Etiket arşivi: DOĞU PERİNÇEK

İllegal millet


Bu Meclisin partileri, Türk milletini yasadışı bir çocuk gibi beze sarıp cami duvarının dibine bırakmak için karanlığı bekliyorlar.

Ya Meclis, Türk milletini yasadışına sürecektir; ya da Türk milleti Meclisi yasadışı ilan edecektir.

CHP’ye, MHP’ye ve AKP içindeki yurtseverlere soruyoruz: Türk milletini yasadışına süren bir Anayasayı yasal kabul edecek misiniz?

Bu mecliste Türk milleti illegal, yani yasadışı duruma düşmüştür.

AKP, başından beri Türk’süz anayasa peşindedir:

(Milliyet, 28 Temmuz 2012)

Türk milleti kavramı, CHP’de sürekli kriz yaratmaktadır. Apaçık ortadadır, Kılıçdaroğlu AKP ile el ele Türk milletini anayasa dışına atma sevdasındadır. Bu amaçla yakın çevresini ikide bir öne sürmekte, ancak Partinin geleneksel birikimini karşısında bulmaktadır:

(Cumhuriyet, 11 Kasım 2012)

BDP, Türk milleti kavramıyla savaş halindedir.

MHP ise, Türk milletini yasadışı gören bir anayasa girişimine kendisini zincirlemiştir. Türk milletinin anayasa dışına sürüleceğini bile bile, Yeni Anayasa girişimini yasal kabul etmektedir.

Cami duvarına bırakılan millet!

Bu meclisin partileri, Türk milletini yasadışı bir çocuk gibi beze sarıp cami duvarının dibine bırakmak için karanlığı bekliyorlar.

Milletin bir bölümü, durumun farkında değil gibidir; biraz da olayı şaka sanmaktadır.

Milletin uyanan kesimleri ise, Ulus Meydanı ve Tandoğan’da ayaklanmıştır.

Millet’le cepheleşen “Millet” Meclisi

Bugün Türkiye’deki cepheleşme, Türk milletini yasadışı ilan eden küresel merkez ve işbirlikçi ile Türk milleti arasındadır.

İlginç olan, Türkiye Büyük Millet Meclisi adını taşıyan yasama organı, bugün kendi adındaki Millet’le karşı karşıyadır.

Bu çarpışma bir bakıma meclisin yasallığı ile milletin yasallığı arasındadır.

Ya meclis, Türk milletini yasadışına sürecektir; ya da Türk milleti meclisi yasadışı ilan edecektir.

Yeni Anayasa girişimini “yasal” sayanlar, aslında Türk milletini yasadışına atma girişimine alet olduklarının farkındalar mı?

Meclisi yasadışı konuma düşüren süreç

Yeni Anayasa girişiminin kendisi Anayasa ihlalidir. Bu meclis anayasa yapamaz; ancak anayasada değişiklik yapabilir. Bu görüş, gerçi AKP-CHP-MHP-BDP koalisyonu tarafından reddedilmiştir ve yasadışı bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu masası çevresinde birleşmişlerdir. Ancak şimdi Anayasa yapma usulünün ötesinde, meclisi yasadışı konuma düşüren bir sürece girmişlerdir.

Türk milletsiz anayasa yasadışı olur

İşçi Partisi olarak, açıkça ve vurgulayarak belirtelim. Türk milletini yasadışı ilan eden bir meclisin kendisi yasadışı olur. Yaptığı anayasa iki kez yasadışıdır.

O nedenle Türk milletini anayasadan çıkarmak, herhangi bir tercih değildir. Böyle bir girişim, meclisi hem tarihin, hem de hukukun dışına düşürür.

Herkesce dünya tarihinin en önemli etkenlerinden biri sayılan Türk milleti, üç-beş kendini bilmezin parmak kaldırmasıyla ortadan kalkmaz.

Böyle bir yasama faaliyeti, hukuken de geçersizdir.

Türk milleti olmazsa Türkiye olmaz

Bunu bugünden açık seçik ortaya koymak durumundayız. Çünkü girişim, Türkiye Cumhuriyeti devletini temelden çökertmeye ve Türkiye’yi dağıtmaya yöneliktir.

Türk milleti olmazsa, Türkiye de olmaz. Devletin insan unsuru, vatandaş kalabalığı değil millettir.

Soruyoruz

CHP’ye, MHP’ye ve AKP içindeki yurtseverlere soruyoruz: Türk milletini yasadışına süren bir Anayasayı yasal kabul edecek misiniz?

İş bitirildikten sonra sahte gösterilerle milleti aldatamazsınız!

İllegal millet: Devrimci millet

Herkes şunu çok iyi bilsin: İllegal millet, devrimci millettir.

Emperyalistler, iki yüzyıldır Türk milletinin yasallığını bir türlü kabul edemediler. Lozan’da istemeye istemeye, silah zoruyla attılar o imzaları.

1980’lerde yeniden “Türk milleti yapaydır” teorileri sürdüler piyasaya.

Bu Yeni Anayasa girişimi, küresel bir dayatmadır Türk milletine. Ve meclisteki partiler, o küresel dayatmanın piyonları konumundadırlar.

Türk milletini illegal ila etmeye kalkanlar, cevabını devrimle alacaklardır.

19 Mayıs, 29 Ekim ve en son 10 Kasım; “Millet Atasına koşuyor” falan diye kendinizi kandırmayın!

İllegal ila ettiğiniz Türk milleti devrime yürüyor, bunu göreceksiniz!

Doğu Perinçek

Aydınlık

Doğu Perinçek yazdı:Her zaman Teşkilâtlı ve her zaman Teşkilâtçı


Atatürk, hep milletin istiklâl ve hürriyet mücadelesine önderlik edecek teşkilâtlı birikimin içinde olmuştur. Kendisinin kurmadığı, programını yapmadığı, teşkilatlara katılmıştır. İttihat Terakki’den sonra Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı’na girişi de örnektir. İşte teşkilat vardır ve herkes iş başı yapmalıdır! Atatürk’ün anlayışı bu olmuştur.

Atatürk’ün hayatı, bütün devrim önderleri gibi, teşkilâtlı bir dava adamının hayatıdır.

Bir: Bütün hayatı boyunca bir davası olmuştur; devrimci programın gerçekleşmesi için mücadele etmiştir.

İki: Gözü hep iktidardadır. Hedef, toplumu yeniden kuracak olan kudreti ele geçirmektir.

Üç: Hep teşkilâtlıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün Harbiye’den başlayarak katıldığı teşkilâtlar, isimlerinde parti sözcüğü olmasa bile, hep iktidar amaçlıdır; yani siyasal partidir.

Kuruluşa başlamak

Devrim, kendiliğindenciliğin karşıtıdır.

Düzen taraftarlığı, örgütsüzlükte kendini gösterir. Çünkü kurulu bir düzen var zaten.

“Örgütlenelim” dediğiniz an, devrime başladığınız andır. Çünkü o anda kurulu düzenin dışına çıkıyor ve yeni düzen için kuruluşa başlıyorsunuz.

Ali Fuat Paşa, “Sınıf Arkadaşım Atatürk”te Harbiye’de “gece sabahlara kadar uyumaz, ihtilali tartışırdık” diye anlatır.

Mustafa Kemal, Abdülhamit istibdadını yıkmak için teşkilâtlı mücadeleye, “gizli gazete çıkararak, apartmanlarda toplanarak” başlar. Hapse atılır. Hürriyet için her tehlikeyi göze almış ve mimlenmiştir. O nedenle Harp Akademisi’ni bitirince, Suriye’ye tayin edilir.

Şam’daki ilk iş

“Sonra masaya konan tabancayı birer birer öperek onun üzerine yemin ettiler.”

Mustafa Kemal daha 24 yaşında genç bir zabittir. Şam’da ilk işi teşkilâtlanmaktır. Yukarıdaki yemin sahnesini Falih Rıfkı, Çankaya kitabında Atatürk’ün ağzından anlatır (s. 46). Mustafa Kemal, Ekim 1905’te teşkilâtı kurmuştur. Adı Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’dir.

Mustafa Kemal, cemiyetin Beyrut, Yafa ve Kudüs örgütlerini kurduktan sonra, 1906 yılı Nisan ayında gizlice Selanik’e geçer ve orada da arkadaşlarıyla buluşur ve örgütlenir. Selanik teşkilâtı, 1907 yılı Eylül ayında Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birleşir.

Ayağının tozuyla

Mustafa Kemal, 13 Ekim 1907 günü Şam’dan 3. Ordu Karargâhı’nın bulunduğu Selanik’e atanır. 16 gün sonra 29 Ekim 1907 günü ayağının tozuyla İttihat Terakki’ye üye olur. O sırada devrimci kuşağın içinde, dağılan imparatorluktan bir milli Türk devletinin çıkacağını gören az sayıda öncüden biridir.

1908 Devriminin arife gününde (22 Temmuz) Üsküp’te İttihat Terakki’nin teşkilât toplantısındadır.

1908 Hürriyet Devriminden sonra, 22 Eylül 1909 günü İttihat Terakki’nin 2. Büyük Kongresi’nde Trablusgarp Delegesi’dir. Teşkilâtın millete dayanan siyasal bir partiye dönüştürülmesini savunur.

Çöküşe devrimle cevap vermek için…

O’nun Milli Devleti, Cumhuriyeti amaçlayan görüşleri nedeniyle kenara itilmiştir. Ama o, tarihin pususundadır. O’nun günleri gelir.

1919 yılı, kimilerine göre çöküştür, acıklı sondur; Mustafa Kemal için tarih sahnesine çıkma, çöküşe devrimle cevap vermenin başlangıcıdır.

Teşkilâtçının rotası

Teşkilât, teşkilât, teşkilât!

Devrim yapmanın, yeni bir toplum kurmanın, halkı dönüştürmenin, biricik aracı!

Samsun’dan Erzurum’a uzanan yol, bir teşkilâtçının yoludur. Doğu Vilayetleri Kongresi’nden sonra Sivas’ta 4 Eylül 1919 günü gerçekleşen Genel Kongre’yle teşkilât bütün Anadolu ve Rumeli’yi kucaklar ve partileşir. Artık padişah hükümetini devirecek ve Anadolu’da milli bir hükümet kuracak öncü parti vardır. Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 4 Eylül 1919 günü Sivas Kongresi’nde kurulduğunu hep vurgulamıştır.

Teşkilâtlı birikimin içinde olmak

Devrimci, topluma önderlik edecek teşkilâtlı birikimin içinde olan adamdır. Atatürk, hep orada olmuştur. Kendisinin kurmadığı, programını yapmadığı, teşkilâtlara katılmıştır. İttihat Terakki’den sonra Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı’na girişi de örnektir. İşte teşkilât vardır ve herkes iş başı yapmalıdır! Atatürk’ün anlayışı bu olmuştur.

Baştan sona teşkilatın eseri

O milliciler, Anadolu ve Trakya’daki yerel kongrelere Ebabil kuşlarının çağrılarıyla gelmediler. Onları toplayan bir teşkilât vardı.

İzmir’e giren süvariler, köylerinden tek tek atlarına binerek gelmemişlerdir.

1920’den 1938’e değin, o dünya ölçeğinde görkemli devrim, baştan sona teşkilâtlanmanın eseridir.

Bugün Atatürk devrimcisi olmak

Ve Atatürk’ün hayatı, baştan sona teşkilâtlı ve teşkilâtçı bir devrim önderinin hayatıdır.

Bugün Atatürk Devrimcisi olmak, teşkilâtlı olmaktır.

Devrim için!

Siyasal iktidar amacıyla!

Doğu Perinçek/Aydınlık

Şemdin Sakık Ergenekon duruşmasında konuşuyor


Şemdin Sakık’ın ifadesine son verildi. Duruşma yarına bırakıldı. Yarın Gizi Tanık Huzur dinlenecek.

Sakık: "Genel ve yerel seçimlerde adayları örgüt belirler. Biz de ekiplerimizle köylere gider oy vermeye ikna ederdik"

Avukatların soruları bitti. Hakimler soru sormaya başladı.

Av. Hüseyin Ersöz, “ifadesine katılan ancak imzalamayan savcının kim olduğunu sordu. Cevabı “medyadan gördüğüm ve tanıdığım bir savcıydı” şeklinde oldu.

Av. Hüseyin Ersöz Sakık’a “Açlık grevleri gündemdeyken bu eylemin etkisini zayıflatmak için mi kimliğinizi açıkladınız, bunun için size vaatte bulunuldu mu diye sordu. Cevabı, “hayır böyle bir telkinde bulunulmadı” oldu.

Av. Hüseyin Ersöz Şemdin Sakık’a, “Taraf Gazetesi PKK ile bağlantılı dediği için,Balyoz ve Kafes Planlarının ilk kez Taraf’ta yayınlandığını hatırlatarak, bu planlar PKK tarafından hazırlanmış olabilir mi” diye sordu. Cevabı “PKK, askeri zayıflatmak ister” şeklinde oldu.

Telekonferans yöntemiyle alınan ifadesinde Sakık’ın sesi duruşma salonuna gelmeyince ara verildi.

Sakık: "İki kez Etkin Pişmanlık Yasası’ndan yararlanmak üzere başvurdum ancak reddedildi"

Sakık: "Taraf gazetesi yayına başlamadan Altan ve Çongar önce ABD’ye sonra Kandil’e gitti. Taraf, örgütün kararları ile Karayılan ve Öcalan’ın mektuplarını doğrudan yayınladı. Miroğlu’nun gazeteden ayrılma sebebinin altında bu vardır. Taraf,PKK’nın propaganda aracı haline geldi"

Sakık: "Andıç Krizinde önüme konulan isimler arasında Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek ile önemli görevlerde bulunan siyasiler de vardı"

Sakık: "Fatih Altaylı örgütten hiç saygı duymadı. Öcalan onu kullanamadı.M. A. Birand hasta, onun için fazla bir şey söylemek istemiyorum"

Sakık: "Öcalan gönderdiği talimatla Yasemin Çongar ve Ahmet Altan’ın kendi adına görüş bildirebileceğini söyledi. Şimdi ise Hasan Cemal"

Şemdin Sakık kardeşi Sırrı Sakık için "kan emici" ifadesini kullandı ve kendisi ile tartıştığını ifade etti.

Sakık: "Balyoz,KCK ve Ergenekon Davaları açıldıktan sonra çekinecek bir şey kalmadığından kimliğimi açıkladım"

Sakık:"2008 yılında Şamil Tayyar’a mektup gönderdim.O da köşesinde yayınladı. Bu yazıları okuyan Savcılar benim ifademi almak için geldi"

Şemdin Sakık’ın yanına hakim gönderilerek Diyarbakır’dan ifadesinin alındığı ortaya çıktı. Mahkeme Başkanı buna "usul ekonomisi, ne fark eder ifadesinin nereden alındığı" şeklinde açıklama getirdi. Uzaktan ifade alındığı için sık sık teknik arızalar yaşandı ve kesintiler oldu.

Avukatlar soru sormaya başladılar.

Sakık ifadesinde, 3 Savcının bulunduğunu söyledi ancak ifadesinin altında sadece 1 savcının imzası var.
Gizli Tanık Deniz’in (Şemdin Sakık) 2 tane ifadesinin olduğunu ortaya çıktı. Bir tanesi imzasız. Diğeri ise Diyarbakır Savcılığı tarafından alınmış

Duruşma gerilimli bir ortamda devam ediyor.Mahkeme Başkanı söz isteyenlerin mikrofonlarını açmıyor.Avukatlar tavandan sarkan mikrofonlar altında oturtuluyor.Avukatlarla sanıklar arasındaki tüm evraklar denetime tabii tutuluyor.Tüm bu uygulamalar CMK’ya aykırı.

Aradan sonra Sakık’a avukatlar soru sormaya başlayacaklar.

Perinçek: "Mahkemeniz Kanunsuzdur. CMK’ya uygun hiçbir icraatı yoktur" Bu sözlerden sonra, Perinçek salondan çıkarıldı ve duruşmaya ara verildi.

Perinçek: "Biz Kürdümüzden vazgeçmedik. PKK’nın ABD tarafından yönetildiğini fark edince PKK’ya sırtımızı döndük"

Sakık: "Melik Fırat,Öcalan’ın yanına gelerek liderlik için izin istedi. Öcalan eş başkanlığı önerdi ve Aysel Tuğluk’u önerdi. Fırat reddetti"

Sakık:"Öcalan’ın Suriye’den kovulma sebebi, ülke politikasına ters düşmesi değil,artık yararlı olmamasıdır"

Sakık: "Demokratik Ülkerlerde devletin bölünmesini konuşmak dahi suç olmamalı. Kemal Burkay’a sırf isminden dolayı çamur dahi atılmıştır"

Sakık: "PKK’nın 80 öncesinde MİT tarafından yönlendirilerek sol örgütlere saldırdığı yönünde bir düşüncem var"

Sakık:"12 Eylül PKK’yı koruma şemsiyesi oluşturdu.PKK’ya katılmakla yeterince üzüldüm."
Perinçek:"PKK’dan kaçan birçok Kurt liderini ben korudum. Öldürülmelerini engelledim.Onları rencide etmemek için isimlerini vermiyorum"

Sakık:"Yanlış söylüyor olabilirim ancak yalan söylemiyorum. Düşündüklerimin daha azını söylüyorum" Perinçek: "PKK’dan kaçan herkes bana sığındı"

Sakık: "Perinçek’in hangi tarihte kaç gün süreyle Bekaa Kampı’nda olduğunu bilmiyorum." Perinçek:" Ama ifadenizde 10 gün kaldı demişsiniz"
Perinçek, Şemdin Sakık’a soru soruyor. Sakık: "Örgütün Diyarbakır’da gerekleştirdiği tüm eylemlerden ben sorumluyum"

Doğu Perinçek duruşmalardan yasaklanmıştı ancak Sakık kendisi hakkında ifade verdiği için duruşmaya getirildi.

Sakık: "Güvenlik güçlerine Öcalan’ın yakalanmasında yardımcı oldum. Şam dışına çıkarılmasında görev üstlendim.Bunu açıklayarak hayatımı tahliye atıyorum. Ben örgüt için 18 yıl görev yapıp hizmet verdiğim için bana "baş hain" demeye başladılar."

Sakık: "Abdullah Ocalan dışında PKK’da hakkında kitap yazılacak adam yok. Hepsi tıpkı benim gibi 0’dır.Hiçbir değerleri yoktur."

Sakık: "Uludere’nin faillerinin bulunamamış olması devletin ayıbıdır"

Sakık,TRT Şeş için Ak Parti’ye teşekkür etti.

Sakık, Cengiz Çandar,Yasemin Çongar ve Hasan Cemal’in ismini vererek bu kişiler sadece röportaj için Kandil’e gelmediler başka amaçları vardı" dedi. Fatih Altaylı’yı ise bu değerlendirmenin dışında bıraktı.

Sakık, Öcalan’ı kastederek,"PKK’da 1 tane 1 vardır. Diğerleri 0’dır" dedi.

Ergenekon Davasının gizli tanığı Şemdin Sakık çarpıcı açıklamalarda bulunuyor.
Silivri’de yarın KCK-Avukatlar Davası var. Olağnüstü güvenlik önlemleri hemen göze çarpıyor.

Ergenekon’da Deniz adlı gizli tanığın Şemdin Sakık olduğunun ortaya çıkması gündeme bomba gibi düştü.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen, Genelkurmay Eski Başkanı emekli orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ın da aralarında bulunduğu 65’i tutuklu 274 sanıklı Ergenekon davasında tanıklık yapan Sakık bugün de sanıkların ve mahkeme heyetinin sorularını cevaplıyor.

Odatv olarak duruşmadaki tüm gelişmeleri canlı vermeye devam edeceğiz:

Odatv.com

Doğu Perinçek: Örgütsüz, kendiliğinden hiçbirşey olmaz


Arkamızda kalan 364 güne göz atmaya ne dersiniz? Gaipten gelen sesi duydunuz mu? Neyi çok merak ediyorum? Yiğitsen Ulus Meydanı’na gelsene! Tayyip Erdoğan ve Kemal Kılıçdaroğlu’na giden “istihbarat” ilk kez bu yazıda açıklanıyor. 29 Ekim günlü Cumhuriyet, Sözcü gazetelerinin ilk sayfaları ve Aydınlık’ın ilk sayfası neyi anlatıyor? Örgütsel alınterinin rolü? Karamsarlık konforu! Bırakalım mı örgüt meselesini? Havaya yapılan çağrılar ve bizim çağrımız?

Bekir Coşkun, iki yazarımdan biridir, “Barikat geçildi… Yetmez” diyor. Ve hepimizi ateşliyor:

“Biz…
Hepimiz…
Çok çalışmalıyız…
29 Ekim yetmez…
Daha 364 gün var…” (Cumhuriyet, 1 Kasım 2012)
Şöyle anlıyorum: Daha fethedeceğimiz 29 Ekimler var.

“Gel mavi gözlüm”

Destur varsa, önümüzdeki 364 günün sorumluluğunu tanımlamaya yardımcı olmak için, arkamızda kalan 364 güne göz atmaya ne dersiniz?
Cumhuriyet güçleri içinde, Öncü örgütlenmemin tarihsel rolünü anlamayanlar bir haylidir. Onlara bakacak olsanız, Mustafa Kemal Paşa adında bir “peygamber” tanrısal bir emirle bu milleti ayağa kaldırmıştır.

Teşkilatı görmezler, çünkü kendileri teşkilatsızdır ve yine o “mavi gözlü peygamber”in gelmesi için her gün dua etmektedirler. Gelmeyeceğinden de emindirler.

Gaipten gelen ses

O Cumhuriyetçilere göre, 29 Ekim 2012 sabahı, Dört Yüce Melek’ten İsrafil Sur’u üfleyince, millet akın akın Ulus Meydanı’nın yollarına düşmüş ve o şahlanış kendiliğinden olmuştur.

Bu büyük işi başaranlar dahi, örgütün rolünü göz ardı eden kitle kuyrukçusu söylemin peşine takılmışlardır: “Ankara halkı şöyle kahramandı, böyle kahramandı, barikatı şöyle yardı, böyle yardı.”

Oysa halk gaipten gelen sesle yalnız masallarda şahlanır.

Tarihten öğreniyoruz ki

Oysa tarih bize şunu öğretiyor: Örgütsüz halk ayak altında kalır. Halkları kahraman yapan, öncüleridir. Yakup Kadri’nin Yaban romanında duvarın dibinde bitini ayıklayan zavallı köylü, iki sene sonra Afyon ovasında kahraman olur. O’nu kahraman yapan, İstiklâl Savaşı’nı örgütleyenlerdir.

Tarihte örgütsüz kazanılmış herhangi bir halk zaferi yoktur. Takvim yapraklarında yeri olan büyük günlerin kendiliğinden gerçekleştiğini sanacak olursak, önümüzde okunmaya değer bir takvim yaprağı olmayacaktır.

O nedenle, “çalışalım, ter dökelim” çağrıları havaya yapılırsa, atmosferde belki dalga dalga ilerleyecektir, ama o sesi yalnız melekler duyacaktır. Tarih kayıtlarında, herhangi bir halkı meleklerin örgütleyip 29 Ekimlere ulaştırdığına dair bir kayda biz rastlamadık.

Çok merak ediyorum

Çok merak ediyorum, acaba 29 Ekim 2012 günü halkı Ulus Meydanı’nda toplamaya hangi örgüt karar verdi ve kolları sıvadı? Hangi örgüt, yüzbinlerin ayağa kalkacağının farkındaydı? Tayyip Erdoğan’ın F savcıları o örgütün yakasına yapışsın diye değil, bu merakım. Önümüzdeki 364 güne ışık tutalım, maksat bu.

Acaba hangi örgüt ve örgütler, aylardır 24 saat bütün Ankara’da ve Türkiye’de halkı seferber etmek için uğraşıyor?

O 41 örgüt nasıl bir araya getirildi ve umutsuzluklar, karamsarlıklar nasıl, hangi çabalarla aşıldı?

Tayyip Erdoğanlar, “yassak” deyince, “yaparım, hakkımdır” diyen irade, neyine güveniyordu? Duraksamalar, yan çizmeler, nasıl geçildi?

Yiğitsen Ulus Meydanı’na gelsene

Hatırlayınız, daha 29 Ekim’den üç gün önce, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, “Biz Genel Başkanımızla 29 Ekim’de Kadıköy’deyiz. Erkekseniz, gelin

Kadıköy’ü yasaklayın” diye Tayyip Erdoğan’a kahramanca meydan okuyordu. Bunu duyanlar kuşkusuz içlerinden “Madem o kadar erkeksiniz, Ulus Meydanı’nda göstersenize o erkekliğinizi” demiştir kuşkusuz.

“İstihbarat”ı açıklıyoruz

CHP liderlerine de Tayyip Erdoğan’a giden aynı “istihbarat” ulaştı. “İstihbarat şuydu: Vatan ve Cumhuriyet Buluşması’na 100 binler katılacak!

CHP, 19 Mayıs yürüyüşüne ve Hatay’daki direnişe yan çizme hatasını bir kez daha tekrar edemezdi. İyi ki iki gün kala karar değiştirdiler, herkes sevindi.

Bilmiyorum anlata bildim mi, bir örgütlü kararlılık, bu büyük milleti topladı Ulus Meydanı’na. Kararsızları kararlı yapan da o öncü kararlılıktır. Onları alkışlayalım diye yapmıyoruz bu saptamayı. Başarıya ilerlemenin başka bir yolu yoktur. Kitle kuyrukçuluğuyla elde edilecek bir zafer yoktur. Bugün bunu bilmek zorundayız.

29 Ekim günlü Cumhuriyet ve Sözcü

29 Ekim günü Cumhuriyet cephesindeki gazetelerin birinci sayfalarına bakınız, 29 Ekim öncesi çalışmalarını göremezden gelen tavrı sürdürüyorlardı:

Ulus Meydanı’nda halkı toplamak için bir irade, bir istek, bir işaret görebiliyor musunuz?

Ama o kararlılık iki yüzyıllık devrim tarihimizde her zaman vardır, her zaman örgütlüdür ve o sabah da halkına ulaşmıştır:

Örgütlü alınteri

30 Ekim günü herkes büyük zaferi kutluyordu, coşku içindeydi. Ama 29 Ekim’e kadar o kararlılık, o planlama, o seferberlik, o gayret, o alınteri, örgütseldir. Burada Hukuk Fakültesi’nden sınıf arkadaşım, ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan’ın duruşundaki sağlamlık örnektir.

Örgütsüzlük umutsuzluktur

29 Ekim’den önce, orada belki bir-iki bin kişi toplanır diyen kimi Cumhuriyet aydınlarımız, hep karamsardır; hep umutsuzdur; kurtarıcıyı hep gökten beklemişlerdir. Yeryüzünden habersizdirler. Çünkü örgütsüzdürler. Umudu veren örgüttür. Ayağı yere bastıran da örgüttür, Partidir!

Karamsarlık konforu

O aydınlarımız, öncü örgütlenmenin 19 Mayıs 2012 günü İstanbul’da 240 bin kişiyi yürüttüğünü de görmemişlerdi. Karamsarlık, onların konforudur. Görseler, konforları bozulurdu. Düzenlerini karamsarlık içinde kurmuşlar. Oysa iyimserlik, cesaretin yarısıdır.

16 Eylül 2012 günü Hatay’da halk o Öncü örgütlenmenin önderliğinde ayağa kalktı. Açın Cumhuriyet ve Sözcü gibi Cumhuriyetçi gazetelerimizi, öyle bir olay olmamıştı. Halkın mücadelesini görmek istemezlerdi; çünkü arkasında düzen karşıtı örgütlenme vardı. Düzenin içinden bakarsanız, bundan sonra Atatürk

Devrimciliği adına yapılan önemli işleri “illegal” görürsünüz, Tayyip Erdoğan’ın duygularını paylaşırsınız.

Bırakalım mı bu örgüt meselesini?

Bu yazılanları hâlâ anlamak istemeyenler vardır ve hep olacaktır. Onlar “bırakalım bu örgüt meselesini” derler ve diyorlar. Hatta “bu örgüt meselesi bizi böler” diyenler bile vardır. Örgütsüz olanların böyle düşünmeleri olağandır. Düşüncelerini düzeltmeleri için örgütlü olacaklar.

Oysa Öncü örgüt, meselenin özüdür. Eğer 364 günlerde Bekir Coşkun’un çağrısı uygulanacaksa, mesele örgüt meselesinden başka bir şey değildir.

Havaya yapılan çağrılar

Ve en önemlisi halka “çalışın, mücadele edin” çağrısı yapanlar, örgütsüz ise, çağrılar havayadır!
Bizim bu konuda bu arkadaşlarımızı ikide bir rahatsız etmemizin nedeni de, o çağrılar boşlukta kalmasın diyedir ve özlemlerimizle buluşalım diyedir.

Şule Perinçek’e suikast girişimi!


İddianameye göre suikast girişimi şöyle…

Ergenekon davasından tutuklu Doğu Perinçek’in eşi Hacer Şule Perinçek’i öldürmesi için Aziz Aygan’a teklifte bulunduğu ileri sürülen Yılmaz Çelik hakkında “kasten öldürmeye azmettirmeye teşebbüs ve iftira” suçlarından 10 yıldan 19 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca hazırlanan iddianamede, 28 Ocak 2008’de şüpheli Yılmaz Çelik’in İşçi Partisi’nin İl Merkezi’ne gelerek, İl Yöneticisi Serdar Üsküplü ile görüştüğü ve “Doğulu PKK itirafçılarının Aziz Aygan’a İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in eşi Hacer Şule Perinçek’e suikast emri verildiğini” söylediği ve ihbar mektubu bıraktığı anlatıldı. İddianameye göre suikast girişimi şöyle:

Savcıya ifade veren Şule Perinçek, kendini Yılmaz Çelik olarak tanıtan kişinin evinden kendisini arayarak görüşmek istediğini söyledi. Şahsın kötü niyetli birisi olabileceğini düşünen Perinçek, Ulusal Kanal İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya’nın telefonunu verdi. Ufuk Akkaya kanala gelen şahıstan bildiklerini kamera karşısında anlatmasını istedi. Yılmaz Çelik’in anlattıkları CD’ye kaydedilip, nüfus cüzdanının da fotokopisini alındı.

Çelik, Aziz Aygan’a suikast teklifi yaptığı öne sürülen “Doğulu itirafçılar PKK grubu” veya “Ankaralı PKK itirafçılar grubu” isimli örgütlerin Şule Perinçek’e suikast düzenlemek için Aziz Aygan adlı kişiye teklif götürüldüğünü ileri sürdü. Özel Yetkili Savcılık İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nden bu iki örgüt hakkında bilgi istedi, ancak resmi makamlar bu isimde bir örgütün olmadığın bildirdi. Bunun üzerine özel yetkili savcılık görevsizlik kararı vererek soruşturmayı İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na iletti.

Çelik ifadesinde Perinçek’e suikast düzenlenmesi yönünde talimat veren grubun içerisinde olduğunu, bu emri veren kişinin kimlik bilgilerini bilmediğini söyledi. Yılmaz Çelik, kendisinin dinini ve milletini sevdiği için sorumluluk hissettiği için bu ihbarı yaptığını da ileri sürdü.

Aziz Aygan da ifadesinde Yılmaz Çelik’in Şule Perinçek’i öldürme teklifinde bulunduğunu söyledi. Yılmaz Çelik’in bu şekilde mizansen düzenlediği, Aziz Aygan’ı Şule Perinçek’i öldürmesi için tahrik ettiği ifade edilerek “kasten öldürmeye azmettirmeye teşebbüs ve iftira” suçlarından 10 yıldan 19 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Çelik, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak.

Gizli tanık, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, kendisini hedef alan sözlerine tep ki gösterdi /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Gizli tanık Kıskaç, Birinci Ergenekon Terör Örgütü davasının tutuklu sanıklarından İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, kendisini hedef alan sözlerine tepki gösterdi.

ÖCALAN PERİNÇEK’İN TEKLİFİNİ KABUL ETSEYDİ, PKK’NIN ADI BUGÜN İŞÇİ PARTİSİ OLACAKTI

Yeni Akit gazetesinde yer alan habere göre, eski jandarma istihbaratçısı gizli tanık Kıskaç; İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği ifadelerin ardından Doğu Perinçek’in, Aydınlık gazetesinde yer alan yazısında, "Hiçbir düşman psikolojik harekatçısı, gizli tanık Kıskaç’ın eline su dökemez" dediğini hatırlattı.

Gizli tanık Kıskaç; Abdullah Öcalan’ın, DGM savcıları tarafından İmralı Cezaevi’nde alınan ilk ifadesinde, "Doğu Perinçek’in 1991 yılında kampımıza geldiği ve benimle görüşmeler yaptığı doğrudur. Doğu Perinçek bana ‘Siz bu şekilde muvaffak olamazsanız, benim siyasi yapılanmam içinde yer almanız daha doğru olur’ şeklinde telkinde bulunuyordu" dediğine dikkat çekerek, "Demek ki, Abdullah Öcalan bunu kabul etseydi, PKK’nın adı bugün İşçi Partisi olacaktı. 5 Mayıs’ta gerçekleşecek duruşmada Doğu Perinçek’e çok güzel süprizlerim olacak" dedi.

Gizli Tanık Kıskaç; "Psikolojik savaşı ancak Doğu Perinçek bilir. Perinçek, 1972’de bir ahırda çoban kıyafeti ile yakalanınca 120 sayfalık ifadesinde bütün dava arkadaşlarının bir bir isimlerini veren kalleştir. 1974’te Kıbrıs sorunu ile ilgili yazdığı kitabında ‘Türk Ordusu işgalcidir. Rauf Denktaş faşisttir’ diyen kişidir. 1991 yılında PKK kamplarına giderek Abdullah Öcalan denilen hainin hareminde güller, çiçekler ile karşılanmış, teröristin hareminde ağırlanmıştır" diye konuştu.

TÜRK ORDUSU’NU SAVUNMAK SANA MI KALDI?

Doğu Perinçek’e, "Türk Ordusu’nu savunmak sana mı kaldı?" diyen gizli tanık Kıskaç, "Birinci Ergenekon davasında ifadelerime namus ve şeref üzerine yemin ederek başladım. Ben Türk Ordusu’nun en iyi askerlerinden biriyim. Vatan övünç, üstün başarı ve feragat madalyası ile ödüllendirildim. Vatanın bölünmez bütünlüğü, toprak, namus ve şeref için bu mücadeleyi yıllarca verdim" şeklinde konuştu.

VERİLEN ŞEHİTLER FAKİR FUKARA ÇOCUKLARI…

Ergenekon davasının yapıldığı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde TSK’nın hatalarını anlattığını, verilen şehitlerin fakir fukara çocukları olduğunu söylediğini aktaran gizli tanık Kıskaç, "1993’te her yirmi teröristten birinde Kanas suikast silahları varken, Komando taburunda bir kişi de Kanas suikast silahı vardı. TSK’nın yanlışları vardı, profesyonel birlikleri yoktu. 15 günlük askerlerle teröriste karşı nasıl çarpışılır bilinmiyordu. Verilen şehidler kimin umurundaydı" dedi.

Kaynak : http://www.internethaber.com/gizli-tanik-kiskac-isci-partisi-genel-baskani-dogu-perincek-isci-partisi-ip-pkk–400443h.htm#ixzz1m1FytXaA

Ermeni Soykırım Yalanına Karşı Hemen Yapılacak İşler – Doğu Perinçek


Fransa Meclisi’nin kabul ettiği “Ermeni soykırımını inkâr edenlere” ceza öngören yasa, 5 Ocak-22 Şubat 2012 günleri arasında senato gündemine alınabilecektir. Bu kısa süreyi çok iyi değerlendirmek gerekir.

‘Ermeni lobisinin oyunu’ değil!

Öncelikle tehdidin boyutlarını doğru saptamalıyız.

Türkiye’ye dayatılan “tarihiyle yüzleşmesi” falan değildir.

Kemalist Devrimi tasfiye eden emperyalistler, Türkiyemize bölünmeyi ve piyon görevlerini dayatmaktadırlar.

O nedenle karşılaştığımız olay, Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül ve Devlet Bahçelilerin söylediği gibi, “Ermeni lobisinin oyunu” değildir.

Emperyalist tehdidi perdeleyen ve vaziyeti Ermeni düşmanlığıyla “idare eden” bu söylem, bugünkü bozgunun asıl sebebidir.

O nedenle ilk yapılacak iş, kafayı kumdan çıkarmaktır.

“Ermeni lobisi ile savaş”, hem Türkiye’ye yakışmaz hem de uluslararası alanda güç kazandırmaz.

Ama “Ermeni soykırımı yalanı” ile ABD’nin emperyalist planları arasında bağ kurulursa, dünyada çok geniş bir güç etkilenebilir.

Fransa halkının mümkün olduğu kadar geniş desteği de böyle kazanılır.

Emperyalist tehdide cevap:

Emperyalizme karşı mücadele

Mücadele, uluslararası düzlemde kabul görecek emperyalizme karşı vatan savunması eksenine oturtulmalıdır.

Çünkü 1915 gerçeği de, 2011 gerçeği de bizim vatan savunması cephesinde bulunmamızdır.

Emperyalist saldırıya bir tek stratejiyle cevap verilebilir: Emperyalizme karşı koymak.

Ermeni soykırımı yalanına karşı mücadele, “Ermeni lobisi”yle mücadele değil, emperyalizme karşı mücadeledir.

“Ermeni lobisi”, vatanımızı bölemez; ama ABD emperyalizmi bölmektedir.

Avrupa ve ABD’deki büyük gücümüz

Bugün mücadele Fransa’da odaklanmaktadır. Türkiye’nin Fransa’da 550 bin yurttaşı yaşamaktadır. Birinci tehdit, Türkiye’nin bölünmesi ise, ikinci tehdit Avrupa’daki yurttaşlarımızın köleleştirilmesi ve “soykırımcı” bir milletin üyeleri olarak aşağılanmasıdır. Avrupa’daki yurttaşlarımız, hayatlarının her anında ve her alanda, okulda, işte, sokakta ikinci sınıf konumuna itilmektedir. Bu olayı, hem onlara, hem de Fransızlara ve bütün Avrupa devletlerine iyi anlatmalıyız. Fransız yönetimi, Fransa’yı istikrarsızlaştıracak fitili ateşlemektedir.

Fransa hükümeti, bu tür emperyalist girişimlerle, yalnız Türkleri değil Paris nüfusunun içinde önemli ağırlığı olan bütün Afrikalıları ve Müslümanları da hedef almaktadır.

Hödükçe söylemler derhal terk edilmeli,

uygarlık değerlerine dayanmalıyız

Fransız milletini ve Fransız tarihini aşağılayan hödükçe söylemler derhal terk edilmelidir.

O hezeyanları köpükler saçarak bağıranlar, bütün Fransız milletini ve Avrupa halklarını emperyalistlerin kucağına itiyorlar. Görevleri bu!

Fransızlar dünyanın sayılı milletlerindendir ve devrimci bir tarihleri vardır.

Fransa hükümeti, Türkiye’ye yönelik emperyalist tertibin içinde yer aldığı için hedef alınmalıdır ve bütün Fransa halkına, ABD planlarına alet olmama uyarısı yapılmalıdır.

Talât Paşa Komitesi’nin İsviçre, Almanya, Fransa ve bütün Avrupa’daki söylem ve sloganlarını örnek almalı, çağdaş uygarlığın ortak değerlerine dayanmalıyız.

ABD ve Avrupa yeni Ortaçağ’a girmiştir. Ve Engizisyonun cadı kazanını kaynatıyor.

Bu emperyalist gericiliğe karşı demokratik devrimlerin değerleriyle taarruz ettiğimiz zaman başarı kazanacağız.

Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül Devlet Bahçeli ve Davutoğlu’nun söylemleriyle dünyada herkes düşman yapılır ve ABD emperyalizminin ve Sarkozy’nin planlarına hizmet edilir. Edilmektedir!

Öğrenme ve öğretme seferberliği

“Ermeni soykırımı” yalanına karşı mücadele, hiçbir zaman Türkiye hükümetlerinin meselesi olmadı. Hele bugünkü BOP Eşbaşkanlığı, hep karşı cephede yer aldı. Tıpkı İsrail’e “van minüt” deyip, İsrail ile birlikte Suriye ve İran düşmanlığı yapması gibi. Bu nedenle toplumumuz “Ermeni soykırımı” yalanına karşı bilgilendirilmedi. Bu işi yıllardır Cumhurbaşkanı Denktaş başkanlığında Talat Paşa Komitesi yaptı.

Dünyayı Ermeni sorunu konusunda aydınlatmak hamasetle ve palavrayla olmaz. Hele içe dönük, içi boş bağnaz “milliyetçi” söylemlerle hiç olmaz. Dikkat edilirse bu söylemlerin sahipleri, milliyetçilik perdesi altında 50 yıldır ABD tetikçiliği yapmaktadırlar.

1914–1922 yıllarındaki Kurtuluş Savaşımızda Ermeni sorununun yeri üzerine çok geniş bir eğitim seferberliği başlatmalıyız. Yurt içindeki ve yurt dışındaki on binlerce propagandacıyı bu amaçla bilgiyle donatmalıyız.

Ders kitapları

Bu konuda temel metin olarak, Doğu Perinçek’in “Ermeni Sorununda Strateji ve Siyaset” kitabını öneriyorum. İçinde gerekli olan temel bilgiler vardır.

Özel olarak Ermeni sorunu konusunda ise, en ikna edici belgeler, Ermeni ve Rus belgeleridir. Gerçeği “Soykırıma uğradığı” söylenen Ermeni devlet adamları ve tarihçilerin saptamalarıyla ortaya koyduğumuz zaman, iftiralar yerle bir oluyor. Ruslar ise 1917’ye kadar düşman cephededir ve aynı zamanda yaşananların birinci tanığıdır.

Bu konuda en özlü ve etkili çalışma, Mehmet Perinçek’in Doğan Kitap’tan çıkan “Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi” kitabıdır. Bu kitabı Mehmet, rahmetli Büyükelçi Gündüz Aktan’ın önerisiyle hazırlamıştı ve 100 belgeyi içerdiği için çok etkilidir.

İkinci önemli eser ise, Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni’nin “Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok” adlı 1923 yılında yazdığı ünlü raporudur (Kaynak Yayınları).

Fransızcaları da var

Mehmet Perinçek’in “100 Belge” kitabının Fransızca bir özeti vardır ve bu kitap 10 binlerce basılıp, Fransız kamuoyuna ve etkili çevrelere ulaştırılmalıdır ve yüz yüze anlatılmalıdır.

Kaçaznuni’nin kitabı ise Fransızca yanında İngilizce ve Almanca olarak da basılmıştır. Çok sarsıcıdır.

Bunlar dışında Lozan Mahkemesi’nde bilirkişi olarak dinlettiğimiz Jean Michel Thibanx, Prof. Dr. Justine Mc. Chartey, Albert Hourriet, Mehmet Perinçek’in tanıdığı Rus bilim adamları gibi Batının erdemli namuslu ve birikimli bilim adamları ve aydınları ile Fransa’nın nitelikli tarihçileri harekete geçirilmelidir.

Hukuka dayanmalıyız

“Soykırım” kavramını bilen bilmeyen ulu orta kullanıyor. Birçoğu, eline bir soykırım çamuru almış önüne gelenin alnına yapıştırıyor.

Bizim bağnaz, sizde milliyetçilerimiz en çok yapıyor bunu.

Oysa “soykırım” kavramı, katliam veya kırım (massaker) kavramlarından farklıdır. 1948 yılında Birleşmiş Milletler düzenlemesiyle hukuka girmiştir.

1948 öncesi için zaten bu kavram kullanılamaz. Kaldı ki, soykırımın özel bir hukuki tanımı vardır.

Türkiye’de bu konuları çok iyi bilen hukukçular var.

Örneğin E. Büyükelçiler Pulat Tacer, Bilal Şimşir, Şükrü Elekdağ, Onur Öymen, Deniz Bölükbaşı ve İP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Cengiz ile Haluk Dural gibi.

Soykırım hukukunun ana hatları, bu alanda mücadele veren görevli ve gönüllülere çok iyi kavratılmalıdır.

Kararlı, aktif mücadele ve taarruz taktiği

Konuyu, korkakların ve teslimiyetçilerin “Ermeni lobisine karşı mücadele” zemininden cesurların emperyalizme karşı mücadele zeminine taşıdığımız an, kararlılığımızı en baştan ortaya koymuş oluruz.

Talât Paşa Komitesi, bir komitedir ama ABD’yi ve Avrupa’yı korkutmuştur. O nedenle koskoca Avrupa Parlamentosu karar almıştır ve Beşiktaş yargısı da harekete geçirilmiştir. Türkiye’nin yönetim koltuklarında oturanların ise, emperyalistlerin sözleşmeli personelleri olduklarını herkes biliyor. O nedenle telefonlara bile çıkmıyor, onları aşağılıyorlar.

Taarruza geçmenin tek somut uygulaması, Avrupa ve ABD’deki 5 milyon Türk’ü, doğru stratejiyle, uygun siyasetle, bilgiyle, hukukla ve haklı zeminde ayağa kaldırmaktır. Bu tavır, sinek vızıltısı kabilinden “yaptırımlar”dan çok etkilidir.

Çiğneye çiğneye

Ermeni soykırımı yalanını Avrupa ve ABD merkezlerinde çiğneye çiğneye yok ederiz.

Lozan’dan sonra “Ermeni katliamı” yalanını hiç duyan oldu mu?

Emperyalistlerin planlarını bozarsak, yalanları da piyasadan kalkar.

http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php/hmtv/belgesel/sozde-ermeni-soykirimi/1081157-ermeni-soykirim-yalanina-karsi-hemen-yapilacak-isler-dogu-perincek.html

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: