Etiket arşivi: gizli tanık

BAKANLIK’TAN GİZLİ TANIKLARA ÇİFT BÜTÇE GELİYOR


Adalet Bakanlığı, gizli tanık dinleme programını da içeren bilişim projesinin bütçesini iki katına çıkarttı

Adalet Bakanlığı, ‘gizli tanık dinleme sistemine‘ dönük ‘Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi‘ projesi çerçevesinde, ‘Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı‘na ayırdığı bütçeyi 2.5 kat artırdı. 2012’de 68 milyon 947 bin 650 lira olan bütçe, gelecek yıl için 163 milyon 287 bin liraya çıkıyor.

Özel yetkili mahkemelerde uygulanan ‘gizli tanık dinleme‘ projesini de içeren sistem, tanıkların ses ve görüntülerinin değiştirilmesini; uzaktaki sanık, tanık ya da şikayetçinin ‘video konferans’la dinlenmesini amaçlıyor. 2012’de deneme olarak başlayan çalışma, 2013’te yaygınlaşıyor. Bütçe taslağında SEGBİS içinde yapılacak ek yazılım ile gizli tanık dinlenmesine olanak sağlanacağını açıklandı.

AMAÇ DEŞİFREYİ ENGELLEMEK

Ek yazılımla, ‘Tanık Koruma Kanunu’ çerçevesinde dinlenecek tanıkların uzaktan ses-görüntülerinin değiştirilmesi suretiyle dinlenmesi sağlanacak. Suç örgütlerinin kimliği saklı tanığın deşifresine yönelik girişimleri sonuçsuz kalacak. Husumetini çektiği kişilere izini kaybettirmek isteyenlerin başka adliyede ifade vermesi sağlanarak can güvenliği korunacak.

KAYNAK: AKŞAM

Ergenekon’da hem tanık, hem sanık


Davası’nda dinlenilen ‘Gizli Tanık 9’ kimliğini açıkladı. Dava sanıklarından biri olduğu anlaşılan Gizli Tanık 9’un talebi üzerine mahkeme, açık kimliğinin yayınlanmasını yasakladı.

’Gizli Tanık 9’, 17 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay’a yapılan silahlı baskına ilişkin açıklamalarda bulundu. Gizli Tanık 9, Alparslan Arslan’ın kendisine Danıştay baskını ile ilgili olarak " İlker Başbuğ buraya getirilmeden bu dava çözülmez" dediğini öne sürerek "Ne hikmetse Sayın İlker Başbuğ yıllar sonra tutuklandı. Alparslan Arslan’ın ne dediği anlam kazanıyor" şeklinde yorumlarda bulundu.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ’de görülen Ergenekon Davası’nda dinlenilen Gizli Tanık 9, hakim Mustafa Yücel Özbilgin’in öldürüldüğü, 4 hakimin yaralandığı 17 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay’a yapılan silahlı baskına ilişkin açıklamalarda bulundu. Kimliğini açıklamasının ardından dava sanıklarından biri olduğu anlaşılan Gizli Tanık 9’un, orjinal sesi ve görüntüsü duruşma salonunda bulunan ekranlara yansıtıldı. Ancak mahkeme heyeti, Gizli Tanık 9’un açık kimliğinin yayınlanmasına yasak getirdi.

HEM TANIK HEM SANIK

Mahkeme başkanı Hasan Hüseyin Özese, kimlik tespitinin ardından gizli tanığa haklarını hatırlatarak "Aynı zamanda bu davada sanık olduğunuz için yemin ettiremiyoruz. Yeminsiz olarak sizi dinleyeceğiz. Maddi gerçeğin ortaya çıkması için sizden doğruyu söylemenizi bekliyoruz" dedi. Gizli Tanık 9 şu ifadeleri verdi:

"Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba atılması işini Veli Küçük ’ten aldım. Veli Küçük sana iki el bombası verilecek’ dedi. Sonra Ataşehir’de bir dairede Muzaffer Tekin bana iki bomba, Alparslan’a da bir bomba verdi. İlk iki bombalı eylemi ben yaptırdım. Suçlarım bunlarla sınırlı. Üçüncü bombayı Alparslan Arslan kendisi atmıştır. Danıştay saldırıyla da ilgim yok. Alparslan Arslan olaydan 46 gün sonra çıkıp 90 yaşındaki şeyh Salih Kurter’in kendisini azmettirdiğini söyleyerek, asıl karanlık güçleri kamufle etmeye çalıştı. 90 yaşında yatalak bir kişiyi kendisine dini lider olarak seçtiğini söylüyor. Ayrıca olayı azmettiren kişi bu diyor. Hangi lider kendi adamının bakımına muhtaçtır? Ankara Cumhuriyet Savcısı Şemsettin Özcan da ona itibar ederek, olayla hiç ilgisi olmayan 6-7 kişiyi tutuklattı. Danıştay saldırısıyla ilgili iddianame bu şekilde hazırlandı.

Aslında iddianameyi hazırlayanların da yargılamayı yapanların da olayın iç yüzünü bildiklerine eminim. Ama Ankara’daki mahkemenin başka türlü yargılama yapması imkansızdı. Bu olaylar hep böyle olmuştur. PKK bir olay yaptığında derhal MOBESE kameraları vasıtasıyla failleri ortaya çıkartılıyor. Ancak kendilerine ulusalcı diyenler vasıtasıyla bu davada iddia edilen olayların üzeri kapalı kalıyor. Kameralar da kaybolur görüntüler de bulunmaz. Bu saldırı(Danıştay saldırısı) Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yapılmıştır. Bu kurumun (Danıştay) eski başsavcısı Tansel Çölaşan, o kurumun başsavcısı olmasına rağmen OYAK kamera kayıtlarını inceleyip emniyete bildirmemiştir. Kendi mesai arkadaşlarını şehit edenleri ortaya çıkartmak yerine mesai arkadaşlarını şehit edenlerin avukatlığına soyunmuştur. Bu olayda gerçeği ortaya çıkaran İstanbul bağımsız savcı ve hakimleridir. İstanbul bağımsız savcı ve yargıçlarının çıkacağını bilselerdi yapmaları mümkün değildi. Cumhuriyet tarihinden İstanbul bağımsız savcı ve hakimleri ortaya çıkana kadar olaylar bu şekilde gerçekleşmiştir."

Gizli Tanık 9, Danıştay Davası’na bakan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Orhan Karadeniz’in Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından emekli Albay Levent Göktaş ile aile dostu ve işortağı olduklarını iddia etti.

"TEK TALEPLERİ SANIKLARIN TAHLİYE EDİLMESİ"

Gizli Tanık 9, "Bu olayı Alparslan Arslan’a yaptıranlar kendilerine ’ulusalcıyız’ diyorlar. Başta CHP olmak üzere kendilerine ulusalcıyız diyenler mahkeme geliyor, saldırıya uğrayan Cumhuriyetin hakimlerini savunmuyorlar. Tek talepleri var sanıkların tahliye edilmesi. Bir tane ulusalcı mağdur tarafında yer almamıştır. Bu bir akıl tutulmasıdır" dedi. Mahkeme Başkanı Özese tarafından yorum yapmaması konusunda uyarılan Gizli Tanık 9, "Söylediklerim yorum değil, bir hakikat, somut bir kanıttır" diye cevap verdi.

"ARSLAN, SARIKIZ, YAKAMOZ VE AYIŞIĞI’NI SAKIZ EDEREK SÖYLÜYORDU"

Gizli Tanık 9, "Alparslan Arslan’la 2005 yılının sonlarında kendisiyle Üsküdar’da sahilde sohbet ettiğimde Sarıkız, Yakamoz ve Ayışığı’nı sakız ederek söylüyordu. Arslan, Sarıkız gel seninle Ay ışığında sohbet edelim’ diyordu. Bu sohbette bana ‘Bir yerlerden malzemeler gelecek, kendi evinde saklar mısın?’ dedi. Ben de kabul etmedim" şeklinde konuştu.

"DAVANIN ÇÖZÜLMESİ İÇİN BURAYA İLKER BAŞBUĞ’UN GETİRİLMESİ GEREKİR"

Gizli Tanık 9, Alparslan Arslan’ın yaptığı eylemlerden sonra, ortadan kaldırılması korkusuyla yakalanmak istediğini de söyleyerek şöyle konuştu:

"Alparslan Arslan kendisini ulusalcı diye tanımlıyor. Alparslan Arslan’ı önceleri vicdanlı bir arkadaş olarak tanımıştım. Yakalandıktan sonra kendisiyle aynı yerde kalmıştık. Bana ben çıkmaz bir yoldayım, sakın geri adım atma. Hakkını helal et’ diye beyanı olmuştu. Bu davanın çözülmesi için buraya 2010 yılında geldik. Ben bu olayı çözeceğim dediğimde kendisi (Alparslan Arslan) aynen şu beyanda bulunmuştur: Bu davanın çözülmesi için buraya İlker Başbuğ’un getirilmesi gerekir.’ Sayın İlker Başbuğ’un buraya getirilmeden bu davanın çözülemeyeceğini beyan etmiştir. Ne hikmetse Sayın İlker Başbuğ yıllar sonra tutuklandı. Bu da Alparslan Arslan’ın ne dediğine anlam kazandırıyor."

Mahkeme Başkan Hasan Hüseyin Özese sık sık Gizli Tanık 9’u "Sadece bilginizi, görgünüzü anlatın, yorum yapmayın" diyerek uyardı. Duruşma savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, tutuklu sanıklardan Alparslan Arslan’ın uyuşturucu kullanıp kullanmadığı sordu. Gizli Tanık 9 ise Arslan’ın uyuşturucu kullandığını görmediğini söyledi. Duruşma Gizli Tanık 9’un dinlenmesi ile devam ediyor.

AÇIK KİMLİĞİYLE İFADE VERENLER

Davada, daha önce gizli tanıklar Poyraz ve Hisar da gerçek kimlikleri ile ifade vermiş ancak açık kimlikleriyle ilgili yayın yasağı konulmuş, PKK’nın eski yöneticilerinden Şemdin Sakık ise kimliği konusunda yayın yasağı olmadan ifade vermişti.

Gizli tanıklıkta ölçü sorunu


Sedat Ergin
sergin1

ERGENEKON davasının geçen haftaki bir duruşmasında 16 numaralı gizli tanık “Deniz”in aslında PKK’nın eski yöneticilerinden Şemdin Sakık olduğunun ortaya çıkması, Türk kamuoyunda gizli tanık uygulamasıyla ilgili canlı bir tartışmanın patlak vermesine yol açtı.

Ve hemen akla ilk gelen sorulardan biri de şu oldu: Bir terör örgütünün üst düzey yöneticisinin TSK mensuplarına karşı tanıklığı geçerli olabilir mi? Bu sorunun aslında hukukun en temel kurallarından birini ilgilendiren basit bir nedeni var. Şöyle ki, bir mahkemede hâkimin tanık kürsüsüne çıkan bir kişinin ifadesini almaya başlamadan önce usulen yönelttiği ilk soru her seferinde şu olur: “Sanık ile aranızda bir husumet var mı?”

Husumet sorusunun aydınlatılması, tanığın dürüstlüğünü, verdiği ifadenin objektifliğini anlayabilmek bakımından hayati bir kriterdir.

* * *

Ergenekon soruşturmasının 2007’de başlamasının ardından aynı yılın sonunda çıkarılan 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu ile birlikte gizli tanık uygulamasının bugün oldukça geniş bir kullanımını görüyoruz.

Yalnızca Ergenekon davasında toplam 44 gizli tanık bulunuyor. Gizli tanıklar mahkeme salonunun dışındaki bir odaya alınarak, ifadeleri telekonferans yöntemiyle ses ve görüntüleri başkalaştırılarak salona aktarılıyor. Böylelikle tanığın kimliği korunmuş oluyor.

Ancak tanığın gizli kalması pek çok sakınca yaratıyor. Öncelikle güvenilirlik sorunu beliriyor. Gizlilik, sanıklar bir tarafa, davayla ilgisi olmayan üçüncü şahısların bile iftiraya uğrayabilmesine kapıyı aralayan, istismara uygun bir durum yaratıyor.

Gizli tanıkların inandırıcılığı konusunda çarpıcı bir örnek Ergenekon davasında geçen mayıs ayında bir duruşmada sanık emekli Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek ile kendisinin aleyhinde ifade veren gizli tanık “Efe” arasında yaşandı.

“Efe”, Çiçek’i Erzincan Orduevi’nde Başsavcı İlhan Cihaner ile birlikte gördüğünü söyleyince, Çiçek “Ben o gün ne giyiyordum?” diye sormuş, “Yeşil… ” yanıtını verince Çiçek’ten “Denizciler yeşil giymez” yanıtını almıştır. Efe, “Pardon beyazdı” diye düzeltince, Çiçek “Ocak ayında beyaz mı giyiyordum?” diye karşılık vermiştir. Deniz subaylarının kış üniforması siyahtır.

* * *

Bütün sakıncalarına karşılık, gizli tanıklık Avrupa hukukunun yasakladığı bir uygulama değil. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarında, soruşturmalarda gizli tanık kullanılmasına onay veriliyor, ancak tanınan esneklik bir dizi koşula bağlanıyor.

AİHM’nin doktrini, tanığın kimliğinin gizli tutulması ihtiyacı ile savunma hakkının engellenmemesi gereği arasında bir dengenin kurulmasıdır. Bu amaçla sorgulamanın çekişmeli geçmesi, savunmanın gizli tanığa istediği soruları yöneltebilmesi imkânı sağlanmalıdır.

Türkiye’deki uygulamada ise gizli tanık uygulamasında savunma hakkının kısıtlandığı konusundaki şikâyetler uzun bir liste tutuyor. Örneğin bir gizli tanığa husumet olup olmadığını anlamak açısından -eğer bir davada sanık ise- bunun hangi dava olduğunun sorulmasına bile izin verilmiyor.

Ergenekon davasında da avukatlık yapan Ceza Hukuku Profesörü Köksal Bayraktar, öncelikle “zorunlu hallerde başvurulabilecek bir uygulamanın yaygınlaşmasıyla zorunluluk sınırının aşıldığına” dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Çok aşırıya gidiliyor. Bu kadar çok gizli tanık dinlenince ve diğer tanık taleplerine pek yardımcı olunmayınca bu durum suistimale yol açıyor. Ayrıca gizli tanıkların bütün ifadeleri doğru kabul edilerek, süzgeçten geçirilmiyor. Bütün bunlar savunmayı güçsüz kılıyor.”

Karşılaşılan sorunlar, gizli tanık uygulamasını ciddi bir şekilde tartışmamız gerektiğini gösteriyor.

BANA GİZLİ TANIĞINI SÖYLE SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM


ERGENEKON Davası nasıl başladı anımsarsınız.

Tuncay Güney diye birinin işkence ile alınan ifadelerinden yola çıkarak.

Kimdi bu Güney?

Sahtekarlıktan hükümlü, sahte haham, eşcinsel.

Her şeyi biliyordu; devleti,siyaseti, askeri, polisi, kaçakçılığı, uluslararası ilişkileri, terör örgütlerini, gizli örgütleri, istihbarat teşkilatlarını, kara parayı, ak parayı.

Adam deha; yok,yok.

Sonra kapağı Amerika’ya attı. Bul bulabilirsen, daha doğrusu bulmayı istersen.

Nasıl devam ediyor ERGENEKON?
Ne bulursan çuvala koy yöntemiyle.
20 dava dosyası.
Milyonlarca sayfa.
Oku okuyabilirsen, anla anlayabilirsen, çık içinden çıkabilirsen.

Bunlar yetmedi.
Gizli tanıklar girdi devreye.
Nasıl adamlardı bunlar?
Ablasını öldürmüş, yeğenini pazarlamış, hırsız, gaspçı,dolandırıcı.
31 yıl hapse mahkum olmuş çocuk tecavüzcüsü.
Yetmedi, PKK Terör Örgütü’nün iki numaralı elebaşısı.

DENİZ kod Şemdin Sakık, gizliliğe de gerek görmedi. Meydan okudu devlete, TSK’ya, AKP muhaliflerine.
Çünkü o artık terörist değil, ESKİ TERÖRİST idi.

Binlerce kişinin ölümüne, ocakların sönmesine, yuvaların dağılmasına, genç insanların geleceğine engel olmuş; şimdi onlar geride kalmış, artık kendisini terörist saymıyor. “Ben terörist değilim, eski teröristim” diyor.

Neden?

Çünkü cumhuriyetin savcısı onu tanık olarak çağırdı.
O artık güvenilir insan.
Onun sözü ile başka teröristlerin suçları kanıtlanacak.
O teröristler kim?
Genelkurmay başkanları, kuvvet komutanları, generaller, subaylar, astsubaylar.
Ortak yanları terörle mücadele etmiş olmaları.
Bir de İRTİCA ile.

Sakık aklına geleni istediği gibi, bildiği gibi, daha doğrusu duyduğu ve anlatıldığı gibi söyledi.
Nasıl olsa söylediklerinden sorumlu değil. Yemin etti gerçi ya, geçiniz, yalandan kim ölmüş…
Kendi gözüyle görüp kulağıyla işittiği hiç bir şey ortaya koymadan her şeyi açıkladı, herkesi suçladı.
Duyum üstü yorumlu GİZLİ-AÇIK TANIKLIK yaptı.
Görevini yaptı.
İyi bir indirimi hakketti.

Ben kendisini dinlemek şansına eremedim ama benzer bir gizli tanık olayına açık tanık oldum.
9 Kasım 2012 Cuma günü, gizli tanık EMEK vardı baş rolde bu kez.
Yüksek perdeden girdi.
Dünya ve bölge politikasından bahsetti önce.

ERGENEKON yapılanmasında sadece bir kurumun (TSK’yı kastederek) üzerine gidilip baskı altına alınmasının yeterli olmayacağını; emniyette, bürokraside, basında üzerine gidilecekler olduğunu, Başbakan’ın örtülü ödeneğinin ve eşinin araştırılması gerektiğini, örtülü ödeneğin dışarıdan (ABD’den) verilen paralarla artırıldığını, dönemin komutanlarının yaptıklarının bilincinde olmadıklarını, doğru yaptıklarını zannettiklerini söyledi.
Mahkeme başkanı baktı ki işler karışacak, Sayın GİZLİ TANIK EMEK’in Ocak 2012 ‘de verdiği 31 sayfalık ifadeyi okuyarak, varsa düzeltmeleri sadece onları söylemesini istedi.

Tiyatro orada şenlendi.

SİLİVRİ TİYATROSU’nun TRAJİKOMİK OYUNU’nun bu perdesi KOMEDİ bölümü idi.

Sanığın o tarihte verdiği ifade ” PKK Terör Örgütü’nün MARMARA BÖLGE SORUMLUSU idim” şeklinde başlıyordu. Başkan H.H.Özese aynen okuyunca tanık isyan etti;

– Beni zor durumda bıraktınız. Bunu söylemeyecektiniz. Neyi gizleyeceğimi merak ediyorum” dedi.
Başkan şaşırdı, kısa bir bocalama geçirdi.

Neticede, önemli değildi.
Çünkü yanlışı yapan Mahkeme’nin başkanıydı.
Bir avukat veya sanık değil.

Öyle olsa CMK’nun 58. maddesi (GİZLİ TANIĞIN KİMLİĞİNİN AÇILANMAMASI) gereği SİLİVRİ Cumhuriyet Savcılığı’na anında suç duyurusu yapılırdı.
Öyle bir duyuru yapılmadı tabi.

GİZLİ TANIK; ağabeyi ve komutanı, eski terörist Parmaksız Zeki Kod Şemdin Sakık gibi duyumlara dayalı bilgi ve yorumları ile suçlamalarını yapmaya devam etti.
Bir noktada insafa gelip Veli Küçük’le ilgili bir suçlamasını geri aldı. “O zaman yanlış değerlendirmişim” deme nezaketini gösterdi.
Sık sık, söylediklerinin hepsini başkalarından duyduğunu anımsatmayı ihmal etmedi.

Anladığım ve kendisinin de söylediği kadarıyla 20, 17,15 yıl önce örgütten ayrılmış bu eski terörist de bir miktar indirim alır, belki de serbest kalır veya ev hapsine çıkarılır.

Hakketti.

GİZLİ TANIK ancak bu kadar bilir, konuşur, daha ne yapsın.
Bir de gerçekten bilseydi ERGENEKON’u.
Gerçi daha bilen çıkmadı, devletin istihbarat örgütleri bile bilmediklerini açıkladılar.
Olsun, adı kondu ya.
Adıyla bin yaşasın. Uzun ömürler versin, verdikçe veren Yüce Rabbim

Dünyanın başka bir köşesinde böyle bir hukuk uygulaması var mıdır çok merak ediyorum. (Afrika, Antarktika her yer dahil.)
Hukukçular, hukukun böylesine katledilmesine nasıl izin veriyorlar şaşırıyorum.

Hukukta akıl, mantık kullanılmaz mı bilemiyorum.

PKK teröristlerinin tanık, onlarla mücadele eden yurtsever kahramanların tanık olmasından ülkem adına utanç duyuyorum.

GİZLİ TANIK olarak bir tane de düzgün adam çıkarılmasını bekliyorum.

Şu ana kadar çıkarılan gizli tanıklara bakarak, “BANA GİZLİ TANIĞINI SÖYLE SANA NASIL HUKUKÇU OLDUĞUNU SÖYLEYİM” diyorum.

Eski bir asker. (38 yıl boyunca yaptıklarımın sorumluluğu ortadan kalkmıştır, biline.)

Naci BEŞTEPE

İLK KURŞUN

SÖZDE DAVADA BEBEK KATİLİ DE DİNLENECEK


Mahkeme, Öcalan’ın TSK’ya çamur atması için ön adımı attı

(SÖZDE) Ümraniye davasının bugün görülecek olan duruşmasında, bebek katili Abdullah Öcalan‘ın eski avukatı İrfan Dündar‘ın tanık olarak dinlenmesine karar verildi.

(İLGİLİ HABER) GİZLİ TANIK ŞEMDİN SAKIK ÇIKTI

(İLGİLİ HABER) GİZLİ TANIĞI MAHKEME DEŞİFRE ETTİ

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, duruşmada teröristbaşı Abdullah Öclan’ın eski avukatlarından İrfan Demir ile Zahit Engin’i tanık olarak dinleyeceklerini açıkladı.

O BELGEYİ ÖZKÖK’E GÖNDERDİM

Öte yandan, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen (SÖZDE) Ümraniye Davası‘nda Faruk Demir tanık olarak dinlendi.

Yüksek Strateji Merkezi‘nin eski başkanı olduğunu söyleyen Faruk Demir, dönemin ABD Büyükelçiliğinin siyasi müsteşarı John Kunstadter ile yakın ilişkisi olduğunu ifade etti.

Demir, "Genel dış politikalarını tartıştığımız Kunstadter Türk halk kültürüne de yakından ilgi duyuyordu. Ramazan ayını birlikte geçirdik. Anadoluya ilgisi vardı. Fotoğraflarını gösterdi. Birgün sohbet sırasında ‘Bıktık artık. Türkiye’nin iç politikasıyla ilgili absürt belgeler gönderiyorlar. Bu bizim işimiz değil. Bizim için hükümet ve asker aynı’ dedi. Ben de ‘Nedir bunlar’ diye sordum. Bana Hilmi Özkök ile ilgili, işini iyi yapmadığı, istifaya zorlandığı gibi şeylerin yazıldığı bir word belgesi gösterdi. ‘Mühim olabilir’ diye sempatik bir kanaldan dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e yolladım" dedi.

Sorular üzerine Tanık Demir, sempatik kanalın ise mektup olduğunu söyledi.

"AYIŞIĞI, YAKOMOZ VE SARIKIZ’I BASINDAN DUYDUM"

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, dava sanıklarından emekli Tuğgeneral Levent Ersöz‘ün "Ayışığı", "Yakamoz", "Sarıkız" gibi planları Faruk Demir’den aldım" şeklindeki ifadesini hatırlattı.

Bu planları bilmediğini söyleyen Tanık Demir, Ersöz’e sözünü ettiği word belgesini anlattığını, bu word belgesini Genelkurmay Başkanlığı’na da gönderdiğini söylediğini dile getirdi.

Demir, "Ayışığı, Yakamoz adlı darbe planlarını davalar açıldıktan sonra basından duydum. Askerin darbe yapacağına ilişkin de bir şey duymadım" diye konuştu.

"Kunstadter’in CIA bağlantısı var mı?" sorusu üzerine Tanık Demir, kendisinde bu şekilde bir emare oluşmadığını söyledi. Demir, "Gazeteci Nuray Başaran benimle bir ropörtaj yapmıştı. Bunun üzerine Ersöz beni çağırdı. Görüşmeye gittim. Ersöz ile ABD’nin Irak işgali, Türk ABD ilişkileri, yeni siyasi iktidarın getirdiği iklim gibi konularda sohbet ettik" diye konuştu.

ASKERHABER / İSTANBUL

Öcalan’ın eski avukatı “can güvenliği” nedeniyle duruşmaya gelmedi


Ergenekon davasına tanık olarak çağrılan Abdullah Öcalan’ın eski avukatı İrfan Dündar, açık kimlikle tanıklık yapmasının can güvenliğini tehlikeye atacağını bildirerek duruşmaya gelmedi.

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün de aralarında bulunduğu 65’i tutuklu 274 sanıklı "Ergenekon" davasının 260. duruşması başladı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde oluşturulan küçük salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir
Milletvekili Mustafa Balbay ve gazeteci Tuncay Özkan ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve Danıştay saldırısı dosyası sanığı Alparslan Arslan’ın da aralarında olduğu 31 tutuklu sanık katıldı.

CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, emekli Orgeneral Hasan Iğsız, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, emekli Albay Dursun Çiçek ve İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in de aralarında bulunduğu 34 tutuklu sanık ise duruşmaya gelmedi.

Duruşmada, tutuksuz sanıklardan Abdülvahit Özkaya da hazır bulundu.

Öcalan’ın eski avukatı Dündar, duruşmaya gelmedi

Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese, duruşmaya çağrılan tanıkların duruşmaya gelmediklerinin anlaşıldığını belirterek, tanıklardan Zahit Engin’in Çanakkale’de olması ve PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın eski avukatı İrfan Dündar’ın da, açık kimlikle tanıklık yapmasının can güvenliğini tehlikeye atacağını bildirmesi gerekçesiyle duruşmaya gelmediklerini ifade etti.

İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Odatv davası kapsamında tutuksuz yargılanan gazeteci Nedim Şener‘in avukatlarınca mahkemelerine bir dilekçe gönderildiğini kaydeden Başkan Özese, dilekçede "Ergenekon" davasıyla birleştirilmesi hususunda muvafakat verilmesi yönündeki isteğe olumsuz yanıt verilmesinin talep edildiğini ifade etti.

Davanın, hakkında yakalama emri çıkarılan ve Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Hastanesi’nde tedavi gören sanıklarından Orgeneral Nusret Taşdelen’in ifadesinin nasıl alınabileceği yönündeki mahkeme yazısına cevap verildiği ve Taşdelen’in ifadesinin hastane ortamında alınabileceğinin belirtildiğini aktaran Özese, yeni bir yazı yazılarak Taşdelen’in video konferans yöntemiyle ifadesinin alınıp alınamayacağı hususunun sorulmasına hükmedildiğini bildirdi.

Abdülvahit Özkaya

Duruşmada ifade veren tutuksuz sanıklardan Abdülvahit Özkaya, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel’in, "Hakkınızda birleşen bir dosyada ‘Ergenekon terör örgütüne yardım etmek’ ve ‘fişleme yapmak’ suçlarından açılmış bir dava var. Saffet Çerçi hakkında fişleme yaparak bu bilgileri bu davanın sanığı Hüseyin Görüm’e verdiğiniz ve bu fişlemelerin de kullanıldığı iddiası var. Bu yazılar size mi ait?" sorusuna karşılık, söz konusu yazıların kendisine ait olduğunu söyledi.

Savcı Pekgüzel’in, "Bu yazıları kime verdiniz?" diye sorduğu Özkaya, "Bu tip yazıları, çocuklarıma hatıra olsun diye kaleme aldım. Kimseye de
vermedim. Çocukluğumdan beri bu benim merakım. Evimde veya iş yerimde sürekli yazarım, not tutarım. Herkesin bir merakı var ve benim merakım da bu" dedi.

Yazdıklarının Murat Çağlar’da ele geçirilmesi ile ilgili soruya da yanıt veren Özkaya, Murat Çağlar adlı bir kişiyi tanımadığını ve yazdıklarının o kişiye
nasıl geçtiğini bilmediğini aktardı. Sanık Özkaya’ya daha sonra, duruşma salonuna kurulan büyük ekran yardımıyla, davanın sanıklarına ait fotoğraflar gösterilirken, bu kişileri tanıyıp tanımadığı, tanıyorsa nerede karşılaştığı ve bu kişilerle ne gibi buluşmalar yaptığı soruldu.

Fotoğraflara bakan Özkaya da, kendisine gösterilen sanıklardan Hüseyin Görüm ve Muzaffer Tekin ile tanıştığını, diğer sanıklar Fikri Karadağ, Doğu Perinçek ve Veli Küçük’ü ise basından tanıdığını ifade etti. Özkaya, fotoğraflardaki kişilerin çoğunu tanımadığını da beyan etti.

"Burada bulunmaktan hicap duyuyorum. Beykoz’da bir ofisim vardı. Yemeğe düşkün olduğum için misafirlerime çeşitli ikramlarda bulunurdum. Hüseyin Görüm de gelip giderdi. Piyangodan çıktı, arada bir gelip giderdi. Muzaffer Tekin’i de tanıyorum. Cevdet Baydar’a ait bir atölyede kuru fasulye yemiştik. Ona tespih hediye etmiştim" ifadelerini kullanan Özkaya, davanın sanıklarından Durmuş Ali Özoğlu’nun da kendi hakkında yalan bilgiler verdiğini öne sürdü.

Gizli tanıktan Ergenekon hakimine büyük tepki!..


İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’de görülen 65’i tutuklu 274 sanıklı Ergenekon Davası’nın 258. duruşması başladı.

Ergenekon Davası’nın 258. duruşmasında Gizli Tanık Emek ile Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese arasında ilginç diyologlar yaşandı.

Mahkeme Başkanı Özese emniyet ifadenizde "Terör örgütü PKK’nın Marmara sorumlusu olarak faaliyet gösterdiğinizi anlatmışsınız bunlardan bahseder misiniz?" diye sordu. Gizli Tanık Emek kimliğinin deşifre olduğu gerekçesiyle "Bunların hiç birini söylemek istemiyorum. Ama beni zor durumda bıraktınız. Bu çok ağır bir durum oldu. Bu olmamalıydı. Galiba teknik bir arıza oldu. Bunu böyle söylememeliydiniz. Artık neyi saklayacağız" diyerek Mahkeme Başkanı Özese’ye tepki gösterdi.

Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nin yanında bulunan büyük salonda yapılan duruşmada CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, Gazeteci Tuncay Özkan ve eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin de aralarında bulunduğu 35 tutuklu sanık hazır bulundu. Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ ve CHP Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın da aralarında bulunduğu 30 tutuklu sanık duruşmaya katılmadı. Öte yandan Odatv Davası’nından tutuklu bu davadan tutuksuz yargılanan Yalçın Küçük ile tutuksuz sanıklar Abdulvahip Özkaya ve Muhterem Bağcı duruşmada hazır bulundu.

GİZLİ TANIK EMEK DİNLENDİ

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, Gizli Tanık Emek’in dinleneceğini belirtti. Mahkeme Başkanı Özese, "Gizli Tanık Emek Terörle Mücadele Şubesi’nde 30 sayfalık ifade vermişsiniz. Eski ifadenizde Allattin Kanat, Osman Gürbüz ve Veli Küçük’ten bahsetmişsiniz. Bildiklerinizi anlatır mısınız?" diye sordu. Sesi ve görüntüsü bozularak duruşma salonunda bulunan ekranlara yansıtılan Gizli Tanık Emek, "Sadece Alattin Kanat’ı tanırım. Osman Gürbüz ve Veli Küçük ile herhangi bir yerde karşılaşmam söz konusu değildir. Ben Alattin Kanat ile bir süre aynı duygu ve düşünceleri paylaştım. O anki durumum ve konumum gereği bana bu şahıslarla ilgili bilgiler Alattin Kanat tarafından aktarılıyordu" dedi.

"BİR YAPININ İÇİNE ŞİDDETLE SOKULMAK İSTENDİM"

Gizli Tanık Emek, bir yapının içine şiddetle sokulmak istendiğini söyleyerek, "Benim yeteneklerimi ve konumumu bildikleri için beni kazanmak istiyorlardı. Ve bu ismini saydığınız kişilerin isimleri de çok sık geçiyordu. Beni kazanmak için ellerinden geleni yaptıklarına eminim. Eğer beni kazansalardı farklı çalışma içinde olacağımı hissediyordum. Böyle bir yapılanmanın sadece üst yapılanma değil, alt düzeyde de insanlara rahatlıkla ulaşabildiği, ulaştıktan sonra da herşeyi yapabildiklerine eminim. Onlarla birlikte hareket etmemden o kadar emnindiler ki rahat davrandılar. Benim terörle mücadele konusunda çok katkılarım oldu. Mesafe kat ettik. Dananın kuyduğu da o zaman koptu. Benden yetki ve yeteneğimin sergilenmesi istendi. Beni içlerine almak için 2,5 sene benimle ilgilendiler. Ancak ben onlara ‘evet’ ya da ‘hayır’ demedim. Çünkü karşılarında da durmak istemiyordum. Ben çok ağır bedeller ödedim hala da ödüyorum. Ben daha sonra bu yapının küçünsenmeyecek bir yapı olduğunu anladım. Ordunun bir kısmından hesap soruldu. Ancak bu yapının bürokrasi, emniyet ve hükümet kanadına hala hiç dokunulmadı. Ben hala da dokunulamayacağını düşünüyorum. Yapının uluslararası boyutu ABD ve NATO bağlantıları ortaya çıkarılmadı" dedi. Gizli Tanık Emek, "Ergenekon yapılanmasının adını sonradan duydum. Bu yapı Ergenekon muydu bilmiyorum" diye konuştu.

İLGİNÇ DİYOLOGLAR

Gizli Tanık Emek "Bazı şeyleri ayrıntılı anlatmam durumunda kimliğim deşifre olacak.Bazı şeyleri anlatmak çok güç oluyor. Kelimeleri nasıl bir araya getireceğimi bilemiyorum. 32 sayfalık emniyet ifademi kabul ediyorum" dedi.

Özese, Gizli Tanık Emek’in ifadesini tamamlamasının ardından, "İfadenizde terör örgütü PKK’nın Marmara sorumlusu olarak faaliyet gösterdiğinizi anlatmışsınız bunlardan bahseder misiniz?" diye sordu. Bu sorunun ardından Mahkeme Başkanı Özese ile Gizli Tanık Emek arasında ilginç diyologlar geçti.

GİZLİ TANIK EMEK’TEN HAKİME: BENİ ZOR DURUMDA BIRAKTINIZ

Mahkeme Başkanı Özese ile Gizli Tanık Emek arasında geçen diyolog şöyle:

Gizli Tanık Emek: Bu çok ağır bir durum oldu. Bu olmamalıydı. Galiba teknik bir arıza oldu. Bunu böyle söylememeliydiniz. Artık neyi saklayacağız.

Mahkeme Başkanı Özese: Bayrampaşa Cezaevi’nde kaldığınızı söylemişsiniz.

Gizli Tanık Emek: Bunların hiç birini söylemek istemiyorum. Ama beni zor durumda bıraktınız. Koşul ve olanaklar söylendikten sonra neyi gizleyeceğiz ben merak ediyorum

Mahkeme Başkanı Özese: Emniyette ifade vermişsiniz bildiklerinizi hatırladıklarınızı söyleyin.

Gizli Tanık Emek: 2009 yılında Terörle Mücadele Şubesi’nde verdiğim ifadeleri kabul ediyorum. İfadem de ufak tefek mantık ve zaman hataları olabilir.

Gizli Tanık Emek’in sözleri duruşma salonunda gülüşmelere neden oldu. Duruşma usul gereği Gizli Tanık Emek’in 3 Ocak 2009 yılında verdiği ifadelerinin okunması ile devam ediyor.

Ergenekon’un gizli tanığı Öcalan mı?


Abdullah Öcalan ile ilgili ortaya atılan bir iddia gündeme bomba gibi düştü. PKK’nın eski yöneticilerinden Şemdin Sakık’ın gizli tanım olduğunun ortaya çıkmasının ardından CHP’li Ali Rıza Öztürk, Öcalan’ın Ergenekon’un gizli tanığı olabileceği iddiasında bulundu.

CHP’li Ali Rıza Öztürk, Şemdin Sakık’ın gizli tanık olduğunun ortaya çıkmasının ardından Öcalan ile ilgili çok tartışılacak bir iddiayı gündeme getirdi. Öztürk’ün iddiasına göre Abdullah Öcalan, Ergenekon’un gizli tanığı olabileceğini söyledi.

Parmaksız Zeki lakabıyla da tanınan PKK’nın eski yöneticilerinden Şemdin Sakık’ın Ergenekon davasında kimliği deşifre edip tanık olarak dinlenmesi büyük tartışmalara sebep oldu. CHP’li bir milletvekilinin yaptığı yorum ise güne damgasını vuracak.

18 yıl boyunca PKK’nın içinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı savaşan ve birçok sivilin ölümüne adı karışan Şemdin Sakık’ın tanıklığını Habertürk’e yorumlayan CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk çok konuşulacak bir değerlendirmede bulundu:

"Sakık’tan gizli tanık niye olmasın? Olur. Terör örgütünü yönetmiştir. Terör örgütünü yönetenlere karşı mücadele edenler hapistedir. Onlara karşı terör örgütünün mensuplarının tanık olması lazım ki suçlanabilsinler. Onlardan başka tanık yok ki. Belki Abdullah Öcalan da gizli tanıktır. Öcalan’ın gizli tanık olup olmadığını bilen var mı Türkiye’de? Olmadığının garantisi var mı? Yargının referansı hukuk değil siyaset olursa, bu tip şeylerin olması da kaçınılmazdır. Şaşılacak bir şey yok."

KÜÇÜK BİR BİLGİ NOTU !!! Osmanım’ın suç dosyaları


* Kasten adam öldürmeye teşebbüs ve ruhsatsız silah taşımaktan 9 yıl hapis – (Eyüp 1. Ağır Ceza 1995/78)

* Ablasını öldürmekten 20 yıl hapis – (Akhisar Ağır Ceza 1989/32)

* Nüfus kağıdında sahtecilik yapmaktan mahkumiyet – (Kırklareli Asliye Ceza 1998/215)

* Öz yeğenini satarak fuhuşa aracılık etmekten 2 yıl 6 ay hapis – (Erzurum 1. Asliye Ceza 1998/391)

* Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanması

* Danıştay suikastinden müebbet hapis – (Ankara 12. Asliye Ceza)

İşte, Atatürk’e "İngiliz piçi" diyen Osman Yıldırım’ın suç dosyaları bunlar.

İşte, Ergenekon Savcısı Öz’ün başının üzerinde gezdirdiği ve "Osmanım" dediği kişi bu.

Böyle bir kişinin "gizli tanık" olması, vicdanen ve hukuken kabul edilemez.

Danıştay suikasti davasının 27.6.2008 tarihli celsesinde Osmanım’ın söyledikleri:

1. "Türkiye Cumhuriyeti devletini tanımadığımdan suçlamalarla ilgili savunma yapmayacağım.

2. Ben Anadolu İslam devletinin bir vatandaşıyım.

3. Müslüman vatandaşlar üzerinde baskı kurmak isteyen Cumhuriyet Gazetesi’ni üç kez bombalattım.

4. Ayrıca Alparslan arkadaşıma Danıştay suikastini yaptırdım.

5. İddianameye konu edilen sözleri de sarf ettim.

6. İsim vermeden istinkaf ettiğim şahsı (Atatürk), "Kurtuluş savaşı vermemiş, satış savaşı vermiş" "İngiliz tetikçisi" ve "İngiliz piçi" olarak sıfatlandırdım."

Şimdi bu kişi gizli tanık olacak, tanık koruma programından yararlanacak.

1. Kendisine bir ev satın alınacak veya kiralanacak.

2. Kendisinin ve ailesinin tüm ihtiyaçları karşılanacak

3. İş kurabilmesi, için yüklü miktarda para ya da maaş verilecek

4. Geçici olarak başka bir ülkeye yerleşebilecek

Sizin vicdanınız buna razı oluyor mu?

Lütfen mümkün olduğunca dağıtalım ki gerçekleri bilenlerin sayısı artsın !!!

Ali Sirmen: Bilmece


Türkiye’nin bugün karşı karşıya bulunduğu en önemli sorun Kürt sorunu.

Sorunun siyasi, kültürel, sosyal, etnik yanı olduğu gibi, hem bunlarla iç içe hem de bunların yanında bir de terör yönü var.

Ülkemiz otuz yıldan fazladır terör ile mücadele ediyor.

Terör ile mücadelede ağırlığı TSK çekiyor.

Şu anda Silivri’de görülmekte olan Ergenekon davasında, TSK’nin eski Genelkurmay başkanlarından İlker Başbuğ, “terör örgütünün başı olarak” tutuklu bulunuyor.

İlker Başbuğ’un uzunca bir süredir tutuklu bulunması, onun kaçma şüphesi olmasından veya delilleri karartıp tanıklara baskı yapması olasılığından doğuyor.

Bu arada eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un yargılandığı davada Şemdin Sakıkgizli tanık olarak ifade veriyor.

Sakık’ın ifadelerine göre eski Genelkurmay Başkanı hakkında karar verilecek.

Şemdin Sakık PKK’nin önde gelenlerinden.

Melih Aşık dünkü “Açık Penceresi”nde Şemdin Sakık’ı Kuzey Irak’tan alarak Türkiye’ye getiren Engin Alan’ın Silivri’de tutuklu sanık olarak bulunduğunu yazıyordu.

***

Melih aynı yazıda, Şemdin Sakık’ı Diyarbakır’da sorguya çeken Cemal Temizöz’ün de aynı şekilde Silivri’de Ergenekon sanığı olarak tutuklu bulunduğunu belirtiyor.

Şemdin Sakık ile birlikte “terör örgütü darbeci Ergenekon!” örgütü ile ilgili davada tam 40 gizli tanık var.

Gizli tanıklar arasında başka davaların sanıkları olduğu gibi, Ergenekon’da sanıkken gizli tanık olanların da bulunduğu biliniyor.

İnsanlar, gizli tanığa ve tutuklu sanıklara bakıp haklı olarak soruyorlar:

– Terörist kim?

– Devlet terörist olarak kiminle mücadele ediyor?

– Terör ile mücadele bu şekilde devam ettiği takdirde nasıl sonuçlanır?

– Böyle bir mücadeleden kim galip çıkar, kim mağlup?

Bütün bunlara akılla, mantıkla, yasayla yanıt vermek güç, güçten de öte imkânsızdır.

Olay tam içinden çıkılması güç bir bulmacaya dönmüştür.

Bu bulmacayla ilgili yukarıdaki sorulara yanıt vermeden, herhangi bir yorum yapmak, herhangi bir karara varmak mümkün değildir.

Bulmacanın içinden çıkılması güç düğümünü çözmeden, altından kalkması güç sorularının üstesinden gelmeden kimse bir şey konuşmasın! Kimse herhangi bir yorumda bulunmasın!

Evet, bu nasıl bir terör ile mücadeledir?

Pirelerin filleri yuttuğu bu düzen nasıl bir düzendir?

Cumhuriyet

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: