Etiket arşivi: hikaye

EMPERYALİZMİN İSTEDİĞİ TÜRKİYE, HES – MES HİKÂYE.


Börtü – böcek kan ağlıyor.

Kurt – kuş kan ağlıyor,

Dereler, zümrüt yeşili ormanlar kan ağlıyor.

Sular, dereler, HES saldırısı, madenci saldırısı altında bugün…

100 yıllık, 200 yıllık ağaçlar dakikada kesiliyor. Ağaçlar, vatanı için can veren şehitler gibi toprağa düşüyor.

Zümrüt yeşili ormanlar kâr hırsı yüzünden “Kelaynak”lara döndü.

Madencinin, “HES” cinin, AKP’nin umurunda değil, nasıl ki PKK tarafından vurulan Mehmetçikler umurunda değilse…

Köylüler isyanlarda…

Gün geçmiyor ki bir direniş olmasın… Gün geçmiyor ki insanlarımız haksızlıklara karşı çıkmasın.

Kadınlar en önde…

Öfke çığ gibi büyüyor…

“Suyumuzu, deremizi, ormanımızı, toprağımızı, kurdumuzu kuşumuzu” vermeyiz diyorlar.

“Yaşam hakkımızı çiğnetmeyiz” diyorlar.

HES firmalarına arka arkaya davalar açılıyor. Mahkemeler ardı ardına yürütmeyi durdurma kararları alıyor.

Fırtına Vadisi’nde, Fındıklı’da, İkizdere’de, Çayeli’nde, Rize Güneysu’da, Alicik 1-2 Kale HES’lerde, Çayeli’nde, Askaroz-Andon’da, Giresun Keşap’da, Kastomonu Loç’ta, Antalya Alakır’da, Hendek Aksu’da, Tonya’da, Bulancık’da, Artvin Papart’da, yürütmeyi durdurma kararları verildi.

Ama vurguncular doymak bilmiyor. Durmak bilmiyor.

Gözlerini doğaya diktiler. Bu kez de doğada başlattılar talanı.

Güzellikleri, canlıları, bin bir renk zümrüt ormanları, tarihsel kalıntıları yıkmaya, yok etmeye yemin etmişler.

Çekilen sular nedeniyle dereler şimdiden kurumaya başladı bile.

Kurtlar, kuşlar böcekler, akarsular, akarsularda oynaşan balıklar, ışıltılı damlacıklar onları hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Onlar sadece keselerini doldurmaya bakıyorlar.

İktidara geldiğinden bu yana AKP, tıpkı bir mirasyedi gibi hareket ediyor.

Önüne geleni satıyor.

Yılların birikimini bir anda çarçur ediyor. Onları bir yıllık kârına elden çıkarıyor. Önünü arkasını düşünmüyor. Gelecek kuşaklara “Ne bırakacağım” kaygısı yok. Gününü kurtarmaya çalışıyor sadece. Yeter ki AKP’nin çarkı dönsün. Bütçe açığı kapansın. Bakanlar, vekiller yolluk alıp bol bol seyahat etsinler.

AKP, üretmiyor, tüketiyor.

Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan sanayi kuruluşlarının altından girip, üstünden çıktı.

Şimdi sıra doğaya geldi.

Ağaçları satıyor.

Dereleri satıyor.

İnsanları ile birlikte toprakları satıyor.

Kuşları, 3-5 yüzyıllık kaplumbağaları satıyor…

Köküne kibrit suyu döküyor.

İkiz Dere vadisi, zümrüt yeşili Kaz Dağları, bünyesinde 1518 bitki barındıran Munzur, Munzur’un bağrında görkemli boynuzları ile özgürce dolaşan dağ keçileri, geyikler, güngörmüş kaplumbağalar, bülbüller, keklikler…

Rahat yüzü yok onlara.

Nerede bir su görse, nerede bir dere görse, nerede zümrüt yeşili bir orman görse, kolları sıvıyor. Harekete geçiyor. Buldozerlerini sürüyor. Toprağın, doğanın altını üstüne getiriyor.

2700 dolaylarında HES (Hidroelektrik Santrali) planlanmaktadır iktidar tarafından bugün. Bunun 400 kadarı için çalışmalar başlatılmış durumdadır.

Gaziantepliler temelsiz, asılsız, boş olayları, olguları anlatmak için “HAKİYE” (hikâye) derler.

HES-MES HİKÂYE, EMPERYALİZMİN İSTEDİĞİ TÜRKİYE…

HES’ler bahane, sular şahane…

Çünkü HES’lerin enerji sorununa katkısı çok azdır.

Onlar, memleketimizi istiyorlar.

Vatanımızı istiyorlar.

Sevgili ülkemiz AKP tarafından emperyalizme peşkeş çekiliyor.

Emperyalizm, geleceğin petrolü su kaynaklarına, topraklarımıza 49 yıllığına sahip olmak, şimdiden teslim almak için kolları sıvamıştır. İktidar tüm gücü ile arkasındadır.

Bir süre sonra köylünün suyu, köylüye ve halkımıza “şişe, damacana suyu” olarak, parayla satılacaktır.

SU YAŞAMDIR.

SU, ÜLKEMİZİN YAŞAM DAMARIDIR.

DERELER ÖZGÜR AKMALIDIR.

DERELER ÖZGÜRLÜKTÜR.

SU HAKTIR.

HAKKIMIZA SAHİP ÇIKALIM.

ÖZGÜRLÜĞÜMÜZE SAHİP ÇIKALIM…

Ali Eralp

İLK KURŞUN

ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞUNUN HİKÂYESİ


Milli Mücadele döneminden sonra ilk ele alınan sorunlardan biri, Birinci Dünya savaşı sırasında ve özellikle Çanakkale Muharebeleri esnasında elde edilen büyük deneyimler sonunda İstanbul un yerine yeni bir Başkent arayışının gerekli olduğunun ortaya çıkmasıdır. 1923 Yılının Ekim ayı başlarında özellikle askerlerin en gençlerinden biri olan, Dışişleri Bakanı İsmet Paşa hummalı bir faaliyet içindeydi. Ali Fuat Paşa dönemle ilgili anılarında bakın ne diyor:

“İsmet Paşa Lozan’dan döndüğü günden beri iki mühim mesele üzerinde ısrarla durmuş, bunların acele hallini istemişti. Biri, Ankara’nın hükümet merkezi olduğunun kanunla tespiti, diğeri Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin ne cins hükümet olduğunun bir an evvel ilanı idi.”(1) Ali Fuat Paşa bu sözlerle İsmet Paşa’nın çabalarına açıklık getirmek istemiştir. İsmet Paşa’da kendi anılarında “Ali Fuat Paşa doğru teşhis koymuş, Lozan’dan bu kanaatle geldim.”(2) diyerek bu hususu teyit ediyordu.

Lozan Antlaşması gereği 6 Ekim 1923’te son yabancı askerin de İstanbul’u terk etmesinden üç gün sonra, 9 Ekim 1923’te, İsmet Paşa ve 13 arkadaşı Meclise bir maddelik bir yasa tasarısı sundular. “Türkiye Devletinin makarrı idaresi (Başkenti) Ankara şehridir.(3) Tasarının gerekçesinde “İstanbul’un hep halifelik merkezi kalacağı” söyleniyor ve Yeni Türkiye’nin başkentinin Anadolu’da ve Ankara kentinde seçilmesi gerektiği” vurgulanıyordu. 1500 yıldır üç büyük imparatorluğa (Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorlukları) başkentlik yapmış, İslam’ın en büyük şehrini terk etmek ve yeni bir başkent kabullenmek hem Türkler hem de yabancılar için kolay değildi. Yasa 13 Ekimde kabul edilince, Ankara yeni Türk Devletinin başkenti oldu.(4 )
Askerler arasında devletin başkentinin İstanbul dışında olması gerektiği uzun zamandan beri tartışılmaktaydı. Türk Tarih Kurumu’nun eski başkanlarından Hasan Cemil Çambel bu konu ile ilgili espirili bir anı nakletmektedir.

“Meşrutiyetten sonra Harbiye Nazırı Salih Paşa’nın başkanlığında, haftada bir, askeri şura toplanırdı. İstanbul’da kaldığı müddetçe, Salih Paşa fahri başkanlığı Goltz Paşa’ya bıraktı. Bir toplantıda Goltz Paşa: “Başkenti İstanbul’dan Anadolu’ya mesela Konya’ya nakledin dedi. Çünkü, İstanbul çalışmaya, iş görmeye elverişli bir yer değildir. Tabiat, cenneti yeryüzüne indirmiş ve İstanbul’u seçmiş.”

Tam bu anda hademe geldi ve Nazım Paşa’ya (sonra Harbiye Nazırı ve Balkan Harbinde Başkumandan): “Biri gelmiş sizinle görüşmek istiyor” dedi ve Nazım Paşa dışarı çıktı.

Goltz Paşa sözüne devamla: “Bu cennet hayatını tabii yaşayacaksınız. O Boğaziçi, o Çamlıca, o Adalar, cana can katar. Evleriniz o cennet köşelerinden birindedir. Daireler, işlerinizin başına ancak öğleye doğru gelirsiniz. Kahveniz nefis, sigaranız nefis. Uzaktan geldiğiniz ve yorulduğunuz için, tabii bir kahve, bir sigara içeceksiniz. O esnada misafirler ziyaretinize gelmeye başlar. Dünyanın en nazik, en kibar, en ikramcı insanlarısınız. Kahveler, sigaralar, tatlı sohbetler derken birde bakarsınız ki, vapur zamanı gelmiş! Arada bir iki kağıda, belki de okumadan imza eder ve kalkar gidersiniz.

İşte tam bu anda Nazım Paşa içeri girdi ve “Ekselans bana müsaade, Sarıyer vapuruna yetişmek için gitmeliyim” demez mi? Goltz Paşa dayanamadı, koltuğuna yaslandı ve dakikalarca kahkaha attı.(5)

Yabancı ülkeler uzun süre İstanbul’dan ayrılmak istemediler. 1925 başında İstanbul’da 18 devlet, Ankara’da yalnız 4 devlet temsilciliği bulunuyordu (Afganistan, Polonya, Sovyetler Birliği ve Fransa temsilcileri)(6) İngiltere temsilciliği ancak 3 Haziran 1929’da Mustafa Kemal Paşa’nın bir politik oyunu sonunda Ankara’da ilk resmi faaliyetini göstermiştir.(7)

İsmet Paşa’nın çözümünü istediği ikinci konu siyasi rejim sorunu idi. Ekim ayı sonunda bu sorunun çözümüne ağırlık verildi. İsmet Paşa’nın Lozan’dan oldukça azimli ve kararlı dönmüş oluşu, onu yurdu için çok yararlı olacağına inandığı bir konuda sabırsız bir davranış içine sokuyordu. Bu genç generalin ruh halini anlayabilmek için, Lozan’daki atmosferi, bir İngiliz gazetecinin gözlemlerine dayanarak savaş sonu genel durumu ve Türkiye’nin dış dünya ile ilişkilerini yansıtmak istiyoruz.

“İstanbul’da Amerikalı ve İngiliz özel muhabirleri, birkaç casus aracılığı ile dedikodu ve kulak dolması sözleri bir araya getirip (Dış dünyaya) gönderdiklerini içtenlikle itiraf etmişlerdir.”
(8)

İstanbul’da yabancı basın mensupları Rumlardan para alıyor, her gazete muhabirinin Yunanlılar tarafından para desteği gördüğünü öğreniyordum.”(9) ( Ünlü Amerikalı yazar Ernest Hemingway’de bu gruba dâhildi. Bir savaş muhabiri olarak yazılarında batı dünyasına Yunan cinayetleri hakkında bir tek kelime duyurmadı. Buna rağmen Trakyadaki Yunanlıların kaçışından etkilenecek, Hıristiyanlık adına acı duyduğunu ifade edecektir.)

İsmet Paşa, yabancıların Türkiye’deki devlet sistemi üzerinde de şüpheli bir tavır aldıklarını görmüş ve bu konuda sorulara muhatap olmuştu.(10) Meclisin başında bir Meclis Reisi vardı. Onun yanında herbiri ayrı ayrı Meclis tarafından seçilen ve Meclis’e karşı sorumlu olan Bakanlar ve onların da başkanı (Başbakan) bulunuyordu. Ayrıca İstanbul’da yetki ve sorumlulukları açık bir şekilde anlaşılmamış Osmanlı ailesinden kalan bir Halife yani dünya Müslümanlarının (bir kısmının) lideri duruyordu.

Bayan Ellison bu sistemi İngiltere’de devlet adamları ile tartıştığını söylüyor ve görüşlerini şu sözlerle ifade ediyordu: “Bizim birçok devlet adamlarımızla bu sistemi konuştum, Lord Curzon dahil hepsi bana bu sistemin sürekli başarı kazanamayacağını, ya da herhangi bir sürekli idareye başarıyla uygulanmayacağını söylediler.” (11)

Bütün bu nedenlerle İsmet Paşa devletin yönetim şeklinin uluslar arası anlayışa uygun bir şekle dönüşmesini istiyordu.

DİPNOTLAR:

(1) Ali Fuat Cebesoy: Siyasi Hatıralarım, II Kısım, s.8 ( Vatan Neşriyat, İstanbul–1955)
(2) İsmet İnönü Hatıraları–2, s.166( Burçak Yayınları–1969)
(3) Bilal N. Şimşir: Ankara Ankara, Bir Başkentin Doğuşu s.235(Bilgi Yayınevi Ankara–1988)
(4) Aynı eser, s.233–249
(5) Hasan Cemil Çamlıbel, Makaleler, Hatıralar, s.102( TTK, Ankara–1987)
(6) Ankara Ankara, s.329–335
(7) Aynı eser, s.344–345
(8) Grace Mary Ellison, ; An English Women In Angora, Bir İngiliz Kadın Gazeteci Gözüyle Kuvayı Milliye Ankarasıs.302–303 ( Milliyet Yayınları İstanbul–1976)
(9) G.M. Ellison, s.141
(10) Şevket Süreyya Aydemir: Tek Adam–3, s.154(Remzi Kitabevi, İstanbul–1966)
(11) G.M. Ellison, s.192

M.GALİP BAYSAN

İLK KURŞUN

PENCERE KENARI …… KISSADAN HİSSELER …. @siring


İleri derecede hasta iki adam aynı hastane odasındaydılar.

Adamlardan birinin her öğleden sonra 1 saatliğine oturmasına izin veriliyordu, ciğerlerindeki suyun süzülmesi için.

Bu hastanın yatağı odadaki tek pencerenin tam yanındaydı.

Diger hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydıi.

Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konusur, eşlerini, ailelerini, evlerini, işlerini, askerlik anılarını, tatilde gittikleri yerleri anlatırlardi birbirlerine.

Pencerenin yanındaki hasta, her öğleden sonra oturmasına izin verdikleri saati diğer hastaya pencereden görebildiklerini anlatarak geçiriyordu.

Diğer hasta hep bir sonraki günü iple çekmeye basladı, dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için. Pencere, içinde çok güzel bir göl olan parka bakıyordu. Ördekler ve kuğular gölde yüzerken çocuklar model botlarını suda yüzdürüyorlardi. Genç aşıklar, gökkuşağının tüm renklerindeki çiçeklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı. Ulu ağaçlar etrafı süslüyor, uzaktan şehrin silueti görünebiliyordu.

Pencere kenarındaki adam bunları muhteşem bir detayla anlatırken, odanın diğer yanında yatan adam gözlerini kapar ve bu muhteşem manzarayı hayalinde canlandırırdı. Sıcak bir öğleden sonra, pencerenin yanındaki adam geçmekte olan bir şenlik alayını tarif etti. Diğer adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde canlandırabiliyordu, pencere kenarındaki adamın tasviriyle. Günler ve haftalar geçti.

Bir sabah hemşire pencere kenarında yatan hastanın cansız bedeniniyle karşılastı; uykusunda, huzur içinde ölmüştü. Hüzünlendi, hastane gorevlilerini cesedi dışarı taşımaları için cağırdı.

Diğer hasta, uygun zaman geçtiğine kanaat getirir getirmez, pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının mümkün olup olamayacağını sordu. Hemşire memnuniyetle isteğini yerine getirdi; hastanın rahat olduğundan emin olduktan sonra onu yalnız bıraktı.

Yavasça, duydugu acıya aldırmadan, bir dirseğine yaslanarak dışarıdaki dünyaya bakmak üzere yatağından doğruldu adam. Sonunda, dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini yaşayabilecekti. Pencereden dışarı bakabilmek için yavaşca dönmeye zorladı kendini. Pencere, boş bir duvara bakıyordu.

Adam hemşireye, vefat eden oda arkadaşının pencerenin dışında görünen harika şeylerden bahsetmesine sebep olan şeyin ne olabilecegini sordu. Hemşirenin cevabı, ölen adamın kör olduğu ve pencerenin önündeki duvarı görmediğiydi. ‘Sanırım seni cesaretlendirmek istedi’ dedi.

Kıssadan Hisse: Diğer insanları mutlu etmek çok büyük mutluluk getirir, kendi durumunuz ne olursa olsun.. Paylaşılan dertler yarısı kadar üzüntü verir, paylaşılan mutluluklar ise iki katı artar. Kendinizi zengin hissetmek istiyorsanız, sahip olduğunuz ve paranın satın alamayacağı her şeyi paylaşın.

Düşünceler :))


Az once Fransız bir turist Sultanahmet’e nasıl gidecegini sordu, ben de onu Sultangazi’ye yolladim. Fransa, bu daha baslangıç !

Düğün videomuzu tersten oynattıkça sevinçten uçuyorum. yüzükler çıkıyor karım salondan çıkıp arabaya binip gözden kayboluyor.süper!

Birisi sizi üzüyorsa, mutlu ettiği başka birisi vardır, kesinlikle!

Bakkalda 10 kuruş eksiğim çıktı cebimdeki sakızı uzattım, afalladı. Gün intikam günüdür bakkal amca!

Cep telefonu yokken napıyoduk?:)) Ulen 78 yıl önce soyadın yoktu!

Ahmetgilin Göbük Emin diye dolanıyodun. Ne telefonu?

Lazanya sanki ülke ismi olacakmış da son anda yemek ismi olmuş gibi…

Bilgisayar önce masaüstüne , sonra dizüstüne , daha sonra cebimize girdi . Eğer böyle devam ederse gireceği yerin düşüncesi ürkütüyor beni.

Ateşin icadından önce ölüp cehenneme giden mağara adamı, hala şaşkınlık içerisinde!

Hayatımı düzene, sokmak istiyorum!

Ofsaytı bilen kadından uzak duracaksın hacı. Ofsaytı bilen kadın Hakan diye kaydettiğin Ece’yi de bilir, yemeğe çıkardığın sözde amcanın kızını da…

Rimel sürerken açılan ağzın gizemini henüz kimse çözemedi…

Sevdiğini serbest bırak, dönerse senindir, dönmezse ebenindir, zıplıyorsa delidir, çömeldiyse dokunma! 🙂

Türk kızları mı rus kızları mı deseler hiç düşünmeden türk kızları derim. Çünkü düşünürsem rus kızları derim :))

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: