Etiket arşivi: erdal sarızeybek

Erdal Sarızeybek: TAYYİP KİMİ İDAM EDECEK Kİ. /// CC : @E_Sarizeybek @erdalsarizeybek


İdam cezasının geri gelmesi konusunda Başbakan Recep Tayyip’in açıklamaları var, hem de peş peşe yaptığı açıklamalar. Şimdiden ekranlar tartışmaya başladı bile, nerdeyse her gün bu konu konuşulur oldu. Başbakan’ın bu açıklamalarını “milliyetçi oylara göz dikti” diye yorumlayanlar var, “Cumhurbaşkanı olmaya hazırlanıyor, siyasi manevra yapıyor” diyenler var, “Öcalan’ın idamını gündeme taşıyıp BDP’yi tehdit ediyor” şeklinde düşünen ve yorumlayanlar da var. Ama bizim düşüncemiz farklı, neden farklı, anlatalım…

Her şeyden önce milliyetçi oylarına Başbakan Erdoğan’ın göz dikmesi için sebep yok, çünkü zaten milliyetçi oyları alıyor, bakınız, MHP’nin oyları sürekli AKP’ye kayıyor. Başbakan’ın Cumhurbaşkanlığı için de bir derdi yok, bu MHP ve bu CHP’nin zayıf muhalefeti karşısında zaten meydanı boş buldu Başbakan, AKP’nin oyları yüzde kırkbeş, ellilerde seyrediyor. BDP’ye gözdağı meselesine gelince, Erdoğan BDP’ye neden gözdağı versin ki, zaten PKK siyasetiyle Atbaşı yürüyor bu AKP, niye itdalaşına girsin ki… Bu BDP’ye gözdağı değil, olsa olsa AKP-PKK işbirliğinin farkına milletiniz varmasın için bir siyasi dümen olabilir, bu idam meselesi ama özü bu olmaz.

Yine de bize sorarsanız bunların hiçbiri değil. Başbakan Erdoğan’ın idam meselesini gündeme taşıyarak vermek istediği mesaj ne seçime, ne BDP’yedir, doğrudan doğruya Türk Ordusu’nadır bu mesaj. Evet, düşüncemiz budur; Recep Tayyip Erdoğan’ın bu idam mesajı, kod adı Ergenekon, kod adı Balyoz ve bundan sonra yeni kod adlarıyla çıkacak olan operasyonlarda gözaltına alınması ve yargılanması planlanmış asker kişileredir, yani Türk Ordusu’na.
AKP siyaseti ve hukukunun bugüne kadar askerimize yönelik haksız ve hukuksuz saldırıları artık son bulmadı mı, diye sorabilirsiniz. Hayır bulmadı, çünkü daha çözülmemiş işleri var AKP siyasetinin, bunların başında da Barzani ve Kıbrıs geliyor. Barzani’ye kurulan kürt devletinin henüz bir ordusu yok, ona bir ordu lazım. Rumlara AKP’nin resmen verdiği Kıbrıs’ta da Türk Ordusu var, onun da çekilmesi lazım. Peşinden Suriye geliyor, yakın gelecekte Türk Ordusu’nun birkaç kilometre de olsa Suriye’ye girmesi ve bu yolla Esad rejiminin devrilmesi var, film böyle bitmeli ki Erdoğan çıkıp “ben yaptım” diyebilsin.

Barzani’ye askeri ordu kurulmasına Türk Ordusu karşı, askerimiz hala Barzani’yi tanımış değil. Kıbrıs’tan asker çekilmesine de öteden beri karşı ordumuz. Hele ki Suriye’ye müdahale, ne ordumuzun ne de halkımızın aklından geçiyor. Bu durumda ordumuzun AKP siyasetine karşı direncinin tamamen yok edilmesi gerek ki kapıkulu haline dönüştürülüp AKP’ siyasetinin her istediğini yapar duruma düşürülebilsin.

Kod adı Ergenekon gibi, kod adı Balyoz gibi davalarda, yeni çıkartılacak bir idam cezasının uygulanması mümkün değil gibi, yeni cezalar sanıkların lehine ise uygulanmakta, yoksa eskisi geçerli. Erdoğan siyasetinin son yılda yaptıklarını bir bir yan yana getirir isek eğer, bu durumda, önce idam cezasının geri getirilmesi ve hemen ardından askerlerimize yönelik olası bir operasyon söz konusu olabilir. Daha önceden adı geçmiş olup da hakkında soruşturma ya da yargılama yapılmamış olan askerlerimiz gündeme taşınabilir. Bizce bu idam mesajı doğrudan doğruya Türk Ordusu’nadır.

Peki Erdoğan kimi idam edecek? Yine bize sorarsanız, kimseyi idam edemeyecek, bu sayılanların hiçbirisi olmayacak ama Erdoğan bu idam tehdidi ile Türk Ordusu’na bugüne kadar uygulamış olduğu baskıyı artırarak sürdürecektir. Bu baskı ve tehditten AKP’nin beklediği sonuç ise Barzani’ye askeri ordu kurulması, Kıbrıs’tan asker çekilmesi ve Suriye’ye askeri müdahale ile Esad rejiminin devrilmesi olacaktır.

PKK’ya ve partisi BDP’ye gelince, AKP’nin desteği ile daha da siyasallaşacak, Habur’da verilmiş olan halk desteği AKP eliyle arttırılarak sürdürülecektir. Son noktada ise Erdoğan “yeni anayasa”, beyaz sayfa”, “af”, diyerek yeniden kürsüye çıkacaktır, bir kurtarıcı gibi, ardından da Cumhurbaşkanlığına…

Siyasetin ihanet demek olduğunu bilmezdik hiç, düşünmemiştik hiç, ama ne yazık ki bizim ülkemizde siyaset son on yıldır ihanete doğru ilerliyor. Bu ihaneti durduracak tek güç ise milletimizdir, gün gelir de bir gün, “egemenlik benimdir” diyerek Türk Milleti TBMM’ne doğru yürümeye başlarsa ki bu hakkı anayasa veriyor, bu durum hiç de şaşırtıcı olmayacaktır…


Erdal Sarızeybek

İLK KURŞUN

Erdal Sarızeybek: POLİS SUÇ İŞLİYOR, HESAP SORULMAZ SANIYOR, YANILIYOR. /// CC : @E_Sarize ybek @erdalsarizeybek


POLİS SUÇ İŞLİYOR, HESAP SORULMAZ SANIYOR, AMA HEPSİ YANILIYOR…

Bu ülkede bir kişinin ister tek ister toplu halde, eline Türk Bayrağı’nı alarak yürümesi suç değildir. İzmir’den kalkıp Ankara’ya gitmek için otobüse binmek de suç değildir, gitmek de suç değildir. Hele ki bu yürüyüş Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamak için yapılıyorsa, bırakın suç olmayı, toplumsal dayanışma ve sorumluluğu yansıttığı için kamu gücü kullanan hükümet organları tarafından teşvik edilmesi ve kolaylaştırılması kamusal bir zorunluluktur.

Bayram kutlamalarla ilgili kanunlar var, yönetmelikler ve hele ki bu hükümetin son çıkardığı “Ulusal ve Resmi Bayramlarda Yapılacak Törenler Yönetmeliği var, bakınız amaç neymiş; “Bayramların anlam ve önemine uygun olarak coşku ile kutlanmasını sağlamak ve böylece Büyük Atatürk’e ve ilkelerine bağlılığı geliştirmek ve Ulusal birliği pekiştirmek”. Şimdi de bakınız ULUS/ANKARA’da VALİ’nin ve POLİS’in yaptığına, halkın üzerine boşaltılan tonlarca suya, biber gazlarına, vurulan coplara, kalkanlara ve sonuçta bayram için bir araya gelmiş halkımıza uygulanan şiddete bir bakınız! Bu uygulama nerden baksanız amaca aykırı, nerden baksanız suç! Derhal görevden alınmalı ve bu makam sahipleri yargılanmalıdır.

Cumhuriyetimizin ilan edildiği Ulus’taki Birinci Meclis önünde yapılan halkımızın bir araya gelişi ve ardından Anıtkabir’e yürüyüş yapmasını durdurmak, elinde Türk Bayrağı ile yürüyen insanımıza müdahale ederek engellemek adli bir suçtur(Bakınız Türk Ceza Kanunu, Madde 109.).

Bu suçun “Valilik Emri” ya da “Kamu Güvenliği” denilerek işlenmesi hukuki sorumluluğu kaldırmaz, aksine bu emri verenler için de suçtur, hatta ağırlaştırıcı nedendir. Vali emri deyip polisin müdahale etmesi, zor kullanması, bu zor içinde biber gazı, cop, kalkan, fiziksel şiddet kullanılması polis için de suçtur ve suçu ağırlaştırıcı nedenler içerisindedir.

Şimdi mesele şudur; bu suça kim el koyacak, kim soruşturacak, kim yargılayacaktır?

CHP teşkilatlı bir siyasi parti olarak tüm hukuki mekanizmaları harekete geçirmeli, bu olaylarda zarar gören, mağdur olan, fiziksel şiddete maruz kalan insanlarımızı bulmalı, ilgilenmeli, şikâyetlerini hukuki zemine taşıyacak ilk adımları atmalıdır. Bu konuda Ankara Barosu da harekete geçmeli ve hem siyasi partilerimize hem de insanlarımıza hukuki yardım yollarını açmalıdır. Benzer çalışmalar İzmir ve İstanbul Baroları tarafından da yapılmalıdır, çünkü baroların kuruluş amaçlarından önde gelenleri işte budur zaten; halka hukuki yardım sağlamak.

MHP, CHP’nin ve Ankara-İzmir ve İstanbul Barolarının olası çalışmalarını tüm parti gücüyle desteklemeli ve bu desteğini halkımıza açıklamalıdır. MHP, nasıl ki yeri geldiğinde AKP’ye açık açık destek veriyorsa, tıpkı onun gibi “söze konu olan vatan ve cumhuriyet” deyip CHP’nin ve baroların bu konudaki çalışmalarına vereceği desteği ilan etmelidir ki halkımız gelinen bu noktada kimin nerede saf tuttuğunu bilsin ve görsün!

CHP ve MHP konuyu meclise taşımalı, nasıl ki mecliste sözde darbe komisyonları kurulabiliyorsa, halkımıza açıktan, kasten ve bilerek uygulanan bu şiddetin sorumlularının bulunması ve yargılanması için de komisyon kurulmalıdır. Nasıl ki sözde işkence komisyonları tek tek askerimizi çağırıp ifade alıyorsa, kurulacak bu komisyon da Ankara Valisi ve Emniyet Müdürü’nü, ardından İçişleri Bakanı’nı, derken Başbakan’ı çağırıp ifadelerini almalı ve bu hayasızca işlenen bu insanlık suçlarını yargıya taşımalıdır!

Hatta bu konuda gensoru verilmeli, hatta bu konu, hükümet yeniden güvenoyu istemek zorunda kalacak şekilde meclis gündeminden hiç düşürülmemelidir! Öyle ya cumhuriyeti yıkmak isteyenlerle işbirliği yapsınlar, evlatlarımızı göz göre göre şehit etsinler, kimse ses çıkarmasın, üstüne de cumhuriyeti korumak isteyenlere devlet gücüyle saldırsınlar, öyle mi! Kusura bakmasınlar ama Anadolu tabiriyle “yemezler “ artık!

29 Ekim 2012, ULUS OLAYI bize açıkça göstermiştir ki, AKP siyaseti Türk Milleti’nin iradesini artık temsil etmemektedir.

Bu ülke ve insanlarımız AKP’nin, CHP’nin, MHP’nin malı değildir, aksine sayılanların hepsi bizim malımızdır, egemenlik bizimdir, karar da bizimdir, halkımızındır. Halk iradesinin gerçek temsili, artık CHP ve MHP’nin başta anayasa, başta Suriye, başta Barzani ve PKK, başta halkımızın işsizlik, yoksulluk ve fakirliği konularında oturduğu yerden laf ebeliği yapmak şeklinde değil, halka gitmek, meydanlara çıkarak halkımızdan yardım ve destek istemek şeklinde gerçekleşmelidir.

ANKARA ULUS’TA HALKIMIZ ANITKABİR’E YÜRÜYEREK YURDUN VE EGEMENLİĞİN TEK SAHİBİNİN KENDİSİ OLDUĞUNU AÇIKÇA GÖSTERMİŞTİR. AKP MEVCUT SİYASETİNİ DERHAL DEĞİŞTİRMEDİĞİ TAKDİRDE, HALKIN BU GÜCÜ, GÜN GELECEK ANITKABİR’DEN MECLİS’E GEÇECEKTİR!

YİNE KANIT MI İSTİYORSUNUZ BENDEN; GÖRÜNEN KÖY KLAVUZ İSTER Mİ HİÇ!

İLK KURŞUN

Erdal Sarızeybek: KRALİÇE ESTER’İN TAYYİP’E VASİYETİ /// CC : @E_Sarizeybek @erdalsarizeybek


Ester genç ve güzel bir Yahudi kızıdır. Günümüzden yaklaşık 2.500 yıl önce kutsal toprakların hakimi olan Pers İmparatorluğu zamanında, İsrail’den İran/Pers’e köle olarak sürgüne gönderilir. Ester Yahudi olduğunu kimseye söylemez ve İran’da kendi halinde yaşamını sürdürür. Bir gün Pers Kralı eşi olan Kraliçeye öfkelenir ve yeni bir Kraliçe seçmek için ülkeye haber salar. İran’da ne kadar genç ve güzel kız varsa saraya getirilir, bunların arasında Ester de vardır ama yine Yahudi olduğunu kimseye söylememiştir. Kral Ester’i beğenir, onunla evlenir ve Ester Pers Kraliçesi olur, hikayede burada başlar…

Pers Kralı ve Kraliçe Ester.

Bir nedenle Kraliçe Ester ile anlaşamayan ve onun Yahudi olduğunu öğrenen Vezir Haman, Kralı ikna eder ve İran’daki tüm Yahudilerin öldürülmesi için ferman çıkarır. Bunun üzerine Ester tüm güzelliğini kullanarak Kral’a gider, onu baştan çıkarır ve Vezir Haman’ı kötüleyerek idam edilmesini sağlar. Ardından ikinci bir fermanla ülkede Yahudileri koruması altına alır ve derken Yahudilere karşı olanların öldürülmesi için Kralı ikna eder ve Kralın desteğiyle Yahudiler İran’da katliama girişerek binlerce Persliyi öldürür. Bu günü Yahudiler PURİM BAYRAMI olarak hala kutlamaktadır.

Musevilerin kutsal kitabı Tanah’ta anlatılan bu olaydan alınacak dersler vardır; Bir Yahudi olarak yabancı bir ülkede yaşıyorsun eğer, mutlaka kimliğini gizlemelisin. O ülkede yetkili bir makama gelinceye kadar sabretmelisin. Yetkiyi aldığın anda öldürmelisin, hiç acımadan. İşte ESTER budur!

AKP siyasetinin Hıristiyan güçleriyle bir olarak Libya’da, Irak’ta, Filistin’de ve şimdi de Suriye’de bir Müslüman kıyımına destek vermesi bize ESTER’i hatırlatmaktadır. Başbakanlık konutunda Yedi Kollu Şamdan, Erdoğan’a verilen kutsal Davud Boynuzu ve AKP’nin izlediği bire bir İsrail siyasetiyle yan yana getirildiğinde, insan ister istemez Ester’in ta ötelerden Erdoğan’a bir vasiyet gönderdiğini düşündürüyor; kimliğini gizle, yetkiyi alana kadar sabırlı ol ve yetki sahibi olduğunda acımadan öldür!

Anlattığımın belgesini mi soruyorsunuz, öyleyse okuyunuz: NİL’den Fırat’a Devlet Oyunları…

Erdal Sarızeybek: ERDOĞAN İSRAİL KARTINI OYNUYOR… /// CC : @E_Sa rizeybek @erdalsarizeybek


Musevi/Yahudilerin kutsal kitabı Eski Ahit/Tanah/Tevrat’a göre Davud eline bir sapan alır ve Filistinli dev Golyat’a fırlatır, Golyat ölür ve Davud gider, başını keser ve krala verir. Bugün İsrail-ABD askeri tatbikatı var, adı DAVUD’UN SAPANI. Bu bir İsrailoğlu mesajıdır, “bölgenin en güçlüsü benim” diyen.

Yine Tevrat’a göre Yakup’un Lea’dan olan kızı Dina’ya Filistinli Prens Şekem tecavüz eder, bunun üzerine İsrailoğulları gider, bütün Filistinlileri öldürür. Nisan 2012′de İsrail-ABD askeri tatbikat yaptı, adı DİNA’NIN ONURU. Bu bir İsrail mesajıdır,intikam alacağımdiyen.

Yine hep Tevrat’a göre, İsrailoğullarının Tanrısı tarafından seçilmiş kişiler boynuzla kutsanır, Davud’un kalkanıyla korumaya alınır. Başbakan Erdoğan’a 2004 yılında verilen ödülün sembolü, DAVUD BOYNUZU. Bu bir dünyaya mesajdır, Erdoğan İsrail’in koruması altındadır diyen.

Tevrat’a göre İsrailoğullarının yolunu aydınlatan ışık Yedi Kollu Şamdan‘dan gelir ve kutsaldır. İbranice adı MENORA‘dır. 2004 yılında, ATV televizyonunun başbakanlık konutunda ve başköşede Erdoğan ile birlikte görüntülediği sembol; MENORA-YEDİ KOLLU ŞAMDAN. Bu bir Türk Milleti’ne mesajdır,Türkiye’nin yolu İsrail’den geçer, diyen.

Yine Tevrat’a göre İsrail’in Tanrısı Musa’ya seslenmiş ve “Nil’den Fırat’a uzanan toprakları sana verdim” demiş. Tevrat’ta geçen FIRAT bizim nehrimiz ve bizim toprağımız.

Bunlar Eski Ahit/Tanah/Tevrat’ta geçen olaylar, kişiler, semboller ve kehanetler… Durup dururken bu kutsallardan yola çıkarak ABD-İsrail savaş çığlıkları atıyorsa eğer, bunun anlamı şudur: ABD İsrail’i korumak ve Ortadoğu’da küresel bir güç yapmak adına Tevrat’ın kutsallarını oynayarak hem savaşa hazırlanmakta, hem de Hıristiyan kamuoyu desteği sağlamak için kutsalları oynamaktadır. AKP siyaseti de Irak, Mısır ve Suriye politikasıyla bu savaşa destek vermektedir.

MÜSLÜMANIM diyerek AKP’ye oy veren ve destekleyenlere bu mesajımızı duyurunuz:

“AKP’nin desteğiyle İsrail Ortadoğu’da bir Filistin, bir Müslüman kıyımına hazırlanıyor, bu olası katliama ortak olmayınız, aksine AKP siyasetini alaşağı ederek bu kıyımı durdurunuz!”

Belge arıyorsanız, okuyunuz: NİL’den FIRAT’a Devlet Oyunları…

Erdal Sarızeybek

İLK KURŞUN

Erdal Sarızeybek: HALKIMIZA DUYURUDUR! ALMANYA’YA GELİYORUZ! /// CC : @E_Sarizeybek @erdalsarizeybek


Demokrasilerde en büyük güç halktır ve Türkiye’nin geleceğine halkımız karar verecektir. Bu nedenle Anadolu’da süren konferanslarımızın yanı sıra, Avrupa’da yaşayan kardeşlerimizin isteği üzerine, 21-30 Aralık 2012 tarihleri arasında Almanya’da bir seri konferans düzenleyerek halkımıza gideceğiz, ülkemizde olan biteni açık açık anlatacağız. Ne yapılması gerektiğine kararı halkımız karar verecektir. Halkımızın gücü karşısında kimse duramaz, kimse de engelleyemez!

SÖZÜMÜZ SÖZDÜR, SON NEFESİMİZE KADAR ADIM ADIM ANADOLU, ADIM ADIM KARDEŞLERİMİZİN BULUNDUĞU HER YER!

BİZE BİZDEN BAŞKA KİMSE YARDIM ETMEZ, BUNU ASLA UNUTMAYINIZ!

TEK DÜŞÜNCEMİZ, ÇOCUKLARIMIZA HUZURLU VE GÜVENLİ BİR ÜLKE BIRAKABİLMEKTİR, HER ŞEY TÜRKİYE İÇİN!

Sayın komutanımız kendi imkânları ve vatan aşkı ile halkımıza geliyor! Halkımızın yoğun isteği üzerine, 21 – 30 Aralık 2012 tarihleri arası Erdal Sarızeybek Almanya’da konferanslar düzenleyecek ve halkımızla buluşacaktır. İlk konferansımız Berlin şehrinden başlayacaktır.

“GÜN HALKIMIZLA BİR OLMA GÜNÜDÜR”.

Demokrasilerde en büyük güç halktır ve Türkiye’nin geleceğine halkımız karar verecektir. Başta Almanya olmak üzere Avrupa’da yaşayan tüm yurttaşlarımızın manevi desteğini bekliyoruz.

“HERŞEY HUZURLU VE GÜVENLİ BİR TÜRKİYE İÇİN!”

Halkımızla birlikte yola çıktık, tek düşüncemiz; çocuklarımıza huzurlu ve güvenli bir ülke bırakabilmektir. Halkımızla birlikte yürüyeceğiz, halkımızla birlikte geleceğimizi tayin edeceğiz, her şey Türkiye için!

HALKIMIZA SAYGI İLE DUYURULUR!

KONFERANS TERTİP KOMİTESİ

NOT: Bu organizasyon “ERDAL SARIZEYBEK AVRUPA KOORDINASYON MERKEZI” tarafından başlatılmıştır ve birebir halkımızın destekleri ile gerçekleşecektir. Görev almak isteyen vatandaşlarımız bize aşağıdaki numaralardan ulaşabilir.

ERDAL SARIZEYBEK AVRUPA KOORDINASYON MERKEZI/FRANKENTHAL/ ALMANYA
0151 – 47 32 38 48
06233 – 49 60 278

BAGIMSIZ ATATÜRKCÜ DÜSÜNCE DERNEGI FRANKENTHAL e. V/ ALMANYA
0176 – 21 68 26 78

Erdal Sarızeybek’ten olay kitap: NİL’den FIRAT’a DEVLET OYUNLARI /// CC : @E_Sarizeybek @erdalsarizeybek


Ve Tanrı Hazreti İbrahim’e gökyüzünden seslendi, yıl, Milat’tan Önce 1.750, yani günümüzden yaklaşık 4.000 yıl öncesi, ünlü Hitit uygarlığının Anadolu’da hüküm sürdüğü yıllar:

“İbrahim. Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları –Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girgaş ve Yevus topraklarını– senin soyuna vereceğim.( Tanah/Tevrat/ Tekvin, Bölüm 15: 18/21)”

İbrahim Hebron’dadır. Hebron/El Halil bir Filistin toprağıdır ve kendisi de Harran’dan göç ederek gelmiştir. Fakirdir, bir eşiyle kıt kanaat geçinmektedir, fazlasında gözü yoktur. Göklerden gelen bu sese şaşırmış, ne olduğunu anlayamamıştır. Bir süre düşünür, Mısır Irmağı’ndan Büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan toprakları gözlerinin önünde canlandırmaya çalışır; çok büyük topraklardır, verimlidir, bal ve süt kokan bu diyar sanki bir cennettir. Soyunun alabildiğine çoğaldığını ve her bir kabilesinin ülkenin dört bir yanda at koşturduğunu düşünür. Hayal ötesi bu düşünceleriyle bir an için mutlu olur. Yüreğini sağlam bir inanç kaplar, kendine güveni gelir, çünkü bu vaadi yapan Tanrı’dır, Her Şeye Egemen Rab’dir!

Aradan zaman geçer, iki oğlu dünyaya gelir; ilkinin adını Esav, sona da Yakup adını verir. Kendisine bal ve süt kokan bu toprakları vaadeden Tanrı Yakup’u kutsamıştır ve soyu onunla devam edecektir. Yakup büyür, baba memleketi Harran’a gider ve orada evlenir. Çocukları olur, alır ailesini ve Filistin topraklarındaki bu kez baba evi Hebron’a dönmek için yola çıkar. Yolda, babası İbrahim’in Tanrısı gökyüzünden ona seslenir:

“ Bundan sonra adın Yakup değil İsrail olacak!( Tevrat/ Tekvin, Bölüm 32: 28)”

Yakup dört evlidir; Rahel, Lea, Zilpa ve Bilha. Bu evliliklerinden on iki oğlu ve bir kızı olur. Kızı Dina hariç, soyu bu on iki erkek evladı ile sürer; Ruben, Şimon, Levi, Yahuda, İssakar Zevulun, Gad, Aşer, Dan, Naftali, Yusuf ve Benyamin. İşte İsrailoğulları bunlardır, onlarla birlikte anılan Yahudi, Musevi ve İbrani gibi tanımlar, İsrail’in oğullarının bilinen diğer isimleridir. Kutsal kitapları Tanah’tır, Tevrat bu kutsal kitabın ilk beş bölümüdür ve Musa’nın Kitabı olarak tanınır.

İsrailoğulları’nı tanımanın en güzel ve kolay yolu, onların kutsal kavram ve sembollerini, bayram ve özel günlerini bilmekten geçer. Bu bize hem Yahudi inancını, özlemlerini, mutlulukları, acıları ve geleceğe yönelik tasarılarını gösterir, hem de Yahudi tarihi hakkında bilmediklerimizi öğretir.
Merak edilen Firavunlar, Hz. Musa ve On emir, Altın Buzağı, Davut Yıldızı, Yedi Kollu Şamdan, Tanrı vaadi topraklar, Samson, Dalila, Golyat, savaşlar, Süleyman Mabedi, Ağlama Duvarı gibi konular, aslında Yahudi tarihinin birer sayfasıdır ve kutsallarıdır. Hepsi birer simgedir, özel işarettir, her biri İsrailoğulları’nın bir gizemidir: Şabat, Yom Kipur, Menora, Magen David, Sukot, Asara Betevet, Tu Bişvat, Purim, Pesah gibi.

Önemlidir bunları bilmek, çünkü günümüz İsrail’i Müslüman coğrafyanın tam ortasında yaşayan tek Yahudi devlettir. Kuruluşundan günümüze hep savaş halindedir, hem içeride hem de dışarıda. Peki, bu savaş ne olacaktır, nereye kadar uzanacak ya da nasıl bitecektir? Bu savaş bitmeden Orta Doğu huzur ve barışı bulmayacağına göre, bu sorulara bir cevap bulmalı ve gelecek için bir umut ortaya konulmalıdır.

Bu noktada önümüze çıkan her cevap İsrailoğulları’nın kutsal kavram ve sembollerini, özellikle de ‘Nil’den Fırat’a vaat edilmiş topraklar’ kavramını karşımıza çıkaracaktır. Bu kavramı çözebilirsek, işimiz kolaydır ama nasıl? Kimse çıkıp da anlatmıyor ki bize, nedir bu İsrailoğulları ve ne yapmak istiyor, diye. Kaldı ki herkes İsrail’den şu ya da bu şekilde kuşkulanıyor ama kuşkularını teyit edecek kanıtlara bir türlü ulaşamıyor. Bu durum bizi hep endişeye sevkediyor ve bir türlü aradığımız cevaplara ulaşamıyoruz. Ama artık bu iş çözülmeli ve gerçek ne ise ortaya çıkarılmalıdır, bu amaçla yola çıktık biz.

Bu soruların cevaplarını açık ve belgelerle ortaya koyan bu kitap, üzerinde yaklaşık iki yıl çalıştığım bir araştırmadır, hem tarih, hem din, hem coğrafya, hem de strateji açısından İsrail açığa çıkaran bir araştırma.

Günümüzde yaşanılan gerçek şudur: Orta Doğu’da çatışma, iç savaş ve dış müdahaleler zirveye ulaşmış olup kelimenin tam anlamıyla bölge coğrafyası kan gölüne dönmüştür. Öldürülen insan sayısı birkaç milyonla ifade edilmekte ve İsrail bu kan gölünün tam ortasında yer almaktadır. Peki, bu insanlık dramına yol açan mesele nedir; Nil’den Fırat’a Tanrı vaadi toprakları ele geçirmek isteyen İsrail’in yeni kutsal savaş oyunları mı, yoksa emperyalizmin yeni Orta Doğu siyaseti mi ya da gerçekten demokrasi peşinden koşan insanların mevcut siyasi düzenlere bir başkaldırısı mı?

Bu kitap size Yahudi tarihini ve kutsallarını anlatmak için yazılmadı. Bu kitap size haddini aşan bir Yahudi stratejistine karşılık olarak da yazılmadı. İsrailoğullarını tanımadan, kutsal inanç ve değerlerini bilmeden, bugün aradığımız cevapları bulabilmek gerçekten zordur. Amacımız, tarihten ve kutsallardan yola çıkarak ‘Nil’den Fırat’a gelişen kanlı olaylar içerisinde İsrailoğullarının bir rolünün olup olmadığını, en önemlisi Türkiye’nin bu resimde nerede durduğunu ve ulusal güçlerini kullanarak bu kutsalların savaş oyunlarında neler yapabileceğini sizlere anlatabilmektir. Buradaki can alıcı nokta; ‘gökten taş yağsa, İsrail’den bilmek’ değil, Nil’den Fırat’a varsa eğer, hangi taşın altında İsrail’in parmağı olduğunu ortaya çıkarabilmektir, o da karşı tedbir alabilmek için. İzleyiniz, aradığınız bütün cevapları bulacaksınız…

Umarım bu kitabı beğenirsiniz, umarım halkımızın ve gençlerimizin gerçeği ve geleceği görmesinde ve umarım, devletimizin buna karşı bir tedbir almasında bir faydası olur.

Erdal Sarızeybek

Ankara, Eylül 2012.

Erdal Sarızeybek: ERDOĞAN’IN SURİYE ÇIĞIRTKANLIĞININ ALTINDA YATAN SIRLAR. /// CC : @E_Sariz eybek @erdalsarizeybek


Bu ne öfke, Erdoğan elinden gelse Suriye’yi bir kaşık suda boğacak, neden? Bu soruya doğru cevabı ancak 4.000 yıllık Yahudi tarihi, bin yıllık Haçlı seferleri ve BOP-BİP gibi plan ve projeleri yan yana getirdiğimizde bulabiliriz. Anlatalım…

İsrail için, Arap ülkelerini istikrarsızlığa itebilmek için Arap olmayan ya da Müslüman olmayan azınlıklarla ilişki kurmak hep hedefi olmuştur. Lübnan nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan Hıristiyan Maruniler, bu özelliklerin her ikisine sahip bir topluluk olarak Yahudi devlet için doğal bir müttefik konumundadır. Bu uygunluğun bir kanıtı olarak, Marunilerle ittifak yapma düşüncesinin, henüz İsrail kurulmadan önce, 1920’lerde Siyonist kaynaklarda belirtilmiş olması gösterilebilir. Sağ kanat Siyonizm’in öncüsü Vladimir Jabotinsky, o yıllarda Siyonizm’le ittifak içinde olan Hıristiyan bir Lübnan kurulması düşünmektedir. Sol kanat Siyonizm’in lideri olan David Ben Gurion’un 24 Mayıs 1924 tarihli günlüğünde, Lübnan’da güney sınırı Litani Irmağı olan bir Hıristiyan devletinden söz edilmektedir. Gurion’un 11 Haziran 1948 tarihli günlüğünde ise, Lübnan’da bir Hıristiyan isyanı çıkarmanın İsrail’in savaş hedeflerine dahil olduğu yazılmıştır.

Lübnan

İsrail’in yakın komşusu Lübnan, 1950’lerden sonra yoğun olarak İsrail müdahalesine maruz kalmıştır. Sonuçta bir parçalanma süreci yaşamış ve İsrail tarafından her an işgal edilmeye elverişli bir konuma getirilmiştir. İsrail, Lübnan üzerindeki hedeflerine ulaşmak amacıyla, Orta Doğu ülkeleri için uyguladığı klasik ‘böl-yönet’ metodunu kullanmış ve Lübnan’da yaşayan toplumun Ortodokslar, Katolikler, Maruniler, Şiiler, Sünniler, Dürziler gibi farklı etnik ve dini kimliklerden oluşması da bu plan için son derece uygun bir zemin hazırlamıştır1.

İsrail’in bu yeni stratejisi, etnik ve dinsel temelde ayrıştırma ve parçalama esasına dayanmaktadır. Suriye de İsrail’in hedefindedir. Lübnan’ın beş parçaya, Suriye’nin de beşten az olmamak üzere parçacıklara ayrılması tasarlanmıştır. Planda yer alan hususlar bu tespitlerimizi tartışmasız bir şekilde kanıtlamaktadır2:

“…Batı cephesi yüzeyde daha problematik gözükse de aslında manşet olan olayların çoğunun son zamanlarda meydana geldiği Doğu cephesinden daha az karmaşıktır. Lübnan’ın beş bölgeye bölünmesi Mısır, Suriye ve Irak da dahil olmak üzere tüm Arap dünyası için bir başlangıçtır ve aslında Arap yarımadası şimdiden bu yolda ilerlemektedir. Suriye ve daha sonra Irak’ın feshi ve Lübnan’da olduğu gibi etnik ve dini bölgelere ayrılması İsrail’in uzun vadede Doğu cephesindeki bir numaralı hedefidir ve bunun için kısa vadede bu devletlerin askeri gücünün feshi ana hedeftir. Suriye etnik ve dini yapısına istinaden tıpkı bugün Lübnan’da olduğu gibi birkaç eyalete bölünecek ve kıyıda Şii-Alevi bir eyalet, Halep bölgesinde Sünni bir eyalet, Şam’da Kuzey komşusuna düşman olan bir diğer Sünni eyalet olacak ve Dürziler de belki bize ait olan Golan’da, mutlaka Havran’da Kuzey Ürdün’de başka eyaletler kuracaklardır. Bu gelişmeler uzun vadede barış ve güvenlik için garantör olacaktır ve bu hedef bugün bile erişebileceğimiz bir noktadadır.”

NEDEN? NEDEN SURİYE, diye sorduğunuzda karşımıza üç ana neden çıkmaktadır; birincisi, bölge ülkelerini parçalayıp bu parçalardan İsrail’e müttefik devletler çıkartmak, İran’ı etkisiz hale getirmek ve böylece İsrail’in güvenliğini sağlamak, ikincisi Müslüman ülkeleri zayıflatıp enerji kaynaklarına el koymak, üçüncüsü de Ortadoğu’da çok müttefikli İsrail ile bir yanda Karadeniz’e, öte yanda Hazar açılıp Çin ve Rusya’ya karşı üçüncü bir blok kurmak. Bu aynı zamanda Anadolu’daki Türk varlığını etkisiz kılarak Haçlı Seferlerini tamamlamış olmak demektir. Bu aynı zamanda Tevrat’ta geçen Nil’den Fırat’a vaat edilmiş toprakların yönetimini İsrail’e vermek demektir.

Suriye

Peki böyle bir savaşı başlatmak ve sürdürmek için ABD-AB-İsrail kamuoyu desteğini nasıl sağlayacaktır? Din kutsallarını kullanarak, evet, Tevrat’ta ve İncil’de geçen peygamber kehanetlerine sırtlarını dayayarak kamuoyu desteği almaya çalışacaklardır.

Peki bu kehanetler nedir, diye soracak olursanız, Yahudi kutsallarının kutsal kitaplarına yazılmış ve Ortadoğu’yu ilgilendiren üç önemli kehanet vardır; biri Mısır, diğeri Babil/Irak ve üçüncüsü de Şam ile ilgili kehanetlerdir. İsraioğullarının üçüncü büyük öfkesi Şam üzerinedir yani Suriye. Kehanete göre Şam’ın Babil ve Mısır’dan öte kalır yanı olmayacaktır; yıkılacaktır, onuru kırılacaktır, çok insan öldürülecektir, nerdeyse taş üstünde taş kalmayacaktır. Bunu biz değil, Büyük Yahudi Peygamberi Yeşaya söylemektedir:

“…Şam’la ilgili bildiri: İşte Şam kent olmaktan çıkacak, Enkaz yığınına dönecek. Aroer kentleri terk edilecek, hayvan sürüleri orada yatacak, onları ürküten olmayacak. Efrayim’de surlu kent kalmayacak, Şam’ın egemenliği yok olacak. Sağ kalan Aramlılar’ın onuru İsrail’in onuru gibi kırılacak… Eyvah, çok sayıda ulus kükrüyor, azgın deniz gibi gürlüyorlar. Halklar güçlü sular gibi çağlıyor. Halklar kabaran sular gibi çağlayabilir, Ama Tanrı onları azarlayınca uzaklara kaçacaklar. Rüzgarın önünde dağdaki saman ufağı gibi, Kasırganın önünde diken yumağı gibi savrulacaklar. Akşam dehşet saçıyorlardı, sabah olmadan yok olup gittiler. Bizi yağmalayanların, bizi soyanların sonu budur(Tanah/Yeşaya 17).

Ortadoğu’da gelişen olayların altında asıl olarak bu üç ülke vardır; Mısır, Irak ve Suriye. Peygamber Yeşaya’nın özellikle bu üç ülke hakkında kehanetlere bulunmuş olması da İsrail’in, kendi ve dünya kamuoyu açısından, bu savaşlara bir kutsallık görünümü vermesini kolaylaştırmaktadır. Ürdün, Lübnan gibi ülkeler ana planının ayrıntılarıdır. Türkiye ise AKP siyaseti eliyle İsrail kutsallarına destek veren bir figüran konumuna getirilmiştir. Özellikle Irak, ister BOP( Büyük Ortadoğu Projesi), ister BİP(Büyük İsrail Projesi) olsun, her iki planın ana stratejik noktasıdır. Irak’taki dağılma, tıpkı bir Tsunami gibi bölge ülkelerine yayılacak ve karşısına çıkan her şeyi ezip geçecektir. ABD’li uzman Ralph Peter’s’in bu konudaki analizleri İsrail ve ABD stratejilerindeki bu sırrı açığa çıkartmaktadır(BOP Planı):

“…Balkanlar ve Himalayalar arasındaki adaletsizliği ile ünlü topraklardaki en göz alıcı haksızlık bağımsız bir Kürt devletinin yokluğudur. Orta Doğu’da bitişik bölgelerde yaşayan 27 ile 36 milyon arasında Kürt vardır (bu rakamlar muğlâktır zira hiç bir devlet dürüst bir nüfus sayımı yapılmasına müsaade etmemiştir). Günümüz Irak nüfusundan daha büyük olan bu grup, düşük nüfus tahminini bile göz önünde bulundurduğumuzda Kürtleri dünyanın kendine ait bir devleti olmayan en büyük etnik grubu yapmaktadır. Daha kötüsü, Kürtler, Ksenofon’un zamanından beri yaşadıkları tepe ve dağların bulunduğu bölgeyi kontrol eden her devlet tarafından ezilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ve koalisyon ortakları Bağdat’ın düşmesinden sonra bu haksızlığı düzeltmek için ellerine geçen muhteşem fırsatı görememişlerdir. Uyumsuz parçaların birbirlerine Frankenştayn canavarını andıran şekillerde dikilmesinden oluşan bir devlet olan Irak, o anda üç küçük devlete bölünmeliydi. Korkaklık ve vizyon eksikliğinden bunu başaramadık ve Iraklı Kürtleri yeni Irak hükümetini desteklemeleri konusunda zorladık…”

İsrailoğullarının Irak/Babil’e de öfkesi büyüktür, bu öfke de Yahudi tarihinde yer alan Babil işgali ve sürgününden kaynaklandığı açıktır. O süreçte Kudüs işgal edilmiş, Yahuda Krallığı yıkılmış, Süleyman Mabedi/ Tanrı’nın Konutu yok edilmiş ve en on bin Yahudi asilzadesi ile sekiz bin kişi Babil’e sürgün edilmiştir(Tanah/ 2 Krallar, Bölüm 24: 14-16). Anlaşılan o ki İsrailoğulları’nın tarihin bu sayfasına duyduğu öfke, Büyük Yahudi Peygamberi Peygamber Yeşaya’nın kehanetlerine de yansımıştır:

“…Amots oğlu Yeşaya’nın Babil’le ilgili bildirisi: Çıplak dağın tepesine sancak dikin! Dağlardaki kalabalığın gürültüsünü dinleyin!.. Tanrı bir orduyu savaşa hazırlıyor. Öfkesinin araçlarıyla uzak bir ülkeden, dünyanın öbür ucundan bütün ülkeyi yerle bir etmek üzere geliyor. Feryat edin! Tanrı diyor ki, Kötülüğünden ötürü dünyayı, suçlarından ötürü kötüleri cezalandıracağım. Kibirlilerin küstahlığını sona erdirecek, Zalimlerin gururunu kıracağım. İnsanı saf altından, ofir altınından daha ender kılacağım. Gazaba geldiğim, öfkemin alevlendiği gün gökleri titreteceğim, yer yerinden oynayacak. Herkes kovalanan ceylan gibi, çobansız koyunlar gibi halkına dönecek, ülkesine kaçacak. Yakalananın bedeni delik deşik edilecek, ele geçen kılıçtan geçirilecek. Yavruları gözleri önünde parçalanacak, Evleri yağmalanacak, Kadınlarının ırzına geçilecek… Gümüşe değer vermeyen, altını sevmeyen Medler’i onlara karşı harekete geçireceğim. Oklarıyla gençleri parçalayacak, bebeklere acımayacak, çocukları esirgemeyecekler(Tanah/Yeşaya 13:1-16).”

Kehanette geçen ‘Tanrı bir orduyu savaşa hazırlıyor. Öfkesinin araçlarıyla uzak bir ülkeden, dünyanın öbür ucundan bütün ülkeyi yerle bir etmek üzere geliyor’, ifadesi de adeta okyanus ötesinden gelen ABD’nin nasıl Irak/Babil’i nasıl parça parça etmiş olduğunu düşündürmektedir. Hele ki ‘Yakalananın bedeni delik deşik edilecek, ele geçen kılıçtan geçirilecek. Yavruları gözleri önünde parçalanacak, Evleri yağmalanacak, Kadınlarının ırzına geçilecek’ ifadesiyle ABD’li askerlerin Iraklıları, sanki atari oyunu oynar gibi, üstün harp ve silah araçlarıyla nasıl vurması, çocukların öldürlmesi ve de kadınların ırzına geçilmesi olayları yan yana getirildiğinde, nasıl bir kurgu ile karşı kaldığımız apaçık görülmektedir: ABD İsrailoğulları’nın kutsallarını oynamaktadır. İsrailoğullarının Babil’e öfkesinin nedeni anlamak kolaydır, çünkü Babil Süleyman Mabedi’ni ilk yıkan güçtür. Yıkmakla kalmamış Kudüs’ü el geçirmiş ve Yahudileri Babil’e sürgüne göndermiştir. İlk sürgündür bu Yahudiler için.

Yakın tarihimizin son elli yılına bakıldığında, ya bu kehanetlerin doğru olduğu ya da küresel bir gücün bu kehanetleri dikkate alarak Orta Doğu’da savaş planları yaptığı ve uyguladığı düşünülebilir. Çünkü kehanette geçen, ‘Gümüşe değer vermeyen, altını sevmeyen Medler’i onlara karşı harekete geçireceğim. Oklarıyla gençleri parçalayacak, bebeklere acımayacak, çocukları esirgemeyecekler’ ifadesine baktığımızda, 1980-90 arası süren Irak-İran savaşı bu çerçevede masaya yatırılabilir. Irak; Asur-Babil’in devamı, İran; Med-Pers’in devamıdır. ABD ve İsrail, kimi Irak’ı kimi İran’ı destekleyerek, İran-Irak savaşını başlatmıştır. On yıl süren bu savaş sonuçsuz kalmış ancak her iki ülke de kaynaklarını tüketmiştir, hem insan hem ekonomi açısından. Büyük Peygamber Yeşaya’nın Babil için kehaneti bugün yaşadıklarımızla yan yana getirildiğinde, ‘ya kehanet doğru ya da ABD kutsalı oynuyor’ demek geliyor insanın içinden:

“Ben Tanrı, Sodom ve Gomora’yı nasıl yerle bir ettimse, Kildaniler’in yüce gururu, Krallıkların en güzeli olan Babil’i de yerle bir edeceğim. Orada bir daha kimse yaşamayacak, kuşaklar boyu kimse oturmayacak, Bedeviler çadır kurmayacak, çobanlar sürülerini dinlendirmeyecek. Evler çakallarla dolacak, baykuşlar yuva yapacak, tekeler oynaşacak orada. Kalelerinde sırtlanlar, Görkemli saraylarında çakallar uluyacak. Babil’in sonu yaklaştı, günleri uzatılmayacak. Babil’i baykuş yuvasına, bataklığa çevirecek, yıkım süpürgesiyle süpüreceğim(Tanah/Yeşaya 13:19-22)”

Kendinden başka kimseyi sevmediği ve insan yerine koymadığı düşünülen bu ABD’yi, elde etmeye ve korumaya çalıştığı ulusal çıkarları öyle bir noktaya taşımıştır ki, nerdeyse ‘Kürt ve Kürdistan’ için bir aşık, bir insan hakları savunucusu kesilmiştir. Türkiye’deki Kürt kökenli kardeşlerimiz Guantanemo’yu unutmamalı, orada ve ona benzer başka yerlerde kimlerin, ne işkenceler altında öldürülmüş olduğunu da araştırmalıdır. Hele ki Irak’ın demokrasi vaadiyle başına gelenler herkes için ibret olmalıdır; Irak’ı işgal eden ABD, son on yılda 1,5 milyona yakın insanın ölümüne, üç milyona yakın insanın da göç ederek sefalete düşmesine yol açmıştır. Ve bugün Irak, ABD ve İsrail menşeli oyunlarla iç savaşın tam ortasındadır.

İsrailoğulları’nın Kürdistanı.

ABD’nin ortaya attığı bu yeni ‘Kürt Kartı’nda, BOP haritasında görülen Büyük Kürdistan projesinin de ötesinde, İran’dan gelip Irak ve Türkiye üzerinden genişleyen ve Suriye ile birleşerek Akdeniz kıyılarına ulaşmayı hedefleyen bir ‘Büyük Yahudi Kürdistan’ hayali de yer almaktadır. BOP Planı açıktır:

“…Diyarbakır’dan Tebriz’e kadar uzanan bağımsız bir Kürdistan, Bulgaristan ve Japonya arasında en Batı yanlısı devlet olacaktır. Bölgede yapılacak adil bir düzenleme Irak’taki üç Sünni ağırlıklı bölgeyi budanmış bir devlet haline getirecektir ve bu bölgeler zaman içerisinde Akdeniz’e yönelmiş bir Büyük Lübnan’a, kıyılarını kaybetmiş olan Suriye ile birleşmeye karar verebilir ki bu durumda Fenike yeniden doğmuş olur. Eski Irak’ın Şii güneyi, Basra Körfezinin çoğunu çevreleyecek bir Arap Şii Devletinin temelini oluşturur. Ürdün mevcut bölgesini koruyacak ve güneye doğru Suudi’lerden alacağı bir bölge ile genişleyecektir. Doğal olmayan Suudi devleti Pakistan kadar büyük bir parçalanma görecektir…”

İsrail’in stratejisinde Suriye için, ‘Sünni Kürt, Şii Arap, Sünni Arap, Hıristiyan ve Müslüman devletçikler gibi’ bir ayrışma ve parçalanma öngörülmüştü. ABD’li uzman Ralph Peter’s’in hazırlamış olduğu BOP’un stratejisi de aynı temelde hareket etmekte ve Irak’ın ‘Sünni Kürt, Sünni Arap ve Şii Arap’ gibi etnik-dinsel temelde üç ayrılmasını düşünmektedir. Merkez olarak Bağdat, Basra ve Musul ön plana çıkmaktadır. Ancak Barzani’nin petrol sevgisi dikkate alınarak bu merkezlere Kerkük de ilave olunabilecektir. Bu noktada İsrailoğulları tıpkı ABD gibi ya da ABD tıpkı İsrailoğulları gibi düşünmektedir diyebiliriz. Çünkü İsrail de Irak’ın üç parçalanmasının iyi bir hal tarzı olduğunu ileri sürmektedir(BOP Planı):

…Bir taraftan petrol zengini olan ancak diğer taraftan parçalanmış bir ülke olan Irak’ın İsrail’in hedeflerine aday olması garantidir. Bizim için Irak’ın feshi, Suriye’nin feshinden bile daha önemlidir. Irak Suriye’den daha güçlüdür. Kısa vadede İsrail’in en büyük tehdidi Irak’ın gücüdür. Bir Irak-İran savaşı Irak’ı parçalayacak ve bize karşı geniş bir cephede çatışma organize etmesine imkân vermeden çökmesine sebep olacaktır. Araplar arasındaki her türlü çatışma kısa vadede bize yardımcı olur ve Suriye ve Lübnan’da olduğu gibi önemli bir hedef olan Irak’ın parçalanması için yolu kısaltır. Osmanlı döneminde Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da etnik/dini bazda bölgelere bölünme mümkündür. Üç büyük şehir etrafında üç (veya daha fazla) eyalet var olacaktır: Basra, Bağdat ve Musul ve güneydeki Şii bölgeler Sünni ve Kürt kuzeyden ayrılacaktır. Mevcut İran-Irak çatışmasının kutuplaşmayı derinleştirmesi olasıdır…”

ABD’nin Ortadoğu planları, İsrail’in yayılma planları ve AB’nin Sevr ve Haçlı planlarını yan yana getirildiğinde “Türkiye’nin ele geçirilmiş ve mevcut güçleri de bu ülkelerin emrine verilerek uydulaştırılmış” gibi ele alındığı, AKP siyasetinin de bu teslimiyeti doğrular bir siyaseti hem içeride hem de dışarıda izlediği açıktır. AKP siyasetinin aldığı karar ve yaptığı uygulamalarla doğrudan İsrail’e hizmet ettiği ve Tanah/ Tevrat’ta geçen kehanetlerin gerçekleşmesi için çaba harcadığı apaçık görülmektedir. Çünkü kehanetler Mısr’dan Bağdat’a uzanan coğrafyanın İsrail merkezli bir güç tarafından yönetileceğini ileri sürmektedir. Bakınız kehanetin içeriğine:

“… O gün Mısırlılar kadın gibi olacaklar; Tanrı’nın kendilerine karşı kalkan elinin önünde titreyip dehşete kapılacaklar. Yahuda Mısır’ı dehşete düşürecek. Yahuda dendi mi, Tanrı’nın Mısır’a karşı tasarladıklarını anımsayan herkes dehşete kapılacak. O gün Mısır’da Kenan dilini konuşan beş kent olacak. Bu kentler Tanrı’ya bağlılık andı içecekler; içlerinden biri ‘Yıkım Kenti’ diye adlandırılacak. O gün Mısır’ın ortasında Tanrı için bir sunak, sınırında da bir sütun dikilecek. Mısır’da bir belirti ve tanık olacak bu. Halk kendine baskı yapanlardan ötürü yakarınca, Tanrı onları savunacak bir kurtarıcı gönderip özgür kılacak. Tanrı kendini Mısırlılar’a tanıtacak, onlar da o gün Tanrı’yı tanıyacak, kurbanlarla, sunularla O’na tapınacaklar, adak adayacak ve adaklarını yerine getirecekler. O gün Mısır’la Asur arasında bir yol olacak. Asurlu Mısır’a, Mısırlı Asur’a gidip gelecek. Mısırlılar’la Asurlular birlikte tapınacaklar. O gün Mısır ve Asur’un yanı sıra İsrail üçüncü ülke olacak. Dünya bu üçü sayesinde kutsanacak. Tanrı, ‘Halkım Mısır, ellerimin işi Asur ve mirasım İsrail kutsansın’ diyerek dünyayı kutsayacak(Tanah/Yeşeya 19:16-25).”

Bu çerçeveden bakıldığında Ortadoğu’da gelişen olayların analizi kolaylaşmaktadır; Irak feshedilmiş ve yönetim ABD-İsrail’in eline geçmiştir, bu süreç sağlam temellere oturtulacak şekilde sürecektir. Mısır feshedilmiş ve yönetimi İsrail- ABD’in eline geçmiş olup bu süreç ağırlaşarak sürecektir. İran’ın devre dışı bırakılması için Suriye’deki iç savaş büyütülecek, Esad rejimi düşünceye kadar devam ettirilecek ve yerine tıpkı Mısır ve Irak’ta olduğu gibi işbirlikçi yönetimler başa getirilecektir. Bu gerçekleştikten sonra ağırlık İran’a verilecek ve her ne pahasına olursa olsu, İran’ın nükleer kabiliyeti yok edilecektir. Parçalanan Mısır, Irak ve Suriye’den İsrail’e müttefik Arap olmayan ya da Hıristiyan unsurlardan devletler kurulacak ve İsrail Kahire’den Bağdat’a bölgesel yönetim gücü haline getirilecektir. Bu tabloya İsrail yönetiminde bir özerk ya da değil, Kürdistan eklediğinizde İsrail Karadeniz’e açılmak imkanı bulacak, bu imkanını Afganistan üzerinden Hazar’a ve oradan da Karadeniz’e doğru ilerleyen ABD ile birleştirmek fırsatını yakalayacaktır.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a verilen ve kutsanmış, seçilmiş ve korunmuş kişi anlamına gelen Yahudi Üstün Cesaret Ödülü ile Başbakan konutunun baş kösesindeki Yedi Kollu Şamdan’ı bu resme eklediğinizde, AKP siyasetinin nasıl bir misyon üstlenmiş olduğunu kavramak kolaylaşmaktadır.

Bu oyunu bozacak tek güç Türkiye’dir. Yeter ki Türkiye bu gücünü kullanabilsin!

Erdal Sarızeybek

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: