Etiket arşivi: mit

KOZİNOĞLU’NUN ŞÜPHELİ ÖLÜMÜNÜN BİRİNCİ YILI


Soru işaretleri ile dolu 365 gün

MİT Başmüşaviri görevindeyken tutuklanıp Silivri Cezaevi‘ne konulan emekli Bordo Bereli Binbaşı Kaşif Kozinoğlu‘nun ölümünün üzerinden bir yıl geçti. Kozinoğlu’nun ölümünün üzerindeki sır perdesi hala aralanmadı. Eski MİT müşavirinden geriye ağır suçlamalar ve analiz notları kaldı.

(İLGİLİ HABER) MİT, KOZİNOĞLU’NU AKLAMIŞTI

(İLGİLİ HABER) TÜRK GENERAL KOZİNOĞLU

(İLGİLİ HABER) FETULLAHÇILARIN KOZİNOĞLU TELAŞI

(İLGİLİ HABER) ‘BABAMIN KALP HASTALIĞI YOKTU’

(İLGİLİ HABER) AMCA KOZİNOĞLU KONUŞTU

(İLGİLİ HABER) VANLILAR KOZİNOĞLU’NU UNUTMAYACAK

(İLGİLİ GALERİ) KOZİNOĞLU’NA SON VEDA

Kazakistan’da görevli olduğu dönemde Türkiye’ye çağrılan ve tutuklanan MİT Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu, hayatını kaybedeli 1 yıl oldu. 12 Kasım 2011’de tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’ndeyken geçirdiği ani rahatsızlık sonucu hastaneye kaldırılan ancak kurtarılamayan Kozinoğlu’nun ölümü hala aydınlatılamadı.

MİT Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu’nun kalp krizi nedeniyle öldüğü öne sürüldü. Kozinoğlu’nun ölümünün ardından Silivri Cezaevi’ndeki sağlık koşulları tartışma konusu oldu. Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan çelişkili açıklamalar ölümünü şüpheli hale getirdi.

Türkiye’ye döner dönmez tutuklanan Kozinoğlu öldüğünde henüz bir kez bile hakim karşısına çıkamamıştı. Ancak bildiklerini yazdığı mektupları, Aydınlık Gazetesi‘ne ulaştırdı. Aydınlık’ın yayınladığı mektuplarda, AKP’nin MİT içerisindeki yapılanmasından cemaatin mal varlığına kadar birçok bilgiyi kamuoyuna ulaştırdı.

Kaşif Kozinoğu, Başbakan Erdoğan’ın İsviçre’de 8 ayrı hesabının bulunduğunu da mektuplarında açıklamıştı.

Kozinoğlu’nun ölümünün ardından hakkındaki dava düştü. Ancak ölümüyle ilgili Adli Tıp raporu, kamuoyuna açıklanmadı.

KAYNAK: ULUSAL KANAL

Sabahattin Önkibar: MİT, evet Bahçeli ajanımızdır nasıl der? /// CC : @sonkibar


Bu olay tarihe geçecek bir siyasi mizah skandalıdır.

Bir siyasi partinin lideri istihbarat kurumuna müracaat edip sizin adınıza çalışmadığımı tescilleyin diyor.

Evet MİT’e müracaat edip bana istihbarat ajanı olmadığımı gösteren bir belge verin diye resmen talepte bulunan Devlet Bahçeli’den söz ediyorum.

Hayır bu teşebbüs Devlet Bahçeli’nin bugünkü kongreden sadece ne kadar çok korktuğunu değil aynı zamanda seviyesini de ortaya koyuyor.

Ne demek MİT’ten kağıt istemek ve onun vereceği hayır ajanımız değildir evrakı ile siyaset yapmak!

Ne yani Bahçeli gerçekten MİT’in eski ya da bugünkü gizli mensubu ise MİT evet öyledir mi diyecek?

Böyle bir şey olabilir mi?

Devlet bey bu girişimi ile kongre delegesi MHP’lilerin zekasıyla alay ediyor ve onları bu şekilde etkileyeceğini hesap ediyor ama bilmiyor ki aslında hem kendinin hem de partisinin imajını yerlere seriyor.

Yahu siyasi bir lider nasıl böyle bir görüntüye girer ve böyle bir konuda isteyerek kendini manşetlere oturtur?

Şimdi birileri çıkar ve yarası olan gocunur derse ne cevap verecek?

Öyle ya bu ülkede tarihten bugüne onlarca siyasetçinin hiçbiri için MİT ajanıdır diye bir şayia çıkmazken Bahçeli ile ilgili bu söylenti neden?

Diyelim çamur attılar, bu kadar üstüne alınmak ve MİT den belge istemek niçin?

İlaveten Bahçeli’nin bu teşebbüsünü birileri pekala kongre için MİT’ten yardım istedi diye de yorumlayabilir.

Geçen gün de yazdık biz hukuken ispatlı olmayan hiçbir şeyi yani Bahçeli’nin MİT’çi olduğu iddialarını asla geçerli kabul etmeyiz lakin Bahçeli’nin son tutumu Alpaslan Türkeş’in hapisteyken askeri doktoru olan Selim Kaptanoğlu’nun iddialarını bu şekilde topluma mal edilmesine katkı yapmadı mı?

Gelinen bu noktadan sonra Devlet Bahçeli bugünkü kongreyi kazansa bile artık ABD siyasi literatürüne göre topal ördektir yani siyaseten bitmiştir.

Erdoğan’ın aceleciliği Bahçeli’ye destek için mi?

30 Ekim 2012 tarihli yani dört gün önceki yazımıza Başbakan Erdoğan dünyada örneği olmayacak bir süratle 100 bin liralık dava açtı.

Dahası devletin Anadolu Ajansı bu dava haberini anında servise koydu ve yandaş medya da haberin üstüne atladı.

Altı çizilmesi gereken husus sadece bu sür’at değil dava içeriğinin Anadolu Ajansı tarafından açıklanmasıydı.

Evet hadise net, açılan bu dava ile Başbakan aslında bir mesaj veriyordu.

Peki yazımızdaki haber ne miydi?

Tayyip Erdoğan’ın Meral Akşener’e, kongrede Bahçeli’yi destekle demesiydi.

Yazıda Erdoğan için değil bir hakaret zerre bir yorum bile yok.

Yazdığım bana intikal eden ve doğruluğuna inandığım bir kulis bilgisi ki yine Erdoğan hakkında benzer yüzlerce kulis haberlerini yazmama ve o yazılarımdan hiçbirine dava açılmamasına rağmen bu dava neden?

Tahminime göre Başbakan, MHP delegasyonu bu haberden etkilenip Bahçeli’yi karşısına almasın diye düşünmüş olabilir.

Eğer öyle ise Tayyip bey’deki bu Bahçeli sevdası neden?

Yahu Erdoğan değil midir ülkücüleri her fırsatta katil diye lanse edip alay eden?

Ne yazdıysak o!

Yine ben yazmıştım demek istemem ama açın bakın Aydınlık Gazetesinin arşivine birkaç gün önce yazdıklarım ortada.

Daha Özal’ın naaşı mezarından çıkarılmadan senaryo ve hikayelerle komplolar hazır demiştim.

Haksız çıkmak isterdim ama olmadı yine haklı çıktım.

Turgut Özal’ın zehirlendiği iddiaları manşetlerde.

Sakın yalanlandı falan demeyin!

Yalanlama zehirlenme olayına değil, zehirleyen maddeyedir.

Adli Tıp Kurumu Başkanının beyanları ortada ve zehirlenmeyi kabul ediyor.

Ahmet Özal daha öte bir söz ediyor ve devamı gelecek diyor.

İlk manşetler ve kısmi saptırmalar kamuoyunu alıştırmak içindir.

Ağır ağır zehirlenme iddiaları en üst düzeyde ifade edilecek ki zaten AKP’nin grup başkanvekili bugünden söylüyor.

Diyeceksiniz ki sen bunu nereden öğrendin?

AKP’yi iyi bilmem, ardındaki küresel güçlerle hedeflerini iyi okumam ve metotlarına aşina olmamdan.

Yani bizimki siyaseti koklayan bir gazetecinin öngörüsü ve görüyorsunuz doğu çıktı.

Peki bu öngörünün kaynakları mı?

Ergenekon’dan Balyoz’a kadar pek çok tezgah ya da tertip!

O davalar tıpkı Özal’ın naaşı misali önceden senaryosu yazılıp uygulamaya konulmadı mı?

Hedeflenen ise devleti karanlık göstermek yani Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Cumhurbaşkanını bile zehirlediği spekülasyonunu merkeze oturtmak .

Dış emperyal dinamiklerin bu projede hesabı hâlâ millilik sınırında olan TSK’yı topyekün sabote etmektir.

İç iktidar dinamiklerinin amacı ise hem eşikteki üç büyük seçimde yeni bir hikayeye kavuşup kitleleri afyonlamayı sürdürmek, hem de sıcak bakılmayan TSK’nın imajını biraz daha kırmaktır!

Psikolojik operasyonlara karşı korunmak adına karşı operasyonlar yapmak ya da en azından yapılacak operasyonları kestirip onu kamuoyuna duyurmak ve etkisiz kılmak çok etkili bir metot ama bunu biz gazeteciler yaparken Bahçeli ile Kılıçdaroğlu kös kös seyrediyorlar.

Pardon, onlar zaten o operasyonun en temel unsurları mı dediniz!

Aydınlık

MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI’NIN 9 GÖREVLİSİ HAKKINDA SORUŞTURMA BAŞLATILDI!..


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı gazeteciler Ahmet Altan, Mehmet Altan, Yasemin Çongar’ın da arasında bulunduğu 9 kişiyi sahte kod adı ile dinleyen MİT görevlileri hakkında “Resmi belgede sahtecilik”, “Haberleşmenin gizliliğini ihlal” ve “görevi kötüye kullanma” suçlarında soruşturma başlatılması için Başbakanlık’tan izin istedi. Yazıda toplumun güzide bir kurumu olan MİT’in sahtecilik yaparak kod isimleri kullanarak mahkemelerden dinleme kararı alması ile toplum içindeki güvenilirliğinin zedelendiği öne sürüldü.

ÇONGAR’A “ELİZABET”, AHMET ALTAN’A “CAŞİT” KOD ADI

18 Ekim 2012’de Başbakanlık makamına gönderilen yazıda soruşturma izni istenen görevlilerin isim belirtilmezken, “MİT İstanbul Bölge Başkanı, yazıların düzenlenmesinde bölge başkanına sunan imzalayan diğer görevliler” denildi. Suç tarihlerinin ise kurumun düzenlediği her bir tutanak için ayrı tarih esas alınarak 30 Ekim 2008-9 Şubat 2009-8 Mayıs 2009-17 Haziran 2009-18 Eylül 2009-4 Kasım 2009-24 Ocak 2012 olduğu ifade edildi.

Soruşturma izni için Başbakanlığa gönderilen yazıda İstanbul MİT Bölge Başkanlığı’nın Müsteşar adına adına yapmış olduğu yazıda casusluk suçuna karıştıkları iddia edilerek Yasemin Çongar adına ve babası Behiç Çongar adına kayıtlı telefonun “Elizabet” ve “Arashi Quarzad”, Ahmet Altan’ın “Caşit” ve “Hossain Seyfullah”, Markar Eseyan’nın “Vahan” ve “Hossain Seyfullah”, Amberin Zaman’ın “Demi” ve “Quramaddin Fatımı”, Mehmet Altan’ın”Pastör” ve “Quramaddin Fatımı” kod adı ile dinleme talep edildiği, 30 Aralık 2008-9 Şubat 2009-8 Mayıs 2009 ve 4 Kasım 2009 tarihlerinde alınan mahkeme kararları ile dinlendiği ifade edildi.

MAİL ADRESLERİNİ DE İZLEDİLER

Mehmet Baransu hakında da aynı gerekçe ile “Malik Hussein Feyda” kod adı ile 17 Haziran 2009 ve 18 Eylül 2009’da dinleme kararı alındığı anlatılan yazıda Tuğba Altun’un da Malik Hussein Feyda kod adı ile alınan kararla 24 Ocak 2012’de dinlendiği bilgisine yer verildi. Nesibe Altun ile Züleyha Yusuf’un mail adreslerinin de mahkeme kararı ile izlenmeye alındığı belirtildi.

“İŞLEDİKLERİ HERHANGİ BİR SUÇ OLMADIĞINI BİLDİKLERİ HALDE…”

”Yazının devamında ise “Suç tarihinde görevli MİT İstanbul Bölge Başkanı ve tutanaklarda tespit edilecek parafı, bilgi yazısı olan, teşkilat görevlileri müşteki mağdurların işledikleri herhangi bir suç olmadığını bildikleri halde ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı ve mahkemelerin kendilerine dinleme veya izleme izni vermeyeceklerini, bunun kanuna aykırı olduğunu düşündüklerinden Tuğba Altun, Nesibe Altun ve Züleyha Yusuf haricindeki kişiler için sahte kod adı üretmişler ve sanki "casusluk" suçunu takip ediyormuş düşüncesini oluşturmuşlardır” denildi.

“MAHKEMELERİ DE ZAN ALTINDA BIRAKTILAR”

Bir kısım müştekiler için iki defa dinleme- uzatma kararı aldıktan sonra aynı numaralara farklı kod adıyla tekrar talepte bulunulduğu anlatılan yazıda şunlara yer verildi: “Yapılan eylem Türk milleti adına yargılama yapmakta olan kararı veren mahkemeleri de zan altında bırakmıştır. Zira iş yoğunluğundan bildirilen numaraları inceleyememiş ve kurumu olan güvenlerinde dolayı ayrıca işin acil olması sebebiyle ibraz edilen sahte delillere itibar edilerek karar vermek zorunda kalmışlardır.

“YAPTIĞI SAHTECİLİK İMAJINI OLUMSUZ ETKİLEDİ”

Ayrıca ilgili Milli İstihbarat Teşkilatı Türkiye’nin güzide ve saygın bir kuruluşu olmakla yapılan sahtecilik toplumsal imajında olumsuz etkiler meydana getirmiştir. Çünkü halkın çok önemli işler yaptığı bir kurumun, haklı bir sebep var ise yeterli deliller ile birlikte ilgili mahkemelerden talep edip karar almasında ve ilgili kişileri dinlemesinde bir mahsur yoktur.

“KURUMA GÜVENİ ZEDELEDİ”

Fakat bunun sahte talep yazılarıyla birlikte sahte isimler altında istenilmesi kurumlar arasında olan güveni zedelediği gibi dürüst insanlarda da "Acaba ben de dinleniyor muyum?" şeklinde düşünceler oluşturmasına ve devlete olan güvenin zedelenmesine sebep olmuştur. Söz konusu belgeyi düzenleyen kişiler, görevliler resmi belgede sahtecilik, haberleşmenin gizliliğini ihlal ve görevi kötüye kullanma suçlarını her bir kişi ve evrak yönünden ayrı ayrı işledikleri anlaşılmıştır. Bu sebeple ilgili kişiler hakkında soruşturma izni verilmesi görüşü ile yüksek makamınız tarafından şüpheliler hakkında soruşturma izni hususunda karar verilmesi arz olunur”

TARAF’ÇILARI DİNLEYEN MİT’ÇİLERE DAVA


İstanbul’da MİT soruşturması

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, (terör örgütü yandaşı ve TSK karşıtı)gazeteciler Ahmet Altan (fotoğrafta soldan ikinci) Mehmet Altan, Yasemin Çongar’ın da (fotoğrafta en solda) arasında bulunduğu 9 kişiyi sahte kod adı ile dinlediği iddia edilen MİT görevlileri hakkında “Resmi belgede sahtecilik”, “Haberleşmenin gizliliğini ihlal” ve “görevi kötüye kullanma” suçlarında soruşturma başlatılması için Başbakanlık’tan izin istedi. Yazıda toplumun güzide bir kurumu olan MİT’in sahtecilik yaparak kod isimleri kullanarak mahkemelerden dinleme kararı alması ile toplum içindeki güvenilirliğinin zedelendiği öne sürüldü.

(İLGİLİ HABER) BARANSU’YU DİNLEDİ DİYE 4 ASKER TUTUKLANDI

ÇONGAR’A “ELİZABET”, AHMET ALTAN’A “CAŞİT” KOD ADI

18 Ekim 2012’de Başbakanlık makamına gönderilen yazıda soruşturma izni istenen görevlilerin isim belirtilmezken, “MİT İstanbul Bölge Başkanı, yazıların düzenlenmesinde bölge başkanına sunan imzalayan diğer görevliler” denildi. Suç tarihlerinin ise kurumun düzenlediği her bir tutanak için ayrı tarih esas alınarak 30 Ekim 2008-9 Şubat 2009-8 Mayıs 2009-17 Haziran 2009-18 Eylül 2009-4 Kasım 2009-24 Ocak 2012 olduğu ifade edildi.

Soruşturma izni için Başbakanlığa gönderilen yazıda İstanbul MİT Bölge Başkanlığı’nın Müsteşar adına adına yapmış olduğu yazıda casusluk suçuna karıştıkları iddia edilerek Yasemin Çongar adına ve babası Behiç Çongar adına kayıtlı telefonun “Elizabet” ve “Arashi Quarzad”, Ahmet Altan’ın “Caşit” ve “Hossain Seyfullah”, Markar Eseyan’nın “Vahan” ve “Hossain Seyfullah”, Amberin Zaman’ın “Demi” ve “Quramaddin Fatımı”, Mehmet Altan’ın”Pastör” ve “Quramaddin Fatımı” kod adı ile dinleme talep edildiği, 30 Aralık 2008-9 Şubat 2009-8 Mayıs 2009 ve 4 Kasım 2009 tarihlerinde alınan mahkeme kararları ile dinlendiği ifade edildi.

E-POSTA ADRESLERİNİ DE İZLEDİLER

Mehmet Baransu hakında da aynı gerekçe ile “Malik Hussein Feyda” kod adı ile 17 Haziran 2009 ve 18 Eylül 2009’da dinleme kararı alındığı anlatılan yazıda Tuğba Altun’un da Malik Hussein Feyda kod adı ile alınan kararla 24 Ocak 2012’de dinlendiği bilgisine yer verildi. Nesibe Altun ile Züleyha Yusuf’un mail adreslerinin de mahkeme kararı ile izlenmeye alındığı belirtildi.

“İŞLEDİKLERİ HERHANGİ BİR SUÇ OLMADIĞINI BİLDİKLERİ HALDE…”

”Yazının devamında ise “Suç tarihinde görevli MİT İstanbul Bölge Başkanı ve tutanaklarda tespit edilecek parafı, bilgi yazısı olan, teşkilat görevlileri müşteki mağdurların işledikleri herhangi bir suç olmadığını bildikleri halde ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı ve mahkemelerin kendilerine dinleme veya izleme izni vermeyeceklerini, bunun kanuna aykırı olduğunu düşündüklerinden Tuğba Altun, Nesibe Altun ve Züleyha Yusuf haricindeki kişiler için sahte kod adı üretmişler ve sanki "casusluk" suçunu takip ediyormuş düşüncesini oluşturmuşlardır” denildi.

“MAHKEMELERİ DE ZAN ALTINDA BIRAKTILAR”

Bir kısım müştekiler için iki defa dinleme- uzatma kararı aldıktan sonra aynı numaralara farklı kod adıyla tekrar talepte bulunulduğu anlatılan yazıda şunlara yer verildi: “Yapılan eylem Türk milleti adına yargılama yapmakta olan kararı veren mahkemeleri de zan altında bırakmıştır. Zira iş yoğunluğundan bildirilen numaraları inceleyememiş ve kurumu olan güvenlerinde dolayı ayrıca işin acil olması sebebiyle ibraz edilen sahte delillere itibar edilerek karar vermek zorunda kalmışlardır.

“YAPTIĞI SAHTECİLİK İMAJINI OLUMSUZ ETKİLEDİ”

Ayrıca ilgili Milli İstihbarat Teşkilatı Türkiye’nin güzide ve saygın bir kuruluşu olmakla yapılan sahtecilik toplumsal imajında olumsuz etkiler meydana getirmiştir. Çünkü halkın çok önemli işler yaptığı bir kurumun, haklı bir sebep var ise yeterli deliller ile birlikte ilgili mahkemelerden talep edip karar almasında ve ilgili kişileri dinlemesinde bir mahsur yoktur.

“KURUMA GÜVENİ ZEDELEDİ”

Fakat bunun sahte talep yazılarıyla birlikte sahte isimler altında istenilmesi kurumlar arasında olan güveni zedelediği gibi dürüst insanlarda da "Acaba ben de dinleniyor muyum?" şeklinde düşünceler oluşturmasına ve devlete olan güvenin zedelenmesine sebep olmuştur. Söz konusu belgeyi düzenleyen kişiler, görevliler resmi belgede sahtecilik, haberleşmenin gizliliğini ihlal ve görevi kötüye kullanma suçlarını her bir kişi ve evrak yönünden ayrı ayrı işledikleri anlaşılmıştır. Bu sebeple ilgili kişiler hakkında soruşturma izni verilmesi görüşü ile yüksek makamınız tarafından şüpheliler hakkında soruşturma izni hususunda karar verilmesi arz olunur”

CIA planı tıkır tıkır işletiliyor!


Düşünce kuruluşu adı altında faaliyet gösteren Ekopolitik’in elemanı Prof. Dr.Vamık Volkan’ın hazırladığı PKK açılımı raporundaki maddeler bir bir gerçekleştiriliyor.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında ülkesini savunmak yerine ABD’ye kaçan ve CIA gibi kuruluşlara da hizmet veren Volkan’ın iktidar tarafından sahiplenilen önerileri şunlar:

Raporda neler var?
Hükümet, geri adım atmamalı. CHP katkı sunacak politikalar üretmeli.

Gerçekleşti
Operasyonlar durmalı. PKK’nın dağdan indirilmesi için zemin hazırlanmalı

Görüşülüyor
Anadilde eğitim konusu tartışmaya açılmalı. Kürtçe, seçmeli ders olabilir.

Gerçekleşti
Katı devlet anlayışı son bulmalı. Yerel yönetimler güçlendirilmeli.

Gerçekleşmek üzere
Çözüm önerileri kamuoyu ile paylaşılmalı.

Gerçekleşti
Özerkliğin tartışmaya açılması

Gerçekleşti
G. Doğu’da ’Ne Mutlu Türküm’ yazılarının silinmesi “

Gerçekleşti
Okullarda andımızın kaldırılması

Görüşülüyor

Volkan’ın Gül’e sunduğu “yol haritası”na uyuluyor!

Bir yandan Cmuhrubşakanı Abdullah Gül’ün “iyi şeyler olacak” sözleriyle başlattığı açılım sürecinin yeni aşaması uygulamaya konulurken, bir yandan da terör örgütünün talepleri arasında yer alan “eyalet sistemi”nin önünü açacağı düşünülen Büyükşehir Yasa Tasarısı İçişleri Komisyonu’ndan geçirilerek Meclis Genel Kurulu’na getiriliyor. Bütün bu çalışmaların Abdullah Gül’e sunulan dosyada yer aldığını YENİÇAĞ daha önce manşetine taşımıştı.

70 maddeden oluşuyor

CIA hesabına çalıştığı bilinen Kıbrıs doğumlu Prof. Dr. Vamık Volkan, Kürt sorununun çözümü konusunda 70 maddenin yer aldığı dosyayı 2010’da Cumhurbaşkanı Gül’e sunmuştu. Dosyada, “Kürtçenin seçmeli ders olması”, “Doğu ve Güneydoğu’da dağlara yazılan ‘Ne Mutlu Türküm’ yazılarının silinmesi”, “Kürtçenin seçmeli ders olması”, “okullarda andımızın kaldırılması” ve “özerkliğin tartışmaya açılması” talepleri yer alıyordu. Düşünce kuruluşu Ekopolitik’in hazırladığı dosyada, “Kürtlerin hassasiyetleri kadar Türklerin de endişelerini ortadan kaldıran dengeli bir politika ortaya konmalı” görüşü yer almıştı. Daha önceki açıklamalarında “Öcalan sürece dâhil edilmesin, af için erken” diyen Volkan’ın, Gül’e sunduğu dosyada PKK’nın dönüşümü için siyasal ve sosyal koşulların hazırlanması vurgusu yapılıyor. İşte, dosyadaki görüşler:

Dosyada neler var

* Hükümet, açılım sürecinden kesinlikle geri adım atmamalı, cesur olmalı. Anamuhalefet partisi CHP de, bu sürece katkı sunacak politikalar üretmeli.

* PKK’nın eylemsizlik kararı doğru okunmalı, kalıcı barış için askeri operasyonlar durdurulmalı.

* PKK’nın dağdan indirilmesi için sosyal ve siyasal zemin hazırlanmalı, Türkiye koşullarına uygun gerçekçi çözümler üretilmeli.

*Anadilde eğitim konusu tartışmaya açılmalı. Kürtçe, Türkiye genelinde olmazsa bile bazı bölgelerde seçmeli ders olabilir.

* Demokratik açılım sürecinden geri adım atılmamalı. Toplumun tüm kesimlerinin süreci anlayabileceği adımlar atılmalı.

* Ortak vatan vurgusu geliştirilerek atılan adımlar kamuoyuna doğru şekilde aktarılmalı.

* Yerel yönetimler güçlendirilmeli.

* Katı devlet anlayışı son bulmalı.

* Kürt sorunu inkârla çözümlenemez. Sorunun çözümüne ilişkin somut bir strateji ortaya konmalı.

* Kürtlerin hassasiyetleri kadar Türklerin endişelerini de ortadan kaldıran dengeli bir politika izlenmeli. Bu sorunun nedenleri, çözüm önerileri kamuoyu ile açık bir şekilde paylaşılmalı.

* Doğu ve Güneydoğu’da toplumla güvenlik güçleri arasındaki tepkisel kısırdöngü kırılmalı.

* Kuzey İrlanda, IRA sorununu çözerken muhafazakâr muhalefet süreci baltalamadı, istismar etmedi. Siyasi parti liderleri bu süreçte siyasi söylemlerinde

dikkatli olmalı.

* İnsan hakları başta olmak üzere demokratik adımlar kesintiye uğramamalı

Barış Doster: Muhalefet Oslo’nun Neresinde?


CHP’nin Sosyalist Enternasyonal ile ilişkisine değerli hocam Prof. Dr. Alpaslan Işıklı da dikkat çekmişti birkaç yıl önce. Bu örgüt ile CHP’nin tarihsel ve ideolojik bir doku uyuşmazlığı içinde olduğunu belirtmişti. Ama belli ki emperyalist batıya duyulan sevda sadece iktidarla sınırlı değil, muhalefette de fazlasıyla güçlü.

Anımsatmakta yarar var. Sosyalist Enternasyonal ileri, gelişmiş, merkez, kapitalist ülkelerin sosyal demokrat partilerinin uluslararası dayanışma ve işbirliği örgütüdür. 2012’de Güney Afrika’da toplanan kongresinde de bunu bir kez daha kanıtlamıştır. Garip olan, CHP gibi, her ne kadar çizgisinden sapsa da, kökleri itibariyle antiemperyalist, tam bağımsızlıkçı, devrimci ve aydınlanmacı olan bir partinin, bu emperyalist örgütten medet ummasıdır. Nitekim CHP yöneticileri bu garabeti, içeriğini bilmeden imza attıkları bir bildiriyle de taçlandırmışlardır. Türkiye’ye döndükten sonra neyi imzaladıklarının farkına varmışlarsa da iş işten geçmiştir. Acı bir tablodur.

Partiyi Güney Afrika’da temsil eden, genel başkanlarını da Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcılığına seçtiren kadroda bulunan bir parti yöneticisi, Türkiye’ye geldikten sonra, imza attıkları metinle ilgili yazılı açıklama yapmıştır. CHP’ye katıldıktan kısa süre sonra genel başkan adayı olacak kadar siyasetten ve parti dinamiklerinden habersiz olan bu politikacı, belli ki kendisine danışmanlık hizmeti de veren 2. Cumhuriyetçi, liberal arkadaşlarının etkisinden olacak, altına imza attıkları metne “güçlü çekinceler koyduklarını” açıklamıştır. Aynen danışmanlarının bir diğer emperyalist proje olan ve Avrupa’daki ekonomik kriz sonrasında geleceği hayli kararan AB’ye “güçlü bir evet” demesi gibi… Hazin bir durumdur.

Güney Afrika’daki toplantıda önünüze konan metni imzalayacaksınız, Türkiye’ye geldikten sonra ise faks çekip, e posta atıp, telefon açıp çekincelerinizi, itirazlarınızı, endişelerinizi bildireceksiniz. “Bu karardan, sonuç metninin bu bölümünden haberimiz yoktu. Haberdar olunca hemen itiraz ettik” demek ciddiyetten uzak bir tutumdur. Ülkemiz adına hem onur hem de umut kırıcıdır. Bu olaydan kısa süre sonra, CHP yöneticilerinin, liberal, numaracı cumhuriyetçi, iktidar yanlısı, Soros sever aydınlar ile bir otelde buluşup, Kürt sorununu tartışmaları, CHP’nin attığı imzanın arkasında olduğu yönünde bir algı yaratmıştır. Söz konusu otel toplantısından partinin sözcüsü dahil pek çok genel merkez yöneticisinin ve TBMM grubunun büyük çoğunluğunun haberdar olmaması da bu algıyı pekiştirmiştir. Altına “bilmeden” imza atılan metin ile parti yönetiminden “habersiz” yapılan otel toplantısının içeriği arasında bağ vardır çünkü. İkisi birbirini tamamlamaktadır. Hele de partinin bir diğer genel başkan yardımcısının, aylar önce gündeme getirdiği akil adamlar önerisi dikkate alındığında, tablo netleşmektedir.

Parti yöneticilerinin sosyal demokrasinin batıdaki tarihi ve işlevi konusundaki bilgi eksiklikleri, doğal olarak onları Sosyalist Enternasyonal’in küresel siyasette kimlerin, hangi merkezlerin aracı olduğu konusunda da bilgisiz kılıyor. Doğaldır bu. Ama doğal olmayan şudur. Altına imza attıkları metne, ülkeye döndükten sonra bir araba dolusu itirazda bulunmak, durumu Sosyalist Enternasyonal’in merkez yöneticilerine iletmek sadece dikkatsizlikle veya dil bilmemekle açıklanamaz. Daha başka şeyler gelir insanın aklına. En hafifinden şu soru sorulur: “Madem metnin içeriğine bu kadar büyük itirazlarınız vardı, niçin imzaladınız?”.

CHP’nin imza attığı metinde Kürt meselesi (Güneydoğu sorunu, terör sorunu, etnik milliyetçilik sorunu ya da bunların hepsi de diyebilirsiniz) uluslararası bir sorun olarak tanımlanmaktadır. Terör örgütü de adeta Filistin Kurtuluş Örgütü gibi bir örgüt olarak konumlandırılmaktadır. Yani tam da emperyalist merkezlerin istediği gibi, konu uluslararası hale getirilmektedir. Türkiye’ye yönelik her türlü dış baskı ve hatta müdahale için psikolojik, politik zemin hazırlanmaktadır. Sorun Türkiye’nin feodal, toplumsal, ekonomik, politik bir sorunu olmaktan çıkarılmaktadır. Sorunun etnik milliyetçi, ırkçı boyutu yok sayılmaktadır. Terör eylemleri adeta geçiştirilmektedir. Bu bağlamda CHP’nin Güney Afrika’da bilmeden attığı imza, Oslo görüşmelerine, usulden itiraz edip, esastan destekleyen tavrıyla uyumludur.

Şüphesiz Sosyalist Enternasyonal kararlarının bağlayıcılığı yoktur. Yaptırımı yoktur. Ama sıkışınca devleti kuran parti olmakla övünen bir partinin, ülkeyi bölmek isteyen emperyalizmin uzantısı ırkçı bir terör örgütünün uluslararası bir toplantıda şirin gösterilmesine karşı itiraz etmemesinin, tersine o metne imza atmasının tarihsel, siyasal, toplumsal, ideolojik, psikolojik karşılığı vardır. İmzayı attıktan sonra, durum anlaşılınca sağa sola yazılı açıklama gönderenlerin, Sosyalist Enternasyonal sekreteryasını arayıp, itirazlarını iletenlerin ciddiyetten uzak tutumlarına layık değildir ülkemiz. Kişilerin politik bilinci danışmanlık hizmeti aldıkları emperyalizm işbirlikçisi, numaracı cumhuriyetçi, iman taciri, manevi- muhafazakâr değer simsarı isimler tarafından sakatlanmış, bulandırılmış olabilir. Neye imza attıklarının farkında olmadıkları gibi ne söylediklerinin de farkında olmayabilirler. Ancak TBMM’de görev alan bir milletvekili, değil Sosyalist Enternasyonal Sonuç Bildirisi, babasının vasiyeti bile olsa, “KÜRT MESELESİ, ULUSLARARASI BİR SORUNDUR. FİLİSTİN MESELESİYLE PARALELLİK GÖSTERİR. BU YÜZDEN ULUSLARARASI GÜNDEME TAŞINMASI GEREKİR” diye yazan bir metne imza atamaz.

Akil adamlar önerisi, Güney Afrika’da atılan imza ve liberallerle otel toplantısı, şu soruyu sormayı gerektirir: Hükümetin akil adamları ile ana muhalefetin akil adamları arasında fark var mıdır? Bildiğimiz kadarıyla yoktur. Hepsi de emperyalizmden aferin almış, ABD’ye sadakati, AB’ye muhabbeti bilinen, liberal, yetmez ama evetçi takımındandır. Başından bu yana sorunun tam da emperyalist güçlerin istediği gibi uluslararasılaşmasını savunan kişilerdir. Belli ki yenileşmiş ve aklaşmış olan muhalefetin lider kadroları, Atatürk’ü, Kemalizm’i partiden kazımaya yeminlidir. Atatürk’ün ilke ve devrimleri milli eğitim müfredatından çıkarılırken, sözleri kitaplardan, meydanlardan silinirken, elinde Türk bayrağı, yakasında Atatürk rozeti olan yurttaşlar TBMM’ye sokulmazken susan bir partinin, Oslo sürecine kararlı, tutarlı, yürekli biçimde karşı çıkması zaten beklenemez. Türk milleti kavramının anayasadan çıkarılmasına itirazı olmayan milletvekilleri mi itiraz edeceklerdir? Yoksa merkez sağın attıklarını, yetmez ama evetçileri kucaklayan, demokratik özerkliğe sıcak bakan, teröriste “arkadaş”, İsmet Paşa’ya ise “soykırımcı” diyenleri TBMM’ye taşıyan, genel affa olumlu yaklaşan TESEV üyesi başkanları mı?

İLK KURŞUN

1 milyarlık istihbarat!


Hükümet savunma için kesenin ağzını açtı!

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın 2013 bütçesi yüzde 33’lük artışla 995 milyon liraya yükseltildi.

Terörü bitirmek için müzakerelerle görevlendirilen ve casus gemisi almaya hazırlandığı bildirilen MİT‘in bütçesi gelecek yıl yüzde 33 oranında artırılarak 995 milyon liraya çıkarıldı. MİT böylece Başbakanlık ve TBMM’nin yanı sıra Enerji, Avrupa Birliği ve Gümrük Bakanlıklarını geride bıraktı. Bütçe hedefleri sarsılıp vergi zamları ile açıklar kapatılmaya çalışılırken savunma harcamalarındaki bu artış dikkat çekti. Son zamanlarda tırmanan terör olayları ve komşu ülkelerle gerilen ilişkiler Türkiye’nin savunma ve güvenlik harcamalarında gözle görülür bir artışa yol açtı. Bir yandan bu yılın harcamaları artarken, gelecek yılın savunma ve güvenlik bütçesinde de kesenin ağzı açıldı. Milli İstihbarat Teşkilatı‘nın 2013 yılı bütçesi bu yılki bütçeye göre yüzde 33 oranında artırılarak 751 milyon liradan 995.6 milyon liraya çıkarıldı. MİT‘in 2013 bütçesinin 545.2 milyonu personele, 59.9 milyonu personelin sosyal güvenlik primlerine, 182 milyonu mal ve hizmet alımlarına, 208.5 milyonu yatırımlara harcanacak. ENERJİ BAKANLIĞI BÜTÇESİ 600 MİLYON MİT bütçesi bu haliyle TBMM’nin 773 milyon, Başbakanlığın 770 milyon liralık bütçelerinin yanı sıra Enerji Bakanlığı (600 milyon), Avrupa Birliği Bakanlığı (214 milyon) ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı (503 milyon lira) bütçelerini geride bırakmış oldu.

8.3 MİLYAR LİRA ÖDENEK!
Savunma ve güvenlik harcaması için 2013 bütçesinde ayrılan ödenek tutarı 2012’ye göre 8.3 milyar lira artırıldı. Milli İstihbarat Teşkilatı, Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Sahil Güvenlik bütçeleri toplamı yüzde 24.5 oranında artarak 34.1 milyar liradan 42.4 milyar liraya çıkarıldı.

404 MİLYON HARCANDI
Artan terör olayları, örtülü ödenek harcamalarına da yansıdı. Sekiz aylık dönem itibarıyla örtülü ödenek harcamaları geçen yıla göre yüzde 57 oranında artarak 257.2 milyon liradan 404 milyon liraya çıktı. Sekiz aylık dönemdeki örtülü ödenek harcaması, geçen yılın tamamındaki 391.7 milyon liralık harcamayı da geçti. Örtülü ödenekten 2003 yılında 103 milyon, 2004’te 107.4 milyon, 2005’te 84.1 milyon, 2006’da 207.6 milyon, 2007’de 262.3 milyon, 2008’de 276.3 milyon, 2009’da 316.9 milyon, 2010 yılında da 390.4 milyon lira harcama yapıldı. Bu arada, bütçenin ödeneği de kapsayan ‘gizli hizmet giderleri’ kaleminde de bu yılın ocak-eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29 oranında artış yaşandı. Geçen yılın dokuz aylık döneminde 675 milyon lira olan gizli hizmet giderleri bu yılın aynı döneminde 868.8 milyon liraya çıktı.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: