaptığı silah alımlarının oluşturduğu kaydedilmiştir. İran’da olayın açığa çıkmasından sonra, Danışma Meclisi’nde konunun araştırılması gündeme getirilmesine rağmen, Humeyni’nin bizzat müdahalesiyle bu talep bastırılmıştır. Rouhollah. K. Ramazani, İdeology and Pragmatism in Iran’s Foreign Policy, Middle East Journal, Vol. 58, No. 4, Autumn 2004, s. 556.

İzak Rabin Ekim 1987’de yaptığı basın açıklamasında İran’ın İsrail’in en iyi dostu olduğunu vurguluyordu. Humeyni’nin 1989’da ölümünden sonra dönemde Araplar’ın ortak tehdit olarak gördüğü İsrail İran ile ittifaklığını devam ettirdi. Trita Parsi, Unveiling Iran: “Teheran and Jerusalem Are Not Natural Enemies”, Gruppo Editoriale L’Espresso, Cassan Press, 4 / 2005, p. 46 – 51.

İsrailli silah şirketleri, İsrail Savunma Bakanlığı’nın onayı ile 1980-1993 yılları arasında İran’a yüz milyonlarca dolarlık silah ve modern askeri techizat satmıştır. İsrail ile İran arasındaki yoğun silah ticaretinin, Humeyni döneminde İran-Irak savaşının ardından başlamış ve 1997 yılına kadar sürmüştür.

ABD Dışişleri bakanı George Shultz, İsrail’i İran’a silah satışı konusunda uyaran açıklamalar yapmıştı.

Daily Register Journal – June 20, 1986
Amerika’nın ünlü siyasi dergilerinden “Washington Report” dergisinde Jane Hunter’ın 1986 yılında kaleme aldığı yazısında İran ile İsrail arasındaki silah satışı hakkında Hunter şunları yazmaktadır: 1980 yılında Irak-İran savaşı başladığında İran temsilcileri ile İsrail savunma bakanı yardımcısı silah satışı için Paris’te bir araya geldiler. Karşılıklı anlaşmada İran, İran’da yaşayan Yahudilerin İsrail’e göç etmesine izin verecek buna karşılık İsrail’de Chieftain tanklarını ve ABD yapımı F-4 Fantom uçaklarını ve yedek parçalarını İran’a satacaktı. İsrailli silah şirketi İran’ın ödemelerini geciktirmesi üzerine bu özel anlaşma 1984’de son buldu. Bu süreçten kısa bir zaman sonra bir gerçek ortaya çıktı. İsrail 1981 yılında Mossad ajanı ve İsrail’in eski İran ateşesi Yaacov Nimrodi’nin aracılığıyla, 155 mm’lik Hawk uçaksavar füzelerini, İran Savunma Bakanlığına 135.842.000 milyon dolara sattı. Nimrodi Tel Aviv merkezli silah şirketi Nimrodi aracılığıyla 1979 Şah dönemine kadar İran’a silah satıyordu. Nimrodi Humeyni rejimindede aktif olarak İran’a silah satışında önemli rol oynadı. Yaacov Nimrodi 24 Temmuz 1984 tarihinde Lüxemburg radyosunda yaptığı bir açıklamada İran Savunma Bakanı yardımcısı ve üst düzey istihbarat subayı olan Rıfat Esad ile Zürih’te görüştüğünü bildirdi. Rıfad Esad Suriye devlet başkanı Hafız Esad’ında kardeşidir.

Bu görüşmelerde İsrail’den İran’a Suriye ve Türkiye üzerinden günde 40 kamyon dolusu silah gönderilmesi için bir anlaşmaya varıldığını bildirdi. 15 Eylül 1985 İran’dan İspanya’nın Malaga şehrine gitmekte olan DC-8 kargo uçağı Tel Avive acil iniş yaptı. Araştırma sonucunda bir Miami firmasının Brüksel merkezli şirketin ABD Hawk füzelerini İran’a taşıdığı ortaya çıktı. Şirketin kayıtlı bir A Boeing 707 uçağın Malaga üzerinden İran ve İsrail arasında 1250 adet Tow füzesi taşıyordu. ABD Tahran büyükelçiliğindeki Rehine Krizinin devam etmesi sonucu 1979-81 yılları arasında Amerika İsrail’den özel silah sevkiyatını durdurmasını istedi. İsrail 1983 yılında ABD’li yetkililere İran’a silah satışını durdurduğu iletmişti. İsrail görünürde körfez savaşı boyunca bu siyasi tutumunu sürdürdü. Fakat 1983’de İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron ABD ziyaretinde İsrail’in Irak’ı düşman gördüğünü ve İsrail’in İran’a silah sattığını ağzından kaçırdı. ABD’nin İran’a silah satmak için İsrail’in fikrini aldığınıda açıkladı. İşte bu süreçten sonra İsrail’in ABD düşmanlarına yataklık ettiği düşünülerek, ABD İsrail’in İran’a silah satışını durdurmak için girişimlerde bulundu. İsrailli General Avraham Bar-Am bu baskılar sonunda İsrail’in silah satmak için lisansı olduğunu hapishanedeki hücresinden bildirmişti. Avraham Bar-Am İsrail’in ABD yapımı 2.6 milyar dolarlık silahı İran’a sattığını bildirmektedir. Jane Hunter, Israeli Arms Sales to Iran, Washington Report on Middle East Affairs, November 1986, p. 2.
Aralık 1986 Amerikalı Record Journal gazetesi İsrailli eski ateşe ve Mossad ajanı silah pazarlayıcısı Ya’akov Nimrodi’nin Tahran yönetimi ile yaptığı görüşmeler anlatılmaktadır.


Record-Journal, Israeli dealer defends weapons sales to TehranSaturday, December 13, 1986.

Amerika’nın ünlü gazetelerinden Los Angeles Times’da kaleme alınan bir habere göre Haziran 1986’da İsveçli bir işadamı İsrail’in İran’a patlayıcı şatışı için aracılık yapmıştı. Eylül 1986’da ise Amerikan haber ajanslarından biri olan United Press International’ın haberine göre Danimarka Denizciler Birliği Sendikası başkan yardımcısı ve sözcüsü Henrik Berlau yaptığı açıklamada Danimarkalı bir geminin 3.600 tonluk silahı İsrail’in Eliat limanından İran’ın Bandar Abbas limanına taşındığını bildirdi. Berlau ellerinde belgeler, kayıtlar ve olaya tanık olan denizcilerin var olduğunu ve bu silahların ABD yapımı olduğunu bildirdi. Michael Wines & Doyle Mc Manus, “U.S. Sent Iran Arms For Hostage Releases”, Los Angeles Times / November 6, 1986. * Jane Hunter, Israeli Arms Sales to Iran, Washington Report, op. cit. p. 2.

Danimarka Denizciler Birliği Sendikası başkan yardımcısı ve sözcüsü Henrik Berlau’nun İsrail’in İran’a gizliden sattığı silahlar hakkında yaptığı basın açıklaması

The Durant Daily Democrat – November 7, 1986

Danimarka Denizciler Birliği Sendikası başkan yardımcısı ve sözcüsü Henrik Berlau’nun İsrail’in İran’a gizliden sattığı silahlar hakkında yaptığı basın açıklaması.
1991 yılında ABD’nin köklü gazetelerinden “The Newyork Times”’da gazeteci Seymour M. Hersh tarafından kaleme alınan bir yazıda ABD, İsrail ve İran arasındaki silah satışları ve bağlantılar hakkında çarpıcı bilgiler veriyordu. Hersh İran devriminden sonraki süreci şöyle aktarıyor: Başkan Ronald Reagan 1981’de göreve geldikten sonra gizlice ve aniden İsrail ve İran ilişkileri üzerindeki politikayı değiştirdi. Reagan ve idaresindeki yetkililer İsrail’in İran’a Amerikan yapımı silah, yedek parça ve mühimmat satma izni verdi. Tahran’daki ABD büyükelçiliğinde ele geçirilen rehinelerin 1981’de serbest bırakılması üzerine İran’a silah satışı hız kazandı. ABD izni sonra İsrail 6 ile 18 ay sürelerince farklı hesaplardan İran’a satış yapmaya başladı.

Fakat başkan Reagan dünya çapında İran’a tutarsız bir şekilde yapılan silah satışına karşı “Sadık Operasyonu” adı altında bir halk kampanyası başlatmıştı. 1981 yılında yayınlanan raporlarda 1980’lerin başından beri İsrail’in kontrolsüz bir şekilde Amerikan yapımı silah ve yedek parçaların kamu yetkisi dahilinde İran’a sattığı ortaya çıktı. İran-Contra skandalının sebebini teşkil eden ve 1982 yılında Beyaz Saray’ın Lübnan’daki ABD üssünde esir alınan rehinelerin İran’ın girişimleri ile serbest bırakılmasından sonra buna karşılık ABD İran’a silah satışını gerçekleştirdi. İsrail-İran ise Irak ile giriştiği savaşta kendini savunmak amacıyla Amerikan yapımı silahlara ve yedek parça ihtiyacını bu anlaşmaya karşılık sağlamış oldu. Başkan Reagan 1980’de Ayetullah Humeyni’nin İran hükümeti ile yaptığı silah anlaşması ve kamuoyunun satış için yaptığı soruşturmaların ucu İsrail’e ve Reagan’a dayanıyordu.

Reagan hükümeti 1981’in Ekim ayında Tahran elçiliğindeki rehinelerin serbest bırakılması hususunda İranlı yetkililer ile adı “Ekim Süprizi” olarak bilinen 100’den fazla görüşme yapmıştı. Kamuoyu soruşturmaları neticesinde Carter ve Reagan ile başlayan dönemde yapılan incelemede, ABD’li hükümet yetkilileri, silah satıcıları, istihbarat ajanlarının ifadeleri, yapılan röportajlar doğrultusunda İsrail’in İran’a silah sattığı ortaya çıkarılmıştı. Soruşturma sonrası İsrail’in Amerikan yapımı silahları İran’a satması için İsrail başbakanı Menahem Begin’in sekreteri ile ABD Dışişleri bakanı Alexander Meigs Haig arasında bir anlaşma yapıldığı ortaya çıktı. 1982 yılının ilkbaharında bu anlaşma iptal oldu. Soruşturmada Komisyon raporuna göre Dışişleri bakanı Alexander Haig, yardımları ve İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron’un bağlantıları doğrultusunda İsrail’in Washington’un izni olmadan Amerikan yapımı silahların İran’a sattığı sonucuna vardı. Bundan sonra ABD Amerikan yapımı silahların satış hakkını yasakladı. Bakan A. Haig’in uzun zamandır danışmanlığını yapan Sherwood Goldberg Bakan Haig için şunları söylüyordu: "Haig hiçbir zaman İsrail’in ABD ekipmanlarını sevkiyatına karşı çıkmadı. Haig İsrail’in yaveriydi."

İsrailli tümgeneral Avraham Tamir, Dışişleri Bakanlığında ve 1981’de Savunma bakanlığında üst düzey yöneticilik yaptı. Tamir, ABD Büyükelçisi Samuel W. Lewis ile yaptığı telefon konuşmasında İran’a her ay silah satmak istediklerini söyledi. Daha sonra satmak istedikleri Amerikan yapımı silah ve yedek parçaların listesini ABD elçisine verdi. 6 ile 18 ay arası silah satışı sağlandı. 1981 ve 82 yılında ABD ekipmanları ABD Dışişleri bakanı Alexander Haig ile yapılan anlaşmaya dayalı olarak İran’a satıldı. Tamir’in açıklamalarına göre ABD, İngiltere ve İsrail İran’a milyarlarca dolar silah satmıştı. Tamir’in bu dediklerini Amerikalı birçok diplomat doğruladı. İran’a satılan silahların gizli raporları da bunları doğruladı. Seymour M. Hersh, The Iran Pipeline: A Hidden Chapter / a Special Report.; U.S.A Said to Have Allowed Israel to Sell Arms to Iran, The Newyork Times, December 08, 1991.

20 Ocak 1981’de Başkan Ronald Reagan yemin ettiği gün, ABD-İran ilişkilerinin iyice gerilmesine neden olan rehine krizi çözüldükten sonra Reagan’ı bekleyen en zor dönem yine İran’la ilişkiler oldu. “İran-gate” (İran-Kontra Skandalı) diye tarihe geçen, İran’a yasadışı silah satışının ortaya çıkması, karizmatik Reagan’ın koltuğunu salladı. İran İslam Devrimi’nin ardından başlayan ve 1980-1988 arasında süren İran-Irak savaşı Reagan’ın dış politika gündemini uzun bir süre bu bölgeye endekslemesine neden oldu. 1986’da Reagan yönetiminin, Kongre’nin kararlarına aykırı olarak Lübnan’daki ABD’li rehinelerin kurtarılması karşılığında İran’a gizlice silah sattığı ortaya çıktı. Mayıs 1986 senesinde Suudi Arabistan ve İsrail devletlerinin yardımıyla ABD başkanının Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert McFarlane’in İran’a gizli seferde bulundu. Tahran havaalanına inen Boing-707 uçağı aynı zamanda silah da getirmiştir. Gizli misafirler İstiklal Oteli’nde (eski Hilton Oteli’nde) yerleşmiştir. Robert McFarlane Meclis başkanı ile görüştü. McFarlane ile yapılan görüşmede Haşimi Rafsancani Lübnan’daki rehinelerin serbest bırakılması için İran’a yapılan silah satışının artırılması konusunda uzlaşmaya varıldı. Nisan 1986 senesinde Cuma namazı sonrası konuşma yaparken ABD’den silah satın almanın "stratejik görev" olduğunu vurgulamıştır.

İsrail gizli haber alma teşkilatı Mossad’ın çalışma yöntemleri ve 1980’li yıllarda giriştiği operasyonların ayrıntıları ilk kez Victor Ostrovsky’nin “By Way of Deception” Hile Yolu isimli kitabında deşifre edilmişti. Ostrovsky’nin bilgilerine göre İran-Irak savaşı sırasında Mossad, sıcak savaşı devam ettirmek için iki taraflı oynamış, her iki tarafa da silah satmıştır. Bu dönemde İsrail başbakanı Şimon Peres’in Terörizme karşı danışmanıAmiram Nir’di. ABD’li yarbay Oliver North’u İran-Kontra skandalında merkez isim haline getirende Nir’di. İran ile Amerikalıların skandaldan önceki bağlantılarını sağlayan yine Amiram Nir’di. Nir terör örgütlerini çok iyi biliyordu. Kasım 1985’de Nikaragua’nın kuzeyindeki bazı operasyonlara destek sağlamak için İran’a silah satarak kar elde etme fikride Nir’e aitti.Victor Ostrovsky & Claire Hoy, By Way Deception, St. Martin’s Press, Newyork, 1990, p. 266.

Yukarıdaki 1986 tarihli İran-Kontra skandalı hakkında mahkemeye sunulan Komisyon Raporuna Yansıyan belgelerde Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Yarbay Oliver North İmzalı Belgede Şimon Peres’in Terörizm konusundaki danışmanı Amiram Nir, ABD’nin Tahran yönetimine silah satması için aracılık yapan İran’lı silah tüccarıManucher Ghorbanifar ve Oliver North..Belgeye göre tüm bu bağlantıları saplayan Amiram Nir..Komisyon raporunun detaylarınıda incelediğimizde gösteriyorki İran-Kontra skandalının baş mimarı İsrail..

İranlı silah tüccarı Manucher Ghorbanifar ABD ile Tahran arasında Lübnan’daki rehine krizini çözerek silah satışını sağlayan en önemli aracılardan biriydi. Sahte pasaportlar ile ABD’ye gidip gelen ve Avrupa’ya geçerek silah satışı için CIA ile ilişkiler kuran Ghorbanifar pazarlık ve anlaşma için İran yönetiminden üç hükümet yetkilisini ikna etmeyi başarmıştı. Ghorbanifar’ın sahte isimler kullandığına dair Komisyon raporunda mahkemeye sunulan CIA belgesi – 1984

Dönemin en önemli İsrailli ve Yahudi lobilerine bağlı bürokratların adı Iran-Contra Skandalına karıştı.

Skandalın arkasında İsrail vardı. İran’a yasadışı silahlar satarak skandalın temelini oluşturan İsrail skandala hiçbir şekilde medyada mahkemede sanık olmazken ABD başkanı ve CIA başkanı ve birçok yönetici skandaldan ötürü yargılandılar.

AMERİKANIN İRANA GİZLİ BİR ŞEKİLDE SİLAH SATTIĞI İRAN-KONTRA SKANDALININ TARİHİ BELGESİ. İRAN’A SİLAH SATIŞINI VE NİKARAGUA’DAKİ KONTRALARA PARA YARDIMINI ONAYLAYAN BAŞKAN RONALD REAGAN İMZALI BELGESİ

ABD Başkanı Ronald Reagan’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert McFarlane imzalı belgede İran’a satılan silahlardan gelen paralar ile Nikaraguadaki sağcı kontralara aktarılan yardımların detayları hakkında Komisyon Raporunda Mahkemeye sunulan gizli belgeler

Skandal günümüzde dahi bilinmeyenlerle doludur. ABD ve İran arasında silah ve çeşitli askeri malzeme satışlarına ilişkin resmi olmayan görüşmeler 1986 Kasım’ında Lübnan’da yayın yapan bir yerel gazete tarafından ortaya çıkarılmış, skandalın büyümesi üzerine Ronald Reagan başlarda bir televizyon konuşması yaparak ve olayın varlığını inkar etmiştir. Soruşturmada, İran’dan elde edilen paranın Nikaragua’daki solcu Sandinista hükümetiyle çatışan Kontralara gönderildiği ortaya çıktı. Daha sonra Reagan, İran’a gizlice silah satışına onay verdiğini doğruladı. Satışı düzenlediği gerekçesiyle Yarbay Oliver North görevden alındı, Amiral John Pointexter istifa etti. Reagan’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert McFarlane ise 9 Şubat 1987’de intihara kalkıştı.

Komisyon raporu Reagan’ın bağlantısını asla kanıtlayamadı ancak “Amerikan halkına yalan söylemekle” itham etti. Skandalın büyümesi üzerine Ronald Reagan bir televizyon konuşması yaparak ve olayın varlığını inkar etti. 13 Kasım 1987 tarihinde, Reagan tekrar bir televizyon konuşması yaparak İran’a silah satışı yapıldığını doğruladı fakat bunun rehinelerin kurtarılması amacına yönelik olarak yapılmadığını belirtti.

İran-Kontra skandalının kamuoyuna açık oturumları başladıktan sonra CIA Başkanı William Casey ise 6 Mayıs 1987’de öldü. Casey’in İran-Kontra skandalı ile ilgili olarak Washington Post gazetesi muhabiri Bob Woodward tarafından ortaya çıkarılan belgelerden sonra davaya ilişkilendirildi. Woodward’ın elindeki gizli kayıtlara göre İran’a satışları planlayan Casey’di. Casey planı biliyordu ve onaylamıştı. Steven Roberts, Reagan Sees “Fiction” in Book on C.I.A Chief, The Newyork Times, October 01, 1987.

** Casey and Woodward: Who Used Whom?, Los Angeles Times, Octber 11, 1987.

Bob Woodward’ı hatırladınız mı? Washington Post gazetesi muhabiri Watergate skandalını açığa çıkaran 2 gazeteciden biri..Woodward çalıştığı Yahudi sermayeli gazetesi Washington Post’tun İsrail çıkarları üzerindeki misyonunu bu sefer Iran-Kontra skandalında yerine getirmişti. Açıkladığı bilgiler Casey ve Kontra skandalında yeni bir sürecide beraberinde getirdi. Unutmayınki Woodward’ın açıkladığı Watergate hakkındaki açıkladığı belgeler ve mahkeme sonunda ABD Başkanı Richard Nixon istifa etmişti.Wikileaks’ın ardında Yahudi Lobisi mi Var? Salim Meriç, 12.12.2010. Odatv http://www.odatv.com/n.php?n=watergate-skandalindan-wikileaksa-1212101200

Reagan döneminde Latin Amerika ülkelerine karşı müdahaleler 300 bin kişinin hayatını kaybettiği çatışmaların yaşandığı Nikaragua ile sınırlı kalmadı. 1977’de ABD’nin sağcılara 3 milyar doları bulan yardım sağladığı El Salvador’daki iç savaşta 50.000 sivil öldü. Raporu basına açıklayan Komisyon Başkanı Demokrat Senatör David Boren, hem İran’a silah satışı, hemde paraların Kontralar’a aktarılması konusunda, o dönemde Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi olan Yarbay Oliver North ile İsrail Başbakanı Şimon Peres’in anti-terör uzmanlarından Amiram Nir arasında görüşmeler yapıldığını söyledi.

Rapora göre, Yarbay North, Adalet Bakanı Edwin Mees’e bu girişime Amiram Nir’in ön ayak olduğu yolunda güvence verdi ve North ile Nir görüştükleri sırada İsrail’in elinde 1985 yılında İran’a silah satışından elde edilen ve Kontralar’a gönderilmesi planlanan bir fon bulunuyordu. North Nir’le görüştükten sonra, Kontra liderlerinden Adolfo Calero Portocarrero ile temas kurdu ve bunun ardındanda paraların yatırılması için İsviçre’de 3 banka hesabı açıldı. Raporda, paraların son olarak nereye aktarıldığının belirlenemediği kaydedildi. Iran Kontra Skandalı Kaynaklar: * Jonathan Marshall, Peter Dale Scott, Jane Hunter, The Iran-Contra Connection, Black Rose Books Ltd., Quebec-Canada, 1987.

* * Lisa Klobuchar, Everett J. Carter, Susan Kesselring, The Iran-Contra Affair: Political Scandal Uncovered, Compass Point Books, Minneapolis, 2008.

*** Bob Woodward, The Secret of the CIA 1981-1987, Simon and Schuster, Newyork, 1987, p. 544. 580.

Yarbay Oliver North Mahkemede savunmasını yaparken 19 Kasım 1987 tarihli The Newyork Times Gazetesinin haberine göre İran-Kontra skandalında İran’a satılan silahların listesini şöyle açıklamıştı:

20 Ağustos 1985. 96 TOW Tanksavar Füzesi
14 Eylül 1985. 408 TOW Füzesi
24 Kasım 1985. 18 Hawk Uçaksavar Füzeleri
17 Şubat 1986. 500 TOW Füzesi
27 Şubat 1986. 500 TOW Füzesi
24 Mayıs 1986. 508 TOW Füzesi ve 240 Hawk Yedek Parça
4 Ağustos 1986. Hawk Füzesi Yedek Parçası
28 Ekim 1986. 500 TOW Füzesi

İsrail ise 20 Ağustos 1985 tarihinde İran başbakanı Mir Hüseyin Musavi’ye en yakın isim olan İranlı silah tüccarı Manucher Ghorbanifar vasıtasıyla 96 adet Amerikan yapımı BGM-71 Tow tanksavar füzelerini İran’a gönderdi.Iran Contra Report: Arms, Hostages and Contras, The Newyork Times, November 19, 1987.
Komisyon raporunda gizlenmiş ve ele geçen tahrif edilmiş belgelerdeki diğer silahların ne olduğu hakkında bilgiler hep gizli kalmıştır. Iran-Kontra skandalının sonunda Yarbay Oliver North 16 suç unsuru göz önüne alınarak jüri tarafından suçlu bulundu dosyası temyize gönderildi. John Poindexter belgeleri tahrif etmek, komplo kurmak ve diğer suçlardan dolayı mahkum edildi. Mahkumiyeti itirazlar üzerine bozuldu. İran-Kontra skandalının mahkeme kararlarını ve skandalın iç yüzünü detaylarıyla belgeleriyle bir sonraki yazımda yayınlayacağım..

1987 SONRASI VE 2000’li YILLARA DOĞRU

ABD İran-Kontra skandalından sonraki dönemlerde İran’a silah satmaya devam etti. ABD’li Finder Lakes Times gazete yer alana haber göre 1987’de resmi kayıtlara göre ABD İran’a sadece 1 yılda 1.5 milyar dolar silah satışında bulunmuştur.

İsrailli silah şirketleri, İsrail Savunma Bakanlığı’nın onayı ile 1980-1993 yılları arasında İran’a yüz milyonlarca dolarlık silah ve modern askeri techizat satmıştır. İsrail ile İran arasındaki yoğun silah ticaretinin, Humeyni döneminde İran-Irak savaşının ardından başlamış ve bu durum karşısında ABD başkanı Bill Clinton İran’a karşı bir dizi yaptırım uygulama kararı almıştı.

Jerusalem Post gazetesinin 1997 tarihli sayısında gazeteci Steve Rodan tarafından kaleme alınan geniş bir araştırma yazısında yer alan bilgilere göre İsrail Savunma Bakanlığı’nın resmi onayı ile İsrail şirketlerinin Tahran yönetimine, çok uzak mesafelerden “kimyasal silahları gözlemleyebilen” yüksek teknolojiye sahip askeri cihazlarla, yine milyonlarca dolar değerinde gelişmiş “lazer radar sistemleri” satmak için anlaşmaya vardıkları belirtildi. İran Savunma Bakanlığı Ulusal Savunma Sanayi kurumu’ndan bir yetkili, İsrail-İran arasındaki silah ticareti ile ilgili bilgileri doğruladı.

İsrail’li “Soltam Systems” Savunma şirketi yöneticisi Avraham Bar David’in açıklamasına göre şirket 1988 yılına kadar İran’a silah satışında bulunduklarını bildirdi. Bar David’in açıklamasına göre İran-Irak savaşı ilgilendiğimiz bir süreçti. Savaşın sonsuza denk süreceğini düşünen İsrailli şirketler hemen hemen her silahı satmaya istekliydi. Soltam Systems Savunma şirketi İsrail’in Haifa şehrinde Yokneam bölgesinde yer almaktadır. Gelişmekte olan şirket 1952 yılından beri gelişmiş topçu sistemleri, havan topu, mühimmat ve çevresel ekipman imalatı yapmaktadır. Soltam Sistemleri 60’dan fazla ülkede silahlı kuvvetleri ve özel hizmet vermektedir. Şirketin başlıca müşterileri arasında olan İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Amerika Birleşik Devletleri Ordusu ve NATO ülkeleri bulunmaktadır. Gazeteci Steve Rodan’a göre İsrailli şirketlerin İran’a silah satışı 1990 yılına kadar sürdü. İsrail savunma sanayi kaynakları Tahran’a satışı doğrulamaktadır. Savaş anında düşmana yardım etmek suçundan Tel Aviv Bölge mahkemesi silah ticareti yapan işadamı Nahum Manbar’ı İran’a kimyasal silahlar satmak suçundan tutuklandı. Mahkeme sürerken Manbar 27 Mart 1997 tarihinde Roma’ya uçuşu esnasında Ben Gurion havaalanında tutuklandı.

5 Mayıs tarihinde düzenlenen iddanamede savaş zamanında düşmana silah satmaktan dolayı suçlandı. Nahum Manbar’a İran’la ortaklık yapmak ve kimyasal silah yapımında kullanılan bazı kimyevi maddeleri bu ülkeye satmak suçlarından dava açıldı. Mahkeme sözcüsü, Nahum Manbar isimli iş adamına, "düşmanla ortaklık, adaleti engelleme ve yasakların delinmesi" gerekçe gösterilerek dava açıldığını söyledi. Nahum Manbar’ın İran’a silah satışı hakkında şunları kaydetmektedir: İran işadamı Manbar’dan 50 milyon dolara uzun menzilli ve kimyasal silah yapımında kullanılmak üzere ileri teknoloji ekipmanlarını satın almak istedi. Bu silahların Lazer Radar sistemleri Elbit Bilgisayar şirketi tarafından tasarlandı. İran Savunma Bakanlığı ve Milli Savunma Sanayileri örgütünün resmi açıklamasına göre İran yüksek teknolojik silahların test ederek almak istediğini bildirdi. Manbar’ın şirketi ve Elbit Bilgisayar şirketi satış için olumlu cevap verdi. İran’ın Manbar’dan istediği kimyasal silahları tespit edebilen lazerli radar sistemleriydi.

Manbar’ın 2.nci avukatı Avi Richtman mahkemede yaptığı savunmada zamanında birçok İsrailli silah şirketi’nin İran’a silah satmak için Manbar’a yanaştığını söyledi. Avukat Richtman’a göre Rabintex şirketinin 1991-92’de İran’a yanmayı önleyici özel elbiseler sattığını ve 1992 yılında İsrail Hava Kuvvetleri’nin İran’a askeri kamyon ve araçlar sattığını belirtti. Richtman’a göre birçok İsrailli şirketin İran ile Nahum Manbar’ın ilişki içinde olduğunu belirterek 1990 yılında Manbar aracılığıyla Soltam silah şirketinin İran’a büyük miktarda bomba satmayı teklif etti ancak bu teklifi İranlılar reddetti. Bazı savunma şirketleri avukat Richtman’ın bu iddalarını doğrularken bazı şirketlerin sözcüleri ise iddaları reddetti. Soltam silah şirketi iddaları reddetti. Shalon silah şirketinin CEO’su Ram Baharad yaptığı açıklamada: Şirketimizin Nahum Manbar ile ilişkileri oldu. Fakat biz 1979’dan bu yana İran’a silah satmadık. Baharad şirketin şah döneminde İran’a silah satışında bulunduğunu belirtti. İsrail Savunma Bakanlığı ise açıklama yapmaktan kaçındı. Steve Rodan, Israeli firms sold arms to Iran till 93, The Jerusalem Post, September 12, 1997, p. 1-2. Joel Greenberg, Israeli Linked to Iran Arms Ordered Jailed, The Newyork Times – April 18, 1997.

Manbar’a düzenlenen operasyon bir gerçeği de ortaya çıkardı. Manbar’ın dışında onlarca silah şirketi İran’a yasadışı silah satıyordu. Silah şirketleri dava ile birlikte mahkemede yerlerini aldılar. Şirketlerin İran’a yasa dışı sattığı silahların içeriği hakkında bugüne kadar mahkemenin dışında hiç kimsenin bir bilgisi olmadı. Steve Rodan, Israeli firms sold arms to Iran till 93, The Jerusalem Post, September 12, 1997, p. 1-2.

İsrailli gazeteci Yossi Melman tarafından 2011’de Ha’aretz gazetesinde eski silah tüccarı Nahum Manbar hakkında bir yazı kaleme alındı. Melman İran-Irak savaşında silah stoğu tükenen İran’ın İsrail’den silah istediğini ve İsrail Savunma Bakanlığı’nın izni ile İsrailli silah şirketlerinin de İran’a silah sattığını belirtmektedir. 1993 yılında İran Savunma Bakanlığı yetkilisi Dr. Majid Abasfur ile Nahum Manbar Viyana’da kimyasal silahların ve tankların satışına ilişkin görüşmeler yapıyordu. Satışa ilişkin belgeler evraklar her şey hazırken Mossad Manbar ve Abasfura bir operasyon düzenleyecekti. Manbar’ı ve Abasfur’u takip eden 2 Mossad ajanı tesadüf eseri Viyana’da bir motosiklet kazasında öldü. Manbar İran’ın kimyasal silah endüstrisinde kullanılacak malzemelerin tonlarını sağlamak için Tahran yönetimi ile bir anlaşma imzaladılar. Manbar Şin Bet (İsrail Yurtiçi Gizli Servisi) ile işbirlikçisi Hava kuvvetlerinden Ron Arad ile birlikte hareket etmeyi kabul etti.

İsrail savunma bakanlığı ve Şin Bet ile işbirliği yaparak İran ile yetkisiz anlaşmaları sözleşmeleri imzaladılar. Ama mahkemede ajanların hesap verme yetkisi olmadığı için iddiaları reddettiler. Mahkemede İran’ın düşman ülke olup olmadığı sorulduğunda Shavit düşman ülke olduğunu savundu. Manbar’ın avukatı ise eski dışişleri bakanının sözlerini alıntı yaparak İran’ın düşman ülke olmadığını savundu. Yossi Melman, The İsraeli Kibbutznik who dealt weapons to Iran, Ha’aretz, October 31, 2011.

İsrailli silah tüccarı Nahum Manbar

ABD ambargosunu hiçe sayarak İran’a kimyasal silahlar satan Manbar İsrail Savunma Kuvvetlerinde Paraşütçü tugayında görev yapmış eski bir subaydır. 1984 yılında İsrail’den ayrılarak Fransa ve İsviçre’de yaşamına devam etti. Silah ticareti yapmaya başladı. 200 Milyon Dolar servete sahip olan Manbar İsrailli Hapoel Jerusalem Basketbol kulübünün sahibi ve başkanıydı.

Jerusalem Post Manşet Temmuz 17 1998

Nahum Manbar’a 16 yıl hapis

Jerusalem Post & 20 Temmuz 1998- Manbar’ı takip eden 2 Mossad Ajanı öldü

Manbar’ın eşi, kocasının tüm anlaşmalarının İsrail savunmasının bilgisi dahilinde yapıldığını açıklamıştı. İsrail’in önde gelen gazetelerinden Ha’aretz ise, Manbar’ın, "İsrail’in İran ile resmen savaşmadığını, bu yüzden kendisine casusluk suçlamasında bulunamayacaklarını" söylediğini yazdı. Hain Operasyonu, Dış Haberler Servisi Milliyet – 05/06/1997.

Benjamin Netanyahu’ya muhalif olan İşçi partisi (milletvekili) Knesset Üyesi Nissim Zvilli vermiş olduğu bir demeçte, Nahum Manbar’ın İran’a kimyasal silah malzemelerinin satışını Netanyahu’nun teşebbüsleri ile gerçekleştiğini vurgulamıştır. Nissim Zvilli Netanyahu’nun Nahum Manbar davasında yargıçları etkilemeye çalıştığını da vurguladı. İddialar karşısında Yargıç Amnon Strashnov yaptığı açıklamada Netanyahu ile herhangi bir temasının olmadığını söyledi. Gil Sedan, Labor Claims Netanyahu Interfered in Criminal Case, JTA Daily News Bulletin – Jewish Telegraphic Agency, 14 July, 1998.

İsrail’in Şah dönemi ve 1979 İran İslam devriminden bu yana İran’a sürekli silah sattığını göz önüne alırsak Nissim Zvilli’nin bu iddası gerçekleri ortaya çıkarmaktadır. Nahum Manbar İsrail ile silah ticareti yapan bir işadamıdır. Nahum Manbar’a İran’a kimyasal silah yapımında kullanılan maddeleri satmak suçundan dava açılmıştı. Dava sonunda suçlu bulunarak mahkum edilmişti. Manbar İran’a silah satmak suçundan Tel Aviv Bölge mahkemesinde yargılandığı davada 16 yıl hapis cezasına mahkum edilerek 14,5 yıl hapis yattı. Manbar Ekim 2011’de tahliye edilmiştir. Havakuk Levison, Manbar will be released early from prison, The Jerusalem Post, September 31, 2011.

İsrail gizli haber alma teşkilatı MOSSAD’ın çalışma yöntemleri ve 1980’li yıllarda giriştiği operasyonların ayrıntıları ilk kez “By Way of Deception” (Hile Yolu) adlı kitapta ortaya çıkaran eski Mossad ajanı Victor Ostrovsky, 1998’de Amerika’nın ünlü siyasi dergilerinden “Washington Report’da yazdığı makalesinde Nahum Manbar olayının perde arkasında Mossad’ın olduğunu vurguluyordu. Ostrovsky’e göre Mahkeme kapalı kapılar ardında yapılmış ve bazı tanıklar gizli tutulmuştur. İsrail medyasının sansürlediği bu habere resmi kaynaklara göre İsrailli bir gurbetçi Çin’deki bir şirket aracılığıyla İran’a kimyasal silahların üretimi için gerekli malzeme ve teçhizatı İran’a sattı. Daha sonra kimyasal silah satışı sürecinde Nahum Manbar’ı Viyana’da takip eden 2 Mossad ajanı motosiklet kazasında öldü. Manbar tutuklandığında gazeteler attıkları manşetler ve bazı iddiaların ucu başbakan Benyamin Netanyahu’ya dayanıyordu. Netanyahu yaptığı açıklamada Manbar’ın ilişkilerinin ucu önceki İşçi partisi hükümetlerine dayanıyordu.

İzak Rabin ve Şimon Peres Nahum Manbar’ın İsrail’e getirilmesi konusunda Netanyahu’yu adalet ve cesaretten yoksun olduğunu belirttiler. Nahum Manbar’ın birinci avukatı Amnon Zichrony, 1986 yılında İsrail’in gizli nükleer sırlarını açıklayan Mordehay Vanunu’nunda avukatlığını yapmıştı. Manbar’ın yargılanması esnasında gerçeklerde ortaya çıkıyordu. Manbar mahkemece 1994’de tiyonil klorür ve hardal gazı üretimi için kullanılan 150 ton kimyasalı İran’a sattığı belirlendi. Manbar diğer İsrailli silah şirketleri ilede bağlantılar kuruyordu. Mahkeme 100’den fazla şirketin İran’la silah satışı konusunda ilişki içinde oldukları belirlendi.

Manbar sonunda mahkemedeki delilleri kabul etti ve hapis cezasına çarptırıldı. İsrail yıllardır en kanlı rejimlere silahlar sattı. 1991-94 arası İsrail devleti İran’a 1,5 milyon dolar değerinde gaz temizleyicisi satmıştı. İsrail savunma bakanlığının izni ile Soltam silah şirketi İran’a havan topları satışı yapılıyordu. İsrailli Elbit şirketi ölümcül gazların belirlenmesi için İran’a ekipman satışını İsrail savunma bakanlığı onay veriyordu. Manbar İsrail için tehdit ise neden daha önce tutuklanmadı?

Manbar’ı durduran mahkeme neden diğerlerinide durdurmuyordu? Ostrovsky’e göre mahkeme ardında karanlık ilişkiler vardı. İsrail Humeyni rejimine 1979’dan bu yana silah satıyordu. Daha önce satılan silahlar gündeme gelmezken Manbar’ın üzerine bu kadar gidilmesi İsrail’in dünyaya oynadığı bir taktiktir. Aynı 1976 Entebe Baskını gibi. Aynı 1986 Mordehay Vanunu vakası hepsi Mossad’ın tertip ettiği bir senaryoydu. Yıllarca ABD ambargosunu ve BM kararını delen İsrail, Manbar’a karşı düzenlenen “Hain Operasyonu” ile İran’a yapılan silah satışını basına sızdırarak İran’ı düşman ülkeler konumuna koymuş, görünürde İran ile ilişkilerinin koptuğu yönünde propaganda yapmıştır. Ama gizli ilişkiler o kadar yaygınlaştı ki artık ilişkilerin ucu 2000’li yıllara doğru Sami Ofer’e kadar dayanıyordu. Victor Ostrovsky, What Israel’s Top-Secret Manbar Trial Reveals About Extensive, Ongoing Israeli Arms Dealing With Iran, Washington Report on Middle East Affairs, September 1998, p. 55-56, 62.

Dünyanın en iyi istihbarat ağına sahip İsrail, Manbar’ın İran’a kimyasal silahların yapımında kullanılan maddeleri satmasına neden göz yummuştu? Manbar’ın tutuklanıp yargılanması daha önceden Mossad tarafından senaryo edilmiş Mordehay Vanunu vakasının bir benzerimiydi? Satılan kimyasallar İran tarafından nerede niçin ne amaçla kullanılacaktı? Satılan kimyasalların ve silahların içeriği hakkında bugüne kadar mahkeme’den başka kimse hiç bir şey bilmiyordu..

SAMİ OFER VE İRAN BAĞLANTILARI

İsrail ile İran’ın gizli ilişkileri 2011’de yeniden patlak verdi. Sami Ofer kardeşi Yuli Ofer ile birlikte Ofer Biraderler (Ofer Brothers) grubunun sahibidir. Forbes dergisinin yayınladığı dünya zenginleri sıralamasında 2010’da 10.3 milyar dolarlık servetiyle dünya zenginleri sıralamasında 79’uncu sıradadırlar. İsrail’in ikinci büyük zenginleridirler. Jerusalem Post, Sammy Ofer tops Israelis in Forbes billionaires list, March 10, 2011.

İsrail’in en zengin işadamı Sami Ofer, ABD’nin ambargo koyduğu İran’a gemi sattığı ortaya çıktıktan bir ay sonra Tel Aviv’deki evinde hayatını kaybetti. İsrail vatandaşı olan işadamı Sami Ofer’in gündemde İran ile İsrail ticari ilişkilerinin sorgulandığı bir dönemde Tel Aviv’deki evinde ölü bulunması ve ölüm sebebine ilişkin detaylı bilginin olmaması şüpheleri de beraberinde getiriyor.. İsrail basınında, ölüm sebebi olarak “bilinmeyen bir hastalık” gibi ifadeler yer almıştı.

2002’den beri İran ile ticaret yapan şirketin, en son İran’a 8,6 milyon dolarlık bir tanker sattığı belirtiliyor. İran ile iş yaparak nükleer programına katkı sağladıkları gerekçesiyle yaptırım listesine alınan Ofer Kardeşler’in en az 13 gemisinin son 10 yılda İran limanlarında dolum yaptığı ifade ediliyor. Ofer Kardeşler, Raffles Park adlı gemiyi Crystal Shipping adlı bir şirkete satmış; ardından da gemi yaptırım listesinde yer alan İran İslam Cumhuriyeti Gemicilik Hattı’na (IRISL) satılmıştı.
The Newyork Times’ın haberi göre 24 Mayıs 2010’da ABD Dışişleri Bakanlığı İran ambargosunu delen ve yaptırım uygulayacağı şirketlerin adları arasında Ofer grubunuda göstermektedir. Ofer grubu İran’a milyonlarca dolar Tanker ve Gemi sattığı tespit edildi.. Isabel Kershner, Sammy Ofer, Magnate and Israeli Power Broker, Dies at 89, The Newyork Times, June 4, 2011.

Olayın ortaya çıkmasının ardından Ofer Grubu topu İsrail yönetimine atarak, "İran’a asla gemi satmadık ve İsrail Devleti’nin yetkili idareleri açıklamamızı doğrulayacaktır" dese de bu açıklama hiçbir İsrailli yetkili tarafından doğrulanmadı. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ofisi ise Ofer Kardeşler’in, "gemilerin İran limanlarına İsrail güvenlik güçlerinin yetkisiyle demirlediği" iddialarının doğru olmadığını savundu. Mevzuyla ilgili soruşturma devam ediyor. Ancak İsrail’in İran’la ticari ilişkisi, Ofer’le sınırlı değil. Haaretz’in haberine göre en az 200 İsrail şirketi, tamamen İsrail Hükümeti’nin bilgisi dahilinde İran’ın can damarı olan enerji sektöründe oldukça aktif. Üstelik bu ilişki, 2008’de İsrail Meclisi’nin kabul ettiği ve İsrailli şirketlere, İran’la ticari faaliyetleri olan uluslararası firmalarla 10 milyon doların üstünde iş yapmasını men eden yasaya rağmen sürüyor. Örneğin, İsrail Elektrik Şirketi ve İsrail Havacılık Otoritesi’nin, İran’da ciddi faaliyetleri olan Alman ve Danimarka firmalarından milyonlarca dolarlık mal satın aldığı biliniyor. Yine İsrail Savunma Bakanlığı düşman ülke diye tanımlanan İran’a askeri malzeme satışını yasaklamış olsa da 1990’larda gizlice İran’a askeri malzeme satıldığınıda biliyoruz. Yossi Melman, Israel is hypocritical when it comes to Iran nuclear sanctions, May 30, 2011.

Haaretz yazarı Yossi Melman, "İsrail, olay İran’ın nükleer meselelerine gelince ikiyüzlü oluyor" diyen Melman’a göre, Ofer Kardeşler’in İran ile ticaret yapması, İsrail’in baskısıyla alınan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin İran’a yönelik yaptırımlarının bizzat İsrail eliyle delinmesi anlamına geliyor. Ama bu delinme şu ana kadar incelediğimiz kaynaklardan yola çıkacak olursak 1980’den beri devam ediyor Bay Melman bunları yazmayı unuttu herhalde.. İsrailli iş adamı Sami Ofer öldü, Radikal – 03/06/2011

İRAN İSRAİL İÇİN TEHDİT DEĞİLDİR…

Şalom Gazetesi / 16 Eylül 2009

İsrail gazetelerinden Ha’aretz, Ehud Barak’ın Yedioth Ahronoth’a verdiği demeçler için attığı manşet

Barak : İran İsrail’in varlığına tehdit değildir.

(ODA TV)

28 şubat’ın ‘Sivil ajanları’ deşifre oldu


108 sayfalık belgede her işbirlikçinin şahsi bilgileri de tek tek sıralanıyor.

28 Şubat sürecinde Batı Çalışma Grubu (BÇG) eliyle yürüttüğü çalışmalar arasından post modern darbeye destek veren sivillerin isimleri de belirlendi.

Soruşturma kapsamında savcılığa ulaşan 108 sayfalık gizli belgeler arasında sürece yardım edenlerin listesi yeralıyor.

Listelerde bu isimlerin; mesleği, dini, mezhebi, iş yerleri, askerlik durumu, siyasi tutumu, güvenirliliği ve bu kişiler hakkındaki kanaatlar yer alıyor.

Gazeteci de var, züccaciyeci de

BÇG, post modern darbeye yardım eden ve süreçte yararlanılacak isimleri tespit ederken, bu kişilerden “personel” diye söz ediliyor.

Formlarda “Personelin Kimliği”, “Personelin Şahsi Durumu”, “Personel Hakkında Tespit Edilen Diğer Hususlar” ve “Personel İle Temas Notları” gibi unsurlar bulunuyor. Personelin Kimliği, bölümü kullanılan şahsın kimlik bilgilerinin yanı sıra ‘etnik kökeni’ ve ‘mezhebi’ ile ilgili kısımlardan oluşuyor.

BÇG’ye hizmet edecek olan şahısların meslekleri ise şöyle: Gazeteci, avukat, memur, kaymakam, inşaat mühendisi, otobüs işletmecisi, ithalatçı, emekli subay, gazeteci, otel işletmecisi, Milli Eğitim Müdürlüğü personeli, kuyumcu, matbaacı, demirci, sigorta acenta işletmecisi, züccaciye, restaurant işletmecisi, galerici, taşeron, fuarcılık, doktor..

4 BİN 93 VAKIF VE DERNEĞİ FİŞLEMİŞLER

Öte yandan savcılığa ulaşan bir diğer belgede ise BÇG koordinesinde jandarmanın ülke genelinde 4 bin 93 adet vakıf, dernek, yurt, dershane ve okulları fişlediği ortaya çıktı. Üst düzey bürokratları fişleyen BÇG’nin dernekleri dahi fişlemesi dikkat çekerken BÇG’nin 28 Şubat sürecinde esnaf ve işçilerden dahi istihbarat topladığı belirlendi.

Ergenekon’un gizli tanığından deşifre isyanı


Birinci Ergenekon davasının gizli tanığı, Bugün gazetesinden İrfan Dumlu’ya çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Gizli tanık, kendisine bağlanan asgari ücretle koskoca bir şehirde yalnızlığa mahkum edildiğini söyledi.

"Beni ölüme ve çaresizliğe terk ettiler" derken Ergenekon’dan tehditler aldığını savundu.

Başka bir ülkeye gönderilme talebinin 11 kişilik Tanık Koruma Kurulu tarafından reddedildiğini aktaran tanık, "Bakmak zorunda olduğum bir ailem yok, en önemli delilleri de ben verdim. Ama beni koruyamıyorlar" ifadesini kullandı. Kendi güvenliğini sağlamak için ‘gizli tanık evi’nde cephanelik kurduğunu anlattı.

İşte, PKK’nın içine sızmayı başaran ve yıllarca MİT’e istihbarat sağlayan ‘X’ kodlu gizli tanığın isyanı:

PROVOKASYON İÇİN KURULDU

Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde 2007 yılı öncesinde Kuvayı Milliye dernekleri provokasyon organize etmek için kuruldu. Ben bu olayların en başındaki adamım. Derneğin operasyon ekibi olan ‘özel kuvvetler’ ile ‘istihbarat‘ birimlerini ben kurdum. O dönemde bana silah üstüne yemin ettirdiklerinde, bu görevi verdiklerinde Mehmet Fikri Karadağ dedi ki "Atatürk ilke ve inkılaplarına karşı milliyetçiğe karşı en ufak bir uygunsuzluk görürsen rapor et. Kim olursa olsun not tut yargıla. Tam yetkiliydim.

ESRAR ÇEKİP DARBE PLANLADILAR

Kadıköy’deki merkez binada bulunurken bir süre sonra gördüm ki Atatürk ilke ve inkılapları dışında her şey var. Her akşam esrar içiyorlar. Ümraniye, Mecidiyeköy mafyasıyla çalışıyorlar. Çek senet işleri yapıyorlar. Esrar içip içip darbe planlıyorlardı. Ben hepsini not tutuyordum.

ATATÜRK ADIYLA KELLE ALINDI

Ben içlerinde olduğum için teşkilatın Atatürk’le hiç alakası olmadığını gördüm. Ben nasıl onlara güveneyim. Zaten savcılığa gelmemin nedenlerinden biri de bu. Atatürk’ün adını kullanarak kelle koparıyorlar, haraç alıyorlar. Bunların yapmadığı iş yok. Ama içeriye girdiğinde her yer Atatürk resimleri ve bayraklarla dolu.

İCRA DAİRESİ GİBİ ÇALIŞTILAR

Mahkemede ifade verirken adımı söyleyince hepsi sustu. İddialara değil benim konuşmama karşı çıktılar. Yalan söyledin diyemediler. "Sizin yaptığınız faaliyetlerin içinde Atatürk’le ilgili ne var" dedim. Nerede illegal pis iş var onlara havale. İstanbul’da Maliye Bakanlığı, icra dairesi gibi çalışıyorlar. Haraç kesiyorlar.

FENERBAHÇELİ İŞADAMLARININ ALACAKLARINI TAHSİL EDİYORLARDI

Fenerbahçe’de 50 işadamının alacak verecek tahsilatını Kuvayı Milliye yapıyordu. Borçluları kaldırıp falakaya yatırıyorduk. Ünlü işadamları da vardı, borcunu ödemeyen sanatçılar da.

MÜSLÜMANLAR’A KARŞI KURULDU

Cumhuriyet mitingleri ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri olduğu dönemlerde 50 tane dernek kuruldu. Hep emekli ve aktif subaylarla kurduk. Önlenemeyen bir Müslüman hareketin Türkiye’de önünü kesmek için kurduk. Darbe olabilmesi için bunun bir alt yapısı lazımdı. Kuvayı Milliye’nin tek amacı provokasyon yapmaktı. Benim bildiğim 20 tane Atatürk heykeli kırıldı. Ertesi gün gazetelerde şeriatçılar Atatürk heykeline saldırdı diye yazıyordu. Ne filmler döndü. Vururken de Allah-u Ekber diyorlardı. Ben de böyle birçok provokasyonu organize ettim. Planlar ya İstanbul’daki Birinci Ordu’da ya da Fenerbahçe Orduevi’nde yapılır. Oraya gider subay, astsubaylarla görüşürdük.

FOTOĞRAFLARI BEN VERDİM

Ümraniye bombaları 2007’de yakalanınca onlara bir ateş düştü. Bu gelişmelerin ardından olaylarla ilgili adı geçen paşaların birbirleriyle olan ilişkilerini ortaya koyan 200 fotoğrafı basına verdim. Bu fotoğrafları verdiğim için KCK gibi kendi kurdukları mahkemede beni yargıladılar. "Paşa paşayı tanır, ne var bunda" diye kendimi savundum. Derneğin üye kayıtlarının ve görev dağılımının yazıldığı defter bende. Onu bir yere gömdüm. İçinde çok önemli bilgiler var.

SAVCIYLA İRTİBATA GEÇTİM

Daha sonra bir seyahat için komşu ülkeye geçtim. Bu sırada yapılan operasyonda Veli Küçük, Mehmet Fikri Karadağ gibi isimler gözaltına alındı. Daha sonra öğrendim; benim verdiğim fotoğraflar sayesinde operasyon yapılmış. Operasyonu öğrendikten sonra yurt dışından Ergenekon savcısıyla irtibata geçtim. İstanbul’a gidip o zamanki Beşiktaş Adliyesi’nde savcılarla buluştum. 16 saat ifade verdim. 2008’de çıkarılan Tanık Koruma Kanunu’ndan söz ettiler. Kabul ettim. Beni Zeytinburnu’nda bir sosyal tesise yerleştirdiler. Ben özgürlüğü seven adamım, oradan firar ettim.

İLK GİZLİ TANIK BENİM

Birkaç gün sonra Tanık Koruma Kurulu’ndan biri beni aradı. Ankara’ya gitmemi istedi. Gittim gördüm ki masayı yeni açmışlar ilk uygulamaları benim. İlk gizli tanık benim. Yurt dışına yerleştirilmemi istedim, talebim yerine gelmedi. Onlar işi bilmiyorlar. Yönetmelikteki bazı terimlere takılmışlar. Bana yolda koyu renkli bir arabadan üç kurşun sıkıldı. Kurul, "Hani sende bir yara yok" dedi. İşin uzmanı değiller.

SİLAHSIZ DOLAŞAMIYOR

Bir asgari ücret bağladılar. Su ve elektrik parasını kendim veriyorum. Bütün sosyal çevremi kaybettim. Ailemle hiçbir bağ kuramıyorum. 80 yaşındaki anamı bile arayamıyorum. Damarlarımda sorun var, kulaklarımda sorunum var. Ama bana bakacak hastane yok. Sağlık güvencem yok. Kalp krizi geçirsem benim kapımı kimse açmaz. Ölürsem ölüm kokacak. Ayda bir gelip paramı elden veriyorlar o kadar. Kendi kendimi koruyorum. Beylik silahım da var Keleşim de. Peşimde olduklarını biliyorum. Benim evim cephanelik gibi. Kurula anlattım; "Benim kapıma biri gelsin vururum sebebi sizsiniz" dedim. Bu kadar ağır bir sorumluluk altına girmişim. Beni 11 tane adamın insafına bırakıyorlar. Ben kendimi nasıl koruyacağım.

BENİ TANIMAYAN YOK

Kurulun karşısına ilk çıktığımda dava bitinceye kadar birkaç sene onların tespit edeceği bir ülkeye, geçinebileceğim kadar da bir para ile göndermelerini istedim, reddettiler. Tanık koruma birimlerinin olduğu iller o dönemde azdı. Beni arayan hemen bulabilirdi. En önemli delilleri veren benim, en kolay korunacak benim. 5 yılda 100 kişiyle muhatap oldum. Böyle gizli tanık mı olur? Benim her ay paramı iki polis memuru getiriyor. Tayin oluyor, hastalık oluyor, ölüm oluyor başkası geliyor. Beni bilmeyen yok. Şu anda oturduğum evde tehdit altındayım. Benim bakmakla yükümlü olduğum kimse yok. En kolay gizli tanık bendim ama Tanık Koruma Kurulu beni bile koruyamıyor. Bunlar tamamen tanıkların önünü tıkayıp bundan sonra hiç kimse tanıklık yapmasın istiyorlar.

KASIT VAR YILDIRMA VAR

Bazı gizli tanıkların ifade değiştirmelerinde bir kasıt var. Yıldırma var. Ben yılmıyorum. Vatana ihanet edenler içeride daha rahatlar. Adamlar mahkemelerde şov yapıyorlar. Bizi de buraya mahkum ettiler. Çok kere intihar etmeyi düşündüm. Ama çözüm değil. Burada sistematik bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Yani yasa var. Bunun içini boşaltmak istiyorlar. Artık kimse buna tenezzül etmesin istiyorlar. Çünkü Türkiye’de daha soruşturulacak çok olaylar var. Devlet sana bu tanık korumu kurumunu emanet ettiyse tanıkların her şeyiyle ilgileneceksin.

TANIK KORUMA KANUN NE DİYOR?

5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu 2008’de çıktı. Yasa kapsamında gizli tanıklara yönelik koruma tedbirleri şunlar:

1- Kimlik ve adres bilgilerinin kayda alınarak gizli tutulması ve kendisine yapılacak tebligatlara ilişkin ayrı bir adres tespit edilmesi.

2- Duruşmada hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenmesi ya da ses veya görüntüsünün değiştirilerek özel ortamda dinlenmesi.

3- Tutuklu veya hükümlü olanların durumlarına uygun ceza infaz kurumu ve tutukevlerine yerleştirilmesi.

4- Fizikî koruma sağlanması.

5- Kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerin değiştirilmesi ve düzenlenmesi: Adlî sicil, askerlik, vergi, nüfus, sosyal güvenlik ve benzeri bilgi ve kayıtlarının değiştirilmesi ve düzenlenmesi. Nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, pasaport, evlilik cüzdanı, diploma ve her türlü ruhsat gibi resmî belgelerin değiştirilmesi ve düzenlenmesi. Taşınır ve taşınmaz mal varlığıyla ilgili haklarını kullanmasına yönelik işlemlerin yapılması.

6- Geçici olarak geçimini sağlama amacıyla maddî yardımda bulunulması.

7- Çalışan kişinin iş yerinin ya da iş alanının değiştirilmesi veya öğrenim görenin devam etmekte olduğu her türlü eğitim ve öğretim kurumunun değiştirilmesi.

8- Yurt içinde başka bir yerleşim biriminde yaşamasının sağlanması.

9- Uluslararası anlaşmalara ve karşılıklılık ilkesine uygun şekilde, geçici olarak başka bir ülkede yerleştirilmesinin sağlanması.

10- Fizyolojik görünümün estetik cerrahi yoluyla veya estetik cerrahi gerektirmeksizin değiştirilmesi ve buna uygun kimlik bilgilerinin yeniden düzenlenmesi.

Kaynak : http://www.internethaber.com/ergenekon-tanik-koruma-gizli-x-kuvayi-milliye-dernekleri-provokasyon–460867h.htm#ixzz26ZibSbpE

KCK üniversitelere sınavsız sızıyor


Terör örgütü KCK’nın ‘üniversite planı’ deşifre oldu.

Örgütün tüm masrafları karşılayarak sınavsız geçişlerle bölgedeki üniversitelere eleman gönderdiği belirlendi. Bu isimlerin provokatif eylemler için de kullanıldığı belirtiliyor

Terör örgütü PKK’nın üst yapılanması KCK’nın, Doğu ve Güneydoğu’daki üniversitelerde etkin olabilmek için yeni bir yöntem geliştirdiği öğrenildi. KCK’nın, yetişmiş ve kendilerine eleman kazandırma potansiyeline sahip isimleri sınavsız geçişlerle bölgedeki üniversitelere gönderdiği belirtildi.

Bu öğrencilerin tüm masraflarının da KCK tarafından karşılandığı ve üniversitelerde yasadışı eylem ve gösterileri artırarak karışıklık çıkartılmak istendiği kaydedildi. YÖK’ün disiplin yönetmeliğinde üniversitelerde siyaset yasağının kaldırmasının da KCKüyeleri tarafından istismar edilerek hareket alanını genişletmek için olumsuz şekilde kullanıldığı bildirildi.

ÖĞRENCİ EVİNDE BOMBA EĞİTİMİ

Meslek ve teknik ortaöğretim mezunu öğrenciler, bitirdikleri programın devamı veya buna yakın ön lisans programlarına sınavsız şekilde yerleşebiliyor. Bunu fırsata çevirmek isteyen KCK’nın üniversitelerde yapılanma planını, sınavsız geçişle üniversiteye girebilen öğrenciler üzerinden yürüttüğü öğrenildi. Bu kapsamda, puanı düşük olan doğudaki üniversitelere gönderdiği üyeleri vasıtasıyla Kürt gençlerini yanına çekmeye çalıştığı belirtildi. KCK’ya organik bağı olan öğrenci dernekleriyle de faaliyetlerini genişletmeyi amaçladıkları kaydedildi. Öğrenci yurtlarında da çeşitli faaliyetlerde adam kazanma için yasa dışı birçok yol ve yöntem geliştirdikleri emniyet kayıtlarına girdi. Yeni yönetmelikteki siyaset yasağının kaldırılması hükmünü kullanarak terör örgütü PKK’nın eylem dönemlerinde veya Öcalan’ın doğum günü gibi bahanelerle üniversitelerde basın açıklaması adı altında karışıklık hedeflendiğine işaret edildi. KCKüyelerince, öğrenci evlerinde illegal faaliyetler ve terör eylemlerinde kullanılmak üzere bomba yapımı eğitimlerinin dahi verildiği ileri sürüldü. Ayrıca öğrenci derneği altında kişilerin dağa gönderildiği iddia edildi.

DERNEK DEĞİL PKK OKULU

Van’daki Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde durum bölgedeki diğer illerden farksız. Yüzüncü Yıl Öğrenci Derneği adı altına örgütlenen gruba KCK üyelerinin hakim olduğu ve birçok yasadışı gösteri, eylem ve toplantıya da ev sahipliği yaptığı belirlendi. KCK’nın gençlik yapılanması olan Demokratik Yurtsever Gençliği’nin (DYG) güdümünde faaliyet gösterdiği ileri sürülen YÖDER’e yapılan polis baskınlarında çok sayıda örgütsel doküman ele geçirilmiş ve dernek üyesi üniversite öğrencileri gözaltına alınmıştı. Van merkezli baskında biri kadın 8 YÖDER üyesi Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi tutuklanmıştı. Öte yandan Muş’tan PKK’nın kırsal alanına katılmak için kandırılarak Van’a getirilen K.T. adlı bir lise öğrencisi de YÖDER merkezinde güvenlik birimlerince kurtarılmıştı. YÖDER ve bazı üniversitelerde bulunan öğrenci dernekleri PKK ile ilişkili oldukları gerekçesiyle mahkeme kararıyla bir süreliğine kapatılmıştı.

YÖNETMELİK İSTİSMAR EDİLİYOR

Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK), 13 Ocak 1985 tarihli Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nin c bendinde ‘Yükseköğretim kurumundan çıkarma cezasını gerektiren disiplin suçları’ düzenleniyordu. Bu madde; ‘Yükseköğretim kurumlarında siyasi veya ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini bulundurmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları kurum binalarına veya binalardaki eşyalar üzerine yazmak, resimlemek, teşhir etmek, sözlü veya yazılı ideolojik propaganda yapmak’ şeklinde ayrıntılar içeriyordu.

Ayrıca bir hafta ila bir ay arasında uzaklaştırma gerektiren disiplin suçları arasında da ‘Yükseköğretim kurumu içinde siyasi faaliyetlerde bulunmak’ maddesine yer veriliyordu. Ancak, Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nde bir dizi değişiklik yapılarak 18 Ağustos 2012’de yürürlüğe girdi. Bu değişiklikler kapsamında üniversitede siyaset yapmak suç gerektiren fiiller kapsamından çıkartıldı. Siyaset yapma serbestliğini üniversitelerde karışıklık çıkartmak için fırsata çevirmek isteyen KCK’nın, üniversitelere gönderdiği seçilmiş kişiler ile eylem, basın açıklaması ve çeşitli siyasi faaliyetlerle örgüte adam kazandırmaya çalıştığı kaydedildi.

AÇIKLAMA BAHANESİYLE KARIŞIKLIK

KCK’nın gençlik yapılanması Demokratik Yurtsever Gençliği’nin (DYG) güdümünde faaliyet gösterdiği iddia edilen ve sayısız polis baskınına uğrayan birçok öğrenci derneği de oldu. Aramalar sonucu bu merkezlerde yasadışı doküman ele geçirilirken, PKK’ya katılma hazırlığında olan KCK üyeleri tutuklandı. Öcalan’ın yakalandığı gün, Öcalan’ın doğum günü, PKK’nın silahlı eylemlere başladığı tarih, PKK’nın lider kadrosunun öldüğü tarih gibi günlerde, öğrenci dernekleri yasadışı eylemlerle üniversitelerin karıştırılması hedefiyle birçok eylem gerçekleştirdi. Kürt öğrencilere baskı yaparak KCK içerisinde görev almalarını isteyen veKCK’ya bağlı faaliyet yürüttüğü belirtilen öğrenci dernekleri şöyle;

– Dicle Üniversitesi Özgür Öğrenci Derneği

– Bingöl Üniversitesi Öğrencileri Derneği

– Adıyaman Üniversitesi Demokratik Öğrenci Derneği

– Erzincan Demokratik Öğrenci Derneği

– Van Yüzüncü Yıl Öğrenci Derneği

– Malatya Demokratik Öğrenci Derneği

– Ağrı Öğrenci Derneği

– Hakkari Üniversitesi Öğrenci Derneği

DEŞİFRE PROGRAMI’NDA ŞOK İDDİA: “TSK’DA İSRAİL’E ÇALIŞAN GENERALLER VAR!..”


A Haber’de yayınlanan Mehmet Ali Önel Yönetimindeki Deşifre Programı’nda bu hafta, İsrail’in Nükleer Silah Cephaneliği belgeleriyle Deşifre edildi.

Programa konuk olan Araştırmacı Yazar Yılmaz Dikbaş ve İstanbul Aydın Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ramazan Kağan Kurtoğlu gündemi sarsacak iddialarda bulundu…

Kurtoğlu; “TSK’da İsrail’e Çalışan Generaller Var” ve “28 Şubat Bir Siyonist Operasyonuydu” derken, Dikbaş ise BM ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nu çifte standart uygulamakla suçladı.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: