Etiket arşivi: libya

BARIŞ DOSTER: Libya’da Ne Oldu? Suriye’de Ne Oluyor?


Emperyalizm gerçek yüzünü Libyalılara göstermeye başladı. Ülkenin bölünme tehlikesi yaşadığını, bizzat yöneticileri söylüyor. Şurası muhakkak, Libya petrolünü batılı şirketler çıkarıp pazarladığı sürece, Libya’daki iktidarı güdecekler. Libya halkı gün yüzü görmeyecek. Hem Bosna’da Müslümanları katleden Sırplara ucuz petrol veren, hem Libya’daki Türk inşaat firmalarına ihale veren, hem de Bosna’daki olayları siyasi malzeme olarak kullanan Türk başbakanı Necmettin Erbakan’a çadırında ayar veren Kaddafi’yi belli ki Libyalılar çok arayacaklar.

Libya’da yaşanan gelişmelerde, sahip olduğu petrol kaynaklarının büyük payı vardı. Ülke bombalanırken “barış, demokrasi, özgürlük, insan hakları” lafları tedavüldeydi. ABD, Libya’nın işgali için BM’yi, NATO’yu devreye soktu. 1951’de bağımsızlığını ilan eden, yüzde 95’i çöl olan, petrol ve doğalgaz açısından zengin kaynakları bulunan, 6.5 milyon nüfuslu bu ülke şimdi talan ediliyor. Yaklaşık yüzde 20’lerde seyreden işsizliği düşürme yönünde umut yok. 1986’da ABD uçaklarınca çadırı bombalanan, Libya’nın düşürdüğü öne sürülen Lockarbie uçağı nedeniyle batıya yüklü bir kan parası ödeyen Kaddafi’nin kurduğu düzenden de eser kalmadı.

Gelelim Türkiye’ye. Ülkemiz, Libya’dan sonra Suriye’de de emperyalistlerin yanında yer aldı, kuryeliğine soyundu. Düştüğümüz durum ortada. Maalesef Türkiye, ABD’nin zayıflamasından en olumlu etkilenecek ülkeler arasında olduğunu kavrayamadı. ABD’nin etkisi azalırsa, Afganistan, Irak ve Suriye örneklerinde görüldüğü gibi, kriz bölgelerine müdahale gücü olmaktan kurtulacağımızı maalesef göremedi. Batının dilindeki “güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten ülke” pozisyonundan sıyrılacağını anlayamadı. Daha açık söylemek gerekirse, George Soros’un dediği gibi, “en iyi ihraç malı Türk ordusu olan” ülke görünümünden çıkacağını saptayamadı.

Oysa şurası çok açık: Türkiye emperyalizmin boyunduruğundan kurtulursa, Mehmetçiğin kanını satmaz. Şimdiki halde ise vatan toprakları yasayla satışa çıktığından, parayla satıldığından, bir süre sonra uğrunda ölecek toprak, yani vatan kalmayacak. O zaman da emperyalistler için ölmek kaçınılmaz hale gelecek. Zira Türkiye’nin bu görevini tamamlayan bir diğer görevi daha var. O da bölgesel bir güç olan, Avrasya jeopolitiğinde ABD’nin en amansız muhalifi olarak öne çıkan İran’ı dengelemek. ABD’nin isteğiyle Suriye’de rejimi değiştirmeye soyunan Türkiye, İslam aleminde de İran’ı dengelemek, onun önünü kesmek için çabalıyor. Ilımlı, uyumlu, ABD destekli İslam’ı bölgeye model olarak sunmaya çalışıyor. Bunların hepsi, Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki görevin gerekleri olarak öne çıkıyor.

Türkiye, bu görevini layıkıyla yapabilsin diye İsrail’le danışıklı dövüş oynadı. Davos’taki “one minute” çıkışından bu yana ABD gözetim ve denetiminde iyi polis – kötü polis oyunu sahnelendi. Mısır başta olmak üzere Arap dünyası, özellikle de Körfez ülkeleri bu konuda Türkiye’ye bir süre için yardımcı da oldular. Dışa bağımlı Türk ekonomisine Körfez ülkelerinden sıcak para gelmesinin nedenlerinden biri de buydu. Çünkü Arapların Türkiye’ye büyük miktarda sıcak para getirmesi, sadece iktidarla olan düşünsel yakınlıklarıyla veya “hızla büyüyen istikrarlı ekonomi” olduğumuz masallarıyla açıklanamaz. Türkiye, ABD tarafından içi boş bir kavramla, “model ortak” olarak tanımlanırken, İran’ın Şii hilali oluşturma çabalarına karşı Sünni blok oluşturma görevini de üstlenmişti.

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Komşularla sıfır sorun politikası çöktü. Suriye’de Esad karşıtlığı politikası iflas etti. İran’a karşı füze kalkanına topraklarımızı açmak, ülkemizi zor durumda bıraktı. Bölgesel politikaları ve ülkesinin bütünlüğünü savunan Irak başbakanı Maliki’yle zıtlaşmak ülkemizi daha da yalnızlaştırdı. İran ve Rusya, Malatya Kürecik’e yerleştirilen füze kalkanı radarını tehdit olarak gördüklerini defalarca açıkladılar. Irak, Türkiye’nin düşmanca davrandığını, Suriye emperyalizmin taşeronluğunu yaptığını ilan etti. Batının cephe ülkesi Türkiye ile Doğunun cephe ülkesi İran’ı savaştırmak isteyen emperyalizmin gerçek yüzünü göremedi Türkiye. Suriye’de Sünni – Şii çatışmasını körükleyenlere destek verdi. Sözde İsrail ile gerginlik yaşarken, petrol ve silah lobileriyle yakından iş tuttu. İktidar partisinin kongresinde onur konuğu olan ve “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye selamlanan Kuzey Irak Kürt Yönetimi lideri Barzani, bağımsız Kürt devleti konusunda ABD’den izin aldı. PKK – BDP, yeni anayasa, özerklik, federasyon konularında ABD’den gerekli talimatları aldılar. BDP yöneticilerinin deyimiyle ABD’den rol istediler. İktidarla da bu konularda büyük ölçüde uzlaştılar.

Arap Baharı’nın yaşandığı ve yaşanmakta olduğu ülkelerin hiçbirine demokrasi, insan hakları, özgürlükler, hukuk devleti, sivil toplum, istikrar, şeffaf bir piyasa ekonomisi gelmedi. Kısa vadede geleceği de yok. Ama kan geldi, acı geldi, bölünme geldi. Kaynakları Batı tarafından eskisine oranla daha çok yağmalanır oldu. Bunun somut örneği olan Libya’da Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdülcelil, siyasi kavgaların ve aşiretçiliğin ülkeyi böldüğünü, ülkeyi üçe bölecek bir federal sistemden endişe ettiğini söyledi. Kaddafi’yi deviren güçlerin siyasi parti kurmasına da karşı çıktı. Petrolde dünya zengini olan Suudi Arabistan üzerindeki ABD etkisi Arap Baharı ile birlikte daha da arttı. Suudi Arabistan’ın ABD’nin istemediği bir petrol sevki yapmasın olanaksız olduğu bir kez daha görüldü.

Hüsnü Mübarek devrildikten sonra Mısır’a giden eş başkan, burada karşı olduğu laikliği orada övünce, Müslüman Kardeşler’den anında tepki geldi: “Mısır’ın içişlerine karışmayın, herkes kendi işine baksın, her ülkenin koşulları farklıdır”. Arap sokaklarının sesini dinleyerek dış politikayı yönlendirdiğini söyleyen hariciye vekili, Libya’ya petrol olarak bakanların Yemen için kıllarını bile kıpırdatmadıklarını göremedi. Sünni Mısır’ın kendisini kendisini Arap dünyasının lideri ve Akdeniz İslamı’nın merkezi olarak gördüğünü de, Şii İran’ın da kendisini Asya İslamı’nın merkezi ve Fars kültürünün lideri olarak konumlandırdığını da bilemedi. Bahreyn’de Şii halk ayaklandığında, Suudi tanklar müdahale ederken, insan hakları odaklı dış politika yürüttüğünü söyleyen Türkiye hiç sesini çıkarmadı.

Şunu yapabilirdi Türkiye: Karşılıklı olarak içişlerine saygı esasıyla, bölge merkezli politikalara öncülük edebilirdi. Yakın zamana kadar Suriye ile yaptığı gibi işbirliğini öne çıkararak, İran’la enerji başta olmak üzere ekonomik ilişkileri geliştirerek, Orta Asya’da, Kafkasya’da, Ortadoğu’da saygı duyulan, muteber bir bölge gücü olabilirdi. Bundan sadece siyasi olarak değil iktisadi olarak da büyük yarar sağlardı. Tarihsel olarak rekabet içinde olduğumuz İran’la, bölge ülkelerini içine alan bir yakınlaşmaya öncülük etmek, hızla yakınlaşmakta olan Rusya ve Çin gibi Avrasya’nın büyük ülkelerinden de destek bulurdu. Türkiye’nin karşılıklı saygı ve ortak çıkar zemininde bir bölgesel işbirliğine öncülük etmesi, sadece bölgede değil dünyada siyasetinde de elimizi güçlendirir, Batıda masaya daha güçlü oturmamızı sağlardı.

Türkiye bunların hiçbirini yapmadı. Bakalım bundan sonra yapacak mı?

İLK KURŞUN

TOP-SECRET – Unveiled by Crpytome – The CIA Base in Benghazi, Li bya


http://www.washingtonpost.com/opinions/dana-milbank-letting-us-in-on-a-secret/2012/10/10/ba3136ca-132b-11e2-ba83-a7a396e6b2a7_story.html

Rep. Jason Chaffetz (R-Utah) was the first to unmask the spooks. “Point of order! Point of order!” he called out as a State Department security official, seated in front of an aerial photo of the U.S. facilities in Benghazi, described the chaotic night of the attack. “We’re getting into classified issues that deal with sources and methods that would be totally inappropriate in an open forum such as this.”

A State Department official assured him that the material was “entirely unclassified” and that the photo was from a commercial satellite. “I totally object to the use of that photo,” Chaffetz continued. He went on to say that “I was told specifically while I was in Libya I could not and should not ever talk about what you’re showing here today.”

Now that Chaffetz had alerted potential bad guys that something valuable was in the photo, the chairman, Darrell Issa (R-Calif.), attempted to lock the barn door through which the horse had just bolted. “I would direct that that chart be taken down,” he said, although it already had been on C-SPAN. “In this hearing room, we’re not going to point out details of what may still in fact be a facility of the United States government or more facilities.”

CIA Base in Benghazi, Libya

Below, New York Times, September 20, 2012, did not identify the Second Compound as a CIA base.

Following four images, August 22, 2011, Google Earth/DigitalGlobe

Coordinates: 32° 3’25.57″N, 20° 5’15.98″E

Ruhan ODABAŞ : Dostlar ve düşmanlar /// CC : @E_Sarizeybek @erdalsarizeybek


Ruhan ODABAŞ

Abdullah Öcalan’ı İmralı’da karşılayan ve sorgusunu yapan Jandarma İstihbarat Albay Hasan Atilla Uğur “Abdullah Öcalan’ı Nasıl Sorguladım?” isimli bir kitap yazmış. Kitabın, Öcalan’ın ifadesindeki “PKK’ya hangi devletler ne yardımı yapıyordu” bölümü oldukça dikkat çekici. İnternete düşen o bölümleri birlikte okuyalım isterseniz. Görelim bakalım neler söylemiş Öcalan! Bizi yönetenlerin kimlerle dost, kimlerle düşman olmaya çalıştığını da görmüş olalım…

Öcalan anlatıyor;

Yunanistan: "En başından beri hep çok iyi destek aldık. Kamplar, askeri ve maddi destek, teknik sabotaj, orman yangını eğitimlerini bizzat Yunan istihbaratı verdi."

Suriye: "Hafız Esad’ın kardeşi Cemil Esad’la bizzat görüşüyordum. Suriye’de kamplar açtık. Suriye devleti örgütlenmemize izin vermişti. Maddi gelir elde etmemize engel olmuyorlardı. Sınır geçişlerinde kolaylık sağlıyorlardı. Suriye’de yıllık 1 milyon dolardan fazla gelir elde ediyorduk. Zaman zaman Muhaberat’ın (gizli servis) arabalarını kullanıyorduk."

İran: "Gizli servis İttiaat’tan Sait isimli bir şahısla irtibat halindeydim. Bize silah, SAM7 füzeleri ve lojistik destek sağladılar.

Bir hastane, 3 de kamp kurmamıza izin verdiler. Silah ve hayvan ticaretinden pay alıyorduk. Gelirimiz Avrupa’dakine yakındı."

Bulgaristan: "Bir eğitim bürosu açtık. Gizli servislerinin haberi vardı. Ses çıkarmıyorlardı."

Sırbistan: "Ellerinde Strella Füzesi vardı. 20 adet satın aldık. Sırplar sonra çok daha fazlasını bize destek amacıyla parasız verdi. Füze eğitimlerini de onlardan aldık. TNT, C-4 gibi patlayıcıları Sırbistan’dan sağlıyorduk."

Romanya: "Bükreş’te evlerimiz ve derneklerimiz bulunuyordu. Devlet bize serbesti sağlamıştı. Türkiye’den katılanların ilk eğitim yeri Romanya’ydı. Romanya istihbarat servisi bize telsiz, dürbün, gece görüş cihazı gibi teknik malzeme verdi."

Almanya: "Gizli servisle görüşüyordum. Parlamentodan da beni ziyarete gelenler olurdu. Örgüt yöneticisi Kani Yılmaz’ın sığınma talebini kabul edip, pasaport verdiler. Her anlamda güçlü olduğumuz bir yerdi."

İngiltere: "Bizim konumuzda en akıllı davranan ülkeydi. Hiç direkt siyasi ilişki kurmadılar. Ama gizli olarak en büyük desteği İngiltere’den alıyorduk."

Hollanda: "Bizim üslenme ve eğitim alanımızdır. En çok destek ve para bulduğumuz ülkedir."

Fransa: "Bize her zaman çok yakın oldular!"

Amerika: "Bir temsilci atadık. Dernek kurdular. Ayrıca bir enformasyon büromuz vardı. Zaman zaman oradaki düşünce kuruluşlarından destek aldık."

Libya: İşçiler arasında iyi örgütlenmemiz vardı. Yılda 500 bin dolara yakın bağış topluyorduk. Ama Libya devleti ile aramız iyi değildi. Her türlü imkânları olmasına rağmen bize araç, gereç, silah ve malzeme vermediler. Defalarca talebim oldu ama Kaddafi bize hiç sıcak bakmadı."…

Dikkatinizi çekti mi? Bir tek kim destek vermemiş PKK’ye ve Recep Tayyip Erdoğan tek dost olana nasıl davranmış!..

Kaddafi’nin ölümüyle ilgili şok iddia


Mahmut Cibril: Kaddafi’yi yabancı ajanlar öldürdü

Libya eski Adalet Bakanı ve Geçiş Hükümeti Başbakanı Mahmud Cibril, Libya devrik lideri Muammer Kaddafi’nin “muhalif milisler tarafından değil, milisler arasına karışan yabancı bir ülkenin gizli servisine mensup bir ajan” tarafından öldürüldüğünü açıkladı.

İtalyan Corriere Della Serra gazetesi, bu ajanın Fransız olduğunu öne sürerken, Kaddafi ile parasal ilişkilere giren Fransız eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin “Kaddafi’nin öldürülmesi için yeterinden fazla gerekçesi” olduğunu savundu.

Kaddafi’nin yakalanıp, hafızalara kazınan görüntüler eşliğinde, kafasından vurularak öldürülmesinin arkasındaki gerçek ise hala sır.

U.S. State Department OSAC Libya Reports May 2011-September 2012


Fatal Car Bombs Hit Tripoli.pdf

Libya Instability Continues.pdf

Libyan Elections.pdf

OSAC-Libya-5.pdf

Progress Elusive in Libya.pdf

ABD Konsolosluğuna Yapılan Saldırı Işığında Magrib El Kaidesi ve Libya


Libya’da ABD Büyükelçisi Chris Stevens ile birlikte üç ABD yetkilisinin öldürülmesinin ardından yapılan analizler ve haberle, kötü bir prodüksiyon olması ile birlikte açık bir şekilde provakasyonu hedefleyen filme gösterilen tepki, gösteriler üzerine odaklanmış ve Arap Baharı sürecinin sorgulanması ile sonuçlanmıştır. Batı dünyasında ise esas tartışma terör ve şiddet olguları üzerinden oryantalist ve Ortadoğu istisnacılarının argümanları çevresinde kendini yeniden üretmeye devam etmektedir. Son 30 yıldır öldürülen ilk ABD diplomatı olması, Chris Stevens’ın ve yanındaki görevlilerinin öldürülmesi ve Bingazi’deki konsolosluk binasının basılması pek çok nedenden ötürü daha derin analizlerin varlığına gerek duymaktadır. Libya’da Kaddafi iktidarını ve rejimini deviren 8 aylık iç savaş ve sonrasındaki geçiş sürecinde ülkedeki mevcut durumdan ötürü ABD’nin Libya’daki misyonları geri çağrılmıştı. Bingazi’de gerçekleştirilen konsolosluk saldırısından iki hafta önce açılan misyona karşı gerçekleştirilen bu saldırıyı sadece provakatif bir film ile açıklamak yeterli görülmemektedir. Özellikle bu noktada Bingazi’deki ABD konsolosluğuna yönelik saldırı, seçim öncesi gerçekleşen yabancı misyonlara karşı gerçekleştirilen saldırılardan ayrı değerlendirilemez. Söz konusu eylem paralelliği ise odakları Magrep El Kaidesine yöneltmektedir. Ancak ortaya çıkan detaylar durumu karmaşık hale getirmektedir.

Independent’in yayınladığı habere göre Stevens’ın Bingazide’ki ABD Konsolosluğu’na gerçekleştirdiği ziyaret gizli tutulmaktaydı. Bu tesadüf konsolosluk binasına gerçekleştirilen saldırının ağır silahlarla gerçekleştirilmesi ve profesyonel izler taşıması nedeniyle dikkate alınması gereken bir durum ortaya çıkarmaktadır. Öte yandan Konsolosluk binasından önemli belgelerin eylemi gerçekleştiren gruplar tarafından alınması ise bir başka önemli nokta olarak karşımıza çıkmakta. Bu belgelerin ABD ile işbirliği içerisinde olan Libyalıların isimlerini, ABD görevlilerinin Libya’da kullandığı “güvenli evlerin” listesini, petrol anlaşmaları ve görüşmelerine dair önemli bilgileri içerdiği belirtilmekte. Sonuç itibari ile konsolosluk binasından elde edilen bilgilerin kimin ya da kimlerin eline geçtiği ABD’nin Libya’daki konumu doğrudan etkileyecek niteliktedir. Öte yandan Bingazi’deki ABD Konsolosluğu’na gerçekleştirilen saldırının önceden planlandığı Libya İçişleri Bakanlığı tarafından da teyit edilmiş durumdadır. ABD’nin Libya’ya gönderdiği donanma bir yandan kendisine karşı yapılan bu saldırıya dolaylı bir cevap verme amacını taşımasının yanı sıra Libya’daki çıkarlarını doğrudan koruması gerektiğinde kullanabileceği lojistik desteği de sağlaması açısından önem ihtiva etmektedir.

Seçim öncesi dönemde federalizm tartışmasının odağı haline gelen Bingazi’de gerçekleşen silahlı eylem ve saldırılar ABD Konsolosluğuna yapılan saldırıdan ayrı değerlendirilmemelidir. Her ne kadar Bingazi merkezli tek ve organize radikal silahlı bir gruptan bahsetmek zor olsa da Bingazi başta olmak üzere ülke genelinde aşiret milislerinin aktivitelerine devam ettiği bilinmektedir. Seçimlerden kısa bir süre önce 9 Haziran’da Bingazi’de ellerinde ağır silahlar bulunan bir grup Şeriat’ın uygulanmasına yönelik geniş çaplı bir eylem yapmıştır. Siyasal geleneğin zayıf olduğu Libya’da radikal grupların radikal taleplerle ortaya çıkmasının muhtemel olmasının yanı sıra bu radikal grupların El Kaide gibi örgütlerle ne kadar bağlantılı olduğu hayati bir sorun olarak gündeme gelmeye devam etmektedir. Fakat ulusal ve uluslararası hedeflere yapılan saldırıların artması El Kaide’nin Libya’da güçlendiğine yönelik öngörülerin kazanmasına neden olmaktadır. Mayıs ayında Bingazi’de gerçekleşen saldırılarılar Ebu Yahya El Libi’nin Pakistan’da öldürülmesinin ardından gerçekleştirilmişti. Mayıs ayında Bingazi’deki Kızıl Haç ofisi ve daha sonra da Birleşmiş Milletler konvoyuna ve ABD misyonuna da çeşitli saldırılar düzenlenmiş ve gözler El Kaide başta olmak üzere radikal gruplara dönmüştü. Kızıl Haç ofisine yönelik saldırının Ömer Abdul Rahman Tugayları tarafından üstlenilmesi ve grubun bu eylemi El Kaide’nin şuan ki lideri olan Ayman el Zevahiri’nin yaptığı intikam çağrısının ardından gerçekleşmesi, özellikle Magrib El Kaidesi’nin son bir yılda daha aktif hale geldiği yönündeki söylenti ve korkular ile birlikte Libya’daki gelişmelerin okunmasında dikkate alınması gerekmektedir. ABD Büyükelçisinin hayatını kaybettiği ABD Konsolosluğuna yönelik saldırının da aynı grup tarafından gerçekleştirildiği iddia edilmektedir. Saldırının 11 Eylül olaylarının yıldönümünde gerçekleştirilmesi El Kaide bağlantılı Ömer Abdul Rahman Tugayları üzerindeki şüpheleri arttırmaktadır.

Magreb El Kaidesi son yıllarda Kuzey Afrika başta olmak üzere Afrika’daki faaliyetlerini yoğunlaştırmıştır. Özellikle yabancıların rehin alınması ve kaçırılması ile ön plana çıkan Magreb El Kaidesi 2008 yılında BM yetkilisinin Nijerya’da kaçırması ile gündeme gelmişti. En son Mali’de Cezayirli diplomatı kaçıran El Kaide, Mali’deki son gelişmelerin de ana aktörü olduğu bilinmektedir. Bu noktada öne çıkan bir görüş Bingazi’deki saldırının ABD büyükelçisinin öldürülmesini hedeflemediği, onu rehin almaya yönelik bir saldırı olduğudur. Bu görüşü, büyükelçinin korumalarının silahlı saldırı sonucu hayatlarını kaybetmesi ancak büyükelçinin saklandığı odada dumandan zehirlenerek ölmesi desteklemektedir. Konsolosluk binasına yapılan saldırı sonrası büyükelçi Stevens dahil ABD görevlileri ve güvenlik elemanları bina yakınında bulunan bir “güvenli eve” sığınmışlar, ancak saldırıyı gerçekleştiren grup bu binaya ikinci bir saldırı gerçekleştirmiştir. Bu saldırıda ise sadece Stevens’ın güvenliğinden sorumlu güvenlik elemanları hayatını kaybetmiş, ancak Stevens kilitli kaldığı odada dumandan zehirlenmiştir. Ancak bu görüş ABD büyükelçisinin Bingazi’ye yaptığı gizli ziyaretin grup tarafından bilindiği varsayımına da beraberinde getirdiği için tartışmalara neden olmaktadır. Çünkü ülkede güvenlik şirketleri yerel birimler ile birlikte çalışmaktadır ve bu görüş ABD güvenliğinde içeriden bilgi sızdığı anlamına gelmektedir.

Öte yandan ABD’li ve Libyalı yetkililerden gelen çeşitli açıklamalar durum üzerinde analiz yapmayı daha da zorlaştırmaktadır. Libya İçişleri Bakan Yardımcısı Vanis El Şerif, göstericiler arasında durumu kaosa dönüştürmek isteyenlerin olduğunu açıklamasına paralel olarak, Libya Başbakanı El Megarif “ABD Konsolosluğu’na yapılan saldırının önceden planlanan bir saldırı olduğuna inandıklarını, olaya karışanların bazılarının ise kesinlikle Mali ve Cezayir gibi ülkelerden Libya’ya giriş yaptıklarını” açıklamıştır. Öte yandan ülkedeki önemli milis güçlerinden bir olan 17 Şubat Tugayı ise ABD yetkililerinin Bingazi’deki güvenlik durumunun kötüye gittiği ve acilen önlem alınması yönünde uyardıklarını belirtmişlerdir. Libyalı yetkililer Bingazi’deki saldırıların planlı bir şekilde gerçekleştirildiği yönünde hemfikir görünmektedirler. Bu durum Bingazi’nin merkezi yönetim kontrolü altına tam olarak alınamamasıyla da bağlantılıdır. Federalizm, otonomi ve adem-i merkeziyetçilik taleplerinin yükseldiği Bingazi’nin şiddet ve güvenlik zaafiyetleri ile anılması bu taleplerin uluslararası destek bulmasını zorlaştıracaktır. Öte yandan Bingazi’deki petrol bölgeleri uzunca bir süredir yabancı şirketler ile ortak çalışan yabancı güvenlik şirketleri tarafından sağlanmaktadır. Bu nedenle güvenliğe dair sorunlar Libya’daki federalizm ve merkezilik bağlamında gelişen siyasi denklem içerisindeki etkenlerden sadece biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Uluslar arası aktörlerin Libya’daki federalistlere, İslami gruplara ve merkezi yapı yanlısı siyasi gruplara yaklaşımı konusunda öngörüde bulunmak henüz mümkün görünmemektedir.

Öte yandan bazı ABD yetkililerinin yaptığı açıklamalar ise Libyalı yetkililerin yaptığı açıklamalar ile paralel olmaktan ziyade farklı bir bakış açısı sunmaktadır. ABD’nin BM’deki büyükelçisi Susan Rice, saldırıların İslam’a hakaret eden filme karşı gelişen protesto gösterilerinin bir sonucu olduğunu ve planlı bir saldırı olmadığını ifade etmiştir. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ise ABD’nin Libya’da olası bir saldırının gerçekleşeceğine dair uyarıldığı iddialarını reddetmiştir. Resmi yetkililerden Libya’daki saldırılara yönelik somut ve sert bir söylem henüz ortaya çıkmadığı gibi, ABD yönetiminin Libya’ya yönelik dış politikasında değişikliğe gidip gitmeyeceğine dair biz iz bulmak zor görünmektedir. Ancak seçim öncesinde yaşanan bu durum, özellikle ABD Büyükelçisi Stevens’ın son 30 yılda öldürülen ilk diplomat olması ve 11 Eylül’ün yıldönümüyle aynı gün gerçekleştirilmesi nedeniyle seçimlerin kaderinde etkili olacağı öngörülmektedir. Olası bir hükümet değişikliğinin dış politikaya etkileri de kaçınılmazdır. Öte yandan Obama yönetiminin atacağı adımlar seçim koşullarına göre şekilleneceğe benzemektedir.

Müslüman Kardeşler’e silahları İHH verdi


İngiliz The Times gazetesi Libya’dan Türkiye’ye gelen bir kargo gemisinin Suriyeli mültecilere bugüne kadarki..

İngiliz The Times gazetesi Libya’dan Türkiye’ye gelen bir kargo gemisinin Suriyeli mültecilere bugüne kadarki en büyük silah sevkiyatını yaptığını yazdı. Habere göre; İHH, silahları Müslüman Kardeşler’e verdi.

İngiltere’de yayımlanan The Times gazetesinde yayımlanan habere göre; Libya’dan Türkiye’ye gelen bir kargo gemisinin Suriyeli mültecilere bugüne kadarki en büyük silah sevkiyatını yaptı. Gazetenin Suriyeli muhalifler ile görüşerek hazırladığı haberde İskenderun Limanı’na gelen gemi, silahların bölüşülmesi konusunda Müslüman Kardeşler ve Özgür Suriye Ordusu arasında tartışma çıkardı. İddiaya göre kargoyu teslim alan İHH’dan (İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı) Özgür Suriye Ordusu birimleri arasında paylaşılması planlanan silahların büyük bölümünü yakın olduğu Müslüman Kardeşler’e verdi.

‘Hep yapıyorlar’

The Times’ın haberine göre; Libya Yardım ve Destek Ulusal Konseyi adlı örgütün organize ettiği İntisaar (Zafer) adlı kargo gemisinde SAM-7 uçaksavar füzeleri ve roket güdümlü bombaların (RPG) da bulunduğu 400 tonu bulan silahlar yer alıyordu. İskenderun Limanı’nda sevkiyatı teslim alacak kişi olarak İHH (İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı) üyelerinin adı verilmişti. Kargonun organize edilmesine yardım eden Özgür Suriye Ordusu üyesi Samar Srevel Times’a, “O an neler olacağı gayet açıktı. Müslüman Kardeşler Türkiye’deki bağlantıları sayesinde kargo ve geminin kontrolünü ele geçiriyordu. Hep aynı şeyi yapıyorlar. Paraları ve silahları ile etkinliksatın alıyorlar” dedi.

Yüzde 80’i geçti

İddiaya göre, şimdiye kadar insani yardım malzemelerinin de bulunduğu kargonun yüzde 80’i Suriye’ye geçirildi. Libya Yardım ve Destek Ulusal Konseyi üyesi ve geminin kaptanı Omar Mousaeeb, kargonun son bölümünü de Suriye’ye götürmeye hazırlandıklarını, ancak paylaşıldığından emin olmak için bizzat Suriye’ye gideceklerini söyledi. Mousaeeb, İskenderun Limanı yetkililerinin kargoyu serbest bırakması için bürokratik işlemlerin birkaç hafta sürdüğünü ancak geminin Türkiye ulaşmasına şükrettiklerini belirtti.

Times’a adının açıklanmaması şartıyla konuşan Hatay kentinden bir yetkili de geminin İskenderun’a geldiğini doğruladı. Gazete, gemiyi ve İskenderun Liman yönetimi tarafından onaylanan belgelerini gördüklerini belirtti.

İHH: Amaç karalama

İHH’dan yapılan açıklamada, “Yazı içeriğinde belirtilen silah sevkiyatının -ki bu haberin de doğruluğuna ilişkin delil mevcut değildir- içinde bulunması iddiası hukuki olmaktan çok, siyasi bir linç operasyonun yansımasıdır. Söz konusu haberin hiçbir hukuki ve ahlaki dayanağı yoktur. Haberin dayanağı, gerçek olup olmadığı dahi bilinmeyen bir grup kişinin beyanlarından ibarettir. Bu haberle çok tartışmalı bir konu olan Suriye meselesine hem Türkiye hem de İHH, silah sevkiyatı yapmakla itham edilerek, dahil edilmek istenmektedir. Herhangi bir somut delile dayanmaksızın, müvekkil İHH-İnsani Yardım Vakfı’nı karalama amaçlı, yayıncılık etiğiyle bağdaşmayacak şekilde yazılan bu haberin doğru olmadığını ve haksız ithamlar içerdiğini, yazı ile alakalı yasal yollara başvuracağız” denildi.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: