Etiket arşivi: iran

RUHAT MENGİ : Suriye ve İran’la savaşa doğru! /// CC : @RuhatMengi @RuhatMengiVatan @ruhat_mengi_


Suriye ve İran’la savaşa doğru!

Suriye’den atılan roketatar Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesine düştü, 1’i asker olmak üzere 3 vatandaşımız yaralandı. Esad’ın askerleriyle “Türkiye’nin himayesinde” tutulan “Özgür Suriye Ordusu” isimli muhalif takım (ki aralarında dünyanın terörist saydığı ve gerçekte de azılı bir terör grubu olan El Kaide de var) bizim sınırlara o kadar yakın çarpışıyor ki adeta biz de savaşın içinde gibi olduk. Sınır illerimizde yedirilen-içirilen-yatırılan-her türlü destek sağlanan muhalifler tabii ki sınıra yakın yerlerde “Esad askerleri ve onunla birlikte olan PKK ile” çarpışıyorlar.

Bundan önce de kaç kez ilçelerimize toplar, mermiler düştü, yaralanan hatta ölen vatandaşlarımız oldu (Akçakale’de 5 kişi ), ders almadık. Sanki dünyada sadece bizim derdimizmiş gibi “muhalif” adı altında “bir ordu”yu korumaya devam ettik. Onları korumamız nedeniyle Esad PKK’yı Kuzey Suriye’de iyice güçlendirdi, onunla işbirliği yaptı, PKK Güneydoğu’da saldırılarını arttırdı bu da bizi uyarmaya yetmedi.

Ceylanpınar Belediye Başkanı “Suriye jetlerinin sınırdaki bazı bölgeleri bombaladığını, atılan bombaların, seken kurşunların Türkiye’yi de etkilediğini, yaralananlar olduğunu, ambulansların aralıksız yaralı taşıdığını” söylüyor. Şarapnel parçaları evlerin bahçelerine düşmüş ve “tesadüfen” yaralanan olmamış. “Başımıza da düşebilirdi, bir dahaki sefere ne olur bilmiyoruz” diyor Başkan.. Kendi yaralılarımız yetmiyor gibi bir de sınır boyunda yaralanan Suriyelileri bizim sınıra taşıyorlar, bizim hastaneler bakıyor. Yani hiç şüphe yok orada bulunanlar tam bir savaş ortamının içinde yaşamaktalar.

Daha önce Suriye’yi “vatandaşlarımızın hayatı tehlikeye girerse sessiz kalmayız” diye tehdit ettik, oysa Ceylanpınar’da okullar bile tatil edildi, halk panik halinde.. Ve bu ilçemiz de Suriyeli kaynıyor..

Eğer bu da değilse “yanlış dış politika” neye denir bilinmez, umalım da bu nedenle kısa süre içinde Suriye ve İran’la savaşın içine düşmeyelim. Gidiş o gidiş zira!

*****

Ve Suriye’ye nota!

Bu kaçıncı nota ama yine Ceylanpınar olayından sonra “Suriye’ye bir nota daha verdiğimizi” Dışişleri Bakanı Davutoğlu açıkladı.. Bakan “Suriye’ye bir nota daha verdik. BM Güvenlik Konseyi ve NATO’ya durumu rapor ettik. Uluslar arası kamuoyunun sessiz kalması vicdanları zedeliyor” demiş.

Duruma bakılırsa zedelenen vicdanlar yalnızca bize ait, diğer ülkelerde böyle bir zedelenme olsa bir hareket de olurdu ama Davutoğlu’nun da dediği gibi hiç hareket yok. NATO Genel Sekreteri alçak perdeden hatta fısıltıyla “gerekirse Türkiye’ye destek veririz” diyor ama bugüne kadarki kayıtsızlıklarına bakınca o bile pek inandırıcı görünmüyor.

ORTADOĞU KAYNIYOR

Ayrıca o “gerekirse” lafı “savaşa girerse”yi kastetmekte.. Bir kere savaşa girildi mi Türkiye “Doğu’dan, Kuzey’den, Güney’den, Güneybatı’dan o kadar çok yönlü bir ateş hattına” itilmiş olacak ki destek filan kurtarmayacak.. ABD önce Türkiye’yi gazlayarak Suriye iç savaşına müdahil etti, şimdi İsrail’i de kullanarak savaşı bölgeye yayacak ve sonunda aklınca Ortadoğu’ya yıllardır planladığı şekli verecek.

YA BİZİM SORUMLULUĞUMUZ?

İsrail Golan tepelerine düşen top mermisinden sonra Suriye topraklarını bombalamaya başladı.. Savaş bölgesel hale geliyor ve biz rahatlıkla bunun dışında kalabilirdik ama (neye güveniyorsak) yapmadık. Şimdi kavgalı olduğumuz İsrail’le müttefik halinde Esad’a mı saldıracağız, belli değil.. Davutoğlu “yaşananların birinci sorumlusu Esad, 2’nci sorumlusu BM Güvenlik Konseyi’nin ataleti” demiş. Ya üçüncü sorumlu; bizim sorumluluğumuz?

Bütün Batı ülkeleri, BM uzak dururken ve kendi terör sorunumuz yeterliyken bizim öne atılmaktaki sorumluluğumuzu unutacak mıyız? Hükümet bu savaştan uzak durmak için elinden geleni yapmalıdır, başka çaremiz kalmadı!

*****

10 yılda ne oldu?

Başbakan Erdoğan terör konusunda muhalefet partilerini kastederek “30 yıldır süren davayı hükümet meselesi görenler var” diyerek bunun “Hükümeti zora sokma gayreti” olduğunu ifade etti. Doğrudur, PKK terörü 30 yıldır sürüyor ama 2000 öncesinde tamamen durdurulduğunu da unutmayalım.

AKP bu 30 yılın 10 yılında iktidardaydı ve o yıllar içinde, özellikle “örgüte silah bıraktırmadan başlatılan açılım” sonrasında örgütle yapılan görüşmeler, verilen vaatlerle beklentileri arttıktan sonra terör de arttı. Suriye konusunda atılan hatalı adımlarla daha da arttı. Ve böyle bir durumda hangi parti iktidarda olursa olsun sorumluluğun doğal olarak “hükümete ait” görüleceği şüphesizdir.

Yani şimdi orada örneğin “Çiller, Yılmaz Hükümeti” gibi bir hükümet olsa o sorumlu gösterilmeyecek miydi? Hükümetler her dönemde yalnız “başarıları veya istedikleri konular” ile değil, “hataları ve eksikleriyle” de sorumlu tutulurlar. Bunu kişiselleştirmek ayrı bir siyasi hata olur.

İRAN’DA FAŞİST UYGULAMA: 21 SİYASİ MAHKUMA TOPLU İDAM


İRAN ANALİZ / İran rejim güçleri geçtiğimiz iki gün içerisinde muhaliflerin aktardığı bilgilere göre 21 masum siyasi tutuklu idam etti. Toplu bir şekilde yürütülen infazlarla muhalefeti sindirmeye çalışan rejimin idam etmek üzere karar verdiği yüzlerce mahkumun bulunduğuna dikkat çekiliyor.

İran muhalefetinin aktardığı bilgilere göre toplu idamlar şu şekilde: 5 kişi Şiraz şehrinde idam edildi. 16 mahkum ise Tahran, Şiraz, Zerend ve Meşhed’de idam edildi. Hepsinin infazı Veliyyi Fakih Ali Hamaney’in onayı ile gerçekleşti.

İdam edilen siyasi tutuklular veya sair tutuklulara yönelik İran cezaevlerinde sistematik bir şekilde tecavüz, işkence ve insan hakları ihlallerinin yaşandığına işaret ediliyor. Alınan bilgilere göre Humeyni iktidarının kurulmasından bu yana İran’da 120.000 (yüzyirmibin) siyasi tutuklu idam edildi. Sadece 1988 yılı içerisinde 30.000 siyasi mahkum katledildi. Yine ülke içinde ve dışında çok sayıda muhalif çeşitli şekillerde suikastlar ve terör saldırılarıyla öldürüldü.

Öte yandan insan hakları örgütleri 28 Ekim 2012 tarihinde Tahran’ın güneyinde evinde yakalanıp göz altına alınan, sonrasında cesedi ailesine teslim edilen 35 yaşındaki Settar Beheşti’nin ölümüyle ilgili olarak da İran rejimini sorumlu tutuyor. Çünkü Beheşti’nin vücudunda şiddetli işkence izlerine rastlandığı, ailelerin korkusundan bu durumu herhangi bir resmi kuruma şikayet dahi edemediğine vurgu yapıldı.

İran’da Gülen Okuluna Baskın 83 CIA ajanı yakalandı


Ruslardan gelen istihbaratı değerlendiren İran Devrim muhafızları, Kumkenti şehrinde bulunan ve Fethullah Gülen’e ait olduğu iddia edilen okula gece 00:30’da baskın düzenledi.

Prizrenpost’un haberine göre, baskında 83 CIA ajanı yakalandı.

CIA ajanı olarak tespit edilen kişiler, Devrim muhafızlarının kampına götürüldüler.

Ayrıca baskın yapılan okulun, Gülen cemaatinin İran’daki tek okul olduğu söyleniyor

İRAN REJİM GÜÇLERİ BİR MAHKUMU DAHA İŞKENCEYLE ÖLDÜRDÜ


İRAN ANALİZ / Hamaney ve Şii ruhban sınıfının tahakkümü altındaki İran İslam Cumhuriyetinde mahkumlara yönelik işkence, insan hakları ihlalleri ve uygulamalar nedeniyle hayatını kaybedenlere bir yenisinin daha eklendiği kaydedildi. Haberlere göre bir kaç ay önce rejimin işlediği cinayet ve katliamları araştırıp kamuoyuna duyurması nedeniyle istihbarat tarafından bir ay önce Ahvaz’da yakalanan Cemil Süveydi adlı işçi yoğun işkence nedeniyle cezaevinde hayatını kaybetti.

Tutuklandıktan itibaren ailesinin evladının nerede olduğunu, durumunu ve neden içeri alındığını öğrenmek için yaptığı tüm çabalar sonuçsuz kalmıştı. İran istihbaratı aileye çocuklarına dair hiçbir bilgi vermemişti. Bir ay sonrasında ise Süveydi’nin ailesi evlatlarının işkenceyle dolu cesedini Ahvaz Adli Tıp Kurumundan aldığında acı gerçeği öğrenmiş oldu. Ailesinin yine haberdar olamadığı gerçek, Süveydi’nin bir akrabasının adli tıpda cesedi tanıyıp haber vermesi neticesinde mümkün oldu. Çünkü haberlere göre rejim güçleri aileye oğlunun naaşını vermeyi reddetmişti.

Halihazırda İran cezaevlerinde benzer şekilde yoğun işkencelere maruz bırakılan, hiçbir savunma hakkı bulunmayan binlerce masum insan bulunuyor. Bunlar arasında Humeyni’nin en yakın isimleri, Haşimi Rafsancani gibi fanatik Şii rejimin en kilit isminin kızı ve oğlu, Humeyni’nin ilk meclis başkanı ve başbakanı gibi isimler de mahkum olarak yer alıyor.

İrandaki insan hakları örgütleri ve sivil toplum oluşumları işlenen çok geniş çaplı işkenceler, tasfiyeler ve insan hakları ihlalleriyle ilgili olarak uluslararası kamuoyunun rejime baskı yapmasını, masumların haklarını savunarak bunların serbest bırakılması için gayret göstermeleri çağrısında bulunuyor.

YEMEN’DE İRAN CASUSLUK ŞEBEKELERİ CİDDİ DARBE YEDİ


İRAN ANALİZ / Yemen Cumhurbaşkanlığına yakın kaynakların aktardığına göre çökertilen İran casusluk şebekesinin halen mahkemeye sevkedilmediği, soruşturmanın devam ettiği kaydedildi. İlk sızan bilgilere göre çökertilen İran casusluk şebekesine mensup onlarca terörist de kaçmış durumda. Son olarak Aden’e silah malzemesi sokmaya çalışırken yakalanan bir İran casusluk şebekesinin daha çökertildiği bilgisi verildi.

Kuveyt es-Siyase adlı ciddi kaynaklara ulaşabilen gazetenin aktardığı habere göre Yemen’de çökertilen İran casusluk şebekesine dair kamuoyunu yeni aydınlatıcı bilgiler verildi. İçinde Yemenli ve İranlı da bulunan şebekenin önde gelen liderlerinin de yakalandığı kaydedilen haberde bunların San’a, Aden ve Taiz bölgelerinde ele geçirildiği nakledildi. Geçtiğimiz yedi yıl boyunca çalışmalar yürüten bu şebekenin çalışmalarını sözde ticaret adamları gibi paravan şirketler aracılığıyla yürüttüğü bilgisi verildi. Şebeke mensuplarının soruşturma sonrasında İran Devrim Muhafızlarına bağlı olduklarını da ortaya çıkartıldığı verilen bir diğer bilgi arasında yer alıyor.

Son olarak sözde sivil bir fabrika için iddiasıyla içeriye askeri malzeme sokmaya çalışan bir casusluk şebekesinin ise Aden’de yakalandığı bildirildi. Soruşturmalar ve malzemelerin içeriği bunların Grad füzesi imal edecek bir fabrika kurmak istediklerini ortaya çıkardı. Asıl plan ise bu füzelerin ve malzemelerin Sa’da bölgesindeki terörist Husi örgütüne teslim edilmesi.

İran’ın gerek bu tür casuslar aracılığıyla silah fabrikaları kurmak, gerekse çok sayıda gemi yoluyla silah, patlayıcı ve mühimmatı Yemenli Şii Husi örgütü ve güneyde bağımsızlık için çalışan ayrılıkçılara gönderdiği biliniyor. Geçtiğimiz ay bir tane gemisi daha yakalanan İran rejiminin çökertilen şebeke ile ciddi şekilde köşeye sıkıştığına dikkat çekiliyor.

İran’dan tartışma yaratacak karar


Türkiye, Mısır ve İran arasında Suriye konusunda yapılması planlanan üçlü toplantının ertelendiği öğrenildi.

Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi, üçlü toplantıya gelemeyeceğini bildirdi. Bunun üzerine, Cumartesi günü Ankara’da üç ülkenin dışişleri bakanlarının katılımıyla yapılması öngörülen toplantı ileri bir tarihe ertelendi.

Toplantının ne zaman yapılacağı konusunda ise bilgi verilmedi.

İKİ LİDER BALİ’DE PROGRAM DIŞI AYAKÜSTÜ GÖRÜŞTÜ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai, Avustralya Başbakanı Julia Gillard ve Tayland Başbakanı Yingluck Shinawatna ile ayrı ayrı görüştü.

5. Bali Demokrasi Forumu’na katılmak üzere Endonezya’nın Bali kentinde bulunan Başbakan Erdoğan, bazı devlet ve hükümet başkanlarıyla da görüşmelerde bulundu.

Erdoğan, sırasıyla Forum’un diğer katılımcıları Afganistan Cumhurbaşkanı Karzai, Avustralya Başbakanı Gillard ve Tayland Başbakanı Shinawatna ile ayrı ayrı bir araya geldi. Karzai ve Shinawatna ile görüşmeleri yaklaşık yarımşar saat süren Başbakan Erdoğan, Gillard ile de 1 saat görüştü.

Görüşmelerde Başbakan Erdoğan’a, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik de eşlik etti.

ERDOĞAN, AHMEDİNEJAD’LA DA GÖRÜŞTÜ

Bu arada, Başbakan Erdoğan ile İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Forum katılımcılarına verilen yemeğe giderken karşılaştı. Erdoğan ve Ahmedinejad bir süre ayaküstü sohbet etti.

İran’ın Suriye Krizindeki Tutumu


Orta Doğu’da 2011 yılında ortaya çıkan Arap uyanışı sürecindeki halk hareketleri kısa süre içinde Suriye’yi de etkilemiş, bu ülkedeki Baas rejimini tehdit etmeye başlamıştır. Esed iktidarı, halkın demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesi yönündeki reform taleplerini dikkate almamış, kitlesel gösterileri şiddete başvurarak durdurmayı tercih etmiştir.

Esed rejimi ilk etapta sivil nitelikli başlayan daha sonra ise silahlı ayaklanmaya dönüşen muhalefet hareketine karşı mukavemetini hala korumaktadır. Rejim bu mücadelesinde en büyük desteği İran’dan almaktadır. Orta Doğu’daki statükoya karşı çıktığını dile getiren ve “İslami uyanış” addettiği Arap uyanışı sürecini destekleyen İran, Suriye’deki krizde farklı bir tutum geliştirmiş, statükonun sürdürülmesine destek olmuştur.

Suriye krizi, İran’ın ideolojik, stratejik ve jeopolitik kazanç sağladığı Arap uyanışının çehresini değiştirmiştir. İran için hayati önem arz eden Esed rejiminin geleceği, İran’ın bölgesel nüfuzunu ve sürdürdüğü siyaseti derinden etkileyebilecek önemdedir. Suriye’deki rejimin değişmesi ile birlikte İran’ın etki alanının Filistin’den başlayıp, Lübnan ve Irak’a kadar gerileyeceği öngörülmektedir.

İran’ın Suriye Politikası

İran’ın dış politika ufkuna tarihi tecrübeleri ile dini ve ideolojik değerleri yön vermektedir. İki dünya savaşında yaşadığı Rus ve İngiliz işgalleri İran’ın tarihi hafızasına ve dış politika vizyonuna tesir etmiştir.(1) 1979 Devrimi’nden sonra ise İran dış politikasında mezhep faktörünün öne çıktığı, Şiiliğin İranlı karar mercilerinin bakış açısını etkilediği gözlemlenmiştir. Nitekim devrimle iktidara gelen yeni rejim kendini bütün Müslüman halkların savunucusu ve koruyucusu olarak tanımlamış, nüfuz alanını genişletmek maksadıyla “rejim ihracı” politikası takip etmiştir. İran dış politikasında Fars milliyetçiliğinin de oldukça güçlü olduğu belirtilmelidir.(2) İran devlet aklını belirgin olmasa da büyük ölçüde bu milliyetçi duruş belirlemektedir. Dolayısıyla İran dış politikasında; işgal sendromu, Şiilik ve Fars milliyetçiliği birlikte değerlendirilmelidir.

Suriye, İran’ın Orta Doğu politikasında merkezi bir konuma sahiptir. Bu merkezi konumun izahı için iki ülke arasındaki tarihi, ideolojik ve stratejik temeller incelenmelidir.

Tarihi açıdan değerlendirildiğinde Suriye’de 1970’de iktidara gelen Hafız Esed’le Humeyni arasındaki irtibatın devrimden önce tesis edildiği fark edilmektedir. Şah rejimi karşıtlarını ve sürgünde Humeyni’yi destekleyen Hafız Esed, 1979 Devriminden sonra Tahran’la yakınlaşmaya başlamıştır. 1980-88 İran-Irak savaşında Suriye diğer Arap ülkelerinden farklı hareket ederek İran’ı desteklemiş, 1982 Hama katliamında ise Tahran, Esed rejimini dolaylı olarak müdafaa etmiştir. Hafız Esed iktidarı İran’ın Lübnan’da Hizbullah’ı teşkil etmesine imkân tanımış, Filistinli direnişçi gruplarla irtibatını kolaylaştırmıştır. Süreç içinde askeri boyut da kazanan İran-Suriye ilişkileri istikrarlı bir gelişme trendinin ardından ittifak düzeyine çıkmıştır. 2006’da İran-Suriye arasında ortak savunma ilkesine dayalı bir Ortak Güvenlik Antlaşması imzalanmış, ikili ittifak resmi nitelik kazanmıştır.

İran-Suriye ilişkilerindeki ideolojik temeller Şiilik tutkalı ile açıklanabilir. Ancak iki ülkenin de Şiiliği/Nusayriliği menfaatlerine vasıta olarak kullandığı ifade edilebilir. “Şii hilali’ projesi mezhepsel bir ortak paydada buluşma amacından ziyade İran’ın nüfuz alan tesis etmeye yönelik bir teşebbüsüdür.(3) İran, Şiiliği yayılmacılık hedefiyle kullanırken, Suriye Nusayri azınlığın hâkim olduğu ve çıkar ilişkilerini yönettiği Baas rejimini koruma saikiyle İran’a yaklaşmıştır. Aksi takdirde diğer tüm Arap devletleriyle karşı karşıya kalmak pahasına Şam yönetiminin İran yanlısı bir dış politika izlemesi akılcı olmazdı. İran, Suriye’deki iktidar Nusayri azınlığın denetiminde kaldığı sürece bu ülke ile ittifakını sürdürebilecektir. Baas rejimi de İran’dan aldığı destekle iktidarını Sünni çoğunluğa karşı koruyabilecekti.

İki ülke ilişkilerinin stratejik temelleri Suriye’nin neden İran’ın Orta Doğu stratejisinde merkezi konuma sahip olduğunu açıklamaktadır. İran, bölgesel stratejisini Irak, Lübnan, Suriye ve Körfez Şiilerini kapsayan bir “Şii hilali” projesiyle ikame etmeye çalışmaktadır. İran, Suriye üzerinden Lübnan’a nüfuz etmekte, Hizbullah ve Hamas’la ilişki kurmakta ve böylelikle Körfez’deki ağırlığının yanı sıra Orta Doğu siyasetinin temel meselelerinde de denklemde yer almaya gayret etmektedir.(4) İran savunma stratejisini, caydırıcılık esası üzerinden düşmanın sınırlar dışında karşılanması şeklinde kurmaktadır. Bu stratejide Suriye’nin önemli bir yeri vardır.(5) İran, coğrafi imkânlarını kullandığı Suriye sayesinde İsrail-Filistin ihtilafındaki dinamikleri etkileyerek ve ABD-İsrail’e karşı “direniş hattı” gibi bir söylem inşa ederek kendi rejimini muhafaza etmekte ve bölge halkları nazarında itibar edinmektedir. Baas rejimi de “direniş hattı” söyleminden istifade etmiş, Suriye’nin İsrail’e karşı ön cephede yer aldığını gerekçe göstererek halktaki reform taleplerini uzun süre dizginleyebilmiştir.

İkili ilişkilerin tarihi, ideolojik ve stratejik temelleri göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde İran’ın Suriye krizindeki tutumu anlaşılmaktadır. Esed rejiminin düşmesi ile İran sadece stratejik bir müttefik kaybetmekle kalmayacak, Tahran’ın Hizbullah’la ve Filistinli direnişçi gruplarla bağlantısı zedelenecektir. Suriye’de demokratik hak ve özgürlük hedefiyle gösteriler düzenleyen halk kitleleri bu nedenle İran’ın bölgedeki stratejik çıkarlarını tehdit etmiştir. Gösteri yürüyüşlerinin Esed rejiminin silahlı kuvvete başvurmasıyla silahlı bir ayaklanmaya dönüşmesiyle de Tahran’ın tutumu belirginleşmiş, Baas rejimine doğrudan destek vermeye başlamıştır. İran’ın Suriye politikasının pratikte tek bir hedefi vardır. Bu hedef Suriye’de statükonun korunması ve Esed rejiminin iktidarda kalmasıdır. İran kendisine dost bir rejimin iktidarda kalmasını, böylece bölgedeki stratejik menfaatlerini korumayı hedeflemektedir.

İran’ın Esed Rejimine Verdiği Destek

İran, Nusayri azınlığın iktidarda bulunduğu Suriye’de muhalefet hareketini bastırması için Esed rejimine oldukça güçlü bir destek vermektedir. İran’ın Esed rejimine verdiği destek; siyasi, askeri ve ekonomik destek olmak üzere üç grupta değerlendirilebilir.

İran’ın Esed rejimine sağladığı siyasi destek; diğer ülkelerin Suriye’nin iç işlerine karışmasını önlemek; Suriye’ye dış müdaha¬leyi engellemek ve Baas rejiminin yalnızlaştırılması girişimlerini boşa çıkarmak üzerine kurulmuştur.(6) İran’ın Suriye sorununun çözümü için bölgesel işbirliği arayışları çerçevesinde sa¬dece birkaç ülkeyi işaret etmesi, İran’ın asıl gayesinin hasımlarını Suriye’den uzak tutmak olduğunu göstermektedir. Ancak İran’ın Suriyeli muhaliflerle problemli ilişkisi sorunun çözümünde aktif rol almasını engellemekte ve bölgesel çözüm arayışlarının dışında tutulmasına neden olmaktadır.

Esed rejimine verilen diplomatik desteğin bir boyutu da Suriye’nin yalnızlaş¬masını önlemek ve rejime bölgesel destek sağlamaktır. İran, bölgedeki etkisini kullanarak diğer müttefiklerini Esed rejimine destek vermeleri için yönlendirmektedir. Bu bağlamda İran’dan sonra Esed rejimine en büyük destek Tahran’ın yönlendirmesiyle Hizbullah ve Irak yönetiminden gelmiştir.(7) Maliki iktidarı Arap Birliği’nin Suriye aleyhine aldığı yaptırım kararlarına itiraz etmekte, yaptırım uygulamalarına riayet etmemektedir. Maliki iktidarı Irak hava sahasını Suriye’ye silah taşıyan İran uçaklarına açmakta Esed rejiminin ayakta kalmasını zımnen desteklemektedir. İran, Suriye’nin Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin gündemine alınmasına şiddet¬le karşı çıkmaktadır. Nitekim Güvenlik Konseyi’nde Esed rejimi aleyhine düzenlenen karar tasarılarının Çin ve Rusya tarafından veto edilmesi İran tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.

İran, Suriye’ye silah, mühimmat ve teknik teçhizat tedarik etmektedir. İranlı uzmanlar rejim karşıtı gösterilerin ortaya çıkmasından sonra Esed rejimine bağlı güvenlik güçlerine muhaliflerin gösterileri düzenlemek için kullandıkları iletişim sistemlerinin izlenmesine imkân tanıyan teknik yardım sağlamıştır. Bu yardım sayesinde Baas rejimi; internet, cep telefonu ve sosyal medya ağlarını izleyebilmekte, muhalifleri siber dünyada kolaylıkla tespit edebilmektedir. Suriye’deki muhalefet hareketinin kitlesel yürüyüşlerden silahlı isyan hareketine dönüşmesiyle Tahran’ın Esed rejimine sağladığı destek de artmıştır. İran, Suriye’ye silah sistemleri sevk etmiş, Esed iktidarına bağlı gü¬venlik birimlerine teknik destek sağlamış ve Suriye’ye İran Devrim Muhafızlarına bağlı küçük birlikler göndermiştir. İran’ın telkiniyle Hizbullah militanları da Suriye krizine Esed rejimi lehinde müdahil olmuştur.

Esed rejiminin, siyasi krizin yanında hızla ekonomik bir krize doğru sürüklendiği bilinmektedir. İran, ekonomik yaptırımlarla mücadele eden rejimin imdadına yetişmek için yoğun çaba göstermektedir. İranlı diplomatlar, Suriye’deki ekonomik krizin çözümü için Irak’la görüşmekte, çeşitli projeler üzerinde durmaktadır. Bu görüşmelerde İran, Esed rejiminin Irak’ın hava sahasını kullanmasını ve İran-Suriye demir yolu ve kara yolu projeleri için Irak hükümetinden destek talep etmektedir. Enerji temin etme konusunda zor durumda olan Suriye, Türkiye’den elektrik enerjisi almayı bırakarak bu enerjiyi İran’dan temin edeceğini açıklamıştır. Tahran-Şam arasındaki ekonomik işbirliği alanındaki bir diğer gelişme ise iki ülke arasında 2011’de (Aralık) imzalanan ve 2012’de (Nisan) yürürlüğe giren serbest ticaret anlaşmasıdır. Bu anlaşma sayesinde Esed rejimi ekonomik açıdan nispeten rahatlamıştır.

İran, Esed rejiminin akıbetini aynı zamanda kendi rejiminin geleceğiyle ilişkilendirmektedir. Tahran yönetimi, Esed rejimi devrilirse bölgedeki rejim değişiklerinde sıranın İran’daki rejime geleceği yönünde kaygılar taşımaktadır. Bu nedenle İran Esed rejiminin devamı doğrultusunda bölgedeki diğer aktörlerle ilişkilerinin bozulması pahasına irade göstermektedir.

Suriye Krizinin Türkiye-İran İlişkilerine Etkisi

Arap uyanışı sürecinde Türkiye-İran ilişkilerini etkileyen en önemli değişken iki ülkenin Suriye krizinde izlemiş oldukları farklı politikalardır. Türkiye-İran ilişkileri ABD’nin Irak işgali sonrasında belirgin bir gelişme grafiği yakalamış ise de Suriye’deki krizle birlikte iki ülke siyasi rekabet açısından 1990’lı yıllara geri dönmüştür.

Suriye’deki krizde bölge ülkeleri farklı çözüm önerilerini savunan iki gruba ayrılmış, Türkiye ve İran farklı gruplarda yer almıştır. Türkiye; Suriye’de kitlesel gösteri yürüyüşlerinin başladığı dönemde Esed iktidarına reform tavsiyesine bulunmuş, ancak rejimin sivil göstericileri bastırma hedefiyle silahlı kuvvet kullanmasıyla tutum değiştirmiştir. İran ise Suriye’de gösterilen başlamasıyla birlikte harekete geçerek Esed rejimin ayakta kalması yönünde irade göstermiş, bölgedeki diğer Şii unsurları bu istikamette yönlendirmiştir. Türkiye’nin Suriye’deki değişim konusunda İran yönetimini ikna etme girişimi sonuçsuz kalmış, Ankara’nın Esed rejimine karşı tutumunu sertleştirmesiyle iki ülke arasındaki görüş farkı daha net biçimde ortaya çıkmıştır.

Türkiye; Mısır, Tunus ve Libya örneklerinden farklı olarak Suriye krizinde sadece devrim arayışlarında “ilham kaynağı” olmakla kalmayarak süreçte aktif rol almak istemiş bundan dolayı da Suriye politikalarını sürekli revize etmek zorunda kalmıştır. Türkiye’nin Suriye politikasını genel hatları anayasal reformlar için Esed rejimine baskı yapmak, muhalif grupları tek çatı altında toplamak ve uluslararası yaptırım arayışları olarak açıklanabilir. Türkiye’nin Suriye politikasını belirleyen en önemli faktörlerden birisi de demokrasi ve insan haklarıyla ilgili endişeleridir. Türkiye ayrıca İran’ın bölgedeki etki alanını genişleterek bölgede oluşacak bir Şii kuşağına liderlik etmesinden ve mezhep temelli dayanan kutuplaşmalardan endişe duymaktadır.

İran’ın Suriye krizi bağlamında izlediği politikalar Türkiye ile ilişkilerin kötüleşmesinden endişe duymadığını göstermektedir. İran, Suriye konusunda Ankara’yı ABD ve Batı ile işbirliği yapmakla suçlamakta, Türkiye’nin Suriye’nin iç işlerine müdahale ettiğini iddia etmektedir. Tahran’a göre Ankara; ABD ve Türkiye ile iyi ilişkileri olan Arap ülkelerinin desteğini alarak bölgesel liderliğe oynamaktadır. Türk politikacıların ikili ilişkiler söz konusu olduğunda oldukça dikkatli bir üslup kullanmasına karşın İran’ın aynı hassasiyetle hareket ettiğini söylemek oldukça zordur. İranlı üst düzey yetkililerin Türkiye hakkındaki demeçleri, özellikle İran Genelkurmay Başkanı’nın Türkiye’yi tehdit eden açıklamaları ikili ilişkilerle ilgili ciddi soru işaretleri doğurmuştur.

PKK terör örgütünün bu süreçte Türkiye-İran ilişkilerini zehirleyebilecek bir aktöre dönüştüğü gözlemlenmektedir. İran’ın Suriye krizindeki duruşuna karşı Esed rejimi ile birlikte Türkiye’ye “bedel ödetme” seçeneğine yöneldiği ve PKK terör örgütünü bu hedef doğrultusunda tekrar kullanmaya başladığı değerlendirilmektedir. Türkiye’de yakalanan İranlı ajanlardan elde edilen bilgiler, ajanların Türkiye’nin birçok askeri tesisine ve güvenlik noktasına ait bilgileri PKK terör örgütüyle paylaştığını ortaya çıkarmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri, Güneydoğu Anadolu’da terör örgütüne karşı yürüttüğü mücadelede örgütün cephanelik olarak kullandığı mağaralarda İran yapımı mühimmatlarla karşılaşmaktadır. Tahran’ın PKK terör örgütünün İran sınırları içinde kamp kurmasına müsaade ettiği, örgüte lojistik destek sağladığı, Türkiye sınırındaki karakolların bazılarına örgüte tahsis ettiği basına yansımıştır. Maliki iktidarının da İran’ın etkisiyle PKK terör örgütüne destek gündemiyle örgütle temasa geçtiği iddia edilmiştir.

İran’ın Türkiye ile rekabetini propaganda savaşlarından da öteye taşıyarak menfi eylemler içine girmesi özel bir anlam ifade etmektedir. İran açısından bakıldığında Türkiye, Orta Doğu genelinde en önemli bölgesel rakip olarak görülmektedir. Bu rekabette Türkiye’nin gelişen ekonomisi ve bölgedeki yumuşak gücünün mevzi kazanması İran’ı rahatsız etmektedir. İranlı karar mercilerinde, Suriye’de Esed rejiminin devrilmesiyle bu ülkenin İran’ın etki alanından çıkıp Türkiye’nin etki alanına gireceği yönünde bir kaygı vardır.

Sonuç

Suriye’deki kriz, İran’ın Arap uyanışı sürecinde izlediği politikada farklılık arz etmiştir. İran için hayati önem arz eden Esed rejiminin geleceği, İran’ın bölgedeki nüfuzunu ve sürdürdüğü siyaseti dönüştürebilecek öneme sahiptir. Suriye’deki rejimin değişmesi ile birlikte İran’ın Orta Doğu’da stratejik menfaatlerinin zedeleneceği değerlendirilmektedir. Esed rejiminin devrilmesi sonucunda İran’ın Suriye, Lübnan ve Filistin üzerindeki nüfuzu önemli ölçüde azalacak, Şii hilali projesi akim kalacaktır. İran’ın Esed rejiminin devamı yönündeki girişimleri, PKK terör örgütünü kullanmaya teşebbüs etmesi Türkiye ile ilişkilerine zarar vermektedir.

İran dış politikasında ezilenlerin yanında yer alma ilkesi Suriye kriziyle birlikte önemini yitirmiştir. İran, on binlerce vatandaşını öldüren yüz binlerce vatandaşını yurt dışına sığınmaya mecbur bırakan Esed rejimini destekledikçe İslam dünyasının tepkisini çekmekte, Türkiye ve Arap dünyasıyla ters düşmekte ve Esed sonrası Suriye’deki kredisini tüketmektedir.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: