Etiket arşivi: lübnan

LÜBNANLI PARTİ LİDERİ DE ESED REJİMİNİ SUÇLADI


İRAN ANALİZ / Özgür Vatanseverler (el-Vataniyyin el-Ahrar) Partisi başkanı milletvekili Devri Şem’un yaptığı açıklamasında General Visam Hasan’ın öldürülmesinden ötürü Esed rejimini sorumlu tuttu. Tıpkı diğer birçok siyasi parti, hareket önderi ve sivil toplum kuruluşu gibi Şem’un da Lübnan’daki iç karışıklık, terör, suikastlar ve eylemlerin arkasında Esed rejiminin bulunduğu gerçeğine işaret çekti.

Yaptığı açıklamasında Özgür Vatanseverler Partisi başkanı milletvekili Şem’un suikastın arkasında General Hasan’ın Memlük-Simahe patlayıcılar silsilesini, terörist planını ve bu işin içinde yer alan”Suriye rejimindeki” kişileri ifşa ettiğinden dolayı yaşandığını söyledi.

Mezkur cinayette bir Lübnanlı parmağı da bulunduğuna işaret eden parti lideri Hizbullah’ın konumu ve takındığı tavıra dair de değerlendirmelerde bulundu. Başta Lübnanı savunmak ve Filistin davasını savunmak gibi bir düşüncesi olan Hizbullah’ın sonuçta bu noktada da bittiğini ifade etti.

1701 uluslararası mahkeme kararına karşı silahını içerde kullanan bir Hizbullahın varlığına da değinen konuşma Hizbin gerek Lübnan halkı gerekse siyasiler nezdinde de inandırıcılığını tamamen kaybettiği şeklinde yorumlanıyor. Çünkü konuşmasında Şem’un aynı zamanda milletvekili Batras Harba suikast girişiminde yer alan Hizb militanlarının varlığını da hatırlattı. Mahkeme tarafından suçlanmasına rağmen Hizbin tıpkı Refik Hariri suikastına karıştığı söyleyen diğer terörist unsurları gibi bunları da koruduğu, sakladığı veya yurt dışına çıkardığı biliniyor.

14 Mart Cephesinin suikast sonrası Mikati hükümeti ile görüşmeyi reddetmesi, hükümetin artık geçersiz olduğunu ilan etmesi ve sair konum alışıyla ilgili olarak sorulan soruya cevaben “daha öncesinde böylesi bir tavır takınmaları beklenirdi” cevabını verdi Şem’un. Hükümetin düşürülmesi gerekliliğini vurgulayan Şem’un sokaklara dökülmek, düşürmek için kırıp dökmek gibi eylemler yapmak istemediklerini; ama kanunlar ile yasaların izin verdiği ölçüler içinde de hükümeti düşürmek istediklerini sözlerine ekledi.

ŞEYH ŞİHAL: SÜNNİLERİN ONURUNU ÇİĞNETMEYİZ!


İRAN ANALİZ / Lübnan’daki “Selefi Hareketi” kurucusu alim ve davetçi Şeyh Şihal yaptığı açıklamasında General Visam Hasan suikastını Lübnan’ın suikastı olarak nitelendirdi. Şeyh Şihal yaptığı basın toplantısında suikastın arkasındaki hedefin Lübnan olduğunu; çünkü bunu yapanların “ya biz ya da hiçbir kimse” siyasetini uygulayanlar olduğunu söyledi.Bu siyaseti yönetenlerin İran-Suriye mihveri, yürütenlerin ise Lübnan’daki (Hizbullah gibi) araçları olduğunu belirtti.

İslami İhsan ve Hidayet Derneği merkezinde düzenlediği basın konferansında konuşan Şeyh Şihal gündemdeki gelişmeler ve Sünni kökenli General Visam Hasan suikastına dair görüşlerini paylaştı.

Trablus’taki dernek merkezinde yaptığı toplantıda Şeyh Şihal müteveffa General Hasan’ın Lübnan’daki güvenlik elemanlarından en önemli bir sütun olduğunu söyleyerek suikastın ülkede kaosu yaymak ve böylece hegemonyanın devam etmesini sağlamak olduğunu belirtti. Güçler dengesinin değişmesinden mezkur kesimlerin korktuğunu belirten Şeyh Şihal Lübnan’daki tüm mertlere, tüm mezhep, siyasi parti ve oluşumlara seslenerek uykularından uyanmaya özgürlükleri ve şereflerini savunmaya davet etti.

Trablus’ta Esed-Hizbullah yanlısı terör örgütlerinin çıkardığı fitne eylemlerinin durması, ordunun bölgede yayılması hadisesine de değinen Şeyh Şihal ordunun yayılmasını kendilerinin istediğini, resmi kurumların şu veya bu şekilde istismar ederek kullanılması karşısında uyarılarda bulunduklarını söyledi.Bu durumun ülkeye ve halka zarar verdiğini kaydeden İslam davetçisi hepsinin sakinlikten yan olduklarını; ancak bunun kanları, şerefleri ve vatanları aleyhine de yaşanmaması gerektiğini belirtti. Ordunun iyi işler yapmasına eyvallah çektiklerini sözlerine ekleyen Şeyh Şihal: “Ama kalkıp da sözde güvenliği temin adına Ehli Sünnetin onurunun çiğnenmesine de rıza göstermeyiz!” diyerek mesaj verdi. Şeyhin konuşmasında işaret ettiği çeşitli devlet kurumlarına sızarak kendi çıkarları doğrultusunda çalışanlar cümlesinden çoğunlukla Hizbullah örgütünün anlaşıldığına dikkat çekiliyor.

Hizbullah’ın oyuncağı haline gelen azınlık hükümetinin başbakanı Necip Mikati ile ilgili sorulan soruya da cevap veren Şeyh Şihal önemli mesajlar verdi. Mikati’ye daha öncesinde nasihat ettiklerini; ancak kendisinin böylesi bir kriz ve çıkmaza düşmek istediğini söyleyen Şihal: “Kendisi bu çıkmazı istedi, nasihatımızı dinlemedi. Bu görevi (Başbakanlık) kabul etmesindeki gayreti nedeniyle ülkeye zarar verdi, Sünni topluma zarar verdi. Bizler Selefi grup olarak kargaşayı reddediyoruz. Herkesten İslam dininin gereklerine uygun davranmasını istiyoruz. Ancak bu şey başkan Mikati gibi bu veya şu şekilde buna katılmak veya sebep olmak karşısında sessiz durma anlamında gelmez.” dedi.

Son olarak Lübnan’daki Selefi Grubun kurucularından olan Şeyh Şihal konuşmasında hükümetin çalışmaya devam edebileceğini; ancak gerçekte hükümetin sanki yokmuş gibi olduğuna işaret çekti.

PAZAR GÜNÜ LÜBNAN’DA BÜYÜK ÖFKE GÜNÜ MİTİNGİ


İRAN ANALİZ / 14 Mart Cephesinin Beytul Vasat’ta düzenlediği toplantı sonrası konuşan milletvekili Nihad Menşuk Pazar gününün çok büyük katılımlı bir gösteriye şahitlik edeceğini söyledi. Sünni kökenli Tümgeneral Visam Hasan’ın öldürüldüğü bombalı terör eylemi üzerine düzenlenecek mitingin Lübnan’ı harap eden katil Beşşar Esed rejimine karşı öfke günü olarak adlandırıldığı kaydedildi.

Konuya dair toplantı sonrası açıklama yapan milletvekili Nihat Mensuk Pazar günü büyük bir protesto gösterisi düzenleyecekelerini söyledi. Lübnanın selameti için, şereflerinizi ve canlarını koruyacaklarını, vatanlarını muhafaza edeceklerini ve sahipsiz bırakmayacaklarını söyleyerek Lübnanlılara seslenen Mensuk yarını nHürriye meydanında hükümeti reddetme günü olacağını sözlerine ekledi.

Başbakan Necip Mikati’nin istifasını isteceklerini, Lübnan’ın güvenliğini ve ayağa kaldırılacağını söyleyen milletvekilinin sözlerinden yarınki büyük mitingin açıkça bir meydan okuma olduğu anlaşılıyor. Hizbullah’ın başbakan Refik Hariri suikastına karışan suçluları mahkemeye teslim etmesini de isteyeceklerini belirten milletvekili BM ve Arap Birliğinden de Lübnan’ı korumak, Lübnan-Suriye sınırını zabt etmek için gerekli adımları atmasını talep edeceklerini söyledi.

ULUSLARARASI MÜSLÜMAN ALİMLER BİRLİĞİNDEN LÜBNAN DEMECİ


İRAN ANALİZ / Prof. Dr. Yusuf el-Karadavi başkanlığında dünya genelindeki alimlerin bir araya gelerek oluşturduğu Uluslararası Müslüman Alimler Birliği (UMAB) Lübnan’daki bombalı terör saldırısıyla ilgili açıklama yayımladı. Esed rejimiyle ülkedeki uzantılarının gerçekleştirdiğine inanılan terör saldırısının kınandığı açıklamada bu fitne ve kargaşa durumunun eğer Suriye devrimine destek verilmez ise daha çok yaşanacağı konusunda uyarılarda bulunuldu.

Başkent Beyrut’un el-Eşrefiyye bölgesindeki patlamayı kınayan açıklama bölgedeki istikrara yönelik etkileri konusunda uyardı. Arap alemini Suriye’deki sorumluluklarını üstlenmeleri çağrısında bulunan UMAB açıklamasında Suriye halkının hürriyetini, bağımsızlığını ve onurunu kazanması için Müslüman-Arap ve diğer milletlerden tüm uluslararası teşkilatları ne yapabilirlerse onu yapmaya davet etti.

Suriye’deki halk ayaklanmasının etkileri nedeniyle Lübnan’da yaşanan durumu takip ettiklerini söyleyen açıklamada mücrim Suriye rejiminin halkını maruz bıraktığı durumu, anlaşmazlık alanını bir defasında Türkiye’ye, bir diğer defasında ise Lübnan’a ve diğer yerlere doğru genişletmeye çalıştığını belirtti. Rejimin tanklar, uçaklar, ordusu, şebbihalar, içeriden ve dışarında uşakları aracılığıyla devrimi bastırmaya çalıştığı nakledilen açıklamada rejimin halkını paramparça edip, ülkeyi yerle bir ederek ayakta kalmak istediği aktarıldı. Bunu gerçekleştirmek için de rejimin insanlığa karşı en korkunç suçları işlediğine, hiçbir şekilde akan bunca kana hassasiyet göstermediğini variller ve envai çeşit ağır bombalarla evleri, ırz ve şerefe tecavüz ettiği kaydedildi.

İçişleri Bakanlığı Enformasyon Birimi başkanı General Visam Hasan’ın,bazı sivillerin öldürülmesi ve yaralanmasıyla sonuçlanan bombalı terör saldırısı kınandı. Lübnan’ın istikrar ve güvenliğine yönelik bu çirkin suçun sadece ülkeyi değil bölgeyi de etkileyeceği konusunda uyardı. Bu nedenle UMAB çağrısında Arap ve İslam alemini , uluslararası kuruluşları güvenlik ve istikrarını koruması için , bir kez daha kargaşaya düşmemesi, Taif ve Doha anlaşmalarının muhafazası için Lübnan’ın yanında durmaya çağırdı.

Bu münasebetle UMAB bir kez daha dünyanın Suriye halkının yanında yer almaması nedeniyle çözümsüz halde duran Suriye meselesine işaret etti. Dünyanın gözleri önünde kendi halkını katleden zalim rejimin bu tür pervasızca cinayetlerinin asıl sebeplerinden bir tanesinin de gerçekte ciddi bir hareketin eksikliği olduğu belirtildi. Beşşar Esed’in tüm bölgeyi savaş ve fitneye çevireceği yönündeki tehdidi hatırlatılan açıklamada bunun etkilerinin Lübnan’da görüldüğü kaydedildi.

Bu meyanda Esed rejiminin İslam dünyası seviyesinde mezhepçi fitneyi ateşlemeye çalışırken, Türkiye ve Suriye düzleminde ise mezhepçi ve ırkçı problemleri ateşlediğine dikkat çekildi.

Tüm bu sebeplerle tüm dünyayı Suriye halkının zaferi için, bu zalim rejimin düzenbazlık ve tecavüzlerinden kurtulması için onların yanında yer almaya çağıran Uluslararası Müslüman Alimler Birliği (UMAB) aksi halde bölgedeki fitne ve sorunların çok daha fazla görüleceği konusunda uyarılarda bulundu.

Tüm Müslüman, Arap alemi, insani yardım kuruluşları ve uluslararası teşkilatları Lübnan’daki hain terör saldırısını fırsat bilerek şerefini, hürriyetini ve özgürlüğünü kazanması için Suriye halkına yardım etmeye çağırdı açıklama.

3 Zilhicce 1433 Hicri, 20 Ekim 2012 Miladi tarihli açıklamayı başkan Prof. Dr. Yusuf el Karadavi ile yardımcısı Prof. Dr. Ali Karadaği imzaladı.

Öte yandan bu son açıklamanın içerdiği mesaj ve Suriye devrimine açıkça destek vermesi; İran&Şi lobisinin neden son derece saldırgan bir karapropaganda kampanyası ile meşhur alim Şeyh Dr. Yusuf el Karadavi’yi hedef aldığı sorusuna da cevap niteliği taşıyor.

Değişen Bölgesel Çevrenin İsrail’e Yansımaları III: Lübnan’daki İstikrarsızlık


Tuğçe ERSOY ÖZTÜRK

Lübnan, Arap Baharı sürecinde bugüne kadar doğrudan halk ayaklanması yaşamamış ülkelerden biridir. Ancak siyasi tarihi isyanlar ve iç savaşlar ile geçmiş olan Lübnan’da Hariri suikastı akabinde başlayan ve Sedir Devrimi olarak bilinen süreç göz önüne alındığında bu ülkenin de bugünkü Arap Baharı çizgisinde bir takım olayları önceden tecrübe ettiği ifade edilebilir.

2005 yılındaki Hariri suikastı geniş halk kitlelerini büyük sokak gösterileri düzenlemeye sevk etmiş; bu protestolar neticesinde iktidar çökmüş ve Suriye Lübnan’dan çekilmek zorunda kalmıştır.

Ortadoğu’da 2011 yılında başlayan halk ayaklanmalarının tüm bölgeye yayılacağı yorumları yapıldıysa da, Lübnan’da henüz bir Arap Baharı hareketlenmesine şahit olunmamıştır. Ancak Suriye krizi Lübnan’ı etkileyebilecek dinamikler doğurmaktadır. Suriye’de yaklaşık bir buçuk yıl önce Baas iktidarından reform talebinde bulunan halkın gösterileriyle başlayan süreç hâlihazırda iç savaşa dönüşmüştür. Esed rejiminin direnç göstermesiyle devam eden Suriye’deki çatışmaların Lübnan’da güvenlik endişelerine yol açtığı ifade edilebilir. Nitekim Suriye’deki çatışmaların, mezhep temelli bölünmelerden geçmişte büyük zarar görmüş bu ülkeye sıçraması olasılık dâhilindedir.

Lübnan’a komşu ülkelerden biri olan İsrail ise Mısır ve Suriye’deki istikrarsızlıklardan dolayı oluşan güvenlik tehdidini bertaraf edemeden Lübnan’da yaşanacak olası çatışmalar için de strateji belirlenmesi gereğini gündemine almıştır. Çevresinde olup bitenleri başından itibaren endişe ile takip eden İsrail hükümetinin, Lübnan’daki muhtemel bir istikrarsızlıkta bu ülkeyle olan sınırlarını güvence altına alması gerekliliği ve ülkenin siyasi geleceği konusundaki belirsizlik hususlarında teyakkuzda olduğunu söylemek mümkündür.

İsrail, Mısır’da seçimle iktidara gelen Müslüman Kardeşlerin yönetiminde bu ülke ile yapmış olduğu anlaşmanın tehlikeye gireceği endişesini taşımıştı. Zira bu anlaşma İsrail’in bölgedeki stratejik konumunun köşe taşıdır. Öte yandan Sina’daki güvenlik durumunun giderek kötüleşmesi de İsrail’in güney sınırında zafiyet oluşturmaya devam etmektedir. Ülkenin kuzeydoğu sınırındaki Suriye’de süregelen kaos ve iç savaşın Lübnan’a sıçrama ihtimali de İsrail açısından durumu kötüleştirmektedir. Lübnan’daki muhtemel istikrarsızlık ile birlikte Hizbullah’ın varlığı ve bu örgütün elinde bulunan 50 bin civarındaki roketle İsrail’in belli başlı nüfus merkezlerine saldırma olasılığı İsrail’i endişeye sevk etmektedir. Neticede yakın çevresindeki bu belirsizlik İsrail’i tedbir almaya itmektedir.

Arap Baharı ve Lübnan’da Muhtemel İstikrarsızlık

Suriye’de yaklaşık bir buçuk yıl önce başlayıp şiddetlenerek iç savaş haline gelen olaylardan Lübnan’ın etkilenmesi kaçınılmazdır. Nitekim Suriye’deki iç savaşın temel nedeni haline gelen mezhep çatışmasının geçtiğimiz günlerde Lübnan’da Suriye karşıtı ve Suriye yanlısı gruplar arasında çatışmalara neden olduğu görülmüştür. Dolayısıyla Lübnan’da olası bir ayaklanma Mısır, Tunus, Libya, Yemen ve Bahreyn’deki otoriter yönetimlere karşı gelişen halk hareketlerinden farklı bir dinamikle ortaya çıkabilir. Lübnan’da böyle bir olasılığın gerçekleşmesi toplum-iktidar hattındaki rahatsızlıktan ziyade Suriye’deki iç savaştan kaynaklanabilir. Zira Lübnan üniter bir devlet olarak bağımsızlığını ilan ettiği günden beri kozmopolit yapısı nedeniyle etnik ve dini temelli çatışmalara sahne olmuş, bu yüzden birçok Lübnanlı hayatını kaybetmiştir.

Arap Baharı olarak adlandırılan halk ayaklanmalarının doğasına benzer bir süreci Lübnan 2005 yılında yaşamıştır. Tarihinin çeşitli dönemlerinde sokak çatışmaları ve yönetim değişikliğine neden olan ayaklanmaları yaşamış olan bu Akdeniz ülkesinin en son tecrübe ettiği benzer olaylar “Sedir Devrimi” olarak adlandırılan süreçte cereyan etmiştir.

Sünni, Marunî ve Dürzi liderlerden oluşan bir koalisyonun Lübnan kamuoyunun da desteğini alarak Suriye müttefiki olan Emile Lahud’un başkanlığına karşı gelmesiyle başlayan muhalif hareket eski Başbakanlarından Refik el-Hariri’nin suikasta uğramasıyla iyice alevlenerek sokak gösterileri halini almıştır. Kitlesel protestolar netice vermiş ve Sünni Ömer Karami hükümeti düşmüş; Suriye kuvvetleri Lübnan’dan çekilmek durumunda kalmıştır. 2005 baharında gerçekleşen Sedir Devrimi bu nedenle iç savaş sonrasında Lübnan devletinin yeniden kuruluş sürecinin doruk noktası olarak değerlendirilebilmektedir.(1) Bu bağlamda, Lübnan’ın yedi yıl önce yaşamış olduğu süreç Arap halklarının 2011’den itibaren tecrübe ettiği süreçle benzerlikler taşımaktadır.

Bugün ise Suriye’deki kriz Lübnan’ın istikrarını tehdit eder hale gelmiştir. Suriye’deki kriz Lübnan’ın Suriye sınırındaki Trablusşam kentinde çatışmalara yol açmaktadır. Lübnan’ın kuzeyindeki bu şehir Esed yanlısı Nusayriler ile Esed karşıtı Sünniler arasındaki çatışmaların merkezi haline gelmiştir. Şehirdeki Suriye muhalefetini destekleyen Sünnilerin, Esed rejimini destekleyen Nusayrilerin, Sünni Hizb ut-Tahrir örgütünün ve diğer radikal grupların varlığı mezhepsel bir çatışmanın tüm Lübnan’da yeniden alevlenmesi tehlikesini doğurmaktadır.(2) Öte yandan Ağustos ayında Suriye’de Şii hacıların kaçırılması ve buna Lübnanlı Şii el-Mikdat aşiretinin bir grup Suriyeli ile Lübnan’daki bazı yabancıları kaçırarak cevap vermesi hem Körfez ülkelerinin hem de Türkiye’nin ülkedeki vatandaşlarını çağırmalarına neden olmuştur. Suriye’deki iç savaşın etkisiyle gerçekleşen bu kaçırma eylemleri Lübnan’daki siyasi bölünmeleri yansıtmakta ve Lübnan’daki istikrarı zedelemektedir.

Trablusşam’daki hadiselerin Suriye krizinin bir yansıması olduğunu öne süren gazeteci Sarkis Ebu Zeyd, Lübnan’da Suriye kaynaklı yeni gelişmelerin olabileceğini, iki ülkenin aslında aynı çatışma alanı içinde olduğunu ifade etmektedir.(3) Gerçekten de genelde Arap dünyası ve özelde Suriye’de olanlar Lübnan’daki kırılgan durumun sebebi olarak görünmektedir. Lübnan’da Hizbullah’ın liderlik yaptığı 8 Mart koalisyonu ile Saad Hariri’nin liderliğindeki 14 Mart koalisyonu ise Suriye krizinin ülkeyi etkilemesini önlemek yerine bölgedeki gelişmelerin kendilerine politik olarak nasıl yansıyacağı hesabını yaptıkları iddiasıyla kamuoyunda eleştirilmektedir.

14 Mart koalisyonu içindeki Gelecek Hareketi’nden milletvekili Mustafa Alloush da Suriye rejiminin daha fazla iktidarda kalmak için Trablusşam’ı da kendi savaşı kapsamına almak istediğini iddia ederken, Hizbullah’a bağlı silahlı grupların şehre istikrarsızlık gelmesi için çalıştıklarını öne sürmektedir. (4) Görüldüğü üzere Lübnan, Suriye’deki iç savaşın kendi topraklarına sıçraması ihtimali nedeniyle bir kez daha etnik-mezhepsel bir iç savaşa sürüklenme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Hâlihazırda Lübnan’da kamu hizmetlerinin arzı güçlükle yürütülmektedir. Zira devlet güvenlik, elektrik, su ve yiyecek sağlamakta zorluk çekmektedir. Ancak şunu da belirtmekte fayda var ki, Lübnan’daki mevcut hükumetin istikrarı sağlayamadığı için düşmesi durumunda daha uzun sürecek bir istikrarsız dönem başlayabilir. Mevcut hükumet düştüğü takdirde, zaten yeni bir kabineyi oluşturmanın zor olduğu Lübnan’da Suriye’deki kriz çözülmeden yeni bir hükümetin kurulamaması ihtimali yüksektir. Bu da ülkeyi yeniden iç savaşa sürükleyebilir.

İsrail-Lübnan İlişkileri

İki ülke ilişkilerinin tarihsel seyrine bakıldığında Lübnan’ın İsrail için su tedariki ve güvenlik konularından dolayı önem arz ettiği ifade edilebilir. Aslında İsrail’in güvenlik ve su ihtiyacı iç içe geçmiş durumdadır. Su üzerine akademik çalışmalar yapan Lübnanlı Tarık Majzub, İsrail’in sınırlarını “hidrolik” olarak tanımlamaktadır. 1919 yılındaki Paris Barış Konferansı’nda gelecekteki Yahudi devletinin sınırları belirlenirken Litani, Yermuk ve Ürdün ırmağının başlangıç yeri devletin sınırlarına katılmak istenmiştir. Bu istek tamamen gerçekleşmemiş olsa da İsrail, 1978-2000 yılları arasındaki Lübnan işgali döneminde Litani ırmağından yaklaşık 200 milyon metreküp su tedarik etmiştir.(5) Böylece İsrail su tedariki konusunda bölgedeki bütün kaynakları kendi ihtiyaçları doğrultusunda kullanarak görece bir başarı sağlamıştır.

1970’li yıllardan itibaren Lübnan’ın güneyinde FKÖ’nün (Filistin Kurtuluş Örgütü) varlığının güçlenmesi, İsrail’in hem FKÖ’yü bölgeden çıkarmak hem de İsrail’e yakın Hristiyan bir yönetimden oluşacak “Özgür Lübnan’ın” kurulmasına zemin hazırlamak için Litani Operasyonunu düzenlemesine gerekçe sağlamıştır. İsrail 2000 yılına kadar Lübnan’da kaldığı süre içerisinde birçok operasyon düzenlemiş ve ülkedeki istikrarsızlığı artırmıştır.

Lübnan bağımsızlığını kazandığından beri ülkede Suriye etkisi eksik olmamıştır. 2000 yılında Hafız el-Esad’ın ölümü Suriye’nin Lübnan’da etkisinin görece azalmasına buna karşılık İran etkisinin artmasına zemin hazırlamıştır. İran’ın Lübnan üzerindeki etkisi ve Hizbullah’ın İran’ın desteklediği bir devlet dışı aktör haline gelmesi İsrail’i endişeye sevk etmiştir. Zira İran tarafından desteklenen Hizbullah’ın eylemleri 2006 yılında Hizbullah-İsrail savaşının çıkmasına neden olmuş; bu savaş İsrail’in genel olarak bölgedeki özel olarak da Lübnan’daki İran etkisinin ve gücünün çok daha açık bir biçimde algılamasını sağlamış (6) ve İsrail’in güvenlik endişeleri artmıştır.

Lübnan’daki İstikrarsızlığın İsrail Açısından Anlamı

Ortadoğu’da halk hareketleri başladığından beri İsrail’in beş farklı yeni ya da yenilenmiş tehdit ile karşı karşıya kaldığını ifade etmek mümkündür: Bunlar Mısır’daki yönetim değişikliğinden kaynaklanan endişeler, devlet-dışı aktörlerden gelebilecek güvenlik tehdidi (Hamas-Hizbullah), İran ve bölgede oluşabilecek demokratik yönetimlerden kaynaklanan kaygılardır. Bu bağlamda Suriye’deki kriz ve Mısır’daki değişim İsrail’in güvenlik stratejilerini gözden geçirmesine ve gelecekte olabilecekleri göz önünde bulundurarak yeni planlar oluşturmasına neden olmuştur. Çevresindeki bu gelişmelerin Hamas ve Hizbullah gibi İsrail’in tehdit algıladığı devlet dışı aktörlere yansıma olasılığı olduğundan Tel Aviv bu aktörleri de yenilenmiş güvenlik tehdidi olarak değerlendirmektedir.

Arap Baharı sürecinde doğrudan halk ayaklanması yaşamamış olan Lübnan’da ortaya çıkabilecek bir istikrarsızlık, İsrail’in birkaç açıdan tehdit edebilir. Lübnan siyasetinin bölgesel konular ve aktörlerle olan bağlılığı, Lübnan siyasi siteminin güçsüzlüğü, İran ve Suriye’nin bu ülke üzerindeki etkinliği ve Tahran’ın güdümünde olan Hizbullah’ın varlığı gibi hususlar İsrail açısından güvenlik riskleri oluşturmaktadır. Bu riskler İsrailli karar mercilerinin Lübnan’ı güvenlik ajandasına dâhil etmesini zorunlu kılmaktadır.

İsrail, Suriye’deki krizi Hizbullah-Tahran-Şam ittifakının göz önünde bulundurarak takip etmektedir. Esed rejiminin elindeki silahları Hizbullah’a transfer ettiği ve Hizbullah militanlarının gelişmiş silahları kullanmak için eğitim aldıkları yönündeki haberlerin (7) de etkisiyle İsrail Lübnan’dan kaynaklanabilecek tehdidin giderek büyüdüğünü değerlendirmektedir. Nitekim İsrailli karar mercileri Hizbullah’ın başarılı ve başarısız eylemlerini (8) de hesaba katarak yeni güvenlik stratejileri üzerinde durmaya başlamıştır. İsrail Savunma Bakanlığı Diplomasi-Güvenlik şefi Amos Gilad, Hizbullah’ın yeni bir savaşta sivilleri vurmaya yönelik strateji geliştirebileceği konusunda uyarıda bulunmuştur.(9)

Suriye krizinde Hizbullah ve İran, Suriye krizinde Esed rejimine başkaldıran ve çoğunluğu Sünnilerden oluşan halk yerinde rejime destek vermektedir. Bölge genelinde Sünni-Şii gerilimine zemin hazırlayan Suriye krizi nitekim Lübnan’da da mezhepler arası gerginliğe yol açabilir. Lübnan’da Sünni ve Şii topluluklar yanında Marunîlerin de bölgedeki gelişmeleri nasıl algıladığı önem arz etmektedir. Marunîler, bölgedeki gelişmeleri Ortadoğu’nun Hristiyanları adına bir felaket olarak görmektedir. Marunî patriği Bişara El-Ra’i’nin bölgedeki gelişmeler için Arap Baharı ifadesi yerine Arap Kışı tabirini tercih etmesi (10) bu görüşü destekler niteliktedir. Dolayısıyla Marunîlerin, bu sürecin kendi gelecekleri üzerinde nasıl sonuçlar doğuracağı konusunda endişeli olduğu ifade edilebilir. Bu endişelerin ise Marunîleri bir kez daha İsrail ile ittifak kurmaya itme ihtimalini doğurduğu değerlendirilebilir. İsrail ise Lübnan’da Marunîlerin hâkim olduğu bir yönetimi tercih edeceğinden, bu topluluktan gelecek böyle bir harekete olumlu yanıt verebilir.

Marunî Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman’ın geçtiğimiz günlerde Latin Amerika’daki Arap mülteciler için Peru’da gerçekleştirilen toplantıda verdiği demeç Lübnan’ı İran-Suriye ekseninden uzaklaştırmak istediğini göstermektedir: “Yeni planladığımız savunma stratejisine göre Lübnan topraklarına İsrail’den gelecek bir saldırı karşısında direnişin silahlarını Ordu’nun kontrolüne alacağız”.(11) Bu demeçte geçen direnişle kastedilen Hizbullah, silahlar ile kastedilenin İran ve Suriye’den sağlanan silahlar olduğu göz önüne alındığında, Süleyman’ın bir savaş durumunda Lübnan topraklarından İsrail’e yönelik bir füze saldırısını engelleme düşüncesinde olduğu çıkarılabilir.

Sonuç

2011’de başlayıp tüm Arap dünyasında yankı bulan halk ayaklanmalarının İsrail’in güvenliğine yönelik tehditler doğurduğu İsrailli karar mercilerinin üzerinde mutabık olduğu bir husustur. İsrail’in stratejik hesaplarına göre statükocu hükümetlerin yönetimde kalması bölgesel istikrar açısından önemlidir. Güvenlik stratejisini bölünmüş bir Arap dünyası üzerine kurmuş olan İsrail için yaklaşık iki yıldır devam eden olayları yorumlamak bir hayli zorlaşmıştır. Özellikle yakın çevresinde, sınır komşusu olduğu ülkelerdeki istikrarsızlık, İsrail’in güvenliği açısından riskler doğurmaktadır.

Lübnan’da vuku bulacak herhangi bir iç çatışma İsrail’i zor durumda bırakacaktır. Lübnan’daki olası bir çatışmada Hizbullah’ın İran’ın desteği ile İsrail’e saldırı başlatması demek İsrail’in Lübnan’a karşılık vermesi anlamına gelecektir. Öte yandan diğer bir sınır komşusu Suriye’de devam eden iç savaşın Lübnan’a taşması ihtimali, bu ülkeyi de iç savaşa sürükleme riskini taşıdığından İsrail çatışmaların içerisinde kalacaktır. Lübnan’da çatışma olmadan bir yönetim değişikliği olması halinde ise İsrail İran destekli Şii bir yönetimin aksine “ılımlı” Sünni bir yönetimi tercih edecektir. Ancak kurulduğundan beri milli güvenlik politikaları doğrultusunda izlediği yöntemlerden biri olan azınlıklarla ittifak kurma stratejisi gündeme gelirse de, İsrail’in Lübnan’da tercihini kendine düşman Sünni bir rejimdense Marunîlerinden yana kullanması olasıdır.

SURİYE DEVRİMİNİ DESTEKLEYEN LÜBNANLILAR HİZBULLAH BAYRAĞI YAKTI


İRAN ANALİZ / 30.000′i aşkın çocuk, bebek, kadın ve masumun acımasızca katledildiği Suriye’de Esed rejimine destek veren Şii Hizbullah örgütüne tepkiler de giderek büyüyor. Son olarak Hizbin operasyonlar birim komutanı Ebu Abbas, beraberindeki bazı militanlar ve Şebbihalarla birlikte Suriye topraklarında Özgür Suriye Ordusu tarafından öldürülmüştü. Katliamlara açık destek veren Hizbullah karşıtı bir gösteri Trablus’tak düzenlendi. Sarı Hizbullah bayrakları yakılırken Suriye devrimine destek sloganları atıldı.

Lübnan’ın kuzeyindeki Trablus şehrindeki el-Kubbe bölgesinde yer alan Hamza Camisinde cuma namazı çıkışında Suriye devrimine destek gösterileri yapıldı. Yüzlerce kişinin katılımıyla başlayan yürüyüş İbni Sina caddesine ulaştı. Hamza Camisi imamı ve Lübnan’daki İslami Uyanış Alimleri Heyeti başkanı Şeyh Zekeriya el-Mısri de gösterilere öncülük etti.

“Açıklamalar değil Silah İstiyoruz” başlığı verilen Cuma gösterilerinin düzenlendiği Suriye devrimine destek için Lübnan’da da gösteriler düzenlendi. Bunlardan birisi olan Lübnan’daki gösterilerde de Esed müttefiki olan Şii Hizbullah örgütüne ait sarı bayraklar yakıldı.

Esed müttefiki Nusayri Alevilerinin bulunduğu ve ara ara Hizbullah örgütünün desteğiyle bölgedeki Sünni bölgelerine yönelik terörist eylemler gerçekleştirdiği biliniyor. Özellikle hassasiyetin ve Sünni nüfusun yoğun olduğu Trablus bölgesinde Esed-Hizb güçlerinin Suriye halkına yönelik herhangi bir yardım kampanyası, mültecilere el uzatma, destek verme, açıklama veya konferans yapma, gösteriler düzenleme gibi hemen her tür faaliyeti sabote etmeye çalıştığı, kimi zaman darb, kimi zaman ise silah ile terörize ettiğine dikkat çekiliyor.

LÜBNAN CEMAATUL İSLAMİYYE YETKİLİSİ GÜNDEME DAİR KONUŞTU


İRAN ANALİZ / İhvanul Müslimin (Müslüman Kardeşler) Lübnan kolu olan Cemaatül İslamiyye liderlerinden İmad el-Hut Şii Hizbullah örgütü militanlarının Suriye’de öldürülmesi ile ilgili demeç verdi. Şark Radyosuna konuşan el-Hut Suriye’de öldürülen militanlarının “cihad görevi” için bulunduğu yönünde açıklama yapan Hizbullah’ın bu dediklerinin daha fazla tavzihata ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Demecinde el-Hut, Hizb ve İran’ın açık bir şekilde Esed rejiminin savaşını ya kendi savaşları olarak gördüklerini ya da buna katıldıklarını sözlerine ekledi.

eş-Şark radyosuna konuşan Lübnan İhvan liderlerinden el-Hut Suriye ile Türkiye arasındaki gelişmelere de değindi. Esed’in daah öncesinde eğer tehlike hissederlerse tüm bölgeyi ateşe vereceklerini söylediğini ifade eden el-Hut: “Şimdi Özgür Suriye Ordusunun her geçen gün ilerlemesi nedeniyle Esed’in bu tehlikeyi hissettiği görülmektedir. Bu nedenle de Suriye’nin çevresini çatışmaya katmak istiyor. Ancak böylesi bir yolun, ateşle oynamak olduğunu, Suriye’deki iktidarında varlığının sona erdiği tarih olarak belirlendiğini düşünüyorum.” dedi.

Lübnan’ın konumu ve siyasilerle ilgili de konuşan el-Hut, Hizbullah öncülüğündeki 8 Mart Cephesinin Esed rejimini savunanlara, silahlı kişilerin gönderilmesine destek verecek bir hükümet kurduklarını söyledi. Bunun da yalanlarını ortaya çıkardığını belirten el-Hut, oysa Suriye halkına yardım etmek isteyenlerin imkanları bulunmadığını, bu halkın yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesi için mültecilere ev sahipliği yapılması şartlarının da çok zor olduğunu ifade etti.

Seçim meselesine de değinen el-Hut: “Kısa bir zaman diliminde seçimler kanunu insaflı, adil ve tatmin edici bir başarı sağlamayacaktır. Vakit çok dar ve seçim hesapları ise zirve noktasında. Hükümete düşen şu andan başlamak üzere en az altı ay öncesinden seçim kanunu projesini başlatmasıdır.” diyerek yapılan yanlışlığa işaret etti.

Konuyla ilgili teknik ve kamuoyundaki beklentilere değinen el-Hut “Cemaatül İslamiyye”nin konumuna dair de konuştu. Cemaatin, nisbilik temelinde bir tutum aldığını Lübnan’ın tek bir seçim dairesinde olmasını istediklerini; ancak devletin dışında (Hizbullah gibi) silahın varlığı ve yaygınlığı nedeniyle bunların nisbi seçimlere izin vermediğini belirtti.

Muhalif güçler arasında seçim kanuna dair herhangi bir ihtilaf olup olmadığı sorusuna cevap veren el-Hut: “Taraflar arasında devlet dairelerinin küçültülmesi hususunda kanunda ittifak var. Ancak bunun beş vekil mi, dört vekil mi veya daha fazlası mı olacağı gibi hususlar ise tartışılıyor.” şeklinde konuştu. Yine muhalefetin çoğunluk rejimi ve beraberinde küçültülmüş daireler noktasında hemfikir olduklarını sözlerine ekledi.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: