Etiket arşivi: ergun özgen

ERGUN ÖZGEN : ALASKA TÜNELİ


ALASKA TNEL.doc

ERGUN ÖZGEN : BİLGİ BANKASI


BILGI-BANKASI.pdf

No virus found in this message.
Checked by AVG – www.avg.com
Version: 10.0.1427 / Virus Database: 2441/5370 – Release Date: 11/02/12

ERGUN ÖZGEN : 89 YIL SONRA CUMHURİYETİMİZ


80 YIL SONRA CUMHURYETMZ.doc.doc

ERGUN ÖZGEN : TECRİT POLİTİKASI


TECRT POLTKASI.doc.doc

ERGUN ÖZGEN : MEDENİYETLER VE KÜRESELLEŞME


MEDENYETLER VE KRESELLEME.doc.doc

ERGUN ÖZGEN : POLİTİKADA ETNİK AYRIMCILIK


POLTKADA ETNK AYRIMCILIK.doc.doc

ERGUN ÖZGEN : VİETNAM, IRAK, SURİYE VE SINIR ÖTESİ HAREKAT İLE İLGİLİ SİYASAL SONUÇLAR


Dış destekli bölücü ve terör olaylarının zaman zaman ivme kazandığı günümüzde, Irak üzerinden salınan PKK militanlarına karşı yürütülmesi ön görülen operasyonlar sürekli olarak gündeme gelmektedir.

2000 yılına kadar 15 seneden fazla süren harekat sonucu bölücü terör, TSK. tarafından sıfır noktasına getirilmiş iken, müteakip safhada AB normları ve birtakım kriterler gerekçe gösterilerek peş peşe çıkan aflar, eve dönüş yasaları,güvenlik güçlerini acze düşürerek savunma reflekslerini etkisiz hale getiren yasal uygulamalar, umut edilen sonuçları sağlamadığı gibi, konuyu tekrar başa döndürmüştür… Bu gün peşe peşe toprağa verilen şehitlerimizin gerisinde bu munkabız siyasi anlayış yatmaktadır.Başa dönüşe neden olan olaylar serisinde ülkenin güvenlik açısından hukuk yapısı pasivize edilmiştir. Daha önceden de olduğu gibi, legal örgütlenme, legal propaganda ve legal eylem safhaları tekrar uygulandıktan sonra, şimdi de illegal örgütlenme, illegal propaganda ve illegal eylem düzlemine gelinmiştir. Halen psikolojik harekatın silahlı propaganda safhası, PKK tarafından bu istikamette güncelleştirilmektedir.!!!Devam eden süreçte, legal yapıdaki yandaşlarının ise, BMM. yer almaları bu durumda sürpriz olmamıştır!

Bir şiddet veya terör olayının periyodlarına bakıldığında, bunun bir takım çevreler tarafından hileli bir yönlendirme mi? Yoksa toplumun yapısından kaynaklanan ve kendiliğinden şekillenen bir olay mı? olduğu konusu , oluşumun sosyal içeriğinde yansımaktadır…Bu süreç, Türkiye’de toplumsal olmayıp dış destekli ve manüple bir olaydır!!! Türkiye işgal gücü konumunda yabancı bir coğrafyada işgalci olmayıp kendi coğrafyasında ulusal bütünlüğü ve milli varlığına yönelik saldırılara karşı mücadele vermeye mecbur bırakılmıştır.

Günümüzde cephesi olmayan bir savaş dönemine yöneldiğimiz artık yadsınamayacak bir durum göstermektedir.Yakın geçmişte ise, ABD’in soğuk savaş döneminde ideolojik temelde hedefleri içinde ön gördüğü husus, coğrafyanın belli bölgelerini kontrol ederek, hasmın muhtemel harekat tarzlarını engellemeyi amaçlamış olmasıdır…Bu bağlamda da çatışma alanları KORE ve sonra da VİETNAM olmuştur… Konu güncelleşen hali ile de halen AFGANİSTAN ve IRAK COĞRAFYASI üzerinden dolaylı şekilde BOP sürecinde SURİYE ‘ye uzanmış olup, gelişmelerin tümü anılan BOP projesinin evrelerinde şekillenmektedir…

Giderek asimetrik savaşın özellikleri, bilinen askeri kuralların önünde yer almasında izlenmektedir.Ufak ülkelerin, ABD gibi büyük güçlere karşı imkanları ise, sınırlı kalmıştır…. Güçlü ülkelerin geniş imha silahlarına mukabil hedef ülkeler, coğrafyanın her yönünü olduğu kadar piyasa ekonomisinin de istikrar isteyen yapısını tahribe yönelik modellere yönelecek gibidir…Bu sürecin, değişen koşullara göre farklı bir savunma refleksi içinde yer alması da muhtemeldir… Vietnam, Afganistan ve Irak örneklerinin ayrıca bu açıdan dikkate alınmasında yarar vardır. Diğer ifade ile, düşük maliyetli silah sistemleri ile, büyük maliyetli saldırı ve işgal güçlerine karşı vur kaç takdikleri ile, yıpratma modelleri içinde süreç sürmektedir…

Vietnam’da yaklaşık 330.000 km2 bir alanda 60 milyonun üstünde bir nüfusun yarısının güney bölgesinde olmasına karşın, ABD Vietkong ve Kuzey Vietnam örgütsel yapısına kayan kesimini kontrol için birkaç bin kişilik müşavir kadrosu ile geldiği bu ülkeden 543.000 kişi olarak 1972 Aralığında ayrılmak zorunda kalmıştır.

Kuzey Vietnamlılar işgal sürelerinde dünyanın en güçlü ordusuna karşı asimetrik savaşın cangıl yapısındaki bir arazi kesiminde ilginç mücadele metotları geliştirmişlerdir. Hemen hemen her bölgede geniş bir cephe oluşturmadan, ABD güçlerinin gerisine sızmalar, orman koşullarının imkanlarında yararlanmalar, iskan bölgelerinde terör amaçlı bombalama eylemleri, gerektiği ortamlarda iskan alanlarında ev ev çatışmaya girmeleri, ABD askerlerinin ölülerini ve yaralılarının ülkelerine gönderilmelerini ayrıca bir propaganda aracı haline getirilmesi, uygun ortamlarda aynı anda bir çok bölgede eyleme geçerek ABD güçlerini farklı bölgelere kaydırılmasının sağlanması, uyguladıkları stratejinin bölümlerinde izlenmiştir.

ABD. Kuvvetlerin Komutanı General Westmoreland, Kuzey Vietnem güçlerini açığa çekerek bu kuvvetleri kesin sonuçlu bir muharebeye zorlamaya çalışmışsa da bu konuda başarılı olamamıştır!!!

Kuzey Vietnam güçlerinin inatçı savunma modelleri içinde sürdürdükleri yıpratma harekatının sonunda ve bölgelerinde gereken kontrolleri sağladıktan sonra iskan bölgelerine sızdırılan ajanları aracılığı ile, işbirlikçileri ortadan kaldırdıkları görülmüştür….Genelde Vietkong ve kuzey Vietnam birliklerinin geceleri ufak bağımsız birimler halinde ve üniformasız olarak iskan alanlarına sızdıkları izlenmiştir. Bireysel saldırılarını, evlerin pencerelerinden, kalabalıkların içinden otomatik silahlar ve havan topları el bombaları ile, sürdürmüş ve ABD güçlerini cangıl muharebelerinin ötesinde iskan alanlarında da muharebeye mecbur etmiştir….. Harekatın seyri içinde, “önce Güney Vietnem askerlerini, hükümet görevlilerini, Amerikan sempatizanlarını ve özellikle de yabancıları hedef aldıkları, ayrıca doktorların, papazların ve öğretmenlerin de bu hedefler içinde oldukları görülmüştür… “Vıctor Hamsom Batı Neden Kazandı.sf..324”

Kuzey Vietnam ve Vietkong birliklerinin kesin zafere götüren harekatında sonuca giden saldırıları, 31 Ocak’ta …(Tet ateşkesini bozduklarında )…”80 binden fazla askerle Saygon, Quantgtri, Hue, Da Nang, Nha Trang,Quinhon, Kantum, Banmethuat, My Tho, Ben Tre şehirleri ile birçok iskan bölgelerinde ani olarak yaptıkları baskınlarında yoğunlaştırılmıştır!”… Bu saldırıların sonucu ise ,savaşın kaderini tayin etmiştir…”Vıctor Davıs Hanson Batı Neden Kazandı sf. 328”… Uzun süren yıpratma ve gerilla savaşından sonra kesin sonuç baskınla alınmıştır…Tet saldırısından sonra da ABD Vietnam’daki yarım milyona ulaşan kuvvetlerin çekmek zorunda kalmıştır!…

Konuya Irak cephesinden bakıldığında,Irak Savaşının bir gereklilik olmadığını bunun sadece bir tercih olduğunu, bu savaşın aynı zamanda kibrin ve cesaretin, ileri teknoloji sihirbazlığının ve kültürel cehaletin bir öyküsü olduğunu Michael R. Gordon Kobra II adını verdiği kitabında belirtmektedir..Sf.33, 34

Saddam’ın devrilmesinden bu yana geçen süre dikkate alındığında, Irak topraklarında sürdürülmekte olan direniş halen Vietkong’un mücadelesi paralelinde olduğu gibi Irak’ta da asimetrik olarak iskan alanları içindeki saldırılarla devam etmektedir. Her ne kadar ülke Süni, Şii, ve Kürt bölgeleri üzerinden demografik olarak ayrıştırılmaya çalışılmakta ise de bireysel saldırıların iskan alanlarında ve ABD ile işbirliğine yönelen hedefleri de içine alacak şekilde Şii, Süni ayrışmasının ötesinde bir seyir takip etmekte olduğu da görülmüştür….

Irak ordusunun Saddam döneminde Cumhuriyet Muhafızlarının ağırlıklı olduğu hatırlardadır. Bu dönemde, Irak ordusunun ,daha ziyade klasik bir kuruluş yapısından ötede HÜCRESEL olduğunu da Michael R. Gordon kitabında ifade etmektedir…sf.141

Bu hücresel kuruluşun bu günkü direniş yapısında önemli ölçüde etkili olduğunu da ifade etmek gerekmektedir. Bu örneğin Suriye ordusu yönünden de değerlendirilmesi gerekmektedir… Bilindiği üzere, Irak yaklaşık 450.000Km2 bir yüzölçümüne ve farklılıklarına rağmen 20 milyona yakın bir nüfusa sahip bulunmaktadır… ABD bölgeye 141 bin kendi askeri ve 7200 İngiliz olmak üzere 16.000 kişilik koalisyon gücü ile gelmiştir…Geçen süre içersinde ortaya çıkan blanço hatırlandığında Irak çoğrafyasında etnik ve inanç farklılıkları, bunlar arasında yarattığı çatışmalara rağmen ülke genelinde bir kontrol sağlanamamıştır…Esasen İngiliz kuıvvetlerinin Blair sonrası bölgeden çekilmesi ve diğer koalisyon güçlerinin de aynı istikameti izleyeceği açıklık kazanmıştır…

Blair ve İsrail patentli, neo-conların politikaları küresel düzeyde ABD karşıtlığını ve bu ülkeye olan güvensizliği de her geçen gün daha da arttır hale gelmiştir…

Bu bağlamda ,Orta Doğu’da gelinen noktada,Türkiye ile Suriye arasında tırmandırılan gerginliğin, sıcak çatışma safhasına kayması ve Türkiye’nin bir satranç körlüğü ile Suriye’ye girmesinin muhtemel seyrinin belirtilen örnekler içinde çok iyi değerlendirilmesi de gereklidir….

Diğer yönden,ABD. Bölgede petrol kaynaklarını ele geçirmiş, petrol satışlarını tekrar dolara çevirmişşe de, petrol fiyatlarının artması Chavez’e, İran ve RF gibi petrol üreticisi olduğu kadar ABD karşıtı olan ülkelere ekonomilerini güçlendirecek imkanları da sağlamıştır. Ayrıca, ABD’nin BOP kapsamında 22 ülkenin hudutlarının değiştirileceğine ilişkin BM. Antlaşması ile bağdaşmayan ifadeleri, gerek ABD ne ve gerekse, BM. Geleceğinin tartışılır hale getirmiştir…Bu kapsam da NATO gibi ittifak bağlarında ayrıca şüphelerin doğmasına neden olunmuştur!!!

ABD. finans üzerinden yürüttüğü, finansal kontrol politikalarına karşı, AB.de kendi para birimi oluştururken bunun dışında da Asya Pasifik Bölgesinde ayrıca yeni bir para birimi üzerinden ön görülen hedefler, ilerisi için ifade edilir hale gelmiştir.Bu süreç, küresel görüşlere karşı ayrı bir ayıraç ihtimalini korumaktadır. Ayrıca, ABD arka bahçesi olan Latin dünyasında başa oynayan Chavez’in Latin Amerika Birliği ve IMF alternatifi Güney Amerika Bankası kurulmasına ilişkin hedefi de dikkate alındığında, bu konunun da dikkatle izlenmesi gerekmektedir… AB.uygulamasını takiben Asya Pasifik para biriminin de ileride gerçekleşmesinden sonra, Latin Amerika da benzer bir uygulamayı başardığı takdirde ABD ‘nin dolar üzerinden yürüttüğü tek kutuplu dünya stratejisinin bütünü ile çatlaması söz konu olacaktır…” …Doların dünyanın tek gerçek ihtiyat akçesi olarak kalma kabiliyeti birden bire sona erebilir… Immanuel Wallesstein. Amerikan Gücünün Gerileyişi sf. 257”… Venezuela, Peru, Arjantin, Bolivya, Nikaragua,,Küba ,Brezilya’da giderek artan ABD karşıtlığı üzerinde, son zamanlarda Bush’un dünya genelinde ortaya koyduğu güvensizlik politikalarının etkisi önemlidir.… Konu, piyasa ekonomisi kapsamında, farklı rezerv para alanlarına kayması kadar, BM. Teşkilatının da, ayrıca son güvensizlik politikaları dikkate alındığında, bu kuruluşun da yeni bir yapılaşmayı zorlaması ihtimaller içinde yer alabilecek gibidir!!!…

RF ve Çin’in olduğu kadar, Latin dünyasının ABD karşıtlığı , Irak harekatı sonrası bu ülkenin geliştirdiği güvensizlik politikalarının dünyadaki yansımalarının sonucu olmuştur. Başkan Bush’un Latin Amerika’da 8 Mart ila 14 Mart 2007 tarihleri arasında Brezilya, Uruguay, Kolombiya, Guatemala’ ya yaptığı gezilerden bir sonuç alamadığı izlenmiştir…Ayrıca, Putin’in Munih görüşmesi sonucunda ABD ye verdiği mesajda da aynı güvensizliğin yansımasını görmek mümkündür. Gelişmeler, ABD’in İkinci Dünya Savaşından sonra BM çatısında oluşturduğu güvene dayalı milletler topluluğunun, (BM) aynen birinci Dünya savaşından sonra oluşturulan Milletler Cemiyeti teşkilatının içine düştüğü durumunu anımsatmaktadır…Önümüzdeki yıllarda, bu politikaları sürdüğü takdirde, ABD karşıtlığı içinde şekillenecek ortamda Asya Pasifik merkezli yeni bir BM. Yapısında ülkelerin bir araya gelmeleri de şaşırtıcı olmayacaktır. Bu itibarla Irak Savaşı, sadece bölgesel bir sorun olmayıp siyasal sonuçları itibariyle de Vietnam Savaşından farklı olarak küresel düzeyde TEK KUTUPLU dünya anlayışının finansal hedefleri kadar BM. Yapısının da kaderini ve geleceğini etkileyecek sosyo politik ve sosyo ekonomik bir sonucu zaman içinde ortaya çıkaracak gibidir!!!

Bir diğer anlatımla, tarih zemininde konu değişik açıdan örneklendiği takdirde, 1956 Macar ayaklanması ile, 1968 Çekoslovak ayaklanmaları hatırlandığında, dünya genelinde ve sosyalist çizgideki ülkelerde konunun bir Sovyetleştirme hedefini içerdiğini görülmüştür…Bu süreç Avrupa komünizminde çatlamalara neden olmuş ve Moskova merkezli Sovyetleştirme modeli karşısında sosyalist ülkelerde geniş tedirginlik yaratmıştır….Benzer şekilde bu defa da, ABD. yapay ve gerçeği yansıtmayan gerekçelerle demokrasiyi ve özgürlükleri getiriyorum iddiası ile bir ulusun geleceğini ve varlığını yok etme noktasına gelmiş, iddia ettiği nedenlerin de hiçbir şekilde gerçekle ilgisinin olmadığı ne Irak örneğinde ne de BOP sürecindeki uygulamalardan anlaşılmıştır… Sovyetlerin saldırgan politikası ne şekilde sosyalist dünyada güven ve inanç birliğini sarsmış ve kendi içinde bölünmelere neden olmuşsa, aynı şekilde de ABD.nin zorbalığa kayan demokratik(!) görüntülü politikaları hür ve bağımsız dünya ülkeleri arasında, bu ülkenin,gizli emellerine karşı güvensizliğin doğmasına neden olmuştur…Özetle, bilinen özgürlüğü ve demokrasiyi tanımlayan bütün kavramların içlerinin birer birer boşaltıldığı ve bunlara farklı anlamların yüklendiği ve konunun psikolojik savaşın araçları olarak kullanıldıkları izlenmiştir!!! Bu nedenledir ki, söz konusu süreç ileride dünya genelinde yeni bir güvene dayalı birlik ihtiyacının doğmasına ve bunun da muhtemel sonuçlarının BM’ne yeni bir veçhe verilmesine neden olabilecektir!!!

ABD içine çekildiği Irak ve daha sonra da Afganistan kaosundan çıkmanın arayışları yanında bölgede dengeleri bozan siyasal yapılaşmanın kaderi konusunda ayrıca, içinden çıkamayacağı bir konuma gelmiştir. Bir taraftan ülke içinde yandaş iktidarı kollarken, diğer yönden de İsrail’e stratejik destek sağlaması konusunda ki politikası yanında Kuzey Irak oluşumunun geleceği bakımından da ortaya çıkardığı açmazlarıdır. Türkiye açısında asla kabul görmesi mümkün olmayan bu süreç NATO içinde ABD ile ilgili güvensizliği de had safhaya taşımıştır. Bu konu her ne kadar ifade edilmiyor gibi görülse de gerçekte ip kopmuştur.Kopuk,düğümlenmeye çalışılmakla beraber bu düğüm bundan sonra her zaman ele gelecektir!!!

ABD Irak’ta konuşlandırılmış bulunan kuvvetlerini mevcut gelişmelere göre azaltmasına gidilmiştir…. Esasen 2006 yılında James A. Baker ve Lee H. Hamilton tarafından düzenlenen raporun içeriği de hatırlardadır. Bu konuda ABD’nin 141.000 askerinin olduğu koalisyon güçlerinin de 16.000 civarında bulunduğu bunun 7200 İngiliz birliklerinden oluştuğu yukarıda ifade edilmiştir. ABD’nin işgal süresi içinde Irak’taki mahalli güçlerin genel toplamının da 326.000 kişiden oluştuğu da anlaşılmaktadır. Bu güçlerin 138.000 Irak muvazzaf birliklerinden olduğu, “188.000 kişini de Irak Polis teşkilatında yer alacakları” raporda belirtilmektedir…( Bu rakamlar son durumu itibariyle arttırılmış olarak görülüyor.)…Bunun dışında Kuzey Irak bölgesinde 100.000 kadar peşmerge gücünün de yer alacağı ifadelerde yer almaktadır… Rapor kapsamında geçen süre içinde ABD kayıplarının ölü 3.500, yaralıların da 25.000 civarında olduğu da görülmüştür.. Bu miktar asıl muharip unsurların Irak’tan tahliyesine kadar sürmüştür…..

Özetle, Irak iç güvenliğinden yeni düzenlemeye göre bu güçler sorumlu olacak gibi görülmekle beraber, Irak Ordusunu teşkil eden unsurların muharebe kabiliyetleri kadar moral durumlarının da yetersiz olduğuna ilişkin görüşler de vardır…Esasen Irak’ta süre gelen bombalı saldırılar karşısında bu güçlerin yetersiz kaldıkları da ayrıca izlenmektedir..

Yabancı basında çıkan haberler de hatırlandığında, ABD Irak’tan çekilmesi gerçekleşmiş olsa bile, Washington’un gözetiminde Kürt bölgelerinde 4 askeri üs oluşturacağı bunların Dohuk, Erbil, Süleymaniye, Tayara da olacağı, diğer üslerden birinin Kerkük bölgesinde, bir diğerinin güneyde Talil’de, batıda ise, El Esad’da, Merkez de de Balad bölgesinde oluşturulacağına ilişkin yorumlar hatırlanacaktır… Bu üslerin tamamlanmasını takiben de Baker planı kapsamında ön görülen çekilme sürecinin başlayacağı tahminlerde yer almıştır…..Son duruma göre de uygulama bu görüşe uygun olarak şekillenmiş gibidir…

Bu konuda önemli olan ABD asli muharip kuvvetlerinin çekilmesini müteakip söz konusu üslerde kalacak olan birliklerin güvenliğinin ne şekilde sağlanacağıdır…. Irak, görülen bölünmüş yapısına rağmen kaynayan kazandır. Bir askeri üs, ancak dost ve müttefik ülke topraklarında güvenliğini sürdürme ve fonksiyon icra etme yeteneğine sahip olabilir… Vietnam’da ABD üsleri ittifakında bulunan Güney Vietnam kuvvetlerinin desteğine rağmen güvenliklerini sağlayamamıştır…

Tırmanan direniş sonucunda, bu ülkedeki kuvvetlerini yarım milyona kadar çıkarmak zorunda kalmıştır. Ayrıca Vietnam’da görev yapan askerlerin %15 muharip olduğu dikkate alındığında ( Vıctor Davıs Hanson Batı Neden Kazandı sf. 355) Irak’ta görev yapacak kuvvetin üslerdeki durumuna göre bunların, ülkede sağlayabileceği kontrol orta ve uzun vadede ne düzeyde olabilecektir?!!! Irak ordusunun muharebe gücünün yetersizliği dikkate alındığında, bu üslerdeki kuvvetlerin güvenlik sorunu ile karşılaşmaları sürpriz olmayacaktır… Sovyetlerin Afganistan’ı işgal ettiklerinde de Babrak rejimi her türlü desteği Sovyet Birliklerine sağlamıştır…Bu bağlamda işgal bölgelerinde Sovyetler oldukça güçlü üsler de oluşturmuşlardır… Ancak bu üsler mevcut imkanlarına rağmen direniş güçlerinin sürekli baskı ve tacizleri altında kalmışlar ve görev yapamaz hale gelmişlerdir! Benzeri halen Afganistan’daki NATO üslerine karşı sürmektedir….

Güncel olaylar dikkate alındığında, Suriye üzerinde devam etmekte olan gerilim sürecinin Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden çözümlenmesi amaçlanıyorsa, bu konuda, Türk siyasetinin yukarıdaki örnekleri çok iyi değerlendirmesi de gerekmektedir….

Aynı durum Irak’ta ileride ABD üslerinin başına da gelebilecektir…Benzeri ise,Suriye de yer işgal edilmesi durumunda TSK yönünden de geçerlidir…

Direniş ve harekatının gelecekte alacağı şekil, asli kuvvetlerin Irak’tan çekilmesinden sonraki aşamadaki muhtemel yapısına göre dikkate alınmalıdır… Ayrıca, İran, yakınında kendisi için önemli ölçüde bir tehdit unsuru olarak göreceği bu üslere karşı da yandaş Şii gruplar kanalı üzerinden örtülü operasyon düzenleyebileceği gibi, Süni örgütlü güçlerin de aynı yolu izlemeleri beklenebilecek hususlar içindedir…Baas’ın örgütsel yapısı bölgede unutulmamalıdır… Vietnam da General Giap gibi bir strateji dehası ABD güçlerini dize getirmiştir. Aynı şeyi Irak İçin söylemek mümkün görülmese de, uzun süreceği muhakkak görünen Irak direniş hareketinin daha güçlü örgütlü bir yapıya kavuşması durumunda, Tet saldırısı paralelinde birçok iskan alanlarına ve üslere karşı gelecekteki bir operasyonun sürpriz sonuçları da olabilecektir…

Genel durum ve görüntü içersinde Türkiye yönünden PKK bağlantılı bir operasyonun Kuzey Irak bölgesine yönelmesine ilişkin görüşler ayrıca dikkate alındığında ise, bu husus da güncelliğini korumaktadır. Türkiye komşu bir ülkeden gelen sürekli taciz altındadır… ABD 10.000 km öteden uyduruk gerekçelerle gelerek bu ülkeyi işgal etmiştir. Türkiye’nin meşru müdafaa hakkından doğan taleplerine karşı da inandırıcı olmayan ve güvensizliği arttıran yanlı yaklaşımlarını sürdürmektedir.

Türkiye’nin sınır ötesi bir operasyonuna karşı bir takım çevrelerden örtülü muhalefetin ve propagandanın yürütüldüğü de görülmüştür…Türkiye’nin sıkıntısı, kararsız bir siyasi iradeye ülkenin güvenliğinin teslim edilmiş olmasıdır…Çözüm yolları kararlı siyasi kadrolar tarafından her zaman bulunabilecektir. Bu konuda öncelikle ;

Siyasi yönden gereken desteklerin RF ve Çin gibi ülkeler ile yapılacak olan temaslar sonrası sağlanması mümkündür. Bilindiği üzere, ABD’i SALAM politikasını hedef gördüğü her ülkede bulunan etnik farklılıklar üzerinden yürütmektedir. Türkiye’ye karşı Kürt ayrımcılığına destek veren bu emperyalist anlayış, İran’da Azeri Türkleri ile Pers toplulukları üzerinden iç çatışmayı tetiklemeyi amaçlamaktadır. RF için hassasiyet ifade eden Kafkasya bölgesi de aynı siyasal hedefler içinde kullanılmaya çalışmaktadır. Çin’de ise, Doğu Türkistan’ı etnik çatışma alanları içine çekmeye çalışması da bu stratejinin bölümleri içindedir!!! Bu bağlamda ABD’nin benzer uygulamalarına muhatap olan ülkelerin ortak politikalar ile, birbirlerine destek vermeleri mümkündür…Zira sıra onlara da gelecektir!!!

En önemli konulardan biri de Ekonomik yapıda sıcak paranın çekilmesinin bir siyasi santaj olarak bazı görüşlerde yer almasıdır. Sıcak paranın eskisi kadar manevra alanının olmadığı dikkate alınmalıdır. Bu gün dünya ticaret ve sanayinin ihtiyacının çok üzerinde karşılığı olmayan para, kendine yer aramaktadır!…Bu para, bir alandan çekildiği takdirde tekrar plase edilemezse, ve kaçan paranın yerine başka bir kaynaktan bir finans akışı olursa, geri çekilen para çekenin elinde kalabilecektir!…Bu konuda önce ülkenin merkez bankası kaynakları yeterli ise, böylebir siyasi amaçlı finansal açığın kapatılması kısa süre için mümkündür. Bir diğer yönden Çin ve RF, Hindistan gibi döviz rezervleri giderek gelişen ülkeler de mevcuttur.Zengin Arap ülkelerinin finans kaynakları da söz konusudur! Bu ülkelere devlet güvencesinde hazine kağıdı aynı faiz üzerinden anlaşma olduğu takdirde satılabilecek ve gerekli finans açığı kapatılabilecektir… Tekrar edildiğinde DÜNYA TİCARET VE SANAYİNİN İHTİYACININ çok üstünde karşılığı olmayan finans bir ekonomiden çekildikten sonra, kendisini plase edecek bir başka ekonomik alan bulamadığı takdirde çekenin elinde kalacağından eskisi kadar siyasi amaçlı olarak bu finansın manevra sahasından bahis etmek mümkün değildir.. Bu konunun da iyi değerlendirilmesinde yarar vardır.

– Bir diğer husus da küresel finansın siyasi amaçlı santaj ve baskı unsuru haline getirilmesi konusunda ulus devletler arasında olmasında yarar olan dayanışmadır. Hatırlanacağı üzere, Mart teskeresi çıkmayınca ortaya çıkan gelişmeler içinde Dick Cheney’in baş danışmanı olan Scooter Libby’in ders alınacak olan bir ifadesidir…Aynen şunu söylemiştir…” Washington geri çekilsin ve FİNANSAL PİYASALAR Türk ekonomisinin defterinin dürülmesine verilsin…Michael Gordon Kobra II Sf. 138”…. Bu ifadeden anlaşıldığı üzere, ABD’nin Başkan H. Taft dönemindeki dolar politikası ile T. Roosevelt’in sopa politikası güncelliğini korumayı sürdürmektedir.

– Bu noktadan hareketle, benzer uygulamaların ulus devletlere karşı bir baskı unsuru olarak zaman zaman güncelleştirileceği anlaşılmaktadır… Konu belirtilen açıdan ele alındığında, gene Çin, RF :i, Hindistan vb..diğer devletlerin kendi kaynaklarından oluşturacakları ortak bir FİNANSAL KRİZ FONU gerçekleştiği takdirde, küresel güçlerin ülkelere finans üzerinden uygulayacakları baskılar veya ani para çekilmesinde ortaya çıkabilecek sorunlar, karşılıklı mali destekle engellenebilecektir…Bu şekilde de beklenen siyasi santajın önü alınmış olabilecektir…

-Türkiye açısından PKK karşı sınır ötesi bir harekatın kesin sonuç sağlayabilmesi ise, siyasi kararlılıkla orantılıdır.

Bölgede mutlaka Olağanüstü Hal ilanı ile bütün kuvvetlerin tek bir komuta altında toplanması, harekatın daha önceki safhasında da olduğu gibi görüntüye gelmiştir. AB normları yutturmaları ile bazı çevrelerin sipariş üzerinden yaygaraları olabilecektir. Fransa’da Paris caddelerinde araçlar her gün yakılmaya başlayınca güvenlik koşulları içinde Fransız Hükümeti Paris’te olağanüstü önlemleri hemen almıştır. ABD’de 11 Eylül den sonra Vatandaşlık yasaları çıkartılarak kamu güvenliğine ilişkin konularda marjinal düzeyde önlemler alınmaya yönelmiştir….Bu bağlamda, BMM.den Genel Kurmaya sınır ötesi harekatın yetkisi de, gün ve saat komutanlığın takdirine bırakılmak üzere ön görülecek insiyatif verilmiş olması gerçeği ortaya çıkmıştır…

Konu ile ilgili olarak sınır ötesi harekatın farklı bir örneği ile bağlantılı bulunan Çin ile Kuzey Vietnam arasında 1979 meydana gelmiş olan çatışmadan bahsetmek mümkündür…. O tarihlerde Çin’e karşı Sovyetler ile Kuzey Vietnam arasında ortak savunma anlaşması bulunmaktadır. Çin ve Sovyet Rusya arasında gerginliğinin sürdüğü bu dönemde, Sovyetler, Kuzey Vietnam’da Çin’e karşı füze rampaları oluşturmuştur. Çin’de bundan son derece tedirgin olmuştur…

Netice itibariyle, 17 Şubat 1979 tarihinde Çin kuvvetleri ani bir baskınla Kuzey Vietnam’a bir DOZER operasyonu şeklinde100 km kadar girerek bölgedeki kendilerine yönelik bütün tehdit unsurlarının tümünü imha etmiştir …Sovyetler ile Kuzey Vietnam arasındaki bulunan ortak savunma anlaşması gereği Sovyetler Çin’e karşı hududuna yığınak yapmışlar, ancak kararlı politika karşısında kıpırdayamamışlardır!!!…Konuya genel güvenlik açısından bakıldığında ülke savunmasının yürek ve kararlılık istediğinin örneğini bu olayda görmek mümkündür.

Türkiye meşru müdafaasını BM. Anlaşmasının verdiği yetkiler çerçevesinde değerlendirmek hakkına sahiptir. Sorun siyasi iradenin zafiyetindedir… Gerek siyasi , gerek finansal çözüm şekilleri oluşturularak, askeri çözüm modellerinin de en azından Çin’in yaptığı DOZER operasyonu şeklindeki bir harekat ile PKK Kamplarına ve KANDİL üzerine gerçekleştirmesi imkanına Türkiye de sahiptir.

Irak işgalinin bölge ve dünya üzerindeki SİYASAL SONUÇLARINA bakıldığında, konu bir takım çağrışımlara neden olmaktadır. Yukarıda da ifade edildiği üzere, Vietnam Savaşı tümü ile jeopolitik ve jeostratejik açılardan Çin’in, Kore, Formoza, Vietnam hattı üzerinden tespiti ile bu ülkenin açık denizlere çıkmasını kontrol etmek ve Pasifik adaları üzerinde etkinlik oluşturmasını engellemeye yönelik bir harekat olmuştur…O günün koşullarında ideolojik olarak bölgeye ulaşamayan Çin, günümüzde Asya Tipi bir kapitalizm ile bölgedeki kontrolleri bu defa demokratik yöntemler ile piyasa ekonomisi üzerinden sağlamaya başlamıştır.

Bölgede Endonezya gibi potansiyel ve doğal kaynakları olan bu ülkenin 25 Nisan 2005 tarihinde Çin ile yaptığı anlaşma hatırlanmalıdır. Jacarta’da Çin Başkanı Hu Jintao ile, Endonezya Başkanı Susilo Bambang Yudhoyono arasında imzalanan bu anlaşmaya göre, her iki ülke kendilerini stratejik ortak olarak kabul etmişlerdir. Benzer şekilde ayrıca Vietnam bile kuzey komşusu ile uzun süre çatışmış bir ülke olduğunu kabul etmekle beraber Çin ile ilişkilerini geleceğe yönelik olarak geliştirmeye yönelmiştir….

ABD.in küresel düzeyde giderek işgalci bir ülke imajı sağlayan tutumunun dünya genelindeki etkisi sürekli artmaktadır. Her çatışma bölgesinin arkasında bu ülkenin maksadı aşan politikası izlenmekte ve güvensizliğin de dünya genelinde artması söz konusu olmaktadır..Sudan, Somali, Etiopya, Eritre ,Kongo, Nanbiya, Sierra Leone, Uganda, Ruanda, Afganistan, Irak, Filistin ve yakın geçmişte de Kenya… vb. ülkelerde sömürgeci anlayışın emperyalist izlerinin çoğunda ABD’in parmak izlerine rastlanılmaktadır. Küresel finansın gerisinde olduğu bu çatışma alanlarının mağdurları kadar, küresel sermayenin ortaya çıkardığı işsizliğin sonuçları da batı toplumlarında tepkilere neden olmaktadır. G-8 toplantısına karşı , daha önceki Seatle, Prag, Davos, Salzburg, Cenova, Barcelona, Florenz kentlerindeki gösterilere En son Rostock kentindeki gösteriler de eklenmiştir…Gelişmiş ülkelerdeki İnsanlar, küresel finansın uygulamaları sonucunda işlerini kaybettikçe sosyal gerilimler de artmaktadır…

Irak’ın işgalinin petrol kaynaklarını denetleyerek AB. ve Çin’ ekonomisinin geleceğini denetlemeye yönelik model beklenilen sonuçları sağlamamıştır. Ayrıca Ulus Devlet karşıtı gelişen küresel sermayenin politik hedeflerinin de bu ülkelere yönelik tehdit düzeyini ortaya çıkarmıştır. Irak İşgali daha çok küresel sonuçları itibariyle sosyo politik ve sosyo ekonomik açılardan Vietnam Savaşından farklı olarak neticeler vermekte ve bilinen moral değerlerin de tekrar tartışılmasına neden olmaktadır…Irak işgali küresel finansın asli amacını ortaya çıkarmış bir şekilde de KÜRESELCİLERİN ŞİFRESİNİN çözülmesine neden olmuştur!!!

Nazi Almanya’sı ile daha sonra Sovyet diktatörlüğüne karşı özgürlüğü müdafaa eden ABD’i ,ne gariptir ki, giderek kendi içinde bile plutokrasinin ürettiği ve oligarşiye kayan bir parlamenter yapıyı başkanlık sistemi içinde Bush yönetimi ile sergilemiştir… Dünya üzerinde ekonomik kontrolu güç kullanarak ele geçirmeyi amaçlayan başkanlık sistemindeki bu parlamenter yapıda görünmeyen güçler, demokrasiyi siyaseti rant haline getirmek için ABD. potansiyelinden yararlanmayı amaçlamışlardır… ABD.ki Vermont Eyaletinden başlayan ve iflasa giden diğer bazı eyaletlerden yükselen seslerde de bu rahatsızlığı hissetmek mümkündür…

Batı yaşlanmış ve yorulmuştur… Doğu uyanış halindedir. Bu sürecin engellenmesi konusunda önleyici müdahale görüşü ile askeri çözüm modellerinin yetersizliği Irak savaşında ortaya çıkmıştır… Bu çatışma modeli,giderek küresel bir çatışmaya ayrıca yol açabilecekmidir?.. Küresel finans dünya genelinde bir güç oluşturmuşsa da kendi yumuşak karnını da yaratmıştır. Piyasa ekonomisi istikrar üzerinde varlığını sürdürebileceğine göre, küresel bir çatışmanın sonuçlarının da o kadar kolay çözümleyici olmadığının hesapları mutlaka yapılıyor olmalıdır!!!.

Gerek Birinci Dünya Savaşı ve gerekse İkinci Dünya Savaşında ABD siyasi, ekonomik ve askeri yönden kıta Avrupa’sının ötesinde batı dünyası için bir stratejik derinlik olmuştur! Birinci Dünya savaşından sonra İngiltere sömürgeleri ile güçlü çıkmış ve Sterlin küresel rezerv para olarak finansal açıdan Pazar payını elinde tutmuştur,İkinci Dünya Savaşından da ABD ekonomik olarak güçlü çıkmış ve Avrupa’daki yıkıma karşı önemli finansal desteği de bu ülke sağlamıştır….

Konu özetlendiğinde,

Birinci Dünya Savaşından güçlü çıkan İngiltere sömürge kaynakları ile, finansal gücü elinde bulundururken sterlin de küresel düzeyde rezerv para özelliğini korumuştur.

İkinci Dünya Savaşı Avrupa için yıkım olmuş, İngiltere, ABD. yanında savaş sokmak için elindeki altın rezevleri ile, sömürgelerinden kaynakları ABD tahsis etmiştir. Bu süreçten en karlı Wall Street çıkmış ve savaş sonrası finansın merkezi olmuştur.

Savaş sonrası ABD .13 milyar dolara yakın bir mali destek ile Avrupa’nın yıkılan ekonomisi için gereken kredileri sağlamış ve teknik yardımda bulunmuştur.

1944 de Bretton Woods anlaşması ile ABD doları rezerv para olarak sterlinin yerini almıştır.

Başkan Nikson döneminde doların altın karşılığı olması kaldırılmıştır.

Halen her geçen gün büyüyen bu finansal gücün karşılığı artık yoktur. Küresel sıkıntıların ve endişelerin altında da bu husus bulunmaktadır.

Serbest ticaret yapısı içinde özelleştirilmelerin özendirilmesinin gerisinde karşılığı olmayan bu finansa bir şekilde karşılık oluşturulması da amaçlanmaktadır.

Finansal gücün dünya ekonomisindeki etkisi AB tarafından da görüldüğünden kendi para birimi ile serbest ticaret anlaşması içinde bulunduğu ülkelerle euro üzerinden ticaretini sürdürmeye çalışmakta, ikinci bir rezerv para konumunu oluşturmanın arayışındadır…

Konu Asya Pasifik bölgesinde de görüldüğünden ve dünya ticaretinin %68 bulunduğu bu bölgede de Çin ve Hindistan’ın başını çektiği yeni bir rezerv para sahasının temellerinin atılmaya çalışıldığı yorumlarda izlenmektedir…

Aynı şekilde, giderek ABD karşıtlığının arttığı Latin Amerika ülkelerinde de Chavez’in başını çektiği hareket içinde, Latin Amerika para birliği konusunda ön görülen hususlar gündeme gelmeye başlamıştır.

ABD’in, küresel düzeyde güç unsuruna dayalı şekillendirmeye çalıştığı işgal hareketleri, ulus devletler için tehdit unsuru olmaya başladığından, bu tedirginlik,ABD karşıtı politik ve finansal bir desteğin olmasının lüzumunu ortaya çıkartmış ve konuyu da tetiklemeye başlamıştır.

Dünyanın yeni bir küresel krize ve savaşa tahammülünün olmayacağı da açıktır. İkinci Dünya Savaşından sonra ABD’in finansal desteğinin bir küresel çatışmadan sonra bir kere daha kolay olamayacağı da açıktır. Halen, Çin, RF. Almanya, Hindistan gibi ülkelerin, bir taraftan döviz rezervlerini güçlendiriken diğer yönden de altın rezevlerini arttırdıklarına ilişkin görüşler dikkate çarpmaktadır.

Bu genel şemanın sonunda , ABD’in uyguladığı finans etkinliği modelini Asya Pasifik bölgesi ülkeleri de orta vadede uygularsa ne olacaktır?!!!

Aynı şaplon Latin Amerika ülkeleri tarafından da uygulanırsa ne olur?!!!

Küresel despotizmin santaj aracı haline getirilen finansal krizlere karşı Çin, RF, Hindistan ve diğer ülkelerin başını çekecekleri bir FİNANSAL KRİZ FONU oluşturulursa ne olur?!!!

Küresel despotizme karşı ulus devletlerin ortak politikalar oluşturması güçlenirse bunun siyasal sonuçları ne olur?!!!

Bu bağlamda, Birinci Dünya Savaşında etkinliğini kaybeden Milletler Cemiyeti, paralelinde, giderek içi boşaltılmış bir kurum haline getirilen ve sadece küresel despotizmin çıkarına uydurma meşruiyet sağlayan Birleşmiş Milletlerin yerine, yeni güvene dayalı bir ULUS DEVLETLER TOPLULUĞU yapılanması süreci başlatılırsa ne olur?!!!

Türkiye’ye karşı ABD sürekli Kürt kartını kullanması ve bu bağlamda PKK verdiği örtülü desteğin sürmesi durumunda , Türkiye ile ortaya çıkan güvensizlik büyüdüğü de dikkate alındığında , Türkiye’nin, bir tarihte Fransa’nın Nato’nun askeri kanadından çekilişi paralelinde bir oluşumu gündeme getirmesi söz konusu olursa ne olur?!!!

ABD. finans üzerinden şekillendirdiği tek kutuplu dünya düzeninin sürekliliğini piyasa ekonomisinin istikrarlı şekilde yürütülmesi ile bağlantılı olduğunu bilmektedir…Bu istikrar, saldırgan politikalarına karşı küresel düzeyde tepkilere maruz kaldığında, yukarıda belirtilen tüm faktörler de dikkate alındığında finans ve borsaların geleceği ne olur?!!!

Reel politika açısından, giderek artacağı muhakkak olan sorunlar karşısında ABD’in güç kullanımı yerine neo liberalizmin sömürgeciliği zorlayan modelinden vaz geçmesi gereklidir. Piyasa ekonomisi içinde hakimiyet anlayışını terk ederek işbirliği üzerinden kaybettiği siyasal güveni tekrar sağlaması neo conların politik hedeflerine rağmen çıkarınadır!

Ayrıca ABD. istese de istemese de, dünya genelinde ortaya çıkacak olan yeni rezerv para birimlerinin şekil vereceği dünya ekonomisi, tekrar çok kutuplu dünya modelini ve ulus devlet anlayışını güçlendirecektir… Zor oyunu bozmuştur!!! ABD mevcut politikalarında israr ettiği takdirde, orta ve uzun vadede içinden çıkamayacağı bir yanlızlığa da düşebilecektir!!! Asya Pasifik oluşumu, ekonomik yönden biraz daha güçlendiği takdirde, Afrika ve Latin Dünyasını da ABD karşıtlığı politikaları içinde paraleline çekebilecek imkanlara sahip olabilecek gibidir…

Böyle bir sürecin etkinlik kazanması durumunda ise, ABD ister istemez sınırsız serbest piyasa ekonomisinden kısmen vaz geçerek korumacı bir modele de tekrar dönebilecektir. Bu da ulus devlet siyasi yapılarındaki korumacı politikalar için ayrı bir örnek oluşturabilecektir

Kısaca, ABD yığınakta hata yapmıştır, bu nedenle de güvensizliğe neden olan politikalarını terk etmelidir…Finans üzerinden tek kutuplu dünya projesinin orta ve uzun vadede geleceği yoktur. İşsizliğin arttığı sanayi toplumlarında, reel ekonominin istihdama yönelik çözümlerinin oluşturulması zorunludur.

Hakimiyete dayalı politikalar tarihin hiçbir döneminde işgalci ülkeler için sürekli çözüm oluşturmamıştır. İşbirliği üzerinden güvene dayalı politikalara dönmediği takdir, ABD. gerek finans açısından farklı rezerv alanları ile ve gerekse, Ulus Devletlerin ortak dayanışması içinde yeni bir Birleşmiş Milletler yapısı ile eninde sonunda karşılaşabilecektir!…. ABD gücünü nasıl finans üzerine kurduysa, AB takiben Asya Pasifik para birimi ve Latin Amerika para birimleri de önümüzdeki yıllarda aynı yöntemle ortaya çıkabilecektir…Irak Savaşının ortaya çıkardığı gerçek, küresel finansın yumuşak karnı olduğu kadar, siyasi sonuçları yönünden de ulus devletlerinin aralarında dayanışmalarının bir zaruret ifade ettiğidir….Tekrar belirtmek gerekirse şifre çözülmüştür!!!

Bu bağlamda, konuya ilişkin analiz ve çalışmalarda yukarıda belirtilen hususların da dikkate alınması yararlı olabilecektir…Türkiye’nin güneyindeki gelişmeler kapsamında ön görülecek çözümler ve değerlendirmeler yapılırken , Suriye’ye dönük operasyonlarda konunun bu yönleri de göz önünde bulundurulmalıdır

ERGUN ÖZGEN

NOT: 2 Şubat 2008 tarihli analiz olup, Güncellenmiştir….

ERGUN ÖZGEN’DEN KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE DEMOKRAS1 VE SURİYE HK. YAZI


YAZI EK’TEDİR.

KRESELLEME SRECNDE DEMOKRAS1.doc

ERGUN ÖZGEN : AYDIN GERÇEĞİ


Türkiye’de aydın gerçeği, değerleri itibariyle ele alındığında,(İstisnalar hariç) kendi tanımını kendine yapamamış, bilgi ile malumatı sürekli olarak birbirine karıştırarak slogan kolaycılığı içinde kendine göre çözüm aramış, olayların içinde kendisi yoksa, o işi mutlaka yanlış kabul etmiş, bir şeyin yanlış olduğunu iddia ettiğinde, o yanlışın karşıtı olan doğruyu söylemek iradesini gösterememiş ve bunun gibi kendi mantık paradoksu içinde,kendisini görmeden, başkalarından farklı olduğuna kendini inandırmış ve fikir hareketlerinde çözümleyici sonuçlar üretmek yerine, sürekli olarak kavram kargaşalarına malzeme üretir hale gelmiş olması gibi, ibretle izlenen yanlışlıklar serisinde varlıkları gözlenebilmektedir…

Bir ülkenin geleceğinin, o ülkenin toplumunun geleceğinden, toplumun gerçeğinin de, o topluma yön veren aydınlarının gerçeğinden soyutlamak mümkün değildir… Toplumun yolunu ve yönünü aydınlatan fikir hareketleri, o ülkenin aydın kadrolarının düşünce dinamiklerinin sonuçlarında ortaya çıkar. Fransız’ı, Fransız yapan değerler, Descartes’dan, Rousseau’ya, Voltair’den Ansiklopedistlere ve diğer düşünce akımlarının öncüleri olan tüm Fransız düşünürlerinin gerçeğinden ortaya çıkmışlardır… İngiliz’i, İngiliz yapan değerler ise, Locke, Hume, Berkley, Bentham,Stuart Mill ve diğer İngiliz aydınlarının yön verdiği düşünce sistemlerinin bir gerçeği olarak ortaya çıkmıştır…Avrupa Medeniyetinin bir diğer köşe taşı olan Almanya’yı Alman yapan düşünce akımları ise, Kant,Hegel,Fichte, Shelling ve gene düşünce hareketlerine yön veren diğer aydınların felsefi gerçeğine paralel olarak biçimlenmiş olduğu görülür…

Kültür temelindeki bu yapısal şekillenmelerde, Fransız’ı rasyonalizmden romantizme, Almanları, romantizmden idealizme, İngilizleri ise, pragmatizmden, liberalizme taşıyan değerler hep bu ülkelerin aydın kadrolarının felsefi ve fikri dinamikleri içinde yer almış,olgunlaşmış ve yaşamdaki pratiğine ulaşmıştır…

Özetle, batı toplumlarının aydınları, bugün ulaştıkları fikri ve fiili düzeylerini,bilimsel düşünce temeline dayalı,felsefi seviyesini evrensel değerleri çıkarları istikametinde arayan bir gerçekçilik içinde, kendi kültür çizgisinde ve kendine özgü olarak, kopyalamadan uzak bir şekilde, yine kendi gerçeğini yakalayarak ve bir kimlik oluşturarak şekillendirmiştir…

Batı toplumunda aydının farkı genel anlamı ile, bu temel değerlerden hareket edildiği içindir ki, özellik ve kişilik arz etmektedir. Bu anlatım içinde, düşünce farklılıkları, karşıt görüşlerin zıtlığı içinde ortaya çıktığında, yeni düşünce akımları şeklinde toplumların yaşamlarında hayata geçmiştir…

Türkiye’de aydın olarak kabul edilen kadrolar Tanzimat’tan bu yana ülke gerçeklerinden esinlenmiş özgün sosyal görüşler oluşturacak fikir akımları yerine, tercüme değerler üzerinden modeller oluşturma kolaycılığına yönelmişlerdir. Bir dönem Fransa’yı model alanlar, 20 yy. başlarından itibaren Alman taklitçiliği modasına kapılmışlar, Birinci Dünya Savaşından sonra İngiliz kopyacılığına soyunanlar, savaştan sonra ABD modasını başlatmışlar, soğuk savaşı hızlı seyrettiği dönemde ise bir grup anlı şanlı aydınımız birden Sovyet modasına kendilerini kaptırmışlardır…

Güncelleşmiş hali ile bu türe dahil olanların önemli bir bölümü ise, kollektivist anlayıştan birden bire liberalleşmişlerdir!… Bu diyalektik sürmektedir. Muhtemelen çeyrek asır sonra, Asya Pasifik bölgesinde Çin ağırlıklı bir güç gösterisinin siyaset sahnesinde yer almasından sonra da, bu muhteşem aydınlarımızın Çin modasına uyduklarını görmek şaşırtıcı olmayacaktır!… Kısaca, batı toplumlarındaki aydınlara kıyasla, bizim ürettiklerimiz tarih boyunca her kalıpta yer almışlar, ancak bir tek KENDİLERİ olamamışlardır…Onlar için kopya olmak kişilik sahibi olmaktan çok daha önemlidir…

Sonuç olarak, kendi tarifini ve gerçeğini kendisine yapamamış tarih şuurundan yoksun olan bu sosyal kesimin (İstisnaları tenzih ederim) toplum önündeki inandırıcılıkları her geçen gün azalmaktadır..

Günümüzdeki pek çok toplumsal sıkıntılara neden olan, bu kategorideki aydınlara güvenini yitirmiş olan halk kitlelerince, böyle aydınların aydınlattığı yoldan gidileceğine, karanlıkta gideriz, ama, dikkatli gideriz mantığı içinde hareket edilmesinin söz konusu olması halinde ise, oluşumları yadırgamamalı ve şaşırmamalıyız!…

Esasen, Türk siyasal yapısının halen içinden geçmekte olduğu anaforda, konunun, bu yönünün de irdelenmesinde yarar bulunmaktadır!…Ayrıca, karar verme yetkisini taşıyan siyasi kadroların ise, tercih ve değerlendirmelerinde, toplum karşısında her geçen gün güven yitirmekte olan bu çevrelerden destek aramaları dikkate alındığında, olayları siyaset tribününden seyredenlerden bazılarının baktıkları konunun içeriğini hala görmedikleri de anlaşılmaktadır!!!

ERGUN ÖZGEN

AÇILIMA STRATEJİK BAKIŞ


John Naısbıtt Global Paradoks adlı kitabında, yeni kabile düzeni ile ilgili görüşlerini özetlerken, demokrasi arttıkça ülke sayısının da artmakta olduğunu ifade etmiştir… Konu içeriği itibariyle küresel sermaye stratejisinin siyasi coğrafyadaetki ve kontrol alanlarının giderek boyut kazanması ile ilgilidir. Bu sürecin güncel olaylardaki yansımaları bire bir yaşanmaya devam etmektedir….

Demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin kazanımının ötesinde etnik ayrışmalar üzerinden , siyasi hedeflerin ele geçirilmelerinin aracı haline dönüşmekte olması birçok çevrede tedirginlik yaratmaktadır. Bu bağlamda “ AÇILIM “ olarak gündeme oturtulmuş bulunan konunun içeriği tam olarak yetkililerce ifade edilmemiş ise de, yaşanmış olan birçok olumsuzlukların hatıralarda kalan anıları, konuya şüpheci olarak yaklaşmaya da neden olmaktadır…

Özellikleetnik farklılıklar üzerinden azınlık üretimine yönelik öngörülerin, sürekli olarak belli çevrelerde mevcut propaganda araçları kullanılarak topluma sunulmaya çalışılması dikkatlerden kaçmamaktadır…Konu, geniş açıdan ele alınarak stratejik bakış ile tanımlandığında pekçok ülke için geçerli olmakla beraber, özellikle AB yapısındaki yansıması nasıl görülmektedir?

Anılan hususta, www.eurominority.orgsayfasına girildiğinde görüntüye gelen ve birliğe dahil olan ülkelerdekiazınlıklarının konumlarını harita üzerinde görmek mümkündür…. Kısaca AB ülkeleri yönünden AÇILIMA konu olabilecek etnik farklılıklar oldukça ilginç görünmektedir!!!

Konu,, metin olarak özetlendiğinde; ülkelerin durumları şu şekildedir:

* İsveç ve Norveç ülkelerinde 2.979.938 Sepni’nin 669.646 km2 alanda yaşamakta oldukları,

* Polonya kuzeyinde 2.515.000 Kashu bıa’ nın 6870 km2 alanda yaşadıkları,

* Ayrıca, Polonya/Çek bölgesinde 10.120.000 Soros, Silezia azınlığının 48.500 km2 alanda yaşadıkları,

* Çek Cumhuriyetin’de 4.100.000 Moravia ‘nın 28.500 km2 yaşadıkları,

* Yunanistan’da 2.500.000 Arumania’lının bulunduğu, (Türklerden bahsedilmiyor)…

* Hollanda da 2.300.000 Friseland’ın 14.000 km2 alanda yer aldıkları,

*Belçika’da 7.000.000 Flanders’in 16.000 km2 de, 3.413.000 Walonia’nın da 16.845 km2 de yaşamakta oldukları,

*Başka ülkelerin azınlıklarıkonusundaiddialı olan Fransa’da ise, Alsas bölgesinde 1.829.000 kişinin 8.280 km2 alanda, Savoie bölgesinde 7.000.000 kişinin

60.000km2 kare alanda, Occitania bölgesinde ise, 15.000.000 kişinin 190.000km2 alanda, Brittany bölgesinde ise 4.334.000 kişinin 34.034 km2 alanda, Korsikada da 285.000 kişinin 8650 km2 alanda yaşamakta oldukları ifade edilmektedir..( 5 milyona yakın kuzey Afrikalılar açıklamada görülmemektedir)

* İspanya’nın azınlık haritasındaki görüntüsü ise, Basque bölgesinde 3.007.661 kişinin 20.947 km2 alandayaşamakakta olduğu, Catalonia bölgesinde ise, 13.712.983. kişinin 70.520 km2 alanda yaşadıkları, Galicia bölgesinde de 2.830.000 kişinin 33.277 km2 alanda yer aldıkları belirtilmektedir…

* İngiltere’de isebu tanımlamaya göre, Wales bölgesinde 2.900.000 kişinin 20.760 km2 alanda yaşadıkları, Kuzey İrlanda’da 5.946.000 kişinin 84.421 km2 alanda yaşadığı, İskoçya bölgesinde ise, 5.094.800 kişinin 78.772. km2 alanda yaşadıkları belirtilmektedir..

* İtalya konusunda da, Sardinya ‘da 1.662.758. kişinin 24.090 km2 alanda yaşamakkta oldukları ifade edilmektedir…

AB azınlıklar haritasının hangi objektif ölçüler içinde hazırlanmış olduğu tartışmaya açık olmakla beraber dikkat çeken bu haritada Almanya ve Avusturyanın etnik yönüne ilişkin bir görüşün belirtilmemiş olmasıdır!….Sadece Bavyera bölgesi bile ilk fırsatta farklılığını ortaya koyabilecek bir bölgedir. Kaldıki cermen bağlantılıolsalar da, Saksonlar, Jutler, Angıllar, Lagobardlar, Alamanlar, Thuringenler, Frisonlar arasındaki bölgesel farklar ortaya konulmadan özdeşleştirilmişlerdir….( 3 milyondan fazla Türkden de bahis edilmiyor!!!) Avusturya da ise,geçmişten bu yana kalıntıları dikkate alınırsa, Polonyalılar, Rutenyalılar, Romenler, Çekler, Slovenler, Sırplar, Hırvatların da azınlıklar içinde kalıntılarının olabileceği ifadelerde yer almamıştır….

Son gelişmeler içinde Slovakyanın dil birliği konusunda azınlıklara hak tanımayışı ise ilginç bir görüntü sergilemiştir!!!

Bu tarz azınlık haritasının AB. yönünden hazırlanması ise, çok daha değişik ve karmaşık verilerin ortaya çıkmasına neden olabilecektir… John Naısbıtt genel hatları ile, küreselleşmenin paradoksundaki etnik ayrımcılığa yönelik yorumlarını yaparken demokrasinin toplumları milli devlet yapılarında uzaklaştırarak ne şekilde atomize edilebileceğinin hatırlatmasını yapmasıdır… Kısaca bu açıdan yaklaşıldığında anılan ülkeler yönünden de konu ele alındığında genel anlamda AÇILIMIN stratejik saonuçları nasıl yorumlanabilecektir?

Yakın geçmişte, Lionel Jospın’in Başbakanlığı sırasında, Korsikanın siyasi statüsünün özerklği yönünden yaklaşımı söz konu olduğunda, konu Fransa’daoldukça geniş tepki almıştır. Sonucu itibariyle de Jospın 2002 seçiminde kaybetmiş vesiyasetten silinmiştir… Fransa üniter devlet yapısından ve onca değişik etnik farklılığına rağmen ulusal bütünlüğünden ödün vermemiştir!!!

Benzer olay İtalya’da, kuzey bölgesinin Ayrılıkçı Kuzey Birliği Partisinin girişimlerine karşı yaşanmıştır. Kuzeyde Padavia Cumhuriyeti olarak güneyden ayrılmayı amaçlayan siyasal oluşum da İtalyan halkının Ulus Devlet ve Üniter devlet anlayışına mağlup olmuştur…

İspanya’da ise, Bask bölgesinde faaliyet göstermekte olan Bask ayrılıkçı hareketleri içinde en sonBATASUNApartisininkapatılması ve bu konuda da AİHM ‘nin kapatma kararını onaylamış olması bölücü ve bölgeci yaklaşımlara karşı AB içinde önemli bir içtihat oluşturmuştur…

Türkiye yönünden, konu ele alındığında, halen sürekli olarak farklı sürümler güncellenmektedir…Bu bağlamda da,Kürt sorunu olarak konu demokratik açılım sloganı kapsamında toplumun önüne getirilmeye çalışılmaktadır.Etnik yapı üzerinden pazarlanmaya çalışılan bu oluşumda Türkiye ‘nin demografik yapısı içinde kendilerinin toplumla özdeşleştirmeyen ayrımcı tabanın hacmı ne kadardır? Bu husus AB içindeki ülkelerin durumları ile kıyaslandığında tablo neyi göstermektedir?

Bu kesimin Türk toplumu ile aidiyet duygusunugeliştirememiş olan tabanı bir yönü ile 1995 seçimlerinden itibaren ele alındığında,

* 1995 seçimlerinde HADEP olarak seçime işitirak etmiş olan partinini % 4,17 oy almış olduğu,

* 1999 seçimlerinde gene HADEP olarak seçime işitirak etmiş olan bu partinin bu defa da % 4,75 oranında oy almış olduğu,

* 2002 seçimlerinde ise, DEHAP olarak seçime giren aynı tabana hitap eden partinin % 6,14 oy almış olduğunu,

* 2007 seçimlerine bağımsız olarak girmiş bulunan aynı parti (DTP) yapısında1.830.978 kişinin bu partiye oy vermiş olduğunu,

* 2009 Belediye seçimlerine ise, DTP olarak giren bu partinin bu defa da %5,62 oy ile sandıktan çıktığıgörülmüştür…..

Kısaca, 75 milyona yaklaşan Türkiyenin demografik yapısında aidiyet d uygusunu millet yapısında şekillendirememiş olan ayrımcıların siyasal konumu aşağı yukarı katlanarak en fazla 3,5/ 4milyon kadardır….(Sadece Fransa’da 5 milyona yakın kuzey Afrikalı yaşamaktadır) Kısaca konusosyolojik tabanı itibariyle bir Kürt sorundan ziyade dış desdekli ayrımcı bir stratejinin ekseninde abartılı olarak yer almaktadır…

Demokratik açılım olarak sürümü yapılan siyasal girişimin gerçek hedefleri konusundaki spekülasyonlar bir yana bırakılırsa, bu stratejinin hedefine ulaşması için önce şu hususun doğru cevaplanması gerekmektedir!!! Türkiyedeki ayrımcı hareketsosyal yapının kendi sorunlarından mı çıkmaktadır? Yoksa , manüple yani gerisinde kışkırmayı amaçlayan dış güçlerin politik hedeflerinin bir sonucumudur?

19yy. beri benzer kışkıtmalara sahne olan Anadolu coğrafyasının bu bölümüson dönemde de yeni sürümlere muhatap olmaktadır . Hatırlanacağı üzere, Şemdinli olayları olarak fitilin tutuşturulduğu eylemde,İngiliz Büyük Elçisi Wesmacott’un ve Mı6 nınadının da basında geçtiği görülmüştür…. Ayrıca, İngiliz asıllı İnsan Hakları İzleme Örgütü temsilcisi olarak tanımlanan Jonathan Sugden’in de şemdinli olayları ile ilgili olarak sokak hareketlerine katılanlara “ Bu sefer iyi olmadı, bir dahaki ayaklanmayı daha güçlü yapın şeklindeki” beyanı da basında yer almıştır…. Bir diğer örnek ise son günlerde,gene basına yansıyan şekli ile, Batman’da dernek kurulması için tarikat liderleriyle temasa geçmeye çalışasn Barbara Anna Lakeberg adındaki kişinin de bir CIA ajanı olduğu ve bu kişinin yakalanacağını anlayınca da Kuzey Irak’a kaçmış olduğu şeklindeki haberdir…

PKK üzerinden yürütülmekte olan ayrımcı hareketin dış kaynaklı ve manüple oluşumunun nerelere kadar ulaşmış olduğu gene MİT raporları üzerinden basında izlenmiştir. Bu örgütsel hareketin Avrupa’daki faaliyetinin merkezinin rapora göre Almanya olduğu, KAR-SAZ adı altında buna bağlı olarakçalışan pek çok şirket yapısının bulunduğu bu şirketlerin Avrupa’da Fransa, İsviçre, Hollanda, İngilter, Avusturya, İsveç, Yunanistan, Danimarka, Belçika, Romanya gibi ülkelerden finansal destek sağlandığı gene basında ifade edilmiştir….

Bir diğer husus ise, Black Water olarak tanımlanan ABD ait silahlı örgütün, elindeki binlerce silah ve mühimmatı PKK ve Talibana aktardığı şeklindeki duyumlardır!!!!

Özetle konuya çok boyutlu olarak bakıldığında bölücü hareketin manüplasyon merkezlerinin bir takım dış güçlerin himayesinde olduğu, ve bu ülkelerin politik hedefleri içinde konununyer aldığı tartışmasızdır….Görüldüğü üzere, gerekli destek ve himayenin dış merkezlerden sağlandığına ilişkin kanaatkuvvetlenmektedir… Bu bağlamda, AÇILIM politikasının iyi niyetli süreci içinde manüplasyonmerkezlerinin tahrik olaylarından ellerini çekip çekmeyeceklerinin iyi değerlendirilmesidir!!! Konu dışarıdan emziklendiği sürece bu süreç kısa süreli olacaktır!!! Zira, olayın arka planı önemlidir!!!

Kısaca, ifade edilmeye çalışılanhususlar yaşanmış ve yaşanmakta olan örnekler içindedir. Esas olan, AÇILIM konusunda , konunun manüple yanının çok iyi anlaşılır olmasıdır.Tekrar edildiğinde şayetbazı dış güçler yönünden söz konusu sorun özellikle kendi politik hedefler içinde ve çıkarlarına göre yer alıyorsa ,bütün iyi niyetli yaklaşımlara rağmen istenilen sonucun sağlanması çok zordur…

Bir diğer ifade ile, bu süreçte sadece birileri istedikleri kararları Türk Devletine örtülü bir şekilde kabul ettirmeyi amaçlıyorlarsave daha sonraki hamlenin hazırlığına geçmelerinin alt yapısını söz konusu süreç oluşturuyorlarsa, o zaman bu ihtimallerindikkatte alınması kaçınılmazdır….Zira, manüple bir süreçte AÇILIM IN ileride nasıl bir çözümsüzlük getireceği belli olmayacaktır, ipin ucu görüldüğü kadar dişarıdadır!

Konunun uzun soluklu bir yol olduğu muhakkaktır. Duyulan tereddütlerin gerindeki geçmiş olayların tarih şuurundaki izleri de tazedir… AÇILIM konusunda güney doğu halkının refahına yönelik hedefler bu ülkeyi ve bu ülkenin insanlarını seven her yurttaşın itirazsız kabul edeceği bir husustur.Ancak , AÇILIM olarak sunulan konunun genel çerçevesi belli olmayıp yansıtılanlarçeşitli spekülasyonlara açıktır…Bu nedenlegündemde yer alan sunumlar dikkate alındığında, ister istemezhafızalarda bazı çağrışımlar yapmaktadır…

Bağlantısı nedeniyle, Bilal Şimşir’in Kürtçülük adlıkitabınınC II. 547 sayfasında belirtilen ve yakın geçmişteyer almış olan Marksist- Leninist bir örgüt olan TKDP’nin tüzüğünün 61 maddesindeki hedeflerin günümüz açısından hatırlanması yararlı olacaktır…..

Madde içerine bakıldığında;

*Türk Anayasası’nın değiştirilmesi, Kürt ve Türk terimlerinin Anayasa’da birlikte yer alması ve Türk Devleti’nin bu iki unsurdan oluştuğunun kabul ve ilan olunması

* Parlamentoya kendi nüfusları oranında milletvekili verilmesi,

* Kürdistan olarak tanımlanan yerlere muhacir yerleştirilmemesi ve buradaki köy ve kentlerin isimlerinin değiştirilmemesi,

* Kürdistan şehirlerine aslı Kürt olan idareciler yollanması,

* Türkiye’deki Kürdistan’da resmi dilin Kürtçe olması, okullarda Kürtçe kitap, mecmua ve gazete neşrinin sağlanması,

* Devletin, Kürdistan olarak tanımladıkları yerlerin kalkınması için mali ve iktisadi tedbirler almasını ve bunun için Kürdistan olarak bildikleri yerlerin sınırları içersinde ağır sanayi yatırımlarının oluşturulmasını ve bölgeden çıkan petrol gelirlerinin %74 ünün, Kürdistan olarak belirttikleri yerlere sarfedilmesinin gerçekleştirilmesi. (Michael M. Gunter. The Kurdısh Problem s.302’den Abdülhaluk Çay. Kürt Dosyası s.438

Konu ile özdeşlemesi açısından 15 Ekim 2007 tarihli ABD Dış Politika ile ilgili Ulusal Komiteden David L. Philips’in imzası bulunan raporda ise hedeflerin şu şekilde ifade edildiği görülmekterdir. Rapor içeriğindeki bazı maddelere bakıldığında:

*Bağlantıların kusumsal hale getirilerek, Kuzey Irak’taki Kürdistan Bağımsız Yönetimi’nin (KBY) İstanbul, Bursa ve Diyarbakır’da ticaret ofislerinin açılmasının sağlanmasını,

* Masooud ve Nechirvan gibi diğer Kürt liderlerinin de Türkiye ile ilişkilerinin arttırılmalarının temini,

* Kerkük’ün statüsünün azınlık grupların kırılganlığını arttıracak ve sorunlar yaratacak durumlarına karşı çözüm sağlanmasını,

* PKK örgütü ve liderleri için demokratikleşme süreci içindegerekli af ın çıkarılmasının sağlanmasını,

* DTP ve bağlantılı tutukluların tümünün serbest bırakılmasını,

* Federalizm konusunun toplumda tepki yaratmakta olduğunun görüldüğünü bunun için konuyu topluma daha yumuşa k şekilde ademi merkeziyet olarak kabul ettirilmesinin yollarının aranmasını,

* Türklük tanımının değiştirilerek konunun vatandaşlık temeli üzerinden kabulünün sağlanmasını ve TCK 301 maddesi ile, terörle mücadeye ilişkin yasa hükümlerininyürülükten kaldırılmasını,

*Yargının ele alınarakhesap sorulamaz yapısının islahı konusunda yeni düzenlemelere gidilmesini,

* Öcalan ile diyalog konusunda, DTP üzerinden gerekli yaklaşımların sağlanmasını

*Bölgenin ekonomik yapısına katkı sağlamak için yatırımların arttırılmasının ve özelleştirlme yanında toprak reformuna önem verilmesini…..vb…..

Bu bağlamda özellikle DTP üzerinden Anayasanın değiştirilmesi konusundaki israrın sürekli olarak gündeme getirilmeye çalışılmasının nedenlerinin ifade edilen hususlar kapsamında değerlendirilmesinde yarar vardır!!!Ayrıca konuya , DTP’nin Eylül 2009 başında son yapmış olduğu Diyarbakır mitinginde de kenarından köşesinden değinilmiştir!

Özetle, belirtilen rapor kapsamında güney doğu bölgesinin kalkınması için ticari ilişkiler ve önemli yatırımlara aitgörüşlerin de yer aldığıgörülmektedir….Bu husus esasen devletin asli görevleri içindedir. Konuya yaklaşım şekli ise, ön görülen olumlu mesajların arasına sıkıştırılan ve satır aralarında topluma ve siyaste kabul ettirilmek istenilen satır arası istekleridir….Kısaca asli amaçın ,ülkenin ileriye yönelik bir zamanda toplumu ayrıştırmanın alt yapısını oluşturmanınönhedefleri gibidir!

Türkiye’nin bölgeye bakışına bir örnek olmak üzere, 1993 konsolida bütçeden bölgenin aldığı payın hatırlanmasında yarar vardır…. Bu oran, dünden bu güne aynen artarak sürmektedir…

1993 BÜTÇE RAPORUNA GÖRE DURUM

BölgelerGelir Harcama (Milyar)

* Marmara Böl. 121.595.39.134

* İç Anadolu .Böl. 47.33738. 134

* Ege Böl. 23 38019.385

* Akdeniz Böl. 14.55916.338

* Karadeniz Böl. 10.806 18.142

* Doğuanadolu Böl.3.84418.543

*G.Doguanadolu Bl3.64313.857……

Söz konusu değerler 1993 yılına aitttir. Her yılın bütçe raporları ayrı ayrı tetkik edildiğinde ,özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadoludan alınan gelir ile devletin yapmış olduğu harcamaların oranlarını diğer bölgeler ile kıyası mümkündür…

Bölgenin ekonomik yapısının kalkınmasında gerekli arttırımlara karşı bir itiraz da söz konu değildir….Ancak, yukarıda ifade edilen, TKDP partisine ait tüzüğün 61 talep edilen hususlarınDavid L. Philips’inimzasını taşıyan rapordaki maddeler ve DYP’nin talepleri ile birlikte değerlendirilmeleri ,ister istemez ilginç bir görüntüyü ortaya çıkarmakta vebazı çağrışımlara da neden olmaktadır …

Ülkenin bütünlüğü yönünden çeşitli çevrelerde duyulan rahatsızlıklar ve fısıltı gazeleri üzerinden süre gelen söylemlere dikkat edilmelidir. Konu hiçbir zaman bir Kürt sorunu olmamıştır…. Senaryoların telif hakkı dışarıya aitttir. Bu güne kadar bir takım normlar ileri sürülerek vaki talepler dikkate alındığında uygulamada

* Kürtçe kurslar açılmamışmıdır? Açılanlar, iştirak olmadığından niye kapanmak zorunda kalmışlardır?….

* Çıkartılan gazeler kaç nusha basılmış ve ne kadar satılabilmiştir?..

*Bazı sanatçıların çıkardıkları Kürtçe kasetler e talep ne kadar olmuştur?

* TRT Şeş’in Kırmancça yayınları, Zazaca, Solhanice, Dimillice, Bohtanice lehçeleri ile konuşan insanlarımız tarafından ne düzeyde itibar görmüştür?….

* Neden dış merkezli yayın yapan ROJ TV. Çeşitli lehçeler rağmen Türkçe yayın yapmaklüzumunu görmektedir?

* Senelerdir, “ Oslo, Vatikan, Telaviv, Paris Erivan vb.” çeşitli ülkelerin kentlerinde faaliyetlerini sürdürmüş bulunan Kürdoloji Enstitülerinin asli amaçları nedir?

* Ülkede, kendisini Kürt olarak kabul eden vatandaşlarımızdan kimlerdevletin hangi kademesinde yer alamamıştır?… Bunlar içinde bakan, millet vekili, general, hakim, savcı ,vb..hattabaşbakan ve Cumhurbaşkanı olmalarınaengel bir duruma muhatap olan kimse olmuşmudur?… Konunun cevabı ise yaşamın içindedir….

Bütün bu uğraşıların ötesinde, yukarıda da ifade edildiği üzere somut olaylardan yola çıkıldığında, DTP çizgisindeki oy oranına göre Kürt toplumununTürkiye genelindeki azami yüzdesi % 6 ila %7 arasında olduğu açıktır. Bu kesimin kültürel bütünlüğü iseyaşanan olaylar dikkate alındığında bir dil birliğiyapısını bile göstermemektedir….

Olayın bu kesiti iyi bilindiği için de süreç DTP örtüsünde, PKK üzerinden dayatmalarla Türk siyasetine dış destekli olarak kabul ettirilmeye çalışılmaktadır… Türkiyenin bir Kürt sorunu yoktur ,bu maske altında %90 dışa bağlı olan bir PKK olayı vardır!!! Oynanan oyunun asli hedefi Türk toplumunu önce ayrıştırmak sonra birini diğerine yabancılaştırmak ve son safhada da, Güney Doğu Bölgesinin siyasal yapısını çıkarlarınna göre yeniden biçimlendirmektir….. Bu konuda da, kuzey Iraktaki oluşum ile zaman içersinde gereken bütünleşmenin teminidir….

Etnik farklılık üretmeye yönelik stratejinin neden tarihi temeli yoktur? Neden bölgede tek bir dil üzerinden kültür farklılığının yapısal karakteri şekillenmemiştir?

Ayrımcı politikaları üreten dış kaynaklı enstitüler Kürt olarak kabul ettikleri toplumu MEDLERİN torunları olarak nitelemektedirler…..O zaman bu sorunun coğrafyanın tarihi zilyedliğinin açıklanması yönünden irdelenmesi de gerekmektedir !

* Arkeolojinin verilerine göre, MEDLERİN M.Ö. 1300 re doğru Pers ve Med kabilelerinin Kuzey Doğu Asya üzerinden İran topraklarına geldikleri…ve Urmiye Gölü civarına yerleştikleri,

* M.Ö: 800 kurdukları devletlerinin M.Ö. 647/ 615 yılları arasında bölgeyi işgal edenİskitlerin akrabası olan Kimmerler tarafından siyasi hakimiyetlerine son verilmiş olduğu görülmektedir…

Bu bağlamda Güney DoğuAnadolunun sosyal siyasal yapısı gene arkeolojinin tarihe kazandırdığı veriler açısından ne göstermektedir?

*Mezapotamya bölgesine M.Ö. 3600 da asya üzerinden geldiği ifade edilen ve Turani olduğu kanıtlanan Sümer kavmi bölgenin tarihi zilyetliğini siyasi yönden kazanan bir toplum olarak görülmektedir…Medlerle ilgileri yoktur…

* M.Ö. 2500/1700 arasında Anadoluda hüküm süren Hattiler’in de Ural Altay dil grubuna ait olduğu kabul görmektedir . Bunların da Medlerle ilgisi yoktur…

* M.Ö. 2000 lerde Kuzey Doğu Anadolu ‘da Yaşayan Hurilerin deMed toplulukları ile bağları mevcut değidir…

* Keza gene M.Ö. 2000 Kuızey Mezapotamya’ya gelen ve bölgeye yerleşen Gutlar da Medlerle .bağlantılı değillerdir…

* M.Ö.1900/1700 Doğu Anadolu bölgesine gelen Kimmerlerin de Medlerle ilgisi yoktur…

* M.Ö. 1400/1300 ortaya çıkan Hattilerin devamı olan Hititlerin de Med bağlantıları yoktur…

* M.Ö. 700 lerde gene Doğu Anadoluda devlet kuran Urartuların da Medlerle akrabalığı yoktur…

*M.Ö. 680 lerde Kafkaslar üzerinden Anadoluya gelen İskitleri de Medlerle ilgisi yoktur…

* M.S. 558/575 tarihleri arasında doğu anadolu topraklarını işgal eden Hazar İmparatorluğunun temellerinde yer alan Sabarların da Medlerle bir ilgisi yoktur…

* M.S 451 de Büyük Hun İmparatorluğunun yıkılmasından sonra bölgeye bazı Hun boylarının geldikleri de görülmektedir…Bunların da Medlerle ilgileri yoktur….

*Bizans İmparatorluğu döneminde ise, güneyden gelen Arap ordularının tehditlerine karşı Hazarın kuzeyinden gelen ve Bizansa paralı askerlik yapan Avarlar, Bulgar, Peçenek, Kıpçak ,uz gibi Türk boylarının Güney Doğu Anadollu bölgesine yerleştirildikleri dikkate alındığında, söz konusu coğrafyaya asırlar süren göçler ve istilalar yolu ile Turan kökenli toplulukların geldikleri görülür ki bunların hiçbirinin MEDLERLE ilgisi yoktur!!!

* En son göç 1071 Malazgirt savaşı ile noktalanmış ve asırlar boyunca da Anadolu,Asya üzerinden Türk göçlerini almaya devam etmiştir…

Bölgenin tarihi yapısı konusunda ortaya konulan bulgular içinde şu hususların da yer aldıkları görülmektedir….

*….Erzurum bölgesinin en eski ahalisi Subar adını taşıdığı, Subarların yukarı mezapotamya’da yaşayan ve buradan yayılan Avrupa ve Sami OLMAYAN , bağlantılı dil konuşan medeni bir kavme Sümer ve Babillilerin verdiği bir addır….” Dip not, Artur Ungrad Subartu 1936- Walter de Gruster”…(Dr. Hamit Zübeyir Kosay Erzurumve Çevresi Düp Tarihi…sf.35)

*…Daha sonra batıda bulunan Hititlerce bu kavim Huri diye adlandırılmıştır. Van da hükümet kuran Urartular da Hurice veya Subarca’nın bir şivesini konuşuyorlardı…( Dr. Hamit Zübeyir Kosay Erzurum ve Çevresi Dip Tarihi… Sf.35)

* ….Bizans döneminde….Anadoluya Kafkasya’dan ve Rumeliden hıristiyan Türkler olarak getirilen Bulgar, Avar, Peçenek, Uz, Kuman urukları yerleştirilmiştir… Bu toplulukların büyük kısmı nın Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’ya iskan edildikleri bilinmektedir. Bu türk iskanı hemen hemen her yüzyılda bir yenilenmiştir. İslamdan önce Anadolu’ya gelen birçok Türk Boyu Bizans’ındini politikası ve hıristiyan misyonerlerinin tesiriyle Göktanrı dinini bırakıp hıristiyanlaştırılmışlardır. Selçuklular, Anadolu’ya geldiklerinde buralarını hıristiyan olmuş Tüklerle meskun bulmuşlardır….”Dip not. Mehmet Eröz hıristiyanlaşan Tükler. Ankara 1938 sf.3,4,17,18”…( Dr. Hamit Zübeyir Kosay Erzurum ve Çevresi Dip Tarihi..sf.37)

* …. Bugün modern Türkiye’nin topraklarıOrtaçağ’daDiyarbakır, Van Gölü dolaylarındaki Ahlat eyaletlerini oluşturan topraklar da kapsamaktadır…(Claude Cahen Osmanlıdan önce Anadolu’da Türkler…sf.120)

*…..Anadolu bütünüyle ele alınacak olursa Türklerin sokulmaya başladığı dönemde az nufuslu bir ülkeydi. Fetihler süresince olagelen savaşlardan, katliamlardan ve toplanan tutsaklardan ötürü daha da azalmıştı. Anadolu da farklı yöreler olmasına karşın, Türkler Anadolunun her yerine yayılmışlardı. Orta Asyadan yola çıkan Türlerin çoğunlukla Azerbaycan’a ve Anadoluya yayıldıkları kesindir. Azerbaycan’a yerleşen grubun büyük bir bölümü zamanla Anadoluya gelmiştir…(Claude Cahen Osmanlı’dan önce Anadoluda Türkler…sf.149)

* Evrensel değerler yönünden Türk toplumunun coğrafyadaki yayılma alanları dikkate alındığında akrabalık bağı tesis etmiş olduğu pekçok ulus bulunmaktadır. Çin karşısında baskın olduğu dönemler hariç tutulursa, bölgedeki siyasi ve askeri etkinliğini Çin’e karşı kaybetmiş olan Türk boylarının çoğu, zaman içinde Çinlilerle karışmışlardır…

* Hazarın kuzeyinden batıya yönelmiş lan Türk topluluklarını ise, İskitlerden beri değişik zamanlarda ve istila hareketleri içindeSlavlarla karışarak Slavlaştıkları da bir geçektir… Rus Tarihcisi Gumilev’in ifadesi ile, bir Rus’u biraz kesele, altından Türk çıkar yakıştırması boşuna değildir!…. Bulgarlar ise bunun en somut örneğidir. Bu süreç bütün Balkanlar da da sürmüşrür.

* Avar devletinin yıkılmasından sonra bölgede kalan Türk BoylarıOrta Avrupa coğrafyasında kaybolmuş ve karışmışlardır….

* Orta Asyadan güneye yönelen çeşitli Türk BoylarıAfganistan ve Hindistan coğrafyasında yerel kavimlerle karışarak akrabalıklar tesis etmişlerdir….

* Hazerin güneyinden Anadoluya yönelen Türk Boylarının bir kısmı da Peslerle karışmış ve bu kavinle de akrabalıklar tesis edilmiştir.

* Abbasiler zamanında da bu devlete paralı askerlik yapan diğer Türk Boyları ise, zamanla çoğrafyada karışarak bölge halkıyla akrabalıklar tesis etmiştir…

* Kıpçaklar ile etkilerini Mısırda gösteren Türk boylarının Kurmuş olduğu Memluk Devleti ise benzer akrabalıklar yönünden bir diğer örnektir….

*Anadoluya selçuklular ve sonrasında yoğun bir şekilde gelerek bölgeye yerleşen Oğuz boylarınınhacmı büyük olduğundan, bu coğrafyada fazla bir asimilasyona maruz kalmamışlar, aksine, bölge halkı zaman içinde baskın Türk yapısı içinde erimiştir…

*Tarihin bu kadar akışkansürecı içinde kendilerini saf bir MED toplumu olarak niteleyenlerin sosyolojik ve tarihi geçmişlerinin vekaynağının bu bağlamda sorgulanmasıgerekmektedir!!!

Kısaca, bölge açısından tarihi verilere göre konu tekrar ele alındığında kendilerine MEDLERİN torunuyum diyenler, onca kavimlerin yarattığı fırtınalar arasında 2500 yıl saf ırk olarak başka kavimlerle hiç karışmadan nasıl bu güne kadar gelebilmişlerdir sorusu cevapsız kalmaktadır … Kavimlerin peş peşe istilalarına uğrayan bu coğrafyada özgün varlıklarını nasıl sürdürebilmişlerdir?Yukarıdaifade edilen kavimler yok olmuş olarak kabul ediliyorlarsa, MED torunları varlıklarını ve saf kalma özelliklerini hangi yöntemle koruyabilmişlerdir??? Bunun bilimsel izahı antropolojik açıdan nedir?

Son olarak BİLGESAM araştırma kurumu tarafından Güneydoğu’ da 10 bin 199 kişi üzerinden yapılmış bulunan aidiyet anketinde de Kürtlerin %78 nin Türkiye Cumhuriyetinden ayrılmak istemedikleri bir kere daha ortaya çıkmıştır. Bu, bir aidiyet duygusudur!!!

Gene Prof. Dr. Alemdar Yalçın’ın koordinatörlüğünde Osmanlı tahrir ve mühümme defterleri üzerinden yapılan araştırmalarda, kendilerini Kürt sayan bir çok aşiretin köklerinin Türkmen olduğunun da açıklığa çıktığı amlaşılmaktadır .

Esasen kültürel bozulmalar sonucunda tarih boyunca birçok ters etkileşimle bölge sosyal dokusunun ve lisanlarının etki altında kaldığı bir diğer gerçektir. Bölge halkının lisan durumu üzerine en eski araştırmalardan biri olan Saint Petesburg Akademisinin yayınladığı sözlükte,

* 3000 halis Türkçe kelime

* 2000 Türkçeleşmiş kelime

* 1240 Zint

* 1030 Tükçeleşmiş Farisi

* 370 Eski Pehlevi

* 300 Mahalli Kürtçe

* 108 Gıldani

* 60 Kafkas Türkçesine ait kelimenin olduğu belirtilmiştir…. ( Mahmut Rışvanoğlu Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm)

Bir diğer anlatım daŞerif Fırat’ın Varto tarihidir…..”Herhangibir milletin ana dili olmayan Zazaca ve Kürtçe’nin tetkikinde,bu dillerin aslen Türkçeden kopmuş ve sonra Zint, Kıldani, Farisi, Ermeni, ve Arapça’dan yığılmış bir ve söz yığını anlaşılmaktadır. Ari ve Midyalali lehçelerinden başlayarak Türk ve İran dilinin karışık bir halitası olan bu dil hakkında tarihler kati bir fikir yürütmemişlerdir”…(Şerif Fırat Varto Tarihi sf. 166 )

Özetle bu süreçte, Kürt olarak kabul ettiğimiz insanlarımızın tek bir lisan yapısında kültürel bütünlüğü görülmüyorsa, geçmişten gelen bütün bu oluşumların harmanında bölgenin asırlar boyunca savrulmuş olmasıdır… Kökü Asyaya uzanan bu Turan geleneğinde ayrımcılığa yer yoktur…Kendilerini Kürt olarak niteleyen birçok aşiretimize ait tahrir ve mühimme defterleri okundukça, çoğunun öz benliklerinin binlerce yıllık bir Turan kökünden oldukları gerçeği ile karşılaşmaları da sürpriz olmayacaktır.

Tarihi inkar ederek ve dış güçlerin isteklerine göre gerçeği tahrif ederek çözüm arayışı ileride daha büyük çözümsüzlükleri de getirecektir …Hiçbir ulus labaratuvarlarda üretilemez…..Taba topluluğu yapısından gelen kooperatif karakterdekiülkelerin finansın gücüne dayalı politikaları için tarih geleneğinin algılanması oldukça zordur…..Onlar piyasa koşullarına göre kuruşlandırdıkları şekli ile toplumların yapısal karakterlerini istedikleri gibi değiştirebileceklerini var sayarlar ve büyük hesap hatası da yaparlar…

Günlerdir tartışma konu olan AÇILIMIN içeriği tam olarak bilinmediğinden vegeçmişin acı deneyleri dehatırlandığında konu muhtelif spekülasyonlara neden olmaktadır. Özellikle dış kaynaklı önerilerinbu açılımım paydasında yer almakta olduğu görüşünün haklı nedenleri vardır…

ABD yönünden her ne kadar demokratikleşme insan hakları vb. kavramlar siyasi literatürün madde başları olarak ifade ediliyor olsa da, gerçek, herşeyden önce mevcut durumun ABD. çıkarları ile orantılı durumunda yer almaktadır. Demokratikleşme giderek içeriğinden uzaklaştırılarak bir slogan haline dönüştürülmektedir!!!Konuya örnek verilirse,

* Batista rejimininçıkarcı bir Küba diktatörlüğü olduğu dönemde, ABD nin çıkarlarına hizmet ettiği için bu diktatörlük ABD açısından rahatsız edici olmamıştır ve demokrasi ABD ‘nin aklına gelmemiştir…

* Musaddık, İran petrollerini millileştirmek sureti ile ülkesinin doğal kaynaklarını İran halkının çıkarı için kullanmaya kalkınca kominist suçlaması ile,Batı istihbarat örgütlerinin tahrik ettiği Şah yandaşları tarafından iktidardan indirilmiş ve İran uzun süre Şah Monarşisinin baskıcı rejimi ile yaşamak zorunda kalmıştır….ABD Şah rejimine karşı demokratik oluşum konusunda da herhangibir talepde bulunmamıştır…

* Humeyni teokrasisi ABD çıkarlarına ters düştüğü için Saddam desteklenmiş, daha sonra da Saddam ABD ve İsrail çıkarları için zararlı görüldüğünden anti demokrat bulunarak tasfiye edilmiştir… Bura da da bahanedemokratikleştirme olmuştur…

*1965 de soğuk savaşın hızlı olduğu dönemde, Endonezya da ulusalcıların ülkeninyer altı kaynaklarının millileştirilmesini istemeleri ve ayrıca Cakarta’nın Pekin ve Moskova ile ilişkilere girmesi ABD rahatsız etmiş, İslami kesimi kullanarak kominist tehlikesine karşı toplum tahrik edilerek koministlerin tasfiyesi görüntüsünde bütün ulusalcılar da tasfiye ettirmiştir.. Burada 650 bin kadar insanın öldürülmüş olduğu ve asli sebebin ise ABD şirketlerinin çıkarlarının olduğu çok sonra anlaşılabilmiştir…Demokrasi kimsenin aklına bile gelmemiştir..

Bir diğer örnektegörüntüsündeki paradoks nedeniyle HONDURAS’TAKİ askeri darbe karşısında ABD nin ilgisiz tavrıdır… Genellikle seçim ile gelmiş olan iktidarlara karşı askeri müdahalelerdurumunda ABD. demokrasinin koruyucusu olarak siyasi tavrını ortaya koymaktadır… Başkan Zelaya,demokrasi sürecinde seçimle gelmiş, askeri darbe ile de görevinden uzaklaştırılmıştır… ABD burada sessizdir!!! Zira, Zelaya ulusalcı, darbe yapanlar ise, ABD çıkarlarına göre hareket etmektedirler.. Kısaca, ABD açısından demokrasi bir araç olmaktadır… Rejimin içeriği değil, siyasi iktidarların ABD’nin çıkarları ile örtüşen politikaların istenilen şekildeuygulanıyor olmalardır….

*Analojik olarak olaylara Türkiyede ki olaylar açısındanbakıldığında Ergenekon adı üzerinden sürdürülen davada da ,geçmişte işlenmiş bulunan bazı suç unsurları dikkate alındığında olayın merkezine bu suç unsurlarının koyulduğu görülmektedir..

*Sonraki aşamada, ulus devlet ve üniter devlet yanlısı vatanperverlerin ulusal çıkar çizgsinde muhalefet yapmaları muhtemel görüldüğünden bu kişi ve grupların aynı suç yapısı içinde tanımlandıkları ve dava sürecine eklendikler izlenmektedir…

* Herhangibir örgütleilgisi olmayan ancak Türkiye’nin çıkarlarını dış güçlerin çıkarlarına karşı koruyacak bu insanlarınaynen Endonezya örneğinde olduğu gibi suçlanarak bu dava süreci sonunda tasfiye edilmeleriamaçlanıyor gibidir…

* Bu süreç içinde de gene demokratikleşme sloganı ile konu kamunun önüne getirilmeye çalışılmaktadır!…

*Anlaşıldığı kadar Güneydoğu sorununa tepki verecek olan kesimlerin susturulmaları vetoplumsal reflekslerinin önünün kesilmesinde de bu süreçte işliyor gibidir…

*.İzlendiği kadar sonraki safhalarda Güneydoğuda ki bölücü oluşuma karşı çıkacağı muhakkak olan ve bölgede hesapları olan dış güçlerin operasyonlarını bozacağı muhakkak olan TSK ve komuta kademesindeki bazı emekli generaller üzerinden gene TSK. pasivize edilmek tedir!…Ayrıca,birtakımyapay deliller ve suçlamalarla da olaya muhatap kılınmaya çalışılmakta oldukları intibaı vardır……

*Dava süresince TSK personelininErgenekon davası bağlantılısı kurularak bu kişiler üzerinden yıpratıcı propaganda belli çevreler tarafından yürütülmekte olduğu kanaatı diğer yönden güçlenmektedir…

*Kısaca, silahlı kuvvetlerin etkisiz duruma getirilmesi sonucunda güneydoğuda uygulamaya koymayı hedefledikleri operasyonların başarılı olmasının amaçlanmış olduğu var sayılmaktadır!!!

Çerçevesi doğru konulmamış ucu açık olan bu dava konusunda Johns HopkinsÜniversitesi İleri Uluslar arası Çalışmalar Okulu (SAIS) hazırlandığı ifade edilen Ergenekon raporunun bir yönü ile yargısal açılımdaki şu hususlardikkate çarpmaktadır. Rapor içeriğinde;

* İddia edildiği şekilde bir Ergenekon Örgütünün veya organizasyonunun varlığına ilişkin bir kanıtın bulunmadığı,

* Davanın temelinin Tuncay Güney’in ifadelerinden yola çıkılarak hipotetik bir şekilde sunulduğu,

* Sunulmuş bulunan kanıtların çoğunun güvenilmez oldukları,

* İddianamenin kendi içinde tutarlı olmadığı ve çelişkilerin bulunduğu,

* İddianamenin bir takım ön kabuller üzerine inşa edildiği

* Bu ön kabul ile alakasız bireylerin davaya dahil edilmiş olduklarını,

* Bu görüntünün büyük bir komplonun yansıması olabileceği

* Dava süresindeki uygulamaların toplumun büyük bir kesiminde rahatsızlık yaratmış olduğuna ilişkin örnekleri görmek mümkündür….

Türk siyasi tarihi nde önemli izleri olacak olan bu davanın gerçek yönü ve içeriği ileride mutlaka ortaya çıkacaktır… 1965 de Endonezya da Kominisler bahane edilerek nekadar ulusal hakları savunanlar varsa, aşırı dinci kesimlerin tahriki ile önemli bir tasfiye operasyonunu ABD tarafından sağlamıştır…

Türkiye de, Ulusalcı kesim ABD çıkarlarına ters düştüğü için adete Endonezya örneğimnde olduğu gibi, önce olayın merkezine yasa dışı eylemler konularak, bunun etrafına da konu ile uzak yakın hiçbir ilgisi olmayan yurtsever ve uslusalcı kadrolar koza gibi örülerek bir ceza davası yapısında topluma sunulmuş olarak görülmektedir. Ortaya çıkan gelişmelere bakıldığında ise konu, bircemaat örgütlenmesi üzerinden ve demokratikleşme görüntüsündeki iddialar ile bir tasfiyeyiamaçlanıyor gibidir…

Konu, geniş açılı bir stratejik pencereden ele alınmaya çalışılmaktadır… Bir toplumu içeriden kontrol etmenin en uygun modelleri, etnik farklılaklar kadar, inançfarklılıklarının da arzu edilen şekilde kontrol edilebilmesinden geçmektedir… Halen küresel güç merkezlerinin uygulama alanlarında bu araçlar değişik ülkelerde kullanılmaktadır. Konunun bir diğer örneği deYugoslavyada yaşanmıştır…Irakta da devam etmektedir…. Türkiye yönünden de süreç ayrımcı Kürt kartının son olarak sahnelenmeye çalışılmasında izlenmektedir… Sürece karşı muhalefet yapacak olan yurtseverler ve TSK nın pasifize edilmesine yönelik uygulamalar da peş peşe sürüme konulan çeşitli propagandalar içindeizlenmektedir.

Somut bir örnek olarak Irak’ta sürmekte olan işgal ile ilgili olarak konuya değinen Thomas E. Ricks ‘in ( FİYASKO) adlı kitabının 195 sayfasında bu ülkede Demokratik temsilin amacına ulaşması için ön görülen hususlara ait diyagram incelendiğinde işgal süresince,

* Toplumun Etnik ve dini farklılıkları üzerindenkabilesel bir yapıdaayrışması,

* gerekli askeri yöntemler ilekontrolun sağlanması,

* son safhada sivil liderlik yapısında ve kontrolunda olacak şekilde KABİLESEL, DİNİ ve ETNİKayrışıma göre stratejik başarının ön görülmesininifade edildiği görülmektedir… Özetle ortaya konulan bir ulus devlet modeli olmayıp kontrol altında tutulan bir kabile topluluk olmaktadır…

Bu modelin hedef ülkelerin etnik dini, mezhepsel vb. yapıları üzerinden güncelleştirldiğinin birçok örneklerine tanık olunmaktadır…Aynı konu,farklı değişkenler üzerinden halen sloganlaştırılmış demokratikleşme kavramı kulanılarak Türkiye de izlenmektedir…

Özetle, gelişmeler çok yönlü olarak ele alındığında, Güneydoğu bölgesinin neden bu kadar öne çıkarılmak istenilmesinin dış bağlantısnın sebebinin ne olduğudur? Saddam sonrası Irak’ın durumu ABD işgali ile ortadadır… Bölgede ABD’nin 2011 itibariyle kapsamlı olarak çekileceği de netleşmiştir. Kuzey Irak oluşumunun bu sürecin sonundaki konumunun nereye varacağı ile ilgili pek çok görüş ileri sürülmektedir… ABD yönünden Kuzey Irak’ın güvenliğinin Irak merkezi hükümetine karşı sağlanması da gerekenler içindedir, bu husus ise pekçok kere ifade edilmiştir….

Genel durum itibariyle, PKK üzerinden Türkiye’ye vaki baskı kısacabir yönü ile daralan zaman nedeniyledir …Anılan husus herkesce bilinmektedir!…. .Bu bağlamda bazı hesapların da Türkiye’ye kabul ettirilmesi dönem içinde görülmekte, muhalefet kadrolarının sessiz kalmaları gerekmektedir!…Bu mantığa göre,. AÇILIMIN ile ilgili geleceğe yönelik gelişmeleri n muhtemel yansımaları nelerdir?… Neden acele edilmektedir?

Konuya küresel açıdan bakıldığında,

* Küresel sermaye krizininnereye kadar ulaşacağı halen kesin eğildir. Bütün iyi niyetli ön görülere rağmen krizin artacağı da bazı görüşlerde yer almaktadır…

* ABD’nin tek kutuplu dünya stratejisi giderek geçerliğini kaybetmektedir, diğer güç merkezleri dünya sahnesinde yer almanın hazırlığındadır,

*Ankara Moskova ve Ankara Pekin eksenli çok yönlü stratejik yaklaşımlar, Atlantiğin doğusu ve Batısı tarafından dikkatle izlenmektedir…

* Özellikle Ankara Moskova ekseni üzerinden sürmekte olan AVRASYA işbirliğinin mevcut dengelere etkisi çok önemli olcak gibidir… Birileri bunu mümkün olduğunca engellenmesine çalışabilecektir… Esasen Ergenekon Davasında tutuklu bulunanların içindeAvrasya Politikasını savunanlar da bulunmaktadır!

* Evangelist çizgide etkinleştirilen Siyonist politikalar Batının ekonomik ve siyasal desteği ile güçlüdür. Batının ekonomik sıkıntılarının giderek artması durumundasiyonist hedeflerin zaafa uğramasında da önemli sonuçlar oluşabilecektir…

* Bu konuda Ehud Olmet’in Batı çöküyor “Büyük İsrail bitti “ biz de büyük tehdit altındayız şeklindeki ifadesi, Yediot Aharonot Gazetesi yazarlarından Etian Haber’in “West’s Decline Threatens Us” başlıklı yazısında duyulan endişede dikkate çarpmaktadır

* Irak’ta bulunan ABD Askeri gücü Kuzey Irak oluşumu kadar İsrail içinde bölgede bir teminat olmuştur…ABD 2011 itibariyle bölgeyi boşaltacağına göre hem Kuzey Irak oluşumu hem de İsrail yönünden bölgede denge kayması söz konusu olabilecektir…

*Ancak, 2011 sonrası Kuzey Irak bölgesi ister istemez Irak ulusal gücü ile karşıkarşıya kalacağı varsayımlar içindedir….

* ABD Afganistandaki askeri gücünün giderek artacağı da bir gerçektir. Irakta bulunnan bu kuvvetlerin önemli bir bölümünün de buraya intikal edeceği anlaşılmaktadır….

* Afganistan coğrafyasında her ne kadar terör örgütlerine karşı yürütülen askeri operasyonlar a meşru bir görüntü veriliyorsa da diğer yönden,Türkmenistan doğalgazının Pakistan’ın Belucistan bölgedindeki Gvadar limanından sevki konusundaki projelerin geçerlik kazanması için bölgenin ve güzergahın ABD denetiminde olması gerekecektir…

* Bir diğer yönden İran doğalgazının Pakistan ve Hindistan’a Afganistan coğrafyasından taşınması konusundaki görüşler ise, İran’a karşı tecrit politkası uygulayan ABD içingeçerli bir proje değildir bunun engellenmesi için Afganistanın kendi kontrılunda bulunması gereklidir…

* Belirtilen nedenle,Afganistan coğrafyası üzerinden kuzeyden güneye, ve batıdan doğuya geçiş yapması teklif edilen doğalgaz boru hatlarına ait güzergahın ABD denetiminde olması zorunlu bir politik hedeftir…

* Enerji güvenliği yönünden de Afganistan coğrafyası üzerinde ABD’nin konuşlanması bir zaruret olarak görülmektedir.

* Bir diğer yönden de Hazar bölgesi enerji alanlarının kontrolu konusunda ABD nin bölgede güçlü olmasının zaruri nedenleri ortaya çıkmaktadır

* Ayrıca Afganistan da konuşlanacak ABD güçlerinin Çin’in Batı bölgesi ne yakın bir konuma yerleşmesi Çin’in çevrelenmesi yönünden de ayrı bir stratejik tercihtir…kırgizistandaki Manas üssünün bu bağlamda önemi büyüktür…

* ABD’nin bölgeye yerleşmesi konusundarahatsızlık duyan Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ülkelerinin 2009 Haziranında Yekaterinburg’da bir araya gelmeleri, bir hafta ara ile de Brezilya, RF. Hindistan ve Çin’inoluşturduğu (BRHÇ)topluluğu gene küresel düzeyde ABD karşıtı bir dayanışma OLARAK GÖRÜLMÜŞTÜR..

* Çin’in Türkiye ile ticaretinin Yuan üzerinden yapılması konusundaki yaklaşımı, Cumhurbaşkanı Gül’ün Çin ziyareti, , bunu takiben de kısa süre içinde Urumçi’de Uygur Türklerinin ayaklanmaları ister istemez bu konu da da bazı çağrışımlara neden olmaktadır!!!

* Ayrıca, ortaya çıkan gelişmeler içinde Çin’in tavrının iyi değerlendirilmesi de gerkmektedir

* * Öncelikle ABD nin Afganistan’ kalıcı şekilde yerleşmesi ve kuvvelerini giderek arttırması,

** İngiliz Genelkurmay Başkanı tarafından Afganistan da 30 /40 sene kalınabileceğinin ifade edilmesi,

** Çin’in batıdan kuşaklanması ve içindeki ayrımcı oluşumlara karşı dış güçlerin destekvermekte olduğa ilişkin tepkisine cevap olarak yapmaya başladığı askeri tatbikatların dikkati çekmesi. Bu konuda

***RF ve Çin’in Rusya’nın Uzak Doğu BölgesiHabarovsk ile ikinci aşamada Çin’in Shandong bölgesinde tatbikatların yapılması

*** Urumçi ayaklanmasını takiben Çin’in iki ay sürecek olan bir tatbikatıadeta ordular grubu seviyesindeuygulamaya koyması….

*** Bu tatbikat basına yansıyan şekli ile, Çin’in en batı bölgesindenkuzeydoğu hududuna ( Kuzey Kore hududu) kadar olan alanda planlanmış oduğu haberde görülmektedir

*Genel hatları ile, Çin’in kara gücünün ülkedeki konuşlanmasına dikkat edildiğinde

Lanzhou bölgesinde 228.000

Pekin bölgesinde 300.000

Şenyang bölgesinde 250.000

Jinan bölgesinde 190.000

Nanajing bölgesinde 250.000

Guangzu bölgesinde 180.000

Çengdu bölgesinde 180.000 kişiden oluşan 7 ayrı ordu veye ordular grubu şeklinde oluşturuldukları görülmektedir!!! ( Yves LacosteBüyük Oyunu Anlamak sf. 184)

* Çin bu tatbikatta Kuzey Kore hududunun gerisine özellikle Lanzhou bölgesindenyani oldukça çok uzak bir alandan istediği kadar kuvvet kaydırabileceğinin mesajını vermektedir!!!

*ABD’ini Afganistan’dakuvvet arttırmasına karşı, Çin de batı bölgelerinin güvenliği ve Uygurlar üzerinden yürütülmek istenilen kışkırtmalara karşı, Kuzey Kore üzerinden Güneye bir şekilde çevap vermek ister gibidir…

*Uygur bölgesinin dışında, Tibet ve Tayvan üzerinden Çine yönelik baskılar arttıkça, Çin’in de Kuzey Kore üzerinden Güneye yönelik baskısının artması bu görüntü içinde yer alacak gibidir…

* Bu bağlamda gerek (ŞİÖ) ve gerkse de (BRHÇ)Çin’in ayrıca küresel ölçekte stratejik derinliğini oluşturmaktadır..

* Bu oluşum ise, ABD’nin Asya enerji kaynakları üzerindeki ileriye yönelik hesaplarını oldukça olumsuz etkileyecek gibidir

Belirtilen kuvvet ve güç dengelerindeki kaymalar nedeniyle, ABD açısındasn siklet merkezi giderek doğuya kaymaya başlamıştır. İngiliz Genelkurmay Başkanının Afganistan da 30/ 40 daha kalınabileceğinin gerisinde de muhtemelen bu stratejik hesaplar bulunmaktadır…

Bu durumda ABD için asli çıkar alanının doğuya kayıyor olmasıdır.. ABD’nin Iraktaki varlığının da giderek doğuya intikali gelişmeler nedeniyle zorunlu görülmektedir. Bu nedenle de, gerek Kuzey Irak oluşumu ver gerekse İsrail’in bölgesel güvenliğine katkı sağlamakta olan ABD silahlı kuvvetlerinin 2011 de bölgeden ayrılmaları jeopolitik ve jeostratejik bir zaruret haline dönüşmektedir.

Gerekçeleri değişik değişkenler üzerinden tanımlanmaya çalışılan bu oluşumda ABD’nin bölge güvenliği konusunda Türkiyeyi bir an önce AÇILIM olarak nitelenen sürecin muhatabı kılmasıkısalmakta olan zaman nedeniyledir!!! DTP örtüsünde şekillendirilmiş bulunan PKK nın da aceleciliği bundandır… Zira 2011 ve sonrası için ABD açısından stratejik ağırlık Asya ve doğusudur. Bu dönemde PKK ve destekçilerinin stratejik derinliklerinin tümü ile zaafa uğrayacağı jeostratejinin dikte edeceği bir gerçek olacaktır Bu aşamadan sonra PKK nın gerisindeki önemli desteklerden birinin etkisini azalması kaçınılmaz görülmektedir…

AÇILIM konusunda konunun temel çözümü insanımız olan Kürtlerle eğildir…. Sorun gerisinde kışkırtıcıları olan PKK üretimi iledir. Bu örgütsel yapının gerisinde ipleri ellerinde bulunduranların bu ipleri bırakmaları AÇILIMIN esan çözümünü oluşturacaktır… Aksi durumda konu, sırası geldiğinde bir başka örgütsel yapıda gene dış destekli olarak toplumun önüne sürülecektir…. Çözüm için AÇILIMI planlayanların ve destekleyenlerinsahneden çekilmeleri gerekmektedir….

ERGUN ÖZGEN

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: