Etiket arşivi: filistin

Orhan Birgit: İsrail Filistin’in Kalbini Döverken


Benden dostlara tavsiye.

Kendisine ters gelecek kimselerdenseniz, sakın ola Başbakan’ın görüş alanına adım atmaya kalkışmayın.

Üç gündür İsrail ordusunun en acımasız topları, Gazze’yi aralıksız olarak döverken yerkürede yaşayan irili ufaklı ne kadar devlet varsa, bu “özel durum”u sadece izlemekle vakit geçiriyor.

Buna, AKP iktidarının yönettiği Türkiye de dahildir.

Özel durum, Tel Aviv’in Hamas’ın askeri kanadı İzzettin el Kassam tugaylarının komutanı Ahmed el Caberi ile birlikte 6Filistinlinin katledilişine verdiği ad! Katil olayına hak verdirtmeyi sağlamak için dış dünyaya karşı bulunmuş bir gerekçe!

Saldırının Netanyahu’nun ocak ayında yapılacak genel seçimlerde başarı kazanması amacıyla düzenlendiğini söyleyenlerin yanı sıra; başka yorumcular da Gazze’ye yapılan hava akınlarının İslam âleminin Hicri Yılbaşısı olan 1 Muharrem 1434 ile örtüşmesine de özellikle dikkat çekiyorlar.

İsrail hükümeti, bölgeye kalıcı barış getirmek için “10 yıldır terörist faaliyetler içinde bulunan” El Caberi’nin hedeflendiğini bir savunma silahı olarak kullanıyor.

Hava ve denizden yapılan bombardımanların başlamasının da çağımızın en etkili iletişim silahı olan internetin en yeni yöntemlerinden birisi olan Twitter ile yapılmış olmasıdır.

Meraklıları için söyleyeyim:

İsrail makamları 140 harf içine sığdırmışlar Twitter’daki duyurularını!

Haydi, Sayın Erdoğan’ı daha da hiddetlendirecek bir duyumu da dünküRadikal’den aktararak biraz daha yaygın hale getirmiş olayım:

Bu saldırı organizasyonuna “Bulut Sütunu”adını takan Tel Aviv’deki yetkililer Tevrat, İncilve Zebur’u kaynak gösteriyorlarmış.

Kitabın “Çıkış” bölümünde “Tanrı’nın Yahudilerin gece gündüz ilerlemeleri için bir bulut sütunuyla düşmana karşı koruduğuna”değin yaygın bir inanç paylaşılıyormuş!

“Rab, gündüz bulut sütunu ile bu yürüyüşü gizlerken, geceleri de ateş sütunu ile onlara ışık vererek yol gösteriyormuş!”

İkisi çocuk 18 Filistinlinin ölümü ile sonuçlanan önceki günkü saldırılar hakkında“Bu daha başlangıç. Devamı daha şiddetli olacak” diyen İsrail’e karşı bir zamanlar ünlü“One Minute” seslenişi ile ün yapan Erdoğan, henüz ağzını açmış değil. (15 Aralık Saat 15.00 itibarıyla)

Ankara’nın tavrı Dışişleri Bakanı’nın İsrail’i kuru bir demeçle kınaması ile sınırlı kalmıştır.

BM Güvenlik Konseyi’nin önceki gün kapalı kapılar arkasında 90 dakika süren toplantısından ise kınama bile çıkmamıştır. Üstelik İngiltere ve ABD, bize inat yaparcasına Netanyahu hükümetine tam destek vermekten de geri durmamışlardır!

Başbakan Erdoğan’ın önceki gün partisinin il başkanları toplantısındaki hedefi ise Netanyahu değil, Kılıçdaroğlu’ydu!

Neymiş?

Gücü gücü yetene atasözümüzü unutmamamız gerekiyormuş!

***

İlgi duyan okurlarım için: Anılarımın 1968’den bugünlere uzanan bölümünü içeren “Kalbur Saman İçinde” adlı kitabım Doğan Kitap Yayınları’ndan çıktı.

Cumhuriyet

EMEKLİ KURMAY ALBAY HAYDAR ATEŞ : İSRAİL, FİLİSTİN VE HAMAS GERÇEĞİ


Son dönemde bir Hamas sevdası almış başını gidiyor. Bunun kaynağı nedir ? Filistin sorununda Hamas’ın etkisi nedir? Hamas neden kurulmuş, mali desteği kimden almış? uyguladığı stratejiyi kim belirlemiştir? gibi soruların yanıtını vermek, Hamas sevdasının gerçek yüzünü göstermek için yeterlidir diye düşünüyorum.

İsrail’in kuruluşu, Filistin devletinin ortadan kaldırılışı:

İsrail devletinin kuruluş kararı ABD tarafından 1946 yılında verilmiş, bu devlet için bölgede bir hami devlet bulunması konusunda arayışlar sonucu Türkiye seçilmişti. Bu konudaki ayrıntılı bilgiyi ve Menderes’in bu konudaki rolünü daha önce yazmıştım. İsrail devleti 1947 yılında kurulmuş ve Filistin devleti 1948 yılında ortadan kaldırılmıştır.

Sonraki süreçte Filistinliler varoluş mücadelesi vermeye çalışmış, ancak gerek kendi içindeki aşiret kavgaları ve gerekse ABD ve İngilizlerin desteğiyle ülkelerini dikta ile yönetmeye ve halklarını soymaya devam eden Arap şeyhlerinin ve diktatörlerinin olumsuz bakışı nedeniyle bir daha devlet olamamışlardır. Bu konudaki bilgileri daha önce sizlerle paylaşmıştım.

Filistin’de Birinci İntifadaya (8 Aralık 1987) kadar olan olaylar:

1948 yılından itibaren ortadan kaldırılan Filistin devletini yeniden kurmak için mücadele veren Filistinliler, zaman zaman münferit silahlı eylemler ve çoğunlukla da sivil direniş hareketleri ile seslerini duyurmaya, dünyanın dikkatini sorunlarına çevirmeye çalıştılar. Bu süreçte birtakım silahlı direniş grupları da kuruldu. Bunların başında Arafat‘ın liderliğini yaptığı ve çoğunlukla Batı Şeria‘da faaliyet gösteren Filistin kurtuluş Örgütü (FKÖ) hareketi gelmektedir.

Bilindiği gibi Filistin İsrail tarafından iki parçaya ayrılmıştır. Bunlardan birisi İsrail, Suriye ve Lübnan’la sınırı olan Batı Şeria, diğeri ise İsrail, Mısır ve Akdeniz arasına sıkışmış olan Gazze‘dir ve Batı Şeria ile fiziki bir bağlantısı yoktur. Gazze genelde Filistinli direniş gruplarının kontrolü dışında kalmıştır.

FKÖ’nün kuruluşu öncesinde El Fetih gibi örgütler ağırlıklı olarak silahlı mücadeleyi benimsemişti. FKÖ’nün kuruluşu ile Arafat siyasi alanda mücadeleye başladı ve Filistin devletinin kuruluşu için başta Rusya ve kısmen ABD olmak üzere süper güçlerin desteğini almaya çalıştı. Bu siyasi çabalar ve silahsız eylemler, İsrail halkının önemli bir kısmının da dikkatini Filistinlilerin haklarını verme konusunda iknaya önayak oldu.

İsrail ise siyasi alanda Filistin’in kazandığı sempatiden memnun değildi. Bu nedenle gerek Arafat’ın siyasi mücadelesini akim kılmak, kendi halkının Filistine karşı oluşmaya başlayan sempatisini ortadan kaldırmak ve özellikle Arafat’ın kontrolü dışında kalan Gazze’yi kontrol edebilmek için burada bir örgüt kurmaya karar verdi. Bu HAMAS‘tı.

HAMAS’ı İsrail’in nasıl kurduğunu öğrenmek isteyenler, İsrail’deki Hebrew Üniversitesi‘nde gorev yapan Tarihçi Zeew Sternell‘in konuya ilişkin yazdıklarına göz atabilirler. HAMAS’ın bütün mali kaynağı ve silahlar İsrail’in Gazze’de bulunan komutanı tarafından sağlanmıştır.

Birinci İntifada (Sivil başkaldırı), Filistin devletini kurmak ve Filistin halkının isteklerini kabul ettirmek için 8 Aralık 1987’de Batı Şeria’da başlamıştır. Haklarını aramak için toplanan Filistin halkına destek olmak üzere 400.000 İsrail vatandaşı da (O dönem İsrail nüfusunun yaklaşık 6’da biri) Filistin halkına destek olmak için harekete geçmiş ve İntifada’yı bastırmak için harekete geçen İsrail tanklarının önüne yatmışlar, kendi silahlı kuvvetlerini engellemişlerdir.

İsrail, kendi vatandaşlarınn da dahil olduğu bu hareket karşısında güç durumda kalmış, tek dayanağı olan silahlı güç kullanma ve halk hareketini bastırma konusunda çaresiz duruma düşmüştür. Bunun üzerine, daha önceden 1978’den beri kuruluş hazırlıklarını yaptığı HAMAS’ı harekete geçirmiş ve İntifada’nın ertesi günü 9 Aralık 1987‘de HAMAS’ın kuruluşu resmi olarak ilan edilmiştir.

HAMAS’a İsrail tarafından verilen görev, Arafat’ın öncülüğünu yaptığı FKÖ siyasi hareketine karşı çıkmak ve Filistin’in kurtuluşu için kendi kontrolünde SİLAHLI MÜCADELE yapmaktı. Böylece İsrail, silahlı mücadele ile Filistin devletini kuracağını açıklayan HAMAS’ı bahane ederek tüm Filistin halkına karşı rahatlıkla silah kullanabilecek ve Filistin’in siyasi mücadelesini destekleyen kendi vatandaşlarını da HAMAS’ın silahlı terörünü bahane ederek ikna edebilecekti.

HAMAS’ı yalnız İsrail kullanmamış, Arafat’ın kendi başına hareket etmesinden rahatsız olan ve Filistin meselesinin öncülüğünü yaparak gerek arap aleminde ve gerekse uluslararası platformda söz sahibi olmak isteyen Mısır da HAMAS’tan yararlanmıştır.

HAMAS’ın İsrail tarafından kurulduğunu ve kendi siyasi girişimlerini baltalayacağını bilen Arafat ve diğer Filistinli gruplar, HAMAS’a karşı mücadele etmişlerdir. Nitekim halen Batı Şeria’da HAMAS’ın çok az desteği vardır ve istenmeyen bir örgüttür.

İsrail ise HAMAS’ın silahlı eylemlere başlaması sayesinde istediğini elde etmiş, silahlı teröre karşı mücadele adı altında HAMAS’ın en ufak bir eyleminde gerek Gazze’yi ve gerekse Batı Şeria’yı kan gölüne çevirmiş, Filistin’e sempati duyan kendi vatandaşlarını ve diğer ülkeleri ikna etmeyi başarmıştır.

Birinci intifada karşısında İsrail’in çaresizkalmasının nedeni, İntifada’nın silahlı değil, tam tersine sedece insan kaynaklı ve İsrail halkı destekli oluşuydu. HAMAS bu iki önemli kaynağı ortadan kaldırıp, yerine silahı koydu, bu da İsrail’in çok işine geldi. Filistin mücadelesini kendi istediği alana, yani güçlü olduğu silahlı alana çekmiş oldu. Bununla da yetinmedi, HAMAS Filistinlilerin bir iç savaşa sürüklenmesine, dolayısıyla da İsrail’in Filistin’le savaşan taraf değil, savaşı seyreden ve savaşan Filistinliler arasında taraf olan güç durumuna gelmesini sağladı

Birinci İntifada sonrasi dönem:

HAMAS’ın silahlı eylemlere başlamasıyla İsrail artık istediğini elde etmiş, tek avantajı olan silah gücüyle Filistin halkıyla mücadeleye başlamıştır. Fakat, her terör örgütü gibi kendi kurduğu HAMAS’ı da kontrol altında tutması gerekiyordu. Bu nedenle HAMAS’ın eylemlerini sınırladı. HAMAS Gazze dışında hiçbir eylem yapmıyor, Gazze dışına çıkamıyordu. Halen de böyledir.

İsrail, HAMAS’a olan desteğini doğrudan veremediğinden, gerek kendi kurduğu örgüte maddi destek sağlamak ve gerekse HAMAS’ın ağır silahlar temin etmesini önlemek için, Arafat’ın mücadelesine karşı çıkan ve dolayısıyla HAMAS’ı destekleyen, ayrıca Gazze ile fiziki sınıra sahip olma avantajına sahip Mısır’ı kullanmaya karar verdi. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü MÜBAREK’e ABD vasıtasıyla, başlangıçta her yıl 1 Milyar Dolar zaman içinde 3 Milyar Dolara kadar ulaşan parayı yardım olarak aktardı. Bu para aktarımı geçtiğimiz yıla kadar devam etti.

HAMAS arada sırada Gazze’deki silahlı eylemlerle İsrail’e istediği imkanı sağlamaya devam etti. İsrail ise Gazze’deki eylemleri bahane ederek ve kendi halkını ikna edebilmek için zaman zaman Gazze’nin hemen kuzeyindeki Ashdod bölgesinde (İsrail’in önemli bir liman şehridir) MOSSAD vasıtasıyla patlamalar gerçekleştirip, bunu HAMAS’ın gerçekleştirdiğini ilan ederek kendi halkının azalan desteğini tekrar güçlendirmeye devam etti. Oysa HAMAS Gazze dışında hiçbir eylem gerçekleştirmemiş ve İsrail tarafından kendisine verilen görevi eksiksiz yerine getirmiştir.

HAMAS lideri Şeyh Yasin, Gazze halkının sempatisini toplayabilmek için, İsrail tarafından kendisine gönderilen ve Mısır tarafından verilen paraların bir kısmıyla 2003 yılından itibaren yol, hastane ve okul yapma girişimlerine başlamıştır. Ancak israil bundan memnun olmamıştır.

Nitekim, benim de Batı Şeria‘daki Uluslararası güçte görevli olduğum tarihte, 22 Mart 2004‘te İsrail tarafından düzenlenen bir suikastle öldürülmüştür. Suikast için Filistinli bir gence verdiği 100 Dolar ile gencin mıknatıslı bir sensörü namaz esnasında Şeyh Yasin’in aracının altına yapıştırmasını sağlamış, namaz sonrası Şeyh Yasin’in aracına binmesi sonrasında, silahlı helikopterden gönderdiği füzenin sensöre yönelmesi sonucu aracı infilak ettirerek onu öldürmüştür.

Şeyh yasin sonrasında HAMAS’ın liderliğine getirilen ve aslında Şeyh Yasin’i yol, okul, hastane v.b. projelere ikna eden Profesör Rantisi de yaklaşık 1 ay sonra 17 Nisan 2004’de aynı akibete uğramıştır. İsrail’in bu iki ağır ikazı hedefine ulaşmış, HAMAS projeleri bırakarak silahlı eylemlere ağırlık vermiş ve İsrail’in cinayetleri için zemin hazırlamaya devam etmiştir.

Mısır lideri Hüsnü Mübarek ise İsrail’e yaptığı hizmetler ve HAMAS’ın gittikçe zorlaşan kontrolü için İsrail’den aldığı yardımın artırılmasını istemiş ve yardımın yıllık 8 milyar dolara çıkarılması konusunda ısrar etmiştir. Bunun üzerine İsrail, kendisini mali olarak zorlamaya başlayan ve HAMAS’ı yeterince kontrol edemeyen Mübarek’i devreden çıkarmaya karar vererek, Mısır’daki ajanları vasıtasıyla v ABD’nin de desteğiyle geçen yıl Mübarek’i deviren olayları organize etmiştir.

Filistinde yaşayan, orada uluslararası güçte görev yapan, Filistin meselesini birçok yönüyle bilen ve takip eden birisi olarak, halen Filistin devletinin kurulamamasının en önemli nedenlerinden birisinin, İsrail tarafından kurularak onun istekleri doğrultusunda cinayetlere zemin hazırlayan HAMAS olduğunu, HAMAS’ı desteklemenin gerçekte İsrail’i desteklemenin ve dolayısıyla Filistin devletinin kurulmasını engellemek olduğunu söyleyebilirim

Filistin topraklari uzerine Hristiyan bir bakis acisi


Filistin topraklari uzerine Hristiyan bir bakis açısı:

"Tanri kutsal topraklari gercekten Yahudiler’e mi vaad etti?

Tanri kutsal topraklari Israil’in iddia ettigi gibi gercekten Yahudiler’e mi vaad etti.Herseyden once Tanri Ibrahim’e kutsal topraklari vaad ederken ortada Yahudilik diye birsey yoktu.Yahudilik inanci Ibrahim’den binlerce yil sonra ortaya cikti.(Isak ve Yakup Aramean ve Chadean’dilar) Incil’de Tanri Ibrahim’e "Ben seni Chaldean’dan bu topraklari sana vermek icin getiren efendiyim" demektedir.(Gen: 15:7; Neh 9:7) "Yahudi" kelimesi ilk Ester’de (2.yy’da yazildi) bulduk."Susa’nin guclu bir kontrolu vardi.Yehudi Mordecai olarak isimlendiriliyordu.” Bu "Yehudi’nin Incil’de ilk bahsedilisiydi.

Tanri topraklari Ibrahim gibi tek bir Tanri’ya inananlara vaad etti;herhangi bir insan grubuna veya ulusa vaad etmedi.

Ibrahim’in inandigi tek tanriya inananlar (Ibrahim’in torunlari) Ibrahim’in inancindan gelmektedirler.

"Sana sonsuza kadar sunu vaad ediyorum.Sana vaadim benimle senin ve senin kusaklar boyu gelecek olan torunlarin arasindadir.Senin ve senden sonra gelecek olan torunlarinin tanrisiyim.Simdi yabancisi oldugun butun Cannon topraklarini sonsuza kadar sahip olman amaciyla sana ve torunlarina veriyorum.Torunlarinin da Tanri’si olacagim.Vaadimi tut.Senden sonra gelecek olan torunlarin da tutsun." (Genesis 17:7-9)

Abra-Ham (yiginlarin babasi) olarak adlandirdigi Ibrahim’e Tanri, Ibrahim’in soyundan gelenlerden olusan uluslar yapma sozu verdi.

"Sana vaadim sudur,sen uluslarin babasi olacaksin (tek bir ulus degil!!!).Bundan sonra Ibram degil Ibraham(Ibrahim) olarak adlandirilacaksin.Seni uluslarin babasi yapiyorum.(Goim)- Genesis 17:3-7

Boylelikle Tanri’ya ait olan kutsal topraklar (Ex 19;5 ve Leviticus 25:23) Ibrahim’in tek tanriya olan inancindan gelenlerin topraklari olacaktir.Gercekte de Ibrahim tek Tanri’ya olan inancini yaymak,anlatmak ve gelistirmek icin yasadi ve mucadele etti.Bir ulus kurmak gibi bir misyonu olmadi.(Genesis 12:3;Isaiah 19:24.2)

Tanri kutsal topraklari sadece Ibrahim’in torunlari olan Yahudiler’e mi vaad etti.Incil’de yazilanlar bu topraklarin tek bir ulusa degil uluslara vaad edildigini ( Goiim) vurgulamaktadir. "Yahudi" ve " Hebrew ”kelimesi Ibrahim’den ve Isak’tan binlerce yil sonra ortaya cikmistir.Israil kelimesine ilk Tanri’yla Yakup’un arasinda gecen tinsel bir mucadele sirasinda rastlamaktayiz.

" Tanri adama sordu:
-"Adin nedir?"
-"Yakup " dedi adam.
-"Bundan sonra Yakup ismini kullanamazsin.Senin adin Israil olsun"dedi Tanri ve devam etti:

Cunku sen kutsal seylerle ve insanogluyla kavgaya tutustun ve ustun geldin."

Yakup yeni isminiPeniel’de aldi."Cunku ben Tanriyla yuzyuze gorustum" ( Genesis 32:28-31 ve Genesis 35-13) Yakup ve 12 oglu Canaan’da (Genesis 27:1) dogdular ve yasadilar.Isak burada gomuldu.(Gen: 34:29) Yakup ve cocuklari ,dedeleri Ibrahim’den ve Canaan dogumlu olmalarindan dolayi Aramean/ Chaldean’dilar.Isak’in Eseu’nun ve Yakup’un bir cok cocugu Canaatieler’le evlendiler.(Gen 26:1-43)Bugunki anlamiyla bu insanlar ayni topraklar uzerinde yasayan ve farkli soydan gelen insanlarla karisarak degisik gruplar olusturdular.Aralarindaki tek farklilik ise soydan ote Ibrahim’in tek tanriya olan inancina duyduklari farkliliklardir.

Daha sonra Tanri Ibrahim’le verdigi tahaddutu ayni kosullarla yenileyerek Yakup’a da verdi.

"Butun uluslarin toplanma noktasi olan bir ulus ( ghal Goiim) senden meydana gelecektir.Daha once Ibrahim’e ve Isak’a verdigim vaadi sana da veriyorum." (Genesis 35:11-12)

Acikca goruldugu gibi tek bir ulusdan degil uluslardan bahsedilmektedir ve Yakub’un misyonu tek bir ulus insa etmek degil, tanrinin tekligine olan inanci yasatmak ve yaymaktir.Bu topraklarin sadece bir ulusa vaad edildigi iddiasi bir cesit yorumdur ve hepimizi kendi siluetinden yaratan bir Tanri’yla herhangi bir iliskisi yoktur.Tanri topraklari kendi cocuklari arasinda bolerek savaslara,felaketlere ve acilara yol acan bir emlakci degildir.Yeryuzundeli kaynaklari Tanri’ya dayandirarak bolmek hicbir sekilde tanriya olan inanca,onun sevgisine ve askina hizmet edemez.Ilk andan beri tanri bir grup insanin degil icinde Tanri aski olan herkesin tanrisidir.Aksi taktirde sadece bir grubun tanrisi olan tanridan oteki insanlar nefret edeceklerdir.

Kutsal kitaplarda tanri bizleri kendi suretinden yarattigini soylemektedir. "Tanri insani kendi siluetinden yaratti." Genesis 1:27 Insan oglunu kutsayarak ona "verimli ol,cogal ve yeryuzunu doldur." dedi.Genesis 1:28. Burada anlasilmasi gereken en onemli nokta tanrinin insanoglunu esit olarak yaratmasi ve ona butun dunyayi vermesi ve onu kutsamasidir.Tanri yaratigi bazi insanlara ayricaliklar verip otekileri dislamamistir.

Bu baglamda Ibrahim’in torunlari Ibrahim’in inandigi tek tanriya ve Ibrahim’in misyonuna inanan insanlardir.Yahudiler’in bu topraklara geldigi gunden beri Tanri bu topraklardaki siddetin ana kaynagi oldu.Tekrar sunu soylemeliyim ki,butun bunlar Tanrinin arzusu disinda,tanriyi kendi politik amaclari dogrultusunda kullanmak isteyenler tarafindan yaratilmistir.Lutfen sunlara bir kulak asalim ve Incil’de yazilan su yazilari okuyalim:

"Misir’da Yakub’un cocuklari Israilliler olarak adlandirildi.(Genesis 46:1 ve Ex 1;1ve 9) Misirlilar olarak adlandirilabilirlerdi Ex 1;1-7. Israilliler farkli orjinlerden gelen ve farkli gruplardan olusan yerli Misirlilar ile evlendiler.Saf bir sekilde Ibrahim’in soyundan gelen cocuklar gibi davranmadilar.Farkli gruplarla kaynastilar.Onlari Musa’nin etrafinda toplayan tek sey neydi? Saf kokleri mi? Hayir.Tek tanriya olan inanclari onlari Musaya goturdu.Bircok Misirli ve oteki insanlar essiz tek bir tanrinin varolduguna inaniyorlardi.Ibrahim;le baslayan Tanrinin buyuk vaadinin Isak’ta Yakup’ta ,Yusuf’ta ve Musa’da devam etmesi saf irki kokenlere degil tanrinin tekligine olan inanctan kaynaklanmaktadir.Kenana topraklarina bir inanci yasamak ve farkli uluslardan olusan insanlara tek tanri inancini vermek icin gelmislerdir.10 emire baktigimiz zaman Tanrinin insanlardan tek tanri askiyla birbirlerini sevmelerini ve iyi insan olmalarini istedigigi goruruz
.Dt 6:4-9 (Smai,Ishrael,Adonia…)veta Lev 6:2,19:13,4)

Tanrinin verdigi "misyon" ne demek?

Tanri’nin verdigi misyon Ibrahim’in torunlarina tek tanri inanci vermektir.Kendini Ibrahim/e Isak’a ve Yakup’a aciklayan tanri onlardan farkli uluslardan sevgiye ,merhamete, dayanismaya ve sefkate dayali tek bir tanriril inanc olusturmalarini istemistir.

Tanri Musa’ya "Seni kendi insanim olarak alacagim; efendin olacagim.Ben seni Misirlilar’in boyundurugundan kurtaran efendinim.Ibrahim’e Ishak’a ve Yakup’a verdigim eli sana da verecegim.Ben efendinizim."Ex 6:7-8

"Bana itaat edip Kanunlar Kitabi’indaki emirlere uyarsaniz benim kalbimde ve ruhumda olacaksiniz Dt30- 10"Eger tersini yaparsaniz cezalandirilacaksiniz." "Eger bana degilde oteki tanrilara taparsaniz bugunden size yokedileceginizi ilan ediyorum.Urdun’u gecip de gelidiniz topraklari elinizden alirim." Dt 30;17-20

” Misyon”un ne oldugunu goruyorsunuz.Buradaki misyonun bir toprak parcasinin elde tutulmasi degil tek bir tanriya olan inancin tasinmasidir.Daha once belirttigimiz gibi butun yeryuzu tanriya aittir ve Tanrinin vaadi acikca goruldugu gibi
toprak degil, inanctir.

"Zamani geliyor"dedi tanri.Israil’in ve Juda’nin eviyle yeni bir anlasma yaptigim zaman bu vaad daha oncekilerle yaptigimdan cok farkli olacak.Ben onlarin elinden tutup Misir’in disina cikarttim,onlar anlasmayi bozdular.Ben onlara bir kocaydim’dedi tanri."Kanunumu onlarin aklina yerlestirecek ve yureklerine yazacagim.Onlarin tanrisi olacagim,onlarda benim insanim.Hickimse komsusuna yada kardesine beni ogretmeyecek,cunku herkes beni ogrenecek.Zaaflarini bagislayacak gunahl;arini affedecegim"

"Tanrinin aklinda Israil ve Ibrahim’in tanrisina inanan butun insanlar hakkinda ne oldugunu biliyor musunuz?" (Peygamber Ezekiel 11;19-20)Israil’in torunlari benim buyrukarima uymaz benden cikarsa ulus olmalari duracak (750-585 io)

Tanrinin bahsettiginin toprak olamdigini ve inanc oldugunu goruyor musunuz?

Toprak bolunebilinir fakat inanc butun kalmali.Gercekte yanlis yorumlanmis toprak meselesini ortadan kaldirmak icin Ibrahim’in cocuklari birlikte haraket etmeli ve karar vermeli.1948’de Israil devletinin ilan edilmesine kadar yasayan Yahudiler’in, yasadiklari Arap devletlerinde herhangi bir problemleri yoktu.Israil tanrinin verdigi "misyon’u basardi mi?Maalesef ..Incil’de boyle olmadigini ve Tanrinin onlari nicin cezalandirdigini okuduk.Tanri bunu Dt 30;17-20 ve Housa
8;1-14 ve Housa 1:1-9’da belirtmektedir.

Amos(I.O 780-744) "Tanri sunu dedi ki,Judah’in 3 hatta 4 gunahi yuzunden geriye donmeyecegim.Cunku onlar efendilerinin buyruklarini reddettiler ve yukumluluklerini yerine getirmediler,cunku onlar atalarinin taptigi sahte tanrilar tarafindan bastan cikartildilar.Judah’in uzerine ates yollayacagim…"dedi 2;1-16
Isa’dan 6 yuzyil once gelen peygamber Ezekiel’in soylediklerini okuyalim: "Israil topraklarinda harabelerde yasayan insanlar sunu diyorlar ‘Ibrahim sadece bir kisiydi topraga malik olan.Fakat bizler cokuz.Toprak bize eminim ki maliki olmamiz icin verildi.Tanrinin soyledigi ise ‘Hala kanin icindeysen bu topraklara malik olabilir misin? Kilica bagli kal.Igrenc seyler yapiyorsunuz.Her biriniz komsularinizin karilarina goz atiyorsunuz.Siz bu topraklara malik olabilir misiniz.
Ben varoldukca Harabelerde yasayanlar kilicla cokecekler.Vahsi hayvanlar yigin yigincogalacaklar.Magaralarda ve buyuk yasam yerlerinde salgin hastaliklar musallat olacak.Topragi kurutacagim,kimse uzerinden
asamayacak.Beim efendileri oldugumu bilecekler.Butun kotulukleri yaptiklari zaman topragi cole donusturecegim."Ez 33;23-29

Tanrinin sozu sonsuza kadar gecerlidir.Tanri bugun Israil’de neler oldugunu ve Israil’in insanlara ve topraklara nasil davrandigini bilmektedir.Tanri ayni kizginligini gosterecek.Mevcut durum ve gecmisteki yasananlar Israil’li ogretmenlere dini liderlere ogretilerini duzelttirmeli ve yeniden insa edilerek Israil’e dogru misyonu ogretmelidirler.Bunlardan bir kacini vurgulayalim:

a) Onlardan yeryuzundeki butun uluslari kutsamalari istendi.Gen12;3,Isaiah 19;24

Peygamber Zekeria’nin soylediklerini okuyalim;

"Butun uluslarin arasinda sadece sen lanetlendin.Judah’in ve Israil’in evi seni kurtaracagim.Belki bu kutsanir."Zec 8;13

Israil bugun dunyayi kutsuyor mu?

b) Onlara insanlara nazikce davranmalari ogut verildi.

‘Senin icinde ikamet eden yerliler ve yabancilar icin bir kural var."Ex12;49

"Komsusunun hudut cizgilerini sokenlerin ve yabancilarin,oksuzlerin,dullarin haklarini tahrif edenlerin uzerinde her zaman buyuk bir lanet olacaktir"Dt 27;19,24;17; Ez 22;7; Jr 23;3

Israilliler bugun bunu yapmiyorlar mi?

c)Jubilee (60 yil ) yilinda Israil elindeki herseyi mulklerinin eski sahiplerine geri vermeli."5.yil Jubilee’dir senin icin.Bu jubilee yilinda herkes eski mulkune kavusmali" Leviticus 25;13,27;28

Israil bunu hic yapti mi ; yada bugun yapabilir mi?

Kfir Tugayı Gazze’ye saldırmaya hazır


2008 yılında binden fazla Filistinli’yi katleden tugay, dün sabah dozerlerle ve helikoplerlerle Gazze’ye girdi.

İsrail Ordusu’na bağlı Kfir Tugayı’nın Gazze’deki El-Megazi Mülteci Kampı’nın doğusundaki kırsal alana girdiği bildirildi.

Görgü tanıkları, buldozer ve tanklardan oluşan Kfir Tugayı’nın bölgeye girdiğini, insansız hava araçlarının ise keşif uçuşları yaptığını belirtti. İsrail Ordusu tarafından yapılan açıklamada ise, küçük çaplı operasyonların Gazze’ye yönelik yapılacak yeni saldırı için hazırlık niteliği taşıdığı ayrıca tarihi verilmeyen yeni Gazze saldırısı için İsrail’in Tzeelim bölgesinde askeri tatbikat yapıldığı ifade edildi. Kfir Tugayı, 2008’de İsrail Ordusu’nun Gazze’ye yönelik başlattığı ve binden fazla sivilin hayatını kaybettiği Dökme Kurşun operasyonunda görev almıştı. Bu arada, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak ise, Filistinliler ile barış görüşmelerindeki tıkanıklığın devam etmesi halinde İsrail’in Batı Şeria’nın büyük bölümünden tek taraflı çekilmesi çağrısında bulundu. Diğer yandan İsrail, Beytüllahim’de 300 yeni yerleşim birimi inşa etmek için kazı çalışmalarına başladı. Hafriyatına başlanan arazilerin, daha önce İsrail ordusu tarafından askeri kamp olarak kullanılan 300 dönümlük alanın da içinde olduğu 500 dönümü kapsadığı bildirildi.

Öte yandan, "Osmanlı İmparatorluğu Filistin’e yatırımla geri dönüyor" başlığını atan İsrail Jerusalem Post gazetesi, Cenin sanayi bölgesinin kurulmasına ilişkin TOBB-BİS şirketi ve Filistin yönetimi arasında imzalanan imtiyaz sözleşmesine dikkat çekti.

FİLİSTİNLİ HAREKETLER ACEM OYUNUNU BAŞLAMADAN BOZDU!


İRAN ANALİZ / İslami Direniş Hareketi Hamas, Fetih ve Filistin Özerk Yönetimi yetkilileri yaptıkları açıklamalarda Ahmedinecat başkanlığındaki İran rejiminin Tahran’da bir Filistin zirvesi yapılması yönündeki önerisini reddetti. Devlet medyası Asr-ı İran günlük gazetesinin haberine göre teklif kabul görmedi. Böylece Suriye katliamlarına açıkça destek vererek elindeki tüm fırsatları kaçıran İran’ın Filistin üzerinden yapmak istediği hamle de boşa çıkmış oldu.

HAMAS yetkilisi Gazi Ahmed yaptığı açıklamasında kendileri üzerinden yalan haberler yazan İran medyasına seslenerek Filistin barış görüşmelerinin İran’a nakledilmesi meselesini onaylamadıklarını belirtti.

Bir diğer üst düzey HAMAS yetkilisi olan Salih el-Berdevil ise konuyla ilgili olarak: “Mısır, Filistin milli uzlaşması meselesine dair çok büyük adımlar attı. Bu dosyanın İran veya diğer bir ülkeye transfer edilmesi akıllıca değil.” şeklinde açıklamalarda bulundu.

Fetih hareketi liderlerinden ve Filistin Özerk Yönetimi üyesi Saib Arakat da konuya dair: “Mahmut Abbas Filistin ulusal uzlaşma yolunun Kahire’den geçtiğini daha öncesinde de ifade etmişti. Onun için kim bu meselede yer almak istiyorsa o zaman Kahire’ye işaret etmelidir.” diyerek Tahran’ın hiçbir şekilde kabul edilmeyeceğini de ortaya koydu.

Özerk Yönetim ve Hamas yetkililerinin ısrarlı bir şekilde İran rejimi altındaki herhangi bir uzlaşma oturumunu reddetmesi önemli bir ortak tutum olarak ortaya çıkıyor. Açıklamalar Ahmedinecat idaresindeki uluslararası ilişkiler genel müdürlüğünün sözde bu yöndeki teklifin Filistinlilerce hoş karşılandığı yönündeki iddialarının da yalan olduğunu gözler önüne seriyor. Yalan, karapropaganda ve uydurmalar ile ayyuka çıkan İran resmi medyası, üst düzey yetkililerin açıklamaları İran’ı gerek ülke içinde, gerek bölgede gerekse uluslararası kamuoyunda tamamen itibarsızlaştırmış durumda.

Özellikle Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi nedeniyle Tahran’a gelen çeşitli kişiler, devlet adamları ve yetkililere dair İran medyasında oldukça fazla sayıda yalan haber, sözde onlara nispet edilen açıklamalar yapıldı. Bunların başında Mısır Devlet Başkanı Dr. Mursi’nin dünyanın gözleri önündeki konuşmasının ısrarla yalan ve çarpıtmalarla çevrilmesi ve yayımlanması olayı gelmekteydi.

ESED-ABD GİZLİ İTTİFAKI VE FİLİSTİN’E VURULAN DARBE


ESED-ABD GZL TTFAKI VE FLSTN’E VURULAN DARBE.pdf

DOSYA / ESED-ABD GİZLİ İTTİFAKI VE FİLİSTİN’E VURULAN DARBE


İRAN ANALİZ / Esed diktasının hakimiyetindeki Suriye’nin Filistin direniş hareketlerine ve mültecilere yönelik işlediği katliamlar ve baskıların boyutlarını madde madde ele alan, TÜRKÇE İLK DEFA yayımlanan bilgileri içeren dosyamızla karşınızdayız. Amerika ile Esed rejimi arasında 76 yılında Lübnan’daki direnişin bitirilmesi/ezilmesi yönündeki derin ittifaktan, İsrail’in anlaşmaya sadık kalarak Suriye ile hiçbir şekilde çatışmamasına kadar önemli bilgiler yer alıyor. Ağustos 2012 tarihi itibariyle ABD’nin ve İsrail’in Esed rejimine yönelik siyasetinin 76′dan bu yana değişmediğini, yaptığı açıklamaların birebir benzediğini şaşkınlıkla göreceksiniz.

Filistin davasını, direniş hareketlerini desteklediği yönündeki iddiasının gerçekte ne anlam taşıdığını yine en iyi bu iddiaların muhatabı olan Filistinliler bilmektedir. Ağustos 2012 tarihi itibariyle başkent Şam’daki Yermük Filistin Mülteci kampının yerle bir edildiği, bombardımanda yüzlerce masumun şehit edildiği gelişmeler 1970 darbesiyle iktidara gelen Esed rejiminin temel karakteristiğini bir kez daha ortaya koydu. Bu karakteristik temelde Nusayri zihniyetinin hakim olduğu, özelde ise Sünni düşmanlığı ve kendisine rakip tüm oluşumların, devletlerin ve hareketlerin tasfiye edilmesinden ibaret faşist bir zihniyetin tecessüm ettiği, azınlığa dayalı askeri-muhaberat ağıyla örülmüş bir aile-mezhep-mafya düzeniydi.

FİLİSTİN DİRENİŞİNE EN BÜYÜK DARBE İSRAİL’DEN DEĞİL ESED’DEN GELDİ

1975 işgaliyle birlikte Lübnan’a kadar nüfuz alanını genişleten Esed rejimi burada kendisine en ciddi rakip olarak profesyonel şekilde örgütlenmiş, iyi eğitilmiş bir Filistinli direniş hareketi gerçeği ile karşılaşacaktı. Suriye içinde de Filistinlilere kan kusturan Esed rejimi halen insanların zihinlerinde korku salan Filistin Şubesi adlı korkunç işkencelerin yapıldığı ayrı bir muhaberat birimi kurmuştu.

1948 yılında Filistinin işgaliyle birlikte ilk göçün durağı Suriye oldu. Sonrasında bir kısım daha 1956 yılında ve 1967 yılında Suriye’ye göç etti.

1971 yılında arka planda yine Esed rejiminin destek verdiği, Filistin direnişine büyük darbe vuran Kral Hüseyin liderliğinde Ürdün’de yaşanan Kara Eylül hadisesi patlak verdi. Bu nedenle de birçok Filistinli aile Suriye’ye göç etmek zorunda kaldı.

ESED REJİMİNİN LÜBNAN’DA İŞLEDİĞİ FİLİSTİNLİ KATLİAMLARI

Lübnan’daki Filistin Kurtuluş Hareketi (Örgütü) başta çeşitli direniş hareketlerine en büyük darbeyi Esed rejiminin vurduğu bizzat FKÖ kaynakları belgelemiş, kamuoyu ile paylaşmıştır. Bunlara yönelik saldırılar Hizbul Ketaib adlı Maruni Falanjist örgütlerle Nusayrilerin işbirliği şeklinde gerçekleşmiştir.

Ez-Zeatir, Cisr el Paşa gibi kamplarda büyük katliamlar yaşandı. Birbuçuk aylık kuşatmadan, yiyecek-içecek gibi malzemelerin girişinin yasaklanıp halkın açlığa mahkum bırakılmasından sonra Esed işgal güçleri ancak 14 Ağustos 1976 tarihinde kampa girebilmişti. Sadece ez Zeatir kampında 1976 tarihinde, 3000 Filistinli katledildi.

Bunların bir kısmı tıpkı el Hula’da Şebbihaların yapıldığı gibi doğranarak, bıçaklanarak öldürüldü. Bazıları kurşunlanarak, kadınlara tecavüz edilerek öldürüldü. O kadar ki canlı kalmayı kurtaran görgü tanıkları, sonrasında olaya karışanların anıları zaferi kutlamak için canilerin insanların kafalarından içki dahi içtiklerini anlatmaktaydı! Bunların bazılarının televizyonlara dahi yansıdığı söylenmekte.

Foto: 1976 tarihli Tel Zeatire kampı. 2012 Ağustos ayındaki Humus, Dera, Deyr ez Zor ve Halep gibi….Yerle bir edilmiş.

Buna Suriye destekli Hizbul Ketaib (Lübnan Falanjistlerin) işlediği Sabra ve Şatila Kamplarındaki katliamları da eklemek gerekiyor.

Mecusilerin Devri Geldi adlı kitabın 418. sayfasında zamanın Siyonist başbakanı İzhak Rabin’in Lübnan’a Suriye güçleri girdikten sonra basına verdiği şu demeci aktarılmakta: ” İsrail, Lübnan’a Suriye güçlerinin girişini engellemek için kendisi açısından bir sebep görmemektedir. Bu ordu Filistinlilere saldırmaktadır. Bizim olaya müdahil olmamız demek Filistinlilere yardım etme anlamına gelmektedir. Bizlerin Filistinlileri katlettikleri esnada Suriye güçlerini rahatsız etmememiz gerekiyor. Sonuçta üstlendikleri görev bizler için iyi sonuçlar doğurmaktadır.”

Zamanın Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Fransa devletleri de Esed rejiminin en ciddi destekleyen iki güç olarak Lübnan’a Suriye’nin müdahalesini sevinçle karşılamaktaydı.

Filistin direnişinin sembol isimlerinden FKÖ’nün lideri Yaser Arafat şunları söylemekteydi: “Arapların Şaronu (Yani Hafız Esed) bizi karadan kuşattı, Yahudilerin Şaron’u ise bizi denizden kuşattı.” Yine Arafat Esed ile görüşmüş, Suriye işgal güçlerinin düşmanca saldırıları karşısında açıkça durumu izah etmişti. Ancak aldığı cevap aynıydı!

Fransız Haber Ajansı 29 Eylül 1976 tarihli haberinde eski Siyonist Savunma Bakanı Şimon Perez’in Lübnan meselesinde Şam ile İsrail’in aynı hedefleri taşıdığı cümlelerini okurları ile paylaşmakta ve şunları yazmaktaydı: “Lübnan’ın Filistin Kurtuluş Hareketinin kontrolü altına girmesini engellememiz gerekmektedir.”

el Mücteme’ dergisi 28 Mayıs 1983 tarih ve 172 numaralı sayısında Jonathan Randal’ın Lübnan Felaketi isimli kitabından alıntılar yapmaktaydı. Cümleler şöyle: “1976 senesi boyunca Suriye ve İsrail gemileri Lübnan sahili boyunca devriyeler gezmekte, herhangi bir şekilde Filistinlilere gidecek hiçbir yardıma izin vermemekteydi. Suriye ve İsrail Hristiyan milislere mühimmat ve silah desteği veren iki devlettir.”

Salah Halef ise şunları söylemekteydi: “Yaser Arafat 12 mektubu Hafız Esed’e gönderdi. Burada Beyrut’ta kendilerine yönelik ambargoyu kırmalarını istiyordu.

Cevap alamayınca bu mektuplarından bu sefer özel temsilcisini gönderdi.

Burada da elden Arafatın mektubunu alıp, kötü durumları hakkında Filistinli temsilciden bilgiler alan Hafız Esed’in cevabı şöyle olur:

HEPİNİZİN YOK OLMASINI İSTİYORUM; ÇÜNKÜ HEPİNİZ AYAK TAKIMISINIZ!” Bu önemli cümle bugün Suriye’nin tamamında soykırım gerçekleştiren Esed diktasını destekleyip, Esed çetesinin Filistin direnişini desteklediği yönünde yoğun bir karapropaganda faaliyeti yürüten İran&Şii lobisine verilecek en ciddi cevaptır.

Esed’in yukarıdaki cevabını aldıklarını söyleyen FKÖ liderlerinden şehit Salah Misbah Halef şunları söylemektedir: “İşte tam o zaman bizler Esed’in bize komplo kurduğunu anladık. O zaman onun İsrail ile, Amerika ile ve Hizbul Ketabi (Maruni Falanjistler) ile ilişkilerinin kanıtlandığını gördük.”

Hafız Esed’in sadece Suriye için değil Lübnan ve Filistin için de tam bir yıkım, terör ve katliamların mimarı olduğuna dair uzun makale için tıklayınız:

http://www.thefreesyria.org/f-s-1/rawafed-1303b.htm (Erişim Tarihi: 13.08.2012) Ulaşılmaması durumunda حافـظ الأســد فـي لبنــان başlığı ile bir tarama çok geniş bir şekilde Esed rejiminin katliamlarını, siyasetini ve cinayetlerini ortaya koymaktadır.

Öte yandan zamanında Musa Sadr’ın şimdi ise başkanlığını Esed yanlısı Nebih Berri’nin yaptığı Şii Emel Örgütü de Beyrut’taki Filistinli mülteci kamplarını kuşatmakta, direnişe ciddi darbeler vurmaktaydı. Oysa bu hareketin Şii militanların büyük kesimini FKÖ gibi direniş hareketleri eğitmişti!

TARİHİ İFŞAATLAR: AMERİKA İLE ESED REJİMİ ARASINDAKİ DERİN İTTİFAK

Lübnan’da bu katliamları yaparak mevcudiyetini sürdüren Esed rejiminin Amerika ve batı ile anlaşmadan bunu yapmasının imkanı olmadığını herkes bilmektedir. Bu anlaşmanın esrar perdesinin çoktan kalktığını söyleyerek şu tarihi ifşaatları paylaşıyoruz:

Avustralya Halk Gazetesi 14 Aralık 1976 tarihli nüshasında önemli bir gelişmeyi haber olarak vermekteydi. Buna göre;

Rıfat Esed, Amerikan Başkanının temsilcisi Dan Brawn ve Hizbul Ketaib gibi aşırı ırkçı Lübnanlı örgüt temsilcileri bir araya geldi. Üzerinde anlaşılan hususlar şunlardı:

1- Suriye rejimine destek

2- Rejime muhalif planların ortaya çıkması için CIA’nın Şam’daki varlığını artırmak ve güçlendirmek

3- Lübnan’daki Suriye varlığını mümkün mertebe gizleyip örtmek

4- Golan’daki uluslararası çekiç gücün görev süresini uzatmak

5-Lübnan direnişini Suriye’nin denetimine vermek; içerde ve dışardaki sol hareketleri ezmek

6- Amerika İsrail’in Suriye cephesinde hareket etmeyeceği sözünü vermektedir.

İran Analiz Özel Kaynak: Aynı şekilde benzer talepler ve isteklerle Esed rejiminin İngiliz istihbaratı ve mason teşkilatlarıyla da anlaşmaya vardığı yönünde bize has özel kaynaklarımızın aktardığı önemli bilgiler mevcut. Kaynağımız devrimin başarıya ulaşıp muhaberat belgelerinin ele geçirilmesiyle birlikte Batı ile Esed diktası arasında bilinenin kat be kat fazlası derin ilişkilerin ortaya çıkacağını, Arap ve İslam alemine ihanetin boyutlarının gözler önüne serileceğine dikkat çekiyor.

21 Ocak 1976 tarihinde Beyaz Saray sözcüsü başkanın Lübnan’a dış bir askeri müdahaleye karşı olduğunu aktarmaktaydı.Tıpkı şimdi olduğu gibi o zaman da ABD, müdahalenin Suriye ve uzantılarının çıkarlarına ters olacağını düşünerek maslahat görmemekteydi.

29 Ocak 1976 tarihinde ABD Dışişleri Sözcüsü Suriye’nin oynadığı önemli rolü itiraf ederek Lübnan sorununun çözümünde Suriye’yi işaret etmekteydi.

27 Ocak 1976 tarihinde United Press Ajansı Washington’dan naklettiği haberinde Siyonist devletin Suriye’ye mektubunu aktarmaktaydı. Buna göre güney Lübnan’daki durumla ilgili olarak Fredirick Brown İsrail-Suriye-Lübnan hükümetleri ile telefon görüşmesi yaptığını, durumu yakından takip ettiklerini söylemektedir. Bu görüşmeleri İsrail gazeteleri de itiraf etmektedir. Suriye’nin Amerikalı yetkililere güneydeki askeri kuvvetlerinin Lübnanlı ve solcu direniş hareketlerini hedef aldığını aktardığını belirtmektedir. Bu nedenle de Yahudiler ve Amerikalılar Lübnan’a Suriyenin müdahil etmesinde Esed’in yanında yer almışlardır.

15 Nisan 1976 tarihli Reuters haberinde Henry Kissinger’in ABD’nin Lübnan’da önemli bir rol oynadığını, Suriye’nin de bu bağlamda teşvik edildiğini, tasfiye projesi bağlamındaki görüşleri, çıkarları doğrultusunda durumun ilerlediğini gördüklerini yazdı. Suriye’nin Lübnan’daki politikası ABD’nin tamamen istedikleri yolda ve çıkarları yönündedir!

18 Ağustos 1977 tarihli Şarkul Avsat gazetesinin haberine göre Esed ile Carter Cenevre’de görüştü. Lübnan’daki Filistin ve Lübnan direnişinin ezilmesi/bastırılması süreciyle ilgili olarak bunun büyük stratejinin bir parçası olduğu nakledildi. Direnişin zayıflatılması ve muhaliflerin tasfiye edilmesi stratejinin bir parçasıydı. Carter normalde diğer Arap liderlere yaptığının aksine Esed’in görüşme talebini kabul etti ve Washington yerine Cenevre’de bir araya geldi.

70′li yıllardan bu yana Suriye’nin Amerika’nın Ortadoğudaki çıkarlarına halel getirecek hiçbir ciddi girişimde yer almaması, herhangi bir somut teşebbüste bulunmaması, Irak işgaline açıkça destek vermesi, BOP projesinin yürütülmesinde Şii-Alevi kartını sonuna kadar kullanması ve buna mukabil de 2011 Suriye devrimine Amerika’nın destek vermemesi, ciddi anlamda Esed reimine baskı uygulamaması aradaki gizli derin ittifakın somut göstergeleri olarak değerlendiriliyor. Yine de Mübarek gibi 30 yıl desteklediği bir iktidarın kesin devrileceğine kani olan bir ABD’nin çıkarlarını tehlikeye atmayacağı gerçeği Suriye için de söz konusu. Ancak yaşanan halen ABD-Esed arasındaki ittifakın İran faktörüyle birlikte halen devam ettiğini gösteriyor.

5 Haziran 1976 tarihinde General Moşe Dayan Fransız Haber Ajansına verdiği demecinde İsrail’in gözlemci statüde olduğunu söylemekte ve eklemekteydi: “Suriye güçleri Beyrut’u işgal edip kırmızı hattı yaksa bile müdahil olmayız; çünkü Suriye güçlerinin Lübnan’ı işgal etmesi İsrailin güvenliğine karşı bir meydan okuma eylemi değildir!”

Foto: Soldaki Moşe Dayan, sağdaki ise yine Suriye rejimini Lübnan’daki konumundan ötürü methu sena eden Ariel Şaron

2011 DEVRİMİYLE BİRLİKTE ESED REJİMİNİN KATLETTİĞİ FİLİSTİNLİLER

14 Nisan 2012 tarihine kadar Şebbihalar ve Esed güçlerinin öldürdüğü Filistinli sayısı 120′yi buldu. Nisan-Mayıs-Haziran-Temmuz ve Ağustos gibi katliamların beş katı arttığı, Şam’daki Yermük mülteci kampının uçaklarla bombalandığı tarih aralığına dair Filistinli katliamının istatistikleri mevcut değil.

15 Nisan 2012 / Hama Kampı dışında yaşayan Fadi el-Este adlı Filistinlinin aracı ağır silahlarla tarandı ve öldürüldü. İki saat öncesinde kendisi devirmle ilgili el Cezire kanalına konuşmuştu.

Siyonistlerin Gazze saldırısında 124 Filistinli şehit olmuş 600 kişi ise yaralanmıştı. Suriye’de ise bunun on katı fazla şehit ve yaralı bulunuyor. Buna tutuklanıp işkence ile şehit edilen, cesedi bilinmeyen, kayıplar dahil değil.

Filistinlilere yönelik katliamlar tıpkı Suriye halkına olduğu gibi İran devrim muhafızları, Hizbullah, Bedir Tugayları ve Mehdi Ordusu teröristlerinin desteğiyle Şebbihalar tarafından tüm hızıyla sürüyor.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: