Etiket arşivi: karar

Oda TV davasında karar açıklandı /// CC : @odatv


OdaTv davas’ında tutuklu sanıklar Soner Yalçın, Yalçın Küçük ve Hanefi Avcı’nın tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Ergenekon soruşturması kapsamında Odatv’de yapılan aramalar sonrasında gazeteciler Ahmet Şık, Nedim Şener ve Soner Yalçın’ın da aralarında bulunduğu 13 sanık hakkında açılan davanın 14. duruşması bugün yapıldı.

İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nın büyük salonunda yapılan duruşmaya, tutuklu sanıklar eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, gazeteci Soner Yalçın ile Yalçın Küçük katıldı.

Tutuksuz yargılanan Nedim Şener, Ahmet Şık, Muhammet Sait Çakır, İklim Ayfer Kaleli, Ahmet Mümtaz İdil, Şükrü Doğan Yurdakul, Müyesser Yıldız ile Coşkun Musluk da duruşmada hazır bulundu.

Tahliye taleplerine ilişkin ara kararını açıklayan mahkeme, Soner Yalçın, Hanefi Avcı ve Yalçın Küçük’ün tutukluluk halinin devamına karar verdi.

’28 ŞUBAT BENİ DE İŞSİZ BIRAKTI’

Tutuklu sanık Soner Yalçın, KCK davasındaki tutuklu sanıkların açlık grevi yaptıklarını ve Kürtçe savunma hakkı talep ettiklerini hatırlatarak, ‘Dil sorununu çözdüler’ dedi.

Cezaevinde televizyon izlerken emekli bir savcının, ‘Fazıl Say ünlü olduğu için mi yargılanmayacak, emekli general yargılanıyorsa o da yargılanacak’ dediğini anlatan Yalçın, ‘Bu emekli savcının kafasında düşünce suçu var. Emekli savcı düşüncenin kötü bir şey olduğunu düşünüyor. Bu savcı ile Odatv savcılarının arasında fark yok. Bu sorunu ortaya çıkaran hukuk sistemidir’ ifadesini kullandı.

‘Teknisyen hukuk anlayışı ile söylediklerinin hiçbir anlamı’ olmadığını kaydeden Yalçın, ‘savcılar için haberin doğruluğunun önemi olmadığını, yeni hukuk düzeninde hakime savcıya gerek olmadığını, bilirkişiler ve kriminal uzmanların hakimlik ve savcılık yaptığını’ savundu.

Soner Yalçın, ‘Bugün yandaş medyada, 28 Şubat’ın insanları işsiz bıraktığı söyleniyor. Bunu söylemekten utanıyorum ama 28 Şubat beni de işsiz bıraktı. Mehmet Ali Brand’ın sağ koluydum. Doğan Yurdakul da 32. Gün Programı’nın Ankara temsilcisiydi. Ama maalesef iki yıldır tutukluyum’ diye konuştu.

Ana akım ve eleştirel olmak üzere iki tip medya bulunduğunu, Odatv’nin eleştirel tarafta yer aldığını ifade eden Soner Yalçın, bunun, terör propagandası anlamına gelmediğini söyledi.

Yalçın, ‘Teknik içerikli savunma yapmak zorundayım. Bu dile göre savunma yapmazsam hapiste çürüyeceğim’ ifadesini kullandı.

Soner Yalçın, mahkemenin hakkında TÜBİTAK raporu doğrultusunda ‘kuvvetli suç şüphesinin devam ettiği’ yönünde karar verdiğini hatırlatarak, ‘Peki mahkeme bu rapordan şüphe duyup, bununla ilgili ek rapor almadı mı? Sizdeki raporla bendeki rapor farklı mı? TÜBİTAK raporuna göre, ‘word dosyasında bizim tarafımızdan değiştirilme olmamıştır’ deniliyor. Raporda, ‘sosyal mühendislik saldırılarına maruz kalmıştır, 3 bilgisayara yapılan saldırı tuzak içeriklidir, saldırı saati ve trojen türleri aynıdır’ deniliyor. Dikkatli bir okur için TÜBİTAK raporu gerçeği ortaya koyuyor. Ek bilirkişi raporu da ana rapordan farklı değerlendirmeler içermiyor’ değerlendirmesinde bulundu.

‘TÜBİTAK’I AFFETMEYECEĞİM’

Tutuklu sanık Soner Yalçın, ek raporda, Odatv ve Hürriyet Gazetesi’ne yazdığı yazılara yer verildiğini ifade ederek, ‘Bunların dava ve virüslü word dosyaları ile ne ilgisi var Bu virüslü dosyaların bir tekinin bilgisayarlarımızda yazıldığına dair bir kanıt var mı TÜBİTAK kendini polis ve savcı yerine koyuyor. TÜBİTAK bize bunu yapanların medya uzantılarına malzeme veriyor’ dedi.

Bir bilgisayarda zararlı yazılım varsa o bilgisayarın mahkemeye delil olarak sunulamayacağını belirten Yalçın, şöyle konuştu:

‘Niye herkes bize düşman? Polisi, savcıyı geçtik, şimdi karşımıza TÜBİTAK’ın 3 bilirkişisi çıktı. Hiç lehimize bir şey yok mu? Bizden ne istiyorlar? TÜBİTAK, mahkemeyi kandırmak istiyor. TÜBİTAK’ı affetmeyeceğim.

2009’dan beri telefonlarım dinleniliyor ve takip ediliyorum ancak dosyada ‘word’ dosyasından başka delil yok. ODTÜ, Boğaziçi, YTÜ ve TÜBİTAK delillerin zararlı yazılımlardan oluştuğunu belirtmiştir. Bu dava 14 Eylül’de bitmiştir. Ama biz yine cezaevine gittik.

Dosyadaki delil durumunda bulunan telefon görüşmelerine bakıldığında ‘Ergenekon’ üyesi olmadığım ortaya çıkacak. Adalete olan güvenimin tekrar kazanılmasına örnek olun. Adlarınızı hukuk tarihine altın harflerle yazın. Bana yönelik suçlamaları hak etmiyorum.’

‘TÜBİTAK BİLGİSAYARA NE YAPILDI SÖYLEMİYOR’

Duruşmada, TÜBİTAK’ın ek raporuna karşı beyanda bulunan tutuklu sanık Hanefi Avcı, davanın daha çok teknik deliller üzerine döndüğünü ifade ederek, teknik raporlarla diğer konular beraber değerlendirilirse, olayın bütünüyle aydınlanacağını ve ne olduğunun net olarak görüleceğini söyledi.

Avcı, dosyaya delil olarak konulan belgelerin hiç birinin Odatv’deki bilgisayar ile Barış Pehlivan ve Müyesser Yıldız’ın bilgisayarında oluşturulmadığını, bu bilgisayarlarda düzeltilmediğini ve şüpheli dosyaların hiçbirine bu bilgisayarlarda açılıp bakılmadığını öne sürdü.

TÜBİTAK’ın raporunda, bilgisayarlarda zararlı yazılım çalıştırıldığını da tespit ettiğini anımsatan Avcı, şöyle konuştu:

‘Müyesser Yıldız’ın bilgisayarına, 2011 yılında gönderilen 4 dosya, 2010 yılında gelmiş gibi gösterilmiş. Burada çok ciddi bir planın saldırısı var. Sahte e-postalarla gönderilen virüsler, o bilgisayarı, virüsü gönderenin kendi bilgisayarı gibi yapacak hale getirebiliyor. Sıradan bir virüs değil. Üstelik saldırı 1 hafta sürmüş. Ciddi bir hazırlık var. TÜBİTAK bunları söylüyor. Bütün bu saldırılara karşın o bilgisayarlarda ne yapıldı TÜBİTAK bu soruya yanıt vermiyor. Aslında bizim bilemediğimiz birçok şeyi o bilgisayarlarda yapmış olabilirler. Sonuçta, bu dosyaların hukuken bir değeri yok. Bu tertibi yapan failler, ciddi bir gayret gösterilirse bulunabilir. Buradan suç duyurusunda bulunuyorum.’

Dosyadaki bir dijital belge nedeniyle Müyesser Yıldız’ın ve ‘Ergenekon’ sanıklarının, kitabının hazırlanmasına katkı sunduklarının iddia edildiğini anlatan Avcı, ‘Kitap yazmakla örgüte yardım suçu işlenmiş olmaz. Bu iddia hukuka uygun değil. Tahmin ediyorum ki mahkemeniz, bu davayı, Ergenekon’la birleştirecek. Birleştirme kararı vermezseniz kamuoyunda bu sahte belgeleri kimin düzenlediğine dair tepkiler olacak. Birleştirme kararı işinizi kolaylaştıracak’ diye konuştu.

Heyet, bu dava dosyasının ‘Ergenekon’ davasıyla birleştirilmesi hususuna ilişkin cevabın beklenmesine karar vererek, duruşmayı 27 Aralık’a erteledi.

Mahkemede Şemdin Sakık kararı! Şemdin Sakık’ın beyanları terörle mücadele birimlerine gidecek!


Sakık’ın beyanları, terörle mücadele görevi yapan birimlere gönderilecek.

”Ergenekon” davasına bakan mahkeme heyeti, duruşmada tanık olarak dinlenilen Şemdin Sakık’ın beyanlarını, içeriği dikkate alınarak, terörle mücadele görevi yapan birimlere gönderilmesine karar verdi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada taleplere ilişkin alınan ara kararlar, Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese tarafından açıklandı.

Buna göre mahkeme heyeti, Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği’ne yazı yazılarak, Ahmet Cem Ersever’in öldürülmeden önce Aydınlık Dergisi’ndeki beyanları ve daha önce müstear isimli yazdığı ”Üçgendeki Tezgah”, ”Kürtler, PKK ve Abdullah Öcalan” isimli kitaplardaki açıklamaları dolayısıyla herhangi bir idari ve adli tahkikat yapılıp yapılmadığının sorulmasına karar verdi.

Milli Seferberlik Tetkik Kurulu, Özel Harp Dairesi ve Özel Kuvvetler Komutanlığı birimlerinin hangi tarihte kurulduğu, herhangi bir isim değişikliğine gidilip gidilmediğinin de bildirilmesini isteyen mahkeme heyeti, savcı Doğan Öz cinayeti ile ilgili dosyanın da tetkik ve iade edilmek üzere gönderilmesine karar verdi.

Mahkeme, sanıklardan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’a 1.Ordu Komutanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı sırasında, sanıklardan emekli Orgeneral Hasan Iğsız’a da 1. Ordu Komutanlığı’nda tahsis edilen, kullandığı sabit ve GSM numaralarının gerekli gizlilik esaslarına dikkat edilerek gönderilmesine hükmetti.

Asker kökenli sanıkların mesleğe başladıklarından bugüne kadar varsa haklarında adli ve idari tahkikat yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa sanıkların ifadeleri ve tahkikatın sonucunun ilgili birliklerinden ve şahsi dosyalarından araştırılarak gönderilmesini kararlaştıran mahkeme heyeti, eski MİT mensubu Yavuz Ataç hakkında da 10 Ağustos 2004’te Milliyet Gazetesi’nde çıkan ”Gladyo denen yapıyı yönettim, Gladyo ismi takılan yapının 4 yıl sorumlusuydum” beyanlarıyla ilgili hakkında adli ve idari tahkikat yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise ilgili evrakların gönderilmesine hükmetti.

Mahkeme heyeti, tanık olarak dinlenilen Şemdin Sakık’ın beyanlarının içeriği dikkate alınarak, terörle mücadele görevi yapan Genelkurmay Başkanlığı, MİT Müsteşarlığı ve İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’na gönderilmesine karar verdi.

SUÇ DUYURULARI

Dosya kapsamında mağdur ve müşteki olarak görünen kişilerin duruşmaya katılmaları için meşruhatlı davetiye çıkartılmasını kararlaştıran mahkeme heyeti, tanık olarak dinlenilen Rengin Erdal’ın, beyanları sırasında kamu görevi yapan tanık Mustafa Bolkan ve diğer bir kısım kişiler hakkındaki sözleri nedeniyle gereğinin takdir ve ifası için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazılmasını hükme bağladı.

Tutuklu sanıklardan Muzaffer Tekin hakkında, tanık olarak dinlenilen Emrah Özdemir’e yönelik sarf ettiği beyanları nedeniyle gereğinin takdir ve ifası için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na müzekkere yazılmasına karar veren mahkeme heyeti, duruşma salonunda görevli jandarma personeli tarafından tutulan tutanaklar üzerine de tutuklu sanık Bora Perinçek’in söz ve eylemleri, babası Doğu Perinçek’in de mahkeme heyetine yönelik sarf ettiği sözleri nedeniyle aynı savcılığa yazı yazılmasını karlaştırdı.

Mahkeme yine sanıklardan Dursun Çiçek’in avukatı olan kızı İrem Çiçek ile sanık avukat Kemal Kerinçsiz’in eşi ve avukatı olan Gönül Kerinçsiz hakkında da sarf ettiği sözleri nedeniyle gereğinin takdir ve ifası için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na müzekkere yazılmasını hükme bağladı.

Yargıtay’dan Balyoz ve Ergenekon’un sonucunu etkileyecek karar


Ergenekon ve Balyoz gibi son yılların en önemli davaları ‘dijital deliller’ üzerine kurulurken ve bu ‘deliller’in ise sahte olduğu ortaya çıkarken DHKP/C davasından yargılanan Hüseyin Edemir’in cezası dijital delillere dayanılarak Yargıtay tarafından onandı. Bu diğer davalara da emsal teşkil edecek.

Ergenekon ve Balyoz gibi son yılların en önemli davalarını ‘dijital deliller’ üzerine kuran AKP yargısında ‘delillerin’ sahte olduğu birer birer ortaya çıkarken, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin DHKP/C davasında sanık Hüseyin Edemir’e ele geçirilen disketlerdeki bilgilere dayanarak verdiği 6 yıl hapis cezasını Yargıtay onadı. Bu karar, Balyoz gibi sadece dijital veriyle desteklenen davalar için de emsal olma özelliği açısından önem taşıyor.

‘Dijital delil’ kabul edildi
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin DHKP/C davasında dijital verilerden yola çıkılarak Sanık Hüseyin Edemir’e ofisinde ele geçirilen disketlerde yer alan bilgilere dayanılarak 6 yıl hapis cezası verildi. Mahkeme kararında “Günümüzde bilgisayar verileriyle ilişkisi olmayan çok az suç kalmıştır. Suç işleyen kişilerin ya da suç örgütlerinin bu teknolojiden faydalanmayacağını düşünmek imkânsızdır.” derken karar sanık ve savcısının kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde tekrar görüşüldü ve ceza onandı.

Edemir’in davasında delil olarak kullanılan dijital dökümanlar, ‘Ülkemizde Gençlik’ isimli derginin ofisinden alındı. Dergide yapılan aramada 10 disket, 2 hard disk ve 2 bilgisayara el koyuldu. Mahkeme söz konusu dijital deliller üzerinde yaptığı incelemede 7 numaralı diskette sanık Hüseyin Edemir’le ilgili suç konusu olduğuna karar verdi. Edemir’in suçlanmasında ayrıca 7 adet dijital belgede isminin geçmesi kanıt gösterildi. Mahkemenin bu ‘dijital delillere’ dayanarak verdiği karar ve Yargıtayın cezayı onaması beraberinde önemli bir sorunu ortaya çıkarıyor. Zira karar Ergenekon, Balyoz gibi dijital deliller üzerine kurulan davalar için de emsal olabilecek.

Hukuksuzluk ve keyfilik yine tescil edildi
Yargıtay’ın dijital delili esas alarak mahkemenin kararını onaması hakkında görüş aldığımız Avukat Özgür Urfa verilen karar için “ Basına yansıyan haberlerde Yargıtay’ın son kararlarından birinde dijital verilerin tek başına delil olarak kabul edildiği belirtilmektedir. Kararın tamamını inceleme imkanımız olmamasına rağmen haberlere yansıdığı kadarıyla yasadışı örgüt üyeliği suçlamasıyla yargılanan bir sanığın cezalandırılmasında delil olarak sadece dergi bürosunda bulunan bir diskette ve yurtdışındaki bir bilgisayarda bulunan 7 word belgesinde isminin geçmesi yeterli görülmüş olup Yargıtay tarafından verilen karar onanmıştır. Sanık hakkında başkaca hiçbir delil bulunmadan sadece bu delillerle karar verilmesi hukuka aykırı olduğu gibi, karara dayanak olan dijital verilerin de hukuka uygun delil vasfını taşımadığı açıktır. Bu kararla ülkemizdeki hukuksuzluk ve keyfilik birkez daha tescil edilmiştir" diye konuştu.

Edemir’in davası Milliyet Gazetesi köşe yazarı Can Dündar tarafından da ele alınmıştı. Dündar 9 Mart 2011 tarihli yazısını sanık Hüseyin Edemir’e ayırmıştı. Dündar yazısında, “Hukuksuzluğun yeni bir kanıtından söz edeceğim bugün.” diyerek sanık Hüseyin Edemir’in kendisine gönderdiği mektubu yayımlamıştı. Edemir’in bir bilgisayar disketinde adı çıktığı için tutuklandığını belirten Dündar, avukatların dijital verilerin delil olamayacağı iddialarına yer vermişti. Kararı veren mahkemeyi de hedef alan Dündar, “Hâkim kim? Balyoz davasının hâkimi.” ifadelerine yer vermiş ve davayı ‘bir adalet ayıbı’ olarak nitelendirmişti.

Sahte belgeler üzerine dava kuruluyor
AKP döneminde yargılamasına başlanan Balyoz, Ergenekon, Oda Tv, KCK, Devrimci Karargah gibi davalar gizli tanıklar, isimsiz ihbar, üretilmiş ve dijital deliller üzerinden şekillendirilirken, yapılan incelemelerin bir çoğunda dijital delillerin sahte olduğu ortaya çıktı.

Balyoz davasındaki tutarsızlıklar ve sahtecilik küçük bir araştırma ile fark edilebilecek durumda. Balyoz savcısının iddiasına göre davanın temel aldığı delil, 12 Aralık 2002 tarihinde oluşturulmuş ve "BALYOZHAREKATPLANI.DOC" ismindeki imzasız bir Word dökümanı. Bu dökümanda, görünürde tek seferde oluşturulmuş bir CD’nin içerisinde yer alıyordu. İddiaya göre CD, 5 Mart 2003’te Çetin Doğan için oluşturulmuştu. Ancak bu noktada çok mühim bir sahtecilik yapıldı. Balyoz davasına adını veren Balyoz Harekat Planı isimli Word belgesi dahil, cami bombalama planları, çeşitli kişi ve sivil toplum örgütlerini hedef alan planlar, tutuklanacak ve yararlanılacak medya mensupları listeleri, tutuklanacak AKP üyeleri listesi ve diğer Balyoz belgelerinin, ilk defa Microsoft Office 2007 ile kullanılmaya başlanan Calibri ve Cambria yazı karakterlerine ve XML şemalarına referans taşıdığı, Arsenal Consulting ve Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından tespit edildi.

Yine davaya delil teşkil ettiği söylenen ve 2006 yılında kurulan Türkiye Gençlik Birliği’nin aslında 2003 yılında kurulduğunu kanıtlamaya çalışan emniyet bilirkişileri, 11, 16 ve 17 numaralı CD’lerin diğer CD’lerle farklı programlarda yazılmalarına rağmen, "aynı programda yazıldıklarına" dair rapor verdi. Mahkemenin delil olarak kullandığı bu sahte veriler emniyetin hazırladığı bilirkişi raporlarında onaylandı ve sahteciliği örtbas etmek için çaba harcandı.

Oda TV davasının iddianamesimnin bel kemiğini oluşturan yine dijital deliller oldu. “Ulusal Medya 2010", "Bilinçlendirme", "teRTEmiz" ve "darbe.doc” gibi akıldışı birçok delilin sahte olduğuna ilişkin dört ayrı kurumdan alınan bilirkişi raporlarına mahkeme heyeti itibar etmedi.

“Dijital delil” yargılamada geçerli midir?
Son dönem yargının soruşturmaları üzerine kurduğu ‘dijital deliller’in soruşturmaya kaynaklık etmemesi gerektiği birçok davada savunuldu. Sahte dijital verilerin kolaylıkla yaratılabileceği ve ve internet ağına bağlı bir bilgisayara dışarıdan gönderilebileceği bilinirken, ele geçirildiği iddia edilen dijital belgelerin virüslü e-posta yoluyla gönderildiği yönündeki iddiaların ise mahkemeler tarafından üzerine gidilmiyor.

"Dijital veriler ancak başka delillerle birlikte desteklenebilirse karara esas alınabilir"
Balyoz davasına emsal oluşturması beklenen karar için görüşünü aldığımız Avukat Özgür Urfa konu hakkında şu açıklamayı yaptı:

"Ceza yargılamalarında hukuka ve yasal mevzuata uygun şekilde elde edilen verilerin delil niteliği taşıdığı kabul edilebilir. Öncelikle önemli olan husus bu delillerin ve verilerin elde edilmesindeki usul ve yöntemlerdir. Örneğin hukuka aykırı şekilde dinlenen telefon konuşmaları, virüs yoluyla bilgi yüklenen bilgisayarlar, telefon rehberine sehven yüklenen numaralar hiçbir şekilde delil olarak kullanılamaz.

Bazı veriler ve bilgiler hukuka uygun şekilde elde edilmiş olsa bile karar vermek için tek başına yeterli sayılamaz. Dijital verileri de bu kapsamda değerlendirmek gerekir, dijital veriler ancak başka delillerle birlikte desteklenebilirse karara esas alınabilir.

Bu verilerin delil niteliğinde olabilmesi için gerekli kriterler ise sanığın kendi aleyhine delil vermeye zorlanmaması, özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmemesi, delillerin şüpheye yer bırakmayacak şekilde güvenilir ve kesin nitelikte olmasıdır.

İnsanların bilgisayarlarında tuttukları notlar, izledikleri videolar, dinledikleri şarkılar hiçbir şekilde delil niteliğinde kabul edilemez verilerdir. Bu bilgi ve belgeler özel hayatın gizliliği kapsamında kişinin yalnızca kendisini ilgilendirir ve kamusal niteliği bulunmamaktadır. En son Odatv davasında da ortaya çıktığı üzere bilgisayarlara ve telefonlara kişinin iradesi dışında dışarıdan kolayca bilgi ve belgeler yüklenmekte ve insanlar sadece bu delillerle yıllarca tutuklu olarak yargılanmaktadır. Bu sebeple tek başına güvenilirliği hiçbir şekilde ispatlanamayan delillerle hüküm kurulması hukuka açıkça aykırıdır.

Basına yansıyan haberlerde Yargıtay’ın son kararlarından birinde dijital verilerin tek başına delil olarak kabul edildiği belirtilmektedir. Kararın tamamını inceleme imkanımız olmamasına rağmen haberlere yansıdığı kadarıyla yasadışı örgüt üyeliği suçlamasıyla yargılanan bir sanığın cezalandırılmasında delil olarak sadece dergi bürosunda bulunan bir diskette ve yurtdışındaki bir bilgisayarda bulunan 7 word belgesinde isminin geçmesi yeterli görülmüş olup Yargıtay tarafından verilen karar onanmıştır. Sanık hakkında başkaca hiçbir delil bulunmadan sadece bu delillerle karar verilmesi hukuka aykırı olduğu gibi, karara dayanak olan dijital verilerin de hukuka uygun delil vasfını taşımadığı açıktır. Bu kararla ülkemizdeki hukuksuzluk ve keyfilik birkez daha tescil edilmiştir."

Deniz Albay A. Yasin Türker : ‘KENDİNİZİ GÜVENDE HİSSETMEYİN’


(SÖZDE) Balyoz’da yargılanan Deniz Albay Türker Financial Times’e konuştu

(SÖZDE) Balyoz davasında 16 yıl hapis cezasına çarptırılan Deniz Albay A. Yasin Türker, Maltepe Askeri Cezaevinden Financial Times’e gönderdiği mektupta davada kanıt olarak değerlendirilen "dijital dosyaları uyduran gerçek suçlular adaletin önüne çıkartılıncaya dek Türkiye’de hiç kimsenin güvende hissetmemesi gerektiğine” dikkat çekti.

A.Yasin Türker, İngiliz Financial Times tarafından yayımlanan mektubunda kendisinin 16 yıl hapse mahkum olan “kurbanlar”dan biri olduğunu belirterek, davanın “imzasız, uydurma dijital dosyalara” dayandığına, iddianameyi destekleyen “inandırıcı kanıtlar veya tanıkların olmadığı”na dikkat çekti.

Dava sürecine ilişkin eleştirilerini sıralayan Türker, yargıçların savcının sadece bir talebini reddederken sanıkların 980 talebinin sadece 6’sını kabul ettiklerini kaydetti.

Türker, ünlü İngiliz Felsefecisi John Locke’nin 1960 yılında sarfettiği “Hukuk bittiği yerde tiranlık başlar” yönündeki sözlerini de zikrettiği mektubunda AB’nin son İlerleme Raporunda Türk yargı süreçlerinin eksikliklerinden duyulan kaygıları vurgularken, Balyoz davasını örnek gösterdiğini kaydetti.

BM’nin keyfi tutuklama ile ilgili çalışma grubunun halen (SÖZDE) Balyoz davasını incelediğini ve bulgularını Aralık ayında açıklayacağını da kaydeden Türker, hukuk üstünlüğünün adil bir toplumun temelini oluşturduğunu belirtti.

Türker, mektubuna “Bu nedenle ki dosyaları uyduran gerçek suçlular adaletin önüne çıkartılıncaya dek Türkiye’de hiç kimse güvende hissetmemeli” sözleriyle son verdi.

KAYNAK: ANKA

GEDİK: NEML VE CİN SURESİNE DİKKAT /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Albay Gedik, tutuklu askerlere kurulan tezgahı ilginç bir örnek ile anlattı:

(SÖZDE) Balyoz davasında 16 yıl hapis cezası alan Deniz Kurmay Albay Ayhan Gedik, ASKERHABER‘e yeni bir mektup gönderdi.

Mektubuna, ulusumuzun Cumhuriyet ve Kurban bayramlarını kutlayarak başlayan Albay Gedik, bu sefer (SÖZDE) davadaki hukuki süreci anlattı.

Savcının üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair; gerçek, somut ve kesin tek bir delil sunamadığına dikkat çeken Gedik, meşhur 11 No’lu CD içerisinde 1500 adet sahtekarlık belirlemelerine rağmen bunun hiç dikkate alınmadığının altını çizdi.

(İLGİLİ HABER) ALBAY GEDİK’TEN BAŞBAKAN’A İMZASIZ OSLO SORUSU

(İLGİLİ HABER) ALBAY GEDİK: ‘ASKERLERİMİZİ BU GEREKÇELER İLE TUTUKLADILAR’

İŞTE ALBAY GEDİK’İN MEKTUBU

BİR ÖNCEKİ MEKTUBUMDA, Balyoz Davası’nın, adil yargılama ve hukuk haricinde, her şeyi ihtiva eden bir dava olduğunu ve nasıl bir komployla maruz kaldığımızı, kendi ülkemizde haksız ve hukuksuz olarak ağır cezaya çarptırıldığımızı somut örneklerle sizlere anlatmaya başlamıştım.

Şimdi size çok kısa olarak Balyoz Davasındaki hukuki süreci anlatmak istiyorum.

Tüm sanıklar olarak, dava süresince savcılıkça suç unsuru ihtiva ettiği belirtilen 11 nu’lı CD içinde yer alan dijital verilerin sahte olduklarını, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı 1500’den fazla delillerle ispat ettik. Aleyhimize, üzerimize atılı suçu işlediğimize dair; gerçek, somut ve kesin tek bir delil, Savcılık tarafından ortaya konulmadı. Hukukta kural nedir? Kural; iddianamede sanıklara yüklenen suçun, mevcut delillerle ilişkilendirilerek hukuka uygun, kesin, şüpheden uzak, inandırıcı ve somut bilgi ve belgelere dayandırarak ispat edilmesi görevinin, Savcılık makamına ait olduğudur.

Bir suçun işlendiğinin ispatının, kuvvetli ve somut delillerle ortaya konulması hukukun gereğidir. Ancak ne yazık ki bizim hukuk sistemimizde suçlanan kişi, suçu kesinleşmemiş, sadece bir iddia durumunda olmasına rağmen “suçsuzluğunu” ispat etmeye çalışmaktadır. Yani Savcılık, iddia ettiği suçun işlendiğini kanıtlayacağına; biz, suçsuzluğumuzu ispat etmeye çalıştık ve ispat ettik.

Ne güzel değil mi hukuk sistemimiz?!

Bir kişi üzerine bir suç at, bunu sen yaptın de, ortaya hiçbir somut delil koyma, sonra da kalk, kardeşim bak git, suçsuz olduğunu ispat et, yoksa ağır ceza alırsın de

Ne güzel değil mi? İşte Balyoz davasında Türk Silahlı Kuvvetlerine büyük özveri, cesaret ve fedakârlıkla hizmet etmiş, görev aşkıyla yanan, içi vatan ve millet sevgisi ile dolu, general, amiral, subay, astsubay ve devlet memurlarına reva görülen şey bu. Yazık, inanın gerçekten çok ama çok yazık!

Sizlerin, bize yapılan bu haksızlığı, hukuksuzluğu net bir şekilde anlamanıza yardımcı olmak, size; vay be gerçekten de böyle mi oldu? dedirmek ve gerçeklerin farkına varmanıza katkı sağlamak için, yine bir örnekle, kurulan tuzağı anlatmaya devam edeceğim.

Şimdi dostlarım; çoğunuz bilgisayarla ilgileniyorsunuz ve bilgisayarda yazılar yazıyorsunuz o zaman “Arial, Times New roman” kelimelerini iyi bilirsiniz. Neden? Çünkü bunlar hemen hemen herkesin bildiği ve kullandığı yazı karakterleridir. “Arial, Times New roman” yazı karakterleri, Microsoft Office sürümlerinde en eski kullanılan yazı karakterleridir. Üretilen yeni Microsoft Office sürümlerinde, teknolojik gelişmelere bağlı olarak yeni ve güncel yazı karakterleri kullanılmaktadır.

Bu yeni ve güncel yazı karakterleri/tiplerinden bir tanesi de “Calibri”dir. Almanya’dan Gramber & Vogel isimli Bilişim Bürosu tarafından hazırlanan 02 Ağustos 2012 tarihli raporda da açıkça belirtildiği gibi, Calibri yazı karakteri/tipi, 2006 yılı sonunda yayınlanmış olan Microsoft Vista işletim sisteminin temel yazı tipidir. Bu ne demektir? Calibri yazı karakteri, en erken 2006 yılının sonundan sonra kullanılmaya başlanmıştır” demektir.

Neden size bu Calibri yazı karakterini anlattım? Çünkü 11 nu.lı CD içinde, bilirkişi raporlarıyla kesin olarak tespit edilen, Calibri karakteri kullanılarak yazılmış 80 adet dijital veri var.

Alman Bilirkişi Bürosu hazırladığı raporda, 11 nu’lı CD içinde, son kayıt etme tarihleri 2002 ve 2003’de yapılmış gibi görünen ve “Calibri” yazı karakteri ile oluşturulan dosyalar olduğunu, ancak, bu dosyaların son kayıt tarihlerinin 2002 ve 2003 olmasının mümkün olmadığını, zira o tarihlerde Calibri yazı karakterinin mevcut olmadığını belirtmektedir.

Ancak bizim tutuklanmamıza ve ceza almamıza neden 11 nu’lı CD ile ilgili TÜBİTAK, 19 Şubat 2010 tarihli bilirkişi raporunda ne demişti? “11, 16 ve 17 nu’lı CD’lerin içindeki dosyaların oluşturma ve son kaydetme tarihlerinin 2003 yılı ve öncesine ait olduğu ve CD’lere sonradan ekleme yapılmadığı sonucuna varılmıştır” demişti. O zaman sizlere soruyorum; Gelecekte, 2007 yılı başında ilk kez kullanılmaya başlanacak olan Calibri yazı karakterinin, 2003 yılında üretilmiş dosyaların içinde bir yazı tipi olarak kullanılması mümkün mü?

Bu şuna benziyor. Vergi dairesi size diyor ki: “Ahmet Bey, Nissan Quasqai arabanızın 2003 yılı trafik sigortasının Temmuz ayına ait olan 2. taksitini ödemediniz. Borcunuz şu kadar” Siz de cevaben diyorsunuz ki: “Ben, bu arabayı, 2008 yılında ilk kez piyasaya çıktığında aldım, 2003 yılında Nissan Quasqai yoktu ki!” İşte bizim durumumuz da aynen böyle!

Görüyorsunuz tuzağı değil m? İnsan müneccim olabilir mi? Ya da herkes geleceği tahmin edebilir mi? Ya da tahmin edebilirse kaç kere tahmin eder? İlk kez 2007 yılı başında kullanılmaya başlanan Calibri yazı karakteri, bu müneccimliklerden sadece bir tanesi. Bunun gibi yüzlerce veri var bu 2003 yılında üretildi denilen 11 nu’lı CD içinde. Yüzlerce kez geleceği tahmin etmek size normal geliyorsa, ben daha bir şey söylemeyeceğim. Sadece şunu söylerim. Bu sahte dijital veri üreten çetenin mesleği “müneccimlik”tir. Artık gerisini siz hesap edin. Durum bu. Bizler, bu müneccim çetesinin yaptığı tezgâh nedeniyle haksız ve hukuksuz olarak yargılandık ve ağır cezalar aldık.

Yüce Allah Kuran-i Kerim’inde, şöyle buyuruyor:

NEML suresi 65 inci ayet: “De ki: Göklerde ve yerde, Allah’tan başka kimse gaybı bilmez…

CİN suresi 26 ncı ayet: “Gaybı bilen O’dur. Gizli bilgisini kimseye göstermez

Geleceği ve bilinmeyeni yalnız ve ancak Allah bilir. Bu çok açık ve nettir. Bu müneccim çetesi, bu dünyada insanları kandırabilir ama Allah’ı kandıramaz. Bu çetenin hepsi, eninde sonunda, bunca insana, özellikle de bu insanların eşlerine, çocuklarına ve ailelerine yaptıkları ve sebep oldukları haksızlıkların hesabını büyük Türk Milletinin önünde vereceklerdir. Kesin ve gerçek olan yegâne husus budur.

GERÇEĞİ KAPATIRSANIZ BİRİKİR

Mahkemede de söyledim. Emile ZOLA’nın dediği gibi “Gerçeği yeraltına kapatırsanız birikim oluşur ve gerçek bir yerde öylesine bir patlama gücü kazanır ki; patladığı gün, kendisiyle birlikte her şeyi havaya uçurur. Gerçek yürüyor, onu hiçbir şey durduramaz

Geleceği mutlu, huzurlu ve aydınlık olan bir Türkiye’de yaşamak dileğiyle…

Ayhan GEDİK
Kendi Ülkesinde
Esir Bir Türk Subayı

Adres : Ayhan GEDİK Deniz Kurmay Albay

3 üncü Kolordu Askeri Ceza ve Tutukevi HASDAL/İSTANBUL

ALBAY TÜRKER: ‘BUNUN ADI KİTLESEL SAÇMALIK’


Albay Türker’den Financial Times’a mektup: ‘Kitlesel saçmalık’

(SÖZDE) Balyoz davası tutuklularından Deniz Kurmay Albay Yasin Türker, Financial Times‘e gönderdiği mektupta Türk subaylarının "absürd" biçimde tutuklandıklarını, davanın "sayısız tarih hatasına, tutarsızlığa ve fisiksel olanaksızlığa dayandığını" dile getirirken, mahkemenin kendilerini suçlu bulacağının adeta kesinleştiğine dikkat çekti.

Deniz Kurmay Albay Türker, tutuklu bulunduğu İstanbul Maltepe Askeri Cezaevi‘nden Financial Times‘e gönderdiği mektupta Türk subaylarının "absürd" biçimde tutuklandıklarını belirterek, "Balyoz Davası, er yada geç kitlesel saçmalığının ağırlığı altında çökecek" ifadesini kullandı.

Yasin Türker’in, gönderdiği mektup "Türk Subaylarının "Absürd’ Tutukluluğu" başlığı ile yayımlandı. Mektubuna, kendisinin Balyoz davası kapsamında tutuklanan 250 subaydan biri olduğunu belirterek başlayan Türker, 16 Eylül 2011’den bu yana tutuklu bulunduğunu ve hala devam eden tutukluluğunun "ayrıntılı nedenleri"ni bilmediğini kaydetti.

Kendi isminin iki dosyadaki listelerde yer aldığını, hakkında suçlamalar getirilmeden önce bu listelerin varlığının farkında bile olmadığını yazan Türker, "Aslında bu dosyaların oluşturulduğu dönemde bir ameliyat için hastanede idim ve bunun ardından tibbi nedenlerle izinli idim" diye yazdı.

Davanın, "imzasız ve çıktısız" dijital materyelden kaynaklandığını, halbuki Türk ve Amerikan adli uzmanlarınca, kısa bir süre önce CD’lerin 2003 yılında oluşturulmasının mumkün olmadığı belirlendiğini kaydeden Türker, mahkemenin de, sanıkların, kanıtların incelenmesi taleplerini reddettiğine de dikkat çekti.

Ancak davanın, "sayısız tarih hatasına, tutarsızlığa ve fiziksel olanaksızlığa dayandığını" belinrten Türker, buna karşın mahkemenin sanıklar hakkında suçlu kararının vermesinin adeta kesinleştiğini de öne sürdü. Türker mektubuna şu sözler ile son verdi:

"Balyoz davası, er geç kitlesel saçmalığının ağırlığı altında çökecek. Ancak sahte iddialarla cezaevinde kapatılan yüzlerce masum bireyin çektiği acıların çok ötesinde bir zarar verilecek. Halen, bundan kimin yararlandığı belli değil ancak belli olanı, maliyet ve yükümlülükler sadece Türkiye için değil, Nato için de giderek arttığıydı"

ASKERHABER / DIŞ HABERLER

Askeri Casusluk’ta verilen karar Ergenekon için işaret mi ???


Şemdinli iddianamesi soyut iddiaları, büyük ithamları ve kullandığı dil ile Ergenekon davasının adeta prototipi gibiydi. Sonra o Ergenekon davasından birçok yeni dava doğdu ya da benzerleri açıldı. Askeri casusluk adıyla bilinen dava da işte bu Ergenekon benzeri davalardan biriydi. İddia çok ama kanıt yoktu.

Büyük iddialarla açılan 56 sanıklı davada karar verildi. Karara göre örgütün ne zaman kurulduğu, kurucusu, ideolojisi, amacı, nerede kurulduğu, yöneticisi belli değildi ama yine de sanıklara örgüt üyeliğinden ceza verilebilirdi.

Öyle de yapıldı. Sanıklar hakkında mahkemenin de bir şey tespit edemediği bir örgüte üye olmak suçundan cezalandırıldı.

Yani, varlığı bilinmeyen, fotoğrafı çekilmemiş, nereden gelip nereye gittiği, kimin kullandığı belli olmayan, hiç kimsenin görmediği bir arabanın içinde olmakla suçlanmak gibi bir şey…

Ortada hiçbir kanıt yok ama "sen o arabanın içindesin" diyorlar ve ceza veriyorlar.

Bu karar bir dönüm noktası. Hukukta kanıt olmadan ceza verilebileceğinin ilk örneği…

Şimdi gözler Ergenekon davasında…

Beş buçuk yıldır süren soruşturma ve yargılamada, Ergenekon diye bir örgütün var olduğuna, amacına, ideolojisine, kimin nerede, ne zaman kurduğuna, hangi eylemleri yaptığına ilişkin bir kanıt hala bulunamadı.

Birbiriyle alakası olmayan 20 dava bu çatı altında birleştirildi. Odatv davası da Ergenekon çuvalına atılıyor. Bu davadaki suçlamaların hiç birisi için yeterli kanıt yok.

Ama artık buna gerek de yok. Askeri casusluk davasında verilen karar Ergenekon için bir örnek teşkil edebilir.

Sanıkların konuşma hakkı yok. Tanıkların dinlenmesi talepleri bütünüyle kabul görmüyor, gizli tanıklar ve isimsiz mektuplar var. Ve bu gizli tanıklara soru bile soramıyorlar…

Askeri casusluk davasında verilen karar, bu koşullarda görülen Ergenekon davası için, Ergenekon mahkemesine yeni bir kapı açtı: Örgüt tespit edilmese de ceza verebilme imkanı!..

İleri demokrasimizin hukuku…

Odatv.com

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: