Etiket arşivi: mavi Marmara gemisi

FETHULLAH GÜLEN VE MAVİ MARMARA


Gülen: Mavi Marmara’dakiler şehid değil

ABD’de yaşayan Fethullah Gülen’den ilginç açıklamalar.

http://haber5.com/guncel/gulen-mavi-marmaradakiler-sehid-degil

Cüneyt Özdemir bir grup gazeteciyle Pensilvanya’ya gitti ve Fethullah Gülen ile bir kahvaltıda buluştu.

Özdemir’in yanı sıra Ferhat Boratav, Serdar Turgut ve Bejan Matur’un da hazır bulunduğu o buluşmada, Mavi Marmara gemisine düzenlenen saldırı ve şehidler de gündeme geldi. Gülen hocaefendi, gazetecilere Mavi Marmara gemisindekilerin şehid değil bile bile ölüme giden insanlar olduğunu söyledi.

Özdemir, 5N1K programında, Fethullah Gülen hocaefendinin Mavi Marmara şehidlerine ilişkin yaklaşımını şöyle anlattı: "Mavi Marmara gemisine binenler “Biz orada şehid olmaya gidiyoruz” demişler ve İslami bir motif üzerine hareket ediyordu. Fethullah Gülen bunun şehidlik bile sayılamayacağını, bile bile ölüme gitmek” olduğunu söyledi.

5N1K’ya konuk olan Ferhat Boratav da “En azından The Wall Street Journal röportajında Türkiye’de yankı uyandıran açıklamasının, bu işin yanlış olduğu yönündeki açıklamasının bir değerlendirme hatası ya da dil sürçmesi olmadığını, aynı düşüncesini savunduğu ortaya çıktı. Yani dil sürçmesi ya da öylesine söylenmiş değil bilerek ve düşünülerek söylenmişti” dedi.

Bejan Matur ise “Siz, ‘ben şehid olmak istiyorum’ diyerek yola çıkamazsınız. Bunun takdiri Allah’a aittir” demişti. ‘Oradaki kurguda hata olduğunu ve eleştirel baktığını’ söylemişti” dedi.

***

Fethullah Gülen hakkında sürekli yazılar yazıyorum. Ve bu bazı insanların canını sıkıyor anladığım kadarıyla. Bana gelen yorumlara bakıyorum ”sürekli Gülen hocayı eleştiriyosun, düşmanlık yapıyosun, kafana göre atıp tutuyosun ” gibi hepsi. Konuyla ilgili neredeyse her mesaj, her yorum böyle, hasbelkader arada birkaç tane ”eyvallah ben bunları bilmiyordum, öğrenmiş oldum” gibi yorumlar geliyor.

Gülen’ in o milyonlarca savunma avukatına şu soruyu sormak istiyorum ;

”Fethullah Gülen kim ya?”

Bunu aşağılamak anlamında sormuyorum yemin ederim. Beni tanıyanlar zaten bunu yapmayacağımı bilir. Fakat, Gülen hakkında olay öyle bir raddeye varmış ki, Gülen hakkında konuşan herkes din düşmanı, İslam düşmanı, Gülen düşmanı, dinden anlamayan gibi yaftalar yer oldu.

Afedersiniz de, bu Gülen peygamber mi?

Cidden merak ediyorum, siz bu adamı öyle mi görüyorsunuz?

Ona bu kadar gözü kapalı bağlanmak niye?

Senin o şekilde bağlanacağın tek insan peygamberimiz olmalı, yanılıyor muyum?

Adamın söylediği her söz, sanki Hadismişçesine önemli addediliyor anasını satayım. O dediyse fetvadır, gerçektir, doğrudur, yanlış olma imkanı olamaz….

Ben Gülen hakkında ne yazdıysam ve yazıyorsam, kıçımdan uydurarak değil, herkesin arayıp bulabileceği, görebileceği şeylerden yola çıkarak yazıyorum. Hatta her yazımda da bunu özellikle belirtiyor ve kaynak gösteriyorum. Buna rağmen bu tür yaftalar yapıştıran oluyor ama, onları da anlıyorum, gözleri tamamen kör edilmiş insanların.. Beyinleri yıkanmış..

Şimdi Mavi Marmara gemisi ile ilgili yorumlarına yorum yapmaya çalışacam sevgili Gülen ‘ in…

Önce Mavi Marmara gemisine saldırı görüntülerini, görmeyenler için tekrar bi paylaşacam ;

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=hpwRBBSJkqk

Bu uzun versiyonu, geminin kalkışından itibaren çekilen video kaydı…

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=vwsMJmvS0AY

Bu video da olay anını gösteriyor. Tek bir kamera ve mikrofon olduğu için İngiliz’ i de, Arap’ ı da, Türk’ ü de aynı kamera ve mikrofondan ve kameradan yayın yapıyor ve olayları anlatmaya çalışıyorlar.

Durum öyle vahşi, öyle şerefsiz ve eşşoğlu eşşekçe ki, öyle itoğlu itçe ki, duyduğunuz üzere gemideki insanların ellerinde tek bir silah yok. Zaten bu bir yardım gemisi değil mi olum, silah neden olsun zaten anasını satayım.

Fakat, itoğlu itlikte dünyanın en yüksek leveline sahip olan İsraillliler, gemide tehditkar en ufak birşey olmamasına rağmen, silahsız insanların, sivillerin üzerine ateş etmeye başlıyorlar. Kendilerine en ufak bir karşılık verilmemesine rağmen de ateşi sürdüyorlar. Beyaz bayrak kaldırılması bile bu hayvanın oğullarını durdurmaya yetmiyor, yetemiyor.

Peki saldırıdan hemen önce İsrail askerleri ne yapıyor biliyor musunuz?

Uyduların bağlantılarını kesiyor, uydu telefonları ve dünyaya yayın yapan uydu kameraları çalışamaz duruma getiriliyor. Yani birazdan yapacakları katliamı dünyanın görmesini istemiyor İsrailliler..

Ve sonra katliam başlıyor…
Önce sizlere ölülerin isimlerini, kaç kez ve nerelerinden vurulduklarını göstermek istiyorum, bu insanlık dramını bir kez daha hatırlamak için ;

Saldırıda 8 Türk ve 1 Türk asıllı Amerikan vatandaşı öldürüldü. Saadet Partisi Siirt İl Müfettişi İbrahim Bilgen (61) sağ omuz, sırt, sağ kalça ve sağ şakak olmak üzere 4 yerinden vuruldu.

Aydınlık Yarınlar İçin Hak ve Özgürlükler Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği (AY-DER) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Haydar Bengi (39), sol göğüs, karın, sağ kol, sağ bacak, iki kez sol el olmak üzere 6 kez vuruldu.[28] İHH İnsani Yardım Vakfı internet sayfası sorumlusu, gazeteci Cevdet Kılıçlar (38) alnının ortasından 1 kez vuruldu.

Türkiye Taekwondo Federasyonu Adana Bölgesi antrenörü ve milli hakem Çetin Topçuoğlu (53),[29] kafasının arkası, sol yanı, karnının sağı olmak üzere 3 kez vuruldu. İHH İnsani Yardım Vakfı çalışanı Necdet Yıldırım (32), sağ omuz, sırtının solu olmak üzere 2 kez vuruldu.

Kayseri Özel Hisarcıklıoğlu Fen Lisesi son sınıf öğrencisi Türk asıllı ABD vatandaşı Furkan Doğan (19)[30] 45 cm’den daha kısa bir mesafeden yüzünden, kafasının arkasından, iki kez bacağından ve bir kez de sırtından olmak üzere toplam 5 kez vuruldu.[31] Adıyaman Belediyesi görevlisi elektrikçi Fahri Yaldız (43), sol göğüs, sol bacak, iki kez sağ bacak olmak üzere 4 kez vuruldu. Tekstilci Cengiz Songür (47), boynunun ön tarafından 1 kez vuruldu. Anadolu Gençlik Derneği İskenderun Yönetim Kurulu üyesi Cengiz Akyüz (41), kafasının arkasından, yüzünün sağından, sırtından ve sol bacağından olmak üzere 4 kez vuruldu.[32]

http://tr.wikipedia.org/wiki/Gazze_filosu_sald%C4%B1r%C4%B1s%C4%B1

Gemideki insanlar yakın mesafaden ve birçok kurşunla öldürülüyor. Ve bu adamların ellerindeki tek savunma araçları meyve bıçakları, sopalar, tornavidalar… Ve İsrail askerleri ellerinde sadece yakın mesafaye gelince karşılık verebilecek olan bu insanların üzerlerine kurşun yağdırmaktan zerre kadar çekinmiyor.

Gemidekilerin ellerindeki savunma araçları

Ve İsrailli askerler, web sitelerinde ve haberlerde ”gemide ele geçirilen ”silahlar” ” olarak haber yapıyorlar bunları. Vay anasını satayım yaaa..

Ulan sizin ellerinizdeki o son teknoloji, makinalı tüfeklerinize adamlar meyve bıçakları ve sopalarla karşı koymaya çalışmışlar ve siz de bunları ”aha işte bize böle saldırdılaaarrrr :(((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((( ” diye orada burada kıçını yırta yırta anlatıyon öle mi??

Olum bak, İsrail köpekleri, sizin ağzınıza o vaad edilmiş topraklar büyüklüğünde sıçarım yemin ederim. Patır patır sıçarım hem de, çatır çatır sıçarım. İbnenin evlatları!

İsrailli ibneler bizim gemiye varmadan önce, diğer bir yardım gemisi ”bütün askerler üzerinize geliyo, can yelekleriniz takın ” diye haber veriyor. Gemideki insanlar da, gelenlerin ibneoğlu ibne olduklarını bildikleri için can yeleklerini giyiyorlar.

Ardından ibnenin evlatları gemimize zorla giriş yapıyorlar..

Gemideki Müslümanlar sabah namazını kılıyor..

Ve gemide seferberlik ile panik yaşanmaya başlıyor..

İsrail ibnelerinin ateşe başlamaları sonucu da ortalık savaş alanı oluyor.

Cevdet Kılıçlar

O sırada sadece fotoğraf çeken insanlara bile ateş etmekten çekinmiyorlar.. Ve gazetecei Cevdet Kılıçlar, fotoğraf çekerken alnından vurularak öldürülüyor..

Ve bu o. çocukları, sivil insanlara saldırırken ne oluyor biliyor musunuz?

Yaralanan İsrail askerlerini, gemideki doktorlar muayene ediyor…….

Diğerleri oradaki insanları hiç acımadan katlederken, bizim insanlarımız o askerlerin yaralarını tedavi edebilecek kadar ”insan” işte. Bir ibneye, bir ite, bir o. çocuğuna bile insanlık edebilecek kadar, yardım edebilecek kadar insan bizim insamız..

Ve o yahudiler ki, yahudi olmayanları hayvan olarak görürler…

Bu konuda daha fazla yorum yapmaya hiç gerek yok bence….

Şimdi şu videoyu bir izleyin.

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=0UqccHWx5_Y

Bir İngiliz program sunucusu, İsrailli hükumet sözcüsünü myle güzel köşeye sıkıştırıyor, öyle güzel üstüne gidiyor ki, gerçekten helal olsun lan, adamın dibisin yemin ederim.. Şu zulme sadece seyirci kalanları görünce, şu İngiliz’ in yaptığı bile çok değerli birşey..

Ve fahişe ne diyor duydunuz mu?

” Bizim askerlerimiz kendilerini müdafa ettiler sadece” ! ! !

Olum bak, senin o fahişe ağzına var ya, Mavi Marmara gemisi büyüklüğünde sıçarım.

Tabi ama di mi, adam haklı aslında, onların askerleri sadece kendilerini müdafa etti. Çünkü karşısındaki ”sivillerin” ellerinde bir sürü ”sopa ve meyve bıçağı” vardı, daha ne olsun anasını satayım. Bir gemide sopa ve meyve bıçağının ne işi var, bu apaçık bir tehdit unsuru.. Hatta bir savaş sebebi bu..

Ve kendilerini müdafa eden o askerler, nedense ellerindeki makinalı tüfeklerle tam 9 kişiyi öldürmüş, ve hepsi de Türk, ama kendi askerleri sade ve sadece yaralanmış, üstelik o yaralı askerleri de bizim doktorlarımız tedavi etmiş… Olacak iş değil..

İsrail ibneleri ateş etmeye başladığında, gemidekiler beyaz bayrak açıyor, çünkü o tüfeklere karşı koyabilecek hiçbir şerleri yok ellerinde. Fakat fahişeliğin tavanı olan İsrailli olma içgüdüsü, onları durdurmaya yetmiyor, onlara kan gerekiyor. Katliam şart onlar için. Çünkü o gemide namaz kılındı, çünkü o gemi, yahudilerin tek düşmanı olan Müslüman Filistin’ e erzak götürüyor, bunun olmasına izin veremezler…

Olaydan sonra Türkler başta olmak üzere, orada bulunan diğer insanlar, İsrail’in bu katliamını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dahil, heryere taşıyorlar. Ve Birleşmiş Milletler, olayı sadece ”kınamak” ile yetiniyor.

Bak yaaa. Ne güzel lan. Gel beni de kına anasını satayım.

Orada insanlar ölüyor, katliam yapılıyor, fakat Avrupa sadece bunu kınıyor. E onu da yapmasaydınız hacı yaa, hiç gerenk yoktu, zahmet ettiniz, pezevenkler sizi hıhıhıhı…

Tüm bu fahişelik operasyonunu bir kenara bırakalım ve asıl konumuza gelelim şimdi; Fethullah Gülen’ in Mavi Marmara yorumuna…

Şimdi söyleyeceklerimi yine kıçımdan sallamadığımı göstermek için, size bir sürü kanıt sunacam konu ile ilgili.

Hadi başlayacak anasını satayım.

Yorumların bulunduğu sayfaları veriyorum ;

1. http://www.dailymotion.com/video/xf8vf9_6-fethullah-gulen-mavi-marmara-olay_news

2. http://haber5.com/guncel/gulen-mavi-marmaradakiler-sehid-degil

3. http://www.islamigundem.com/fethullah-gulen-mavi-marmarada-lenlere-ehid-demisti-haber-20908.html

4. http://www.haberform.com/haber/mavi-marmara-gemisi-gazze-hakan-albayrak-yeni-safak-yeni-safak-oku-yeni-safak-ha-63862.htm

5. http://www.imanehli.com/forum/gulen-mavi-marmaradakiler-sehid-degil-t3850.0.html

6. http://video.mynet.com/habervideo/Gulen-e-sert-elestiri/593120/ (Cübbeli Ahmet konu hakkında kızmış ehehe)

7. http://www.ntvmsnbc.com/id/25102914/

8. http://www.rasthaber.com/haber.php?haber_id=34721

9. http://www.vuslatsevdasi.com/forum/fethullah_gulen_hocaefendi_mavi_marmaradakiler_sehid_degil-t26468.0.html;wap2=

10. http://www.alimlerbirligi.com/haber/212/fethullah-gulen-mavi-marmaradakiler-sehid-degil.html

İsrail’ den izin almalıydılar demiş bizim Gülen… Zaten bu da haftalarca tartışıldı..

Otoriteye başkaldırmışlarmış…

Bak sen şu haylazlara.

Şimdi, otoriteye başkaldırmak burada hangi anlamda kullanılmı, şair burada kime seslenmiş?

Şair burada bayrağa seslenmiyor evladım, burada bölgenin otoritesini İsrail olarak belirtiyor bize. Yani bu gavatlar otoriteymiş. Olum, uluslararası sularda olmuş bir olay bu, sen nasıl ”otorite”yi haklı çıkaracakmış gibi bir açıklama yaparsın lan?

Ayrıca İsrail kim olum otorite olsun orada?

” Gidilecek yerdeki devletten izin almalıydılar” desen, hadi dicem en azından cümleyi doğru kurdu anasını satayım. Fakat cümlede bi kere bir bokluk var en başta..

Sonra, sen o gavatların buna izin vermeyeceklerini bilmiyor musun da, böyle bir açıklama yaparak, zaten üzgün olan insanlarımızı tekrar üzüyorsun?

Sen bunları bilmiyor musun da, orada insanlığa yardım için koşan ve o uğurda can veren insanların arkasından böyle bir açıklama yapabiliyorsun?

Yani şimdi orada ölenler haybeye mi öldü lan? !

”Madem izin almadınız, hakettiniz abü yapcak bişey yok” falan da dersen, yemin ederim şaşırmam artık sevgili Gülen. Ki onun dediği de, bunun çok daha kibarca söylenmiş halidir.

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=sBVq7cc0kpU

Kadir Mısıroğlu da biliyor bu konuyu, ve çok da güzel anlatıyor kanaatimce…

Fakat sevgili Gülen’ in Mavi Marmara ile ilgili yorumları bununla sınırlı değil, ikinci mesele çok daha can sıkıcı anacım…

Şimdi öncelikle Gülen’ in şehitlik kriterine bir göz atalım hacu ;

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=iutgxnTWSi0

Hz. Ali, öleceğini bile bile girmiş o yatağa yani. İçinde hiç korku olmadan.. Çünkü Allah rızası için yapmış bunu.. Evet, burası tamam.

Daha sonra da ;

"Filistin’de yaşanan bu drama son verebilmek beklentisiyle yola çıkan, uğradıkları müessif saldırıda hayatlarını kaybederek şehit olan insanlarımıza Allah’tan rahmet diler, başta aileleri olmak üzere, milletimize ve bütün insanlığa taziyelerimi bildiririm."

Mavi Marmara’ da can veren insanlara ”şehit” diyor haklı olarak. Zaten olması gereken de bu. Allah rızası için, oradaki mazlumlara yardım etmek amacıyla yola çıkmış ve zalimler tarafından katledilmiş insanlar ”şehit”ten başka ne olacaklardı anasını satayım.

Fakat sonra yine birşeyler oluyor bizim sevgi kelebeği Gülen’ e, yine fırıldak gibi dönüyor…

Wall Street Journal gazetesine verdiği röportajda ” Mavi Marmara gemisine binenler “Biz orada şehid olmaya gidiyoruz” demişler ve İslami bir motif üzerine hareket ediyordu. Fethullah Gülen bunun şehidlik bile sayılamayacağını, bile bile ölüme gitmek” diye bir açıklaması oluyor. Hatta bu haber televizyonlarda da, gazetelerde de günlerce tartışılıyor.

Ve bu gibi haberler tüm gazetelerde yayınlanmaya başlıyor.

Yani Hz. Ali, öleceğini bile bile o yatağa girmişken şehit olacak diyor, fakat bu insanlar bile bile ölüme gitmekle şehit olamazlar falan gibi açıklamalar yapıyor.

Lan adamlar, nereden bilecekler üstlerine böyle bir askeri operasyon yapılacağını?

Oraya gidenler ”biz herşeyi göze aldık, ucunda ölüm bile olsa gidecez” diyor, sen de bunu bile bil ölüme gitmek diye adlandırıyorsun öle mi sevgili Gülen?

Kendi halkına yaptığın açıklamalarda ”şehit” sözcüğünü özellikle kullanıyorsun, fakat Amerikalı panpalarının gazetelerine şirin görünecem diye ”onlar bile bile ölüme gitti, şehit sayılmazlar” gibi cibi açıklamalar yapıyorsun he sevgili Gülen?

Peki, önce şehit sonra şehit olamazlar demenin, mantıklı bir açıklaması var mı sevgili Gülen?

O konudaki takdir Allah’ a ait falan da diyip, olayı iyice oyun hamuruna döndürmeyi de es geçmiyor tabiki. Ulan tabiki o konudaki takdir Allah’ a ait, tabiki Allah uygun görmüşse şehit olunur. Fakat, bizim dinimizde şehitlik zaten açıklanmış bir şey, bir sır, bir muamma falan değil ki anasını satayım.

İşin içinde önce Allah rızası olacak, iman olacak, sonra vatan için olacak, mazlum için olacak falan filan, bunun bu gibi ana şartları var zaten. Ve bu insanlar oraya ölümü göze alarak gitmiş ve mazluma yardım etmek için canlarından olmuşlarsa şehit değiller midir yani?

Elbette Allah’ ın takdiri gereklidir. Fakat, işin içine ”bile bile ölüme gitti onlar” gibi cümleler sokarsan, vermek istediğin mesaj tamamen değişir anacım. Sen de bunların hiçbirini bilmiyorsun yani öyle mi?

Her lafın çelişkili sevgili Gülen…

Her cümlende kendinle çelişiyorsun sevgili Gülen…

Her kullandığın söz, insanları çok tehlikeli yerlere götürebilen sözler sevgili Gülen…

Türk halkına farklı, Amerikan halkına farklı görünmeye çalıştığını yine inkar eder tabi o ve onun yandaşları..

Ulan herşey ortada değil mi en azından bu konuda?

Sen kimsin de, bu mazlumların arkasından şehitlik tartışması başlatıyorsun sevgili Gülen?

Eğer o kişiler şuan Allah katındaki şehitlik mertebesine erişmişlerse, senin bu başlattığın tartışma, senin bu yorumların ve görüşlerin onların hakkına girmek olmuyor mu sevgili Gülen?

Onları şehit mertebesinde gördüğünde ne diyeceksin peki sevgili Gülen?

”Afedersiniz, ağzımdan kaçtı :)” gibi birşey mi diyeceksin?

Kendini böyle mi savunacaksın?

Hergün Gülen hakkında birşey çıkmasına rağmen, onun %95′ i yobaz olan cemaati, hala ve hala şu adamı körü körüne savunuyor ya ona da ayrı bir kıl oluyorum anasını satayım. Şu adamı savundukları kadar peygamberimizi savunmuyorlar lan.

Günün Sözü ;

” Şüphesiz Allah, herşeyi hakkıyla gören ve bilendir…”

Mavi Marmara Öncesi ve Sonrası Türkiye-İsrail İlişkileri


UİB İsrail, Siyonizm denilen uluslararası Yahudileri destekleme siyasi hareketiyle yani, İkinci Dünya Savaş’ında büyük bir katliamla karşı karşıya kalan Yahudilerin, Filistin’de yaşayan Arapları yerlerinden yurtlarından ederek bir yurt sahibi edilmesinde Büyük Britanya tarafından desteklenerek kurulmuş bir ülkedir.[1]

Türkiye İsrail ilişkileri 1948’de İsrail’in kurulması ve 28 Mart 1949’da Türkiye’nin İsrail’in bağımsızlığını tanımasıyla birlikte başlamıştır.[2] Türkiye’nin Yahudi bir ülke olarak kurulan İsrail’le ilişkilerini Türk topraklarında Yahudilerin varlığının bir parçası olarak düşünürsek bu tarihi çok daha öncelere (15. Yüzyıl) götürmek mümkündür. 1491 yılında 200.000’den fazla Yahudi Engizisyon tarafından İspanya’dan sınır dışı edildiğinde Osmanlı Devleti bu insanları topraklarında yerleşmeye davet eden tek ülke olmuştu. Bu tarihten sonra Yahudiler Osmanlı tarihinde çok önemli bir rol oynadılar. Özellikle 16.Yüzyıl’da Yahudiler Osmanlı sarayında hekim, banker, diplomat görevlerini üstlendiler. Bu tarihten sonra saraydaki etkileri azaldıysa da Osmanlı tarihi boyunca ticaret, sanayi ve bankacılık dallarında her zaman ön planda kaldılar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra da Türk-İsrail ilişkileri dostluk düzeyinde gelişmeye devam etti. 1956’da İsrail’in İngiltere ve Fransa desteğiyle yürüttüğü Süveyş Harekâtı’ndan sonra, Türkiye, İsrail’deki büyükelçisini geri çekmiş fakat diplomatik ilişkilerini sürdürmüştür. 1991 yılında Körfez Savaşı’ndan hemen sonra İsrail ilişkilerini yeniden büyükelçilik düzeyine çıkarmıştır.[3]

Türkiye 1991’den sonra İsrail ile ilişkilerinde genelde İsrail’in en çok sorun yaşadığı Filistin tarafında olmuştur. Türkiye’nin İsrail-Filistin davasında daha çok Filistin’in yanında olmasının nedenleri arasında; Filistin’in Müslüman ülke oluşu, İsrail’in Filistinlileri topraklarından alıkoyması sayılabilir. Önemli olan bunların arasından seçeceğimiz nedeni iyi belirlemek gerektiğidir. Eğer dış politikamızı Yahudileri sevmeme durumumuz doğrultusunda belirlersek bu Filistin için daha zarar verici boyutlara ulaşabilir.

1990-2000 yılları içerisinde iki ülke arasında askeri, stratejik ve diplomatik açıdan güçlü ilişkiler kurulmuştur. Bunda her iki ülkenin devlet yapılarının, siyasal sistemlerinin, askeri donanımlarının ve ekonomik yapılarının birbirini tamamlayıcı nitelikte olması rol oynamıştır.[4] Ayrıca diğer etmenler de, 1990 sonrası uluslararası sistem ve ortak tehdit algılamasının oluşumu, PKK terörünün etkileri, askeri ilişkiler, ABD’nin etkisi olarak sayılabilir.

Daha sonra ilişkilerin Arap devletleri – İsrail sorunu yüzünden gerilmeye başladığı görülmektedir. 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Türkiye’nin yüzünü sadece batıya dönük değil de tüm dünyaya dönük olarak yürüttüğü dış siyaseti, Arap ülkelerine yakınlaşma sürecini de doğurmuş, bu da İsrail’le sorunların başlamasını tetiklemiştir. Örneğin; 16 Şubat 2006 tarihinde Filistin’deki Hamas Partisi’nin liderlerinde Halid Meşal’in Türkiye’ye yaptığı ziyaret, İsrail yetkilileri tarafından eleştiri konusu olmuştur. Bu olaydan sonra 30 Ocak 2009’da Başbakan Erdoğan’ın Davos Zirvesi’nde İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e “one minute” çıkışıyla ilişkiler iyice gerilmiştir. Her ne kadar olay sonrasında İsrail Büyükelçisi Gaby Levy, Türkiye-İsrail gibi dost ve yakın iki ülke arasında bile bazı yanlış anlamalar ve görüş farklılıkları olabileceğini belirtip, “İlişkilerimizin belirli bir süre içinde her zamanki haline döneceğinden eminim” şeklinde bir açıklamada bulunsa da Davos ardından yaşanan gelişmeler ilişkilerin düzgün rotasından kaymasını engelleyemedi.

Davos’da yaşanan bu gerginlik için, 1990’dan bu yana kurulan normal ilişkileri sarsan en büyük olaydır diye bir tanımlama yapacakken 31 Mayıs 2010’da Gazze’ye gönderilen Mavi Marmara Türk gemisine yönelik saldırıyla bu tanım yarıda kalmıştır. Bu olay şuana kadarki en büyük gerginliğin yaşandığı, ilişkilerin kopma noktasına geldiği olaydır. İçeriği ise şöyledir: ”Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım” kampanyası kapsamında Gazze’ye gidecek ”Mavi Marmara” adlı yolcu gemisi, Antalya Limanı’ndan 28 Mayıs 2010 tarihinde yola çıktı.[5] İlk olarak dokuz gemiye sahip filo, yaşanan aksaklıklardan sonra yolcuların bazılarını Mavi Marmara’ya aktararak altı gemiye düştü. Türkiye’nin yanı sıra 32 ülke vatandaşının bulunduğu gemiye, İsrail askerlerinin düzenlemiş olduğu operasyonla 4’ü Türk 9 kişi yaşamını yitirdi.[6] İsrail Dışişleri Bakanı Yardımcısı Dani Ayalon baskınla ilgili İsrail’in özür dilemeyeceğini, asıl özür dilemesi gerekenlerin, gemi seferinin organizatörleri olduğunu savundu.[7]

Bu olaydan sonra gerilen ilişkilerle beraber Türkiye’nin saldırıya nasıl bir tepki vereceği, ne tür bir yol haritası çizileceği merak konusu oldu. Nihayet 15 Haziran 2010’da Ankara’nın açıklamasıyla bu durum son buldu. İsrail’in “uzlaşmaz tutumuna” karşı çizilen yol haritasının maddeleri şöyledir:

· Yaptırımlar; İsrail halkına yönelik değil, İsrail hükümetine yönelik gerçekleştirilecek.

· Bu çerçevede, İsrail vatandaşlarına vize verilmemesi ya da İsrail özel şirketlerine ait gemilerin Türk limanlarına alınmaması gibi yöntemlere asla başvurulmayacak.

· İsrail hükümetine en büyük tepki, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin düzeyi düşürülerek gösterilecek. Halen, Türk Büyükelçisi danışma yapılması için Ankara’da bulunuyor. Bu ilişki düzeyinin resmen olamasa da fiilen düşürüleceği anlamına geliyor. Ancak İsrail Büyükelçisi halen Ankara’da görevine devam ediyor. Eğer İsrail uzlaşmaz tutumunu devam ettirirse, bir açıklama yapılarak, bu ülkeye Büyükelçi gönderilmeyeceği söylenecek ve Ankara’da ki İsrail Büyükelçisinin de geri çekilmesi istenecek. Böylece ilişki düzeyi “resmen” düşürülecek.

· İsrail, Türkiye’nin “kırmızı listesine” alınacak. Bunun anlamı ise şu; Türkiye’nin kamu adına yapılan hiçbir ihaleye İsrailli firmaları dahil etmeyecek.

· Türkiye; enerji, su gibi İsrail için yaşamsal olan uluslararası projelere, bu ülkenin dahil edilmesine engel koyacak.

· İsrail’in uzlaşmaz tutumunun anlatılması ve bu ülkenin tecrit edilmesi için uluslararası alanda bir kampanya başlatılacak.

· İsrail’in saldırısı konusunda Türkiye de iç hukuk yollarına başvuracak.[8]

Saldırıdan sonra ABD, İngiltere, Çin, Rusya, Brezilya, İran, Fransa, İrlanda, Norveç gibi dünya liderlerinden İsrail’i kınama mesajları geldi. Ayrıca bazı ülkelerde konuyla ilgili protestolar da düzenlendi. Örneğin; Şimon Peres 12 Haziran 2010’da Güney Kore’ye yaptığı ziyarette protestocular tarafından “katil” sloganlarıyla karşılandı. 1 Haziran 2010’da Avrupa Birliği Dış İlişkiler Temsilcisi Cathrine Ashton AB’nin Türkiye’ye yönelik politikasını tekrar ederek, ablukanın sonlandırılmasını istediklerini belirtti, saldırıyı kınadı ve acilen soruşturulma açılmasını istedi.[9]

Türkiye; NATO, Agit (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) gibi uluslararası kuruluşlara konuyu taşımasının yanında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde İsrail’in kınanması ve bağımsız bir araştırma komisyonunun oluşturulması için girişimlerde bulunmuştur. BM Güvenlik Konseyi de bunun üzerine İsrail’i değil olayı kınamış, bağımsız değil tarafsız bir komisyon oluşturulması kararını almıştır. Komisyonun bağımsız değil de tarafsız olması, İsrail’in de kararlarını yansıtacağını gösteriyor. Bu yüzden Türkiye’nin bu komisyonda değil de İsrail’in özür dilmesinde ve tazminat sağlanmasında ısrarcı olması gerekmektedir.

En son Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’nin başkanlığında, İsrail’in yardım gemilerine düzenlediği saldırının ulusal ve uluslararası hukuk boyutunun değerlendirilmesi ve uluslararası soruşturmaya hazırlık yapılması amacıyla bir komite kuruldu. Komite toplantılarının ilkini 14 Haziran 2010’da, ikincisini ise 16 Haziran’da yaptı. Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan yazılı açıklamada: “Söz konusu komitenin toplantıları devam edecektir” denildi.[10]

Şimdi bu süreçten sonra önemli olan “sürekliliğin” sağlanmasıdır. Ülke olarak kendi haklarımızı savunmazsak başkalarının bizim haklarımızı savunmasını beklemek pek gerçekçi olmaz. Özellikle son dönemde artan terör olaylarıyla değişen gündemle askıya alınan İsrail saldırısının, kurulan komiteyle ya da başka unsurlarla incelenmesi sürdürülmedir. Uluslararası hukuka aykırı olan bu saldırının izleri etkili bir biçimde İsrail’e ifade edilmelidir. Zaten ülkemizin en büyük sorunu politika belirlemek değil, bu politikada ısrarlı tavrını sürdürememesidir. Fakat bu sefer böyle olmamalıdır. Mavi Marmara saldırısında yaşanan bu insanlık dışı olaya, ülkemiz çıkarları doğrultusunda gerekli yaptırımlarla tepkimiz belli edilmeli ve İsrail’in yaptığı yanına kar bırakılmamalıdır.

[1] http://www.stargazete.com/kitap/davos-ve-heronlarin-oncesi-de-var-haber-248183.htm
[2] http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0srail-T%C3%BCrkiye_ili%C5%9Fkileri
[3] http://www.sayhadergi.com/2770/dunden-yarina-israil-son-israil-ne-olur
[4] http://www.mfa.gov.tr/turkiye-israil-siyasi-iliskileri.tr.mfa
[5] http://www.haberturk.com/yasam/haber/518451-mavi-marmara-yola-cikti
[6] http://www.haberhit.com/haber/28398/mavi-marmarada-4u-turk-9-kisi-yasamini-yitirdi.html
[7] http://www.ntvmsnbc.com/id/25105866/
[8] http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=15035133&tarih=2010-06-15
[9] http://www.euractiv.com.tr/ab-ve-turkiye/article/abden-israil-saldrsna-knama-010433
[10] http://www.internethaber.com/israil-saldirisi-icin-komite-kuruldu-261753h.htm?interstitial=true

Mavi Marmara katliamı bir Türk İsrail yanıltma operasyonu ve Sur iye Savaşı’na ‘açılım’ mıydı?


31 Mayıs 2010’da silahlı İsrailli teröristlerin, dünyayı şoka sokan korkunç baskını, İsrail’in terör, nefret, kan dökme ve cinayetlerle dolu geçmişini bilmeyenleri şaşkınlığa sürükledi. İsrail’in bu ürkütücü tutumu Siyonistlerin davranışlarını yakından tanıyan Filistinlilere ve diğerlerine pek de şaşırtıcı gelmedi.

Olayın ardından, sonuçları büyük tartışmalar yaratabilecek, ayrıntılı araştırılması gerekli bir çok bilgi ortaya çıktı. Olay görünenden çok farklıydı: Nisan 2010’da Gazze’ye giden gemide yapılan katliam, İsrail’in sıradan bir tecavüzü değil, Türk hükümetinin tüm desteği ile gerçekleştirilen, uzun zamandır planlanan bir operasyon idi. Operasyonun birkaç değişik amacı vardı ancak uluslararası sularda dokuz kişinin soğukkanlılıkla katledilmesinin bir amacı da Suriye’de sürmekte olan savaşla bağlantısıydı..!

İspanyol gazeteci Daniel Iriarte’nin, 17 Aralık 2011 tarihli bir raporunda şu kilit noktalar yeralıyor. (1) Iriarte Suriye’de, Abdelhakim Belhaj (NATO ajanı ve Trablusgarp kasabı) ile bağlantısı olan üç Libyalı ile konuştu. Belhaj, Batı’nın istihbarat güçleri için had safhada ‘değerli’ydi . Bunu, Madrid bomba olayları ile doğrudan ilişkisi, İspanya Başbakanı Jose Maria Aznar tarafından açıklanması gösterdi.

Filistin’i de Suriye’yi de parçalamakta olan, Batı, Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi ve İsrail üçlüsünün ‘görev adamı’ olarak Libya’dan Suriye’ye (2) gelmişti.. Iriarte ile görüştüklerinde, kimliklerini ve milliyetlerini gizleme gereği görmeyen bu Libyalı tetikçiler, “Suriyeli muhalif kardeşlerinin ihtiyaçlarını öğrenmek için” Suriye’de olduklarını söylediler. Bunlardan biri, Libya ve İrlanda vatandaşı olan, Trablusgarp Askerî Konseyi lideri, Abdelhakim Belhaj’ın yardımcısı, Trablusgarp grubu kumandanı Mahdi al‑Harati idi. Trablusgarp Askerî Konseyi, Libya’da NATO’nun paralı askerlerini organize etmekle sorumluydu. İşgalcilerin kirli işlerini yapan, NATO adına çalışan bir oluşumdu.

Al-Harati, Iriarte’ye, “Mavi Marmara saldırısı esnasında yaralandığını ve Tel Aviv’de dokuz gün hapiste kaldığını” söyledi.

NSNBS adlı internet sitesinde “GLADİO, Bin Ladin’den Erdoğan’a, Belhadj ve Hamas: Mossad ve NATO’nun kirli çamaşırları 2012” başlıklı çok önemli bir yazı yayınlandı.

NSNBS’nin editörü Christof Lehmann, kendisine bilgi veren ve güvenilir bağlantıları olan bir Filistinlinin, Al‑Harati dışında, NATO’nun has adamı Abdelhakim Belhaj’ın da o uğursuz gecede Mavi Marmara’da olduğu bilgisini verdiğini açıkladı.

İrlanda’da, CİA’dan (3) gelen yüzbinlerce dolarla rahat bir yaşam sürdüren Mahdi al‑Harati’nin Mavi Marmara baskınından sonra İsrail yetkilileri tarafından sağ salim serbest bırakılmasına şaşmayın.

Çünkü Batı‑İsrail amaçlarına sadakat ile hizmet eden al‑Harati, NATO’nun ayarladığı asi güçlere kumanda etmek için Şubat’ta, karşıdevrim başlangıcında (CIA ajanı Khalifa Haftar gibi), (4) İrlanda’dan Libya’ya gelmişti.

Okurların sorması gereken soru şu: Dünyanın değişik ülkelerinden gelen, iyi kalpli ve Filistin’le dayanışma amaçlı ‘humanist’ kişiler tarafından organize edilen Mavi Marmara gemisi Gazze seyahatinde , Batı’nın iki istihbarat ajanının ne işi vardı?.

Acaba Mavi Marmara katliamı, Erdoğan’ın Suriye ile savaş planlarına karşı çıkan bazı Türklerin ortadan kaldırılmasını kolaylaştırmak için Türkiye ve İsrail’in birlikte hazırladıkları büyük bir oyun muydu?. Şiddetli İsrail karşıtı olan, aynı zamanda Suriye’ye müdahaleye karşı çıkan Müslüman Kardeşler ve benzer örgütlerden kişiler, Mavi Marmara gemisiyle Gazze seyahatine kolayca ikna edilmişlerdir.

NATO ajanları Belhaj ve Al‑Harati’nin, İsrail ordusunun katliam mangalarının hedeflerini belirmeye yardımcı olmaları için, gemide olmaları ve katledilen Türklerin çok kısa mesafeden ateş edilerek öldürülmüş olmaları bu kuramı destekliyor.

İsrail saldırısını inceleyen Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun Eylül 2010 raporunda, Mavi Marmara’da öldürülenlerden altısının İsrail teröristleri tarafından infaz edildiği kesin olarak belirlendi. (5)

Raporda, Furkan Doğan’ın , İsrail katillerinin hedef aldığı diğerleri gibi, infaz edildiği, hareketsiz yerde yatarken doğrudan kafasına ateş edildiği anlatılıyor. Bu şekilde bir infaz, İsrail askerlerinin, yolculardan belirlenmiş kişilerin öldürülmesi için emirle hareket ettikleri anlamı taşıyor.

Bu düşüncenin doğruluğu, İsrail askerlerinin, ellerinde bir hedef listesi ile gemiye çıkmış olmaları ile kanıtlanıyor. (6)

Bu operasyonun diğer bir stratejik amacı da , İsrail’e karşı içi boş bir saldırganlık gösteren Erdoğan’ın Türk halkının desteğini kazanmasıydı. Amaç, bu halk desteğini, NATO ajanları Belhaj ve al‑Harati’nin de yakinen içinde olduğu, Türkiye’nin Suriye’ye karşı düzenlediği nefret kampanyasına kanalize etmekti.

Christof Lehmann, Mavi Marmara olayını “yakın geçmişin en aldatıcı yanıltma operasyonu” olarak tarif ediyor. İsrail’in toprak gaspına karşı çıkan, Filistin dayanışmasının ana direği olan Hamas’ın, bir anda Libya ve Suriye savaşlarının mimarlarından olan, Katar ve Suudi Arabistan (7) ile aynı safa geçmesi, bu değerlendirmenin olasılığını güçlendiriyor.

Dilipak, dilinden kacirdi mi?


Yorumsuz yorum!

"Bu ölümlerden sonra Fethullah Gülen de şöyle söylemişti: İsrail haklı…"

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: